8 Madde ile Yaylı Tanburun Mucidi Cemil Bey

Tam teşekküllü bir müzisyen olan Tanburi Cemil Bey, birçok müzik aletini çalabilen, besteleriyle dinleyenleri mest eden bir müzik yeteneğimizdir. Yaylı tamburun mucidi olarak müzik tarihimizde özel bir yeri bulunan bu özel insanı, 8 maddelik listemizle anıyoruz.

[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

1873 yılında İstanbul’da doğan Cemil Bey, çoğu büyük müzisyen gibi küçük yaşlarda müzik eğitimine başlamıştır. İlk başta keman ve kanunda ustalaşan Cemil Bey ilerleyen yıllarda birçok müzik aletini virtüöz seviyesinde çalmıştır.

[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

Cemil Bey’i farklı bir müzisyen kılan özelliklerinden biri hem Batı Müziği’ne hem de Türk Müziği’ne olan hâkimiyetiydi. Küçük yaşta babasını kaybeden Cemil Bey, amcası tarafından batılı anlamda bir eğitim alarak büyütülmüştü. Hem müzik hem de genel kültür alanındaki yetkinliği onun bestelerine, eserlerine bir derinlik katmıştı.

[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

Tanburi Cemil Bey, adını paylaştığı tambur çalgısından başka, klasik kemençe, lavta ve viyolonsel gibi müzik aletlerini de her dinleyeni büyüleyecek bir beceriyle çaldı. Çalgılar konusundaki bu yeteneği, müzik besteleme alanındaki dehasıyla birleşerek efsaneleşmesine, bu topraklarda yaşamış en büyük müzisyenlerden biri olarak anılmasına sebep olmuştur.

[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

Cemil Bey’in tambur hikâyesi, ünlü Tanburi Ali Efendi’den tambur dersleri almasıyla başlamıştır. Ali Efendi’nin ondaki yetenekten çok etkilendiği, bu yüzden de onun çalışını gördükten sonra, tamburu bırakacağını söylediği rivayet edilmektedir. Cemil Bey, Türk Müziği’nin birçok enstrümanına hâkim olsa da, aradığını tamburda bulduğunu sık sık dile getirmiştir.

[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

Tamburu geliştirerek icat ettiği yaylı tanbur ise ona haklı bir şöhret kazandırmıştır. Keman ve kemençe yayını kullanarak tambur çalmış, bu tavrı ile çalgıyı kendi müziğine uyarlamıştır. Tanburi Cemil Bey’in yaşadığı zaman diliminde müziğe bu tarz deneysel yaklaşımlar henüz görülmüyordu, bu durum da kendisine niye “Türk Müziği’nin Dahisi” unvanının layık görüldüğünü mükemmel bir şekilde açıklar.

[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

Tanburi Cemil Bey’in müzik aletlerini kendine has üslubuyla çaldığı birçok icrası bulunur. Bestelediği Hicazkar Peşrevi, Neva Peşrevi, Ferahfeza Saz Semaisi’nin ve nice eserlerinin yer aldığı yaklaşık 80 adet plağı bulunmaktadır. Ayrıca, Batı ve Türk Müziklerini karşılaştırdığı bir kitabı ve yarım kalan bir kemençe metodu da kayıtlara geçmiştir.

[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

Böyle büyük bir ustanın birçok öğrenci yetiştirmiş olması şaşırtıcı değildir. Tanburi Cemil Bey’in sanat dünyamıza kazandırdığı isimler arasında, Tanburi Refik Fersan, Samiye Morkaya, Kadı Fuad Efendi, Fahire Fersan, Ressam Tahsin Bey, Âtıf Esenbel, Şemseddin Ziya Bey, Tanburi Kadıköylü Fuad Sorguç da bulunur.

[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

1916 yılında hayata gözlerini yuman Tanburi Cemil Bey’in hayatından ilham alınarak bir roman bile yazıldı, Lütfiye Aydın’ın kaleminden çıkan “Dehanın Sesi” romanı ünlü müzisyenin ölümünün 100. yılında okuyucuyla buluştu. Büyük ustanın hayat hikâyesi ise önce 1946 yılında Vakit Gazetesi’nde, daha sonra 1947 yılında da “Tanbur-i Cemil’in Hayatı” ismiyle oğlu Mesud Cemil tarafından da kaleme alınmış ve kitap olarak basılmıştı.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir