Kategori: Kültür/Sanat

  • CEMAL SÜREYA ve ŞİİRLERİNDEN ALINTILAR

    Erzincan doğumlu Cemalettin Seber, Haydarpaşa Lisesinde yatılı olarak eğitim görmüş, hukuk diploması alarak memuriyet hayatına atılmış; maliye müfettişi, Darphane ve Damga Matbaası müdürü gibi görevlerde bulunmuştu. Kültür ve Turizm Bakanlığı Kültür Kurulu üyeliği yapmış, yüksek bir bürokrat olarak emekliliğe ayrılmış, 9 Ocak 1990 yılında 59 yaşında iken hayata veda etmişti. Anlattığımız bu hikâye İkinci Yeni’nin öncü şairlerinden Cemal Süreya’ya, onun pek de aşina olmadığımız farklı bir yönüne ait. Aradaki isim uyuşmazlığına gelince… Cemal Süreya ismi, şairin kendi seçtiği mahlası. Bununla birlikte neden “Süreyya” değil “Süreya” dendiği de hep merak konusudur. Nedeni isminden bir harf atmak karşılığında girdiği bahse dayanıyor. Şair bahsi kaybedince Süreyya’daki “y” harflerinden birini çıkarmış ve o tarihten sonra Cemal Süreya olarak anılmıştır. Gelin biz Cemal Süreya’yı en aşina olduğumuz yanı, yani şiirleri ile analım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 7 Madde İle Resimleri Eşliğinde Fikret Mualla

    7 Madde İle Resimleri Eşliğinde Fikret Mualla

    Oldukça eğlenceli bir hikâyeyle başlar aslında hayatı… Kız olacak ümidiyle seçtikleri “Mualla” adını, kendilerine sürpriz yapan oğullarına ikinci isim olarak veren varlıklı bir anne- babadır onunkisi. “Fikret” adı ise ailesinin “Tevfik Fikret” sevgisinden ileri gelir. Yine de Moda’da başlayıp Alp dağlarının güneyinde bir köyde son bulan yaşamı için çoğu insan “trajik” ifadesini kullanır. Trajik ya da dramatik… Nasıl bir yaşam olursa olsun Fikret Mualla pek çok insanın yapamadığını yapmış ve kendinden geriye çok sayıda eser bırakmıştır. Biz de özeline ve sanatına ait bilgiler eşliğinde o eserleri Kültür ve Yaşam’a taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çocukluğundan başlayarak başına gelen ve hayatı boyunca yakasını bırakmayan talihsiz olaylar Fikret Mualla için yaşandığı yerde kalmamış, suçluluk duygusu, dışlanmışlık hissi, utangaçlık, uyumsuzluk, öfke şeklinde taşıyacağı kalıcı hasarlara dönüşmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    fikret mualla müzisyenler

    Eğlenen insanlar, balon uçuran çocuklar, sağlıklı ve keyifli hayvanlar, rengârenk şehirler…  Sanatçı, ruh dünyasındaki kaosa rağmen resimlerine mutsuz kişiliğini değil insanların mutlu olma halini yansıtmıştır ve bu onun sanatındaki en dikkat çekici durumlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    fikret mualla cannes

    Resimlerini gerçekçi bulmayan eleştirmenler de olmuştur fakat o gerçeküstücü de değildir.  Hiçbir akımın etkisinde kalmadığı, özgün bir tarz oluşturduğu, buna karşılık renk kullanımında 20. yüzyılın en önemli ressamlarından Henri Matisse’den etkilendiği ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    fikret mualla sokakta insanlar

    Fikret Mualla’nın soyut resimleri az sayıdadır. Figüratif resimlerinde dikkat çeken özellik ise figürlere kişilik yüklemeden sadece durumu resmetme halidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    fikret mualla paris

    1903-1967 yılları arasında İstanbul-Paris hattında bir hayat süren Fikret Mualla, dünyanın bu iki önemli kentinin sokaklarını, caddelerini, evlerini, gündelik yaşamını, gece hayatını, tarihi yapılarını çokça resmetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    fikret mualla natürmort

    Fikret Mualla’nın hayatındaki önemli ayrıntılardan biri de tablolarını neredeyse yok pahasına satmış olmasıdır. Bu konudaki en çarpıcı anekdot ise Picasso’nun hediye ettiği tabloyu evinde 15 günlük bir misafirlik karşılığında arkadaşına bırakmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    fikret mualla ayasofya

    Günümüzde, Ankara Resim ve Heykel Müzesi’nde bulunan Fikret Mualla Salonu, ölümünün ardından Paris’te açık artırmaya çıkarılan eserlerinin Türk devleti tarafından satın alınmasıyla oluşturulmuştur. Paris’te adına kurulu bir dernek bulunmaktadır. Arkadaşı Abidin Dino’nun yazdığı “Gören Göz İçin Fikret Mualla” kitabı dışında hakkında yazılmış kitaplar, yüzlerce makale, tez bulunuyor.

  • Işığı, Gölgesi ve Resimleriyle Rembrandt

    Işığı, Gölgesi ve Resimleriyle Rembrandt

    1606 ve 1669 yılları arasında yaşayan Rembrandt, değirmenci bir babanın dokuz evladından biri olarak dünyaya gelir… 14 yaşında okuldan alınarak yeteneği olduğu için bir resim atölyesine verilir. Önemli ressamlardan dersler alarak önce gravürde ustalaşır. Dönemin önde gelenlerinden aldığı siparişlerle ünlenirken yaptığı evlilikle yıldızı iyice parlar. Zengin bir hayat sürmektedir. Ne var ki annesi ve ardından eşinin ölümü Rembrandt’ın hayat çizgisinin yönünü aşağı doğru çevirir. Zamanla tüm servetini ve prestijini kaybeder. Kısacası, ışığın ve gölgenin ressamı olarak tarihe geçen Rembrandt van Rijn’in yaşamı da bol ışıklı ve bol gölgeli geçer. Bu listede ise üzerine saatlerce konuşmayı gerektiren resimlerinden 6 tanesini göreceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rembrandt’ın okuldan alınma nedenlerinden biri derslerden çok ilgilendiği portre çizimleriydi. 1628 yılında yaptığı bu otoportre de 22 yaşındaki Rembrandt’a ait. Sağ yanağına düşürdüğü ışık ve yüzünün diğer taraflarını kaplayan gölge onu Rembrandt yapan unsurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dr. Tulp 17. yüzyıl Hollanda’sının önemli cerrahlarındandır ve yılda bir kere verdiği anatomi dersi Rembrandt’ın resim konusu olmuştur. 1632’de yaptığı Dr. Nicolaes Tulp’un Anatomi Dersi isimli tablosu ressamın en ünlü eserlerinden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeni teknikler kullanmayı seven bir ressamdı Rembrandt ve 1642 yılında yaptığı bu resimle hareket halindeki figürleri gösteren ilk kişi oldu. Gece Devriyesi isimli eseri 379,5 cm × 453,5 cm ölçüleriyle en büyük tablosu aynı zamanda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rembrandt çalışmalarında sadece portre ya da figürlere değil doğa betimlemelerine de yer vermiştir ama onun amacı sadece manzarayı resmetmek değildir. Bu tür resimlerine genellikle felsefi ya da melankolik bir hava katar. Kara bulutların yaklaştığı Taş Köprü manzaralı resmi de bunun örneklerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1663 ile 69 yılları arasında yaptığı Savurgan Oğul’un Dönüşü isimli tablosunda, dizleri üstünde babasından af dileyen oğul ile karşılığında şefkat gösteren babayı resmetmiştir. Yapım yıllarından fark ettiğiniz gibi tablo ressamın son eserlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sanatçı son yıllarında oğlunun kurduğu iş yerinde çalışarak alacaklılarla baş etmeye çalışmıştı. 1668 yılında kaybettiği oğlundan bir yıl sonra kendisi de hayata veda etti. Bu portre de Rembrandt’ın pek çok kere model olarak kullandığı oğlu Titus’a ait.

  • TARİHİN İLK İMPARATORU AKADLI SARGON

    Dünya tarihinin ilk büyük imparatorluklarından birini kuran Akadlı Sargon, yalnızca Mezopotamya’nın değil, aynı zamanda insanlık tarihinin en etkileyici figürlerinden biri olarak kabul edilir. Sargon, askerî dehası, organize yönetim sistemi ve kültürel etkileriyle, kendisinden sonraki krallara ve imparatorlara ilham kaynağı olmuştur. Efsanelerle süslenmiş hayat hikâyesi, kazandığı zaferler ve yönetim şekli, onu tarihin unutulmaz isimlerinden biri hâline getirmiştir. Akadlı Sargon’un bu çarpıcı yaşam öyküsü, fetihleri ve tarihe kazandırdığı mirası yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sargon, “Gerçek Kral” veya “Meşru Kral” anlamına gelen “Sarru-Kan” adıyla da tanınır. Efsaneye göre, annesi onu bir sepet içine koyarak Fırat Nehri’ne bırakmıştır. Bu hikâye, antik dünyadaki diğer efsanelerle paralellik gösteren dramatik bir başlangıç sunar. Sepeti, Sümer şehri Kiş’in hükümdarı Ur-Zababa’nın bahçıvanı Akki bulmuş ve onu büyütmüştür. Mütevazı bir bahçıvanın himayesinde yetişen Sargon, bu başlangıcın ardından büyük bir yükseliş yaşayarak tüm Mezopotamya’yı fethetmiş ve tarihin ilk büyük imparatorluklarından birini kurmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sargon, doğumunda kendisine verilen bir isim değil, “Meşru Kral” anlamına gelen ve tahta geçtiğinde kendisinin seçtiği bir isimdi. Doğumu ve gençlik yılları hakkında kesin bilgilere sahip değiliz; ancak bu belirsizlik, efsanevi hikâyelerle süslenmiş bir geçmişin oluşmasına yol açmıştır. Antik Çağ’ın en tanınmış figürlerinden biri olmasına rağmen, Sargon’un yaşamına dair bilgiler modern dünyaya ancak 19. yüzyılda, yazıtları ve otobiyografisinin keşfedilmesiyle ulaşmıştır. Bu bilgiler, Dicle Nehri’nin doğu kıyısında bulunan, bir dönem Asur Devleti’ne başkentlik yapan Ninova’daki Asurbanipal Kütüphanesi’ndeki yazıtlarla ortaya çıkarılmıştır. Bu yazıtlar sayesinde tanıdığımız Sargon, Sümer kent devletlerinden Kiş’in hükümdarı Ur-Zababa’nın yerine tahta geçmiştir. Ur-Zababa’nın ordusunda görev yaparken, Sargon’un, hükümdara karşı düzenlenen bir mücadelede yer aldığı ve bu mücadele sonucunda yönetimi ele geçirdiği bilinmektedir. Sargon, Sümer kent devletleri arasında süregelen çatışmalara son vermiş ve tüm bu şehirleri kendi krallığı altında birleştirerek Mezopotamya tarihinde yeni bir dönemin kapısını aralamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kral Sargon, gerçekleştirdiği bu büyük başarıyla Mezopotamya tarihinde bir ilke imza atmış; dağınık ve bağımsız kent devletlerini bir araya getirerek tek merkezden yönetilen bir imparatorluk kurmuştur. Sargon, imparatorluk genelinde valiler görevlendirmiş ve böylece yerel yönetimi de kendi otoritesi altında birleştirmiştir. Sargon ayrıca Akadcayı resmî dil ilan ederek, kültürel ve idari birliği sağlamış ve imparatorluk çapında standart bir iletişim aracı oluşturmuştur. Vergi toplama sistemini devreye sokarak ekonomik altyapıyı güçlendiren Sargon, Sümer kent devletlerini birleştirmekle kalmamış, kurduğu Akad İmparatorluğu ile Mezopotamya’yı siyasi, kültürel ve ekonomik açıdan yeni bir çağa taşımıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sargon, Sümer kentlerini ele geçirdikten sonra Güneydoğu Mezopotamya ve Güneybatı İran’da bulunan, İran öncesi bir medeniyet olan Elamlar ile bir antlaşma yaparak fetihlerini batıya doğru sürdürmüştür. Bu süreçte Sargon, Anadolu’daki Toros Dağları’na kadar ilerlemiş ve Akad İmparatorluğu’nun sınırlarını genişletmiştir. Bu hamlesinde, devletin yer altı ve yer üstü kaynaklara olan ihtiyacı önemli bir rol oynamıştır. Sargon’un bir diğer stratejik amacı, doğu-batı ticaret yollarını etkin bir şekilde kullanmak ve bu yolların güvenliğini sağlamaktı. Bu doğrultuda Sargon, ordusunu sürekli hareket hâlinde tutarak hem sınır güvenliğini sağlamış hem de olası isyanları bastırarak yönetimini güçlendirmiştir.

     

    Fethettiği şehirlerde garnizonlar kurarak bu bölgeleri kontrol altında tutan Sargon, bu stratejisiyle şehirlerin hem siyasi hem de askerî açıdan doğrudan Akad İmparatorluğu’nun otoritesi altında kalmasını sağlamıştır. Fırat ve Dicle Nehirleri arasındaki verimli toprakları kapsayan Akad İmparatorluğu, Mezopotamya’nın büyük bir bölümüne hâkim olmayı başarmıştır. Akdeniz’den İran Körfezi’ne kadar geniş bir coğrafyada egemenlik kuran bu imparatorluk, merkezî yönetimi sayesinde ticaret yollarını kontrol altına almış ve bu strateji ile büyük bir ekonomik refah ve zenginlik elde etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mezopotamya’nın farklı bölgelerindeki kültürleri ve halkları bir araya getirerek ilk çok uluslu imparatorluk modelini başlatan Sargon, yalnızca Mezopotamya ile sınırlı kalmayıp çevresindeki bölgelerde de etkisini göstermiştir. Onun yönetiminde, vergi toplama, ordu yönetimi ve yerel politikaları kapsayan organize bir bürokrasi sistemi geliştirilmiştir. Sümerler, MÖ 3100-3000 yılları arasında çivi yazısını geliştirerek dünya tarihindeki ilk yazılı belgeleri ortaya koymuşlardır. Sargon ve Akad İmparatorluğu, Sümerlerin bu yazı sistemini benimseyerek kayıt tutma, ticaret ve edebî eserlerin oluşturulmasında yaygın bir şekilde kullanmıştır. Bu durum, Mezopotamya’da yazının önemini artırmış, bilgiyi saklama ve paylaşma süreçlerini daha sistematik hâle getirmiştir. Ayrıca, yazı sayesinde tarihsel kayıtlar daha organize hâle gelmiş, kültürel ve yönetsel mirasın nesiller boyunca aktarılmasını mümkün kılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sargon’un ordusu, dönemin şartlarını aşan bir organizasyon ve lojistik yapıya sahipti. Binlerce askerle yüzlerce kilometrelik seferler düzenlemek, Mezopotamya’da ilk düzenli ordu modelini ortaya çıkardı. Sümer şehir devletlerinin gönüllü halktan oluşan geçici ordularının aksine, Sargon sürekli bir ordu kurarak fetihlerini kalıcı hâle getirdi. Bir yazıtta, Sargon’un ordusuyla 34 zafer kazandığı ve kılıçlarını Basra Körfezi’nde temizlediği anlatılır. Bir başka yazıtta geçen “Her gün önünde 5400 insan yemek yerdi” ifadesi, büyük bir orduya ve merkezî organizasyona işaret eder. Sayının abartılı olması muhtemel olsa da bu ifade Akad İmparatorluğu’nun büyük ve merkezî bir orduya sahip olduğunu destekleyen önemli bir kanıt olarak görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kral Sargon’un ölüm nedeni kesin olarak bilinmese de vefatından sonra Akad İmparatorluğu bir süre gücünü korumayı başarmıştır. Ancak isyanlar ve dış saldırılar imparatorluğun zayıflamasına yol açmıştır. Sargon’un ardından, oğulları Rimush ve Manishtushu tahta geçerek yönetimi sürdürmüştür. Ne var ki, her ikisi de şiddetli isyanlarla karşılaşmış ve suikasta kurban gitmiştir. İmparatorluğun çöküş süreci, özellikle Mezopotamya’nın kuzeydoğusundaki Zagros Dağları’nda yaşayan Guttiler’in saldırılarıyla hızlanmıştır. Göçebe ya da yarı göçebe bir halk olan Guttiler, Sargon’un torunlarının hükmettiği bu büyük devleti yıkmışlardır. Ancak Sargon’un oluşturduğu merkezî yönetim modeli ve imparatorluk vizyonu, Mezopotamya’da sonraki hükümdarlar için bir rehber olmuştur. Sargon’un mirası, yalnızca kendi dönemiyle sınırlı kalmayarak tarih boyunca etkisini sürdürmüştür.

     

    Akad İmparatorluğu’nun kurucusu ve ilk hükümdarı olan Sargon’a ait eserler ve yazıtlar, imparatorluğun geniş bir coğrafyaya yayılması nedeniyle Irak ve Türkiye başta olmak üzere dünya genelindeki birçok farklı müzede sergilenmektedir. Londra’daki British Müzesi, New York Metropolitan Sanat Müzesi, Şikago’daki The Field Müzesi Akad İmparatorluğu’na ait önemli eserleri arşivine eklemiştir. Ankara’da bulunan Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde de Sargon’a atfedilen ve MÖ. 19-18. yüzyıla tarihlenen tabletler bulunmaktadır.

  • SABIRLA BEKLEYEN KAPLUMBAĞA TERBİYECİSİ

    Osman Hamdi Bey’in Kaplumbağa Terbiyecisi eseri, dönemin kültürel yapısını ve sanatçının düşünsel dünyasını, özellikle kaplumbağa figürleri üzerinden sembolik bir anlatımla yansıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Osman Hamdi Bey, Kaplumbağa Terbiyecisi’ni 1906 ve 1907 yıllarında iki versiyon hâlinde çalıştı. Yağlı boya tekniğiyle yapılan eser, 222 × 122 cm ölçülerindedir. İlk kez 1906’da Paris’teki Grand Palais’de L’homme aux Tortues (Kaplumbağalı Adam) adıyla sergilendi. Dönemin Osmanlı Ressamlar Cemiyeti tarafından ise Kaplumbağalar ve Adam olarak anıldı. Zamanla eser, bugün bilinen adıyla hafızalara yerleşti. Tablonun Bursa Yeşil Camii’nin üst katındaki bir odada çizildiği aktarılır. Dikey kompozisyonun hâkim olduğu sahnede alçak bir pencereden süzülen gün ışığı mekânı aydınlatır. Loş ortamda, kaplumbağaları terbiye etmeye çalıştığı düşünülen bir figür ve onun çevresinde ağır adımlarla ilerleyen kaplumbağalar yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Resimde izleyiciye arkasını dönmüş erkek figürü, yerde bulunan altı kaplumbağanın içinde konumlanır. Figürün ellerinde bir üflemeli çalgı, sırtında ise nakkare bulunur. (Def çalan kişilere eskiden “nakkar” denmesi, bu çalgının adının da aynı kökten türediğini gösterir; nakkare büyük def anlamına gelir.) Doğu’ya özgü kırmızı entarisi, belindeki kemerle birlikte kompozisyonda güçlü bir görsel ağırlık oluşturur. İç mekânda dökülen sıvalar, yıpranmış çiniler ve genel loşluk hissi dikkat çeker. Işık, pencere kemeriyle figür arasında simetrik bir ilişki kurar. Osman Hamdi Bey, ışık-gölge karşıtlığından yararlanarak sahnedeki dramatik etkiyi artırırken; nesnelerin doğal renklerine bağlı kalmayı tercih etmiştir. Eserle ilgili yaygın yorumlardan biri, kırmızı giysili figürün Osman Hamdi Bey’i temsil ettiğidir. Sanatçının başka eserlerinde de kendi figürünü kullandığı bilinir. Bunun için önce istediği açıdan fotoğraf çektirdiği, ardından bu görüntülerden yararlanarak resimlerini oluşturduğu aktarılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sanatçının müzecilik çalışmaları, sanat eğitimi alanındaki girişimleri ve arkeolojik kazılar yoluyla bilimi yayma çabası, figürün reformcu bir kimlik olarak okunmasına zemin hazırlar. Yerdeki kaplumbağalar ise bu dönüşüm sürecine ayak uydurmakta zorlananları simgeler. Yavaş hareketleri ve sert kabuklarıyla kaplumbağalar, zahmetli bir süreci işaret eder. Eğitilmesi güç bu figürler karşısında dervişin hafifçe eğilmiş duruşu, üstlendiği sorumluluğun ağırlığını ve buna eşlik eden yılgınlığı sezdirir. Kaplumbağaların tabloda yer almasının kesin nedeni belgelere dayandırılamasa da Türk kültüründe ve mitolojik anlatılarda taşıdıkları sembolik anlamlar göz önüne alındığında bu tercihin rastlantısal olmadığı düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kompozisyonun üst bölümünde yer alan ve “Kalplerin şifası, sevgiliyle buluşmaktır.” şeklinde çevrilen Şifâʾü’l-kulûb likāʾü’l-mahbûb ifadesi, tablonun düşünsel merkezlerinden biridir. Bu sözün, terbiyecinin kaplumbağalara aktarmaya çalıştığı bilgi ve bilgelik anlayışına işaret ettiği düşünülür. Yazının kompozisyonda her şeyin üzerinde konumlanması, ona atfedilen kutsallığı da görünür kılar. Kaplumbağa Terbiyecisi, aynı zamanda “sabır” kavramı üzerinden okunur. Yavaş hareket eden ve eğitilmesi güç kaplumbağalarla kurulan ilişki, uzun soluklu bir çabayı işaret eder. Figürün müzik aletlerinden yararlanması ise, dönüşümün aceleyle değil; incelik, süreklilik ve zamanla mümkün olabileceğini simgesel bir dille ortaya koyar.

  • Kâğıt Paralarımızdaki 6 Portre ve Hikâyeleri

    Kâğıt Paralarımızdaki 6 Portre ve Hikâyeleri

    Hâlihazırda cüzdanlarımızda ceplerimizde taşıdığımız kâğıt paralarımız tedavüle gireli yıllar oluyor. Geçmişe ve emeğe saygı duruşu olarak tanımlayabileceğimiz tasarımlarıyla 2009 yılında gündem yaratmışlardı. Ön yüzünde Atatürk’ün portresi bulunan banknotların arka yüzünde bilim ve sanat insanlarımıza yer verilerek günlük hayatımızın içine girmeleri sağlanmıştı. O isimlerin kimler olduğunu merak edenler için bir liste hazırladık, buyurun birlikte bakalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Prof. Dr. Aydın Sayılı (1913-1993)” title_font_size=”13″]

    Dünyada bilim tarihi dalında doktora yapan ilk kişidir Aydın Sayılı. Portresi 5 Türk Lirası’nın üzerinde bulunmaktadır. “Hayatımın seyri üzerinde büyük etki yaptı.” dediği bir de hikâyesi vardır: Sayılı, 1933 yılında Ankara Erkek Lisesi’nden mezun olabilmek için Atatürk’ün de yer aldığı sınav heyeti önünde sözlü olarak sınava girer ve Atatürk’ün sorduğu soruları cevaplar. Sınav sonucunda ise çizelgesini, “Aydın’ın notu çok iyi” yazarak imzalayan Atatürk, Milli Eğitim Bakanına “Bu öğrenciyle ilgilenin.” talimatı vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Prof. Dr. Cahit Arf (1910-1997)” title_font_size=”13″]

    10 Türk Lirası üzerinde portresi bulunan Cahit Arf, kendi adıyla bilinen teoremi matematik literatürüne yerleştirmiş dünyaca tanınan bilim adamımızdır. Meslek alanını, “Matematik de resim, heykel ve müzik gibi bir sanattır.” sözüyle tanımlamış, yaptığı uyarılar ve verdiği fikirlerle Türk matematikçilerine esin kaynağı olmuş, matematiğin simgesi haline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mimar Kemaleddin (1870-1927)” title_font_size=”13″]

    Asıl adı Ahmed Kemaleddin olan Mimar Kemaleddin, Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın öncülerinden kabul edilen Türk mimarıdır. Alman ve Osmanlı mimarilerinin belirgin örneklerini sentezlemiş, çalışmalarına tarihle mimari arasında köprü kurma düşüncesi hâkim olmuştur. Günlük koşturmaca içinde illa ki eseriyle göz göze geliriz de çoğumuz onun eseri olduğunu bilmeyiz. Hangileri mi? Bebek Camii, Bakırköy Camii, Çamlıca Kız Lisesi binası, Ayazma Mektebi ve daha pek çoğu… Mimar Kemaleddin’in portresini 20 TL’nin üzerinde görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fatma Aliye Topuz (1862-1936)” title_font_size=”13″]

    50 TL üzerinde portresi bulunan Fatma Aliye Hanım’ın Türk Edebiyatı’nda ilk kadın romancı olduğu kabul edilir. Ve ilk kadın mütercim, dünya sergilerine davet edilen ilk kadın yazar, eserleri daha hayattayken İngilizce, Fransızca ve Arapça’ya çevrilen ilk Osmanlı kadın yazarıdır. Udi, Muhaderat, Ref’et, Enin, Hayal ve Hakikat kitaplarından bazılarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buhurizade Mustafa Itrî (1640-1712)” title_font_size=”13″]

    Buhurîzade Mustafa Itrî’nin portresi 100 Türk Lirası’nın üzerinde yer almaktadır. Klasik Türk müziğinin kurucusu, Türk müziğinin gelişimini yönlendirmiş bestecilerden Itri’yi Yahya Kemal’in kendisi için yazdığı şu dizelerle anlatmak gerek:

    Büyük Itrî’ye eskiler derler,

    Bizim öz mûsıkîmizin pîri;

    O kadar halkı sevkedip yer yer,

    O şafak vaktinin cihangîri,

    Nice bayramların sabâh erken,

    Göğü, top sesleriyle gürlerken,

    Söylemiş saltanatlı Tekbîr’i.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yunus Emre (1238-1321)” title_font_size=”13″]

    Yunus Emre dünya kültür ve medeniyet tarihine sevgisiyle adını yazdırmış tasavvuf ve halk şairidir. Yunus’un felsefesi gönül kırmamak, hiçbir canlıyı incitmemek, kibirden uzak olmak, hoşgörülü olmak, bilgili olmak gibi erdemler üstünde yücelir. Portresi 200 Türk Lirası’nın üstünde yer almaktadır.

  • POPÜLER KÜLTÜRÜN İKONİK YAPISI CANAVAR BİNA

    Kulelerle dolu yoğun şehir manzarası nedeniyle “beton orman” olarak anılan Hong Kong, özellikle Quarry Bay’de bulunan ve “Canavar Bina” (Yick Cheong Building) olarak adlandırılan yapı kompleksiyle dikkat çekiyor. Bu devasa yapı, şehrin sıkışık yaşam alanlarını ve yoğun nüfusunu çarpıcı bir şekilde gözler önüne seriyor. Yaklaşık 10.000 kişiye ev sahipliği yapan ve gökyüzüne uzanan apartmanların simgesi hâline gelen “Canavar Bina” ile ilgili bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Canavar Bina, 1960’larda Hong Kong’daki hızlı nüfus artışına yanıt olarak, uygun fiyatlı konutlar sağlama amacıyla inşa edilmiştir. “E” şeklindeki mimari tasarımıyla dikkat çeken kompleks, beş bağlantılı binadan oluşmaktadır: Oceanic Mansion, Fook Cheong Building, Montane Mansion, Yick Cheong Building ve Yick Fat Building. Bu yapı, yalnızca barınma ihtiyacını karşılamakla kalmamış, aynı zamanda Hong Kong’un kentleşme sürecinin bir sembolü hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Canavar Bina, toplamda 2.243 daireden oluşan devasa bir konut kompleksi olup, yaklaşık 10.000 kişiye ev sahipliği yapmaktadır. King’s Road üzerindeki bu ikonik yapı, yerel halk tarafından “Canavar Bina” olarak adlandırılmıştır. Üst üste istiflenmiş dairelerden oluşan karmaşık ve sıkışık yapısıyla dikkat çeken bu yoğun ve kompakt yapı, Hong Kong’un sınırlı arazi kaynaklarına ve yüksek nüfus yoğunluğuna bir çözüm olarak tasarlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her blokta yerleşim alanlarının yanı sıra, alt katlarda dükkânlar, kafeler, pazarlar, berberler ve terziler gibi çeşitli hizmet alanları bulunmaktadır. Günlük hayatın merkezinde yer alan bu alanlar, sakinlerin ihtiyaçlarını karşılayarak yaşamı kolaylaştırmaktadır. Ortada bulunan avlu, çok katlı ve sıkışık binalarla çevrili olması nedeniyle ziyaretçilerin bazılarında bir hapishane avlusu hissi uyandırmıştır. Canavar Bina’nın, karmaşık ve yoğun yapısıyla bir yandan estetik olarak ilginç ve çekici bulunurken, diğer yandan huzursuz edici ve bunaltıcı bir atmosfer sunduğunu düşünenlerin de sayısı az değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Canavar Bina’nın uluslararası popülerlik kazanması, Fransız fotoğrafçı Romain Jacquet-Lagrèze’in “Vertical Horizon” adlı sergisiyle gerçekleşti. Sergide ve ardından yayınlanan kitabın kapağında bu binanın yer alması, yapının global ölçekte tanınmasını sağladı. Jacquet-Lagrèze’in Canavar Bina gibi binaları sanatsal bir bağlamda yeniden yorumlaması, bu binaların modern kent yaşamının karmaşıklığının sembolü hâline gelmesini sağladı. Yoğun, dikey yapılaşmayı vurgulayan fotoğrafları, kentsel sıkışıklığın estetik yönlerini gözler önüne serdi ve Canavar Bina’yı mimari ve sanatsal açıdan ikonik bir yere taşıdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde hem mimari hem de kültürel anlamda bir ikon olarak değerlendirilen Canavar Bina, dar yaşam alanlarının getirdiği zorlukların yanı sıra turistlerin yoğun ilgisi nedeniyle mahremiyet sorunlarıyla da karşı karşıya kalmıştır. Bu durum, sakinlerin rahatsızlıklarını dile getirmelerine yol açmış ve binaya “fotoğraf çekmenin yasak olduğunu” belirten bir tabela asılmasına neden olmuştur. Ancak, bunun yasal bir dayanağı olmadığı için “İçeride yaşayanlara karşı her zaman saygılı olun. Birçok insanın evim dediği bir binanın avlusuna giriyorsunuz. Bağırmayın ya da etrafta gereğinden fazla dolaşmayın. Zemin kattaki mağazalardan bir şeyler satın almanız da takdir edilecektir.” gibi zarif uyarılar yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bina, popüler kültürde de sıkça karşımıza çıkan bir mekân hâline gelmiştir. Gişe rekorları kıran 2014 yapımı “Transformers: Kayıp Çağ” filminde ve 2017 yapımı “Ghost in the Shell” filminde, Hong Kong’un yoğun ve kaotik atmosferini yansıtan bir mekân olarak ekranlara yansımıştır. Ayrıca, Instagram ve diğer sosyal medya platformlarında fotoğraf tutkunlarının gözde mekânlarından biri hâline gelmiştir. Binanın karmaşık mimarisi ve estetik görünümü, özellikle simetrik yapılar ve gökyüzüne doğru yükselen dar perspektifler arayan fotoğrafçılar için büyük bir ilham kaynağıdır.

  • Türk Tango Sanatçıları

    Türk Tango Sanatçıları

    En naif aşk sözcükleri özgün bir ritimle birleşir tango eserlerinde… Ne zaman bir tango şarkısı duysak çoğumuz maziye döneriz… Sevdim bir genç kadını… Papatya gibisin beyaz ve ince… Mazi kalbimde bir yaradır… Gel artık sevgili yeter ve daha nicesi… Ülkemize taş plaklar döneminde giren tango türünün önemli bestecileri, müzisyenleri, solistlerini Kültür ve Yaşam’da anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1950’li yıllarda tango deyince akıllara gelen ilk solist isimlerinden biri Celal İnce’ydi.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tango solisti Esin Engin, 1970’li yıllarda aranjör ve orkestra şefi olarak ünlenmişti.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Türkçe tango “Mazi Kalbimde Bir Yaradır”ı seslendiren ilk kişi Seyyan Hanım’dır…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şecaattin Tanyerli, 1000’den fazla tango eseri seslendiren bir tango aşığıydı…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ünlü tango bestesi “Sensiz Saadet Neymiş” illa ki Yaşar Güvenir’den dinlenmeli…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1950’li yıllarda radyodan yankılanan tango şarkılarını genellikle Zehra Eren söylerdi.” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Papatya gibisin” bestesinin sahibi Necdet Koyutürk çok yönlü bir tango müzisyeniydi.” title_font_size=”13″]
  • Osmanlı’da Doğmuş Nostaljik Değeri Büyük Meslekler

    “Osmanlı’da gümüş üstüne siyah nakış işleyen kişiye ne ad verilirdi?” Hemen cevap veriyoruz: Savatçı. Osmanlı’daki meslek kolları, şimdilerde sadece cevabını bilmemiz istenen bir soru olarak bulmacalarda karşımıza çıkıyor. Birçoğu tarihe karışan, çok küçük bir kısmı nostaljik imgelerle yaşamaya devam eden mesleklerden 9 tanesi bu sayfada.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • Tek Kanallı Televizyon Döneminin Çok Konuşulan 9 Dizisi

    Tek Kanallı Televizyon Döneminin Çok Konuşulan 9 Dizisi

    Henüz televizyonlarımızda tek bir kanal varken, kanallar arasında gezemediğimiz, beğendiğimiz dizileri dijital mecralardan takip edemediğimiz dönemlerde çekilen diziler bizde ayrı bir yer bırakmıştır. Bu dizilerin yayın saati geldiğinde ailecek televizyon başına geçilir, diziyi kaçırmamak için üstün bir çaba gösterilirdi. Vakti zamanında bizi ekran başına kilitleyen, yıllar geçse de karakterlerini hiç unutmadığımız dizileri bu listemizle anımsatıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aile Bağları” title_font_size=”13″]
    eski diziler

    1982 ve 1989 yılları arasında yayınlanan Amerikan dizisi Aile Bağları, ülkemizde de büyük bir ilgiyle izlenmişti. Dizi, hayata karşı farklı tutumları olan birbirinden çok farklı karakterlere sahip bir aile üzerine kuruluydu. Dizinin ünlü oyuncuları arasında Michael J. Fox da yer alıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”ALF” title_font_size=”13″]
    eski diziler

    Bu garip ama sevimli uzaylı yaratık ALF, 1986 ve 1990 yılları arasında tüm dünyada her yaştan izleyiciyi ekran başına toplamıştı. ALF’in ilginç espri anlayışı ve davetsiz misafiri olduğu ailenin üyeleriyle ilişkisi milyonları güldürmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Altın Kızlar” title_font_size=”13″]
    eski diziler, the golden girls

    Televizyon dünyasının fenomen dizilerinden biri olan Altın Kızlar, 1985 yılından 1992 yılına dek evlerimizi şenlendirdi. Altın yıllarını yaşayan 4 kadının hayatını; arkadaşlık, aşk ve aile ilişkilerini eğlenceli bir dille anlatan dizi yıllar geçse de unutulmadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşağıdakiler Yukarıdakiler” title_font_size=”13″]
    upstairs downstairs, eski diziler

    Günümüzün birçok dizisine ilham vermiş gibi gözüken Aşağıdakiler Yukarıdakiler, bir malikânenin çalışanları ile sahipleri arasındaki ilişkiyi televizyona taşıyan ilk diziydi. İngiliz yapımı olan dizi 1971 ve 1975 yılları arasında çekilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk Gemisi” title_font_size=”13″]
    eski diziler

    Tam on yıl yayına devam eden; macera ve romantik komediyi birleştiren Aşk Gemisi, “Pasifiğin Prensesi” isimli bir gemide yaşananları konu alıyordu. Dizinin oyuncuları arasında Gavin Macleod, Ted Lange gibi isimler bulunuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bizim Ev” title_font_size=”13″]
    eski yabancı diziler

    Witherspoon ailesinin hayatını anlatan Bizim Ev dizisinin karakterleri, oğlu hayatını kaybedince gelinini ve torunlarını yanına alan bir dede yani Wilford Brimley, gelini ve 3 torununun kimi zaman hüzünlü, kimi zaman eğlenceli hayatlarını ekranlarımıza taşımıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Charles İş Başında” title_font_size=”13″]
    eski yabancı diziler

    Charles, çocuk bakıcılığı yapan bir üniversite öğrencisidir. Genç bir erkeğin çocuk bakarken karşılaştığı sorunlar, eğlenceli ve komik maceralar bu dizinin konusunu oluşturuyordu. Ülkemizde erkek bakıcı alışık olunmayan bir durum olsa da Charles İş Başında büyük ilgi görmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çarli’nin Melekleri ” title_font_size=”13″]
    eski yabancı diziler

    1976 yılında çekilmeye başlanan ve 5 sezon devam eden Çarli’nin Melekleri, Amerikan televizyonculuğunun en başarılı dizilerinden biri oldu, daha sonra birçok kez sinema filmi olarak uyarlandı. Bu efsanevi dizide Farrah Fawcett, Jacklyn Smith ve Kate Jackson meşhur melekleri canlandırıyorlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dallas” title_font_size=”13″]
    yabancı diziler

    80’li yıllar boyunca TRT’de yayınlanan Dallas, ülkemizde müdavimlik yaratan ilk yabancı dizilerden biriydi. Bol entrikalı bölümleri milyonları televizyon başına toplardı. Sevilmeyen karakter JR ve ailesinin maceraları Guiness Rekorlar Kitabı’na göre dünyanın en çok izlenen dizisi oldu.