Etiket: türk müziği

  • Türk Müziğinin Rengi 8 Makam

    Türk Müziğinin Rengi 8 Makam

    Binlerce yıllık geçmişi, özgün enstrümanları, günümüze kadar ulaşan ve sayısı on binleri aşan repertuarı ile Türk musikisi duygu dünyamızı zenginleştiren temel değerlerimizden… Musikimizde üretilmiş makamlar ise ruhlarımıza kâh sevinç kâh hüzün veren yüzlerce biçime sahip. 500’den fazla olduğu tespit edilen bu makamların günümüzde tamamı kullanılıyor olmasa da dinlediğimiz, bildiğimiz eserlerin büyük kısmı 40 kadar makam üzerinden veriliyor. Gönlünüzü okşayıp, duygularınızı coşturmasını dileyerek musiki makamlarımızdan 8 tanesini listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhayyer Makamı” title_font_size=”13″]

    Bu makamı en iyi anlatan eserlerin başında bir Saadettin Kaynak bestesi olan “Çile bülbülüm çile” gelir. Ayrılık feryadı denen Muhayyer makamındaki şarkıları tek başına değil dost meclislerinde hep bir ağızdan söylemek ayrılık acısını bir nebze de olsa dindirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nihavent Makamı” title_font_size=”13″]

    Ünlü bilgin Farabi daha 900’lü yıllarda müziğin insan üzerindeki fiziksel ve ruhsal etkilerini incelemiş ve kaydetmiştir. Farabi’nin araştırmalarına göre Nihavent makamı kuvvet ve barış duygusu verir. Bu güzide makama örnek olarak güftesi Bedri Rahmi Eyüboğlu’na ait olan “Karadutum Çatalkaram Çingenem”i vermek yerinde olur. Bu eserin bestekârı Hasan Dede Dinç’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hicaz Makamı” title_font_size=”13″]

    “Bir bahar akşamı rastladım size…” dizesiyle başlayan eser Hicaz makamında verilen ve Selahattin Pınar’a ait olan en nadide eserlerden biridir. Bu makamın dinleyene alçakgönüllülük verdiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beyati Makamı” title_font_size=”13″]

    Makam adını Bayat Oğuz boyundan almıştır. “Benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım.” sözleriyle hemen hepimizin terennüm etmekten keyif aldığı eser Beyati makamındadır. Bestesi Fehmi Tokay’a ait olan bu şarkıyı özellikle Müzeyyen Senar’dan dinlemenizi tavsiye ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Segâh Makamı” title_font_size=”13″]

    Açık ve soylu bir hüzün duygusu anlamına gelen Segâh’ı, makam olarak insana “ah” çektirenlerin içinde sayabiliriz. Güftesi Yahya Kemal Beyatlı, bestesi Münir Nurettin Selçuk’a ait olan şu muhteşem eser savımızı destekleyecektir: “Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç; bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kürdili Hicazkâr” title_font_size=”13″]

    İlk kez ünlü bestekâr Hacı Arif Bey tarafından 1855 yılında kullanılan Kürdili Hicazkâr makamını, bestesi Zekai Tunca’ya ait olan ve hepimizin aşina olduğu dizesiyle “Yıldızlara baktırdım fallarda çıkmıyorsun,” şarkısıyla örneklendirebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hüzzam Makamı” title_font_size=”13″]

    Koyu hüzün anlamına gelen Hüzzam makamını kavrayabilmek için Emel Sayın’dan “Kıskanırım seni ben; kıskanırım kalbimden; bu nasıl aşk Allah’ım, öleceğim derdimden…” sözleriyle akıp giden Teoman Alpay bestesini dinlemenizi tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rast Makamı” title_font_size=”13″]

    Farabi’nin araştırmalarına göre Rast makamı insana sefa, neşe, iç huzuru vermesinin yanında fiziksel olarak da başa, gözlere, felce ve kaslara olumlu etki ediyor. Fazla uyumayı engelliyor ve düşük nabzın yükselmesine yardımcı oluyor. Rüştü Şardağ’ın Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “Bir gece ansızın gelebilirim!” isimli şiirinden bestelediği eser Rast makamının en neşe verici örneklerindendir.

  • TÜRK MÜZİĞİNDE KULLANILAN 11 ÇALGI

    TÜRK MÜZİĞİNDE KULLANILAN 11 ÇALGI

    Türk kültürünün değerli hazinelerinden biri de Türk müziğidir. Yerel kültürel zenginliklerden beslenen Türk Halk Müziği, Türk Sanat Müziği ya da Anadolu Rock gibi daha güncel müzik formlarında kullanılan çalgılar, diğer ülkelerin enstrümanlarından farklılıklar gösterir. Türk müziği ile özdeşleşmiş olan 11 çalgıyı sizin için bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bağlama ” title_font_size=”13″]

    En karakteristik Türk müziği çalgılarından biridir. Saz ya da kopuz olarak da adlandırılır. Âşıklık geleneğinin önemli bir parçası olan bağlama mızrap ya da parmaklar ile çalınabilir. Yedi teli bulunan bağlama, telli tezeneli çalgılar sınıfına girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kabak Kemane” title_font_size=”13″]
    türk müziği enstrümanları

    Kökleri Orta Asya’ya dayanan bir çalgıdır. Türk müziğinde kullanılan telli, yaylı ve deri kapaklı tek saz olma özelliğini taşır. Batı Anadolu’da sıklıkla kullanılan bu özel çalgı, Hatay’da “hegit”, Güney Doğu Anadolu’da ise “rubaba” olarak bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karadeniz Kemençesi” title_font_size=”13″]
    karadeniz çalgıları

    Bilinen en eski yaylı enstrüman olan rebaptan evrildiği düşünülen Karadeniz kemençesi üç telli, yaylı bir çalgıdır. Karadeniz müziğinin sembolik çalgısını Batı müziğinde de kullanılan klasik kemençe ile karıştırmamak gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zurna” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Zurna, yüksek sesiyle bilinen nefesli bir çalgıdır. Erik, ceviz, söğüt ya da dut ağacından yapılır ve yüksek sesi sebebiyle genellikle davulla beraber çalınır. Üç bin yıllık bir geçmişi olduğu düşünülen zurna, ülkenin hemen her bölgesinin müziğinde kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Davul” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    En basit vurmalı çalgılardan biri olan davul, deri gerilmiş iki kasnaktan oluşur. Tokmak ile çalınan çalgı, Türk müziğinde önemli bir yere sahiptir. Bandoların da ayrılmaz bir parçası olan davulun daha büyük bir formu olan kös ise Mehter’de kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Def” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Yuvarlak bir kasnağa deri gerilmesiyle yapılan def, elle vurularak çalınır. Tarihi oldukça eskiye dayanan def, Mezopotamya’da yapılan arkeolojik kazılarda da karşımıza çıkar. Anadolu’nun bazı yerlerinde “daire”, Trakya’da ise “dare” olarak bilinen def, düğünlerin değişmez çalgılarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaylı Tambur” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Yaylı tambur, yayla çalınan bir tambur türüdür ve Tanburi Cemil Bey tarafından icat edilmiştir. Türkiye’nin en değerli müzisyenlerinden biri olan Cemil Bey, müziğine pes bir ses katmak ister ve tamburunun tellerini yükselterek enstrümanı kemençe yayıyla çalar; böylece yaylı tamburu müzik dünyasına kazandırmış olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ud” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    İnsanlık tarihinin en eski çalgılarından biri olan udun akort sistemini Farabi’nin geliştirdiği düşünülmektedir. 20. yüzyılda Türk müziğinin vazgeçilmez enstrümanlarından biri haline gelen ud ile kanunun uyumu dinleyenleri büyüler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Darbuka” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Darbuka, Orta Doğu ve Balkanlar’da kullanılan vurmalı bir çalgıdır. Darbuka, düm ve tek olmak üzere sadece iki ses verir ve elle çalınır. Özellikle düğün, nişan ve sünnet kutlamalarında kullanılan bir çalgıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Delbek” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Orta Asya’dan göçen Yörükler vasıtası ile topraklarımıza gelen çalgı delbek, defe benzer ve en çok Fethiye civarında kullanılır. Delbek, kadınlar tarafından çalınır ve genellikle kına geceleri ile asker uğurlamalarında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kanun” title_font_size=”13″]
    türk müziği

    Kanun, Türk Sanat Müziği’nin değişmez çalgılarından biridir. 24 ya da 27 perdeden oluşur. Bu yapı, Batı müziğinde kullanılan klavseni andırsa da Türk müziğinde kullanılan kanun hem klavsenden hem de Arap müziğinde kullanılan benzerlerinden farklıdır.

  • 8 Madde ile Yaylı Tanburun Mucidi Cemil Bey

    8 Madde ile Yaylı Tanburun Mucidi Cemil Bey

    Tam teşekküllü bir müzisyen olan Tanburi Cemil Bey, birçok müzik aletini çalabilen, besteleriyle dinleyenleri mest eden bir müzik yeteneğimizdir. Yaylı tamburun mucidi olarak müzik tarihimizde özel bir yeri bulunan bu özel insanı, 8 maddelik listemizle anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1873 yılında İstanbul’da doğan Cemil Bey, çoğu büyük müzisyen gibi küçük yaşlarda müzik eğitimine başlamıştır. İlk başta keman ve kanunda ustalaşan Cemil Bey ilerleyen yıllarda birçok müzik aletini virtüöz seviyesinde çalmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cemil Bey’i farklı bir müzisyen kılan özelliklerinden biri hem Batı Müziği’ne hem de Türk Müziği’ne olan hâkimiyetiydi. Küçük yaşta babasını kaybeden Cemil Bey, amcası tarafından batılı anlamda bir eğitim alarak büyütülmüştü. Hem müzik hem de genel kültür alanındaki yetkinliği onun bestelerine, eserlerine bir derinlik katmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tanburi Cemil Bey, adını paylaştığı tambur çalgısından başka, klasik kemençe, lavta ve viyolonsel gibi müzik aletlerini de her dinleyeni büyüleyecek bir beceriyle çaldı. Çalgılar konusundaki bu yeteneği, müzik besteleme alanındaki dehasıyla birleşerek efsaneleşmesine, bu topraklarda yaşamış en büyük müzisyenlerden biri olarak anılmasına sebep olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Cemil Bey’in tambur hikâyesi, ünlü Tanburi Ali Efendi’den tambur dersleri almasıyla başlamıştır. Ali Efendi’nin ondaki yetenekten çok etkilendiği, bu yüzden de onun çalışını gördükten sonra, tamburu bırakacağını söylediği rivayet edilmektedir. Cemil Bey, Türk Müziği’nin birçok enstrümanına hâkim olsa da, aradığını tamburda bulduğunu sık sık dile getirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tamburu geliştirerek icat ettiği yaylı tanbur ise ona haklı bir şöhret kazandırmıştır. Keman ve kemençe yayını kullanarak tambur çalmış, bu tavrı ile çalgıyı kendi müziğine uyarlamıştır. Tanburi Cemil Bey’in yaşadığı zaman diliminde müziğe bu tarz deneysel yaklaşımlar henüz görülmüyordu, bu durum da kendisine niye “Türk Müziği’nin Dahisi” unvanının layık görüldüğünü mükemmel bir şekilde açıklar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tanburi Cemil Bey’in müzik aletlerini kendine has üslubuyla çaldığı birçok icrası bulunur. Bestelediği Hicazkar Peşrevi, Neva Peşrevi, Ferahfeza Saz Semaisi’nin ve nice eserlerinin yer aldığı yaklaşık 80 adet plağı bulunmaktadır. Ayrıca, Batı ve Türk Müziklerini karşılaştırdığı bir kitabı ve yarım kalan bir kemençe metodu da kayıtlara geçmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Böyle büyük bir ustanın birçok öğrenci yetiştirmiş olması şaşırtıcı değildir. Tanburi Cemil Bey’in sanat dünyamıza kazandırdığı isimler arasında, Tanburi Refik Fersan, Samiye Morkaya, Kadı Fuad Efendi, Fahire Fersan, Ressam Tahsin Bey, Âtıf Esenbel, Şemseddin Ziya Bey, Tanburi Kadıköylü Fuad Sorguç da bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1916 yılında hayata gözlerini yuman Tanburi Cemil Bey’in hayatından ilham alınarak bir roman bile yazıldı, Lütfiye Aydın’ın kaleminden çıkan “Dehanın Sesi” romanı ünlü müzisyenin ölümünün 100. yılında okuyucuyla buluştu. Büyük ustanın hayat hikâyesi ise önce 1946 yılında Vakit Gazetesi’nde, daha sonra 1947 yılında da “Tanbur-i Cemil’in Hayatı” ismiyle oğlu Mesud Cemil tarafından da kaleme alınmış ve kitap olarak basılmıştı.

  • Telli Müzik Aleti Cümbüş ve Mucidi Zeynel Abidin

    Telli Müzik Aleti Cümbüş ve Mucidi Zeynel Abidin

    Müzik aletlerinin tarihini, türlerini, yapımlarını inceleyen bilim dalına “organoloji” dendiğini biliyor muydunuz? Peki, bu alanın sosyoloji, arkeoloji, sanat tarihi, akustik bilimi gibi pek çok disiplini içinde barındırdığını? Araştırmalar, çalgıların 5000 yıl önce de kullanıldığını gösteriyor ama çalgı bilimi çok yakın bir tarihte, 20. yüzyılla birlikte ortaya çıkmış. Biz de bu listemizde, araştırmalara konu olan, üzerine tez yazılan 20. yüzyılın ilk yarısında bu topraklarda icat edilmiş bir çalgı aletini ve onun vizyoner mucidini anlatacağız. Türk icadı telli çalgı cümbüş ve Zeynel Abidin 7 maddede konuğumuz oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Zeynel Abidin Üsküp’te doğmuş, Askeri Rüştiyeyi bitirmiş, bir süre Tophane fabrikasında usta olarak çalışmıştı ama aslen baba mesleği olan kılıç üretimini devam ettiriyordu. Birinci Dünya Savaşı sırasında cepheye de katıldı ama savaş bittiğinde bambaşka bir yolculuğa doğru dümen kırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    zeynel abidin, cümbüş, türk sanat müziği

    Zeynel Abidin İzmir Beyler sokağında bir müzik aletleri dükkânı açtı. Keman, kontrbas ithal ediyor mandolin, ud üretiyordu. Sonra işini İstanbul’da Beyazıt’a taşıdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Müzik aletlerine olan ilgisi onu yeni yeni icatlar denemeye yöneltiyordu. Sonunda alüminyum gövdeye eklediği ahşap sap ile bir telli müzik aleti üretti. Sapı gövdeden ayrılabilen, telleri değiştirilerek mandolin, gitar, tambur gibi başka müzik aletlerine dönüştürülebilen bir çalgıydı bu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zeynel Abidin ürettiği müzik aleti ile 1930 yılında Atatürk’ün karşısına çıkınca, çalgının etrafa neşe saçtığını söyleyen Gazi, adını “cümbüş” koyarak onu bir kimliğe kavuşturdu. Bu sırada sazın mucidi ürettiği iki tane cümbüşten bir tanesini Atatürk’e diğerini İran Şahı Rıza Pehlevi’ye hediye edecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Zeynel Abidin bu gelişmenin ardından ud gibi perdesiz, 11 yerine 12 teli bulunan sazı için patent aldı. 1931 Şubat tarihli gazetelerde, “Bir Türk sanatkârın icat ettiği saz: Cümbüş” başlığı ile haberlere konu oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adı konmuş, ünü artmış, özbeöz bu topraklardan çıkmıştı ama Klasik Türk Müziği içinde pek de rağbet görememişti. Buna karşılık Zeynel Abidin cümbüş ile katıldığı Prag ve Kahire sergilerinde ödüller kazandı. Bu müzik aletini o kadar benimsemişti ki soyadı kanunundan sonra kendine de “Cümbüş” soyadını aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    david gilmour, richard wright

    Dünyaya ihraç edilen cümbüş; gitar, keman, ud gibi popülerleşemedi belki ama aleti inceleyip araştıranlar üzerine tez yazanlar oldu. Ama asıl gösterisini 2006 yılındaki bir konserde yaptı. Zeynel Abidin markalı bir cümbüş Pink Floyd’un dünyaca ünlü gitaristi ve solisti David Gilmour’un elinde, sahnedeydi.