Blog

  • Senfoni Orkestrasında Kullanılan Müzik Aletleri

    Senfoni Orkestrasında Kullanılan Müzik Aletleri

    “Senfonileri çalacak biçimde düzenlenmiş, üflemeli, telli, yaylı ve vurmalı çalgılardan oluşan büyük orkestra”ya senfoni orkestrası deniyor. Bu orkestralar hemen hemen 100 hatta daha fazla enstrümanın yer aldığı büyük orkestralar… Siz de senfonilerin barındırdığı enstrümanlardan bazılarını bu sayfada görebilir, belki sonra da sevdiğiniz bir senfoni bestesini açıp dinleyebilirsiniz. Mesela, Mozart’ın son senfonisi olan Symphony No. 41’i… 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Keman, senfoni orkestrası denince akla ilk gelen enstrümandır. 16. yüzyılda İtalya’da ortaya çıkan bu çalgıya orkestrada da ilk kez aynı yüzyılda yer verilmiş ve zamanla 1. ve 2. kemancı grupları olarak sayıları artırılmıştır. Bir orkestrada yer alan başkemancı ise neredeyse şeften sonra en çok dikkat edilen kişidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Senfoni orkestrasında yer alan yaylı çalgılar arasında yukarıda belirttiğimiz gibi keman, ayrıca viyola, viyolonsel, kontrbas da bulunur. Orkestradaki kemanların sayısı 40 civarı iken, viyolonsel sayısı 10 civarındadır. 16. yüzyılda Fransa’da doğan viyolonselin diğer adının çello olduğunu da not etmeden geçmeyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yaylı çalgıların en özgünlerinden biri de arptır ve orkestra içinde bir ya da iki adet olarak yer alır. Orkestradaki diğer tüm yaylı çalgılar yay ile çalınırken, arp, telleri parmakla çekilerek çalınan tek yaylı enstrümandır. İcadının M.Ö. 3500’lere kadar gittiği düşünülen arpta 47 adet tel bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir orkestra düzeninde şefin sağ ve soluna dizilmiş yaylı çalgıların hemen arkasında tiz sesli tahta üflemeli çalgılar bulunur ve bunlardan biri de –günümüzde daha çok metalden yapılıyor olsa da -flüttür. 7 bin yıllık tarihi olduğundan söz edilen flüt ailesinin do flüt, pikolo flüt, sol flüt gibi çeşitleri bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fagot da diğer bir tahta üflemeli çalgıdır. Akçaağaç ahşabı ve metal borunun birleşimi olan enstrümanın uzunluğu 1,3 metredir. Orkestra içinde genellikle birkaç adet olarak yer alan ve ikiye katlanmış gibi görünen fagotun uzunluğu açıldığında 2,5 metreyi bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Trompet ise bakır üflemeli çalgılar grubundadır. Bu enstrüman Haydn ve Mozart tarafından “daha az melodik ama daha fazla armonik” bir çalgı olarak değerlendirilirken, Beethoven ile daha çok kullanılır hale gelmiş. Ve dahası, Mısır’daki kalıntılarda ortaya çıkan ikonografilere bakınca trompetin geçmişinin çok daha eskilere dayandığı görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Orkestradaki vurmalı çalgılar grubunda zil, davul, çan, timpani gibi çalgılar bulunur. Zil, davul, çan nispeten tanıdık fakat timpani nedir diye soracak olursanız, madeni bir çanağa gerilen deriden oluşmuş, davul benzeri bir enstrüman diyebiliriz. Timpaniye iki tokmakla vurulur ve farklı tokmaklarla farklı sesler elde edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Müzik aletleri içinde üretimi belki de en meşakkatli olan piyano da vurmalı çalgılar arasında geçer. Bir orkestrada her zaman piyano yer almayabilir fakat pek çok sanatçı bestesini piyano eşliğinde üretir. 88 tuşa sahip olan piyano için “tek enstrümanlık orkestra” ifadesi de sık sık kullanılır.

  • 7 Rakamının Hayatımızdaki 7 Yeri

    7 Rakamının Hayatımızdaki 7 Yeri

    Ünlü Fransız yazar Balzac, “Sayılar, yalnızca insanlara ait olan entelektüel tanıklardır.” demiş. Bazı rakamların hayatımızdaki tanıklığı gerçekten de ilginç! Örneğin 7 sayısı… Biraz düşününce dünyamızda ne kadar çok yer kapladığını fark edeceksiniz. Biz 7 ile temsil edilen durumların bir kısmını listeledik, siz bunu daha da çoğaltabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • TÜRKİYE’NİN GECE DE ZİYARET EDİLEBİLEN MÜZELERİ

    Efes Ören Yerinden İstanbul Arkeoloji Müzelerine; Zelve-Paşabağları Ören Yerinden Galata Kulesi’ne… Pek çok müzeyi bugüne dek gündüz saatlerinde gezmişizdir. Peki, geçmişin sessiz tanıklarını gece görmeye ne dersiniz? Kültür ve Turizm Bakanlığının 2024 yılında başlattığı ve 2025’te kapsamını genişlettiği gece müzeciliği uygulamasıyla, özellikle yaz aylarında müzeler akşam saatlerinde de ziyarete açık. Bu uygulama, 1 Haziran-1 Ekim tarihleri arasında geçerli olup, ziyaretçilerine sergi deneyiminin ötesine geçerek, sakin ve huzurlu bir ortamda geçmişi keşfetme imkânı sunuyor. Yazımızda, Türkiye’de gece müzeciliği uygulamasına dâhil olan müze ve ören yerlerinden bazılarını sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Efes Ören Yeri, İzmir” title_font_size=”13″]

    Efes Ören Yeri, bu uygulama kapsamında çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri 19.00-23.00 saatleri arasında ziyaretçilerini ağırlıyor. Bu özel saatlerde, tarihî yapılar ışıklandırmalarla aydınlatılarak Efes’e bambaşka bir atmosfer kazandırılıyor. MüzeKart sahipleri, kartlarının geçiş hakkına ek bir ücret ödeyerek belirlenen alanları gezebiliyor. Binlerce yıllık geçmişiyle İzmir’in Selçuk ilçesinde yer alan Efes Ören Yeri; Celsus Kütüphanesi, Antik Tiyatro, Hadrian Kapısı ve Artemis Tapınağı gibi önemli yapılarıyla yalnızca fiziksel olarak değil, dijital ortamda da zengin bir kültürel deneyim sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hierapolis (Pamukkale) Ören Yeri, Denizli” title_font_size=”13″]

    Bergama Kralı II. Eumenes tarafından MÖ 2. yüzyılda kurulan Hierapolis (Pamukkale) Ören Yeri, gün batımında travertenlerin ışıklarla ortaya çıkan ihtişamı ve antik kalıntıların dinginliğiyle ziyaretçilerini büyülüyor. Termal suların sıcaklığı sayesinde, akşam saatlerinde gezmek çok daha keyifli bir hâl alıyor. Ören yeri, gece saat 23.00’e kadar ziyarete açık. Üstelik, dijital platformlar aracılığıyla da yalnızca bir tık uzağınızda!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul’da Gezilecek Dört Önemli Müze” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da, sakin bir atmosferde saat 22.00’ye kadar tarihle baş başa kalmak ister misiniz? Türkiye’nin en zengin ve önemli arkeolojik koleksiyonlarına ev sahipliği yapan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, bu deneyimi sunan yerlerden biri. Üstelik dijital ortamda ziyaret etmek de yalnızca bir tık uzağınızda! Elbette seçenekler bununla sınırlı değil. Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Osmanlı’dan Selçuklu’ya uzanan birçok medeniyetin sanat eserlerini barındırıyor ve akşam saatlerinde müzeseverleri ağırlıyor. Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ise ziyaretçilerine unutulmaz bir kültürel deneyim sunuyor. Bu müzede Ayasofya’nın mimari ihtişamını yakından görebilir; sanal turlar sayesinde yapının tarihî derinliğini keşfedebilirsiniz. Galata Kulesi de gece müzeciliği kapsamında 23.00’e kadar ziyaretçilere açık ama bilet satışları 22.00’ye kadar yapılabiliyor. Özellikle gün batımında veya akşam saatlerinde İstanbul’un ışıklarını izlemek isteyenler için harika bir mekân.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müzeleriyle Antalya Yazı Karşılıyor!” title_font_size=”13″]

    Antalya, yalnızca güneşi ve deniziyle değil; geçmişi bugüne taşıyan müzeleriyle de yaz mevsimine kültür dolu bir başlangıç yapıyor. Gece müzeciliği uygulaması kapsamında Antalya’daki 6 önemli müze ve ören yeri, saat 22.00’ye kadar ziyarete açık. Türkiye’nin en büyük ve en zengin arkeoloji müzelerinden biri olan Antalya Müzesi, tarih tutkunlarına geniş bir koleksiyon sunuyor. Üstelik sanal tur seçeneğiyle de bir tık uzağınızda! Bölgenin tarihî ve kültürel mirasını yansıtan Alanya Müzesi, Alanya ve çevresinin geçmişine uygun kurgusuyla öne çıkıyor. Antik Aspendos ise özellikle görkemli tiyatrosuyla ünlü; gece ışıklandırmaları altında unutulmaz bir deneyim sunuyor. Likya’nın en önemli antik kentlerinden biri olan Patara, gün batımından sonra tarihî atmosferini bambaşka bir ışıkla sergiliyor. Side Antik Kenti ise sütunlu caddeleri, antik limanı ve görkemli kalıntılarıyla, gece saatlerinde tarih tutkunlarını kendine çekiyor. Bölgenin mezar kültürüne ışık tutan Nekropol Müzesi de gece saatlerinde kapılarını aralayarak ziyaretçilerini ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Muğla” title_font_size=”13″]

    Bodrum Kalesi içerisinde yer alan ve dünyanın sayılı su altı müzelerinden biri olan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, gece müzeciliği kapsamında saat 22.00’ye kadar ziyaret edilebiliyor. Cam batıkları, antik amforalar ve yüzyıllar öncesine ait gemi kalıntıları, özel ışıklandırmalar sayesinde etkileyici bir görsel şölene dönüşüyor. Özellikle aydınlatmalarla birlikte müzenin mistik havası daha da belirginleşiyor ve ziyaretçilere farklı bir deneyim sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yerin Altındaki Tarih, Nevşehir” title_font_size=”13″]

    Kapadokya, benzersiz doğa oluşumlarının yanı sıra yer altına gizlenmiş tarihî zenginlikleriyle de dikkat çekiyor. Gece müzeciliği kapsamında saat 21.00’e kadar açık olan Zelve-Paşabağları Ören Yeri, peribacaları arasında yürüyüş yapma ve doğal oluşumlarla iç içe bir tarih yolculuğu yaşama imkânı sunuyor. Bölgenin en bilinen yer altı şehirlerinden Derinkuyu, Kaymaklı ve Özkonak ise serin atmosferleri, dar geçitleri ve gizemli yapılarıyla ziyaretçilerine etkileyici bir deneyim sunuyor. Akşam saatlerinde daha az kalabalıkla gezilebilen bu yapılar, Kapadokya’nın yer altındaki yüzünü keşfetmek isteyenler için eşsiz bir fırsat.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gerçek Boyutlu Heykelden Amazon Mozaiğine, Şanlıurfa” title_font_size=”13″]

    Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, dünyanın ilk gerçek boyutlu insan heykeline ev sahipliği yapmasıyla öne çıkıyor ve Türkiye’nin en büyük müzesi ünvanını taşıyor. Gece müzeciliği kapsamında saat 21.00’e kadar ziyaret edilebilen bu etkileyici müze, aynı zamanda sanal tur imkânıyla da keşfedilebiliyor. Müzenin hemen yanındaki Haleplibahçe Mozaik Müzesi ise mitolojide adı geçen kadın savaşçılardan Amazonları anlatan ve dünyada eşi benzeri bulunmayan bir mozaiğe ev sahipliği yapıyor. Bu iki önemli müze, gece müzeciliği uygulamasıyla hem kapsamları hem de benzersiz koleksiyonları sayesinde ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğu’nun Yaşayan Mirası, Erzurum” title_font_size=”13″]

    Erzurum ve çevre illerden getirilen çeşitli eserlerin sergilendiği Erzurum Müzesi, gece müzeciliği kapsamında özel aydınlatmalar eşliğinde saat 21.00’e kadar ziyaretçilere açık olacak. Müzenin sergi salonlarında, bölgede yaşamış toplumların kültürel gelişimi, dinî inançları ve gelenekleri hakkında zengin bilgiler sunan eserler yer alıyor. Ayrıca müze, sanal tur imkânıyla da yalnızca bir tık uzağınızda keşfedilmeyi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gece Müzeciliğiyle Tarihe Yolculuk, Ankara” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın iki önemli kültür durağı olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Etnografya Müzesi, gece müzeciliği kapsamında yaz boyunca saat 21.00’e kadar ziyarete açık. Paleolitik Çağ’dan Roma Dönemi’ne uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan Anadolu Medeniyetleri Müzesi, özel ışıklandırmaları sayesinde akşam saatlerinde geçmişi çok daha etkileyici bir atmosferde sunuyor. Etnografya Müzesi ise Türk kültürünün sanat, günlük yaşam ve inanç ögelerine dair eserleriyle dikkat çekiyor. Her iki müze de hem fiziksel olarak yerinde hem de sanal tur imkânıyla sizi geçmişin izlerini keşfetmeye davet ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nemrut Heykelleri Işıklandırılıyor, Adıyaman” title_font_size=”13″]

    Adıyaman’daki Nemrut Ören Yeri, Güneydoğu Anadolu’nun en çok ziyaret edilen tarihî alanlarından biridir. 1987 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan bu alan, Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek amacıyla kireç taşı bloklarından yaptırdığı, 8 ila 10 metre yüksekliğindeki anıtsal heykellere ev sahipliği yapıyor. Heykeller, özel ışıklandırmalarla özellikle sabah 04.00 ile 09.00 saatleri arasında büyüleyici bir atmosferde ziyaret edilebiliyor. Üstelik bu eşsiz alan, sanal gezi imkânıyla da yakınınızda: Tıklayın, keşfedin!

  • Türk Sineması’nın Mavi Bakışlı Yıldızı Fatma Girik

    Türk Sineması’nın Mavi Bakışlı Yıldızı Fatma Girik

    Masmavi gözleri, simsiyah saçları, güçlü bakışları, kendine özgü edasıyla Türk Sineması’nın büyük aktrislerinden Fatma Girik sayfamızın konuğu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Küçük roller alarak başlayan sinema kariyeri usta yönetmen Memduh Ün’le karşılaştıktan sonra yükselişe geçti ve bütün dikkatleri üstüne çektiği ilk film de Memduh Ün’ün yönettiği 1960 yapımlı Ölüm Peşimizde oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    yeşilçam

    1942 doğumlu sanatçı sinema hayatında Memduh Ün’ün dışında da birbirinden büyük yönetmenlerle çalıştı. Keşanlı Ali Destanı’nda Atıf Yılmaz’la, Dağdan İnme’de Metin Erksan’la, Yılanların Öcü’nde Şerif Gören’le, Acı’da Yılmaz Güney’le…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rol aldığı filmlerde çok farklı karakterlerle çıktı izleyici karşısına Fatma Girik ama en çok da köylü kadın karakterleri akıllarda iz bıraktı. En bilinenleri Kadir İnanır’la birlikte oynadığı Ezo Gelin, çocuğunu kaybeden bir anneyi canlandırdığı Boş Beşik, Fatma rolünü aldığı Yılanların Öcü’dür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Anne rolü de Fatma Girik’e en çok yakıştırılanlardan biri oldu. Hatta bir star olarak jönlerin annesini canlandırmaktan çekinmedi. Örneğin Osman Seden’in senaryosunu yazıp yönettiği 1977 yapımlı film Ana Ocağı’nda Kadir İnanır’ın annesini canlandırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1960 ve 70’li yıllarda sinema sanatçılarının plak doldurma modasına Fatma Girik de katılmış ve iki plak doldurmuştu. Biri 1965’te bir yüzünü Öztürk Serengil’le birlikte doldurduğu Aguş / Aşka Şepke, diğeri ise 1975’te doldurduğu Aşk Düğümü / Su Sızmazdı Aramızdan isimli plaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, filiz akın

    Türk Sineması’nın dört yapraklı yoncası olarak ifade edilen oyuncularından Fatma Girik bir röportajında şu ifadeleri kullanmıştı: “Sen o işi sevmiyorsan o iş de seni sevmiyor. Hemen fırlatıp atıyor. Biz de; Türkan, Hülya, ben, Filiz varken de bizden çok daha güzel insanlar geldi gitti ama bu işi sevmedikleri için bittiler. Her işte öyle.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Televizyon ekranları için program da hazırlayıp sunan Fatma Girik, 2006 yılında Altın Koza Film Festivali’nde Yaşam Boyu Onur Ödülü’nü aldı ve sinema yaşamı boyunca daha birçok ödülün sahibi oldu.

  • SONSUZ AŞKIN SEMBOLÜ TAC MAHAL

    Bir insanın eşine olan aşkını ve hasretini anlattığı en güzel eser ne bir şiir ne de bir şarkı… Dünyanın en görkemli yapılarından biri olan Tac Mahal ebedi sevgi ve özlemin cisimleşmiş en güzel örneklerin bir tanesi. Hindistan’ın kuzeyindeki Agra şehrinde bulunan Tac Mahal, Babür hükümdarı Şah Cihan tarafından, 1631 yılında 14. çocuğunu doğururken ölen eşi Mümtaz Mahal’e olan sonsuz aşkını dile getirmek için dönemin en ünlü mimarları, nakışçıları, hattatları ve sanatçılarına yaptırıldı. 1632 yılında yapımına başlanan ve 22 sene süren bu şaheser, aynı zamanda İslam sanatının en seçkin örneklerinden biri. Aşk ve hüzün dolu Tac Mahal’in inşasındaki şaşkınlık yaratan detayları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dönemin en zengin imparatorlarından biri olan Şah Cihan, büyük aşk beslediği karısına güvenini göstermek için en yüksek mevki sahibinin kullandığı şah mührünü kullanma yetkisini bile vermiş aşık bir imparator. Öyle ki bu hüzünlü hikâye birlikte gittikleri bir seferde karısının doğum sırasında ölmesiyle başlıyor. Daha 40’ına bile gelmemiş olan Mümtaz Begüm Mahal’in ölmesiyle derin bir yas dönemine gömülen Şah Cihan, eşinin ölümünden 1 sene sonra bu anıt mezarı yaptırmaya karar vererek odasından çıkmış ve tekrar devlet işlerinin başına dönmüş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İnşa edildiği dönemde 1 milyar dolar karşılığına denk düşen 32 milyon Hindistan rupisine mal olan Tac Mahal’in yapımında değerli taşların ve mermerlerin taşınması için 1000’den fazla fil, 22 bin tane de işçi çalıştırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tac Mahal’in mermer yapısının üzerinde 30’a yakın kıymetli ve yarı kıymetli taş kullanılmış. Bu taşlardan turkuaz olan Tibet’ten, yeşim olan Çin’den, binanın asıl malzemesi olan mermer ise Rajasthan’dan getirilmiş. Yüz binlerce akik, sedef ve firuze gömülü olan duvarlarında, ayrıca 42 zümrüt, 142 yakut, 625 pırlanta ve 50 adet oldukça iri inci süslemeleri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sonsuz aşkı betimlemek için yapılan bu eşsiz yapının her biri 82 metre uzunluğunda olan dört minaresi, olur da depremde hasar görüp yapının üstüne düşmesin diye hafif dışarıya doğru eğilimli olarak tasarlanmış ve inşa edilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yapının baş mimarı Ustad-Ahmad Lahauri olsa da, Mimar Sinan’ın iki öğrencisi Mehmet İsa Efendi ve Mehmet İsmail Efendi Tac Mahal’in yapımında önemli görevlerde bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tac Mahal’in yapımında kullanılan beyaz mermerler günün farklı saatlerinde farklı renkleri yansıtıyor. Beyaz mermerler sabahları pembe, gündüzleri beyaz, geceleri ise altın rengine bürünüyor. Bu eşsiz manzaranın bozulmaması, hava kirliliğinin bembeyaz mermeri etkilememesi için yapının 4 kilometre çevresinde motorlu taşıt kullanmak yasak.

  • Esnaf Dükkanlarının 9 Olmazsa Olmazı

    Esnaf Dükkanlarının 9 Olmazsa Olmazı

    Mahallemizde, sokağımızda çocukluğumuzdan beri bulunan, her şey değişse de değişmeyen, her sabah günaydın dediğimiz, akşam sokağımıza döndüğümüzde selam vermeden geçmediğimiz esnaf erbabı Türk yaşamının değerli bir parçasıdır. Bir mahalleyi, esnafın her sabah açılıp her akşam kapanan kepenkleri olmadan düşünemeyiz. İşte mahallemizin değişmez parçası esnaf dükkanlarının 9 olmazsa olmazı!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kazanılan İlk Para” title_font_size=”13″]

    Kazanılan ilk para çerçeveletilir ve bereket getirmesi için dükkanın duvarına asılır. Yıllar içinde müzelik bir banknota dönüşen bu para dükkanın uğurudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nazar Boncuğu” title_font_size=”13″]

    Türk kültüründe her yeni dükkan her yeni ev, yeni bir nazar boncuğu demektir. Esnaf dükkanlarının duvarlarını da bu en iyi dileklerle asılan nazar boncukları süsler, dükkanı kötü gözlerden korur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yazar Kasa” title_font_size=”13″]
    nostalji, 90'lar

    Yıllar içinde değişen, gittikçe küçülen ve günümüzde çoğu yerde POS makineleri tarafından yerinden edilen yazar kasaların en eski ve en güzel çeşitleri hala esnaf dükkanlarında yaşamına devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Veresiye Satan Peşin Satan” title_font_size=”13″]

    Veresiye satan esnaf ile peşin satan esnaf arasındaki farkı açık bir şekilde ortaya koyan bu ibretlik tabela zaman içinde dükkanların değişmez görüntülerinden biri olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Veresiyemiz Yoktur” title_font_size=”13″]

    Bir esnaf dükkanının olmazsa olmazlarından biri de kasanın arkasındaki duvarda tüm ciddiyetiyle asılı duran, tozlu bir “Veresiyemiz Yoktur” tabelasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Veresiye Defteri” title_font_size=”13″]

    Her esnaf dükkanında “Veresiyemiz Yoktur” tabelası bulunsa da bir veresiye defteri de bulunur. Karışık listelerle, üzeri çizilmiş rakamlarla dolu bu defter dükkanın en değerli eşyasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tavla” title_font_size=”13″]

    Tavla, her esnaf dükkanının başköşesinde bulunur. Esnaf arasındaki tavla müsabakaları tüm mahalle sakinleri tarafından ilgiyle takip edilir. Yenilen taraf, kolunun altındaki tavla eşliğinde uğurlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çay Bardağı ve Markası” title_font_size=”13″]
    esnaf çayı
    Esnafımızın en çok tükettiği içecek su değil çaydır. Gün boyu arka arkaya yuvarlanan çaylar tezgahın üzerine dizilir, çaycıya verilmek üzere bekleyen markalar ile adres soranlara bile tavşankanı çaylar ısmarlanır.
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hasır Tabure” title_font_size=”13″]
    tabureler

    Dükkanın önüne atılan hasır tabure, mahallenin nabzını tutan esnaf erbabının olmazsa olmazıdır. Yan dükkanlardan taburesini kapan gelir ve en keyifli sohbetler bu taburelerin üzerinde gerçekleşir.

  • AYNANIN KISA TARİHİ

    Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler masalındaki kötü kalpli cadının aynaya sorduğu tek bir soru vardır: “Ayna, ayna! Söyle bana. Var mı bu dünyada benden daha güzeli?”. Ayna, kötü kalpli cadıdan korkmadan, çekinmeden ona cevap verir; “Evet kraliçem Pamuk Prenses bu dünyanın en güzel kadınıdır”. Masalda da geçtiği üzere aynalar yalan söylemez. Bakan kişinin vereceği tepkinin, statüsünün ve gücünün hiçbir önemi yoktur. Kişiye kendi beden algısının farkındalığını sağlayan ayna, geçmişten günümüze tüm toplumlarda önemli bir yere sahiptir. Bundan 400 sene önceye kadar ayna altından daha değerliydi. İnce tabaka halinde cam dökmenin henüz yeni yeni yapılmaya başlandığı dönemde görkemli katedrallerin ve sarayların süslemeleri için kullanılan aynalar bir servet değerindeydi. Sanattan mitolojiye, dekorasyondan bilime kadar birçok alanda kullanılan; toprak altından çıkıp uzayın derinliklerine kadar uzanan hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İnsanoğlunun kendisiyle ilk karşılaşması sudaki yansıması ile olmuştur. Ancak insanoğlu ilk ayna olarak, volkanik patlamalar sonucu lavın soğumasıyla ortaya çıkan obsidyen taşını kullanmıştır. 2006 yılında Dr. Jay Enoch’un yaptığı araştırma sonucunda Anadolu topraklarında 8 bin yıl önce topraktan ve cilalı obsidyenden ayna kullandıklarını ortaya koymuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Arkeolog James Mellaart tarafından Çatalhöyük’de M.Ö. 6000 yılında ait bilinen en eski ayna bulunmuştur. Yaklaşık 3000 yıl sonra Mısırlılar değerli metallerin yanı sıra son derece parlak bakır ve bronzdan metal aynalar yapmışlardır. Mezopotamyalılar, Yunanlılar, Çinliler ve Romalıların da bronz ve bakırdan yapılmış aynalar kullandıkları belirlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aynanın eski medeniyetlerde ve mitolojilerde önemli bir yeri vardır. Sümerlere ait Gılgamış Destanı’nda ayna kurtarıcı bir öğe olarak yer alır. Eski Mısır’da ölümsüzlüğün ve güzelliğin sembolü, Güney Amerika’daki İnka mitolojisinde savaşlarda fetihleri müjdeleyen ve savaşçılara doğru yolu gösteren bir sembol olarak yer alır. Yunan mitolojisinde ise ayna Narkissos’un sudaki yansımasında kendi siluetine âşık olduğu hikâyede geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde kullandığımız aynaların bugünkü halini almasında Venediklilerin rolü büyüktür. Cam üretme tekniklerinde kendilerini oldukça geliştiren Venedikli zanaatkârlar, cıva ve kalayın karışımıyla elde ettikleri sırlama tekniğini geliştirmişlerdir. Kalayın ince bir tabaka haline getirilmesinden sonra üzerini cıva ile kaplayarak önce bir kâğıt, kâğıdın üzerine de cam levha koyduktan sonra kâğıdı aradan sökerek oluşturdukları alaşımdan ayna üretmeyi başaran Venedikliler o dönemin en değerli meslek kolunu oluşturmuşlardır. Hatta bu zanaatkârlar, formüllerini diğer ülkelere öğretmesinler diye özel kalelerde çalıştırılmış, izole bir hayat yaşamak zorunda kalmışlardır. Bu teknikleri öğrenmek isteyen Fransa, ayna ustalarına kendi ülkelerinde üretim yapması karşılığında yüklü meblağda paralar ve hatta soyluluk unvanı vermeyi teklif etmişlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Venediklilerin tüm çabalarına karşın birçok ayna ustası Fransa’nın teklifine karşı koyamamış ve formülleriyle birlikte Fransa’ya göç etmişlerdir. Fransa da, Venedikliler gibi ayna yapım tekniklerinin gizli kalması için çabalasa da, Avrupa’nın diğer ülkelerinde ayna yapımı hızla çoğalmıştır. Cıvanın sağlığa zararları ortaya çıktıkça üreticiler farklı üretim teknikleri geliştirmeye başlamışlardır. 1835’te Alman kimyacı Justus von Liebig ayna yapımında gümüşü kullanarak yeni bir kaplama yöntemi geliştirmiş ve bugün bildiğimiz aynaların üretimine başlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Toplumların gelişmesinde önemli yer tutan ayna, bilimsel gelişmeler için de özel bir yere sahip. 1668 yılında teleskopun yan tarafına monte ettiği göz merceğini yansıtmak için düz bir diyagonal ayna kullanan Newton, yeni gezegenlerin ve uzayın keşfedilmesi için atılan adımın fitilini ateşlemiştir. Bu icattan çok kısa bir süre sonra 1672 yılında Laurent Cassegrain, aynalı teleskopu geliştirerek reflektörün tasarlanmasına öncülük etmiştir. İnsanın kendi suretini keşfetmesini sağlayan aynanın serüveni devam ediyor ve ötegezegenlerin, bilinen evrenin keşfi için de insanlığa ışık tutuyor.

  • BAŞKENTLER ve İLGİNÇ BİLGİLER

    BAŞKENTLER ve İLGİNÇ BİLGİLER

    Biliyor musunuz, Ankara’nın isim kökü Ankyra’dan geliyormuş.
    Belgelere dayanmayan, ancak günümüze kadar ulaşan söylentilere göre, kentin tarihte bilinen ilk adı Galatlar tarafından verilmiş ve Yunanca “çapa” anlamına gelen Ankyra olmuştur. Bu isim zamanla Ancyre, Engüriye, Engürü, Angara, Angora ve son olarak Ankara şeklinde değişmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizde başlangıç meridyeninin geçtiği yer, yani 0 noktası, İngiltere’nin başkenti Londra’dadır. Neden İngiltere ve Londra sorusunun cevabı meridyenleri İngilizlerin bulmuş olmasıdır. Dünyada 0º 0′ 0″ doğu/batı boylamlarında bulunduğu varsayılan yer Londra’nın Greenwich semtidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Fransa’nın başkenti Paris’in kurulduğu dönemlerdeki adı Lutetia imiş. Paris adını ise eskiden bölgede yaşayan Kelt kabilesinin ismi “Parisii”den almış. Kelimenin kökeni çalışan insanlar, zanaatkârlar anlamına geliyor. İlginç bilgi ise dünyada Paris isminde 40’a yakın yer bulunması!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın başkenti Edo… Daha doğrusu 1868 yılına kadar böyleymiş… Sonra bu isim, “doğu başkenti” anlamına gelen Tokyo ismiyle değiştirilmiş. Adı Edo iken bir balıkçı köyü olan Tokyo günümüzde dünyanın en kalabalık şehri… 38 milyondan fazla nüfusa sahip şehirde, Shibuya’daki ünlü yaya geçidinden tek seferde karşıya geçen kişi sayısı ise yaklaşık 3 bin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yanlış yazılmış, Lüksemburg aslında bir ülke diyebilirsiniz. Kısmen de doğru. Batı Avrupa’nın küçük yüz ölçümlü devleti Lüksemburg’un başkenti de Lüksemburg. Üstelik bu uygulamaya sahip tek ülke Lüksemburg da değil, Monako, Cezayir, Singapur, Tunus, Vatikan’ın da başkenti kendisiyle aynı isimde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizde en yüksek rakımda bulunan başkent hangisidir diye sorarsanız, 2.850 metre yüksekte kurulu olan Ekvador’un başkenti Quito cevabını verebiliriz. Gerçi kimi kaynaklarda en yüksek başkent olarak Bolivya’nın başkenti 3600 metre yüksekliğindeki La Paz gösterilir. Fakat iki başkenti olan ülkede Sucre yasal başkent iken La Paz bölgesel başkenttir. Bu yüzden en yüksek başkent konusu tartışmaya açıktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Coğrafi olarak Kıbrıs Adası’nın tam kalbinde konumlanmış olan Lefkoşa şehri, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne başkentlik yapmaktadır, hem de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından başkent olarak kabul edilmektedir. Yeşil Hat adı verilen bir sınırla ikiye bölünen şehrin kuzey bölümü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hâkimiyetindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Turistik açıdan dünyada popüler olan, Güney Afrika’nın en eski şehri, yerli halkın tabiriyle “Anne Şehir” Cape Town, ülkenin de başkentidir, ama sadece yasama başkenti. Çünkü Güney Afrika Cumhuriyeti’nin toplam üç başkenti bulunuyor. Onlardan biri idari başkent olan Pretoria, diğeri ise adli başkent olan Bloemfontein’dir.

  • Mimar Zaha Hadid’in Dünyaya Attığı İmzalar

    Mimar Zaha Hadid’in Dünyaya Attığı İmzalar

    1950 Bağdat doğumlu Zaha Hadid, en prestijli mimarlık ödüllerinden Pritzker’i alan ilk ve tek kadın mimardı. 2016 yılında bir kalp krizi ile hayata veda ettiğinde ardında çok sayıda uygulanmış proje bıraktı ve dünyanın farklı ülkeleri için postmodern bir mimari anlayış ile tasarladığı bu projeler alışılmışın oldukça dışındaydı. Kendisine övgü ve ödül getirmekte gecikmeyen bu projelerden 7 tanesi şimdi listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güney Kore’nin başkenti Seul’de 2014 yılında yapılan Zaha Hadid imzalı Dongdaemun Tasarım Binası sergi ve müze, kafe ve dinlenme alanları içeren kamusal bir alan. Sayısı 45.000’i aşan farklı boyut ve eğriliğe sahip paneller ile kaplanmış mekân kent sakinleri için oldukça önemli bir yere sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Wangjing Soho, 207 metre uzunluğundaki zirvesi ve köprülerle bağlandığı diğer yapılar ile büyük bir kompleks. Zaha Hadid’in ölümünden önce tasarladığı, iş ve yaşam alanlarını bir arada bulunduran bu mekân Çin’in başkenti Pekin’de, Lize Finans İş Bölgesi’nde bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Belçika’nın liman kenti Anvers’de, özgün adıyla Antwerpen’da, tüm liman çalışanlarının tek çatı altında toplanması için Belçika Hükümeti tarafından açılan yarışmayı Zaha Hadid kazanmıştı. Ünlü mimarın atıl durumdaki itfaiye binasını restore edip üstüne bir de yeni yapı eklediği Antwerp Liman Evi’nin inşası 2016’da tamamlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İngiltere-Londra’da bulunan Serpentine Sackler Sanat Galerisi’nin bahçesi her yıl bir mimarın tasarladığı pavyon sayesinde şov alanına dönüşür. Bu uygulamanın 2000 yılındaki ilk mimarı ise Zaha Hadid olmuş ve kendi mekânını 19. yüzyılda inşa edilmiş tuğla bir yapıya bitişik olarak tasarlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’deki Şeyh Zayed Köprüsü de bir Zaha Hadid eseridir. Ünlü mimar, 842 metre uzunluk ve 61 metre genişliğindeki bu dört şeritli köprünün çelik kemerlerini dalga biçiminde tasarlamıştı. Ülkenin kurucusunun ismini taşıyan yapı 1997-2010 yılları arasında inşa edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hong Kong Politeknik Üniversitesi’nin kampüsünde yer alan ve üniversitenin Tasarım Bölümü ile Jokey Kulübü Sosyal İnovasyon için Tasarım Fakültesi’nin ortak bir alanı olarak inşa edilen bu kule de Zaha Hadid imzalı. Kulede laboratuvarlardan tasarım stüdyolarına tasarım eğitimi için çok sayıda farklı alan bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Zaha Hadid, konsept tasarımını üstlendiği Haydar Aliyev Kültür Merkezi için Azerbaycan mitolojisinden esinlenmiş ve projesinde Hazar Denizi’nin yükselişini yansıtmış. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de bulunan kültür merkezi, içinde müze, konferans salonları, sanat galerileri, konser salonları gibi bölümler barındırıyor.

  • Türk Müziğinin Rengi 8 Makam

    Türk Müziğinin Rengi 8 Makam

    Binlerce yıllık geçmişi, özgün enstrümanları, günümüze kadar ulaşan ve sayısı on binleri aşan repertuarı ile Türk musikisi duygu dünyamızı zenginleştiren temel değerlerimizden… Musikimizde üretilmiş makamlar ise ruhlarımıza kâh sevinç kâh hüzün veren yüzlerce biçime sahip. 500’den fazla olduğu tespit edilen bu makamların günümüzde tamamı kullanılıyor olmasa da dinlediğimiz, bildiğimiz eserlerin büyük kısmı 40 kadar makam üzerinden veriliyor. Gönlünüzü okşayıp, duygularınızı coşturmasını dileyerek musiki makamlarımızdan 8 tanesini listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhayyer Makamı” title_font_size=”13″]

    Bu makamı en iyi anlatan eserlerin başında bir Saadettin Kaynak bestesi olan “Çile bülbülüm çile” gelir. Ayrılık feryadı denen Muhayyer makamındaki şarkıları tek başına değil dost meclislerinde hep bir ağızdan söylemek ayrılık acısını bir nebze de olsa dindirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nihavent Makamı” title_font_size=”13″]

    Ünlü bilgin Farabi daha 900’lü yıllarda müziğin insan üzerindeki fiziksel ve ruhsal etkilerini incelemiş ve kaydetmiştir. Farabi’nin araştırmalarına göre Nihavent makamı kuvvet ve barış duygusu verir. Bu güzide makama örnek olarak güftesi Bedri Rahmi Eyüboğlu’na ait olan “Karadutum Çatalkaram Çingenem”i vermek yerinde olur. Bu eserin bestekârı Hasan Dede Dinç’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hicaz Makamı” title_font_size=”13″]

    “Bir bahar akşamı rastladım size…” dizesiyle başlayan eser Hicaz makamında verilen ve Selahattin Pınar’a ait olan en nadide eserlerden biridir. Bu makamın dinleyene alçakgönüllülük verdiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beyati Makamı” title_font_size=”13″]

    Makam adını Bayat Oğuz boyundan almıştır. “Benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım.” sözleriyle hemen hepimizin terennüm etmekten keyif aldığı eser Beyati makamındadır. Bestesi Fehmi Tokay’a ait olan bu şarkıyı özellikle Müzeyyen Senar’dan dinlemenizi tavsiye ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Segâh Makamı” title_font_size=”13″]

    Açık ve soylu bir hüzün duygusu anlamına gelen Segâh’ı, makam olarak insana “ah” çektirenlerin içinde sayabiliriz. Güftesi Yahya Kemal Beyatlı, bestesi Münir Nurettin Selçuk’a ait olan şu muhteşem eser savımızı destekleyecektir: “Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç; bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kürdili Hicazkâr” title_font_size=”13″]

    İlk kez ünlü bestekâr Hacı Arif Bey tarafından 1855 yılında kullanılan Kürdili Hicazkâr makamını, bestesi Zekai Tunca’ya ait olan ve hepimizin aşina olduğu dizesiyle “Yıldızlara baktırdım fallarda çıkmıyorsun,” şarkısıyla örneklendirebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hüzzam Makamı” title_font_size=”13″]

    Koyu hüzün anlamına gelen Hüzzam makamını kavrayabilmek için Emel Sayın’dan “Kıskanırım seni ben; kıskanırım kalbimden; bu nasıl aşk Allah’ım, öleceğim derdimden…” sözleriyle akıp giden Teoman Alpay bestesini dinlemenizi tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rast Makamı” title_font_size=”13″]

    Farabi’nin araştırmalarına göre Rast makamı insana sefa, neşe, iç huzuru vermesinin yanında fiziksel olarak da başa, gözlere, felce ve kaslara olumlu etki ediyor. Fazla uyumayı engelliyor ve düşük nabzın yükselmesine yardımcı oluyor. Rüştü Şardağ’ın Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “Bir gece ansızın gelebilirim!” isimli şiirinden bestelediği eser Rast makamının en neşe verici örneklerindendir.