Blog

  • ANAHTARIN USTASI: ÇİLİNGİR

    Anahtarınızı evin içinde unutup kapıda kaldığınız oldu mu? Bu sevimsiz durum hemen hemen hepimizin başına gelmiştir, değil mi? İşte tam da bu çaresiz anlarda imdadımıza yetişen çilingirler sadece kapıları açmakla kalmaz, aynı zamanda köklü bir geleneği ve ustalığı temsil ederler. Gelin, çilingirliğin tarihine ve günümüzdeki yerine yakından bir göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çilingir kelimesi, Farsçadan dilimize “çilānger” sözcüğünden geçmiştir. Kökeni Mısırlılara dayanan çilingirlik, tarihin en eski mesleklerinden biridir. Kilit mekanizmalarının icadıyla birlikte anahtar kavramı ortaya çıkmış ve çilingirler; kilitleri tasarlayan, üreten ve güvenlik mekanizmalarını şekillendiren ustalar olarak görev almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tarih boyunca çilingirler, maymuncuk ve özel aletler kullanarak kilitleri açmış, bozuk parçaları onarmış ve yeni kilitler ile anahtarlar üretmişlerdir. Bunun yanı sıra, bazı makinelerin deforme olmuş parçalarını yeniden yaparak hem demirci hem de zanaatkâr kimliğiyle çalışmışlardır. Sanayi Devrimi ile seri üretim ve makineleşme yaygınlaşsa da çilingirler geleneksel becerilerini kaybetmeden modern mekanizmaları çözmeye devam etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kilitler, çilingirliğin gelişimiyle paralel bir tarih izlemiştir. Mısır’da tahta pimli mekanizmalarla başlayan kilitler, zamanla Çin ve Avrupa’da farklı sistemlere dönüşmüştür. XVIII. yüzyıla gelindiğinde, pimli ve çift etkili kilitler ile çentik kombinasyonuna sahip kilitler ve el yapımı banka kilitleri gibi ünlü kilitler ortaya çıkmış; bu yenilikler modern güvenliğin temelini oluşturmuştur. Çilingirler ise hem geleneksel hem de modern mekanizmaları çözme becerisiyle yüzyıllardır süregelen güvenlik ihtiyacını karşılamaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’da bu geleneğin yaşayan nadir örneklerinden biri, Safranbolulu çilingir ustası Hüseyin Şahin Özdemir’dir. Uzun yıllardır tarihî evlerin kapı ve pencerelerinin demir işlerini ustalıkla yapan Özdemir, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Safranbolu’da, asırlık kilitlere yeniden hayat bulduruyor. Onun el emeği, sadece ustalığını değil, aynı zamanda Türk kent kültürünün zenginliğini de koruyor. Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından “Yaşayan İnsan Hazineleri Ödülü”ne layık görülen usta, çilingirliğin hem tarihini hem de geleceğini bugüne taşıyor. Hüseyin Usta’nın kilitlerle kurduğu özel bağı ve ustalığını videoda izleyebilirsiniz.

  • KIYAFETLERİMİZİN ÇEVRE ÜZERİNDEKİ ETKİSİ VE ALIŞVERİŞTE FARKINDALIK

    Dünya genelinde her yıl yaklaşık 92 milyon ton tekstil atığı çıktığını biliyor musunuz? Peki, giysilerin çöplüklerde 200 yıldan fazla sürede ayrıştığını ve yalnızca bir pamuklu gömlek üretmek için 2.700 litre su harcandığını söylesek… Hızlı değişen trendler ve ucuz üretim, modayı geçici bir keyiften kalıcı bir çevre sorununa dönüştürüyor. Dolaplarımızda biriken, sonra da çöpe giden kıyafetler sadece alan kaplamıyor; aynı zamanda toprağı, suyu ve havayı da kirletiyor. İşte tam da bu noktada sürdürülebilir moda devreye giriyor ve gezegenimizle uyum içinde yaşamanın yollarını açıyor. Yazımızda, doğaya saygılı sürdürülebilir modadan bahsedecek ve birey olarak neler yapabileceğimize odaklanacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gardırobunuzun Ömrünü Uzatın” title_font_size=”13″]

    Gardırobunuzun çevresel ayak izini küçültmenin en etkili yollarından biri, kıyafetlerinizin ömrünü uzatmaktır. Daha az sıklıkta yıkayın; özellikle doğal elyaflı giysiler giyiyorsanız zaten bir avantajınız var. Doğal elyaftan yapılan giysiler, bakteri üremesine daha az eğilimlidir ve genellikle birden fazla kez giyilebilir. Ayrıca giysilerinizi düşük sıcaklıkta yıkamak da kıyafetlerinizin ömrünü uzatır, kumaşın formunu korur ve karbon salınımı ile su tüketiminizi azaltır. Üstelik su ve elektrik faturalarınızı da düşürür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yenilerini Almak Yerine Giysilerinizi Onarın” title_font_size=”13″]

    Yama yapılan kıyafetleri veya dikilen çorapları hatırlıyor musunuz? Giysilerinizde eksik bir düğme veya küçük bir delik varsa onları atmanız gerekmez. Yeni bir düğme dikebilir veya deliği kullanmadığınız herhangi bir aksesuarla ya da kumaş parçasıyla kapatabilirsiniz. Bu, sadece paradan tasarruf sağlamakla kalmaz, aynı zamanda çevre kirliliğini de azaltır. Giysileri onarmak, tekstil atıklarının azalmasına katkıda bulunmanızı ve memnuniyet duygusu yaşamanızı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alışverişinizi Bilinçli Yapın” title_font_size=”13″]

    Kıyafet seçiminde paranızın nereye gittiğini sorgulayın. Ücret ve çalışma koşulları hakkında şeffaf bilgi paylaşan; karbon ayak izi, gereksiz enerji tüketimi gibi çevresel etkilerini azaltmak için somut adımlar atan markaları tercih edin. Moda, doğayı ve toplumu olumlu yönde etkileyebilir; bu nedenle pozitif etki oluşturan markaları destekleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İkinci El Ürünler ile Gardırobunuzu Yenileyin” title_font_size=”13″]

    Sık sık alışveriş yapmayı seviyorsanız ikinci el kıyafetleri tercih edebilirsiniz. Bu sayede sadece giysilerin ömrünü uzatmakla kalmaz, aynı zamanda çevresel etkiyi azaltır ve benzersiz parçalar bulabilirsiniz. Giderek daha fazla perakendeci, hızlı modayla mücadele etmek için ikinci el ve kiralama modellerini benimsiyor; artan çevre bilinciyle bu pazar da gün geçtikçe güçleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gerçekten İhtiyacınız Olup Olmadığını Sorgulayın” title_font_size=”13″]

    Her alışverişe çıktığınızda kendinize şu önemli soruları sorun: “Gerçekten buna ihtiyacım var mı?” ve “Bu giysiyi kaç kez giyeceğim?”. Yanıtınız ihtiyaç kaynaklıysa alışveriş yapacağınız yerin kaliteli ve güvenilir olmasına dikkat edin. Unutmayın, “Ucuz ürün alacak kadar zengin değilim!” sözü boşuna söylenmemiştir; kaliteli seçimler hem bütçenize hem de gezegene katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aldığınız Ürünlerin Malzemelerini Bilin” title_font_size=”13″]

    Daha sürdürülebilir alışveriş için giysilerde kullanılan malzemeleri tanıyın. Polyester gibi işlenmiş sentetiklerden kaçının; doğada parçalanması yıllar alıyor ve fosil yakıtlardan üretiliyor. Organik pamuk gibi doğal malzemeler ise daha az su kullanıyor ve zararlı kimyasallar içermiyor. Çevreye daha az zarar veren malzemeler için Global Organic Textile Standard (pamuk ve yün), Leather Working Group (deri) ve Forest Stewardship Council (viskoz) gibi sertifikalara göz atabilir, mümkünse geri dönüştürülmüş malzemeleri tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dolabınızı Düzenlerken Sürdürülebilir Olun” title_font_size=”13″]

    Dolabınızı düzenlerken giysilerin çöplükte son bulmasını engellemek en önemli adımlardan biridir. Giysilerinizi satmak, arkadaş grubunuzla takas etmek veya kullanılmış kıyafetleri kabul eden dernek ve yardım kuruluşlarına bağışlamak, onlara ikinci bir şans vermenin en güzel yollarıdır. Artık onarılamayacak veya giyilemeyecek parçalar içinse, mümkün olduğunca özel geri dönüşüm programlarını tercih edebilir; dilerseniz bunları yama, temizlik bezi veya aksesuara dönüştürmek için kullanabilirsiniz.

  • Evcil Hayvanınızın da Rahat Edeceği Bir Ev İçin 7 Öneri

    Evcil Hayvanınızın da Rahat Edeceği Bir Ev İçin 7 Öneri

    Konforumuz için her detayını düşündüğümüz evlerimiz unutmayalım ki evcil hayvanlarımıza da ait… Onlar evimize alacak, hayatımızı paylaşacak kadar sevdiğimiz canlılar… Birçoğumuzun yalnızlığını gideren can dostlarımız… Peki, onların evlerdeki konforu için neler yapılabilir? Sorunun cevabını listemizde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk önerimiz yeni bir eve çıkma düşüncesinde olanlar için olacak, çünkü bazı özellikleri eve sonradan dâhil etmek mümkün olmayabilir. Bunların başında taşınacağınız evin bahçeli olması ya da yakınlarında park bulunması geliyor. Özellikle bir köpekle aynı evi paylaşıyorsanız açık havada vakit geçirebileceği bir alan bulunması en az onun kadar sizi de mutlu edecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eşya seçimlerinizi tırmalamayı, kemirmeyi, oynamayı seven küçük dostlarınızı düşünerek de yapmalısınız. Koltukların dayanıklı kumaşla kaplı olmasına dikkat etmek, lekesi çabuk çıkan halılara öncelik vermek, pahalı bir aksesuar alırken her an kırılabileceğini önden kabullenmek sizin içinizi rahat tutarken, dostunuzun kendi evinde özgürce hareket etmesini sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kedinizin doğasıyla uygun hareket etmesini sağlamak, tırmalama isteğine destek olmaktan geçiyor. Bunu evdeki perdeler, koltuklar, mobilyalar üzerinde uygulamasını istemiyorsanız bir an önce sevimli patiler için bir tırmalama tahtası almalısınız. Böylece hem onu mutlu edecek hem eşyalarınızın uzun ömürlü olmasını sağlayacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Evcil hayvanınızın ilgisini çekecek oyuncaklarla bir oyun alanı oluşturmanız, evde olmadığınız zamanlarda onun da eğlenerek vakit geçirmesini sağlarken, geri döndüğünüzde sizi mutlu gözlerle karşılamasına neden olacaktır. Unutmamanız gereken bir diğer detay da evde olmadığınız zamanlarda kedi ya da köpeğinizin rahatça dolaşabilmesi için odaların kapısını açık bırakmak olmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yatak konusu kediler için önemli olabilirken köpekler her yeri yatak olarak kullanmaktan çekinmezler. Ama onların da eklemlerini ve kemiklerini rahatlatacak bir yatağa ihtiyaçları olmadığını söyleyemeyiz. Evcil hayvanınız için yatak alırken ona uygun boyutlarda olmasına, kumaş konusunda kalitesine -ki bu kolay temizlenebilir ve dayanıklı olmasını da kapsıyor- dikkat edebilirsiniz. Bu arada, kedinizin yatağını evinizin en sıcak ya da güneş alan yerine yerleştirmeyi unutmayın!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Evin havasını arındırmaları ve kattıkları estetik nedeniyle saksı bitkilerini hepimiz çok seviyoruz. Ama bazı bitkilerin yapraklarının zehirli olduğunu ve kurcalamayı seven küçük canlılar için tehlike arz ettiğini aklınızdan çıkarmayın! Bununla birlikte bitkisel besinler yiyerek sindirim sistemini rahatlatan kediler için evinizde “çim” yetiştirebilir ya da hazır kedi çimlerinden alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Aynı evi paylaştığınız evcil hayvanlarınız için su ve mamayı ulaşılabilir yerlere koymak gerektiğini; kuş sahibi olanların mekânı sık sık havalandırmalarının iyi olacağını; köpeklerin kendilerine giydirilen bazı kıyafetlerden pek de haz etmediğini söylemiyoruz bile…

  • MASA TENİSİNİN HİKÂYESİ VE TEMEL TEKNİKLERİ

    Masa tenisi, hız ve refleks kadar strateji, dikkat ve eğlenceyi de bir araya getirir. Kuralları öğrenip temel vuruşlara hâkim olduğunuzda oyun rekabetten öte gerçek bir deneyime dönüşür. Yazımızda, masa tenisinin tarihçesini, temel kurallarını, oyun mantığını ve tekniklerini adım adım ele alıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyıl İngiltere’sinde “lawn tennis” yani çim kort tenisi çok popülerdi. Ancak yağmurlu ve kapalı hava, açık havada oynamayı her zaman mümkün kılmıyordu. Çözüm olarak tenis, yemek masalarına taşındı: Kitaplar file, içecek mantarları top, kutu kapakları raket oldu. Bu salon tenisi denemeleri, günümüz masa tenisinin ilk adımlarını oluşturdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Zamanla ekipmanlar gelişti ve kurallar netleşmeye başladı. 1890’lardan itibaren İngiltere’de ‘whiff-whaff’ ve ‘gossima’ gibi adlarla masa üstü tenis setleri piyasaya sürüldü. Oyunun büyük sıçraması ise 1900’lü yılların başında, topun sıçrama sesiyle bağlantılı olarak ‘ping-pong’ adının marka olarak kullanılmaya başlanmasıyla gerçekleşti. İngiltere’de Jaques şirketi bu ismi tescilledi, ardından Amerika’da Parker Brothers bu markanın haklarını aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1902’de İngiliz E.C. Goode, raket yüzeyine pütürlü kauçuk ekleyerek topa daha fazla kontrol ve spin kazandırdı. 1952’de Japon Hiroji Satoh, süngerli raketiyle oyuna hız verdi ve Asyalı oyuncuların dünya sahnesindeki yükselişi başladı. Aynı dönemde Penhold tutuşu (raketin başparmak ve işaret parmağı arasında tutulması) ortaya çıktı ve hızlı hücumlarda avantaj sağladı. Nihayet, 1988 Seul Olimpiyatları ile masa tenisi olimpik bir spor oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Masa tenisinde bir masa, bir top ve her oyuncu için bir raket yeterlidir. Masa 274 santimetre uzunluğunda, 152 santimetre genişliğinde ve 76 santimetre yüksekliğindedir; ortasındaki file 15,25 santimetre yüksekliğe sahiptir. Top 40 milimetre çapında, 2,7 gram ağırlığındadır ve beyaz ya da turuncu renkte olabilir. Bu hassas ölçüler oyunun hızlı ve dengeli olmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Oyunun amacı, topu rakibin alanına geçirip geri döndüremeyeceği bir vuruş yapmaktır. Oyun her zaman servis ile başlar; sıra ve taraf kura ile belirlenir. Servis atan oyuncu topu serbest elinde tutar, en az 16 santimetre havaya atar ve önce kendi sahasına, sonra rakibin sahasına çarptırır. Set sonunda oyuncular yer değiştirir, servis sırayla geçer. Topa iki kez art arda vurmak veya serbest elin masaya değmesi puan kaybına yol açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Masa tenisinde temel vuruşlar oyun için kritik öneme sahiptir: “Forehand / backhand” (raketin içi/dışıyla yapılan vuruşlar), “topspin” (topa üstten spin vererek hız ve yön kazandırma), “cut / chop” (topu düşük ve ters falso ile gönderme), “block” (rakibin hızlı vuruşlarını karşılamak) gibi… Bu teknikleri öğrenmek hem eğlenceli hem de stratejik bir oyun deneyimi sağlar. Düzenli antrenman ile bu vuruşlarda ustalaşmak mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Masa tenisi Türkiye’ye 1920’li yıllarda girdi; öncelikle İstanbul’da sonrasında yurdun diğer şehirlerinde oynanmaya başladı. 1930’da düzenlenen İstanbul Şampiyonası’nda Raşit Bey, Fenerbahçe’ye ilk şampiyonluğu kazandırdı. 1950’li yıllarda İstanbul, İzmir ve Ankara’da turnuvalar hız kazandı; bu gelişmelerin ardından 1966’da Türkiye Masa Tenisi Federasyonu kuruldu. 1983’te Türkiye Ligi resmen başladı ve 2016 yılında Melek Hu, Avrupa şampiyonluğuyla Türkiye’ye bu alandaki ilk büyük başarısını kazandırdı.

  • EN SERTİNDEN ROMANTİĞİNE SİNEMADA CÜNEYT ARKIN

    EN SERTİNDEN ROMANTİĞİNE SİNEMADA CÜNEYT ARKIN

    “Yarın sabah güneş doğana kadar şu kollarımın ucuna iki tane aslan pençesi takacaksın!” Bu replik Türk Sineması’ndaki hangi oyuncuya aittir diye sorsak hepiniz 4 oku tek yay çekişiyle farklı yerlere atabilen Cüneyt Arkın’a ait olduğunu söylerdiniz değil mi? Sinemamızın duayen aktörü 1963 yılında girdiği sektörde onlarca filmde farklı karakterler canlandırdı ama seyirci onu en çok da vurdulu kırdılı diye tabir ettiğimiz filmlerle bağrına bastı. Tabii mavi bakışları ve karizmatik tavırlarıyla romantik filmlerin aranan, beklenen yüzlerinden biri de hep o oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Battalgazi” title_font_size=”13″]

    “Hoşçakal düşman beldenin yaman güzeli…” Tahmin ettiğiniz gibi bu replik de Bizans beylerinin korkulu rüyası olan Türk beyi Battalgazi’ye aitti. Dört filmden oluşan Battalgazi serisiyle Cüneyt Arkın, büründüğü kahraman rolünde fırtına gibi esmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Malkoçoğlu” title_font_size=”13″]

    Aslında kahramanlık rolleri sanatçı için Malkoçoğlu ile başlamıştı. Osmanlı akıncısı Malkoçoğlu’nun destan yazdığı hikâyelerini spagetti western havasındaki altı ayrı filmde izlemiş, ekran karşısında kendimizi hep zafer dolu sonların kollarına teslim etmiştik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kara Murat” title_font_size=”13″]

    1966 yılından itibaren 12 yıllık süreçte kahraman fedai rolleri üst üste gelmişti ve işte yedi bölümlük Kara Murat serisi de onlardan biriydi. Çizgi roman karakteri olan Kara Murat’ın sinema perdesinde Cüneyt Arkın fiziğiyle canlandırılması seyirciyi oldukça memnun etmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ömer” title_font_size=”13″]

    Cüneyt Arkın’ı sinemada tek değil birkaç tür temsil eder. Epik senaryoların haşmetli kahramanı zaman zaman da romantik yapımların yakışıklı jönü olarak çıkar karşımıza. 1971 yapımlı Severek Ayrılalım’da hayat verdiği Ömer rolü de böyledir. Sanatçı, filmdeki başrolü Hülya Koçyiğit’le paylaşmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kazanova Mehmet” title_font_size=”13″]

    Vurgun filminde, yakışıklılığını kullanarak gönlünü kazanmaya ve böylece parasını almaya çalıştığı Gönül’e (Gönül Yazar) sonunda gerçekten âşık olan Kazanova Mehmet rolündedir. Havalı saçları ve kıyafetleriyle boy gösterdiği film, sanatçının en eğlenceli ve romantik yapımlarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kerem” title_font_size=”13″]

    Kerem (Cüneyt Arkın) ve Ebru’nun (Filiz Akın) aşk hikâyesinin adı Acı Hayat’tır, çünkü iki genç aşığın arasına yüzyıldır süren bir kan davası girmiştir. Evlenmelerine engel olmak isteyen insanlar ve olaylar film boyunca çiftimizin peşini bırakmaz ve ne yazık ki bu film mutlu sonla bitenlerden olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Harun” title_font_size=”13″]

    Başrollerinde Audrey Hepburn ile Gary Cooper’ın oynadığı Love in the Afternoon filminden sinemamıza uyarlandığı bilinen Arım Balım Peteğim, sanatçımızın başrolü Türkan Şoray’la paylaştığı melodram türünde bir filmdir. Cüneyt Arkın, şarkısıyla da popüler olan bu yapımda Harun rolündedir.

  • Mitolojide Adı Geçen Hayvanlar

    Mitolojide Adı Geçen Hayvanlar

    Mitolojik öykülerde var olup da gerçek hayatta bir karşılığı olmayan pek çok mitolojik canlı bulunur. Listemiz onlarla ilgili değil, listemiz bazen iyi bazen de kötü karakterler verilerek mitolojik öykülerde kendine yer bulmuş ya da bir şekilde bu öykülere ilham vermiş hayvanlarla ilgili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sadece Afrika ülkesi Kongo’da yaşayan ve Kongo’nun simgesi olan okapiler ata, zebraya hatta eşeğe bile benzetilir ama aslında zürafagillerdendir. Okapi bir mitolojik öyküde yer almaz. Fakat mitolojik canlılardan tek boynuzlu atın, Latince ismiyle “unicorn”un gerçek bir hayvan olma olasılığından söz edilirken Hindistan gergedanı ya da vahşi bir öküzden esinlenildiğinden hatta gerçekte bir okapi olabileceğinden de bahsedilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mitolojik bir hikâyenin içinde yer almayan komodo ejderi de üzerine varsayımlarda bulunulan hayvanlardandır. Uzakdoğu mitolojilerinde kanatsız olarak tasvir edilen ejderhaların -en azından bazılarının- gerçekte var olan hayvanlar olduğu noktasında bilim insanlarının görüşleri bulunmakta. Bu görüşlerin ana nedenlerinden biri de kimi tasvirlerin dünyanın en büyük kertenkelelerinden olan komodo ejderine olan benzerliğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türk, Moğol ve Altay mitolojisinde yer alan ve öykülerin yansıması olarak günümüzde hala büyük önem atfedilen hayvanların başında kurt geliyor. Bazı Türk-Moğol boylarının kurtların soyundan geldiklerine ve zor zamanlarda kurtların ortaya çıkıp yol göstereceğine inanmaları bu mitolojik öykülerden kaynaklanıyor. Bu hikâyelerde bozkurt gökyüzünü temsil ederken alageyik yeryüzünü simgeliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Geyik, özellikle dişi geyik Türk mitolojisinde yol gösterici kutsal bir figür olarak yer alır. Hatta yine bu öykülerin etkileşimi olarak bir dönem geyik öldürmenin ölümle cezalandırıldığı ifade edilir. Moğol hükümdarı Cengiz Han’ın gök kurt ile kızıl geyik soyundan geldiğinin düşünülme nedeni de bu mitolojik öykülerdir. Çin mitolojisinde ise aksine geyiğin kötü bir namı bulunur ve vahşi bir hayvan olarak ele alınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Geçtiğimiz günlerde Japon balıkçıların görüntülediği kral ringa balığı ülke genelinde büyük korkuya sebep oldu, çünkü bu canlıların deprem ve tsunami habercisi olduğuna inanıyorlardı. Tabii bu inanışın kaynağı yine mitolojik öyküler… Japon mitolojisine göre kral ringa gelmekte olan felaket konusunda bir uyarıcıdır, denizlerin derinliklerinde yaşar ve 1000 metre uzunluğundadır. Gerçekte 10 metre uzunluğunda olan kral ringanın yılan balığı ile ilgili öykülere ilham verdiği de düşünülmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Possum, yani bir tür keseli sıçan, Kızılderili mitolojisinde kendine yer bulmuştur. Hikâyeye göre kendi taraflarında karanlık olan dünyaya ışık getirmek için hayvanlar arasında possum gönüllü olur ve doğuya doğru yola çıkar. Güneş ışığıyla karşılaşınca önce gözleri kısılır ve ışıktan biraz alıp kuyruğundaki tüylerin arasına saklar, fakat güneş ışığının sıcaklığı bir süre sonra tüylerini yakar. Ve inanışa göre bu minik canlının kuyruğunun çıplak olmasının ve yuvasından sadece geceleri çıkmasının nedeni işte bu mitolojik öyküdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Athena, gece görüş gücü yüksek olan baykuşu karganın yerine, göremediklerini kendisine haber vermesi için görevlendirmiştir. Bu, Yunan mitolojisinde baykuşun geçtiği öykülerden sadece bir tanesidir. Örneğin Roma mitolojisinde ölümün habercisi olan baykuş, Amerikan yerlisi olan Cherokee şamanlarına göre hastalık getiren ruhlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağa da mitolojide adı geçen hayvanlardan biridir. Özellikle Çin mitolojisinde ayaklarından her biri dört elementten birine karşılık gelir ve ejderden sonraki en önemli semboldür. Afrika mitolojisinde ise önce kaplumbağaların yaratıldığına inanılırken, Hint mitolojisinde dünya kaplumbağanın sırtında duran bir filin üzerinde bulunur.

  • YILDIZ KENTER’İN SİNEMADAKİ İZLERİ

    Ömrünü tiyatroya adayan Yıldız Kenter, yalnızca yüzden fazla tiyatro oyununda oynamış bir oyuncu olarak değil, aynı zamanda uzun yıllar hocalık yaparak yüzlerce tiyatro insanı yetiştirmiş bir eğitmendi. Birçok ödül alan, sahne disiplini ve duruşuyla kuşaklara ilham veren Kenter, tiyatro kadar sinema perdesinde de derin izler bıraktı. Sahnedeki gücünü beyaz perdeye taşıyarak duygunun, emeğin ve bireyin tüm hâlleriyle buluştuğu karakterlere hayat verdi. Sanatıyla nesiller boyu hatırlanacak bu usta ismin sinemadaki unutulmaz filmlerinden bazılarına birlikte göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vatan İçin (1951)” title_font_size=”13″]

    “Sinemacılar Dönemi” olarak anılan 1950’li yıllar Türk sinemasında yepyeni bir dönemin de kapılarını açar. Film üretiminin hızla arttığı bu dönemde güçlü hikâyeler, idealizm ve Kurtuluş Savaşı’nın duygusal izleri de beyaz perdede yer bulur. 1951’de yönetmen Aydın Arakon imzasıyla gösterime giren Vatan İçin, düşman kuvvetlerinin emrinde çalışan bir nazırın kızı ile topçu binbaşı Sami’nin vatanperverlik öyküsünü anlatır. Kenter, bu filmde büyükanne rolüyle sinemaya ilk adımını atmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ağaçlar Ayakta Ölür (1964)” title_font_size=”13″]

    Kalp hastası bir büyükanne, torununu görme umuduyla yaşar. Kocası, onu mutlu etmek için torununun ağzından mektuplar yazar, sonunda ise sahte bir torunu eve getirir. Büyükanne gerçeği bilse de sessiz kalır. Torununu uğurlarken, “Anlamadılar, ayakta durabildim. İçten ölmüş, ayakta duran bir ağaç gibi!” der. İspanyol yazar Alejandro Casona’nın eserinden uyarlanan film, 1964’te Memduh Ün yönetmenliğinde, Safa Önal’ın senaryosuyla çekilmiş ve Yıldız Kenter’e aynı yıl Altın Portakal’da En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu Ödülü’nü kazandırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşlı Gözler (1967)” title_font_size=”13″]

    “Bu gidişle biz n’olacağız? Bir çare bulunsa da tekrar birleşebilseydik…” diye yazar mektubunda Ümran rolündeki Yıldız Kenter, kocası Ferit’i canlandıran Cüneyt Gökçer’e. Tiyatro sahnesinin iki ustası, 1967’de beyaz perdede buluşur. Ertem Eğilmez’in yönettiği, senaryosunu Sadık Şendil’in yazdığı siyah-beyaz filmde, tüm çocuklarını evlendirmiş bir çifti canlandırırlar. Çocuklarına destek olmak için evlerini satıp ayrı ayrı çocuklarının yanında yaşamaya başlayan çift, onların ilgisizliği karşısında derinden sarsılır. Kenter ve Gökçer’in yürek burkan performansıyla film, adı gibi gözleri yaşla bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anneler ve Kızları (1971)” title_font_size=”13″]

    Lütfi Ömer Akad yönetmenliğindeki 1971 yapımı Anneler ve Kızları filmi, İstanbul’da hayata tutunmaya çalışan kadınların hikâyesini anlatır. Fatma (Yıldız Kenter), kocasının ölümünden sonra küçük kızıyla birlikte köyden şehre gelir ve sokakta kalır. Neşe (Neşe Karaböcek), kıt kanaat geçinmesine rağmen Fatma ve kızı Iraz’ı evine alır. Zorluklar, Neşe’nin şarkıcılık kariyerinin yükselişiyle hafifler; ancak büyüyen kızlarla ilişkiler giderek gerilir. Fatma ve Iraz üzerinden köyden kente göçün, sınıfsal ve kültürel değişimin insan hayatına etkileri güçlü bir oyunculukla beyaz perdeye taşınır. Özellikle kızına duyduğu sevgi ve filmin sonundaki yaşama vedası, izleyicide boğazı düğümleyen bir etki bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kızım Ayşe (1974)” title_font_size=”13″]

    Yönetmenliğini Yücel Çakmaklı’nın üstlendiği 1974 yapımı Kızım Ayşe filminde Yıldız Kenter, bu kez fakir köylü kadını Huriye Bacı olarak karşımıza çıkar. Kocasını doktorsuzluktan kaybeden Huriye Bacı’nın tek dileği, kızı Ayşe’nin (Necla Nazır) doktor olduğunu görmektir. Bu uğurda köyden kente taşınır, yaşam mücadelesine göğüs gerer. Kızını okutmak için her türlü fedakârlığı yapan bir annenin hikâyesi, Kenter’in sade ama derin oyunculuğuyla yürek burkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hanım (1989)” title_font_size=”13″]

    1989 yapımı Hanım, yönetmenliğini Halit Refiğ’in, senaryosunu ise Nezihe Araz ile Refiğ’in birlikte üstlendiği dokunaklı bir hikâyedir; öyle ki senaryosuyla Türk sinema tarihine adını yazdırmıştır. Yıldız Kenter, bu filmde eski bir İstanbul hanımefendisi Olcay Hanım’ı canlandırır. Kocasını bir deniz kazasında kaybetmiş, kanserle mücadele eden Olcay’ın tek dileği, yaşamının son günlerinde can dostu kedisi “Hanım”a iyi bakılmasını sağlamaktır. İstanbul, değişen değerler, Eşref Kolçak ile Yıldız Kenter’in oyunculuğunun muhteşemliği ile hıçkırıklar peşi sıra gelir: Filmde hem ölmek üzere olan Olcay Hanım’a hem de bembeyaz tüyleriyle sahipsiz kalacak Hanım’a ağlar da ağlarsınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güle Güle (2000)” title_font_size=”13″]

    Dostluklar mı, ada mı yoksa oyuncuların samimiyeti mi daha güzel diye düşündüren film… Yönetmenliğini Zeki Ökten’in, senaryosunu Fatih Altınöz’ün yazdığı 2000 yapımı Güle Güle filmi, Bozcaada’da geçen bir dostluk ve aşk hikâyesini konu alır. Film, 60 yaşın üstünde beş arkadaşın öyküsünü anlatır; çocukluklarından beri bir arada olan dört erkek ve bir kadın, hayatın getirdiği zorluklar karşısında birbirine tutunur. Filmde Zarife rolünde Yıldız Kenter, anne veya büyükanne rollerinin ötesinde, bu kez dostluğuyla izleyiciye dokunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beyaz Melek (2007)” title_font_size=”13″]

    Mahsun Kırmızıgül’ün 2007’de hem senaryosunu hem yönetmenliğini üstlendiği ilk filminde öyle isimler oynar ki filme karşı merak duygusu da artar: Arif Erkin Güzelbeyoğlu, Yıldız Kenter, Erol Günaydın, Nejat Uygur, Salih Kalyon, Ali Sürmeli, Cezmi Baskın, Toron Karacaoğlu, Hüseyin Avni Danyal, Gazanfer Özcan, Bilge Zobu, Lale Belkıs ve daha birçok isim… Beyaz Melek, aynı zamanda filme konu olan hikâyesiyle de dikkat çekicidir: Bir huzurevinde ömürlerinin son demini yaşayan bir grup insanın yaşamını gözler önüne serer. Yıldız Kenter ise filmin Melek ismindeki karakterini canlandırır ve beyaz melek olarak hem sinemada hem de son filmi olan Beyaz Melek’te etrafına ışık saçar…

  • TOROSLAR’DAN KAÇKARLAR’A ÜLKEMİZDEN DAĞ MANZARALARI

    TOROSLAR’DAN KAÇKARLAR’A ÜLKEMİZDEN DAĞ MANZARALARI

    Doğal güzellikler bakımından ülkece ödüllendirilmiş gibiyiz. Ege’sinden Karadeniz’ine, Doğu’sundan Marmara’sına nereye baksanız görkemli bir oluşumla selamlaşırken bulursunuz kendinizi… Bazen okyanuslarla kavuşan bir deniz, bazen sakinlik aşılayan bir göl, bazen uçsuz bucaksız bir ova, bazen ciğerlerinizle konuşan coşkulu bir yayladır bu oluşum. Ve aşağıda art arda sıralananlar ise dağlardır dağlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dağ dağa kavuşmaz, insan insana kavuşurmuş. Kim bilir, belki dağlar da insana kavuşmak istiyordur…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dağ gibi sağlam olmalı hayatta, dağ gibi dimdik!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bakarsan bağ olur, bakmazsan dağ olurmuş. Bakılmayan her şey de bu dağ kadar güzel olsa keşke…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Attila İlhan’ı hatırlatıyor fotoğraf: “Bu gece dağ başları kadar yalnızım.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir dağ başında insandan geriye kalan, dağ başı kadar görkemli hatıralar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kendi halinde bir köy halkı sırtını sağlam bir dağa yaslamak istemişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kışı ayrı güzel yazı ayrı, başı ayrı güzel etekleri ayrı.

  • AYDIN’DA KEŞFEDİLECEK DAHA ÇOK YER VAR

    AYDIN’DA KEŞFEDİLECEK DAHA ÇOK YER VAR

    Doğal güzellikleri o kadar yoğun olan bir şehir ki ünlü tarihçi Heredot, “Bizim yeryüzünde bildiğimiz, en güzel gökyüzünün altı ve en güzel iklimin bulunduğu yer” demekten kendini alamamış. Tarım açısından o kadar zengin ki Evliya Çelebi seyahatnamesine “Dağlarından yağ, ovalarından bal akar” diye not etmeden geçip gidememiş. Ve Aydın’ın eşsiz güzellikleri şimdi de Kültür ve Yaşam sayfalarında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şehrin sahil ilçesi olan Kuşadası’nın ülkemizin ilk turizm merkezlerinden biri olduğunu biliyor muydunuz? Mavi bayraklı plajlar, uzun yürüyüşler için eşsiz manzaralar sunan kıyı şeridi, büyüklüğü ile Avrupa’dakileri geride bırakan golf sahası gibi yerler sayesinde 1960’larda başlayan turizm hareketliliği günümüze kadar hız kesmeden devam etmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    17 ilçesinden üç tanesi Ege Denizi’ne kıyı ve o ilçelerden biri Didim. Kuzeyi de Bafa Gölü ve Menderes Nehri’yle sınır olan ilçe deniz, göl ve nehirle kuşatılmış bir yarımada görünümünde. Yani, ünlü Altınkum ve Akbük plajları, Büyük Menderes dalyanları, Manastır Koyu, Saplı Ada’sı ile denizin doya doya yaşandığı bir yerleşim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aydın’ın denize kıyısı olan diğer ilçesi de Söke, fakat Kuşadası ve Didim’e kıyasla sahil şeridi daha kısa. Bununla birlikte yüzölçümü olarak şehrin en büyük ilçesi. Söke’de bulunan Doğanbey köyü ise Rum mimarisini taşıyan tarihi taş evleri, meyve ağaçlarının gölgelediği bahçeleri, Arnavut kaldırımlı sokakları ile tam bir açık hava müzesi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1966 yılında millî park ilan edilen ve Akdeniz foklarının, 30’u endemik olmak üzere 250 kuş türünün yaşadığı Dilek Yarımadası kuş gözlemciliğinin yanı sıra botanik turları, cip safari, at safari, foto safari, trekking, mağaracılık, dağ bisikleti turları gibi aktivitelerin yapılabileceği, seyir teraslarından Ege manzarasını seyre dalabileceğiniz muhteşem bir park.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ara Güler’in 1958 yılında gazeteci olarak geldiği Aydın’da yolunu kaybetmesi sayesinde bütün dünya Afrodisyas Antik Kenti’ni kazanmıştı. Onun çektiği fotoğraflar ile Times’a konu olmuş, daha sonra “Yunan-Roma Dönemi mimari ve kent özelliklerini çok iyi yansıtan bir yerleşim yeri olduğu” için UNESCO tarafından Dünya Mirası Listesi’ne alınmıştı. Afrodisyas şehrin en özel yerlerinden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hititler Dönemi’nde gelişip Lidyalılar Dönemi’nde en parlak günlerini yaşayan Aydın’da tarihî kalıntıların izlerini görmek Ege Denizi’ni görmek kadar olağan. Bunlardan biri de Sultanhisar ilçesindeki Nysa Antik Kenti. Ve bu antik kentteki kalıntılar mutlaka yaşadığı dönem burada eğitim görmüş ünlü coğrafyacı Strabon’un aktardığı bilgiler eşliğinde okunmalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Efelik ve zeybeklik de şehri temsil eden kültürel değerlerin başında geliyor. Günümüzde bu kültürün izlerini özellikle efe kıyafetleri giyilerek oynanan zeybek halk oyununda görebiliyoruz. Aslında kişi bu oyunda kollar omuz hizasına kadar kaldırılıp büyük adımlarla ağır ağır hareket ederken halkı koruyan cesur ve kahraman kişiyi canlandırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Enginar yemeği, zeytinyağlı börülcesi, sarmaşık kavurması, nohutlu kerevizi, ısırgan otu böreği, incir tatlısı, turunç reçeli… Otların ve sebzenin bol, pişirme şekillerinin çeşit çeşit olduğu Aydın mutfağı, Ege mutfağının hafif, besleyici ve renkli tarzına sahip. Bu aynı zamanda tavuk ve et yemeklerinin de yoğun olduğu, zeytinyağı ile olmak şartıyla kızartmanın da bolca yapıldığı bir tarz.

  • ONLAR EN ÇOK GÜLDÜĞÜMÜZ FİLM KARAKTERLERİ

    ONLAR EN ÇOK GÜLDÜĞÜMÜZ FİLM KARAKTERLERİ

    Kişiyi bulunduğu yerden alıp bambaşka dünyalara götürmesi sinemanın en güzel taraflarından biridir. Usta yönetmenler, zekice yazılmış senaryolar, büyük oyuncular vasıtasıyla tüm düşünceleri bir süreliğine kenara bıraktırıp neşeyle güldürmeyi en iyi o bilir. Hayatımızda iyi ki sinema var demek için bu bile başlı başına bir neden. Gelin, Türk Sineması’ndaki duayen oyuncuların hayat verdiği en komik karakterleri hatırlayarak hep birlikte gülümseyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1964 ile 1973 yılları arasında çevrilmiş 10 serilik filmin adı Turist Ömer… Sadri Alışık’ın hayat verdiği, şapkası ve selam duruşuyla zihinlerde yer eden ana karakterin adı da Turist Ömer’dir. Yamyamlar Arasında, Uzay Yolunda, Boğa Güreşçisi, Dümenciler Kralı gibi isimleri olan seride Ömer, maceralarıyla güldüren en komik sinema karakterlerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kült film serisi Hababam Sınıfı’nın değişmez karakteri Şaban, daha doğrusu arkadaşlarının taktığı lakap eşliğinde İnek Şaban, sinemamızın en komik karakterlerinden biridir. Kemal Sunal’ın canlandırdığı bu saf mı saf delikanlı, özellikle filmin yayınlandığı ilk yıllarda mimiklerinden kurduğu cümlelere kadar büyük ilgi çekmiş, ekran başında en çok onun görüneceği sahneler beklenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hababam Sınıfı film serisinin en komik karakterlerinden biri de Beden Eğitimi öğretmeni, şahsına münhasır kişilik Ekrem Hoca’dır. Yani öğrencilerinin taktığı lakapla Badi Ekrem. Kırmızı eşofman takımıyla görmeye alışık olduğumuz, fazla özgüveni yüzünden başına sürekli iş açan bu sevimli karaktere hayat veren oyuncu ise Şener Şen’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    adile ana, saadet

    Turşucu Kazım Efendi’nin inatçı eşi, altı çocuğun annesi, palavracı Ziya’nın yengesi, Neşeli Günler filminin Saadet Hanım’ı Türk Sineması’nın en komik karakterlerinden biridir. Kocasına duyduğu öfke yüzünden onu gülerken görmek pek de mümkün değildir ama onun öfkesi zaten seyirciyi kahkahaya boğmak içindir. Adile Naşit, bu unutulmaz karakterin bütünleştiği oyuncudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    zeki metin, himmet, hayret

    Köyden İndim Şehre filminin bütün kadrosu tıpkı sıraladığımız diğer filmler gibi usta komedyenlerden oluşan harika bir ekibe sahiptir. Tarla sürerken bir küp altın bulan ve bozdurmak için şehre giden dört kardeşin komik maceraları anlatılır filmde… Büyük ağabeyler Himmet (Zeki Alasya) ve Hayret’in (Metin Akpınar) kardeşlerine yol gösterme çabaları ise belki de filmin en komik sahneleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sabahat

    Komedi film serisi Gırgıriye’de Perran Kutman’ın canlandırdığı, akıllara geldiği an yüzleri de güldüren karakter Sabahat, Türk Sineması’nın en komik karakterlerinden biridir. Darbukatör Bayram’ın sevdiği kız Güllü’nün annesidir Sabahat… Bayram’ın babası Emin’le bitmek bilmeyen atışmaları, Güllü’yü artist yapma sevdası film boyunca seyirciyi gülmekten kırar geçirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ayşen Gruda’nın hayat verdiği en komik karakterlerden biridir Fikret… Gülen Gözler filminde Yaşar Usta ile Nezaket Hanım’ın beş kızından en büyüğü odur. Ne var ki kendisine âşık olan ve her fırsatta aşkını ilan etmekten çekinmeyen Vecihi’yle evlenmek için babasını ikna etmesi gerekmektedir. Çok güldüren yer yer de hüzünlendiren bu filmin neşeli karakterlerinin başında gelir.