Etiket: canlı

  • DOĞANIN EN RENKLİ SAKİNLERİ

    Kültür ve Yaşam sayfalarında sadece siyah ya da sadece beyaz olan hayvanları hatta siyah beyaz çizgili olanları bulabilirsiniz. Dünyanın en renkli böceklerine de yine web sitemizden ulaşabilirsiniz. Ama şimdi sıra rengârenk görüntüleriyle dünyamıza muazzam bir renk katan diğer canlılarda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Renkler söz konusu olunca bukalemunların yeri ayrıdır çünkü onlar yaşamları boyunca tek değil pek çok rengin sahibi olabilirler. Pembe, mavi, kırmızı, turuncu, yeşil, siyah, kahverengi, açık mavi, sarı, turkuaz, mor… Bir bukalemun bazen kamuflaj için bazen de duygu durumunu belli etmek için bu renklerden birine ya da birkaçına bürünebilir, hatta üstünde benekler ve çizgiler bile oluşturabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Alabildiğine parlak ve göz alıcı renkleriyle ünlü minik mandalina balığının ana vatanı Batı Pasifik’tir. Resiflerin arasında büyük bir grup olarak yüzen mandalina balığı okyanusun en görkemli fotoğraflarından birini verir. Vücudunda turkuaz, açık mavi ve turuncu renkler içeren sanatsal desenler taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mandarin ördeği ise toprak tonlarının şeritler halinde kullanıldığı bir tablo gibidir, tabii mor, parlak lacivert, zümrüt yeşili de yer yer o tonlara eşlik eder. Anavatanı Uzakdoğu’dur ve o bölgelerde sevgiyi, sadakati temsil ettiği için düğün mekânları mandarin ördeklerinin renkleriyle süslenir. Belirtmek isteriz ki, erkekleri gösterişli ve göz alıcı renklere sahipken, dişileri oldukça sade bir görünümdedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir çizgi film karakterinden farksız olan tavus mantis karidesi minik boyutlarına rağmen (ortalama 10 cm.) sıkı bir dövüşçüdür hatta pençe darbesiyle akvaryum camını tuz buz edecek bir güce sahip olduğu söylenir. Hint ve Pasifik Okyanusu’nda bulunan bu canlıların bedenleri kahverengi ayakları üstünde bir gökkuşağı taşırcasına dikkat çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yetişkin erkek altın sülünler göz alıcı renkleriyle anavatanları olan Orta Çin’de bir hayli ilgi gören, sevilen canlılardır. Tüyleri kırmızı, lacivert, zümrüt yeşilinin ve altın sarısının parlak mı parlak tonlarına sahiptir. “Sülün gibi” deyimini bilirsiniz, “güzel görünümlü, hoş yürüyüşlü” gibi anlamlara gelen ifadenin ana kaynağı işte bu cazibeli minik canlılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Rengârenk tanımının belki de en çok yakıştığı canlıların başında kelebekler gelir, 15 binden fazla türüyle hayvanlar âleminin en renkli canlıları onlardır. Kelebeklerin kanatları aslında tamamen şeffaftır. Fakat kanatlarında bulunan saydam pullar ışığı yansıttığından, onları bambaşka renk ve desenlerde görmemize sebep olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yengeç dendiğinde sizin aklınıza hangi renk geliyor? Evet oldukça sade ve tek renk olan türleri de var ama fotoğrafta gördüğünüz gibi ateş kırmızısı olanlar da yok değil. Hatta kabuğunda taşıdığı renklerle bir gökkuşağını andıran yengeçler de bulunmakta. Ama dünyanın en renkli yengecini soracak olursanız cevabımız kırmızı, turuncu, sarı, beyaz, mavi gibi birçok rengi barındıran grapsus grapsus yengeci olur.

  • YAŞAYAN EN BÜYÜK YER SİNCABI: MARMOTLAR

    Avrasya ve Amerika’da yaşayan sevimli marmotlar, yaşayan en büyük yer sincabı türü. Kalabalık koloniler halinde yaşayan marmotların en yakın akrabası gelengiler; ancak marmotlar bu türden çok daha tombul. Ana besin maddesi çayır otları, böğürtlensi meyveler, kök, yosun ve çiçekler olan bu otçul ve sosyal türün ilginç özelliklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dağ tepelerinde yaşayan ve soğuk ortamlara uyum sağlayan marmotlar, bilinen en büyük yer sincaplarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Soğuk ve sert geçen 7-8 ay boyunca yer altına kazdıkları yuvalarda kış uykusuna yatan marmotlar, bu süreçte vücut ağırlıklarının yüzde kırkını kaybeder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uyandıklarında ise yapmaları gereken çok iş var. Hızla üreyip yavrularını büyütmeli ve bir sonraki kış bastırmadan kaybettikleri kiloları tekrar kazanmalılar. Yani, senenin dörtte birinde kilo almak için çabalayıp dörtte üçünü uyuyarak geçiriyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kışların gittikçe kısalması sonucu marmotlar, kış uykusundan yaklaşık senede bir gün daha erken uyanıyor ve dolayısıyla daha erken yavruluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yavru erkekler birinci yaşlarını doldurdukları an, koloninin lideri baskın erkek tarafından pek de nazik olmayan bir şekilde koloniden kovulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Avrupa ve Asya’nın dağlık kesimlerinde yaşayan marmot türleri olmasına karşın ülkemizde yaşayan marmot bulunmaz. Boy olarak çok daha ufak bir yer sincabı olan gelengiler, marmotların Türkiye’deki en yakın akrabalarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Amerika’da yaşayan marmotlar, çayır köpeklerine çok benzemektedir.

  • DEV PANDALAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Kocaman cüsselerine rağmen dünyadaki en sevimli canlılardan olan pandaların bilimsel adı “Ailuropoda Melanoleuca” olsa da bizler onları dev panda olarak biliyoruz. Ayıgiller familyasından olan pandaları diğer bir panda türü olan küçük (kızıl) pandadan ayırt edilebilmek için ana besin kaynağı olan bambudan ilhamla bambu pandası olarak da anılmaktadır. Ne yazık ki bu türün nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıyadır ve Çin hükümeti tarafından özel yasalarla uzun zamandır koruma altındadır. Videolarını izlerken kahkahalara boğulduğumuz sevimli dev pandaların ilginç özelliklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pandaların cüssesi çok büyük olsa da yeni doğan bir panda yavrusu sadece 100 gr olarak dünyaya gelir. Başka hiçbir memelinin yavrusu yetişkinlerinden bu derece küçük değildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir panda yavrusu, 1 buçuk yaşına geldiğinde ortalama 55 kg ağırlığa ulaşır ve annesinin koruma ve bakımına ihtiyaç duymaz. Artık bambu yiyebilecek kadar güçlü ve sert dişleri vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pandalar günün 14 saatini bambu yiyerek geçirir. Bambu filizi ve bambu yaprakları ile beslenen pandaların diyetinin %99’unu bambu oluştururken, nadiren de olsa balık tükettikleri görülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Vahşi yaşamda maalesef ki sadece 2 bin tane panda bireyi vardır. 240 birey ise koruma altına alınmıştır ve bakımları özel olarak yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Doğada yaşayan vahşi pandaların ömrü yaklaşık 20 yıl, koruma altına alınan pandaların ömrü ise 30 yıldır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çin’de panda öldürmenin ağır cezası vardır. 1960’larda panda avcılığı yasaklanmıştır. 1987’de idam ve ömür boyu hapis ile cezalandırılırken, günümüzde ise 10 ile 20 yıl arasında hapis cezası uygulanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Fosil kayıtları pandaların 2-3 milyon yıl önce ortaya çıktığını göstermektedir.

  • OKYANUSUN KURTARICILARI MERCANLAR

    Deniz yaşamının büyük bir kısmına ev sahipliği yapan ve biyoçeşitliliğe oldukça katkı sunan mercanların birçok türü vardır. Deniz yaşamının sürdürülebilirliği ve sağlığı için kritik önem taşıyan bu canlıların yaşam alanı olan resifler, iklim değişikliği, kirlilik ve aşırı avlanma gibi nedenlerle tehdit altında. Mercan resiflerinin korunması ve sürdürülebilirlik kapsamında geliştirilen projeler ise umut verici. Yazımızda mercanlar hakkındaki bilgileri ve ülkemizde de uygulanan “mercan fidanlığı” projesini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mercanlar birbirine bağlı milyonlarca küçük canlı olan poliplerden meydana gelir. Her bir mercan polipi, kireçtaşı (kalsiyum karbonat) salgılayarak sert bir dış iskelet oluşturur. Bu polipler, birbirine bağlı koloniler halinde büyüdükçe, zamanla geniş ve sağlam mercan resifleri meydana gelir. Bu süreç, küçük poliplerin kalsiyum karbonat salgılayarak birbirine yapışması ve üst üste birikmesiyle gerçekleşir. Sonuç olarak mercan resifleri, binlerce yıl süren bu birikim süreciyle deniz altında büyük ve karmaşık yapılar oluşturur. Gece boyunca aktif hâle gelen mercanlar, mikroskobik boyuttaki tek hücreli olan plankton ile küçük balıklar gibi yiyecekleri yakalamak için poliplerinin dokunaçlarını kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mercan resifleri, zengin besin kaynaklarına sahip ekosistemlerdir; balıklar, kabuklular, deniz süngerleri, deniz anaları ve diğer birçok deniz canlısı için koruma ve barınma sağlar. Zengin besin kaynaklarına sahip ekosistemler oluşturan resifler; su yosunları, planktonlar ve diğer küçük organizmalar için besin sağlar. Bu da daha büyük balıklar ve diğer deniz canlıları için bir besin zinciri oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mercanların canlı renkleri, içlerinde yaşayan su yosunları (simbiyotik algler) tarafından sağlanır. Bu su yosunları fotosentez yaparak mercanlara enerji sağlar ve aynı zamanda onlara renk verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mercanlar genellikle berrak, sığ sularda ve tropikal bölgelerde bulunur. Işığa ve sıcaklığa karşı hassastır, bu nedenle su sıcaklığındaki ani değişiklikler veya kirlilik mercanlar için büyük bir tehdit oluşturabilir. Stres altındaki mercanlar su yosunlarını kaybeder ve bu durum “mercan ağartması” olarak adlandırılır. Ağartılmış mercanlar beyaz görünür ve hayatta kalma şansları azalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mercanların varlığı 500 milyon yıl öncesine dayanır ve bu süre zarfında pek çok çevresel değişikliğe adapte olmuştur. Mercanlar dünyadaki en eski yaşayan organizmalar arasındadır. Mercan resifleri, kıyı bölgelerini fırtına dalgalarından korur, balıkçılık için önemli bir kaynak sağlar ve turizm açısından büyük ekonomik değer taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ekosistemde hayati bir rol oynayan mercanları korumak ve nüfusundaki azalmayı önlemek amacıyla mercan fidanlıkları oluşturulmaktadır. Mercanların büyütüldüğü ve doğal resiflere nakledilmeden önce güçlendirildiği bu özel alanlarda sağlıklı mercan resiflerinden küçük mercan parçaları alınır. Bu parçalar, fidanlıklarda büyütülür ve olgunlaşır. Yeterince büyüdüklerinde mercanlar doğal resiflere nakledilir. Bu süreçte mercanlar, su altındaki doğal yaşam alanlarına dikkatlice yerleştirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Marmara Denizi’ni korumak ve biyoçeşitliliği zenginleştirmek amacıyla deniz altına 400’den fazla mercan dikildi ve mercanlar yeni habitatlarında neredeyse iki kat büyüyerek çevrelerinde farklı deniz canlı türlerinin görülmesini sağladı.

  • ZEBRALARIN GİZEMLİ DÜNYASI

    Sadece Afrika’da yaşayan ve atlarla yakın akraba olan zebralar, ilginç desenleri ile doğal yaşamda dikkat çektikleri kadar moda sektöründe kullanılan desenleri ile de sıkça karşımıza çıkıyor. Siyah-beyaz çizgili desenleri gizemini hâlâ korurken, bilim insanları bu desenlerin neden ve nasıl var olduğu üzerine kafa yormaya devam ediyor. Kimi araştırmacılar bu desenlerin; topluluk halinde yaşayan zebraların aslan ve kaplan gibi avcıların av sırasında perspektifini bozmaya yaradığını savunurken, kimi araştırmacılar da uyku hastalığına neden olan çeçe sineklerinden korunmasına yardımcı olduğunu belirtiyor. Gelin vahşi yaşamın evcilleştirilemeyen türü olan zebraları daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Vahşi doğada ortalama 25 yıl yaşayan zebralar özel bakım ile 35 – 40 yaşına kadar yaşayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yeni doğmuş bir tay yani zebra yavrusu doğar doğmaz hemen ayağa kalkmaya çalışır ve bir saat içinde dörtnala koşabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Zebranın üç farklı türü vardır ve her türün kendine özgü çizgili desenleri bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Zebralar, avcının peşlerinden koşmasını zorlaştırmak için avcıdan kaçarken zikzak şeklinde hareket eder. Bir zebra 65 kilometre/saat hızla koşabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Anne zebra, yeni doğan yavrusunu kendi sesini ve kokusunu tanıyana kadar yani 2-3 gün boyunca diğer zebralardan uzak tutar. Dişi, yavrularını aile grubundan uzaklaştırır ve aileyi yeni üyesiyle ancak üç gün sonra tanıştırır. Bu, bebeğin annenin kokusunu, sesini ve rengini hatırlaması için yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Zebralar genellikle atlar gibi ayakta uyurlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yiyecek arayan bir sürü, 50 kilometre yol alabilir ancak zebralar beslendikten sonra her zaman bölgelerine geri döner.

  • GEZEGENİMİZİ PAYLAŞTIĞIMIZ YENİ TÜRLER İLE TANIŞIN

    Taksonomi uzmanlarından oluşan uluslararası komite, her sene dünyamızı paylaştığımızdan haberdar olmadığımız yeni türlerin keşfini duyuruyor. Alanlarında uzman bilim insanlarının uzun süren araştırma sonuçları sayesinde tesadüfen keşfedilen türlerin altı tanesini sizlerle tanıştırıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şirinliğiyle dikkat çeken olinguito, yaklaşık 10 yıl süren bir araştırmanın sonucunda keşfedildi. Bu yeni memeli türü aslında yüzlerce yıldır biliniyor ancak başka hayvanlara benzerliği nedeniyle yeni bir tür olarak adlandırılması son yılları buldu. Zoolog Kristofer Helgen, 2000’li yılların başında Chicago’daki bir müzede bulduğu kemiklerin bilinmeyen bir canlı türüne ait olduğunu tahmin etmesiyle araştırmalarını yoğunlaştırdı ve bu türün keşfine imzasını attı. Yavru ayı ile vahşi kedilere benzetilen olinguito, rakungiller ile yakın akraba ve tıpkı rakunlar gibi gündüzleri uyuyor, geceleri ise avlanıyor. Bilim insanları yeni türün yaşam alanının Orta Amerika’daki Panama, Kosta Rika, Venezuela, Brezilya ve Peru olduğunu açıkladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2019’da keşfedilen türlerden bir tanesi de ilginç burun yapısına sahip Yeni Gine kurbağası. Bu yeni türün erkek bireylerinde ya sıkı tutabileceği ya da sallayabileceği, burun delikleriyle sabitlenmiş uzun bir çıkıntı bulunuyor. Dış görünümü ile yalan söylediğinde burnu uzayan Pinokyo’ya benzeyen bu sevimli kurbağalara “Pinokyo Kurbağası” ismi verilmiş. Araştırmacılar bu anatomik yapının işlevinden pek emin olmasa da erkeklerin eşleri çekmesine veya kurbağaların kendilerini diğer türlerden ayırt etmesine yardımcı olabileceğini düşünüyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Primatologlar bu yeni keşfedilen türe kadar gezegenimizde sadece iki orangutan türü olduğunu düşünüyordu; Bornean orangutanı ve Sumatra orangutanı. Ancak 2017’de Sumatra’nın Güney Tapanuli bölgesinde yaşayan ve 10.000 ila 20.000 yıl boyunca coğrafi olarak izole kalan ve diğer iki türden genetik olarak farklı olacak şekilde gelişen orangutanların popülasyonu ayrı bir tür olarak yeniden sınıflandırıldı. Tapanuli orangutanlarının daha kıvırcık saçları ve daha küçük kafaları olduğu gözlemlenirken, bu türün beslenme düzeni de diğer orangutan türlerinden farklı; tırtıllarla kozalaklar gibi besinleri tüketiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ağaçlarda yaşayan, meyve ile beslenen bu kertenkele türü, Filipinler’deki Kuzey Sierra Madre Ormanları’nda yaşıyor. Türkçede “Orman monitör kertenkelesi” olarak anılan bu tür, iki metreden daha uzun boya sahip olmasına rağmen ağırlıkları 10 kilogramı geçmiyor. Aslında yerel halk tarafından bilinen bu dev monitör kertenkelenin bu denli iri olmasına rağmen bilim insanlarının dikkatinden kaçmış olması oldukça şaşırtıcı. Bu durum ancak bu türün çoğu zamanını ağaçlarda geçirmesiyle açıklanabiliyor. Pullu bacakları ve mavi siyah benekli gövde yapısı, altın renginde benekleri bulunan türün kuyruğunda da dönüşümlü olarak siyah ve yeşil renk bulunuyor. Bilimsel ismi “Varanus Bitatawa” olan tür, bu ismini bölgede yaşayan yerli halkın yeni türler için kullandığı bitatawa sözcüğünden almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Doğu Afrika yakınlarındaki sularda keşfedilen “Sixgill Testere Köpek Balığı” türünün yaklaşık bir metre uzunluğundaki “Sixgill Shawshark” adı verilen bir gruba ait olduğu bildirildi. En belirgin özelliği testere benzeri burnu olan bu yeni tür, burun yapısıyla Sixgill köpek balığından ayrılıyor. Testere köpek balıkları avlarını kesmek için kullandıkları, sivri çıkıntılarla dolu, uzun, düz burunlarıyla biliniyor. Bu türdeki çoğu köpek balığının vücutlarının her iki yanında beş solungaç yarığı bulunurken, sixgill testere köpek balığında altı solungaç yarığı bulunuyor. Tür, Güney Afrika ve Güney Mozambik çevresindeki sularda bulunmuş ancak başka denizlerde de yaşadığı düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bilimsel adı “Pionopsitta aurantiocephala” olan kel papağan, 2000’li yılların başında keşfedildi. Kel papağan veya turuncu başlı papağan olarak anılan bu tür, Psittacidae familyasından bir papağan türü. Tropikal ve nemli iklimi seven bu tür, Brezilya’da, Amazon bölgesinde yaşıyor. İlk başlarda kel akbaba türünün yavrusu sanılan bu papağan türünün kel akbaba ile karıştırılmasının nedeni, kel akbabanın kel kafasında bulunan turuncu rengi olmuş.

  • KAPLUMBAĞALAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Sürüngenler sınıfının en sevimli üyelerinden olan kaplumbağalar, diğer sürüngen türler ile birlikte günümüzden 251 milyon yıl önce başlayıp 66 milyon yıl önce sona erdiği kabul edilen Mezozoik dönemin Triyas Çağı’nda ortaya çıktılar. Açlığa dayanıklı ve uzun ömürlü bu canlıların karada yaşayan türlerine ülkemizde tosbağa da denmektedir. Bir kuş gagasına benzer ağız yapısı olan ve diğer tüm canlılardan diğer özellikleriyle de farklılaşan kaplumbağalar hakkında ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Oldukça uzun bir yaşam süresi olan kaplumbağaların sadece bazı türleri 40 sene yaşamaktadır. Ortalama olarak 100-150 yıl aralığında yaşayabilen türleri de bulunmaktadır. Ayrıca yeşil deniz kaplumbağalarının bir beslenme dalışının uzunluğu beş dakika veya daha kısa olmasına rağmen beş saat süreyle su altında kalabilirler. Kalp atış hızı oksijen tasarrufu için yavaşlar; iki kalp atışı arasında dokuz dakika süre olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağaların cinsiyetini belirleyen sıcaklıktır. Yumurtanın erkek mi dişi mi olacağı ısıya bağlıdır ve daha düşük sıcaklıklarda erkek, yüksek sıcaklıklarda ise dişi yavru dünyaya gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağalar, yeryüzünde yaşayan en eski canlı türlerinden biridir. Gezegenimizdeki soyu tükenmemiş en eski hayvanlardandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağalar türlerine ve yaşadıkları iklim kuşağına göre kış uykusuna yatarlar. Deniz kaplumbağaları ise göç ettikleri için kış uykusuna yatmaz. Güneş alan kurak topraklarda kendine bir delik kazan kimi kaplumbağa türleri kış mevsimini bu şekilde geçirirken kimi evcil türler kış uykusuna yatmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağalar dişleri olmamasına rağmen çok sert cisimleri parçalayabilir. Bunun sebebi ise damaklarında çok sert yapıda bir kıkırdak bulunmasıdır. Bu kıkırdak sayesinde denizdeki sert kabukları rahatlıkla parçalayıp beslenebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günümüze kadar dünyada yaklaşık olarak 250 çeşit kaplumbağa türüne rastlanmıştır. Bu tür çeşitliliğine rağmen ülkemizde yalnızca sekiz çeşidi görülmektedir. Bunların başında ünlü caretta caretta gelmektedir; yeşil deniz kaplumbağası, deri sırtlı deniz kaplumbağası, benekli kaplumbağa, çizgili kaplumbağa, kızıl yanaklı su kaplumbağası, Nil kaplumbağası ve Fırat kaplumbağası diğer türlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağalar ses telleri olmamasına rağmen ses çıkarabilirler. Bunu yapabilmelerinin sebebi ise; kafalarını aniden öne doğru iterek ciğerlerinde bir hava birikimi sağlayıp bu hava birikim aracılığıyla ses çıkarmayı öğrenmiş olmalarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yavaşlıklarıyla ün salan kaplumbağaların bu denli yavaş olmalarının nedeni, sırtlarında taşıdıkları kabuk yüzünden değildir. Otçul olan kaplumbağalar avlanmadıkları için bir besin mücadelesine girmek zorunda kalmazlar. Bu sebeple de günlük hayatlarında çok hızlı hareket etmeleri gerekmez. Bu durum onların her an yavaş olduklarını göstermez. Kaplumbağalar gerçek bir tehlike karşısında oldukça hızlı hareket eden hayvanlardır.

  • TÜRKİYE’DEKİ KÖPEK BALIĞI TÜRLERİ

    Denizlerin en büyük balıklarından olan köpek balıklarının tespit edilen 360 farklı türü bulunuyor. Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemizde de yaşayan birçok türü mevcut. 400 milyon yıldır gezegenimizde var olan köpek balıklarının ülkemiz sularında yaşayan başlıca türlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Balina köpek balığından sonra dünyanın en büyük ikinci balığı olan büyük camgöz, ortalama 10 metre uzunluğa ve 3 ton ağırlığa sahip bir canlıdır. Dev cüssesine rağmen hırçın bir avcı olmayan bu tür, denizlerdeki planktonlarla beslenir ve ağzını sürekli açık tutarak sudaki besinini filtreler. Bu balık türü her bir saatte ortalama 2 ton deniz suyunu filtreleyerek öğününü âdeta taştan çıkarır. Büyük camgöze dünyanın neredeyse bütün denizlerinde rastlamak mümkün olurken göç zamanlarında ülkemizdeki Ege ve Akdeniz sularını nadiren de olsa ziyaret eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sivriburun camgöz, açık denizlerde yaşayan başı üstten hafifçe basık, dişleri sivri bir türdür. Çok hızlı yüzmesiyle bilinen sivriburun camgözler, zaman zaman sudan dışarı sıçramasıyla da ünlüdür. Saatte ortalama 80 kilometre hıza erişen bu türün besinlerini sürü halinde gezen hamsi, istavrit, palamut, kefal gibi balıklar oluştururken kimi zaman kalamar ve sübye gibi kafadan bacaklılarla da beslenir. Ortalama uzunlukları 1 metre ile 3 metre arasında olan sivriburun camgözlerin ağırlıkları 60 ila 200 kilo arasında değişmektedir. İnsanlara zarar vermediği bilinen türe sıcak sularıyla ünlü Akdeniz’de rastlamak mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Batı Karadeniz, Akdeniz, Ege ve Marmara Denizi’nde görülen saban köpek balığının yetişkin erkekleri 420 santimetre, dişileri ise 560 santimetre boya erişir. Sürü balıkları ile beslenen türü, soğuk denizlerden sıcak tropikal denizlere kadar görmek mümkündür. Saldırgan olmamasıyla ünlü saban köpek balıklarının kuyrukları ile beden boyutları hemen hemen aynı uzunluktadır. Bu balıklar ismini burnu toprağı kazarak altüst etmeye, tarlayı ekilebilecek duruma getirmeye yarayan bir tarım aracı olan sabana benzediği için balıkçılar tarafından verilmiştir. Saban balıkları dünyada nesli giderek azalan balık türleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Akdeniz ve çevresinde yaşayan kedi köpek balığı, gözleri ve burnu kedilere benzediği için bu ismi almıştır. Pulsuz bir derisi, ince bir gövdesi olan bu türün derileri desenli ve çizgilidir. Lekeli veya puantiyeli desenlere sahip farklı türleri bulunur. Ortalama boyları 80 santimetre olurken birkaç türü 1,5 metreyi aşan boylara ulaşır. Bu köpek balığı, denizin derinliklerinde bulunan küçük balıklar ve yumuşakçalarla beslenir. Oldukça utangaç bir mizaca sahip olan bu türün yakalanması zordur ve kendilerini tehdit altında hissettiklerinde midelerini su veya hava ile doldurarak vücutlarını üç kat büyütme gibi ilginç bir savunma yeteneğine sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pamuk köpek balığı, diğer adıyla mavi köpek balığı, ülkemizde Akdeniz sularında görülür. Sürü halindeki küçük balıklarla beslenen bu türün boyları ortalama 2 ila 3 metre arasında değişse de 4 metreye ulaşanları da görülmektedir. Dünyada, tüm denizlerde ve okyanuslarda en sık görülen köpek balığı türlerinden olan bu türün gözleri oldukça büyüktür, dişleri besinleri daha iyi öğütmek için tırtıklı yapıdadır. Oldukça uzun kuyruğa sahip pamuk köpek balığı, bu özelliği sayesinde hızlı birer yüzücü haline gelir ve tüm dünyadaki sıcak denizlerde avlarını arar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Soyu tehlike altında olan melek köpek balığı, genellikle 150 metre derinliğe yakın kumlu deniz yataklarında yaşar. Bir zamanlar Baltık Denizi’nden Fas ve Kanarya Adaları’na kadar dağılım gösteren bu türü ülkemizde Akdeniz ve Karadeniz’de görmek mümkündür ancak yanlış avlanma sebebiyle sayıları gün geçtikçe azalmıştır. Vatozlara benzedikleri için genelde birbiri ile karıştırılan bu türün tespiti için yüzgeçlerine ve davranış şekillerine bakılır. Tıpkı vatoz gibi deniz tabanındaki kumullara gizlenerek küçük balıkları avlar. Melek köpek balıkları, diğer köpek balığı türlerine kıyasla benzersiz nefes almasıyla ünlüdür; solunum sırasında suyu dışarı pompalamak için vücutlarının altında bulunan solungaç kanatlarını kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kum köpek balığı, dünyadaki en büyük köpek balığı türlerindendir ancak bu iri cüssesine rağmen saldırgan değildir. Ortalama 1-1,5 metre olan cüssesi ve 23 seneye ulaşan yaşam ömrü ile bilinen bu tür, uzun yaşamasına rağmen nesli tükenme tehlikesi ile karşı karşıyadır. Akdeniz sularında yaşayan kum köpek balıklarının üreme alanlarından biri de Gökova Körfezi’ndeki Boncuk Koyu’dur.

  • BU CANLILARI FARK ETMEK ÇOK ZOR

    İnsan da dâhil her canlı bulunduğu ortamın koşullarına adapte olma yeteneğine sahip. Söz konusu hayatta kalmak ve soyunu sürdürmek olduğunda bu özellik büyük avantajlar sağlıyor. Doğadaki kamuflaj ustası canlılar da bu adaptasyon yeteneğinin sağladığı avantajları kullanarak ya avlarını yakalamada ya da kendilerinden büyük avcılardan gizlenme konusunda bir adım öne geçiyor. Listemizde kamuflaj yetenekleri ile şaşırtan hayvanları listeledik. Bakalım ilk bakışta bu canlıları fark edebilecek misiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hindistan, Sri Lanka ve Güneydoğu Asya’da yaşayan baron tırtılı, çevresindeki ağaçlar ve bitkiler ile neredeyse aynı renk ve desene sahip dünyaca ünlü bir kamuflaj canlısıdır. Yaşadığı doğal ortamdaki yapraklara benzeyen baron tırtılı, vahşi doğada avlanmak isteyen yırtıcılardan ve kuşlardan korunmada kendisini oldukça geliştirmeyi başarmış. Ancak baron tırtıllarının bu kamuflajı sağlamaları için açılarını da iyi ayarlaması ve belirli bir mesafeden bakıldığında gizlendiği yaprağın bir parçasıymış gibi gözükmesi gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çevreleriyle mükemmel şekilde kamufle olabilen bir kuş türü olan elf baykuşlarını gündüz saatlerinde bile fark etmek neredeyse imkânsız. Pürüzsüz tüylerinin asimetrik yapısına bir de yaşam alanlarındaki ağaçlarla aynı renge sahip olmaları eklenince gece gündüz demeden hem görünmez bir avcı olabiliyor hem de besin listesinde olduğu yırtıcılardan başarıyla korunabiliyor. Elf baykuşları bir tehlike anında gözlerini kapatıp başlarını arkaya eğer ve böylelikle tünedikleri ağacın bir parçası gibi gözükür. Baykuşlarla akraba olmalarına rağmen bu kuşlar diğer baykuş türleri kadar iyi uçamaz ve avlarını pençeleri ile yakalamak yerine avlarının kendisine gelmesini bekler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünyadaki tüm denizlerde yaşayan Akdeniz ahtapotunun derisinde bulunan pigment hücreleri çevresindeki ortamın rengini ve desenini yansıtabilen özelliklere sahip. Avcılardan ve avlarından çok iyi şekilde gizlenebilen bu tür, derilerinde bulunan kromofor adı verilen hücreler sayesinde ışığı kırabilir, yansıtabilir, dağıtabilir ve bu sayede çok hızlı desen ve renk değiştirebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Denizatı ile aynı aileden gelen yapraklı deniz ejderi, Avustralya’nın güney ve batı sularında bulunan bir balık türü. Adını uzun yaprak benzeri çıkıntılarından alır. Deniz yosunları arasında görünmez olmasını sağlayan uzun yapraklara benzer çıkıntıları olan yapraklı deniz ejderi, saklanarak avlarını yakalar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kurak ve kumlu bölgeler, seyrek ormanlar, açık araziler ya da fundalıklarda yaşayan çobanaldatan kuşu; Avrupa, Asya ve Afrika’da yaşayan kamuflaj ustası bir türdür. Çoğunlukla gece avlanan bu kuşlar yaşadıkları ortamın rengindeki tüyleri sayesinde avcılardan ve diğer tehlikelerden kendisini korur. Tıpkı baykuşlar gibi tüyleri asimetrik, sık ve parlaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Madagaskar’ın doğusundaki dağlık yağmur ormanlarında yaşayan ve çürümüş bir yaprağa benzeyen yaprak kuyruklu gekoların vücudu, yaşadığı ortamdaki çürüyen yapraklara benzer. Kahverengi, gri, turuncu ve tonlarında olan bu sıra dışı canlıların boyu da ancak bir yaprak kadar; 6 ila 9 cm arasında değişir. Yaşadığı ortamda gizlenebilmesine imkân veren vücut yapısı sayesinde avlarını yakalayarak kolayca beslenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kar leoparları, Himalaya Dağları ile Butan, Nepal ve Rusya’nın Sibirya bölgesinde yaşayan dünyanın en iyi kamuflaj özelliğine sahip yırtıcılarından biri. Kürkleri açık gri, krem veya siyah renkli noktalarla kaplıdır ve bu renkler onlara kar ve kayaların arasında gizlenme olanağı verir. Kar leoparlarının bu özelliği, avını ustalıkla takip edebilmesini ve pusuya düşürmesini sağlar.

  • DÜNYANIN EN ÜNLÜ KEDİLERİ

    Sevimlilikleriyle milyonlarca insanın kalbini çalan kediler samimi doğaları ve şirin görünümleri ile dünya genelinde büyük bir hayran kitlesine sahip. Özellikle internetin yaygınlaşmasıyla bazı kediler sosyal medya platformlarında fenomen haline gelerek ün kazandı. Ancak internetten önce de dünya çapında ünlenen kediler vardı. Yazımızda tarihe isimlerini yazdıran kedileri, hikâyelerini ve fenomen olmalarının ardındaki nedenleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda yaşamış ünlü İtalyan besteci Domenico Scarlatti’nin kedisi Fague (Füg) sayesinde en ünlü eserinden birini bestelediği söylenir. Resmî adı “Kk. 30, Fa Minör Füg” olan tek bölümlük ünlü sonatı, gayriresmî olarak “Kedi Fügü” olarak biliniyor. Lakabı Pulcinella olan kedisinin piyano tuşlarının üzerinde gezinmesiyle ortaya çıkan notaları bir kenara not eden sanatçı, bunun üzerine koca bir füg bestelemiş. Bu hikâyenin gerçekliği tartışılsa da Pulcinella, tarihe “müzisyen kedi” olarak ismini yazdırmayı başardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orangey adlı sarman kedi bugüne kadar pek çok önemli filmde rol aldı. Ünlü hayvan bakıcısı Amerikalı Frank Inn tarafından keşfedilen Orangey, 1951’de “Rhubarb” filmiyle sinema dünyasına adım attı. Ancak asıl şöhretini 1961’de unutulmaz aktris Audrey Hepburn ile birlikte rol aldığı “Tiffany’de Kahvaltı” filmiyle yakaladı. Hepburn’ün kedisi rolüyle ününün doruğuna ulaşan Orangey, bu iki film ile Amerika’da hayvanlar âleminin Oscar’ı olarak kabul edilen Patsy Ödülü’ne de layık görüldü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Parisli sokak kedisi Félicette, 18 Ekim 1963’te Cezayir’de bulunan Fransız üssünde Veronique AG1 sondaj roketine yerleştirilerek uzaya fırlatıldı. Uzayın derinliklerinde 200 kilometre yol katettikten sonra kapsülü atmosfere giriş yaparak paraşütle dünyaya iniş yaptı. Ancak Félicette tüm aramalara rağmen bulunamadı ve hatırasını yaşatmak için fotoğrafı pul olarak basıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    2012’de internette fenomen olan ilk kedi olan Grumpy, gerçek adı ile Tardar Souce (Tartar Sos), suratsız ifadesiyle herkesin sempatisini kazandı. 2019’da aramızdan ayrılan Tartar Sos’un şöhretini yakalaması, sahibi Tabatha’nın kardeşinin kedinin fotoğrafını bir siteye eklemesi ile gerçekleşti. Tartar Sos’un huysuz görünüşünün sebebi, cüce kedi olması ve bir diş sorunu olan maloklüzyon rahatsızlığından kaynaklanıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İstanbul, tüm dünyada kedileriyle ünlü bir kent. Bu kediler arasında en ünlüsü ise Ayasofya’da yaşayan ve turistlerin ilgi odağı olan Gli. 2004’te Ayasofya’da doğan ve büyüyen Gli’yi tüm dünya Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama’nın 2009’daki Ayasofya ziyaretinde tanıdı. 2020’de cami olarak tekrar ibadete açılan Ayasofya’yı ziyaret eden herkesin ilgi odağı haline gelen Gli, “dünyanın en fazla fotoğrafı çekilmiş kedisi” ünvanını elinde bulunduruyor. Sevimli kedi Gli, 7 Kasım 2020’de yaşlılığa bağlı olarak aramızdan ayrıldı.