Etiket: osmanlı

  • Osmanlı Döneminde Geçen 7 Roman

    Osmanlı Döneminde Geçen 7 Roman

    Kurgusunun odağına belli bir dönemi alan romanlardan edinilen bilgileri her ne kadar teyit etmek gerekliyse de, o dönemi bir edebiyatçının dilinden okumaktan daha keyiflisi olamaz. Kültür ve Yaşam sayfasına, kimi Osmanlı kimi Cumhuriyet döneminde yazılmış ama hikâyeleri Osmanlı’da geçen romanları taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Halide Edib Adıvar’ın 1912 yılında yayımlanan romanı Handan, II. Abdülhamit döneminde geçer. Kitap mektuplardan oluşur ve olay örgüsünü karakterlerin birbirlerine yazdıkları bu mektuplardan öğreniriz. Handan; evlilik, aşk ve kadın psikolojisi üzerine okuma yapmak isteyenler için önemli yapıtlar arasında gösterilmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı roman

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1956’da yayımlanan son romanı Hep O Şarkı’nın geçtiği dönemler Abdülaziz, V. Murat ve Abdülhamit’in tahtta olduğu dönemlerdir. Yaşamında 50 yılı geride bırakmış Münire Hanım roman boyunca bize yarım kalan ama bir türlü küllenmeyen aşk hikâyesini anlatır. Olayların yaşandığı yer ise Osmanlı dönemi İstanbul’u ve konaklarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Günümüze yakın bir tarihte, 2007 yılında yayımlanan Suskunlar İhsan Oktay Anar’a ait bir romandır. Osmanlı İmparatorluğu’nda geçen hikâyede ana konuyu “musiki” oluşturur. Dönemin musiki anlayışı hakkında bilgiler de veren kitapta bolca Osmanlıca kelime bulunuyor. Buna karşılık sürükleyici kurgusu sayesinde bir çırpıda okuyabileceğiniz kitaplar arasında sayabiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    “Dorya gününün belli başlı deniz kurtlarındandı. Fakat Uluç Ali onun gibi otuz tanesini cebinden çıkarabilecek bir adamdı.” Bu alıntı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Halikarnas Balıkçısı mahlasıyla yazdığı Uluç Reis romanından… 1962 yılında yayımlanan kitapta, 1500 ile 1587 yılları arasında yaşamış Türk denizcisi Kılıç Ali Paşa’nın yani Uluç Reis’in hayatı anlatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Yaşar Kemal’in “Kimsecik” üçlemesini oluşturan kitapları Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı ve Kanın Sesi’dir. Serinin ilki olan ve 1980 yılında yayımlanan Yağmurcuk Kuşu I. Dünya Savaşı döneminde geçer. Kitapta Van’dan göçerek Adana’ya yerleşen ailenin göç yolculuğu anlatılmaktadır. Serinin ikinci kitabı 1985, üçüncü kitabı ise 1991 yılında yayımlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Zehra; Nabizâde Nâzım’ın ilk defa 1894’te Servet-i Fünun isimli dergide yayınlanan romanıdır ve Türk Edebiyatı’nın ilk psikolojik roman denemesi olarak kabul edilir. Kitapta İstanbullu bir ailenin ve kızları Zehra’nın hikâyesi konu edilir. 1893 yılında hayata veda eden Nabizâde Nâzım yazdığı romanın dergide tefrika edildiğini ve daha sonra kitap olarak basıldığını görememiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    1875 doğumlu Mehmet Rauf’un Eylül isimli romanında Osmanlı döneminde yaşanan bir aşk üçgeni konu edilir. Rauf’un kurguladığı hikâyede olayların akışından ziyade ana karakterler Süreyya, Suat ve Necip Bey’in psikolojik çözümlemeleri dikkat çeker. İlk kez Servet-i Fünun’da yayınlanan roman 1901 yılında kitap olarak basılmıştır.

  • 8 Madde İle Osmanlı’nın Doğduğu Yer: Cumalıkızık

    8 Madde İle Osmanlı’nın Doğduğu Yer: Cumalıkızık

    Erken Osmanlı dönemi sivil mimarisini yakından tanımak isteyenlerin adresi Bursa’nın Cumalıkızık Köyü ziyaretçilerini zamanda bir yolculuğa çıkarıyor. 1300’lü yıllarda kurulan köy Osmanlı Beyliği’nin ilk zamanlarını yansıtan tarihi dokuyu ve dönemin mimari özelliklerini bozulmadan muhafaza etmesiyle öne çıkan anıt köyü 8 maddede tanımak için listemize buyurun…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bursa yakınlarında kurulan Osmanlı Beyliği, 1326 yılında Bursa’yı, 1331 yılında ise İznik’i fethetmiştir, böylece bölge Osmanlı hâkimiyetine girmiş ve Osmanlı köy ve kasabaları kurulmuştur. Osmanlı Devleti’nin, yıkılışına dek elinde tuttuğu Bursa yöresindeki doku, bölgede başka devletlerin etkisi olmadığı için bozulmadan muhafaza edilebilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Uludağ’ın eteklerinde yer alan, coğrafi şekiller yüzünden Uludağ’ın dik etekleri ile vadiler arasına sıkışan köylere “Kızık Köyleri” ismi verilmiştir. Kızık köyleri, özelliklerine göre Derekızık, Fidyekızık, Değirmenlikızık gibi isimler almıştır. Cumalıkızık köyünün ismi ise diğer köylerden buraya Cuma namazına gelindiği için Cumalıkızık şeklinde kalmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kızık köylerinden beş tanesi günümüze dek gelmiş olsa da erken dönem Osmanlı sivil mimarisini orijinal haline en yakın şekilde gözlemleyebileceğiniz anıt köy Cumalıkızık’tır. Bursa şehir merkezinden 20 dakika gibi kısa bir sürede ulaşabileceğiniz köyde sadece mimari değil yaşam alışkanlıkları bakımından da Osmanlı atmosferinin korunmuş olduğunu görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Cumalıkızık Köyü’nde yaklaşık olarak 300 kadar ev bulunuyor. Osmanlı dönemi mimarisinin mükemmel örneği olan bu evlerin ancak yarısı kullanılır durumda, diğer yarısında ise kültürel mirasımızın en iyi şekilde korunması amacıyla başlatılan restorasyon süreci devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Köy evleri genelde kerpiç ve ahşap kullanarak yapılmış. Bu evlerin yapımında kullanılan malzeme ve teknikler kadar, Osmanlı sivil mimari geleneğini yansıtan kapı tokmakları da ilgi çekiyor. İlginç şekilde 2000’li yıllara dek günümüzdeki kadar bilinmeyen Cumalıkızık Köyü bir televizyon dizisi sayesinde ünlü olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uludağ’ın eteklerinde yer alan köy, konumu sayesinde birçok doğal güzellik de barındırıyor. Köyün ortasından, dağın zirvesinden gelen tertemiz su akıyor. Ayrıca Osmanlı geleneğine uygun şekilde, köyün içinde birçok çeşme de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir söylentiye göre dünyanın en dar sokağı olan Cin Aralığı da Cumalıkızık Köyü’nde bulunmaktadır. Efsane, Kurtuluş Savaşı sırasında işgalci güçlerden kaçan Türklerin bir insanın geçemeyeceği kadar darmış gibi görünen bu sokak sayesinde hayatlarını kurtardığını söyler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’nın ilk yıllarının atmosferine tanıklık edebileceğiniz Cumalıkızık’ta, köylülerin geleneksel usullere göre hazırladığı turşu, reçel, tarhana gibi yerel ürünleri satın alabilir, lezzetli gözleme ve kahvaltı çeşitlerinin tadına bakabilirsiniz. Uludağ eteklerinde doğa yürüyüşü yapmak ve köyün içindeki müzeyi ziyaret etmek de en çok tercih edilen Cumalıkızık etkinlikleri arasında yer alıyor.

  • İmzanın Osmanlı Dönemindeki Versiyonu: Tuğralar

    İmzanın Osmanlı Dönemindeki Versiyonu: Tuğralar

    Osmanlı padişahlarının imza yerine kullandıkları, içinde ismi yer alacak şekilde hat sanatı ile yazılan sembollere “tuğra” deniyor. Osmanlı zamanında fermanlar, resmi belgeler ve paralar padişahlara ait bu tuğralarla mühürlenir, pek çok yerde de hanedan arması olarak kullanılırdı. Bugüne kadar Sultan Osman Gazi’ye ait bir tuğra bulunamadığından günümüze 35 padişah tuğrası ulaşmıştır. Bu birbirinden farklı ve yüksek bir estetik anlayışla tasarlanmış tuğraları 8 maddede huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tuğranın hepsi farklı ifade edilen bölümleri vardır. En altta metnin yazdığı “kürsü” ya da “sere” kısmı, sol tarafta içi içe geçmiş iki kavisten oluşan ve yumurta anlamına gelen “beyze” kısmı, beyzelerin devamında sağa doğru uzanan “hançere” de denilen “kollar” kısmı ve tuğranın üstünde, yukarıya doğru çekilen ve kimi zaman “elif” harfini andıran “tuğlar” kısmı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    tuğralar
    Mustafa han bin Abdulhamid el-muzaffer daima

    İlk tuğra örneklerinde padişah ile babasının isimleri yer alırken daha sonraki dönemlerde “han” ibaresi ile unvanları ve daima muzaffer olmalarını dileyen bir dua ibaresi olarak “el-daima muzaffer” yazısı ilave edilmiştir. Örneğin yukarıdaki tuğra görselinde, “Mustafa han bin Abdulhamid el-muzaffer daima” yani “Daima muzaffer Abdülhamit oğlu Mustafa Han” yazmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    tuğralar
    Selim han bin Mustafa el-muzaffer daima

    Padişahın tuğrası kendisi tarafından değil yetkilendirilmiş “tuğrakeş”ler tarafından yazılırdı ve kullanılacağı belgenin mutlaka baş kısmına yerleştirilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    orhan gazi tuğrası
    Orhan bin Osman

    Osmanlı döneminde ilk tuğra 1324 tarihli ve Orhan Gazi’ye aittir. Sonraki tuğralar bu ilk tuğra üzerinden geliştirilmiş ve giderek hat sanatının bütün görkemiyle sergilendiği sanatsal bir alana dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    fatih sultan mehmet tuğrası
    Mehmed bin Murad han muzaffer daima

    Bir padişahın tuğra tasarımı onaydan geçtiyse padişah o tuğrayı saltanatı boyunca kullanırdı. Zaman zaman farklı tuğrakeşler tarafından yazılsa da tasarımı aynı kalırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    tuğralar
    Mahmud han bin Abdulhamid el-muzaffer daima

    Tarihi bir belgenin üstündeki tuğra o belgenin hangi döneme ait olduğu ile bilgi de veren önemli bir kaynaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kanuni sultan süleyman tuğrası
    Süleyman Sah bin Selim Sah han el-muzaffer daima

    Günümüzde en çok bilinen ve tuğra denildiğinde akla gelen tasarım Kanuni Sultan Süleyman’ın kullandığı tuğradır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sultan ikinci aldülhamit tuğrası
    Abdulhamid han bin Abdulmecid el-muzaffer daima

    II. Abdülhamit’e ait tuğra ise ünlü hattatlarca “Tuğraların Padişahı” olarak nitelenecek kadar mükemmel bulunmaktadır.

  • Türk Kültüründen 9 İlginç Detay I

    Türk Kültüründen 9 İlginç Detay I

    Türk sosyal hayatına yön veren geleneklerimiz, kültürümüz uzun bir tarihe dayanır. Günlük yaşamımızın bir parçası olan alışkanlıklarımızın bir kısmı Osmanlı zamanından bir kısmı ise daha da eskilerden kalmadır ama her biri yardımseverlik, dayanışma, ihtiyacı olanlara yardım etme, kibarlık gibi erdemler barındırır. Bir diğer yandan çok eskiden beri hayatımızın bir parçası olan bazı ayrıntılar sadece günümüz modern Türk yaşamını değil dünyanın farklı yerlerindeki hayatı da etkilemiştir. Kültürümüzün 9 ilginç detayını huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’da camın önüne sarı renkte çiçek koymak evde hasta olduğunu gösterirdi. Camın içindeki sarı çiçekleri gören mahalle sakinleri evin önünde gürültü yapmaz, çocuklar hastayı rahatsız etmemek için o evin önünde oynamazlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eskiden mumu veya lambayı yakmak, söndürmek gibi tabirler kullanılmazdı. Bu kelimelerin kaba olduğu düşünülür, lambayı uyandırmak ya da mumu dinlendirmek gibi ifadeler tercih edilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en sevilen içeceklerinden biri olan ayranın Göktürkler tarafından keşfedildiği düşünülür. Bu popüler içecek ekşiyen yoğurdun tadını seyreltmek için eklenen su ile hayatımıza girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Tanrı misafiri” kavramı kültürümüzün değerli ayrıntılarından biridir. Geleneklerimize göre karnı aç olanlara kapımız her zaman açıktır. Özellikle Ramazan ayında maddi durumu iyi olanların iftar saatinde evlerinin kapısını açık bıraktığı, böylece açların çekinmeden girip sofraya oturdukları bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’nın en güzel başkentlerinden biri olan Paris’in geniş bulvarlarında görebileceğiniz at kestanesi ağaçlarının 1615 yılında Osmanlı Devleti’nin bir armağanı olarak İstanbul’dan gönderildiği düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eve bir misafir geldiğinde kahvenin yanında bir bardak su ikram edilirdi. Misafir eğer aç ise suyu, tok ise kahveyi içerdi. Ev sahibi böylece misafirin aç olup olmadığını hemen anlar ve sofrayı kurardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Eskiden erkeklerin kadınlara almak için en çok tercih ettiği hediye aynaydı. Çünkü ayna hediye etmek, kibar bir şekilde “Sana senden daha güzel verilebilecek bir hediye yok” demekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun geleneksel tatlısı lokumun 15. mi yoksa 18. yüzyılda mı keşfedildiğine dair kesin bir bilgi olmasa da, 18 ve 19. yüzyıllarda Avrupa’da popülerleşen lokumun günümüzdeki birçok şekerlemenin atası olduğu ortadadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Geleneklerimizin büyük bölümü yardımlaşma gibi erdemleri de içerir ve bunun en güzel örneklerinden bir tanesi, mahalle sakinlerinden biri vefat ettiğinde 10 gün boyunca herkesin o eve yemek yollaması, acılı aileye destek olmasıdır.