Blog

  • YAZ AYLARININ EN TATLI EN SULU EN KOKULU MEYVESİ ŞEFTALİ

    Şeftali meyvesi mis gibi kokusu ve tatlı mı tatlı lezzetiyle neşemizi artırmak, hayatımıza renk katmak üzere haziran-eylül ayları arasında manav tezgâhlarına girer. Peki, günümüz insanı için mutluluk sebebi olan şeftalinin, anavatanı olan Çin’in mitolojik öykülerinde ölümsüzlük sembolü olduğunu biliyor muydunuz? Hatta ülkede şeftali şeklinde yapılan doğum günü pastaları da uzun ömür dilekleri için tercih ediliyormuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rosaceae yani gülgiller familyasından olan şeftalinin 2-2,5 metrelik ağacı ilkbaharda yabani güllere benzetilen pembe çiçekler vermeye, meyveleri ise tam manasıyla yaz başında olgunlaşma başlar. Ilıman iklimleri seven ağaç ülkemizde en çok Bursa ile bilhassa Ege ve Akdeniz şehirlerimizde yetiştirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde şeftalinin sweet lady, silver king, super red gibi 60’dan fazla çeşidi bulunur. En çok sorulan sorulardan biri ise nektarin meyvesinin bir şeftali olup olmadığıdır. Aslında nektarin tek bir gen mutasyonu ile tüysüzleşen şeftalidir, onun da çok sayıda çeşidi vardır, şeftaliden daha küçük ve serttir. Şeftalinin tüylü kabuğuna alerjisi olanlar genelde nektarin yemeyi tercih ederler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Şeftali renkli ve tüylü kabuğundan tutun, sarı meyvesi ve sert çekirdeğine kadar her detayı ile kıymetli bir meyvedir. Örneğin şeftali çekirdeği kül oranı az, kükürt oranı düşük olduğu için çevreci bir yakıt olarak sanayinin pek çok kolunda değerlendirilir. Hatta birtakım işlemlerden geçirilen şeftali çekirdeği hayvan yemi olarak da kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kalori oranı düşük, besleyici yönü yüksek olan bu meyvenin sıvı hali de çeşit çeşittir. Taze taze suyu sıkıldığında yoğun kıvamı ve aromasıyla damaklara keyif verir. Tarçınlı kompostosu yapıldığında yaz günlerinin serinletici ve lezzetli başka bir içeceğine dönüşür. Soğuk çay dendiğinde fazlasıyla yakıştığı için akla ilk gelen meyve yine şeftalidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Şeftaliyi kahvaltı sofralarından da eksik etmemek gerekir. Bunun en iyi yolu elbette rengi ve lezzetiyle keyiflendiren reçelini yapmaktır. Hem böylece meyveyi kışa taşımak, tüm yıl boyunca tadından ve vitaminlerinden faydalanmak mümkün hale gelir. Kahvaltılarda tüketmenin başka bir yolu da marmeladını yapmaktır. Dilim ekmek üstüne sürülmüş şeftali marmeladının yanındaki içecek ise mutlaka çay olmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şeftalinin en çok uyum sağladığı tariflerin başında hamur işi tatlılar gelir. Kâh kek içine marmeladını karıştırarak kâh tart hamuru üstüne taze meyve dilimlenerek kullanılabilir. Küp küp doğranarak şekerle bir süre pişirilmiş şeftali harcını tart üstüne dökmek ve sonra fırına vermek de enfes tariflerden biridir. Magnolya, dondurma, muffin gibi çok sayıda tarifte şeftali kullanılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Şeftali dilimlerini esmer şeker ve tereyağı ile bir tavada 5-6 dakika çevirip karamelize ederek de basit ama lezzetli bir tatlı yapılabilir. Siz de ister karamelize ettiğiniz şeftali dilimlerini ister taze doğradığınız şeftali dilimlerini dondurmadan salataya birçok lezzetin yanında servis edebilir, hem gözlere hem damaklara hitap edebilirsiniz.

  • BÜYÜK EDEBİYATÇILARIN GÜNLÜKLERİNDEN NOTLAR

    Kitaplarını severek okuduğumuz, edebi kişiliklerine hayran olduğumuz yazarların günlükleri iki açıdan çok kıymetlidir. Birincisi, yazarın gerçek dünyasını, yaşamını anlayıp tanımamıza olanak verirler, ikincisi, yazar kaleminden çıktıkları için çoğunlukla edebi değeri olan metinlerdir ve okuması en az roman kadar keyiflidir. Şanslıyız ki bazı yazar günlükleri kitap olarak basılmış ve okuyucuyla buluşabilmiştir. O ünlü günlüklerden kısa alıntıları ise bu sayfada okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 8 Madde İle Probiyotik ve Probiyotik İçeren Besinler

    8 Madde İle Probiyotik ve Probiyotik İçeren Besinler

    Her geçen gün sağlıklı beslenme bilinci artıyor ve probiyotiklerin sağlığımız için önemi daha iyi anlaşılıyor. Bu listemizde probiyotikler nedir, nerelerde bulunur, nasıl daha çok probiyotik tüketebilirsiniz gibi konulara eğiliyor, sağlıklı bir yaşam sürmeniz dileğiyle sizlerle paylaşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Probiyotik bağırsak florasında bulunan iyi bakterilerdir. Yiyip içtiklerimizin içindeki toksik ve zararlı bileşenleri temizledikleri için sağlığımız açısından büyük önem taşırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Özellikle sindirim sistemimizi destekler, vitamin ve minerallerin emilimine katkı sağlar, bağışıklığımızı kuvvetlendirirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Probiyotik ve prebiyotikler ise sanıldığının aksine birbirinden farklı… Prebiyotik, probiyotiklerden farklı olarak bakteri değil besinlerde bulunan liflerdir. Uzmanlar, probiyotik ve prebiyotiklerin bir arada kullanılmasını tavsiye ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Özellikle pırasa, bamya, kereviz gibi sebzeler; kurubaklagiller; tam tahıllar; ceviz, fındık gibi yağlı tohumlar ve zeytin, üzüm, elma gibi meyveler prebiyotik açısından zengin besinler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Probiyotikler açısından zengin yiyeceklerin ise birçoğu mutfak kültürümüzde önemli yer tutan ve kolayca ulaşabileceğimiz lezzetler. İlk akla gelen örnek ise doğal yöntemlerle kurulmuş turşu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mutfağımızın vazgeçilmezlerinden biri olan süt ürünleri arasında yoğurt ve kefir probiyotik açısından en zengin besinler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tarhana ve evinizde kolayca yapabileceğiniz elma sirkesi de probiyotik alımınızı artırmanın lezzetli yolları.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sevilen geleneksel içeceklerimizden boza ve şalgam suyu ise hem probiyotik hem de vitaminler açısından zengin kaynaklar.

  • MİMARİNİN TARİHTEKİ ÖZEL VE FARKLI İSİMLERİ

    MİMARİNİN TARİHTEKİ ÖZEL VE FARKLI İSİMLERİ

    Antik çağlardan günümüze inşa edilen birçok mimari yapıda insanlığın bilgi birikiminin, düşünsel dünyasının, estetik ve sanata bakışının izlerini sürmek mümkündür. Bu yüzden dünyanın farklı yerlerinde karşımıza çıkan kimi yapılar insanlığa mal edilirler. Ayasofya, Tac Mahal, Notre Dame Katedrali, Pisa Kulesi ve niceleri… Bu gibi eserlerin zihinlerde belirmesini, tasarlanmasını ya da yapılmasını sağlayan çok sayıda önemli mimar gelip geçti dünyadan… Bu listemiz tarihte mimariye farklı katkılar sunmuş özel isimlere ait…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dev bir imparatorluğun başmimarı” title_font_size=”13″]

    1489’da Kayseri’de doğup 1588’de İstanbul’da hayatını kaybeden Mimar Sinan, 99 yıllık ömrünün 49 yılını üç kıtada egemenlik kuran Osmanlı İmparatorluğu’nun başmimarı olarak geçirdi. Çıraklıktan ustalığa uzanan hikâyesinde diyar diyar dolaşıp eserler restore etti, dünyanın gözdesi İstanbul’un evleri, caddeleri, sokaklarıyla ilgilendi, imza attığı eserlerle kendinden sonraki mimarlara eşsiz bilgiler ve ilham aktardı. Osmanlı mimarisi Selimiye Camii, Süleymaniye Camii, Haseki Külliyesi ve nicelerini tasarlayan mimarın adıyla yüceldi. Koca Sinan’ın bir eserinin (Büyükçekmece Köprüsü) üzerindeki imzası ise şöyleydi: Değersiz ve muhtaç kul, Saray özel mimarlarının başkanı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Resim, heykel ve mimarinin buluştuğu zihin” title_font_size=”13″]

    İtalyan ressam, heykeltıraş, mimar ve şair Michelangelo di Lodovico Buonarroti Simoni 1475-1564 yılları arasında yaşadı. Adem’in Yaratılışı resmi ve Davut heykeli gibi başyapıtlar onun eseri ve günümüzde daha çok bu alandaki üretimleriyle tanınmakta. Oysa 1535 yılında Papa’nın heykeltıraşı ve mimarı olan Michelangelo neredeyse son 20 yılını tamamen mimariye vermişti. Aziz Petrus Bazilikası’nın kubbesini tasarladı fakat tamamlandığını göremeden hayata veda etti. Tıpkı resim ve heykelde olduğu gibi mimari üretimlerine de kişiliğini yansıtan sanatçı, Rönesans kuralcılığından öznelliğe geçişin, yani maniyerizmin öncüsü oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Delilik ve dâhilik arasında gezinen mimar” title_font_size=”13″]

    Antoni Placid Guillem Gaudi i Cornet, 1852-1926 yılları arasında yaşayan Katalan bir mimardı. “Bu diplomayı bir deliye mi yoksa bir dâhiye mi verdiğimizi kim bilebilir? Bunu bize zaman gösterecek.” notunu Gaudi’nin mimarlık diploması üzerine yazan kişi ise öğretmeni mimar Elies Rogent oldu. Barcelona’daki sokak lambaları ve bir eldiven imalatçısının vitrin tasarımıyla başladığı mesleğinde sürreal olarak tanımlanabilecek çok sayıda eser üretti. Casa Batllo binası, Güell Parkı, La Sagrada Familia bazilikası ve diğerleri… Art Nouveau akımının İspanya’daki öncüsü Gaudi’nin doğadan ilham alarak süslediği bu yapılar hala insanlığın hayal gücünü zorluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yolunu şaşıran mimarlığı yenileyen adam” title_font_size=”13″]

    Mimar Antonio Manetti, yazdığı Filippo Brunelleschi biyografisinde şu cümleye de yer verir: “Bu adam, yüz yıllardır yolunu şaşırmış olan mimarlığı yenileştirmesi için bize Tanrı tarafından gönderildi.” Michelangelo’ya nereye gömülmek istediği sorulduğunda ise cevabı, “Brunelleschi’nin yapıtını sonsuza kadar seyredebileceğim bir yere” olur. 1377-1446 yılları arasında yaşayan İtalyan mimar ve heykeltıraş Brunelleschi Floransa Katedrali’nin kubbesi gibi olağanüstü eserler imza atmış, döneminde en çok tercih edilen Gotik üsluptan uzak durarak Rönesans mimarisinin öncülüğünü yapmıştır. Tasarladığı yapıların inşasının hızlı bir şekilde gerçekleşmesi için mekanik araçlar da icat eden mimar, perspektif çizimin de mucididir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hezârfen, polimat, homo universalis ” title_font_size=”13″]

    Farsça ve Arapçadan türeyen hezârfen ya da Yunancadan türeyen polimat kelimeleri birden çok alanda ihtisas yapmış kişiler için kullanılıyor. 1452’de İtalya’da doğup 1519’da Fransa’da hayatını kaybeden Leonardo di ser Piero da Vinci de işte böyle bir kişiydi. Resim, heykel, mimari, mühendislik, anatomi, mekanik, jeoloji, paleontoloji, matematik, fizik, astronomi gibi alanlarda uzmanlaşan Da Vinci homo universalis, yani evrensel insan kimliğiyle günümüzde pek çok mimara ilham vermeye devam ediyor. Mona Lisa’nın ressamı Leonardo, 500 yıl önce İstanbul için de bir köprü tasarlamış, Galata’ya yapılmasını önerdiği köprü için dönemin padişahı II. Bayezid’e mektup dahi yollamıştı.

  • İNSANLIĞIN ESTETİK ALGISINI YÜKSELTEN KUŞ TÜRLERİ

    İNSANLIĞIN ESTETİK ALGISINI YÜKSELTEN KUŞ TÜRLERİ

    Onlar renkleri, tüyleri, ötüşleri, gökyüzünde süzülüşleri ile insanlığın ilham kaynakları… Düşünebiliyor musunuz kuşların yaklaşık 10 bin türü bulunuyor. İçlerinde 5 cm. ve birkaç gram olan mini miniler de var, boyu 2 buçuk metreyi bulan kocaman sevimliler de… Fosil kayıtlarına bakılırsa dünyanın yerlisi onlar, çünkü 150 milyon yıl önceden bu yana varlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Büyük gagalı kısa kanatlı ibibik kuşu tepesinde taşıdığı tüylerle olabilecek en estetik görüntüye sahip. Eşine duyduğu sadakat, anne-babasına gösterdiği hürmetle tanınan ibibik kuşu hüthüt ya da hüdhüd olarak da biliniyor ve insanlara yakınlaşmakta hiç zorluk çekmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Renkli gagaları ve göz alıcı parlaklıktaki siyah tüyleriyle tukan kuşları biz insanları büyülemeye devam ediyor. Çoğunlukla tropikal bölgeler ve balta girmemiş ormanlarda yaşayan tukanlar sürüler halinde yaşayan sosyal kuşlar ve en çok meyve yiyerek beslenmeyi seviyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Gövdesinin alt kısmı beyaz üst tarafı başından kuyruğuna kadar mavinin tonlarını barındıran bu zarif görünümlü kuş kargagillerden… Zarif görüntüsü sizi aldatmasın çünkü esaret altına alınmaya kalkışıldığında hemen diğer mavi alakarga arkadaşlarını da çağırıyor ve oldukça saldırganlaşabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Horoz gibi tepeliği bulunan kaya horozu kuşları mavi ve kırmızı renkleriyle bakmaktan zevk alacağınız güzellikte bir canlı. Fakat bu renkler genellikle erkek kaya horozlarına ait, dişilerin renkleri ise kahverengiye daha yakın oluyor. And Dağları’nın sakini kaya horozları Peru’nun da ulusal sembolü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fotoğraftaki altın sülüne bakmaktan kendinizi alamadınız değil mi? Bu rengârenk görüntü genellikle erkek altın sülünlere ait, türün dişileri nispeten daha sade… Erkeklerin boyu kuyruklarıyla birlikte bir metreyi biraz aşabiliyor. Anavatanı ise Çin’in orta bölümlerindeki dağlık bölgeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Asıl yerleşim yeri Avustralya olan gökkuşağı ispinozunu muhteşem görüntüsü nedeniyle evlerinde besleyenler de bulunuyor fakat bilinmeli ki suyu, güneş ışığını, açık ve temiz havayı çok seven, besinleri dönemsel olarak değişebilen bu kuşların bakımında oldukça hassas olunması gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gözlerine papatya benzeri bir çiçek monte edilmiş gibi duran bu minik kuş, cüssesi ile çelişen çok güçlü ötüşüyle tanınıyor. Küçük gruplar halinde yaşayan beyaz tepeliler için bu ötüş harika bir iletişim aracı… Afrika’nın batısında yaşayan kuş adını zaman zaman yukarı doğru diktiği beyaz tepesinden alıyor ama bu tüylü tepeyi görmek ne yazık ki her zaman mümkün değil.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Japon turnaları dünyanın en nadir bulunan turna türlerinden… Günümüzde sadece 1500 Japon turnasının kaldığı bilinmekte… Boyları 1,5 metre civarında olup kanat açıklığı 2,5 metreyi bulabilen Japon turnaları Uzak Doğu felsefesinde şansı, uzun ömrü ve aşkı temsil ediyor.

  • 8 Madde ile Yaylı Tanburun Mucidi Cemil Bey

    8 Madde ile Yaylı Tanburun Mucidi Cemil Bey

    Tam teşekküllü bir müzisyen olan Tanburi Cemil Bey, birçok müzik aletini çalabilen, besteleriyle dinleyenleri mest eden bir müzik yeteneğimizdir. Yaylı tamburun mucidi olarak müzik tarihimizde özel bir yeri bulunan bu özel insanı, 8 maddelik listemizle anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1873 yılında İstanbul’da doğan Cemil Bey, çoğu büyük müzisyen gibi küçük yaşlarda müzik eğitimine başlamıştır. İlk başta keman ve kanunda ustalaşan Cemil Bey ilerleyen yıllarda birçok müzik aletini virtüöz seviyesinde çalmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cemil Bey’i farklı bir müzisyen kılan özelliklerinden biri hem Batı Müziği’ne hem de Türk Müziği’ne olan hâkimiyetiydi. Küçük yaşta babasını kaybeden Cemil Bey, amcası tarafından batılı anlamda bir eğitim alarak büyütülmüştü. Hem müzik hem de genel kültür alanındaki yetkinliği onun bestelerine, eserlerine bir derinlik katmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tanburi Cemil Bey, adını paylaştığı tambur çalgısından başka, klasik kemençe, lavta ve viyolonsel gibi müzik aletlerini de her dinleyeni büyüleyecek bir beceriyle çaldı. Çalgılar konusundaki bu yeteneği, müzik besteleme alanındaki dehasıyla birleşerek efsaneleşmesine, bu topraklarda yaşamış en büyük müzisyenlerden biri olarak anılmasına sebep olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Cemil Bey’in tambur hikâyesi, ünlü Tanburi Ali Efendi’den tambur dersleri almasıyla başlamıştır. Ali Efendi’nin ondaki yetenekten çok etkilendiği, bu yüzden de onun çalışını gördükten sonra, tamburu bırakacağını söylediği rivayet edilmektedir. Cemil Bey, Türk Müziği’nin birçok enstrümanına hâkim olsa da, aradığını tamburda bulduğunu sık sık dile getirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tamburu geliştirerek icat ettiği yaylı tanbur ise ona haklı bir şöhret kazandırmıştır. Keman ve kemençe yayını kullanarak tambur çalmış, bu tavrı ile çalgıyı kendi müziğine uyarlamıştır. Tanburi Cemil Bey’in yaşadığı zaman diliminde müziğe bu tarz deneysel yaklaşımlar henüz görülmüyordu, bu durum da kendisine niye “Türk Müziği’nin Dahisi” unvanının layık görüldüğünü mükemmel bir şekilde açıklar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tanburi Cemil Bey’in müzik aletlerini kendine has üslubuyla çaldığı birçok icrası bulunur. Bestelediği Hicazkar Peşrevi, Neva Peşrevi, Ferahfeza Saz Semaisi’nin ve nice eserlerinin yer aldığı yaklaşık 80 adet plağı bulunmaktadır. Ayrıca, Batı ve Türk Müziklerini karşılaştırdığı bir kitabı ve yarım kalan bir kemençe metodu da kayıtlara geçmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Böyle büyük bir ustanın birçok öğrenci yetiştirmiş olması şaşırtıcı değildir. Tanburi Cemil Bey’in sanat dünyamıza kazandırdığı isimler arasında, Tanburi Refik Fersan, Samiye Morkaya, Kadı Fuad Efendi, Fahire Fersan, Ressam Tahsin Bey, Âtıf Esenbel, Şemseddin Ziya Bey, Tanburi Kadıköylü Fuad Sorguç da bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    1916 yılında hayata gözlerini yuman Tanburi Cemil Bey’in hayatından ilham alınarak bir roman bile yazıldı, Lütfiye Aydın’ın kaleminden çıkan “Dehanın Sesi” romanı ünlü müzisyenin ölümünün 100. yılında okuyucuyla buluştu. Büyük ustanın hayat hikâyesi ise önce 1946 yılında Vakit Gazetesi’nde, daha sonra 1947 yılında da “Tanbur-i Cemil’in Hayatı” ismiyle oğlu Mesud Cemil tarafından da kaleme alınmış ve kitap olarak basılmıştı.

  • SERVER BEDİ ADIYLA ONLARCA ROMAN YAZAN PEYAMİ SAFA’DAN ALINTILAR

    Türk Edebiyatı’nın üretken isimlerinden Peyami Safa, gazete ve dergilerde sanattan felsefeye, politikadan kültür ve medeniyete çeşitli konularda yüzlerce yazı kaleme almış, hikâye ve şiirler yazmıştır ama literatürde en çok romancılığı ile öne çıkmıştır. Ünlü “Cingöz Recai” tiplemesinin de yaratıcısı olan Peyami Safa, 140’a yakın romanını annesi Server Bedia’nın adından türettiği Server Bedi takma ismiyle yazmıştır. 1899 ile 1961 yılları arasında yaşamış edebiyatçımızın romanlarından tadımlık alıntıları aşağıda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BİTLİS: PADİŞAHLARIN ATA ŞEHRİ DİYEREK ZİYARET ETTİĞİ KADİM KENT

    Rivayet o ki Rus işgali sırasında şehirden uzaklaşan ve savaş sonrası şehre dönmek üzere yola çıkan baba, ortalığı kolaçan etmesi için oğlunu şehre gönderir. Şehrin harabeye döndüğünü gören oğul babasına uzaktan seslenerek durumu anlatır ve ekler: “Sadece beş tane minare ayakta kalmış.” Üzüntüsünden yere çöken baba oracıkta bir ağıt yakıverir: “Bitlis’te beş minare, beri gel oğlan beri gel/ Yüreğim dolu yare, beri gel oğlan beri gel.” Çoğumuzun aşina olduğu türkünün hikâyesi işte böyle.  Ama gelin biz tarihi ve kültürel değerleriyle dimdik ayakta duran Bitlis’e gidelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bitlis’in ilçeleri şöyledir: “Kubbet-ül İslam” yani İslam’ın Kubbesi şeklinde tanımlanan Ahlat, Van Gölü kıyısında konumlanan Tatvan ve Adilcevaz, yüzde 40’ı ormanlarla kaplı Mutki, tarihi İpek Yolu güzergahında bulunan Güroymak, dağların arasına gizlenmiş Hizan ve Merkez. Bitlis, büyük bölümü dağlar ve platolarla kaplı olduğu için tarıma oranla hayvancılığın daha fazla yapıldığı bir şehirdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sarp kayalıklar üstüne inşa edilmiş Merkez ilçesindeki Bitlis Kalesi 2800 metreyi bulan uzunluğu ile dikkat çeker. MÖ 312 ile tarihlenen Bitlis Kalesi’ni yaptıran kişinin Büyük İskender’in komutanlarından Leys Bedlis olduğu ve şehrin adının da kendisinden geldiği düşünülmektedir. Eskiden kale surlarının han sarayı, evler, cami, çarşı gibi geniş bir yaşam alanını çevrelediği biliniyor, günümüzde içi toprakla dolu olduğu için ziyaret edilememekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Selçukluların İslam’ın kubbesi dediği Ahlat, tarihte, “Oğuz taifesi şehri” veya “Ata şehri” olarak da anılmış. Türklerin Anadolu’ya giriş kapılarından olan bu eski yerleşimde şimdi birbirinden değerli kalıntılar konuşuyor, bilhassa Selçuklu kalıntıları… Bunların başında da kümbetler gelmekte. Ne var ki 100’den fazla kümbetten yaklaşık 15’i günümüze ulaşabilmiş ki bu da hatırı sayılır bir rakam. Erzen Hatun Kümbeti, Usta Şagirt Kümbeti, Emir Bayındır Kümbeti ise onlardan birkaçı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ahlat’ın Osmanlı padişahları tarafından “ata şehri” denilerek ziyaret edilmesinin en önemli nedenlerinden biri Türk büyüklerinin mezarlarının da burada yer almasıydı. Ahlat Selçuklu Mezarlığı günümüzde de açık hava müzesi niteliğinde en görkemli Türk-İslam mezarlığıdır. İlçede binlerce mezar bulunmakla birlikte, 3.5 metreye ulaşan mezar taşlarıyla 118 tanesi anıt niteliğindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Nemrut Dağı’nın patlamaları sonucu oluşan doğa harikası Nemrut Krater Gölü de Bitlis’te, Tatvan, Ahlat ve Güroymak ilçelerinin kesişim noktasındadır. Ağız genişliği 48 km2 olan göl Türkiye’nin en büyük krater gölüdür. Yurt içi ve yurt dışından doğa meraklılarının akın ettiği gölün UNESCO Küresel Jeopark Ağı’na dâhil edilmesi için çalışmalar sürüyor. Bu arada önemli bir not geçelim, sözünü ettiğimiz Nemrut Dağı ve Krater Gölü muhteşem heykelleriyle ünlü Adıyaman’daki Nemrut Dağı ile karıştırılmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tarihi ve kültürel açıdan zengin bir şehir olan Bitlis’in mutfağı da bir o kadar bereketlidir. Tandırda pişen et yemeklerinin, kemikli etle lezzetlendirilmiş baklagillerin, buğdayın, bulgurun baş tacı edildiği bir mutfağa sahiptir. Diğer taraftan hem Bitlis’te tadılabilecek hem de ülkenin diğer ucunda olsanız da sipariş verdiğinizde evinize kadar gönderilecek lezzetleri var bu şehrin. Karadeniz’den sonra en çok fındık üretilen yer Hizan’da fındık, fıstık ve en organik haliyle kara kovan balı, 30 binden fazla uluslararası kalitede ceviz ağacı barındıran Adilcevaz’da ceviz, ceviz reçeli bu hususta önde gelenler.

  • Dünyanın Farklı Köşelerinden Deniz Fenerleri

    Dünyanın Farklı Köşelerinden Deniz Fenerleri

    Bazıları Amerika ya da Asya kıtasından Büyük Okyanus’a bakıyor, bazıları yüzünü bir iç denize dönmüş bazıları açık denizleri bekliyor… Neredeyse çoğunun yegâne iki arkadaşından biri deniz, diğeri gökyüzü… Ama bu benzerliklerine aldanıp görevlerinin de aynı olduğunu zannetmeyin. Transit deniz fenerlerinden yön gösterenine, sis fenerlerinden gel-git fenerlerine çok sayıda çeşidi bulunuyor. En büyük farkları ise fenerlerin bekçiliğini yapan insanların filmlere konu olabilecek hikâyeleri… Bunların hepsi ayrı birer konu başlığı… Şimdiyse karşınıza dünyanın farklı yerlerine inşa edilmiş 8 deniz fenerini getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Topraklarımızdaki en eski deniz feneri MÖ 7. yüzyılda Kumkale’de yapılmış, yani Çanakkale’de… Osmanlı Devleti de deniz fenerlerine büyük önem vermiş ve üç kıtadaki hâkimiyeti süresince kıyılarına 200’ün üzerinde fener yaptırmış, günümüzde ise ülkemizde 400’e yakın deniz feneri bulunuyor. Fotoğrafta gördüğünüz Gelidonya Feneri en yüksek mevkide bulunanlardan bir tanesi. Likya dilinde “kırlangıç” anlamına gelen fener Antalya’da, Adrasan’a 8 km. mesafede bulunuyor. 1934 yılında inşa edilen Gelidonya’nın en büyük özelliği muhteşem bir manzaraya bakıyor olması…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    St. Joseph North Pier Deniz Feneri 19. yüzyıl ortalarında inşa edilmiş. ABD’nin kuzeyindeki Michigan Gölü’nün üstünde, St. Joseph Nehri’nin girişinde yer alıyor. Amerika’ya ait posta pullarında kendine yer bulan fenerin gölün buz tuttuğu dönemlerde yansıyan görüntüsü de fazlasıyla görülmeye değer. Bu arada, 2005 yılında hizmet dışı kalan yapıyı korumak için bir komite kurulduğu ve bağışlarla yapılan restorasyon çalışmalarının 2016 yılında tamamlandığı bilgisini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Denizcileri ile ünlü Portekiz ülkesinden bir fener… Porto ya da Felgueiras adıyla bilinen deniz feneri, Atlas Okyanusu’na dökülen Douro Nehri’nin ağzında yer alıyor. Okyanusa bu kadar yakın olan fenerin fotoğraflara sık sık yansıyan görüntüsü genellikle büyük dalgalar arasında kaldığı zamanlar oluyor. Ama siz bu yalnız görüntüsüne bakmayın, fenere 2.5 km. mesafedeki şehir parkı oldukça hareketli ve parktan fenere kadar olan yol bisiklet sürmek isteyenlerin öncelikli tercihi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tarihten bu yana deniz fenerlerinin yapı malzemeleri bulunduğu yere, yapıldığı döneme, kullanılan teknolojiye göre değişiklik göstermiş. Örneğin Antik çağda taştan inşa edilen fenerler sonraki dönemlerde ahşap, tuğla, dökme demir, betonarme ile yapılır olmuş. ABD’nde Annisquam Nehri üstünde yer alan aynı isimli fener de ahşap fenerlere bir örnek… İçi dökme demir olan bu fenerin bekçisinin kaldığı ev ile arasında gizli bir geçit olduğu biliniyor. Ayrıca Annisquam Deniz Feneri Meg Ryan’ın rol aldığı The Women isimli bir filmde de kendisine yer bulabilmiş ünlü bir fener…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yazının başında fenerlerin birçok farklı sınıflandırmaya tabi olduğunu söylemiştik, bunlardan biri de bulundukları yere göre yapılan tasnifler… Kıyı fenerleri, anakara fenerleri, dalgakıran fenerleri, kayalık fenerleri gibi. Mykines’te bulunan deniz feneri de bir ada feneri ve İngiltere’nin 200 km. kuzeybatısındaki Faroe Adaları’ndan Mykineshólmur’da yer alıyor, yani bir ada feneri. 1909 yılında inşa edilen fener gemilere yol göstermek ve rüzgârın durumunu ölçmekle görevli.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    En güzel deniz feneri fotoğraflarından birini de Avrupa’da denizde bir kaya üstüne inşa edilmiş tek fener olan Tourlitis veriyor. Yunan Adaları’ndan Andros’da yer alan fener neredeyse 130 yıllık… 1897 yılında inşa edilen ve 7 metre yüksekliğinde olan Tourlitis’in önemli özelliklerinden bir diğeri de sürekli gözetim gerektirmeyen bir teknoloji ile yani otomatik olarak yönetiliyor olması. İkinci Dünya Savaşı sırasında büyük hasar alan ve 1950 yılında kalıntıları üzerine inşa edilen yapı 1994 yılında bir ailenin bağışı ile aslına birebir uygun olarak sil baştan yapılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın en büyük deniz feneri olan Cape Ashizuri ise Büyük Okyanus’u Uzakdoğu kıyılarından selamlayan bir fener… Shikoku Adası’nda, kamelyaların bolluğu ile bilinen Ashizuri burnunda yer alıyor. Çevresindeki muhteşem doğa ile çok sayıda turist çeken 18 metre yüksekliğindeki fenerin çok uzaklarda olmasına rağmen yalnız olduğunu söyleyemeyiz. Bu turistlerin büyük kısmı deniz fenerinin yakınlarındaki Tatsukushi ve Minokoshi kıyılarında cam tabanlı tekne turları ile mercan resifleri ve tropikal balıkları görmek için geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kermorvan Deniz Feneri 1800’lerin ortalarında inşa edilmiş. Fotoğraflara fantastik bir dünyanın içindeymiş gibi yansıyan fener aslında Le Conquet isimli bir Fransa kasabasında yer alıyor. Le Conquet limanının kuzey tarafındaki fener kare biçiminde ve 66 metre yüksekliğinde. Beyaz taştan yapılmış bu fenerin bekçisinin yakınlardaki başka bir fenerde yaşadığı biliniyor ve zemin katı görmek isteyen ziyaretçilere açık durumda.

  • 9 Madde İle Yumurtanın Türk Mutfağındaki Yeri

    9 Madde İle Yumurtanın Türk Mutfağındaki Yeri

    Besleyiciliği, diyetlerin vazgeçilmez yiyeceklerinden biri olması ve her gün yenilip yenilmemesi gerektiği ile ilgili tartışmalarla her zaman gündemde olan yumurta hemen hemen tüm ülkelerin mutfaklarında değerli bir yere sahiptir. Protein açısından zengin bu besin hem Osmanlı hem de modern Türk mutfağında lezzetli tariflerde yer bulur. 9 maddelik listemizde, yumurtanın mutfak kültürümüzdeki yerini araştırıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    yumurta tarifleri, türk mutfağı

    Yumurtanın kültürümüzdeki yerini araştırdığımızda karşımıza çıkan ilk lezzet Osmanlı saray usulü soğanlı yumurta oluyor. Sabırla karamelize edilen soğanlar, tarçın ve zerdeçal gibi karakteristik baharatlarla lezzetlendiriliyor, bazen aşçılar tarife pastırma da ekliyor ve üzerine kırılan yumurtalarla padişahlara layık bu lezzet tamamlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    soğanlı yumurta, türk mutfağı

    Soğanlı yumurta mutfak kültürümüzde öyle bir yere sahiptir ki Osmanlı sarayının mutfağına alınacak aşçıların saray usulü soğanlı yumurta pişirirken sergiledikleri başarıya göre belirlendikleri; padişahların iftar sofralarından bu yemeğin eksik edilmediği söylenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    menemen tarifleri, yumurta

    Bu basit ama bir o kadar da lezzetli yemeğin isminin, ilk olarak Menemen’de yetiştirilen domateslerle pişirildiği için “menemen” olduğu düşünülür. Domatesin biber ile beraber kavrulması ve üzerine yumurta kırılmasıyla hazırlanan menemen, tüm Türkiye’de en çok sevilen ve tüketilen yemeklerden biridir. Ülkenin bazı bölgelerinde menemen tarifine soğan da eklenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    yumurtalı sandviç, türk mutfağı

    Yumurtanın başrolü oynadığı yemeklerden biri ise dalyan köftedir. Rulo köfte olarak da bilinen bu gösterişli yemek, genellikle eve misafir geldiğinde ya da özel günlerde sofralarda yer alır. Rulo haline getirilmiş köftenin ortasında haşlanmış yumurta ve sebzeler bulunur, özellikle çocuklar yumurtayla köftenin bir araya geldiği bu lezzete bayılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Kahvaltıda, öğle yemeğinde, akşam yemeğinde kısacası günün her saatinde tükettiğimiz sahanda yumurta Türk mutfağının olmazsa olmazlarındandır. Peynirli, kıymalı, ıspanaklı ya da sade, nasıl olursa olsun en önemli ayrıntı pişirildiği özel sahandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Dünyadaki hemen her ülkenin kendine has bir yumurta yemeği vardır. Yumurtalı Türk spesiyallerinden biri ise çılbırdır. Kaynayan suya kırılan yumurtalar itina ile dağıtmadan pişirilir. Tabağa alınıp mantı gibi sarımsaklı yoğurt ve sos ile servis edilir. En iştah açan lezzetlerimizden biri olan çılbır milli yemeklerimiz arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk mutfağı

    Kahvaltıda, çay saatinde yediden yetmişe herkesin severek tükettiği yumurtalı ekmek; reçelle, peynirle en güzel giden lezzetlerimizdendir. Hele daha yeni pişmiş mis gibi kokan sıcacık yumurtalı ekmeğin yeri kalbimizde ayrıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    yumurta tarifleri, türk mutfağı

    Omletin ve krep gibi lezzetlerin Türk mutfağı yorumu sayılabilecek kaygananın da omlet gibi birçok çeşidi bulunur. Özellikle Karadeniz yöresiyle özdeşleşen kaygana krep gibi arasına başka malzemeler koyularak afiyetle yenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    turkish fast foods, karışık pizza

    Yumurta aynı zamanda sevilen birçok Türk yemeğinin en önemli malzemelerinden biridir. Böreklerin harcında, pidelerin üzerinde, kızartmaların panesinde, sevilen lezzet mücverin içinde ana malzemelerden biri olarak bulunur.