Blog

  • MİCHELİN YILDIZI’NIN İLGİNÇ TARİHİ

    Konu yeme içme olunca kıtalar değiştirip dünyanın en lezzetli yemeklerini tatmak isteyen birçok insanın kılavuzu olan Michelin Yıldızı, gastronominin bilirkişisi olmuş durumda. Ticaret dehası olan Fransız André ve Edouard Michelinkardeşlerin bir lastik şirketi olarak kurdukları girişimin, giderek dünyanın en önemli gastronomi rehberine dönüştüğü Michelin Yıldızı’nın enteresan hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1889’da kendilerine ait lastik şirketi kuran iki kardeş, kara yolu seyahatini özendirmek amacıyla bir yol rehberi bastırırlar. Amaçları o tarihlerde 4000 adet bulunan otomobillerinin lastiklerinin aşınmasını sağlamak ve kendilerine sürekli yeni müşteriler edinmektir. 35 bin adet basılan ilk rehber, gezi ve lastik değişimi ile ilgili bilgiler içermektedir; haritalar, benzinlikler hakkında bilgiler, konaklama ve iyi yemek yenilebilecek restoranlar ücretsiz dağıtılan rehberin içinde yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İki mucit kardeş, 20 sene boyunca ücretsiz dağıtılan rehberden sonra 1920’de yeni bastıkları “Michelin Rehberi” isimli rehberi yedi franka satışa çıkarırlar. Bu yeni rehberin ücretli olmasının nedeni ise kardeşlerden André’nin bir lastikçide ücretsiz dağıtılan rehberin amacı dışında tezgâhı desteklemek için kullanıldığını görmesi ve buna içerlemesiyle olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeni rehberde Paris’teki oteller listesi ve belirli kategorilere göre ayrılmış restoranların bilgisi de yer almaktadır. Rehberin ünü artık Fransa’yı aşmış; Belçika, İngiltere, Portekiz, İspanya, Hollanda, Cezayir ve Tunus’a kadar ulaşmış ve aynı konseptteki rehberler bu ülkelerde de basılmaya başlamıştır. Basılan rehberlerde restoran bölümlerinin yoğun ilgi görmesi üzerine Michelin kardeşler restoranları gizlice ziyaret ederek bilgiler toplayacak personeller görevlendirmeye başlamışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1926’da rehberde bulunan restoranlar yemek ve servis kalitesine göre değerlendirilmeye başlanır ve bu restoranları yıldız ile işaretleme sistemi getirilir. Kalitesinden emin oldukları mekânlar tek bir yıldız alırken, vasat buldukları diğer mekânların hiç yıldızı bulunmaz. 1931’de yıldızla işaretlemeye yeni bir puanlama sistemi getirilir ve sıfır, bir, iki ve üç yıldızdan oluşan hiyerarşik bir yapı oluşturulur. 1936 yılına gelindiğinde 40 binden fazla restoranın değerlendirildiği rehberdeki yıldızlama sisteminin kriterleri yayımlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yayımlanan rehbere göre yıldız almak için restoranların dikkat etmesi gereken kriterler; malzeme kalitesi, lezzetlerin uyumu, pişirme ve sunum tekniklerindeki ustalık, şefin mutfaktaki becerisi ve kişiliği, menü ve tutarlılık olarak beş madde ile açıklanır. Kriterleri tutturan restoranlara yıldız verilirken, bu mekânlar müfettişler tarafından sürekli ziyaret edilir, kalitesi düşen restoranların yıldızı senenin bitmesi beklenmeden hemen geri alınabilir. Bu değerlendirmeleri yapan müfettişler, Michelin tarafından titizlikle seçilen, konularında uzman gurmelerdir. Bu gurmeler teftişlerini gizlice gerçekleştirirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Her ülkenin kendi dilinde bastığı Michelin Rehberi “Red Guide” ismiyle yayımlanır ve restoranlara ek olarak oteller de derecelendirilir. Ayrıca Bib Gourmand yani düşük fiyatlı bir restoran olmasına rağmen üstün lezzet hizmeti veren restoranlar da değerlendirilmeye alınmaktadır. Michelin Yıldızı şefe değil restorana verilen bir ödüldür ve Michelin Yıldızı almış bir mekânın şefi başka bir restoranda çalışmaya başladığında yıldızını götüremez. Ancak bu yıldızı kazanmış olmanın verdiği ün zaten yıldızın ta kendisi değil midir?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yurt dışında yaşayan Şef Ali Güngörmüş, Michelin Yıldızı alan restoranda çalışması sebebiyle yıldız alan ilk Türk olsa da Michelin Yıldızı’nı ülkemize ilk kez kazandıran kişi “Turk” adlı restoranın kurucusu Şef Fatih Tutak olmuştur. Böylelikle Michelin Rehberi’ne ilk kez İstanbul’daki bir mekân eklenmiştir hem de iki yıldızla… Bolu Mengen’deki aşçılık okulunda eğitim alan Tutak, yedi farklı ülkede çalışarak vizyonunu ve tekniklerini geliştirmeyi başarmış, geleneksel lezzetleri yeni tekniklerle güzelce harmanlayan idealist bir aşçı… Tutak’ın başarısını gönülden tebrik ediyoruz.

  • EN POPÜLER DEKORASYON AKIMLARI

    Moda artık hayatımızın vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Sadece kıyafet ve aksesuarlarda değil, dekorasyonda da hâkim olan trendler yaşam alanlarımızda kendini gösteriyor. Farklı tarzları ve estetik anlayışları temsil eden her akım, kültürel etkilerle ortaya çıktı ve dönemin ruhunu yansıttı. Yazımızda geçmişten günümüze popülerliğini koruyan dekorasyon akımlarını ve karakteristik özelliklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Minimalist Stil ” title_font_size=”13″]

    “Az, aslında çoktur!” felsefesinin yaşam alanlarımızdaki yansıması olan minimalist çizgilerdeki dekorasyon tarzı, sadelikten ilham alıyor. Minimalist stil; az, basit ve işlevsel olarak tanımlanabilir. Renk paleti genelde tek renk ve tonlarından oluşur; renk geçişleri yumuşaktır. Sahip olduğunuz gereksiz eşyayı azaltarak, mobilya seçiminizde daha yumuşak renkleri tercih ederek ve aydınlatmanın gücünden faydalanarak ev dekorasyonunuzda minimalist bir çizgi yakalayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İskandinav Stili ” title_font_size=”13″]

    İskandinav ülkelerindeki gösterişten uzak yaşam tarzının dekorasyondaki yansıması olan bu tarz, doğallığı kapsıyor. Basit ve sade olmasına rağmen sanat eserleri, bitkiler ve dekoratif süsler ile minimalist çizgilerden uzaklaşan İskandinav tarzının olmazsa olmazı ise gün ışığı. Ferah ve minimal alanlarda kullanılan büyük pencereler ve bol güneş ışığı, beyaz ya da yumuşak pastel tonlarla birleşiyor. İskandinav tarzının bir diğer özelliği de doğal malzemelerin kullanılması. Ahşabın sıcaklığı ve doğal dokusuna eşlik eden yün, keten ve pamuk gibi malzemelerden oluşan kilim, perde ve yatak takımları bu dekorasyonun vazgeçilmez parçaları.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rustik ” title_font_size=”13″]

    Rustik stilde doğanın çekiciliğinden ve güzelliğinden ilham alınarak mekâna hem sıcak hem rahat bir ortam kazandırılır. Kırsal yaşamın sadeliğini ve özgünlüğünü sevenlerin tercih ettiği rustik tarzın temel unsurları arasında aşırı cilalanmamış veya işlenmemiş ahşap, taş ve metaller gibi doğal malzemeler vardır. Mobilya ve aksesuarlar genellikle yıpranmış veya eskimiş gibi görünür. Antika ya da vintage parçalar ve objeler bu stilin olmazsa olmazları arasında yer alır. Renk paletinin favorileri kahverengi, bej, gri, yeşil ve mavinin yumuşak tonlarıdır. Açık tuğla veya kaba yontulmuş ahşap gibi tamamlanmamış dokular bu tarzda yaygın olarak görülür. Bu dokular mekâna derinlik ve şıklık katar. Rustik dekorasyonda detaylara inildiğinde döşeme, perde ve kırlentlerde ekose, çizgili, çiçekli desenler göze çarpar. Doğal malzemelere verilen önem, eskitilmiş yüzeyler, sıcak renkler ve rahat dokularla hiçbir zaman modası geçmeyen, zamansız bir tasarım trendidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Endüstriyel ” title_font_size=”13″]

    Endüstriyel dekorasyon akımı, fabrika binaları, depolar ve atölyeler gibi endüstriyel yapıların estetik özelliklerini iç mekânlara taşımayı hedefler. Bu dekorasyonun temel özelliği, açıkta kalan yapı elemanlarının ve malzemelerinin kullanılmasıdır. Örneğin; tuğla duvarlar, beton zeminler, metal borular ve açık tavanlar endüstriyel dekorasyonun vazgeçilmez unsurlarıdır. Mobilyalar genellikle sade ve işlevseldir. Metal sandalyeler, ahşap masa ve raflar, endüstriyel tarzın karakteristik örnekleridir. Renk paleti genellikle nötr tonlardan oluşur. Gri, siyah ve metalik renkler en çok tercih edilendir. Bu renkler mekânlara sakin ve sofistike bir atmosfer katar. Aydınlatmada açıkta kalan ampuller, büyük ve sade avizeler tercih edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bohem ” title_font_size=”13″]

    Bohem dekorasyonun özgür ruhlu ve sanatsal bir tarzı vardır. Bu akım, renkli ve canlı bir atmosfer oluşturmayı hedefler, rahatlık ve özgünlüğe odaklanır. Tercih edilen renkler turuncu, kırmızı, mor, yeşil gibi enerjik tonlardır. Etnik desenler bohem tarzın vazgeçilmez parçasıdır. Kullanılan mobilyalar genellikle vintage veya geri dönüşüme uygun olan ahşap parçalardır. Bambu ve hasır gibi doğal malzemelerin kullanıldığı mobilyalar rahatlık ve doğallık hissi verir. Aksesuarların da önemli bir rol oynadığı bu tarzda rahat minderler, renkli kumaşlar, dökümlü perdeler, renkli yastıklar, kilimler, duvar süsleri, bitki ve çiçek gibi detaylar ile el yapımı seramikler görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eklektik Stil ” title_font_size=”13″]

    Eklektik dekorasyon, farklı tarzları ve dönemleri bir araya getirerek kişisel bir tasarım oluşturmayı hedefleyen akımdır. Bu tarz, farklı kültürlerden, dönemlerden ve stillerden esinlenerek çeşitli ögeleri bir araya getirir. Kişisel ifadenin önemli olduğu bu akımda renkler ve desenler canlıdır. Farklı renklerin ve desenlerin bir araya gelmesiyle enerjik ve dinamik bir ortam oluşturulur. Örneğin; parlak sarılar, turuncular, mavi tonları ve geometrik desenler sıkça tercih edilir. Mobilyalar genellikle farklı parçaların bir araya gelmesiyle oluşur; modern, vintage, rustik veya endüstriyel tarzda mobilyalar bir arada kullanılabilir. Ahşap bir masa, metal sandalyeler ve renkli kumaşlarla kaplanmış bir koltuk eklektik tarzın karakteristik örnekleridir. Aksesuarların da önemli rol oynadığı eklektik tarzda dekore edilen alan, kişisel zevklerin harmanlanması ile belirgin hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hollywood Glam Stili ” title_font_size=”13″]

    Hollywood Glam stili, Hollywood’un altın çağından ilham alan lüks ve gösterişli dekorasyon akımıdır. Bu tarz, 1930’lar ve 1940’lar döneminde Hollywood film endüstrisinin zirvesindeki ihtişamı yansıtmayı hedefler. Siyah, beyaz, altın, gümüş ve kırmızı gibi renkler tercih edilir. Cam, ayna ve cilalı metaller mekânlara görsel bir hava katar. Mobilyalar zarif ve şık tasarımlardan oluşur; kadife, ipek veya saten gibi lüks kumaşlarla kaplanmış mobilyalar tercih edilir. Yumuşak hatlara sahip koltuklar, şık masalar ve büyük aynalar tarzın karakteristik örnekleridir. Kristal avizeler, büyük ve gösterişli şamdanlar, parlak vazolar, sanatsal tablolar bu stilin vazgeçilmez detaylarıdır.

  • Eserlerinden Birer Cümleyle Halid Ziya Uşaklıgil

    Eserlerinden Birer Cümleyle Halid Ziya Uşaklıgil

    Farklı uyarlamalarla hem beyaz perdeye hem de beyaz cama aktarılan Aşk-ı Memnu kitabının yazarıdır Halid Ziya Uşaklıgil. Servet-i Fünûn edebiyatının en önemli yazarını çoğumuz bu filmler aracılığı ile tanırken bir kısmımız da sadece Aşk-ı Memnu kitabıyla biliriz. Oysa Ferdi ve Şürekası’ndan Mai ve Siyah’a, Kırık Hayatlardan’dan Bir Ölünün Defteri’ne, İhtiyar Dost’tan Kadın Pençesi’ne birçok roman ve hikâye vardır kaleme aldığı. 1866-1945 yılları arasında yaşamış usta edebiyatçının eserleri Cumhuriyet döneminde sadeleştirilmiştir. Halid Ziya Uşaklıgil’i bazı eserlerinden yaptığımız alıntılarla Kültür ve Yaşam’a konuk ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • NATIONAL GEOGRAPHIC’TEN 2024’ÜN GÖZDE SEYAHAT ROTALARI

    National Geographic, her sene dünyanın farklı noktalarındaki en iyi seyahat rotalarını açıklıyor. Gezginlerin yorum ve değerlendirmelerinden yola çıkan dergi ekibi, 2024 için en heyecan verici 30 gezilecek yeri bulmak için tüm dünyayı dolaştı ve doğal güzellikleri, konaklama seçenekleri, tarihi ve kültürel mirası kapsayan geniş bir değerlendirmenin ardından gözde seyahat rotalarını belirledi. Yedi kıtadan farklı şehir ve bölgedeki en dikkat çeken yedi rotayı yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vahşi Atlantik Yolu, İrlanda ” title_font_size=”13″]

    İrlanda’nın el değmemiş yeşil doğasının mavi denizle birleştiği Vahşi Atlantik Yolu, doğal megalit kayaların oluşturduğu uçurumların muhteşem koy manzaraları ile kesiştiği ünlü bir sahil rotası. Dünyadaki en uzun sahil yollarından biri olan Vahşi Atlantik Yolu, İrlanda’nın kuzeybatısındaki Inishowen Yarımadası’ndan başlıyor ve güneydeki tarihî County Cork’ta son buluyor. Rotayı tamamlamak isteyenler ya araba kiralıyor ya da kamp ekipmanları ile binlerce kilometrelik okyanus manzaralı yolu yürüyor. Bu rota boyunca; koyları, dağları, kıyı köyleri, kayalık burunları, uçurumları, fenerleri, adaları, millî parkları, plajları ve yemyeşil ormanları görmek mümkün. Konaklama seçeneklerini ise otellere dönüştürülmüş görkemli tarihî şatolar oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şian, Çin” title_font_size=”13″]

    Şian (Xi’an), Çin’in dört büyük başkentinden biri ve 3000 yıldan uzun bir tarihe sahip. Tarihî İpek Yolu’nun doğu topraklarındaki başlangıç noktası olan Şian, sayısız kültürel mirasıyla dikkat çekiyor. 14. yüzyılda inşa edilen 12 metre yükseklikteki duvar, şehri korumaya devam ediyor. Şian’daki diğer önemli sembolik yapı ise İslam dünyasına ait. Çin ve İslam mimarisinin en eşsiz örneği sayılan Xi’an Ulu Camii, 742’de inşa edilmiş. Ayrıca bu şehir, Çin İmparatoru Qin Shi Huang’ın ünlü Terracotta ordusuna da ev sahipliği yapıyor. İmparator mezarının yapımı M.Ö. 246’da başlamış ve 30 senede tamamlanmış. Ölümden sonra imparatoru koruması için yapılan toprak askerlerin bulunduğu mezar, 76 metre yükseklikte piramit bir yapıdan oluşuyor ve boyları 183-195 santim arasında değişiyor. 1987’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne giren kazı alanında, çoğu toprak altında 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yucatán Yarımadası, Meksika” title_font_size=”13″]

    Kayıp bir şehrin gün yüzüne çıkarılması kadar hayal gücünü harekete geçiren çok az arkeolojik keşif var ve Yucatán Yarımadası’nın ormanlarla kaplı derinlikleri tam olarak bu heyecanı yaşatıyor. Maya uygarlığının merkezi olan Yucatán Yarımadası, Meksika Körfezi ile Karayip Denizi’nin kesiştiği noktada yer alıyor. Meksika, Guatemala ile Kuzey Belize’ye yayılan ve M.S. 900’lü yıllarda yok olan Maya medeniyetinden geriye artık sadece büyük taş binalar ve devasa piramit tapınaklar kalsa da bölgede yaklaşık altı milyon insan hâlâ Maya dilini konuşuyor. Eskiden Mayaların adaklarını kurban ettiği bölge olan “Ik Kil” ise her yanından sarmaşıkların sallandığı ve içinde yüzülebilen doğal havuzuyla turist akınına uğruyor. Ünlü tatil şehri Cancun’un güneyindeki Riviera Maya’da yer alan oteller, Maya medeniyetinin mimari tasarımına sahip. Hem yürüyüş hem dağ bisikleti yolunda olan yarımada, aynı zamanda dinozorların dönemine son veren gök taşının düştüğü bölge olduğu için de ünlü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nordland, Norveç ” title_font_size=”13″]

    Buzulların, yükselen zirvelerin, küçük balıkçı kasabalarının ve uzak dağ köylerinin bulunduğu Nordland, “kuzey ışıkları”nın süslediği bir şehir. Yaz aylarında dağ bisikleti ile gezilebilecek birçok rotanın olduğu bu balıkçı şehrinin kış misafirleri ise köpek kızağıyla karlar altında kalan bölgeyi keşfe çıkan maceracı gezginler oluyor. Dağları, temiz denizi, korunaklı koyları ve doğal plajları ile kendine özgü bir manzaraya sahip Lofoten Adaları sadece göz alıcı manzaralarıyla değil, Kuzey Kutup Dairesi’ne yakın olması nedeniyle oluşan gece yarısı güneşiyle de ünlü. Bölgeye ilk yerleşen Viking zanaatkârlarının ellerinden çıkan birçok eser, Norveç’in geleneksel mimarisine sahip köy evleri, yüzlerce yıllık balıkçılık kültürüyle Nordland, gözde tatil rotalarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Emilia-Romagna, İtalya” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın 1948 Anayasası ile kısmi bölgesel özerklik verilmiş 20 bölgesinden biri olan Emilia-Romagna, ülkenin en verimli topraklarına sahip ve sadece manzarası ile değil, yeme-içme kültürü, tarihî dokusuyla da ön plana çıkıyor. Orta Çağ mimarisinden izler taşıyan etkileyici şatoların süslediği Emilia-Romagna, dünyanın en eski üniversitesini barındıran Bologna’nın yanı sıra Modena, Parma ve Ferrara gibi Rönesans şehirleri; Cervia, Cesenatico, Rimini ve Riccione gibi plajları ile kültür ve turizm açısından önemli bir merkez. Ünlü İtalyan spor otomobil markalarının da üretim yeri olan bölgede birçok araba müzesi de bulunuyor. Balzamik sirkenin, bolonez sosun, parmesan peynirinin ve ünlü İtalyan jambonunun ana vatanı olan Emilia-Romagna, sunduğu gastronomik çeşitlilik ile ünlü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Andrefana Kuru Ormanları, Madagaskar” title_font_size=”13″]

    Andrefana Kuru Ormanları, yarı kurak ekolojik bir bölge ve tamamen farklı biyolojik çeşitliliği ile vahşi yaşama sahip. Madagaskar’ın batı yamaçlarında kalan jilet gibi keskin kayalar sadece bu bölgede yaşayan ve nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan lemur türü sifakaların (küçük başı, büyük gözü ile bir maymun türü) doğal yaşam alanı. Madagaskar’ın doğu kıyısındaki yağmur ormanlarına göre daha az türe ev sahipliği yapsa da endemik türlerin fazla olduğu Andrefana Kuru Ormanları’nda heykelleri anımsatan kalın gövdeli baobab ağaçlarında her an bir sifaka görmek mümkün. İlk kez 1990’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alınan bölgenin genişletilmesi ile Andrefana Kuru Ormanları da listeye eklendi. Kireç taşıyla bezeli yaylaları ve bozulmamış ormanlarının etkileyici manzarasına eşlik eden Manambolo Nehri’ndeki kanyonun nefes kesen inişli çıkışlı rotası ve yüksek zirvesi ile Andrefana Kuru Ormanları vahşi yaşam severler için cazibe merkezi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Atacama Çölü, Şili ” title_font_size=”13″]

    Şili’nin kuzeyindeki Atamaca Çölü’nde nadiren görülen muhteşem bir doğa olayı var. Üç ila 10 yılda bir, ilkbahar aylarında birkaç hafta boyunca çöle yağmur yağıyor ve çölün kurak zemininden çıkan kır çiçekleri birkaç hafta boyunca dünyanın en güzel manzarasını oluşturuyor. Atamaca Çölü’nde yaşanan bu durum, Şili hükümetine de ilham vermiş ve 141.000 dönümlük Desierto Florido Ulusal Parkı’na “çöl çiçekleri” dikilmiş. Çoğu Atacama’ya özgü olan bölgenin bitki örtüsünü korumak için oluşturulan park, aynı zamanda bilim insanlarının sarı ebegümeci ve kedi pençesi gibi 200’den fazla bitki türünün gezegenin en zorlu koşullarında nasıl hayatta kaldığını yakından incelemeye olanak tanıyor. Kuraklığa dayanıklı bitki örtüsünün iklim değişikliğinin neden olduğu zorluklara çözüm sunması açısından oldukça önemli olan proje sayesinde uçsuz bucaksız kurak kızıl toprakların rengârenk bir manzaraya dönüştüğü park, gezginlerin akınına uğruyor.

  • PANTOLONUN TARİHİ

    Kadın, erkek, çocuk ya da ihtiyar… Günümüzde her birimizin yaş ve cinsiyet farkı gözetmeksizin kullandığı giysilerden biri pantolon. Herkesin dolabında farklı form, desen, kumaş ve kalıba sahip pantolonlar olduğuna eminiz. Ancak pantolonlar insanlık tarihi boyunca her zaman kullanılan giysilerden biri değildi. Gündelik hayatın yaşam pratikleri değiştikçe ortaya çıkan ihtiyaçlardan ötürü ürettiğimiz pantolondan önce atalarımız yüzyıllar boyunca bedenleri bezler, tunikler, cüppeler ve kumaş parçaları ile korumaya aldılar. Kumaş, kot, kadife ve keten gibi farklı dokuma çeşitleri olan pantolonun kısa tarihini okurken siz de bizim gibi şaşıracak mısınız?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İlk pantolonla ilgili bilgiler M.Ö. 24000 yıllarında Güney Sibirya’nın Baykal Gölü batısında kalan Mal’ta-Buret kültüründe ortaya çıkmaktadır. Figüratif sanat eserlerini inceleyen uzmanlar insan bedeninin betimlendiği çeşitli eserlerde iki bacağı da kapatan pantolonun ilk örneklerine rastlarlar. Muhtemelen soğuk hava koşullarında yaşamak zorunda kalan bu insanlar, korunmak için pantolonu ilk kullanan insanlar olmuşlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kesin ve somut olarak tespit edilen ilk pantolon Çin’deki Xinjiang (Turfan) eyaletindeki Yanghai mezarlığında bulunmaktadır. Berlin’de bulunan Alman Arkeoloji Enstitüsündeki iki arkeoloğun ortaya çıkardığı M.Ö. 3000 ile 3300 öncesine ait antik mezardaki gömülü iki kişide; iyi bir şekilde korunmuş yün pantolon izlerine rastlanmıştır. Bu iki çift pantolon, insanlık tarihinde bilinen en eski pantolonlar olarak tarihe geçmiştir. Bu dönem, Orta Asya’da göçebe hayatın hâkim olduğu bir döneme denk gelmektedir ve at üzerinde yol kateden göçebelerin rahat bir şekilde at sürebilmesi için kullanıldığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pantolonun kıtalar arası yolculuğu M.Ö. 600’lerde Orta Asya’dan İran’a, İran’dan Orta Doğu’ya daha sonra da Yunanlılar ile Romalılar sayesinde Avrupa Kıtası’na olmuştur. Pers başkenti olan Persepolis’teki taş kabartmalarda yer alan figürlerde pantolon motifli insanlar görülürken, bu dönemde Yunanlılar ve Romalılar pantolonu barbar giysisi olarak küçümsemiştir. Romalılar, Orta Doğu ve Kuzey Afrika’daki ülkeleri ele geçirince bu topraklarda yaygın olarak kullanılan pantolonu yavaş yavaş benimsemeye başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    4. yüzyılda Avrupa’da kadınlar Perslerden gördükleri pantolonu giymeyi tercih ederken, Venedikliler ise bu dönemde Roma’da öldürülen Hristiyan hekim Aziz Pantaleone’yi anmak için “pantaloni” isimli dar ve uzun külotları giymeye başlamıştır. Avrupa’da pantolon uzunca bir süre kadın giysisi olarak düşünülse de Orta Çağ’da kadınlar elbiselere yönelmiştir. 16. yüzyılda İngiltere ve Fransa’da dolaşan “Commedia dell’Arte” ekibindeki en sevilen karakterlerden biri olan “Pantalone” yavaş yavaş bu giysinin yaygınlaşmasını sağlamıştır. Uzun don giyen yaşlı bir tipleme olan Pantalone sayesinde çocuklar ve denizciler bu giysiyi benimsemiş, Fransız Devrimi’nde de isyanın sembollerinden biri hâline gelmiştir. Ülkelerindeki eşitsizliği vurgulamak için uzun pantolon giyen ve Sans Culottes veya Baldırı Çıplaklar olarak anılan grup; soyluların giydiği tayta benzer külotların yerine bu pantolonları kullanarak kendilerini varlıklı insanlardan ayrıştırmıştır. Burjuvazi karşıtı sembol hâline gelen pantolon, 1789’da ayaklanan işçi ve köylülerin üniforması olarak seçilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Popülerliği giderek artan pantolon, Osmanlı Dönemi’nde denizciler ve işçilerin giydiği bir kıyafet hâline gelmiş, Avrupa’da ise kadınlar ata binerken pantolon giymeyi tercih etmişlerdir. Bu dönemde pantolonlarda henüz düğme kullanılmadığı için kemerler kullanılmıştır. 19. yüzyılda pantolonlara düğme dikilmiş ve kemerlerin popülerliği giderek azalmıştır. Yine aynı dönemde “Kadın Hakları Hareketi” pantolon konusunu gündeme getirmiş ve eteğin hem rahat olmaması hem de cinsiyet ayrımına sebep olduğu gerekçesiyle kadınların pantolon giymesini teşvik eden politik çalışmalar yürütmüştür. Amelia Jenks Bloomer kadınların her ortamda giyebileceği pantolonlar tasarlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Blue jeans olarak adlandırılan kot pantolonlar kadın ve erkekleri pantolon konusunda buluşturan ilk ürün olmuştur. Dünyanın ilk kot pantolonu 1850’de Bavyera’dan Amerika’ya göç eden Levi Strauss tarafından üretilmiştir. San Francisco’ya geldiğinde yanında getirdiği tek yükü çadır ve branda yapmak için getirdiği kumaş olan Strauss; tesadüfen tanıştığı bir madencinin pantolonunun madende çalışırken çabuk yıpranmasından şikâyet etmesi üzerine, kalın kumaştan dayanıklı bir pantolon üretme fikri ile kot kumaşından pantolon dikmiştir. Lekeleri göstermemesi için lacivert renkte dikilen bu jean pantolonlar altın madenlerinin yakınında 13,5 dolardan satışa sunulmuş ve büyük ilgi görmüştür. 1970’lere kadar dünyanın birçok yerinde kadınların kamusal görevlerde pantolon giymesi yasakken, günümüzde hem eğitim kurumlarında hem iş hayatında kadınlar da pantolon giyebilmektedir.

  • ŞEHİRLER VE FESTİVALLERİ

    Ülkemizin her bölgesinde iklim ve coğrafi koşullara bağlı olarak lezzetli ürünler yetişiyor. Dolayısıyla her şehrin kendine has ürünleri ve festivalleri oluyor. Ülkemizde geleneksel olarak her sene düzenlenen, yurt içi ve yurt dışından ziyaretçilerin katılmak için gün saydığı festivalleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    2010’dan bu yana düzenlenen Alaçatı Ot Festivali’nde, Ege Bölgesi’ne ait endemik otlar ve bu otlarla hazırlanan lezzetler tanıtılıyor. Festival döneminde mis gibi kokan sokakları ile gönülleri fetheden Alaçatı’da konserler, sergiler, söyleşiler, yarışmalar ve yemek yapım atölyeleri katılımcılara keyifli anlar yaşatıyor. Yılın dört mevsimi ayrı güzelliğin yaşandığı Alaçatı’da yerel üreticilerin ürünleri stantlarda sergileniyor. Böylelikle hem üreticilere destek hem de yerel lezzetlerin tanıtılmasına katkı sağlanıyor. Genellikle nisan ayının son haftasında düzenlenen festivale dünyanın dört bir yanından insanlar katılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2000’den bu yana düzenlenen gül festivali, her sene ilkbahar aylarında gerçekleşiyor. Şehre gülü getirerek Isparta’nın bir gül cennetine dönüşmesini sağlayan Müftüzade Gülcü İsmail Efendi kabri başında anıldıktan sonra festival başlıyor. Gül koşusu ile başlayan festival, farklı ülkelerden gelen folklor gruplarının gösterileriyle devam ediyor. Açık ve kapalı birçok mekânda gülden üretilen ürünlerin sergilendiği festival, gül hasadı ile sona eriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her yıl mayıs ya da haziran aylarında düzenlenen Karadeniz Ereğli Osmanlı Çileği Kültür ve Sanat Festivali, Karadeniz’in en görkemli etkinlikleri arasında yer alıyor. Folklor gösterileri, protokol konuşmaları ve en güzel Osmanlı çileğini yetiştirenlere dağıtılan ödüller ile festival coşku içinde geçiyor. Akşam gerçekleşen konserlerde ünlü isimler sahne alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İlk kez 1962’de “Kiraz Cümbüşü” adı altında kutlanmaya başlanan Tekirdağ Kiraz Festivali, haziranın ilk veya ikinci haftasında dört gün boyunca düzenleniyor. Yerel halkın yoğun ilgi gösterdiği festivalde kortejler, sergiler, gösteriler, fener alayları, gece konserleri, kiraz ile yelken yarışmaları gibi çeşitli etkinlikler yapılıyor. Keyifli bir konserle tamamlanan festivalde, yerel şenliklerin klasikleşen ve en çok sevilen yarışması olan güzellik yarışması düzenlenirken kentin kiraz güzeli seçiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1997’den bu yana düzenlenen Malatya Kayısı Festivali, yabancı halk oyunları, en iyi yaş kayısı yarışması, sergi, kortej yürüyüşü, fotoğraf sergileri ve çocuklara yönelik yarışmalarla temmuz ayında başlıyor. Atlı cirit müsabakasının da gerçekleştiği festival dört gün sürüyor ve ünlü müzisyenlerin konseri ile tamamlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    2010’dan bu yana eylül ayında coğrafi tescil işaretli Diyarbakır karpuzunun tanıtılması ve üreticisinin desteklenmesi amacıyla düzenlenen Diyarbakır Karpuz Festivali, Dağkapı Meydanı’nda karpuz yüklü deve, bando takımı, erbane çalan gruplar ve folklor ekiplerinin yer aldığı kortejle başlıyor. Sürme, pembe ve ferik isimleriyle bilinen Diyarbakır karpuzunu en iri ve lezzetlisini yetiştiren çiftçiler ödüllendiriliyor. Ayrıca karpuz ses yarışması, karpuza en çok yakışan çocuk yarışması, karpuz yeme yarışması, karpuz festivali koşusu gibi etkinlikler yapılıyor ve ardından keyifli bir konserle şenlik sonlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Zeytin Hasadı Sonu Şenliği, 2015’ten bu yana, binlerce yıllık geçmişe sahip Edremit’in zeytinlerini tanıtmak ve üreticileri desteklemek için düzenleniyor. Coğrafi tescil işaretli zeytin, zeytinyağı ve zeytinli ürünlerin sergilendiği festivalde folklor gösterileri, yağlı güreş müsabakaları yapılıyor. Üreticilerin ve tüketicilerin bir araya geldiği festival, katılımcıların zeytin hasadı yapmasıyla sona eriyor.

  • KOSTA RİKA HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Bir Orta Amerika ülkesi olan ve İspanyolca “Zengin Sahil” anlamına gelen Kosta Rika, muhteşem doğası ve sürdürdüğü politikalar ile dünyanın en mutlu ülkeleri arasında yer alır. Doğal güzelliklerinin yanı sıra uzun yaşam süresi ve sosyal devlet politikaları ile Birleşmiş Milletler’in örnek gösterdiği ülkelerden biri olan Kosta Rika, beş milyon nüfusa sahiptir. Birçok alanda gerçekleştirdiği cesur reformlarla dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alan Kosta Rika hakkındaki ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılda İspanya’dan bağımsızlığını kazanan Kosta Rika, dış dünyaya kapalı ve fakir bir ülke olmasına rağmen günümüzde Latin Amerika’nın en istikrarlı, refah ve gelişmiş ülkelerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kosta Rika, ordusu bulunmayan sayılı ülkelerdendir. 1949’da kabul edilen yasa ile ülkede ordu tamamen kaldırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kosta Rika, 51000 km2 yüz ölçümü ile Konya’dan (40800 km2) yalnızca biraz daha büyüktür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kosta Rika’da yedi tanesi aktif olmak üzere 121’den fazla volkanik dağ bulunur. Ülkedeki “Poás Volcano”, dünyanın en geniş ikinci kraterine sahipken; “Arenal”, dünyadaki en aktif 10 volkandan bir tanesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyadaki kelebeklerin %10’undan fazlası Kosta Rika’dadır. Aynı zamanda Kosta Rika’da yaklaşık 750.000 böcek, 20.000 örümcek türü yaşar. Ki Kosta Rika için dünyanın sinek kuşu başkenti demek yanlış olmaz çünkü ülke 52’nin üzerinde sinek kuşu türüne ev sahipliği yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kosta Rika topraklarının dörtte birinden fazlası millî park statüsündedir. Ziyaret edilecek 100’den fazla koruma alanı olan ülkenin %25’i orman ve doğa rezervleri olarak koruma altındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2012 yılında ülkede avcılık, yabani hayvanları yaşam alanlarından çıkarmak veya evcil hâle getirmek yasaklanır ve tam da bu tutum için hayvanat bahçeleri de bulunmaz. Ormanlarının yok olma hızı 1970’lerde dünyanın en yüksek oranlı ülkelerinden biriyken, 2000’li yıllarda bu oran sıfıra inmiş durumdadır.

  • Yılın Kahkaha Dolu Şaka Günü 1 Nisan’ın Tarihi

    Yılın Kahkaha Dolu Şaka Günü 1 Nisan’ın Tarihi

    1 Nisan, yediden yetmişe herkes için şaka, eğlence ve kahkaha dolu bir gün… Evde, okulda, iş yerinde ve hatta bazen medyada şakaların havada uçuştuğu bu tarihte kimden nasıl bir şaka geleceğini beklemek, kendi yapacağınız şakaları planlamak da ayrı bir zevk… 10 maddelik listemizle bu eğlenceli günün tadını çıkarmanızı diliyoruz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şaka Günü dünyanın birçok yerinde farklı isimlerle kutlanıyor, bu tarih artık geleneksel hale gelmiş şakalar sayesinde yılın en eğlenceli günü unvanını hak ediyor. 1 Nisan’ın niye şaka günü olduğuna dair farklı fikirler var, hatta bazı teorilere göre kahkaha dolu bugünün tarihçesi milattan önceye dayanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    En çok kabul gören teoriye göre bu gün eskiden yılbaşı olarak kutlanırmış fakat Fransa kralı IX. Charles yılbaşının tarihini değiştirince, yılbaşının ocak ayına taşınmasına uyum sağlayamayanlara 1 Nisan’da şaka yapmak bir geleneğe dönüşmüş. Şaka Günü’nde hediye alıp verme geleneği de aslında bu yılbaşı mirasına dayanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çok yaygın olmasa da ülkemizde de ilginç 1 Nisan şakaları yapılıyor. Bir gün, yerel bir radyonun telefonu çalar ve heyecan içindeki vatandaş ormandan ilçe merkezine doğru ilerlemekte olan fil sürüsünü bildirir. Radyo dinleyicileri arasında şaşkınlık yaratan bu haber aslında tam gününde yapılmış bir şakadan ibarettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizden unutulmaz bir başka 1 Nisan şakası ise Türkiye liginde küme düşme uygulamasının kalktığıyla ilgili haberdi. Bu haber özelikle puan tablosunun son sıralarında bulunan kulüplerin taraftarlarını bir günlüğüne de olsa çok sevindirmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fransa üzerinden Avrupa ve Amerika’ya yayılan 1 Nisan Şaka Günü’nde kurumlar da birbirinden yaratıcı şaka fikirleriyle hayatımızı renklendiriyor. Örneğin Alabama Eyaleti 1998 yılında yaptığı oylama sonucunda, 3,1415 olan Pi sayısının değerini 3 olarak değiştirmeye karar verdiğini duyurduğunda dünya çapında bir şaşkınlığa sebep olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Pi sayısının değişmesi uluslararası bir şaşkınlık yarattıysa da 1972 yılında, İskoçya’nın ünü tüm dünyaya yayılmış miti Loch Ness Canavarı’nın bulunduğu açıklaması kadar sansasyonel bir 1 Nisan şakası olmadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1 Nisan Şaka Günü tarihinde televizyonlar, radyolar ve gazetelerin karıştığı birçok yaratıcı şaka da hayatımıza neşe kattı… Örneğin 1949 yılında Yeni Zelanda radyosunun şakacı sunucusu, dinleyicilere Auckland’da yabani arı saldırısı olduğunu duyurduğunda bunu tüm şehir ciddiye almıştı. Doğa ile ilgili bir başka şaka ise bu alandaki ünlü bir dergiden geldi, yapılan bir duyuruya göre dergi artık çıplak hayvan fotoğrafları kullanmayacaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    çocuk

    Ama tabii ki 1 Nisan’da yapılan tüm şakalar böyle dünya çapında ses getiren senaryolara sahip değil, bu beklenmedik sürprizlerle dolu günde hiç aklınıza gelmeyecek kişilerin beklenmedik şakalarına maruz kalabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    büskevit

    Teneffüste yediğiniz bisküvilerin içinde krema yerine diş macunu bulursanız şaşırmayacağınız tek gün 1 Nisan. Bu özel günde bir restoranda sipariş ettiğiniz kızarmış patatesin teker teker paketlenmiş halde karşınıza gelmesi de olası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Takvim 1 Nisan’ı gösterdiğinde iş yerinizde de gününüze kahkaha katacak şakalarla karşı karşıya kalabilirsiniz. 🙂

  • Morun En Huzurlu Hali 11 Fotoğraf İle Lavanta

    Morun En Huzurlu Hali 11 Fotoğraf İle Lavanta

    Dünyanın en güzel görüntülerinden biri ufuk çizgisine doğru uzanan lavanta tarlalarıdır. Rengiyle, kokusuyla, aromasıyla hayran bırakan lavantanın birçok kullanım alanı bulunur. Yemeklerden kozmetiğe, dekorasyondan temizliğe her alanda vazgeçilmez bir nimet olan lavantanın 11 halini bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lavanta Yağı ile Eviniz Mis Gibi Koksun” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lavantalı Minik Keklerle Hem Mideye Hem Göze Hitap Edin” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Güzel Kokan Temizlik: Lavantalı Sabun” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lavantalı Latte ile Kahvenizde Çiçekler Açıyor” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bulması Zor, Tadı Unutulmaz Lavanta Balı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Parfümlerin Atası Lavanta Esansı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hafif ve Aromatik Bir Tatlı: Lavantalı Dondurma” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rahatlatıcı Etkisiyle Lavantalı Mum” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güzel Bir Uykudan Önce Lavantalı Çay” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Limonatanızda Yepyeni Bir Tat: Lavanta ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dolabınızı Tertemiz Kokutan Lavanta Torbaları ” title_font_size=”13″]
  • TEK BİR KAYA PARÇASINDAN OYULARAK İNŞA EDİLEN KAİLASA TAPINAĞI

    Kailasanatha ya da Kailash olarak da bilinen Kailasa Tapınağı, Batı Hindistan’ın Maharaştra eyaletindeki Ellora Mağaraları’nda bulunuyor. Tek bir kaya parçasından oyularak inşa edilen bu başyapıt, UNESCO tarafından 1983’te Dünya Mirası Listesi’ne eklenmiştir. Mimari yönü, ince işçiliği ve heykelleri ile antik tapınak hakkında ilginç detaylar yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “16 Numaralı Mağara” olarak adlandırılan tapınak, Rashtrakuta kralı I. Krishna tarafından M.S. 756-773 yılları arasında yaptırılıyor ve adını Hint Tanrısı Şiva’nın Himalayalar’daki yerleşim yeri olan Kailasa Dağı’ndan alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ellora Mağaraları toplam 34 mağaradan oluşuyor ve bu mağaralar Budist, Hindu ve Güney Asya kökenli Jain inançlarının tapınaklarına ev sahipliği yapıyor. Kailasa Tapınağı ise bu mağaraların en büyük ve en görkemli olanı. Sadece Hindistan’ın değil, dünyanın en büyük monolitik sanat eseri olarak kabul ediliyor. Monolitik, mimaride birbiriyle bağlantılı olan tek parça yapılar için kullanılan bir terim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dış cephesinde çeşitli Hindu mitolojisine ait görsellerin bulunduğu tapınak sadece keski ve çekiç ile yukarıdan aşağıya doğru oyularak inşa ediliyor. İnşası için yüz binlerce ton taşın nasıl çıkarıldığı bugün bile çözülememiş bir gizem ve tartışma konusu olarak bilinmezliğini koruyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Üç katlı Kailasa Tapınağı, Atina’daki ünlü Athena Parthenos Tapınağı’ndan 1,5 kat daha yüksek ve iki katı büyüklükte bir alanı kaplıyor; bu rakam, Kailasa’yı dünyanın en büyük antik tapınağı yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kailasa Tapınağı, heykelleriyle de dikkat çekiyor. Bahçenin tam ortasında Hindu dinince kutsal sayılan Şiva’nın ineği “Nandi”nin bir heykeli bulunuyor. Tapınağın zeminindeki fil heykelleri ise öyle bir alana oyulmuş ki tapınak sanki bu hayvanların sırtından yükseliyormuş izlenimi veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kailasa’nın eşsiz yapısıyla ilgili bir başka ilginç bilgi, tapınaktaki bazı tören salonlarının tavanındaki tersten yontulan lotus çiçekleri… Ayrıca, tapınakta bulunan bazı deliklerin ve dar geçitlerin varlığı da oldukça ilginç. Bu alanları inşa etmek için o dönemde boylarının yaklaşık 1 metre olduğu düşünülen zanaatkârların çalıştırıldığı tahmin ediliyor çünkü dar geçitlere ancak bu boydaki insanların sığabileceği belirtiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Usta ellerden çıkan yapının inşasında hata yapma olasılığı yok çünkü kaya parçaları kesildikten veya oyulduktan sonra ekstra taş veya kaya parçası ekleyerek değiştirme olanağı bulunmuyor. Çok dikkatli ve özenli bir şekilde yapıldığı her halinden belli olan tapınağın iç mekânlardaki karanlık bölgelerinde çalışabilmek için karmaşık ayna sistemleriyle güneş ışınları içeriye yansıtılmış. Çok derinlerde olup da ışığın hiç ulaşamadığı yerlerde içgörü sahibi ustaların çalıştırıldığı belirtiliyor.