Blog

  • UZAYIN KEŞFİNDE ÖNEMLİ BİR İSİM: CARL SAGAN

    Amerikalı ünlü gökbilimci ve astrobiyolog Carl Sagan, yaptığı TV programı ile hepimize bilimi sevdiren değerli bir bilim insanıdır. Fizik, astronomi ve fen bilimlerini anlatırken kullandığı yalın dil ile 7’den 70’e herkesin bu karmaşık bilim konularını kolaylıkla öğrenmesini sağlayan Sagan’ın ödüllü Kozmos isimli belgesel serisi halen ilgiyle izlenmektedir. Bilimin popülerleşmesinde önemli katkıları olan bu değerli bilim insanının filmlere de uyarlanan birçok kitabı, TV projesi ve NASA ile beraber yürüttüğü önemli çalışmaları bulunmaktadır. İnsanlık tarihinin önemli isimlerinden olan Sagan’ın hayatını ve bilimsel başarılarını biraz daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tam adıyla Edward Carl Sagan, 9 Kasım 1934 yılında New York’ta terzi bir baba ve ev hanımı anneden dünyaya geldi. 1955 senesinde Chicago Üniversitesinden mezun olan Sagan, 1960’da astronomi ve astrofizik üzerine doktorasını tamamladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bilime adadığı hayatının ilk önemli çalışmasını 1960’ların başlarında Venüs gezegeninin yüzey özelliklerini açıkladığı bir olasılık raporuyla gerçekleştirdi. Henüz Venüs hakkında kesin bilgiler verebilecek bir uzay çalışması ya da atmosferine gönderilen bir gözlem uydusu yokken, yüzeyinin kuru ve sıcak olduğunu açıklayan raporunu 26 yaşında sundu. 1962’de Venüs atmosferine gönderilen Mariner 2 uydusu gezegeni hakkındaki bilgileri göndermeye başladığında Sagan’ın raporunun doğru olduğu kesinleşmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1971 yılında Cornell Üniversitesinde profesör olan Sagan, Güneş sisteminin keşfiyle ilgili yürütülen birçok insansız uzay görevinin başında yer aldı. Güneş sisteminin ötesindeki uzay sonda çalışmaları sırasında dünya dışı akıllı uygarlıkların bulunması hâlinde gezegenimizi ve uzay görevinin amacını açıklayan evrensel bir mesaj iletme fikrini ortaya koydu. Bu fikir öncesinde Pioneer 10 sondası, sonrasında da Voyager uzay sondasında hayat bularak uzayın sonsuz boşluğuna atılan ölümsüz bir mesaj olarak uzaydaki gezintisine devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her zaman bilimin yolundan yürüyen Carl Sagan, Güneş sisteminin gizemlerini çözmeye adadığı ömründe Satürn’ün uydusu Titan ve Jüpiter’in uydusu Europa’nın yüzeyi hakkında ortaya attığı hipotezleri ile bir kez daha haklı olduğunu kanıtlamıştır. Jüpiter’in atmosferi, Mars’ın mevsimsel değişimleri ve Venüs’teki ısınmanın Dünya’da oluşturabileceği tehlikeleri çok öncesinden ortaya koyan Sagan, bu hipotezleri ile bilimin yoluna yön vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    21 Aralık 1980 yılında son bölümü yayımlanan ödüllü televizyon serisi Kozmos, dünya çapında en çok izlenen belgeseldir. Yapımcılığını ve sunuculuğunu yaptığı belgesel ile antik dönemlerden modern zamanlara kadar gerçekleşen tüm bilimsel keşifleri izleyen herkesin anlayabileceği bir dille anlatmıştır. Bilimi sevdiren insan olarak ün salan Sagan, bu belgesel ile tüm dünyanın tanıdığı ve sevdiği bir figür hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1985 yılında kaleme aldığı Contact (Mesaj) isimli romanı, 1997 yılında Jodie Foster’ın başrolünde yer aldığı film ile beyaz perdede izleyicilerle buluşmuştur. Dönemin en iyi bilim kurgu filmi olarak film otoritelerinin de beğenisini toplayan sinema filmi, dünya dışı akıllı varlıklar hakkında alışılagelmişin dışında bir bakış açısı sunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Carl Sagan, bir tür kemik iliği hastalığından ötürü 1996 yılında 66 yaşında hayata veda etmiştir. İklim değişikliği konusunda dikkat çeken öncü bilim insanlarından olan Sagan’ın bugüne kadar yazdığı makaleler 30 binden fazla alıntılanmıştır. Bilime katkılarından dolayı tüm dünyanın şükran duyduğu Sagan’ın gezegenimiz ile ilgili ünlü sözleriyle veda ediyoruz. “Bu uzak noktadan bakıldığında Dünya, pek dikkat çekici değildir. Ancak bizim için durum farklıdır. O noktayı yeniden inceleyin. O, burası. O, evimiz. O, biziz! Üzerinde; sevdiğiniz herkes, bildiğiniz herkes, duyduğunuz herkes yaşıyor. Var olmuş tüm insanlar yaşamlarını orada geçirdiler. Keyif ve acının toplamı…”

  • 8 Maddeyle Dünyanın En Değerli Kemanı Stradivarius

    8 Maddeyle Dünyanın En Değerli Kemanı Stradivarius

    Şu haberi görmüş müydünüz: “Milyon dolarlık keman 35 yıl sonra bulundu.” Olay, Stradivarius marka kemanın bir antikacıya getirilmesiyle başlıyor. Değeri sorulan kemandan şüphelenen antikacı polisi arıyor ve gelişmeler sonucunda enstrüman 35 yıl önceki sahibinin kızına teslim ediliyor. Talihli kadının nasıl bir sevinç yaşadığı görülmeye değer gerçekten. Peki, Stradivarus marka müzik aletlerini bu kadar değerli yapan nedir? Sorunun cevabını merak ediyorsanız listemizin 8 maddesini okumanızı öneriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kemanın tarihçesine baktığımızda net bir başlangıç bilgisi göremiyoruz. Bazı kaynaklarda Türklere ait kemençe kiminde de Araplara ait rebap keman yapımına ilham veren enstrümanlar olarak zikrediliyor. 19. yüzyılda bazı değişiklikler yapılsa da 16. ve 17. yüzyılda yaşayan ve sayısı bir elin parmaklarını geçmeyen keman yapım ustaları müzik aletine gerçek formunu kazandırmışlar. Tabii Antonio Stradivari de bu ustalar arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Antonio Stradivari 1644 yılında İtalya’da doğmuş, 12 yaşında keman atölyesinde çırak olarak işe başlamış, 18. yüzyıla gelindiğinde Avrupa’da bir marka haline gelmiş. Sadece keman değil viyola, viyolonsel, arp, çello gibi yaylı enstrümanlar da üretimleri arasında yer almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Antonio Stradivari ölünce, Stradivarius üretimlerini çocukları devam ettirse de sonraki üretimlerin usta yapımcının üretimleriyle eş değer olmadığı kabul ediliyor. Bununla birlikte 19. yüzyılda üretilen Stradivarius enstrümanlarının “Kopyasıdır” etiketi taşıması zorunlu tutulmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Stradivari’nin 1737 yılında hayatını kaybettiği ve 93 yıllık yaşamında 512 keman ile 1100 yaylı çalgı ürettiği biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Stradivari’nin bütün kemanları el işçiliğinin bir ürünü. Bu ürünün “üstün ve mükemmel” sözüyle ifade edilen nitelikleri bilim adamları tarafından defalarca incelenmiş ve hala incelenmeye devam ediliyor. Kemanın yapımında hangi ağaç kullanılmış, nasıl bir vernik sürülmüş en ufak ayrıntısına kadar masaya yatırılıyor. Buna karşılık Stradivarius’lar pek çok noktada sırrını korumaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Bir kemanın Stradivarius olup olmadığı nasıl anlaşılır?” derseniz bunu ortaya çıkarmak için biyokimyagerlerin de içinde olduğu uzmanların kapsamlı çalışmalar yaptığını söyleyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir Stradivarius’un günümüzdeki maddi değerini anlatabilmek için şu örneği vermek uygun olacaktır: 2011 yılında açık artırma ile satışa sunulan 1721 tarihli bir Stradivarius keman yaklaşık 16 milyon dolara alıcı bulmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İlginç bir bilgi daha: Sovyetler Birliği döneminde Avrupa’daki Stradivarius kemanları toplayan Rusya devleti ülkedeki keman virtüözlerine yaşadıkları sürece kullanmaları için ve hayatlarını kaybettiklerinde geri almak üzere armağan ediyor. Bugün 650 Stradivarius enstrüman çeşitli ülkelerdeki müzelerde ve özel koleksiyonlarda sergileniyor. Ülkemizde olduğu bilinen tek Stradivarius keman ise İzmir Buca’da bulunuyor.

  • DÜNYADAN DOĞA TARİHİ MÜZELERİ

    Dünyadaki yaşamın ve canlılığın tarihçesi hakkında bizlere bilgi aktaran doğa tarihi müzeleri; hayvan ve bitki fosilleri, dünyamızın oluşumunda etki sahibi olan jeolojik oluşumlar, kayaç, mineraller ve gök olaylarına kadar birçok örneği içinde barındırıyor. Evrenimizi, gezegenimizi ve canlılığın gelişimini anlamamız adına milyonlarca yıllık örnekleri özel koruma teknikleri ile muhafaza ederek sergileyen en önemli doğa tarihi müzelerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1884’te açılan Londra Doğa Tarihi Müzesi’nde 80 milyon fosil ve canlılık çeşidi bulunuyor. Botanik, mineraloji, paleontoloji, entomoloji ve zooloji alanlarında önemli eserlerin sergilendiği bu devasa müze, Charles Darwin’in eserleri ile beraber, kitap, dergi, el yazmaları ve sanat koleksiyonlarını da kapsayan geniş bir dataya sahip. Diplodocus dinozorunun iskelet kemikleri ile dikkat çeken müzenin girişi randevu sistemi ile gerçekleşiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1793’te kurulan Paris Ulusal Doğa Tarihi Müzesi, çok geniş bir alana dağılmış komplekslerden oluşuyor. Üçü Paris’te olmak üzere 13 adet tesisten meydana gelen müzenin bünyesinde eğitim kurumları da bulunuyor. Yaklaşık olarak 62 milyon parçanın sergilendiği müzede; balık, kuş, fosil, sürüngen, yumuşakça, kayaç, sediment ve çeşitli mineraller sergileniyor. Londra ve Amerikan Doğa Tarihi Müzeleri ile beraber dünyanın en büyük doğa tarihi müzesi olan Paris, ekoloji ve çeşitlilik yöntemi, dünya tarihi, moleküler çeşitlilik alanlarında da geniş bir dataya sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    30 milyondan fazla parçanın sergilendiği Viyana Ulusal Doğa Tarihi Müzesi, dokuz kilometrelik alanda 39 adet sergi salonuna sahip Avrupa’nın en önemli müzelerinden bir tanesi. Arkeoloji, antropoloji, jeoloji, zooloji ve mineraloji alanlarında parçaların ve değerli taşların sergilendiği müzenin tarihi binası 1889’da inşa edilmiş. Böceklerden dinozorlara pek çok ilgi çekici örneğin bulunduğu müzede simülasyon odaları sayesinde geçmiş dönemlere seyahat etmek ve bu hayvanların ilgi çekici dünyasını deneyimlemek mümkün. Müzenin en ilgi çekici bölümü ise ilk insanların yaşamının canlandırıldığı sergi odası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1869’da kurulan ve 26 birbirine bağlı bloktan oluşan Amerikan Doğa Tarihi Müzesi, 45 adet sergi salonu ve çeşitli laboratuvardan oluşuyor. Yaklaşık 34 milyondan fazla parça eserin sergilendiği müzede; okyanus dünyasına ait canlılık çeşitleri, insan biyolojisi, bitkiler, mineraller, fosiller ve göktaşı kalıntılarından oluşan farklı bölümler bulunuyor. Central Park’ın yanında konumlanan müzenin ünlü giriş kapısına da birçok Hollywood filminden aşinayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1889’da kurulan Berlin Doğa Tarihi Müzesi; paleontoloji, zooloji ve mineraloji alanında 25 milyondan fazla parçaya ev sahipliği yapıyor. 13 metre yüksekliğiyle dünyanın en büyük dinozor iskeleti olma özelliğine sahip Brachiosaurus Brancai’nin eseri de bu müzede ziyaretçileriyle buluşuyor. Dinozorlar ile modern kuşların ortak genetiğini taşıyan ilk çağ kuşu Arkeopteriks de bu müzenin önemli koleksiyon parçalarından bir tanesi olarak müzede yer alıyor. Arkeopteriks, bildiğimiz kuşlardan farklı olarak uzun bir kuyruğa ve gagasında dişlere sahip… 2007’de eklenen “Evren, Güneş Sistemi ve Dünya’nın Oluşumu” ile ilgili bölümlerde kozmolojik bilgiler yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Stockholm’de yer alan İsveç Doğa Tarihi Müzesi, 1819’da Kraliyet Bilimler Akademisi tarafından kuruldu. İsveç’te bulunan iki doğa tarihi müzesinin en büyüğü olan müzede; dünyanın dört bir yanından toplanmış 10 milyondan fazla canlılık türü ve doldurulmuş hayvan sergileniyor. Yeryüzünün yapısı hakkında da geniş bir bilgi ve belge koleksiyonuna sahip olan müze, farklı birçok bilim dalından bilgileri modelleyerek ziyaretçilerine aktarıyor. Müzede sergilenen dev mavi balina ve devasa cüsseye sahip Afrika fili en çok ilgi çeken eserler arasında yer alıyor. Dünyadaki en yaşlı insan iskeleti Lucy adlı homininin hemen hemen eksiksiz olan kalıntıların replikası da müzenin ünlü diğer eserlerinden bir tanesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ilk ve en büyük tabiat tarihi müzesi, Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü tarafından 1968’te kuruldu. 2003’ten bu yana yeni yerleşkesinde ziyaretçilerini ağırlayan müzede dünyanın ve ülkemizin çeşitli yerlerinden getirilen fosil, kayaç, mineral ve maden örnekleri sergileniyor. Müzenin giriş katında ziyaretçiler uzay yolculuğu yaparak güneş sistemindeki gezegenleri yakından görme imkânı buluyor. Sergilenen diğer eserler ise ay taşı, yıldırım taşı ve gök taşları olurken; müze 5 bini aşkın değerli esere ev sahipliği yapıyor. Birinci katında bulunan akvaryumda omurgalı ve omurgasız birçok fosil, Manisa’da yaşamış insanlara ait ayak izleri, mağara sanatına ait eserlerin replikası ve Ankara Beypazarı’nda bulunan soyu tükenmiş “Anadolu Panteri”ne ait iskelet bulunuyor.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: CAPE TOWN

    Güney Afrika’nın en eski şehri olan Cape Town, ülkenin üç başkentinden bir tanesi… Afrika Kıtası’nın güney ucundaki bu uzak ülkenin yürütme başkenti Pretoria, yasama başkenti Cape Town, yargı başkenti ise Bloemfontein şehridir. Çok kültürlü bir şehir olan Cape Town, aynı zamanda ülkenin en turistik şehri olma özelliğine de sahip. Doğal güzellikleri, hüzünlü tarihi ve farklı kültürleri kucaklamasıyla ünlü başkentin gözde mekânlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Afrika penguenlerinin doğal yaşam alanı olan Boulders Plajı, okyanus kıyısında 540 milyon yıllık granit kayalar ile çevrili, beyaz kumsallarıyla ün yapmış doğa harikası bir alanda. 1982’de Afrika pengueni kolonilerinin bu alana yerleşmesi ile ünü iyice artan plajın gördüğü yoğun ilgi, bu bölgede yaşayan Afrika penguenlerinin neslinin tükenmesi tehlikesine yol açmış ve penguenler özel koruma altına alınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cape Town’un sembolik yerlerinin başında gelen Masa Dağı, eşsiz manzarası ve zorlu yürüyüş parkuruyla ünlü… Masa Dağı’nın eteklerinde konumlanmış şehri tepeden görmek isteyenlerin ziyaret ettiği zirveye teleferikle de ulaşmak mümkün. 360 derece dönen teleferikle Cape Town’un etkileyici manzarasının fotoğrafını çekmek isteyenlerin uğrak noktası Masa Dağı oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    89 hektarlık bahçesiyle Masa Dağı’nda bulunan Kirstenbosch, ziyaretçilerine her mevsim farklı bir manzara sunuyor. Ulusal Park’ta çok nadir bulunan türünün son örneği endemik türler başta olmak üzere yedi binden fazla bitki çeşidi bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    UNESCO Dünya Miraslar Listesi’nde bulunan Ümit Burnu, Cape Yarımadası’nın güneyindeki en uç noktada yer alıyor. 250 kuş türüne ve zengin bitki örtüsüne sahip alanda bulunan deniz feneri, fotoğraf çekmek isteyenlerin tercihi oluyor. Atlantik ve Hint Okyanusu’nun sularının karıştığı burunda yer alan Ümit Burnu Kalesi, 1666 yılında inşa edilmiş. Kalede bulunan Iziko Müzesinde Afrika kültürüne ait birçok sanat eseri bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Two Oceans Aquarium, Victoria & Alfred Waterfront isimli liman semtinde bulunuyor ve tüm gün çeşitli aktivitelerle ziyaretçilerine keyifli dakikalar yaşatıyor. 1995’te açılan akvaryum; geniş görüş açısına sahip cam duvarlarıyla su altı dünyasına ait canlıları yakından görmenizi sağlıyor. Ziyaretçiler akvaryumda; Atlas Okyanusu galerisi, Holcim Aktivite Merkezi, Cape Fur Fok Sergisi, Hint Okyanusu Galerisi, Deniz Yosunu Orman Sergisi, Sappi Nehri Menderes Sergisi, I&J Yırtıcı Sergi olmak üzere 7 salonu gezebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkenin en gözde mekânlarından biri olan Bo-Kaap Mahallesi, renkli evleri ve Arnavut taşlı kaldırımlarıyla ünlü… Pastel renkli evlerin âdeta bir resim tablosuna benzediği mahallenin acıklı bir hikâyesi var. 18. yüzyılda Avrupa’ya götürülen kölelere kalacak yer sağlamak için küçük kiralık evler inşa ettiren Hollandalı Jan de Waal, bu mahallenin temelini atmış. Ancak kiralama için bir şartı olmuş, o da bu minik evlerin beyaz renge boyanmasıymış. 1834’te köleliğin kaldırılmasıyla özgürlüklerinin bir ifadesi olarak evleri rengârenk boyayan sürgündeki Afrikalılar bu muhteşem mahalleyi ikonik bir yer hâline dönüştürmüş. Müzeye çevrilen Bo-Kaap’taki en eski binada eski yerleşimcilerin kültürüne ve tarihine ışık tutan eserler sergilenmektedir.

  • Tutunamayanların Yazarı Oğuz Atay

    Tutunamayanların Yazarı Oğuz Atay

    “1934 yılında İnebolu’da doğmuşum. Beş yaşında Ankara’ya geldim. Bugün arsasında bir iş hanı yükselen Devrim İlkokulunu bitirdim. İlkokulun son sınıflarında Reşat Nuri’nin Çalıkuşu romanını okudum. Lisede çalışkan bir öğrenci olduğum ve fen derslerinde yüksek notlar aldığım için, teknik üniversiteye ve özellikle inşaat fakültesine girmekten başka çarem yoktu. Ayrıca, lisede edebiyat derslerinden de iyi olduğum için üniversite yıllarında roman okumaktan vazgeçemedim.” Buraya kadar Oğuz Atay anlattı, bundan sonrasına biz devam edelim…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kastamonu’nun sahil ilçesi İnebolu’da dünyaya gelen ve bir de kız kardeşi olan Oğuz’un babası milletvekilliği yapan bir ağır ceza yargıcı, annesi ilkokul öğretmeniydi. Kastamonu’dan sonraki durakları Ankara ve İstanbul oldu. İTÜ İnşaat Fakültesini 1957’de bitirdi. Çocukluk yıllarından itibaren içe dönük yapısı karamsar değil mizahiydi. Aslına bakarsanız, o dönemlerde başladığı karikatür çizimleri ve öykü yazarlığı babası tarafından pek de kabul görmediği için mühendis olma yoluna girmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kadıköy Vapur İskelesi’ne bakarken, buradaki yüzer iskele inşaatında çalışan 20’li yaşlarında bir Oğuz Atay hayal edebilirsiniz. Fakat kontrol elemanı olarak çalıştığı bu işten istifa ederek şimdiki Yıldız Teknik Üniversitesinin İnşaat Bölümünde öğretim üyesi oldu. 1975’te doçent olan Atay’ın yazdığı “Topografya” isimli ilk kitabı büyük bir ihtimalle toplumda tutunmuş kabul edilen insanların ilgileneceği bir bilim kitabıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Makaleleri, söyleşileri dergi ve gazetelerde yer alan akademisyen, 1970 yılında bir kitap yazdı. “Tutunamayanlar” adını verdiği bu kitap TRT Roman Ödülü’nü kazandıysa da yayıncıların gözüne giremediği için ancak 1972’de basılabildi. Aldığı ilk tepkiler yazı dünyasından arka arkaya gelen eleştiriler oldu; kitap uzun ve anlaşılmaz bulundu. Hâlbuki kitabın tek talihsizliği, dili ve anlatımı çağının epey önünde giden bir yazar tarafından yazılmış olmasıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Tutunamayanlar ile çok basit bir iş yapmak istedim; insanı anlatmayı düşündüm.” diyen yazarın romanındaki birçok karakter gerçek hayattan arkadaşlarının izlerini taşıyordu. Satırlarında, insanı ve modern toplum içindeki yalnızlığını anlatıyordu. İkinci baskısını bile yapamayan kitabını savunmaya çalıştığı o günler, muhtemelen tutunamadığını düşündüğü günlerdi. Gelmiş, geçmiş ve gelecekteki tüm yalnızların yazarı olacağını o sıralar bilmiyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sonra diğer kitapları geldi… İkinci romanı “Tehlikeli Oyunlar”; sekiz öyküden oluşan “Korkuyu Beklerken”; biyografi kitabı “Bilim Adamının Romanı” -ki burada üniversiteden hocası Mustafa İnan’ı anlatıyordu- ve yazdığı tek oyun “Oyunlarla Yaşayanlar” hayattayken yayımlandı fakat hiçbirinin ikinci baskısını göremedi. Tuttuğu günlükler ölümünden sonra “Günlük” adıyla; ölmeden yazmaya başladığı “Eylembilim”in notları parça parça ortaya çıktığında basılabildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Oğuz Atay, 13 Aralık 1977 yılında beynindeki tümör nedeniyle hayatını kaybetti. Edebiyat dünyası ve okuyucu, biraz zaman aldıysa da yazarın düşünce dünyasıyla buluşabildi ve “Tutunamayanlar” kitabı defalarca baskıya girdi. Kitap için “Türk romanını çağdaş roman anlayışıyla aynı hizaya getirdi” ifadeleri kullanılırken okurları romanın her satırının altını çizecekti. O sadece tutunamayanların değil, insanı anlamak isteyen herkesin yazarı oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Romanları ve kendisi üzerine kitaplar, makaleler kaleme alındı. Yazdıkları tiyatro sahnesine aktarıldı. Adına sempozyumlar düzenlendi. “Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?” diye sorduğu satıra dalga dalga “Seninleyiz!” cevabı geldi. Oğuz Atay’ın son cümlesi olduğu anlatılır; banyodayken iyi olup olmadığını merak eden arkadaşına “Sevinmeyin, daha ölmedim!” dediği…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Henüz 43 yaşında hayata veda eden yazar, bu yıl 46. ölüm yıl dönümünde anılıyor. Bir insanın doğum günü sayısı kadar ölüm yıl dönümü hatırlanmışsa, evet o kişi henüz ölmemiş demektir. En büyük projesi olarak gördüğü “Türkiye’nin Ruhu”nu hiç yazamamıştı. Hiç düşündünüz mü? Ya yazılsaydı?

  • Unutulmaz Filmlerden Unutulmaz Yağmur Sahneleri

    Unutulmaz Filmlerden Unutulmaz Yağmur Sahneleri

    “Bazı insanlar yağmuru hisseder, diğerleri sadece ıslanır.” demiş Nobel ödüllü şarkıcı Bob Dylan… Büyük komedyen Charlie Chaplin’in “Yağmurda yürümeyi hep sevmişimdir. Böylece kimse ağladığımı göremez.” cümlesi kayıtlara geçmiş. Usta şair Turgut Uyar, “Belki yağmura gerek kalmazdı insanlar bu kadar kirli olmasaydı!” diyerek düşündürücü bir yorum getirmiş. Yağmurla haşır neşir olduğumuz bugünlerde bakalım film sahnelerine yağmur nasıl girmiş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bisiklet Hırsızları / Ladri di Biciclette” title_font_size=”13″]
    Lamberto Maggiorani, Enzo Staiola

    Yönetmen: Vittorio De Sica
    Oyuncular: Lamberto Maggiorani, Enzo Staiola, Lianella Carell, Gino Saltamerenda
    Yapım: İtalya – 1948

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Paris’te Gece Yarısı / Midnight in Paris” title_font_size=”13″]
    owen wilson, rachel mcAdams

    Yönetmen: Woody Allen
    Oyuncular: Owen Wilson, Rachel McAdams, Michael Sheen, Marion Cotillard, Kathy Bates
    Yapım: ABD – 2011

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Esaretin Bedeli / The Shawshank Redemption” title_font_size=”13″]
    rrank darabont, tim robbins, morgan freeman

    Yönetmen: Frank Darabont
    Oyuncular: Tim Robbins, Morgan Freeman, Bob Gunton, Clancy Brown, William Sadler
    Yapım: ABD – 1994

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Annem Hakkında Her Şey / All About My Mother” title_font_size=”13″]
    pedro almodovar, cecilia roth, marisa paredes

    Yönetmen: Pedro Almodóvar
    Oyuncular: Cecilia Roth, Marisa Paredes, Antonia San Juan, Penélope Cruz, Candela Peña
    Yapım: İspanya – 1999

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk ve Gurur / Pride & Prejudice ” title_font_size=”13″]
    keira knightley, matthew macfadyen

    Yönetmen: Joe Wright
    Oyuncular: Keira Knightley, Matthew Macfadyen, Brenda Blethyn, Donald Sutherland, Tom Hollander
    Yapım: Fransa, İngiltere, ABD – 2005

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yağmur Altında / Singin’ in the Rain” title_font_size=”13″]

    Yönetmen: Gene Kelly, Stanley Donen
    Oyuncular: Jean Hagen, Gene Kelly, Debbie Reynolds, Donald O’Connor
    Yapım: ABD – 1952

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hababam Sınıfı” title_font_size=”13″]
    ertem eğilmez, yeşilça

    Yönetmen: Ertem Eğilmez
    Oyuncular: Kemal Sunal, Münir Özkul, Tarık Akan, Halit Akçatepe, Adile Naşit
    Yapım: Türkiye, 1975

  • The Beatles’la Tanışmak İçin Hiçbir Zaman Geç Kalmış Sayılmazsınız

    The Beatles’la Tanışmak İçin Hiçbir Zaman Geç Kalmış Sayılmazsınız

    60 yıllık Beatles efsanesi İngiltere’nin Liverpool şehrinde başladı ve o dönemki bir gazetecinin ifadesiyle kısa sürede Beatlemania’ya dönüştü; yani “Beatles Çılgınlığı”na… Yıl 2019… Söylediğimiz gibi… Ne şimdi ne daha sonra hiç kimse Beatles’la tanışmak için geç kalmış sayılmayacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kurulduğu ilk yıllarda ne adı Beatles’tı ne de üyelerinin tamamı fotoğraflardan aşina olduğumuz dört isim… Temellerinin atıldığı “The Quarrymen” döneminden başlayarak bir grup olmanın bütün zorlu evrelerini yaşadılar fakat bunların hiçbiri 1960’ların Beatles çağı olmasının önüne geçemedi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    The Beatles’ın 1962’de yayınladığı ilk single “Love Me Do” listelere 17. sıradan girdi. Grubun ilk dünya turnesine çıktığı ve günümüze kadar sönmeyecek “Beatlemania”nın ateşlendiği yıl ise 1964 oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Ben çocukken annem bana hayatın anahtarının mutluluk olduğunu anlatırdı. Okula başladığım zaman, sınavda bana ‘Büyüyünce ne olmak istiyorsun?’ diye sordular. Ben de onlara ‘Mutlu olmak istiyorum’ diye cevap verdim. Onlar bana soruyu anlamadığımı söylediler. Ben de onlara hayatı anlamadıklarını söyledim.” İşte… Grubun değişmeyen ilk üyesi John Lennon’ın hayata bakışı böyleydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    John Lennon’la 1957’de tanışan Paul McCartney söz yazarı, besteci ve bas gitarist; aynı zamanda müzik ve film yapımcısıydı. “Hey Jude”, “Yesterday”, “Blackbird” gibi, Beatles’la ve kendi adıyla bütünleşmiş çok sayıda şarkıya imza attı. Bugün, sahip olduğu 60 altın plak ve ülkesinin verdiği “Sir” ünvanıyla The Beatles grubunun yaşayan bir üyesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Beatles dörtlüsünün emektarı George Harrison, eski arkadaşı olan Paul McCartney Lennon’la tanışmasını sağladıktan sonra gruba dâhil oldu. The Beatles’ın bireyselliği savunan; yazdığı farklı tarzlardaki şarkılarla grubun diğer üyeleriyle bile ters düşebilen; müzikte deneyselliğin hakkını sonuna kadar veren üyesiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Grubun ilk bateristi Pete Best’in bugün bütün dünyada “Beatles modeli” olarak bilinen saç kesimini kabul etmemesi diğerleriyle arasının açılma nedenlerinden sadece biriydi. Ringo Starr’ın ise 1962’de grupla ilk görüşmesinde kendisine sorulan, “Bateri soloları hakkında ne düşünüyorsun?” sorusuna verdiği cevap “Nefret ediyorum” oldu ve alkışlarla karşılanan bu cevapla Pete’in yerine geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bugün orta yaşlarda olup da The Beatles’ı tanımadığını söyleyen bir kişiye “Twist And Shout”, “Here Comes The Sun” ya da “She Loves You” şarkıları dinletilirse “Evet! Bu şarkıları duydum.” diyecektir. Grubun farklı albümlerini dinleyen birinin pop, alternatif rock, psychedelic rock hatta ve hatta indie tınıları duyacağını söyleyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sonraki on yılları etkileyen Beatles efsanesi aslında sadece 10 yılda yaratıldı. Grup ayrılık sürecine girdiğinde ise üyelerin birbiriyle farklı anlaşmazlıkları bulunuyordu. 30 Ocak 1969 tarihinde kimseden izin almadan özel bir kurumun çatısına çıkarak verdikleri ve polisin sonlandırdığı Çatı Konseri son konserleri oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    The Beatles fırtınası bu 10 yıllık süreçte sadece müzikte değil sinemada da esti. İlk filmleri 1964’te rol aldıkları A Hard Day’s Night, ikinci filmleri 1965’teki Help oldu ve bunlarla da kalmadı. Son albümleri Let It Be ise belgesel filmlerine adını verirken, bu belgeselin müzikleri Oscar ve Altın Küre ödüllerini getirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    John Lennon ve George Harrison talihsiz olaylarla hayata veda ettiler… Tüm dünyada kendilerinden sonra gelenlerin müzik anlayışını etkileyen The Beatles ise şarkılarıyla, filmleri, kitapları hatta video oyunlarıyla var olmaya devam ediyor. Lennon’ın dediği gibi: “Hayat, siz planlar yaparken başınıza gelen şeydir.”

  • 9 Maddede Telefonun Kısa Tarihine Nostaljik Bir Yolculuk

    9 Maddede Telefonun Kısa Tarihine Nostaljik Bir Yolculuk

    Kısa bir süredir hayatımızda olmasına rağmen, telefonun icadı da gelişimi de medeniyeti derinden etkilemiştir. İlk olarak kimin icat ettiği konusunda çeşitli fikirler bulunsa da patentini 1876 yılında Graham Bell’in aldığını biliyoruz. Artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan telefonun tarihçesini Kültür ve Yaşam okurları için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    telefon tarihi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    telefon tarihi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    telefon tarihi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    telefon tarihi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    telefon tarihi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    telefon tarihi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    telefon tarihi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    telefon tarihi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    telefon tarihi
  • AVANGART SANATÇI YAYOİ KUSAMA VE ÜNLÜ ESERLERİ

    Yaşayan en önemli avangart sanatçılardan biri olan Japon Yayoi Kusama, farklı disiplinlerde verdiği eserlerle tanınıyor. Resim, happening, enstalasyon, sinema ve edebiyat alanlarında ürettiği eserlerle dikkat çeken Kusama, uluslararası şöhrete sahip bir sanatçı. II. Dünya Savaşı’ndan sonraki sanatsal gelişmelerden oldukça etkilenen Yayoi Kusama’nın eserlerine ve hayatına kısaca göz atmak için yazımızı okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1929’da Japonya’da doğan Yayoi Kusama, 10 yaşından beri sanatın her dalına yoğun ilgi duyarak yetişti. 10 yaşından beri gördüğü halüsinasyonlardan etkilenerek çizdiği benekler ve ağlar sanatçının tarzının temelini oluşturuyor. İlk kişisel sergisini 1952’de Japonya’da açan Kusama, resim yapmasını istemeyen ve ablası gibi erken yaşta evlenmesini isteyen annesinin baskısı üzerine 1957’de ABD’ye göç etti. 16 yıl kaldığı bu ülkede, pek çok ses getiren happening gerçekleştirdi; puantiye ve nokta desenlerini bulduğu her zemine çizdi. Kusama, performans veya happening işleri ile çok yönlü bir sanatçı olduğunu göstermiş oldu. Happening nedir diye merak edecek olursanız; Amerika’da 1950’lerin sonu 60’ların başında sanatçılar tarafından sergilenen teatral performansın ismidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Film yapımcılığı ve yayıncılık işleriyle de uğraşan Kusama’nın “Silinmişlik Odası” ilk bilinen işleri arasında yer alıyor. Odanın içindeki eşyalar da dahil olmak üzere her şeyin düz beyaza boyandığı bir mekânda, ziyaretçilerden kendilerine verilen yuvarlak formdaki farklı boyut ve şekillerde renkli sticker’ları odada seçtikleri herhangi bir yüzeye yapıştırmaları istenmişti. Yayoi Kusama, “Silinmişlik Odası” ve onu izleyen diğer projeleriyle âdeta bir fenomen haline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Beden, heykel, baskı, seramik, sürrealist, soyut ekspresyonist alanlarda eserler veren Kusama, 2006’daki Singapur Bienali için Orchard Road’daki tüm ağaçları puantiyeli kumaşla kapladı. Yayoi Kusama’nın ünlü kabakları ise sanatçının çocukluk anılarından ilham alıyor. Bu kabak formu, sanatçının 1940’larda Kyoto Belediye Sanat ve El Sanatları Okulunda Japon tarzı resim yani “Nihonga” eğitimi sırasında, sadece eskizlerde tasvir edilerek ortaya çıktı. 1980’ler ve 90’lardan beri sanatsal üretimine yerleşti ve alametifarikası haline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yayoi Kusama’nın en bilindik ve en etkileyici eserleri arasında yer alan “Sonsuzluk Odaları” aynayla kaplı mekânda ziyaretçilerine unutulmaz bir deneyim sundu. 1965’ten beri aklında bu fikrin olduğunu belirten sanatçı, New York’taki David Zwirner Galerisi’nde, tamamen camlarla kaplı 25 metrekarelik mekâna yerleştirdiği LED ışıklar sayesinde uzay deneyimi yaşatan “Sonsuzluk Odaları” ile her yöne doğru sonsuza kadar uzayan bir galaksi görünümü oluşturmayı başardı. Sergide uzun kuyruklar olurken, sanat otoriteleri uzun bir süre bu enstalasyonu tartıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yayoi Kusama’nın en çok akılda kalan eserlerinden olan “Butterfly” yine sanatçının kendine has stilini yansıtıyor. Yoğun lekeler, puantiyeler ve ağ desenler Kusama’nın düş dünyasının yansımalarının sanata dönüşmüş formu… 1997’de Rice Gallery’de “Dots Obsession” yani “Nokta Takıntısı” adlı eserini sergileyen sanatçı, galerinin tamamında devasa, şekilsiz ve şişirilebilir balonlar kullandı ve bu nesneleri yine imzası olan sarı, pembe, kırmızı puantiyeler ile noktasal desenlere boyadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çalışmalarında bal kabağı formunu sıklıkla kullanan Kusama, puantiye desenini de sıkça kullandığı için “Puantiye Kraliçesi” olarak anılıyor. 1973’te ülkesine dönen ve 1977’de gönüllü olarak bir akıl hastanesine yerleşen aykırı sanatçı, burada çok sayıda roman, şiir ve otobiyografi yazarak edebi bir kariyere de imza attı. Gecelerini hastanede, gündüzlerini atölyesinde geçiren üretken sanatçının 2008’de New York’taki Christie’s Müzayede Evi’nde 5.1 milyon dolara sattığı eserinden sonra, “Beyaz No.28” eseri, 2014’te 7 milyon dolara satıldı. Böylelikle Kusama yaşayan en zengin sanatçı unvanının da sahibi oldu.

  • İlham Verici 9 Söz

    İlham Verici 9 Söz

    “Acaba dünyada, başkalarının tecrübelerinden istifade edecek kadar akıllı bir insan var mıdır?” diyen Voltaire’e kulak vererek bu listemizde ilham sahibi insanların bilgileri, tecrübeleri doğrultusunda söyledikleri sözlere yer veriyoruz. Daha önce duyduğumuz halde her karşılaşmamızda birkaç saniye duraksamamıza neden olan 9 ilham verici söz Kültür ve Yaşam’da!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    gunies
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    gunies, dahi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    nietzsche
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]