Kategori: Yemek/Beslenme

  • Kültürümüzdeki 8 Geleneksel Pişirme Yöntemi

    Kültürümüzdeki 8 Geleneksel Pişirme Yöntemi

    Aslına bakarsanız yemek tariflerimizdeki çeşitlilik ve mutfak kültürümüzdeki renklilik, pişirme yöntemlerimizin zenginliğiyle de doğrudan ilgili… Ateşte, közde ya da külde… Lezzeti artıran, tadı yoğunlaştıran, aynı malzemeyi farklı tatlarla ortaya çıkaran geleneksel pişirme yöntemlerimizden 8 tanesini listemizde sıraladık…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tadı damağımızda kalacak bir açık hava pikniği için mangal olmazsa olmazdır. Yeter ki etleri ateşten 10 cm yukarıda tutun, fazla pişirerek kurutmayın ve suyunun mangala akmaması için çatal değil maşa kullanın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kolay kullanımı ile ocakbaşına gitmeden de sevdiklerimize ziyafet çekmemizi sağlayan elektrikli ızgaralar bu eski pişirme geleneğinin devamı olarak uzun zamandır mutfaklarda yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İster peynirli, ister kıymalı, ıspanaklı ya da patatesli olsun… Anadolu’nun neresine gidersek gidelim sac üstünde pişirilmiş bir gözlemenin tadını ararız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Siz de biliyorsunuz ki dünyanın neresinde olursak olalım biz, köylerimizdeki yüz yıllık taş fırınlarda pişirilmiş bir ekmeğin, küreğin üstünde fırına sürülen lahmacun ya da pidenin kokusunu alırız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eski usul ocaklarda, odun ateşi üstünde pişirilen bir yemeği yemekten daha da güzeli, ocağın başındaki hazırlık sürecini izlemektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fırınında yemek de pişirilebilen kuzinenin geniş yüzeyinde kestane çevirmek ya da ekmek kızartmak… İşte bu, yemek yerken muhabbeti, samimiyeti çoğaltabileceğimiz bir pişirme yöntemi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir metre toprağa gömülen ve kapalı bir ocak olan tandır yapımı bilgi ve tecrübe gerektirir. Hâlâ pek çok yöremizde kurulan tandır kuyularında ekmekler ocağın kızgın duvarına yapıştırılarak pişirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Odun külünde, bakır cezvelerde ağır ağır pişirilen köpüklü bir kahveyi bu topraklardan başka nerede içebiliriz ki?

  • Anadolu’nun Kültürel Mirası 7 Ekmek Çeşidi

    Anadolu’nun Kültürel Mirası 7 Ekmek Çeşidi

    Yufka ve lavaşın 2016 yılında UNESCO tarafından Somut Olmayan Kültürel Miras listesine alındığını biliyor muydunuz? Anadolu’nun köylerinde pişirme tekniğinden içeriğine, sahip olduğu raf ömründen şekline farklı kategorilerde hepsi birer kültürel değer olan çeşit çeşit ekmek üretilir. Bu geleneksel lezzetlerden 7 tanesini listemizde görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yufka, uzun süre dayanması nedeniyle göçebe hayatı yaşayan Türkler için ana besin kaynaklarından biri olmuş. Orta Asya’da yaşayan halklar, mayasız buğday unundan elde edilen bu ince ve yuvarlak ekmeği hem birbirlerine hem de kuşaktan kuşağa aktarmışlar. Zaten UNESCO listesinde de sadece yapımı değil insanlığı besleyen bu “paylaşma kültürü” ile yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Lavaş, yufkanın aksine mayalı hamurdan elde edilir. Yufka sac üzerinde pişirilirken, lavaş tandır duvarına yapıştırılarak pişirilir. Bildiğiniz gibi tandır yere çukur açılarak yapılan bir fırın çeşididir ve bazı bölgelerde bu fırınlarda pişirilen lavaşa tandır ekmeği de denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İyice yoğurulan mayalı hamur üstü kapatılarak bir süre bekletilir. Kabaran hamur küçük bezelere bölünür ve her biri oklava ile parmak kalınlığında açılır. Sac ya da ocak üstünde önlü arkalı pişirilir. Bazlama isimli bu ekmek henüz sıcakken tereyağı sürülerek de tüketilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ketenin en belirgin özelliği tereyağı ile unun kavrulmasıdır. İçli ya da içsiz yapılabilir. Özellikle Doğu Anadolu’nun şehirlerinde farklı usullerde yapılan ve adı yöreye göre değişebilen kete bu bölgede bilhassa kahvaltıda tüketilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yusyuvarlak ve şişman haliyle bir Trabzon ekmeğini dilimlemek gerçekten de marifet ister. Alametifarikası ekşi maya ve mayalanan hamurun iyice dinlendirilmesidir. Tabii ki taş fırında pişirilmesi geleneklere daha uygundur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mısır ekmeği denince akla Karadeniz gelir fakat günümüzde ülkemizin farklı bölgelerinde de yapılan bir ekmek çeşididir. Mısır unundan yapılan ekmek genellikle mayasız hamurdan elde edilir ama bazı yörelerde mayalı da yapılır. Bir tepsiye dökülen hamur fırında pişirilir. Rengi sarıdır ve pütür pütür olan yapısı erken bozulmaya müsaittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Heybetli görüntüsüyle Osmanlı’ya yaraşır bir ekmek gerçekten de Osmanlı okkalı ekmeği. Mayalı hamurun taş fırında pişirilmesiyle üretilen ekmekler bazen o kadar büyük oluyor ki tane hesabıyla değil kilo ile satılıyor. Bu kocaman ekmek dilimlenirken zorluk çekilmesin diye pişmeden önce üzerine çizikler atılıyor.

  • 8 Maddede Sonbaharda İçimizi Isıtan Pastırma Sıcakları

    8 Maddede Sonbaharda İçimizi Isıtan Pastırma Sıcakları

    Pastırma sıcakları başka bir ifadeyle, sonbaharın ortasında yazı hatırlatan, kısacık süren haliyle “lütfen biraz daha kal” dedirten günlere denir. Kışa doğru yol alırken güneş ışınlarının vedalaşırcasına sarıldığı günlerdir bu günler… Gelin devamını 8 maddelik listemizden okuyalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcakları genellikle ekim ayının sonlarına doğru kendini gösterir ama hiç görülmediği yıllar da olabilir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir kelebek kadardır ömrü… Bazen birkaç gün sürer, şanslıysak bir hafta ya da on gün…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yazı anımsatan bu günler adını gerçekten de pastırmadan alır, çünkü nispeten artan sıcaklık ülkemizde özellikle Kayseri’de kışın tüketilecek pastırmanın kurutulması için kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcaklarında sabahlar hafif sisli başlarken gün içinde güneş ışıkları kuş seslerini çoğaltır. Rüzgâr da hissedilir bu günlerde ama üşütmeden eser geçer üzerinizden…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Denize yakın olanlar için son kulaçları atma, sahilde zaman geçirme vaktidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcaklarının yaşandığı günlerin gecelerinde ise hava açıktır ve ayaz görülebilir. Hatta bazı yörelerde bu gecelere “pastırma ayazı” denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcakları kutuplardan güneye inen soğuk hava kütlesinin hareketsizleşmesi nedeniyle oluşur. Böylece havanın dikey hareketi engellenmiş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Pastırma sıcaklarının görülüp görülemeyeceği ve zamanı coğrafyaya göre değişirken adı da ülkeden ülkeye farklılık gösterir. Örneğin Almanlar “kocakarı yazı”, Amerikalılar “yerli yazı” der. Bu günler İsveç’te de “Azize Birgitta yazı” adıyla bilinir.

  • EVİNİZİN İÇİNDE BOSTAN BİLE YAPABİLİRSİNİZ

    EVİNİZİN İÇİNDE BOSTAN BİLE YAPABİLİRSİNİZ

    Doğal ve güvenilir yiyecek elde etmenin en iyi yollarından birinin kendi ellerinizle evde hazırlamak olduğunu biliyorsunuz. Peki bahçenize, balkonunuza hatta evinizin içine yerleştireceğiniz saksılarda sebze yetiştirebileceğinizi de biliyor muydunuz? Kolaylıkla yapabileceğiniz bu minimal tarım için fazlasıyla uygun olan bazı ürünleri sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sayısız lezzetin eşlikçisi, mutfağınızın en güzel kokulu yeşilliğini toprakta yetişirken görmek istemez misiniz? Eğer saksıdan maydanoz hasat etmeye karar verirseniz, gevşek toprağı sevdiği ve toprağın besin değerinin yüksek olması gerektiği aklınıza gelsin. Bunun için de torf ve humuslu toprağın karıştırılması önerilmekte. Böylesi küçük bir çabanın ardından maydanozlarınızı altı hafta içinde saksıdan sofraya mutlulukla taşıyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Salataların acımtırak üyesi olan rokayı da evdeki saksıda yetiştirmeniz mümkün. Burada aklınızda tutmanız gereken ise tohumların sayısını saksınızın boyutuna göre ayarlamanız gerektiği… Tohumları toprağa çok sık olmayacak biçimde yerleştirmeli ve iki-üç günde bir sulayarak nemli tutmalısınız. Yeteri kadar büyüyen rokanızı köküne zarar vermeyecek biçimde makasla kesebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Aslında evlerdeki saksılarda fesleğen görmeye oldukça alışığız ama bu fesleğenler genellikle ortam kokusunu güzelleştirmek içindir. Oysa salatalar, makarna ve et yemekleri için yapılan sosların en özgün malzemesi de olabilir. İsterseniz siz de güneş ışığı altında yetiştirdiğiniz taze fesleğen yapraklarıyla nefis soslar yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Saksıda ada çayı yetiştirmenin keyfini bir düşünün! Fidesini ektiğiniz bu tüylü bitki ürün vermeye başladığında önce kokusundan keyif alacaksınız. Sonrasında ister çay olarak tüketirsiniz, isterseniz et yemekleri için hazırladığınız soslara katabilirsiniz. Fakat kokusunun yoğunluğunun yemeği ele geçirebileceğini unutmadan mümkün olduğu kadar az oranda kullanmayı ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Saksıya en çok yakışacak yeşilliklerden biri de nanedir. Mutfağınızdaki naneleri dallara ayırıp suda köklendirerek bir an önce saksı ekimine geçebilirsiniz. Bol ışık alacağı ama doğrudan da güneş ışığına maruz kalmayacağı bir ortamda tutarak ve toprağını hep nemli olacak şekilde sulayarak nanelerinizi yetiştirebilir, birkaç hafta içinde hasadını yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Serin havaları seven bebek ıspanak için sonbahar mevsimi en uygun dikim zamanı olabilir. Geniş yüzeyli ve orta derinlikte bir saksı işinizi görecektir. Toprağı saksıya sıkıştırmadan yerleştirmeye, tohumlar arasında 2,5 cm’lik boşluklar bırakmaya, nemli kalacak ama çürütmeyecek biçimde sulamaya özen göstermelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Özellikle ızgara et yemeklerine, makarna ve salatalara, omlet hatta peynir tabaklarına zarif kokusu ve tadıyla eşlik eden kekiği de saksıda yetiştirmeniz mümkün. Güneşi sevmesine rağmen soğukta da ayakta kalabilen bir bitkidir ama kış aylarında camın iç tarafına yerleştirmeniz gerektiğini unutmayın. Kekikleriniz ürün verdiğinde ister taze olarak tüketirsiniz, isterseniz kurutarak uzun süre saklayabilirsiniz.

  • YEMEK SANATINDA USTALIK REHBERİ: MUTFAK TERİMLERİ

    Mutfakta zaman geçiren herkesin uyguladığı teknikler, gastronomi dünyasında özel isimlerle anılır. Yeni tarifler denemekten keyif alan ve yemek yapmayı bir sanat olarak gören herkesin bildiği başlıca mutfak terimleri ve teknikleri, hazırlanan yemeklerin daha profesyonel olmasını sağlar. Deglaze etmekten karamelize etmeye, benmari tekniğinden konfi yöntemine, mutfakta lezzetli dokunuşlar için gerekli olan teknik bilgileri ve terimleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konfi” title_font_size=”13″]

    Fransızca bir kelime olan “confit”ten dilimize gelen konfit ya da konfi, yemeğin kendi yağında veya üzerine eklenen bir yağda uzun süre pişirilmesi tekniğidir. Bu teknik, genellikle ördek ve kaz etlerinde, bazen de sebze yemeklerinde kullanılır. Yiyecekler, suyun kaynama noktasının altında, yani 90-95 derece arasında yavaşça pişirilir. Bu sayede lezzet yoğunlaşır ve yiyecekler uzun süre saklanabilir hâle gelir. Etler genellikle tuz, çeşitli otlar ve baharatlarla ovularak marine edilir, ardından birkaç saat veya bir gece boyunca buzdolabında dinlendirilir. Bu işlem, etin fazla suyunu çekerek lezzetinin yoğunlaşmasını sağlar. Marine edilen etler, fazla tuzları temizlendikten sonra tamamen yağla kaplanarak düşük sıcaklıkta yavaşça pişirilir. Pişirme süresi birkaç saat ile birkaç gün arasında değişebilir. Örneğin, ördek konfi genellikle 2-4 saat arasında pişirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kefini Almak” title_font_size=”13″]

    Tavuk, et veya kemik haşlarken kaynayan suyun üzerinde oluşan beyaz yoğun köpük tabakasına “kef” denir. Kefini almak ise haşlama sırasında bir kevgir ya da kaşık ile bu beyaz köpüğü temizlemek anlamına gelmektedir. Berrak ve lezzetli bir et, tavuk veya kemik haşlama suyu elde etmek için mutlaka uygulanması gereken basit ama önemli adımlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Deglaze Etmek” title_font_size=”13″]

    Deglaze etmek, yemek pişirme sürecinde tavada kalan kahverengi, karamelize olmuş parçacıkları (fond) çözme ve bu parçacıklardan lezzetli bir sos yapmak için sıvı ekleme işlemidir. Bu teknik, özellikle et pişirildikten sonra tavada kalan lezzetli kısmının değerlendirilmesi için kullanılır. Tavadaki tortuları sos haline getirmek için kullanılacak sıvı, tamamen damak tadına bağlıdır. Eklenen sıvı birkaç dakika kaynatılarak biraz yoğunlaştırılır. Sosa ekstra lezzet katmak için ise tereyağı, krema veya baharatlar ilave edilebilir. Deglaze yöntemi ile tavada pişen etin lezzeti, sos olarak yemeğe dâhil edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Benmari” title_font_size=”13″]

    Benmari, çikolata veya tereyağı gibi yiyeceklerin ısıya doğrudan maruz kalmadan, sıcak su buharı veya sıcak suyun dolaylı ısısıyla pişirilmesi ya da eritilmesi tekniğidir. Bu yöntem, özellikle kolayca yanabilen veya kesilebilen malzemeler için kullanılır. “Benmari” terimi Fransızca “bain-marie” kelimesinden gelir. Krem karamel veya cheesecake gibi yumurta bazlı tatlılar ve hollandez sos gibi soslar benmari yöntemiyle pişirilir çünkü bu yöntem nazik bir ısı transferi sağlayarak pürüzsüz ve kremsi bir doku oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karamelize Etmek” title_font_size=”13″]

    Yemeklere farklı bir doku ve aroma katan karamelizasyon işlemi, gıdalardaki doğal şekerin yüksek ısıda pişirilerek yoğunlaştırılması işlemidir. Isının etkisiyle renk değiştirerek kahverengileşen şeker, gıdaya tatlı bir aroma kazandırır. Karamelize edilecek yiyecek genellikle doğal şeker içeren soğan, havuç gibi sebzeler ve elma gibi meyvelerdir. Ayrıca, beyaz veya esmer şekere su ekleyerek de karamelizasyon yapılabilir. Şeker, 160-180 derece arasında bir sıcaklığa ulaştığında karamelize olmaya başlar; eridikçe sıvı hale gelir ve renk değiştirerek açık kahverengiden koyu kahverengiye doğru döner. Sürekli karıştırmak önemlidir; bu şekilde şekerin yanmadan eşit şekilde karamelize olması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Börmaniye” title_font_size=”13″]

    Fransız mutfağından dünya mutfaklarına yayılan ‘börmaniye’ terimi, tereyağı ve unun mükemmel uyumunu ifade eden bir karışımdır. Börmaniye, “yoğurulmuş tereyağı” anlamına gelen “beurre manie” kelimesinden türemiştir. Çorbalardan soslara kadar, içeriğinde bol su bulunan yemeklerin koyulaştırılması ve kıvam kazanması için kullanılır. Börmariye için eşit miktarda tereyağı ve un gerekir. Oda sıcaklığındaki tereyağı ile un, pürüzsüz bir kıvam alıncaya dek karıştırılır. Karışımdan küçük parçalar alınıp, yemeğe eklenir, eriyene ve kıvam verinceye kadar karıştırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bağlamak” title_font_size=”13″]

    Çorba ve tencere yemeği gibi sulu yemeklerin kıvamını bir sos, bağlayıcı veya meyane yardımıyla koyulaştırma işlemine ‘bağlamak’ denir. Bu işlemde, yumurta, yoğurt, ekmek içi, krema ve nişasta gibi malzemeler kullanılarak yemeğin kıvamı artırılır. Bağlama işlemi sırasında soğuk ve sıcak dengesinin iyi sağlanması ve bağdaştırıcı olarak kullanılacak malzemelerin ölçülü bir şekilde ayarlanması önemlidir. Örneğin, bir çorba veya sosu bağlamak için un veya nişasta önce suyla karıştırılır ve ardından yavaş yavaş kaynayan sıvıya eklenir. Bağlayıcı sıvı sürekli karıştırılarak kıvam alana kadar pişirilir. Bu yöntem, yemeğin daha zengin ve yoğun bir doku kazanmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şoklamak ” title_font_size=”13″]

    Şoklama tekniği, yiyeceklerin hızla soğutulmasını ifade eder ve genellikle yiyeceklerin renklerini, dokularını ve besin değerlerini korumak amacıyla uygulanır. Şoklama, özellikle blanşe edilen (kısa süre haşlanan) sebzeler veya pişirilen yiyeceklerde kullanılır. Bu işlem için büyük bir kap veya tencere soğuk su ve bol miktarda buz ile doldurulur; suyun çok soğuk olması, şoklamanın etkili olması için kritiktir. Pişirilen yiyecekler kaynar sudan çıkarıldıktan hemen sonra buzlu suya alınır ve birkaç dakika tutulur. Yiyecekler buzlu sudan çıkarılırken süzgeç yardımıyla süzülür ve kurulanır. Bu aşamada yiyeceklerin fazla suyunu almak için temiz bir mutfak havlusu veya kâğıt havlu kullanılabilir. Şoklama, pişme sürecini hızla durdurarak besinlerin vitamin ve mineral değerlerini korumaya yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Panko ” title_font_size=”13″]

    Panko, Japon mutfağından dünya mutfaklarına yayılan hafif ve gevrek bir ekmek kırıntısı türüdür. Geleneksel ekmek kırıntılarından farklı olarak daha iri ve hafif bir dokuya sahiptir. Panko, kızartılmış veya fırınlanmış yiyeceklere ekstra gevreklik kazandırır. Kabuksuz beyaz ekmekten yapılan panko, iri kırıntılar halinde rendelenir, ardından kurutulur veya hafifçe fırınlanır. Endüstriyel olarak üretilen panko ise özel bir elektrikli akım yöntemiyle pişirilir, bu da kırıntıların hafif ve havadar olmasını sağlar.

  • GASTRONOMİK BİR YOLCULUK

    Dünya mutfağı, farklı kültürlerin lezzet hazineleriyle dolu bir mozaiktir. Her bir bölgenin kendine özgü tatları ve yerel meyve-sebzeleriyle hazırlanan salataları hem sağlıklı beslenmenin hem de lezzetli sofraların vazgeçilmez bir parçasıdır. Yazımızda, dünyanın dört bir yanından birbirinden farklı salata tariflerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gavurdağı Salatası, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağının en lezzetli ve sağlıklı salatalarından olan Gavurdağı salatası, adını Güneydoğu Anadolu’da Toros Dağları’nın bir uzantısı olan Gavur Dağı’ndan alıyor. Bu nefis salatanın lezzeti, sebzelerin taze ve kaliteli olmasına bağlıdır. Bol malzemeli Gavurdağı salatası için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet orta boy domates
    • 1 adet büyük boy salatalık
    • 1 adet büyük kırmızı soğan
    • 2-3 adet acı veya tatlı yeşil biber
    • 1 demet maydanoz
    • 1/2 su bardağı dövülmüş ceviz içi
    • 1/2 su bardağı nar ekşisi
    • 1/4 su bardağı zeytinyağı
    • 1 tatlı kaşığı tuz
    • 1 tatlı kaşığı pul biber
    • 1 tatlı kaşığı sumak

    Yeşil biberleri, domatesleri, salatalığı, kırmızı ve yeşil soğanı küçük küpler halinde doğrayın. Maydanozu ince ince kıyın ve doğradığınız sebzeleri geniş bir salata kâsesine alın. Üzerine dövülmüş ceviz içini ekleyin. Küçük bir kapta nar ekşisi, zeytinyağı, tuz, pul biber ve sumağı karıştırın. Bu karışımı salatanın üzerine dökün ve güzelce karıştırın. Servis ederken üzerine ekstra ceviz içi serpebilirsiniz. Taze ve ferahlatıcı bir lezzet sunan Gavurdağı salatası, özellikle etli yemeklerin yanında mükemmel bir eşlikçidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tabule, Lübnan” title_font_size=”13″]

    Lübnan mutfağının en sevilen salatalarından biri olan tabule, Akdeniz ve Orta Doğu mutfağının enfes lezzetlerinden biridir. Ülkemizdeki kısırın farklı bir versiyonu olan tabule, Osmanlı döneminde geniş bir coğrafyaya yayıldı ve günümüzde sadece Orta Doğu’da değil, tüm dünyada severek tüketilen salatalardan biri haline geldi. Tabule için gerekli malzemeler şunlardır:

    • 1 çay bardağı ince bulgur
    • 2 çay bardağı sıcak su
    • Yarım demet taze maydanoz
    • 7-8 dal taze nane
    • 4-5 adet yeşil soğan
    • 2 adet büyük domates
    • 1 adet orta boy salatalık
    • 1 adet limonun suyu
    • Çeyrek su bardağı zeytinyağı
    • Tuz
    • Karabiber

    İnce bulguru geniş bir kâseye alın ve üzerine iki çay bardağı sıcak su ekleyin. Bulgurun suyu çekmesi için yaklaşık 15 dakika, ağzı kapalı olacak şekilde bekletin. Maydanoz ve naneyi ince ince kıyın. Taze soğanları, domatesleri ve salatalığı küçük küpler halinde doğrayın. Şişen ve yumuşayan bulguru büyük bir salata kâsesine alın, ardından doğradığınız malzemeleri ekleyin. Ayrı bir kapta limon suyu, zeytinyağı, tuz ve karabiberi karıştırarak sosu hazırlayın ve bu sosu salatanın üzerine dökün. Tüm malzemeleri iyice karıştırdıktan sonra tabuleniz servise hazır. Tatların birbirine iyice karışması için bir süre buzdolabında dinlendirebilir, böylece salatanız daha da lezzetli hale gelebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Caprese Salatası, İtalya” title_font_size=”13″]

    İtalyan mutfağının klasik ve sade lezzetlerinden biri olan Caprese salatası, adını İtalya’nın Capri Adası’ndan alıyor. 20. yüzyılın başlarında ortaya çıkan bu salata, ilk olarak Capri Adası’na tatile gelen kraliyet ailesi ve politikacılara, İtalya’nın renklerini yansıtan bir yemek olarak sunulmuştur. Domatesin kırmızısı, mozzarella peynirinin beyazı ve fesleğenin yeşili ile İtalya’nın bayrağını simgeleyen bu salata, basit ama son derece lezzetlidir. Kolayca hazırlayabileceğiniz Caprese salatası için:

    • 4 adet domates (orta boy veya çeri domates olabilir)
    • 250 gram taze mozzarella peyniri
    • 1 demet taze fesleğen yaprağı
    • 4 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
    • Deniz tuzu ve taze çekilmiş karabiber
    • İsteğe bağlı olarak balzamik sirke

    Domatesleri yıkayıp sap kısımlarını çıkarın, ardından doğrayın. Mozzarella peynirini yarım parmak kalınlığında dilimleyin. Fesleğen yapraklarını yıkayıp kurutun. Servis tabağına bir dilim domates, bir dilim mozzarella peyniri ve bir fesleğen yaprağı olacak şekilde sıralayın. Bu işlemi tüm malzemeler bitene kadar tekrarlayın. Salatanın üzerine sızma zeytinyağını gezdirin, ardından deniz tuzu ve taze çekilmiş karabiber serpin. İsteğe bağlı olarak balzamik sirke ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Salade Niçoise, Fransa” title_font_size=”13″]

    Salade niçoise, Fransa’nın Nice şehrine özgü geleneksel bir salatadır. Çiftçilerin taze hasat ettikleri ürünlerle hazırlanan bu salatanın kökeni 19. yüzyıla kadar uzanır. Akdeniz mutfağına özgü malzemelerle yapılan Salade niçoise, hem hafif hem de besleyici bir öğün olarak tercih edilir. Salade niçoise için gerekli malzemeler şunlardır:

    • 5-6 yaprak taze marul
    • 2 adet domates
    • 1 adet salatalık
    • 2 adet haşlanmış yumurta
    • 1 adet orta boy kırmızı soğan
    • 200 gram konserve ton balığı
    • 8-10 adet ançüez filetosu (isteğe bağlı)
    • 100 gram siyah zeytin
    • 4-5 adet küçük haşlanmış patates (isteğe bağlı)
    • 1/2 demet taze fesleğen yaprağı
    • 1-2 diş sarımsak

    Sosu için:

    • 4 yemek kaşığı sızma zeytinyağı
    • 1 yemek kaşığı üzüm sirkesi
    • 1 çay kaşığı Dijon hardalı
    • Tuz ve taze çekilmiş karabiber
    • Yarım limon suyu ve rendelenmiş kabuğu

    Domatesleri, salatalığı ve marulu yıkayıp iri parçalar halinde doğrayın. Patatesleri haşlayıp yarım ay şeklinde kesin. Yumurtaları da haşlayıp dört eşit parçaya bölün. Kırmızı soğanı ince halkalar halinde doğrayın ve fesleğen yapraklarını yıkayıp kurulayın. Ton balığını süzün. Geniş bir salata kâsesine domates, salatalık, marul ve patatesleri ekleyin ve karıştırın. Üzerine dilimlenmiş yumurtaları, kırmızı soğan halkalarını, ton balığını, ançuez filetolarını, siyah zeytinleri ve fesleğen yapraklarını ekleyin. Salatanın sosunu hazırlamak için bir kâsede zeytinyağı, yarım limon suyu, rendelenmiş limon kabuğu, sirke, rendelenmiş sarımsak ve Dijon hardalını karıştırın. Hazırladığınız sosu salata ile harmanladıktan sonra kızarmış ekmek dilimleri ile servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Som Tam, Tayland” title_font_size=”13″]

    Som tam, Tayland mutfağına özgü geleneksel bir yeşil papaya salatasıdır. Yeşil papaya, taze ve çiğ olarak tüketilen tropikal bir meyve olup “kavun ağacı meyvesi” olarak da bilinmektedir. Keskin ve baharatlı bir lezzete sahip olan som tam için gerekli olan malzemeler:

    • 1 adet küçük boy yeşil papaya (yaklaşık 400 gram)
    • 1-2 adet havuç
    • 2-3 adet küçük boy domates
    • 2-3 diş sarımsak
    • 2-3 adet taze kırmızı acı biber
    • 2 yemek kaşığı kuru karides
    • 2 yemek kaşığı balık sosu
    • 2 yemek kaşığı limon suyu
    • 2 yemek kaşığı esmer şeker
    • 2 yemek kaşığı kavrulmuş yer fıstığı (kabaca doğranmış)
    • 2-3 adet limon yaprağı (isteğe bağlı)

    Yeşil papayayı ve havuçları soyup uzun, ince şeritler halinde rendeleyin veya doğrayın. Domatesleri ve yeşil biberleri küçük parçalar halinde doğrayın ve rendelenmiş papaya ile havuçların üzerine ekleyin. Büyük bir havanda sarımsak ve acı biberleri hafifçe dövün; sarımsakların ve biberlerin biraz ezilmesi yeterlidir. Kuru karidesleri ufalayın ve sarımsak ve biberlerle birlikte salata kâsesine ekleyin.

    Som tam sosu için, bir kâsede limon suyu, balık sosu ve esmer şeker karıştırın. Baharatlarla isteğinize göre lezzetlendirebilirsiniz. Sosu sebzelerin üzerine dökün ve iyice karıştırın. Son olarak, kavrulmuş fıstıkları salatayı servis ederken ekleyin; bu, salatanın son dokunuşu olacak ve fıstıkların kıtırlığını koruyacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Olivier Salatası, Rusya” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde Rus salatası olarak da bilinen Olivier salatası, ilk kez Belçikalı şef Lucien Olivier tarafından 19. yüzyılda Moskova’daki ünlü Hermitage restoranında yapılmıştır. Şefin adını alan bu salata, zamanla Rusya ve eski Sovyetler Birliği ülkelerinde popüler hâle gelmiştir. Geleneksel tariflerde genellikle tavuk göğsü veya jambon da bulunan bu salata için gerekli olan malzemeler:

    • 4 adet büyük boy patates
    • 2 adet havuç
    • 200 gram bezelye (taze veya konserve)
    • 300 gram tavuk göğsü veya jambon
    • 4 adet salatalık turşusu
    • 1 su bardağı mayonez
    • 2 yemek kaşığı hardal
    • Tuz ve karabiber

    Patatesleri ve havuçları yıkayıp kabuklarını soyun, küçük küpler halinde doğrayın ve yumuşayana kadar haşlayın. Haşladıktan sonra süzün ve soğumaya bırakın. Tavuk göğsünü de haşlayıp küçük parçalar halinde dilimleyin. Salatalık turşusunu küp küp doğrayın. Büyük bir karıştırma kabında, haşlanmış patates, havuç, pişmiş bezelye, tavuk göğsü ve salatalık turşusunu bir araya getirin. Ayrı bir kâsede mayonez, hardal, tuz ve karabiberi karıştırın. Bu sosu salata malzemelerine ekleyin ve tatların birbirine geçmesi için nazikçe karıştırın. Olivier salatası genellikle soğuk olarak servis edilir. Buzdolabında bir süre dinlendirdikten sonra, isteğe bağlı olarak taze nane veya dereotu gibi yeşilliklerle süsleyerek servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zaalouk, Fas” title_font_size=”13″]

    Közlenmiş patlıcan ve zengin baharatlarla lezzetlendirilmiş domates ile hazırlanan Fas’ın ünlü salatası zaalouk için gerekli olan malzemeler:

    • 2 büyük patlıcan
    • 4 büyük domates
    • 4 diş sarımsak
    • 1 çay kaşığı kimyon
    • 1 çay kaşığı tatlı kırmızı biber (paprika)
    • 1/2 çay kaşığı acı kırmızı biber (isteğe bağlı)
    • 1 çay kaşığı toz kişniş
    • 1 çay kaşığı tuz
    • 1/2 çay kaşığı karabiber
    • 4 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 1 yemek kaşığı limon suyu veya sirke
    • 1/4 su bardağı doğranmış taze kişniş veya maydanoz (süsleme için)

    Patlıcanları yıkayıp, kabuklarını çatalla birkaç yerinden deldikten sonra ızgarada veya fırında közleyin. Közlenmiş patlıcanlar soğuyunca kabuklarını soyun ve içini çatalla ezin. Domateslerin kabuklarını soyup küçük küpler halinde doğrayın. Sarımsakları ince ince doğrayın veya rendeleyin, ardından tavada ısıtılmış zeytinyağında hafifçe kavurun. Doğranmış domatesleri tavaya ekleyin, domatesler yumuşayıp suyunu salmaya başladığında kimyon, tatlı kırmızı biber, isteğe bağlı olarak acı kırmızı biber, toz kişniş, tuz ve karabiberi ilave edin. Karışımı 10-15 dakika pişirin. Ardından közlenmiş patlıcanları da tavaya ekleyin ve tüm malzemeleri iyice karıştırın. Sosun kıvamlı hale gelmesi ve tatların birleşmesi için 10 dakika kadar daha pişirin. Son olarak, limon suyu veya sirkeyi ekleyip karıştırın ve ocaktan alın. Biraz soğumaya bırakın. Servis ederken doğranmış taze kişniş veya maydanoz ile lezzetlendirebilirsiniz. Baharat miktarını damak zevkinize göre ayarlayarak sıcak veya soğuk olarak servis edebilirsiniz.

  • DONDURMA: YÜZYILLARDIR DÜNYANIN ORTAK LEZZETİ

    Bir büfenin önünde rengârenk dondurmalar arasından seçim yapmaya çalışmak çocuk, genç, yaşlı herkes için en güzel yaz anlarından biridir. Fakat biliyor musunuz, dondurma, dakikalar içinde eriyip giden yapısının aksine yüzlerce yıldır süren bir tatlı geleneğidir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dondurmanın kimler tarafından nasıl icat edildiği hakkında net bir bilgi bulunmuyor. Fakat dondurulmuş tatlılarla ilgili MÖ 3000 yılına uzanan ve Antik Çin’e ait olan efsaneler hikâyenin burada başladığını düşündürmektedir. Bir varsayım da dondurmanın önce Moğol İmparatorluğu’nda yapıldığı Çin’e bu yolla ulaştığı yönündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    13.yüzyıl Çin’inde dondurma yapımının sır olarak saklandığı, bu sırrın detaylarını öğrenen Marco Polo tarafından İtalya’ya taşındığı, tabii daha öncesinde Arabistan, İran ve Anadolu ile buluştuğu bilinmektedir. Dondurma tarifi 16. yüzyıl İtalya’sında geliştirilirken, ilk dondurma satışı 17. yüzyılda Paris’te gerçekleşmiş ve dondurmacılık meslek haline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    18.yüzyıl Osmanlı’sında süt dondurması, sütsüz yapılan süzme aşure ve elmasiye dondurması gibi farklı türlerde dondurmalar yapılmaktaydı. 19. yüzyılda iyice yaygınlaşarak kaymaklı, çilekli, vişneli, kayısılı gibi çeşit çeşit dondurma yapılmaya başlanır. Kahramanmaraş’ın öne çıkması ise 1920’lere denk gelir. O dönem salepli dondurmanın dövme demir kaşıkla karıştırılarak biçimlendirilmesi ve ancak bıçakla kesilerek tüketilebilmesi Kahramanmaraş’ın ünlü dövme dondurmasını doğurur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dondurma Amerika’ya da 18. yüzyılda ulaşmış, dondurma yapımı için ilk aleti de 19. yüzyılda Amerikalı bir ev kadını üretmiştir. Nancy Maria Johnson, buzdolabının olmadığı dönemlerde hem yapay dondurucu hem karıştırıcı olarak iş gören ve elle çalışan aleti yaparak 1843 yılında patentini almıştır. Önceleri yaz-kış tüketilen dondurma, Amerika’da II. Dünya Savaşı bitişinin dondurmayla kutlanmasıyla bir yaz geleneğine dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dondurmayı çok daha keyifli hale getiren detay, fiziki şeklinden dolayı külah adı verilen yenebilir kaplardır. Yumurta, şeker, tereyağı, un ve kabartma tozu ile yapılan çıtır çıtır dondurma külahları dünyada ilk kez ABD’nin St. Louise kentinde 1904 yılında yapılmıştır. Külahta dondurma yemek çoğunlukla rahat ve salaş zamanların tercihiyken evde veya restoranlarda dondurma servis etmenin yolu şık kuplardan geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eski zamanlarda dağlardan kar getirilerek yapılan veya kar kuyuları açılarak soğuk tutulabilen ve yüzlerce yıldır geliştirilerek yapılagelen dondurma, günümüzde tüm dünyanın belki de en sevdiği ortak lezzetlerinden biri. Yaz ayları geldiğinde külah üstünde dondurma yemek kadar kadayıf, baklava, helva, brownie gibi tatlıların yanında dondurma tüketmek de bizim kültürümüzün zenginliklerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kuru ve taze meyvelerle yapılabilen, cevizli, fıstıklı, çikolatalı, karamelli hazırlanabilen dondurma çeşitleri arasında dünyada en çok vanilyalı dondurma tüketiliyor. İkinci sırada çikolatalı, üçüncü sırada ise çilekli dondurma geliyor. Bu leziz tatlının günümüzde o kadar ilginç çeşitleri yapılmakta ki kiminin adı bile insanı şaşırtmaya yetmektedir. Mesela mı? ABD’de yapılanlar arasından biber aromalı, turşu aromalı, kaz ciğeri aromalı ya da domates aromalı dondurma kulağınıza nasıl geliyor?

  • DOĞANIN ŞİFALI MORU: YABAN MERSİNİ

    Sağlığa olan faydaları, düşük kalorili ve bol lifli olmasıyla diyet listelerinde sıkça yer alan yaban mersini, ülkemiz de dâhil olmak üzere pek çok farklı bölgede ve iklimde yetişiyor. Hoş kokusu ve lezzeti ile dikkat çeken mor renkli yaban mersininin faydalarını ve tüketirken dikkat edilmesi gereken noktaları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaban mersini, beslenme için zengin bir lif kaynağıdır. C, K, A, E vitaminleri ve B grubu vitaminlerini içerir. Ayrıca içeriğinde demir, manganez, fosfor ve potasyum gibi değerli mineraller bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaban mersini, mor ve kırmızı renkli bitkilerdeki pigmentlerde bulunan antosiyaninleri, antioksidan görevi gören flavonoidleri içerdiğinden cildin genç görünmesine katkı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yaban mersini, kan basıncını düşürmeye yardımcı olur. Aynı zamanda göz sağlığını destekleyen ve gece görüşünü iyileştirebilen bileşenler içermesi nedeniyle II. Dünya Savaşı’nda İngiliz pilotlar tarafından gece görevleri öncesi tüketildiği söylenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Düşük kalorilidir ve besin değeri yüksektir. Taze yaban mersini fazla tüketilirse müshile sebep olabilir; ayrıca içeriğindeki salisilik asit aspirinde de bulunur ve kan sulandırıcı etkisi vardır. Bu duruma karşı hassasiyeti olanların doktor görüşü aldıktan sonra tüketmesi tavsiye edilir.

  • ERİK VE ERİKLİ LEZZETLER

    Yaz aylarında manav tezgâhlarında yerini alan erik, gülgiller familyasına ait oldukça lezzetli meyvelerden biridir. Ülkemizin hemen hemen her yerinde rahatlıkla yetişen eriğin anavatanı Anadolu topraklarıdır. Ekşisi, tatlısı, yeşili, kırmızısı, moru derken pek çok türü olan erik, meyvelerini ilkbaharda verir ve tüm yaz sofralarımızda yerini alır. Sağlık açısından pek çok faydayı içinde barındıran erik, bazı tariflerde de başrol oynar. Özellikle erikle yapılan etli yemekler Osmanlı’dan günümüze popülerliğini koruyarak gelmeyi başarmıştır. Bugün sizlerle erikli birkaç farklı lezzet paylaşacağız ancak öncesinde erikle ilgili birkaç bilgi verelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dünya üzerinde iki binden fazla erik türü olduğunu biliyor muydunuz? Ülkemizde en bilinen erik çeşitleri; papaz eriği, mürdüm eriği, can eriği, tatlı üryaniyken, dünyada bu çeşit çok daha fazlalaşıyor. Özellikle süs eriği olarak da bilinen kiraz eriği ilginç erik türlerinden biridir. Türkiye’nin başta Ege, Marmara ve Akdeniz Bölgesi olmak üzere hemen her yerinde yetişebilen erik, nemli ve mineral bakımından zengin olan sıcak toprakları sever.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Vücutta alkali seviyesinin korunması, bağışıklık bakımından oldukça önemlidir. Erik bu noktada ciddi bir görev üstlenir; organik asit içeriği oldukça güçlüdür bu sayede vücudun alkali seviyesinin korunmasını sağlar. Diyet dostu olarak da bilinen erik, iyi bir ara öğün de olabilir. Güçlü bir posa kaynağı olmasından dolayı bağırsak sağlığımıza ve kan şekeri dengemize olumlu katkılar sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ekşi ve tatlı lezzetleri bir arada sevenler için vereceğimiz tariflerden bir tanesi erikli turta. Önce çekirdeklerini çıkarttığınız erikleri rondodan geçirin, üzerine şeker ekleyin ve bir kapta karıştırarak pişirin. Klasik bir turta hamuru hazırladıktan sonra içine erikli harcı ilave edin ve hamura şekil vererek fırına atın. Erikli turtanız hazır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Erik ve tavuk etinin bir arada olduğu lezzetlere Osmanlı mutfağından aşinayız. Birbirine çok yakışan bu iki lezzeti tek bir tarifte buluşturmak ise oldukça kolay. Önce küçük bir tencereye çekirdekleri ayrılmış erikleri koyun ve üstünü kaplayacak kadar su ilave edin. Erikler yumuşayınca tencerenin kapağını kapatın ve orta ateşte pişirmeye devam edin. Yaklaşık 15-20 dakika sonra ocağı kapatın ve erikleri süzerek bir kaba alın. Tavuk etini dilediğiniz pişirme yöntemiyle pişirdikten sonra üzerine erikleri ilave edin. Baharat ya da seçtiğiniz yeşilliklerle birlikte göz alıcı bir sunum yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Erik yalnızca yemeklerin iyi bir işbirlikçisi değil, suyu da en az meyvesi kadar lezzetli! Şahane bir erik suyu ile yaz sıcağında serinlemek istiyorsanız tarif çok basit. Erikleri çekirdekleriyle birlikte bir kaba alın ve üzerine toz şeker ve su ilave ederek kısık ateşte karıştırın. Erikler kaynadıktan sonra ocağın altını kısın ve üzerine bir yemek kaşığı limon suyu ilave ederek 2-3 dakika daha kaynatın. Sonra ocağın altını kapatın ve suyu soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra süzgeç yardımıyla posa ve çekirdeğini  süzdüğünüz erik suyunuzu bir süre daha buzdolabında beklettikten sonra içebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Erikle yapılan pratik tariflerden biri erik marmeladıdır. Seçeceğiniz eriğin mürdüm eriği ya da şeker oranı yüksek bir erik çeşidi olmasına dikkat edin. Erikleri güzelce yıkayın ve ikiye bölüp, çekirdeklerini çıkarın, küpler halinde doğrayın. Tencereye erikleri koyun ve üzerine bir su bardağı kadar toz şeker ilave edin. Kapağını kapatıp 10 dakika suyunu salmasını bekleyin. Sonra üzerine biraz su ekleyin, kısık ateşte pişirmeye devam edin. İçine karanfil ekledikten sonra karıştırın ve yoğun bir kıvam elde edin. Üzerine limon suyunu ekleyip biraz daha karıştırın ve ocaktan alın. Soğuduktan sonra kavanoza aktarın ve ağzını kapatarak muhafaza edin.

  • Meksika Mutfağından Tadımlık Bilgiler

    Meksika Mutfağından Tadımlık Bilgiler

    Meksika mutfağı Avrupalılar’ın etkisi altında şekillenen bir yapıya sahip… Bu melez mutfağa İspanyollar hayvancılığı, dolayısıyla et ürünlerini getirirken, Fransızlar zeytinyağını, İtalyanlar makarnayı eklemiş. Böylece ortaya o kadar renkli ve çeşitli bir mutfak çıkmış ki yetkililer UNESCO’ya başvurarak Dünya Kültür Mirası Listesi’ne alınmasını istemişler. Bu zengin mutfaktan tadımlık bilgilerle karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Meksika mutfağı dendiği vakit aklınıza her yemekte bolca kullanılan çeşitli baharatlar ve acı gelmelidir. Bunların başında da “acı biber” bulunur ki yerel adı “chili”dir. Chili’nin az acıdan çok acıya; sos yapımında kullanılanından dolmalık olarak doldurulanına farklı farklı türleri var: chile habanero, chile chipotle, chile serrano, chile poblano, chile de arbol ve daha pek çok chili…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#2″ title_font_size=”13″]

    Meksika hangi yiyeceklerin anavatanı derseniz ilk iki sıraya mısır ve avokadoyu yerleştirebiliriz. Mısır, temel besin maddesi olarak ekmek yapımında da kullanılırken, avokado her tür yemeğin içinde kendine yer bulabilmekte; özellikle de “guacamole” gibi sosların… Ülkeye ait yerel tatlar arasında kakao, vanilya, yer fıstığı da öne çıkanlar arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#3″ title_font_size=”13″]

    Adını İspanyollar’dan alan Meksika yemeği “taco”nun farklı tarifleri bulunuyor. Sebzeyle, kıymayla, tavukla ya da peynirle ama illa ki bol baharatla yapılan harç, tortilla ekmeğinin ortasına yerleştiriliyor ve özellikle el ile yeniyor. Tortilla da mayasız mısır unundan yapılan ince bir ekmek çeşidi ve bizdeki lavaşı andırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#4″ title_font_size=”13″]

    Aramızda koca bir okyanus olsa da bize git gide yaklaşan bir mutfak Meksika mutfağı… Tortillanın içine peynir doldurularak yapılan “quesadilla”; dana eti, soğan ve biberle pişirilip çeşitli soslarla servis edilen “fajita”; içine farklı farklı malzemelerin konularak kızartıldığı ve bizim böreklere benzeyen “empanada” restoran menülerinde adına ve tadına aşina olduğumuz Meksika yemekleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#5″ title_font_size=”13″]

    “Mole poblano” Meksika’da çok bilinen ve çok yenen lezzetlerin başını çekiyor. Soğan, sarımsak ve kişnişle pişirilen tavukların üstündeki sosta bakın neler var: Muz, tarçın, badem, susam, dolmalık fıstık, kırmızı toz biber, tereyağı, tavuk suyu ve çikolata. Birbiriyle yan yana düşünmekte zorlandığımız bu tatlar Meksika mutfağında ustalıkla bir araya getiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Meksika sokaklarında karşılaşabileceğiniz lezzetlerin başında da “tamale” geliyor. Aslında Amerika’nın pek çok yerinde karşınıza çıkabilecek atıştırmalık bir yiyecek tamale. Mısır ya da muz kabuğu içine koyulan hamurun kızartılmasıyla yapılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#7″ title_font_size=”13″]

    Meksika mutfağı tatlı konusunda da oldukça alternatifli… Araplar tarafından İspanya’ya ve oradan Meksika’ya getirilen; un, şeker, süt ve badem gibi kuruyemişlerden yapılan tatlı “polvorones” çok seviliyor. Ayrıca bütün dünyada tatlıların en gözde malzemeleri olan kakao ve vanilyanın anavatanı olarak da Meksika gösteriliyor.