Kategori: Yemek/Beslenme

  • Çocukların Bayılacağı ve Çocuklarınızla Birlikte Yapabileceğiniz 8 Şekersiz Tatlı Tarifi

    Çocukların Bayılacağı ve Çocuklarınızla Birlikte Yapabileceğiniz 8 Şekersiz Tatlı Tarifi

    Çocuklarınızı en iyi şekilde beslemek için onlara tatlı olarak kendi ellerinizle yaptığınız, rafine şeker ya da katkı maddeleri içermeyen tatlıları verebilirsiniz. Yetişkinlerden çok daha fazla enerjiye ihtiyacı olan çocuklar, bu sağlıklı tatlı atıştırmalıklarla ihtiyaçları olan besinleri alabilirler. Üstelik sizin için yapımı zahmetli olmayan şekersiz tatlı tariflerini seçtik, böylece bu sağlıklı atıştırmalıkları çocuklarınızla beraber hazırlayabilir, onlara ilk aşçılık deneyimlerini yaşatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Böğürtlenli Dondurma Topları” title_font_size=”13″]

    Çocuklarınıza güvenle yedirebileceğiniz bu tatlı aslında sadece meyve ve yoğurttan oluşuyor. Böğürtlenleri bir çatalın arkasını kullanarak iyice ezin, yoğurt ve bir vanilya çubuğunun içindeki çekirdekler ile karıştırın. Karışımı buz kalıplarına dökerek dondurabilirsiniz, böylece çocuklarınız için sağlıklı ve lezzetli bir atıştırmalık hazırlamış olursunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hindistan Cevizi Ve Çikolatalı Puding” title_font_size=”13″]

    Bu tatlının püf noktası konserve Hindistan cevizi sütü kullanmak ve konserveyi sallayıp iyice karıştırmadan açmak. Böylece, sütün posalı kısmı dibe oturacak ve pudinginiz için harika bir ana malzeme oluşturacak. Bu kremamsı sütün içine, 3-4 tane hurmayı küçük küçük doğrayın ve 2 yemek kaşığı kakao ile beraber mutfak robotunda püre hâline getirin. Ailecek tadını çıkarabileceğiniz sağlıklı ve lezzetli pudinginiz hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Reçelli Atıştırmalıklar” title_font_size=”13″]
    reçelli tatlılar

    Büyük bir kâsenin içinde 200 gram un, 70 gram yulaf ezmesi, yarım çay kaşığı tuz ve kabartma tozunu karıştırın. Daha sonra 40 gram tereyağı, tatlandırmak için dilediğiniz kadar bal ve pekmez ekleyin. Karışımın üçte ikisini fırın kâğıdı ile kapladığınız bir kek kalıbına dökün. Hamur piştikten sonra üzerine 200 gr reçeli yayın en üstüne de hamurun önceden ayırdığınız üçte birlik miktarını döküp fırında tekrar pişirin. Pişen tatlınızı kare şeklinde keserek çocuklarınızın beslenme çantasına koyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yer Fıstıklı Kurabiyeler” title_font_size=”13″]

    Şekersiz tatlıların en lezzetli malzemelerinden biri arasında fıstık ezmesi yer alıyor. 2 yumurta, 120 gram un ve 100 gram yer fıstığı ezmesini bir kâsede karıştırın, 4 yemek kaşığı kadar pekmez ekleyin, kurabiyelerinizi daha da lezzetlendirmek isterseniz bu karışıma 1 yemek kaşığı portakal kabuğu rendesi de ekleyebilirsiniz. Şekil verdiğiniz kurabiyeleri önceden ısıtılmış fırında pişirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çikolatalı Toplar” title_font_size=”13″]

    Sağlıklı yiyeceklerle hazırlayacağınız bu lezzet bombalarını çocuklarınızın beslenme çantalarına ekleyebilir, böylece okulda ihtiyaçları olan enerjiyi almalarını sağlayabilirsiniz. 200 gram ceviz ve 100 gram hurmayı mutfak robotunda çekin. Doğranmış bir avokado, 2 yemek kaşığı bal, 2 çay kaşığı vanilya özütü ve 50 gram şekersiz kakaoyu bir tutam tuzla beraber ceviz ve hurmalara ekleyin. Elde ettiğiniz hamurdan küçük toplar yapın ve bu topları Hindistan cevizi tozuna bulayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tahıllı Toplar” title_font_size=”13″]
    tahıllı toplar

    Yarım su bardağı kavrulmuş fıstık, 2 yemek kaşığı çekilmiş keten tohumu ve 1 bardak yulaf ezmesini mutfak robotunda iyice parçalayın. Yarım bardak yumuşak fıstık ezmesi, 2 yemek kaşığı tereyağı, 1 çay kaşığı vanilya özütü ve 3 yemek kaşığı balı karıştırın. Elde ettiğiniz karışımdan yuvarlak toplar yapın, bu topları çikolata tozu ve şekerlemelerle süsleyebilirsiniz. Topları buzdolabında 5 gün bekletin ve sonra çocuklarınıza servis edin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tropik Meyveli Mus” title_font_size=”13″]

    Büyük marketlerin manav reyonlarında kolayca bulabileceğiniz tropik meyvelerle lezzetli ve sağlıklı bir tatlı hazırlayabilirsiniz. 2 olgun mangoyu, 1.5 su bardağı doğranmış ananası, 1 limonun suyunu, 200 ml. Hindistan cevizi sütünü, yarım limonun rendelenmiş kabuğunu mutfak robotunda püre hâline getirin. Tatlınızı nane yaprakları ve ahududu gibi kırmızı meyvelerle süsleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şekersiz Pankekler” title_font_size=”13″]
    pankek tarifi

    Sevilen bir kahvaltı alternatifi olan pankekleri şekersiz hazırlayarak, üzerine doğal şeker kaynakları olan bal ya da pekmez ekleyebilir ya da pankekleri taze meyvelerle tüketebilirsiniz. 2 yumurta ve 250ml sütü çırpın içine 230 gram un, 1 çay kaşığı kabartma tozu, 1 tutam tuz ekleyin. En son 40 gram eritilmiş tereyağını da karışıma ekleyin ve pankekleri yağsız tavada teker teker pişirip servis edin.

  • KIŞIN HAZIRLAYABİLECEĞİNİZ PRATİK SMOOTHİELER

    Virüslerle savaşmak için bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gereken soğuk havalarda kış mevsiminde görülen sebze ve meyvelerden değişik şekillerde faydalanabiliriz. Sebze ve meyvelerle hazırlanan smoothie’ler ile A, B, C ve E vitaminlerini alan vücudumuz hastalıklarla savaşacak direnci yakalayacaktır. Lezzetli oldukları kadar fit görünmek isteyenlerin de tercih ettiği smoothie’leri listeledik. Bu smoothie’leri hazırlarken lifli yapısını korumak için meyve ve sebzelerin posasını da bu karışımlara ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orman Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Antioksidan bakımından oldukça zengin olan yaban mersinli smoothie için bir adet olgunlaşmış muz, yulaf, süt ve bir çay bardağı yaban mersini yeterli olacaktır. Bu malzemeleri blenderden geçirdikten sonra taze bir şekilde tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Dilerseniz bu sağlıklı içeceği mevsime göre çilek, ahududu ve böğürtlen ile zenginleştirebilir; gün içerisinde enerjinizi yükseltirken, cildinize de fayda sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil Smoothie” title_font_size=”13″]

    Sindirim sistemine faydalı olan yeşil smoothie için malzemeler; üç adet orta boy yeşil elma, 200 gr körpe ıspanak, taze zencefil ve 100 gr yoğurt… Tatlandırmak için bir tatlı kaşığı bal ekleyerek, bağışıklık sistemine de katkı sağlayabilirsiniz. Vejetaryen beslenenler için yoğurt yerine yarım su bardağı demlenmiş yeşil çay tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avokado Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Son dönemlerde gittikçe popülerleşen avokadoyu, salatalardan tatlılara pek çok tarifte görmeye alıştık. İçeriğindeki lif, vitamin, mineraller ve tekli doymamış yağ sayesinde oldukça faydalı bir besin olan avokadoyu; yarım yağlı süt, çeyrek yeşil elma ve birkaç yaprak nane ile hazırlayabilirsiniz. Bal ve limon da eklenebilen bu smoothie’yi çok bekletmeden tüketmek daha faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bal Kabaklı Smoothie” title_font_size=”13″]

    Kış mevsiminin en gözde smoothie’lerinden olan bal kabaklı smoothie’yi isteğe bağlı olarak badem sütü ile hazırlayabilirsiniz. Bir çırpıcı yardımıyla köpürtülen badem sütü ve bal kabağı püresi karışımına bal ya da şurup ekleyebilir; tarçın ve toz zencefille baharatların şifalı dünyasından faydalanabilirsiniz. Servis edilirken üzerine eklenen beş-altı adet kabuksuz kabak çekirdeği göze hitap ettiği gibi, tokluk süresini uzun tutmaya yardımcı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Portakal Zencefil Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Kış aylarının en gözde meyvelerinden C vitamini deposu portakal ile hazırlanan bu smoothie’yi yeşil elma ekleyerek lifli hâle getirebilir ve kan şekerinizin hızlı düşmesini engelleyebilirsiniz. Kabukları soyulan portakal ve elmanın çekirdekleri de temizledikten sonra ince ince doğranan zencefil ve kefirle kıvam alana kadar karıştırılır. Yapımı oldukça kolay olan bu smoothie, enerjinizi yükselteceği için gündüz saatlerinde tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Badem ve Hindistan Cevizli Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Kavrulmuş ya da çiğ bademle hazırlayabileceğiniz bu smoothie’nin en büyük özelliği, uzun süre tok tutma özelliği… Bir kâseye eklenen eşit miktardaki badem ve Hindistan cevizine bir kaşık toz kakao eklenir ve yüksek devirde köpürene kadar iyice blend edilir. Hindistan cevizi suyunu bu karışım için saklayın ve smoothie’nin kıvam alması için yeterli bulduğunuz miktar kadar ekleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pancar Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Sindirim sistemini düzenleyen ve iyi bir lif kaynağı olan pancar; karaciğeri arındırması ve iltihap önleyici olmasından dolayı detoks suları listesinde ilk sıralarda yer alıyor. İçeriğindeki betanin ile antioksidan bakımından da zengin olan pancar smoothie’si için öncesinde pancarı bir miktar haşlamanız gerekmektedir. 200 gram haşlanmış pancar, bir tatlı kaşığı taze sıkılmış limon suyu, 100 gram yoğurt, 10 adet maydanoz ve bir parça zencefili blenderden geçirerek hazırlayabileceğiniz bu şifalı içecek için kış aylarının gözdesi demek yerinde olacaktır.

  • TAHİN VE EŞLİK ETTİĞİ LEZZETLER

    TAHİN VE EŞLİK ETTİĞİ LEZZETLER

    Önce şu bilgiyle başlayalım: Arapça kökenli “tahin” kelimesi yazıldığı gibi, yani “a” harfi uzatılmadan okunan bir sözcüktür. Sağladığı faydalar nedeniyle çoğu kişi kahvaltı sofralarından bile eksik etmezken, kimileri de belki biraz ağır bulduğu için bu lezzete mesafeli durur. Uzmanların, yüksek kalori içeren tahinden günde bir yemek kaşığı tüketmenin yeterli olacağı notunu da ekleyerek, hemen tahin nedir ve hangi yemeklere eşlik edebilir konusuna geçelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • DÜNYA MUTFAKLARINDAN GELENEKSEL ACI SOSLAR

    Acı soslar, gastronomi dünyasında yemeklere yalnızca bir tat değil, aynı zamanda karakter kazandırır. Her bir damla sos, ait olduğu kültürün tarihini, coğrafyasını ve damak zevklerini yansıtan eşsiz bir hikâye taşır. Acı biberlerin ve baharatların ahenkli dansı, yalnızca keskin bir lezzet sunmakla kalmaz; aynı zamanda birer gastronomik serüvene dönüşür. Meksika’nın tütsülenmiş biberlerle hazırlanan salsa rojasından, Tunus’un baharatlarla zenginleşen harissasına; Tayland’ın ferahlatıcı nam phrik sosundan, Jamaika’nın ateşli Scotch bonnet sosuna kadar, dünya mutfaklarının geleneksel acı soslarını yazımızda sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Acuka, Türkiye” title_font_size=”13″]

    Acuka, Türk mutfağına özgü, genellikle kahvaltılarda veya meze olarak tüketilen zengin ve baharatlı bir sostur. Anadolu’nun farklı bölgelerinde farklı tariflerle hazırlanan bu lezzetin temel malzemesi tatlı ve acı biber salçasıdır. Acukanın lezzet ve kıvamını artırmak için kıyılmış ceviz, yoğunluk kazandırmak için bayat ekmek içi, pürüzsüz bir doku için ise zeytinyağı kullanılır. Ezilmiş sarımsak, kimyon, pul biber, karabiber ve tuz gibi baharatlarla harmanlanan bu sos, nar ekşisi veya limon suyu ile ferahlatıcı bir tat kazanır. Bazı tariflerde domates salçası ya da taze domates de eklenerek farklı bir aroma yakalanır. Yoğun acı sevenler ise isot gibi yöresel biber çeşitlerini tercih edebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gochujang, Güney Kore” title_font_size=”13″]

    Gochujang, Güney Kore mutfağının geleneksel acı soslarından biridir ve tarih boyunca Korelilerin mutfağında önemli bir yere sahip olmuştur. Kökeni, Kore tarımında biberin yaygınlaşmaya başladığı 16. yüzyıla kadar uzanır. Koreliler o dönemde gıda saklama ve koruma yöntemleri geliştirmiş ve fermente ürünlerin sağlık üzerindeki olumlu etkilerini keşfetmişlerdir. Sosun karakteristik acı ve baharatlı tadını, kırmızıbiber tozu (gochugaru) sağlar. Geleneksel tariflerde, chapssal (yapışkan pirinç) ve soya fasulyesi tozu dikkatlice harmanlanarak büyük toprak kaplara (onggi) yerleştirilir. Onggiler, açık havada bırakılarak fermantasyon süreci boyunca doğal koşullara (gün ışığı, rüzgâr, sıcaklık değişimleri) maruz kalır. Bu doğal etkileşim, fermantasyonun gelişmesi ve malzemelerin zengin tatlar kazanmasında kritik bir rol oynar. Süreç, tarifin türüne bağlı olarak birkaç aydan bir yıla kadar devam edebilir ve sonunda ortaya, zengin aromalı geleneksel bir lezzet çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Piri Piri Sosu, Portekiz” title_font_size=”13″]

    Piri piri sosu, Mozambik ve Portekiz mutfaklarının vazgeçilmez bir parçası olup kökeni Afrika’ya dayanan baharatlı bir sostur. İsmini, yapımında kullanılan biberlerden alan bu sos, Mozambik-Portekiz etkileşimlerinin gastronomik mirasını temsil eder. “Piri piri”, Kuzey Afrika’da kullanılan Svahili dilinde “acı biber” anlamına gelir ve küçük, oldukça acı bir biber türüdür. Mozambik’te bolca yetiştirilen bu biberler, 15. yüzyılda Portekizli kâşifler tarafından Avrupa’ya taşınarak kıtanın baharatlı sos kültürünü şekillendirmiştir. Mozambik’teki Portekizliler, yerel biberleri zeytinyağı ve sarımsak gibi kendi mutfak malzemeleriyle harmanlayarak piri piri sosunu geliştirmiştir. Sosun yapımında, piri piri biberleri ezilir veya ince doğranır. Ardından sarımsak, zeytinyağı, sirke veya limon suyu, tuz, karabiber ve paprika ile karıştırılır. Hazırlanan karışım birkaç gün dinlendirilerek tatların yoğunlaşması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Salsa Roja, Meksika ” title_font_size=”13″]

    Salsa roja, kökeni Aztekler ve diğer yerli Meksika halklarının domates ve biber gibi malzemeleri pişirerek ilk kez sos yapmasına kadar uzanan, Meksika mutfağının klasik lezzetlerinden biridir. İspanyolların Meksika’ya gelişiyle birlikte, bu geleneksel sos daha geniş bir mutfak anlayışının parçası hâline gelmiş ve zamanla ülkenin farklı bölgelerine yayılarak çeşitlenmiştir. Salsa roja sosun temel lezzetini, serrano veya jalapeño gibi acı biberler oluşturur. Domates, sarımsak ve soğan, sosa derinlik kazandıran diğer önemli malzemelerdir. Geleneksel tariflerde, domatesler ve biberler genellikle ızgarada ya da tavada kavrulur. Bu yöntem, malzemelerin doğal tatlarını yoğunlaştırırken sosa hafif isli bir aroma katar. Tuz, karabiber ve taze kişniş ile tatlandırılan sosa, bazı tariflerde kimyon veya misket limonu suyu da eklenerek farklı bir lezzet oluşturulur. Kavrulan malzemeler, soğan, sarımsak ve baharatlarla birlikte bir havanda ezilerek püre hâline getirilir. Ardından düşük ısıda pişirilerek kıvamı yoğunlaştırılır. Bazı tariflerde ise sos pişirilmeden de servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nam Phrik, Tayland ” title_font_size=”13″]

    Tayland mutfağının temel acı soslarından biri olan nam phrik, Tay halkının günlük yaşamında önemli bir yere sahiptir. Tayland’ın coğrafi çeşitliliğine göre değişiklik gösteren sosun her bölgeye özgü bir tarifi mevcuttur. Nam phrik sosunun temel malzemesi, dünyadaki en acı biber türlerinden biri olan Şili biberidir. Sos, sarımsak, fermente karides ezmesi, balık sosu, demirhindi veya limon suyu gibi güçlü tatlarla zenginleştirilir. Ayrıca, palm şekeri eklenerek hafif bir tatlılık sağlanır ve lezzet dengelenir. Bazı tariflerde kavrulmuş fındık veya kızarmış soya fasulyesi gibi ek malzemeler de kullanılır. Biber ve sarımsak, kavrularak veya ızgarada pişirilerek doğal aromaları yoğunlaştırılır. Malzemeler, geleneksel yöntemle havanda ezilerek pürüzsüz bir kıvam elde edilir. Genellikle buharda pişmiş sebzeler, taze salatalık dilimleri veya ızgara deniz ürünleriyle birlikte sunulur. Izgara etlerin veya deniz ürünlerinin üzerine gezdirilir. Tayland usulü yemeklerin yanında ise garnitür olarak sunulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Harissa, Tunus ” title_font_size=”13″]

    Harissa, Tunus mutfağının en ikonik lezzetlerinden biridir ve ülkenin ulusal sosu olarak kabul edilir. Kökeni, Akdeniz ticareti ve baharat yollarına kadar uzanır. 16. yüzyılda İspanyollar tarafından Kuzey Afrika’ya getirilen biberin yerel mutfakla bütünleşmesiyle harissa ortaya çıkmıştır. Günümüzde Tunus’un yanı sıra Fas ve Cezayir mutfaklarında da sıkça kullanılan bu sos, bölgenin gastronomik zenginliğini temsil eder. Harissa sosunun tarifleri bölgelere göre farklılık gösterse de genellikle kurutulmuş acı biber, sarımsak, zeytinyağı, kişniş, kimyon tohumları, tuz ve limon suyu ile hazırlanır. Acı ve tatlı biberlerin dengeli bir şekilde harmanlanmasıyla bu sosa özgü bir tat elde edilir. Kurutulmuş biberler, hazırlık aşamasında ılık suda bekletilerek yumuşatılır ve çekirdekleri çıkarılarak fazla acılığı alınır. Yumuşamış biberler, sarımsak, baharatlar ve zeytinyağı ile birlikte havanda dövülerek ya da blenderde pürüzsüz bir kıvam alıncaya kadar karıştırılır. Son olarak, tuz ve limon suyu eklenir. Hazırlanan sos sterilize edilmiş kavanozlara konur ve üzerine zeytinyağı eklenerek uzun süre saklanabilir. Özellikle kuskus, tajin gibi geleneksel yemeklerde ve günlük sofralarda sıklıkla yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Scotch Bonnet Sosu, Karayipler ” title_font_size=”13″]

    Karayip mutfağının en ünlü soslarından biri olan Scotch bonnet sosu, adını İskoçların geleneksel şapkasına benzeyen Scotch bonnet biberinden alır. Bu biber çeşidi, Afrikalılar aracılığıyla Karayipler’e getirilmiş ve zamanla yerel yemek kültürünün vazgeçilmez bir parçası hâline gelmiştir. Scotch bonnet biberi, Karayipler’in sıcak ve nemli ikliminde yetişir ve bölgenin simgelerinden biri olarak kabul edilir. Sosun temel malzemeleri arasında Scotch bonnet biberi, mango, ananas, sirke, soğan, sarımsak, zencefil, tuz ve şeker bulunur. Bazı tarifler, baharat karışımları ve kişniş gibi ek malzemelerle zenginleştirilir. Sosun hazırlanışında, biberler saplarından ayrılır ve çekirdekleri istenen acılık seviyesine göre ayıklanır. Doğranmış biberler, sirke, soğan, sarımsak ve diğer malzemelerle birlikte blenderde ya da havanda pürüzsüz bir kıvama getirilir. Elde edilen karışım, düşük ateşte kısa bir süre pişirilerek tatların daha iyi harmanlanması sağlanır. Scotch bonnet sosu yalnızca acılığıyla değil, tropikal meyve aromalarıyla birleşen hafif meyvemsi tadıyla da öne çıkar. Bu benzersiz lezzet, sosu Karayip mutfağının vazgeçilmez bir parçası yapar. Sosun hafif akışkan kıvamı ve parlak sarı-turuncu rengi, bölgenin tropikal doğasını yansıtır.

  • KIŞ SEBZESİ PIRASANIN EN LEZZETLİ SUNUMLARI

    Kalorisi oldukça düşük ama bir o kadar da besleyici olan, içerdiği fitokimyasallar sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiren pırasa, soğan ve sarımsak gibi Allium cinsine ait bir bitkidir ve bu da onun çeşitli hastalıklara iyi gelen faydalı bileşenler barındırdığını göstermektedir. Pırasa hakkında daha fazla bilgi sayfanın devamında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir metreyi bulabilen sap ve yapraklarıyla taze soğanın irisine bazen de sarımsağa benzetilen pırasa sebzesi zambakgiller ailesindendir. Eski Mısırlılar ile Romalılar tarafından çiğ olarak fazlaca yendiği biliniyor. O dönemler özellikle uyku veren, sakinleştiren özelliğinden dolayı tüketildiği de günümüze ulaşan bilgiler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bugün ise pırasa denince hemen akıllara zeytinyağlı tarifi gelmekte. Neredeyse mutfağımızın geleneksel yemeklerinden olan zeytinyağlı pırasanın olmazsa olmaz malzemeleri arasında az miktarda havuç ve pirinç de bulunuyor. Soğuk yenen yemek tabağa alındığında, üstüne isteğe göre limon sıkılarak da tüketilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sıcak sıcak yudumlanacak bir pırasa çorbasını blender’dan geçirerek pürüzsüz hâle getirebilir ya da taneleri ağzınızda hissedeceğiniz bir tarifi uygulayabilirsiniz. Çorbanın içine katacağınız mevsim sebzeleri ve baharatlar ile de şifa dolu bir kış çorbası elde edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çay yanında sunabileceğiniz en lezzetli ve özgün tatlardan biri pırasa böreği olabilir. İnce ince doğradığınız pırasaları rendelediğiniz havuçlarla yağda kavurup börek harcı hazırlayabilir, bu harçla ister yufkaların kat kat döşendiği bir börek isterseniz yufkaların sarılıp tepside dolandığı bir kol böreği yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pırasanın içerdiği vitaminlerden daha fazla faydalanmak için çiğ tüketmenin tarifleri de bulunuyor. Turpla birlikte yer vereceğiniz bol limonlu bir salata da yapılabilir, ince doğranmış pırasaları sarımsaklı yoğurtla harmanlayarak harika bir meze de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sayfanın başında görüntü olarak taze soğan veya sarımsağa benzetiliyor dediğimize bakmayın, pırasa aslında tatlı bir tada sahip. Bu özelliği nedeniyle de tart hamurlarının en uyumlu malzemelerinden biridir. Pırasalı tart çay yanında atıştırmalık olarak da ana öğünlerde de tüketilebilir.

  • BU MEYVELER NASIL SOYULUR? YA BU SEBZELER NASIL AYIKLANIR?

    Özellikle de kimi egzotik meyvelerin nasıl soyulup kesileceği konusu aşılması gereken bir sorun olarak karşımızda öylece durur. Mutfağımızda yer vermediğimiz veya sadece restoranlarda yemeyi tercih ettiğimiz kimi sebzeler de çiğ hâlleriyle bilmeyeni âdeta ürkütür. Elinize aldığınızda ne yapacağınızı, işe nereden başlayacağınızı bilemezsiniz… İşte bu gibi durumlara sebebiyet verebilecek meyve ve sebzeleri masaya yatırdık, nasıl soyulup ayıklanacaklarını bir bir anlattık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Önce ananasın üst ve alt köklerinden yuvarlak ince birer parça kesin. Sonra kesim tahtasında dik konuma getirin ve bıçak yardımıyla kabukları yukarıdan aşağı doğru kesin. Kabuklarını soyduğunuz ananası yatay olarak tahtaya yatırın ve parmak kalınlığında doğrayarak yuvarlak dilimler elde edin. Dilimlerin tam ortasındaki kendini belli eden yuvarlak bölüm sert ve tatsızdır. Yemenin bir sakıncası yoktur fakat dilerseniz bıçak yardımıyla çıkarıp dilimlerinizi ananas halkalarına dönüştürebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Avokadoyu bıçak yardımıyla enlemesine ortadan keserek ikiye ayırın. Ortasındaki büyük çekirdek iki yarım meyvenin birinde kalacaktır, çekirdeği yerinden çıkarın. Ortadan kesme işlemini uzunlamasına da yapabilirsiniz fakat o şekilde çekirdeği çıkarmak biraz daha zorlayıcı olabilir. Kabuğunun içinde yumuşak bir dokuya sahip olan avokadoyu kaşık yardımıyla çıkarın ve dilimleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hindistan cevizinin tepe kısmında üç göz göreceksiniz. Genellikle içlerinden biri kolayca delinebilecek yapıdadır. Sivri bir bıçağın hatta bir tornavidanın ucuyla o zayıf noktayı bulun ve delik açın. Meyvenin suyunu daha sonra içmek üzere bir bardağa boşaltın. Suyunu boşalttıktan sonra tahtaya yatay olarak yatırdığınız Hindistan cevizine bir iki kez çekiç yardımıyla vurarak çatlamasını sağlayın, sonra elinizle ortadan ikiye kırın. Elinizdeki iki yarım meyveyi birkaç küçük parçaya ayırın. Kahverengi kabukları soyarak meyvenin beyaz yumuşak kısmına ulaşın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mangoyu bıçak yardımıyla ortadan ikiye ayırmalısınız fakat meyvenin ortasında büyükçe bir çekirdek bulunur. Bu yüzden bıçağı çekirdeğe değdire değdire meyvenin etrafında çevirin. Bir turu tamamladığınızda elinizle meyveyi ortadan ikiye ayırın, çekirdek yarımların birinde kalacaktır, yerinden kaşık yardımıyla çıkarın. Elinizdeki yarım meyvenin kabuğunu bir tabak gibi düşünün, tabağın içindeki meyveyi kare dilimlere nasıl ayırırsınız? Bıçağın ucuyla önce uzunlamasına sonra enlemesine keserek minik dilimler oluşturun. Fakat kesinlikle bıçakla kabuğu kesmeyin. Böylece mangonun kabuk kısmından parmağınızla içeri bastırdığınızda dilimler açığa çıkacak ve çatalla tek tek yemeniz kolaylaşacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kerevizin maydanoza benzeyen sap kısımlarını da pırasa gibi doğrayarak tüketebilirsiniz fakat kimilerini düşündüren patatese benzeyen biçimsiz gövdesinin nasıl soyulup kesileceğidir. Bunun için önce sap kısmını keserek gövdeden ayırmalısınız. Kerevizin yuvarlak gövdesini tahtaya yatırarak parmak genişliğinde dairesel dilimlere ayırın. Daha sonra tek tek dilimlerin etrafındaki kabukları soyun ve elinizdeki kereviz parçalarını küp küp doğrayarak yemek için hazır hâle getirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuşkonmazları ortadan ikiye kırmak istediğinizde kendi yerini bilerek olması gereken yerden kırılacaktır. Bu şekilde sap kısımlarını ayırmış olursunuz ve dileğiniz gibi kullanabilirsiniz. Eğer sap kısımlarını tamamen atmak istemiyorsanız alt kısımlarında bulunan koni şeklindeki çıkıntıları temizlemeniz gerekir. Bunun için bir bıçak ya da sebze soyacağı kullanabilirsiniz. Kuşkonmazın pişerken her yerinin eşit yumuşaması için aynı kalınlıkta olması gerekir, bu oranı sebze soyacağı ile sağlamak daha kolay olacaktır. Sonrasında sebzenin alt tarafındaki beyaz kısmını küçük bir miktar keserek atın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Enginar, yaprakları da yenilebilen bir sebzedir ama siz çanak bölümüne ulaşmak istiyorsanız, önce tepesindeki kök kısmını bir miktar kesmeli, sonra da yaprakları çıkış yönüne doğru kopararak iyice azaltmalısınız. Enginarın kalbine yaklaştığınızı hissettiğinizde keskin bir bıçak yardımıyla sadece kök kısmının etrafını elma soyar gibi soyun. Beyaz kısmını tamamen ortaya çıkarın. Enginarı tahtaya yatırarak uç kısmında kalan yaprakları kendini belli eden yerden bıçak yardımıyla kesip uzaklaştırın. Elinizdeki enginarın gül gibi açılması için parmaklarınızla biraz gevşetin, fakat orta yerine parmağınızı sokmayın çünkü orada dikenli tüyleri bulunur. O tüyleri bir tatlı kaşığı yardımıyla tamamen temizleyin. Artık zeytinyağlı yemeğiniz için çanak enginarınız hazır durumda.

  • YİYECEKLERİMİZDE BESİN KAYBINI AZA İNDİRECEK 8 ÖNLEM

    YİYECEKLERİMİZDE BESİN KAYBINI AZA İNDİRECEK 8 ÖNLEM

    Sebze ve meyveler topraktan ayrıldığı an besin değerini kaybetmeye başlar. Soframıza gelene kadar devam eden sürece biz de farkında olmadığımız bazı alışkanlıklarla katkı sağlarız. Fakat hem bu alışkanlıkların farkına vararak yeni yöntemler geliştirmek, hem de yiyeceklerin besin değerlerinden olabilecek en üst seviyede faydalanmak bazı yönleriyle bizim elimizde. Nasıl mı?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Birçoğumuzun alışkanlığı sebzeleri soyduktan, ayıkladıktan hatta parçalara böldükten sonra yıkama şeklindedir. Oysa doğranmış sebzeler suyla buluştuğunda vitamin kaybına uğruyorlar. Uzmanlar tarafından önerilen sıralama yıkamak, gerekiyorsa soymak ve doğramaktır. Söz konusu olan köklü sebzeler ise doğru olan önce köklerini kesmek, sonra yıkamak ve doğramak şeklindedir. Bu uygulamaların meyvelerin birçoğu için geçerli olduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Oksijen, ısı ve ışıkla buluşan yüzey ne kadar fazla olursa vitamin kaybı da o oranda fazlalaşmakta. Yani siz kestikçe, kesilen yüzeyler havayla temas ederek değer kaybetmekte. Sebzeleri büyük parçalara bölmek bu buluşma oranını kısıtlı tutacağı için oldukça etkili bir yöntem. Bıçak gibi kesici aletlerle ince ince kesilen sebzelerin yapısının bozulduğu da uzmanlar tarafından ifade ediliyor, bu nedenle sözünü ettiğimiz büyük parçalara bölme işlemini mümkün olduğunca el ile yapmak faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Elma ve patates kabuğunun yüksek oranda lif içermesi gibi, pek çok besin de vitamin ve minerallerin büyük kısmını kabuğunda bulunduruyor. Bu nedenle yenebilen türdeki sebze ve meyveleri soymamak ama illaki gerekiyorsa olabildiğince ince soymak vücudumuza giren vitamin ve mineral oranını artıracaktır. Bunun için en iyi yöntem, soyma işlemi için bıçak yerine soyma aparatı kullanmaktır. Böylece mutfak işlerinde yetkin olmayanlar bile kabukları incecik soyabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her yemeğin daha doğrusu her sebzenin kıvamına gelmesi için bir pişirme süresi var. Örneğin ıspanak, kabak gibi sebzeler için 10 dakika yeterli iken fasulye için 20 dakika gerekebiliyor. Fakat gereğinden fazla ısıya maruz bırakmak B ve C vitamini gibi değerleri kolaylıkla kayba uğratıyor. Yemeğinizin pişme süresini kısa tutmalısınız diyerek size bir de öneride bulunalım: Kapağı açık pişen yemek, buharı dışarı salacağı için her zaman daha fazla ısıya ihtiyaç duyar, yemeğiniz pişerken kapağını kapalı tutun ki buhar içeride kalarak sürenin kısalmasına yardımcı olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sebzeler haşlanırken suyuna salınan vitamin ve mineralleri kaybetmek istemiyor ama “bu suyu haşladığım sebze ile servis etmem de mümkün değil” diyorsanız o zaman bu vitaminli suyu salata ya da çorbalarınızda sos olarak kullanabilirsiniz. Ve bu durumu göz önünde bulundurarak daha en başında yemeğinizin suyunu bol tutmayıp haşlayacağınız sebzenin üstünü örtecek miktarda ayarlarsanız, besinin tüm vitaminini suya bırakmasını engellersiniz. Hatta ıspanak, semizotu gibi sebzelere ekstra su eklemeyerek kendi suyunu salmasına ve o suda pişmesine izin vermelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Besinleri gereğinden fazla pişirmenin vitamin kaybına neden olacağını söylemiştik. Bununla birlikte pişirme süreci ıspanak gibi sebzelerde bağlı bulunan kalsiyumun salınmasını sağlar, vücudumuz bu yemeklerden daha fazla mineral absorbe eder. Böylece demir ve magnezyum alımımız artar. Tabii söylediğimiz bütün sebzeler için geçerli değildir, örneğin kansere karşı güçlendirici olduğu bilinen brokoli, beyaz lahana, karnabahar gibi turpgillerin, etkisini gösterebilmesi için mümkünse çiğ yenmesi, fakat şişkinlik yapacağı endişesi taşınıyorsa hiç olmazsa buharda pişirilmesi tavsiye ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bazı besinlerde fazlasıyla bulunan demir minerali o besini yemiş olsak bile sindiremediğimiz için bir işe yaramaz. Oysa ıspanak ya da karalahana, balık veya kırmızı et gibi bol miktarda demir barındıran yiyecekleri limon gibi C vitamini içeren besinlerle bir araya getirdiğinizde birbirleri ile reaksiyona girmelerini ve vücudunuzun demir mineralinden daha fazla faydalanmasını sağlarsınız. Ayrıca yeşilbiber, maydanoz gibi yeşillikler de C vitamini kaynağı olduğu için saydığımız ve sayamadığımız demir zengini yiyeceklere hem fazlasıyla lezzet hem de değer katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yazının en başında, sebze ve meyvelerin topraktan sökülüp dalından koparıldıkları an besin değerlerini kaybetmeye başladığını söylemiştik. Dolayısıyla çiğ olarak ya da pişirerek yemek istediğiniz besinler mutfağınıza girdiğinde onları belli koşullarda muhafaza etmeli ve mümkün olduğunca çabuk tüketmelisiniz. Soyduğunuz, doğradığınız sebze ve meyveleri bir an önce yemeli, pişirdiğiniz ya da daha sonra pişireceğiniz sebzeleri buzdolabında 4.5 °C’nin üstüne çıkmayan bir ısıda saklamayı ihmal etmemelisiniz.

  • KURUTULMUŞ HALLERİYLE MEYVELER

    Meyveler, rengârenk görüntüleri leziz mi leziz tatlarıyla vazgeçilmez besinlerimiz arasındadır ve onları sadece mevsiminde değil yaz-kış yiyebilmenin en güzel yollarından biri kurutmaktır. Şimdiye dek hayatınıza dâhil etmediyseniz mutlaka listenizin ilk sırasına almanızı öneririz. Eğer konu hakkında bilgi sahibi değilseniz listemize hızlıca bir göz atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Güney Asya’nın Renkli Kültürü: Hint Mutfağı

    Güney Asya’nın Renkli Kültürü: Hint Mutfağı

    Bazı kültürlerin mutfağını duyar duymaz birkaç saniyelik duraksama yaşarız hani… Çok acı olduğunu düşündüğümüzden, pişmemiş ete karşı yargılarımızdan veya tanımadığımız besinler içerdiğinden olabilir bu duraksama… Hindistan mutfağı da genellikle çok baharatlı olduğu düşünülen ve karmaşık sanılan mutfaklardan biri. Peki gerçekten öyle mi? İsterseniz listemizi okuduktan sonra buna siz karar verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Hint mutfağına ilişkin yanlış bilinenlerden biri yemeklerin köri sosuyla yapıldığıdır. Oysa Hindistan’da herhangi bir restoranda köri isminde tek bir sosla karşılaşmanız pek de olası değil. Genellikle doğru bilinen şey ise şu: Kokusu keskin baharatların sıklıkla kullanıldığı bir mutfağa sahip Hindistan. Tohum baharatların ya da taze otların ağırlıklı kullanımı ise bölgeden bölgeye değişiyor. Ülkenin genelinde en çok kullanılan baharatlar kimyon, kişniş, zencefil, zerdeçal, kakule.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Hindistan mutfağını tek kelime ile tanımlamak doğru olmaz çünkü sulak ve kurak yerleşimlere göre değişen bir yaklaşıma sahip. Hint mutfağında acı da var ekşi ve tatlı da. Sofraların değişmezi ise masala ismi verilen karışımlar, yani soslar… Masalanın onlarca farklı içeriği olabilir ve tabii ki yiyeceğiniz yemeğe en uygun olanını seçmek bu kültürü tanımayı gerektirir. Ya da siparişinizi verdiğiniz garsondan yardım almayı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Hindistan’da dana eti yenmediği düşüncesi de yaygındır. Oysa çok farklı kültürleri bir arada yaşatan ülkede dana etini kesinlikle yemeyenler olduğu gibi yiyenler de mevcut. Ama çoğunlukla kuzu, koyun ve keçi eti tüketiliyor. Örneğin fotoğrafta gördüğünüz kırmızı etli ve bol baharatlı “kashmiri rogan josh” yemeği yoğurtla tatlandırılıyor ve bizim damak tadımıza da çok uygun. Bununla birlikte tavuk etinin çok tüketildiği Hint mutfağında en yaygın besinlerin başında ise balık geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Bölgelere göre farklılık gösterdiğini söylediğimiz bu mutfağın olmazsa olmazlarından biri pirinçtir. Güney Hindistan’da Kuzey’e göre çok daha fazla pirinç tüketilir hatta sabah kahvaltılarında sos eşliğinde servis edilen pirinç toplarını görebilirsiniz. Sebze, tavuk ya da koyun etiyle yapılan briyani isimli pirinç pilavı da neredeyse ülkenin millî yemeklerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Hindistan mutfağında sokak lezzetleri de önemli bir yer tutar. El arabalarında satılan ve chaat ismi verilen atıştırmalıklar alabildiğine çeşitli malzemelerle yapılır ve oldukça da doyurucudur. Örneğin kızarmış hamurun içine doldurulan patates, bezelye, et ve mercimek samosa adıyla satılırken bir öğün rahatça doymanızı sağlar. Hatta samosaların kuru, tatlı ve Hindistan cevizli versiyonları da bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Yoğurttan peynire süt ürünleri bu mutfağın gediklisidir ve paneer ya da lor gibi peynir türleri sadece kahvaltıların değil klasik bir menünün eşlikçilerindendir. Aynı şekilde yoğurt da çorbadan pilava pek çok yemekte kullanılır. Ülkenin çay kültüründe ise süt vardır ve sütlü çay yaygın olarak tüketilir. İngilizlerin sütlü çayından farkı ise masala ile yani baharatla karıştırılmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    hint yemekleri

    Güney Asya’nın birçok ülkesinde olduğu gibi Hindistan’da da ekmek kültürü yerleşiktir. Naan, çapati ya da roti ismindeki ekmekler bizim ülkemizdeki bazlama, yufka, gözleme tipi ekmeklerle benzerlik gösterirler ve bütün öğünlerde illa ki bir ekmek türü bulunur.

  • 9 Madde İle Aşure Yapımının Püf Noktaları

    9 Madde İle Aşure Yapımının Püf Noktaları

    İslami takvimin ilk ayı olan Muharrem ayı, İslam’daki 4 kutsal aydan biridir. Muharrem ayının önemli günleri ise yılın ilk günü olan 1. günü ve Aşure Günü olan 10. günüdür. Aşure Günü’nün adını Arapça’da “on” anlamına gelen “aşara” kelimesinden aldığı düşünülür. Aşure Günü’nde gerçekleştiğine inanılan birçok kutsal olay da vardır. Günümüzde ise Muharrem ayı evlerde mis gibi aşurenin kaynadığı, bereketin komşular ve dostlar ile paylaşıldığı günler anlamına gelir. Aşure yapımı zahmetli ve özen isteyen bir tariftir, bu güzel tarifi en iyi şekilde uygulamanız için dikkat etmeniz gereken 9 püf noktayı listemizde bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kaliteli Ve Taze Malzeme Kullanın” title_font_size=”13″]

    Tüm tariflerde olduğu gibi aşurede de mükemmel lezzeti yakalamak için kaliteli malzeme kullanmanız gerekiyor. Kullanacağınız bakliyat ve kuru yemişlerin yeni mahsul olduğundan emin olun. Eğer organik malzemeler kullanmayı tercih ederseniz, tarifteki pişirme sürelerinin uzayacağını da hesaba katın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çalışmalara Bir Gece Önceden Başlayın” title_font_size=”13″]

    Kullanacağınız malzemeleri bir gece önceden ıslatmanız, aşurenin hakkını vermeniz için büyük önem taşıyor. Nohut, fasulye ve buğday gibi malzemeleri bir gece önceden ıslatmak yerine düdüklü tencere kullanmayı tercih edebilirsiniz ama bu durum aşurenizin lezzetini etkileyebilir. Aşurenizin maksimum lezzette olması için unutmamanız gereken bir başka detay ise bakliyatları iyi su ile ıslatmak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üşengeç Olmayın Tarifin Hakkını Verin” title_font_size=”13″]

    Aşure yapımında en sık rastlanan hatalardan biri üşengeçlik yaparak tüm malzemeleri aynı tencerede ıslatmak. Malzemeler farklı sürelerde pişecekleri için hem ıslatırken hem de pişirirken ayrı tencerelerde olmalılar. Ayrıca sabah aşureyi pişirme işlemine geçtiğinizde malzemeleri ıslattığınız suları dökmeniz ve haşlama işlemine temiz suyla devam etmeniz gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Elinizi Korkak Alıştırmayın” title_font_size=”13″]

    Aşure malzemeleri ekledikçe çoğalacak, çoğalacak ve sonunda tüm mahalleye yetecek boyutlara ulaşacak, bu sebeple buğdayı ıslatacağınız yani aşurenin tüm malzemelerinin bir araya geleceği tencereyi evinizdeki en büyük tencereler arasından seçmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuru Yemişleri Hazırlarken Özen Gösterin” title_font_size=”13″]
    badem, kuru kayısı, kuru incir

    Aşurenizin içine ekleyeceğiniz kuru yemişleri de en önce yıkamanız daha sonra ise çöplerden ve saplardan arındırmanız gerekiyor. Kuru yemişlerin yumuşamasını sağlamak ve kullanıma hazır hâle getirmek için kaynar suda ıslatın ve bir süre dinlenmelerine izin verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bembeyaz Bir Aşure İçin…” title_font_size=”13″]
    şişe süt

    Herkesin aşure konusundaki hassasiyetleri farklıdır. Eğer siz de aşurenizin bembeyaz bir görüntüsü olmasını istiyorsanız, pişirme sırasında önceden iyice yıkanmış pirinç ya da süt ekleyerek aşurenizin açık renkli olmasını sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şekersiz Bir Aşure İçin…” title_font_size=”13″]

    Sağlık sorunları nedeniyle ya da formuna dikkat etmek amacıyla rafine şeker kullanmayı tercih etmeyenlerdenseniz, aşurenizi toz şeker yerine pekmez ile tatlandırabilirsiniz. Fakat pekmezin de aşurenin rengini biraz koyultabileceğini unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Portakala Dikkat” title_font_size=”13″]

    Portakal kabuğu, aşureye lezzet vermek için en sık kullanılan malzemeler arasında yer alır. Fakat portakal kabuğu kullanırken dikkatli olmak gerekir çünkü portakal kabuğunu rendelerken kabuğun beyaz kısmını da rendelerseniz, aşureniz acılaşır. Bu durumun önüne geçmek için portakal kabuğu rendelemek yerine aşurenize bir kaşık portakal reçeli katmayı tercih edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşurenin Servisi” title_font_size=”13″]

    Büyük zahmetlerle hazırladığınız aşureyi en güzel şekilde sunmanız için aşurenin servisi aşamasında dikkat etmeniz gereken püf noktalar bulunuyor. İncir ve ceviz gibi aşurenin kararmasına sebep olacak malzemeleri tencereye en son aşamada eklemeniz ya da sadece serviste kullanmanız büyük önem taşıyor. Ayrıca aşureyi servise hazırlarken, nar taneleri gibi sunuma renk katacak meyveleri tercih edebilirsiniz.