Kategori: Yemek/Beslenme

  • Turşusuz Bir Dünya Mümkün Mü?

    Turşusuz Bir Dünya Mümkün Mü?

    Sayesinde mevsiminde olmayan sebze ve meyvelerin de sağlıklı biçimde yenebiliyor olması, uzun süre saklanabilmesi, hem içecek hem yemek gibi tüketilebilmesi gibi nedenlerle turşusuz bir dünyanın mümkün olmadığına inanıyoruz. Bizler kültür olarak dünyanın en güzel ve çok turşu çeşitlerine sahibiz evet ama bakalım diğer ülkelerde öne çıkan turşu çeşitleri hangileri?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Acı, tatlı ve ekşinin memleketi olan Hindistan’da o kadar farklı turşu çeşitleri var ki mango belki de bize en tanıdık geleni… Hindistan’a has mango turşusu “aam ka achaar”ın birbirinden farklı tarifleri bulunuyor ve Hintliler bu turşuyu genellikle ekmek ve yoğurt eşliğinde tüketiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Güney Kore’nin meşhur yiyeceği “kimchi” fermente edilmiş sebzelerden meydana geliyor. Bazı yerlerde yemek olarak değerlendirilen kimchi aslında turşunun farklı bir versiyonu. Özellikle lahana ile yapılıyor ve çoğunlukla garnitür olarak servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Almanların ün yapmış turşusu “sauerkraut” bizim lahana turşumuza fazlasıyla benziyor, sadece daha ekşi bir tada sahip olduğunu söyleyebiliriz. Bir de bizde lahanalar geniş yapraklar halinde tutulurken sauerkraut turşusunda ince ince kıyılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Takuan” turşusu beyaz turptan yapılmasına rağmen neden sarı renkte görünüyor, diye soranlar için turpun güneşte kurutulduktan sonra tuzlandığı bilgisini verebiliriz. Japonya’da oldukça popüler olan turşu suşi yapımında da kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bulgaristan’ın geleneksel turşusu “tsarska”nın diğer bir adı da çar ya da kral turşusudur. Bizim karışık turşumuza benzeyen tsarska’da havuç, kırmızıbiber, kereviz gibi sebzeler bulunabilirken içeriğin olmazsa olmazı karnabahardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Balkan ülkelerinin en güzel lezzetlerinden olan “kamber” yani domates biberi turşusu Trakya‘nın ülkemizdeki topraklarında da sıklıkla yapılan bir turşu çeşidi. Bazı yerlerde de bu kırmızıbiberlerin bütün olarak turşusu yapılıyor ve içi farklı malzemelerle doldurularak servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Meksika mutfağına ait jalapeno turşusu artık bizim mutfağımızın da vazgeçilmezleri arasında bulunuyor. Acı ve etli Meksika biberiyle yapılan turşu oldukça lezzetli ve iştah açıcı… Ayrıca 15 gün gibi kısa bir sürede turşu haline gelebilen bir özelliğe de sahip.

  • Hayatın En Güzel Demlerinden Çayın 8 Maddelik Öyküsü

    Hayatın En Güzel Demlerinden Çayın 8 Maddelik Öyküsü

    Yokluğu baş ağrıtacak kadar üzen, kokusuyla bir anda yorgunluğu bitiren, günün her saati içilebilen çay biz Türk milleti için bir nevi ab-ı hayattır. Peki, çay kelimesinin dilimize Çin’den doğru geldiğini biliyor muydunuz? Çin’in Mandarin lehçesinde “cha” şeklinde yazılıp “ça” diye okunan kelime sadece bizde değil pek çok dilde “çay” olarak ifade edilir ve anladığınız üzere bu orijinal sıvının keşif yeri de Çin’dir. Gelin, çay hakkındaki hikâyenin en başına gidelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kazanda kaynayan suyun içine tesadüfen düşen yeşil yapraklar, suyun değişen rengi ve ortaya yayılan o mistik koku… Bundan neredeyse 5000 yıl önce Çin imparatorlarının ilklerinden Shen Yung’un bu manzaraya tanıklık etmesiyle başlamış çayın yolculuğu… Rivayet o ki bu tanıklıktan sonra imparator hem bir çay tiryakisi hem de bu işin takipçisi olmuş. Yüzyıllar içinde önce Uzakdoğu diyarlarına, 18. yüzyıl’da da Portekiz’den doğru Avrupa’ya yayılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı da Çin’den getirdiği fidanları Bursa’da yetiştirmek istemiş fakat çevre koşullarının uygun olmayışı yüzünden çayın ülkeye yayılması 1900’lü yıllara kalmış. Bitkinin yetişmesinde Karadeniz’in elverişli şartlara sahip olduğu fark edilince 1924 yılında Rize’de çay yetiştiriciliği yapılması için bir yasa çıkarılmış. Çayın bizdeki hikâyesi ülke insanını fethetmesiyle son buluyor diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pek çok ülkeyi fetheden çaya farklı kültürler tarafından farklı bir alaka gösterilir. Örneğin Ruslar, önce beyazlatılmamış şekeri ağızlarına alır sonra çayı yudumlarlar ve neredeyse her öğün içerler. Japonlar, çay ikramı ve kabulünü adeta bir ritüele dönüştürürler. İrlanda ve İngiltere’de aristokrasinin içeceği olmaktan 18. Yüzyıl sonlarında kurtularak günlük yaşamın içine giren içecek, bugün de entelektüelleri çay partilerinde bir araya getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türkiye çay üretimi ve tüketimi açısından dünyada ilk sıralarda… Ülke insanı için olmazsa olmazı kahvaltı yanıdır ama bütün öğünlerde tüketmek isteseniz de kimse yadırgamaz. Türk mutfağında sayısız eşlikçisi varsa da simitle birlikte yudumlamak gerçekten eşsiz bir keyiftir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir yudum aldığınızda kokusuyla tadıyla “Oh be!” dedirtecek güzellikte bir çay için bazı püf noktalarına dikkat etmeniz gerekir. Bunlardan biri çayın yapılacağı demliğin malzemesidir. Daha lezzetli bir çay için genellikle emaye, seramik, porselen ya da bakır demlik tercih edilmesi tavsiye edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir diğer püf nokta da zamandır! Çayın demlenmesi için 20 dakika kadar bekler, hatta bu sürede demliğin ağzını bir tıpa ile kapatırsanız buram buram aromasıyla iyi demlenmiş bir çay elde edebilirsiniz. Burada dikkat edilmesi gereken husus, çay demlenirken alttaki suyun çok kaynamaması ve buharıyla çayı acılaştırmamasıdır. Bunun için çay demlenirken ateşi kısmalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yaşattığı lezzetli ve keyifli dakikalarla sınırlı değildir çayın faydaları… Ağız sağlığından antioksidan etkisine, sindirim sisteminden bağışıklık sistemine, stres ve diyabet konularına çeşitli etkiler ve faydalar içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Çay servisinde bardağa önce çay sonra sıcak su koyulur ve “dudak payı” diye tabir edilen 1-2 santimlik bir boşluk bırakılır. Ve çayı en orijinal haliyle hissedebilmek için mutlaka ince belli bardakta içilmesi önerilir.

  • ÇÖPE GİDEN BESİNLER NASIL DEĞERLENDİRİLİR?

    Attığımız her adım, aldığımız her karar biz farkında olmasak da ekosistemi derinden etkiliyor. İnsanoğlunun doğaya karşı üstünlüğü bizleri ekolojik bir sorunla yüz yüze bırakırken, bu farkındalıkla yaşayan insanların doğaya en az zarar verecek şekilde hayatlarını dizayn ettiklerini görebiliyoruz. Kullanılan su miktarından fosil yakıt tüketimine kadar pek çok farklı alanda hassasiyet gösteren ekolojik yaşam savunucuları; gıda konusunda hem doğaya hem de ev ekonomisine katkı sağlayacak yeni bir bakış açısını artık toplumun hafızasına iyice yerleştirdi. Evinizde bu basit yöntemleri uygulayarak çöpe attığınız birçok gıdayı lezzetli atıştırmalıklara dönüştürerek tasarruf sağlayabilir ve ziyan olmasının önüne geçebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 8 Madde İle Lezzetli ve Şifalı Sirke

    8 Madde İle Lezzetli ve Şifalı Sirke

    Mutfağımızda en sık kullandığımız malzemelerden biri sirke… Öyle yiyeceklerimiz var ki sirkesiz lezzeti tam olmaz, örneğin piyazı, çoban salatayı sirkesiz düşünmek mümkün değil. Üstelik sirkenin marifetleri bu kadarla da kalmıyor, birçok uzman sirkenin sağlığımız için faydalı bir besin olduğunu belirtiyor. Mutfağımızın bu değerli üyesini 8 maddede anlatıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yemeklere, salatalara karakteristik tadıyla lezzet katan sirke aslında sadece meyve ve sudan oluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sirkenin lezzetli ekşi tadı elma, üzüm gibi yüksek asitli meyvelerden kaynaklanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Üstelik sirkeyi evde kendiniz de kolayca yapabilirsiniz. Sadece meyve, su bir de loş ve ılık bir yerde saklayacağınız bir kavanoza ihtiyacınız olacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En çok elmanın ve üzümün sirkesi yapılıyor ama nar, limon, ahududu gibi sayısız meyvenin hatta pirincin ve karanfilin bile sirkesini bulmak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünya çapında bir ünü olan balzamik sirkesi ise özel İtalyan üzümlerinden en az 12 sene bekleterek yapılır ve bu geleneksel lezzetin tadına varmak için binlerce lirayı gözden çıkarmanız gerekebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sirke bir salatanın başına gelebilecek en güzel şey olan Vinaigrette sosunun da ana maddesidir. Değişik ismine aldanmayın Vinaigrette, sirke ile zeytinyağının doğru oranlarda karıştırılarak arzu ettiğiniz baharatlarla tatlandırılmasıyla elde ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sirkenin ismi konu sağlıklı beslenme olduğunda da sık sık telaffuz ediliyor. Özellikle evde yapılmış elma sirkesi tüketmenin sağlığa yararları olduğu, bazı hastalıklardan koruduğu, metabolizmayı hızlandırdığı düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sirkenin sadece yemeklerde değil temizlik için de tercih edilen doğal bir malzeme olduğunu da not edelim. Yüzey temizliğinden, kabuklu meyve ve sebzelerin temizlenmesine dek birçok alanda sirkeden yardım alabilirsiniz.

  • MOLEKÜLER GASTRONOMİDE KULLANILAN TEKNİKLER

    Moleküler gastronomi, yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel süreçlerinin bilimsel olarak incelenmesine dayanan bir disiplindir. Sadece pişirme teknikleriyle sınırlı kalmayan, yiyeceklerin bilimsel yapısına derin bir yolculuk sunan bu mutfak anlayışı 1988’de Hervé This ve Nicholas Kurti’nin çalışmalarıyla yükselen bir trend hâline gelmeyi başardı. Şeflerin geleneksel pişirme yöntemlerinin ötesine geçen moleküler gastronominin detayları yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kurti ve This” title_font_size=”13″]

    Moleküler gastronomi alanının öncülerinden biri olarak kabul edilen fizikçi Nicholas Kurti (1908-1998), gıdaların bilimsel yönlerini araştırmak için fizik ve kimyayı kullanmış, gastronomi dünyasında yeni bir çağın başlamasını sağlamıştır. Oxford Üniversitesinde profesör olarak görev yapan Kurti, özellikle sıcaklık ve basınç gibi fiziksel etkenlerin, gıdalar üzerindeki etkilerini incelemiş ve bu yaklaşımla yemek pişirme tekniklerine farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Gıdaların yapısal ve kimyasal özelliklerini analiz ederek tat ve doku üzerinde nasıl kontrol sağlanabileceğini göstermek amacıyla deneyler yapmış; hatta ünlü bir örnek olarak “Çırpılmış yumurta pişirmeden nasıl hazırlanır?” gibi ilginç sorulara yanıt aramıştır. 1990’larda Fransız fizikokimyacı Herve This (1955) ile tanışan Kurti, yemek pişirmeyi bilimsel bir temele oturtarak, yemeklerin sadece tat, koku ve doku açısından değil, aynı zamanda yapısal özellikleri açısından da anlaşılmasını sağlamıştır. Yemek pişirmenin kimya ve fizik ile olan doğrudan ilişkisini vurgulayan ikili, yemek pişirmenin bir sanat olduğu kadar bir bilim olduğunu da savunmuştur. Kurti’nin çalışmaları, günümüzde modern mutfağın temel taşlarından sayılan sous vide (vakumla pişirme) ve düşük sıcaklıkta pişirme gibi tekniklerin önünü açmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sous Vide ” title_font_size=”13″]

    Sous vide; yani vakumla pişirme, yiyeceklerin vakumlu poşetlerde düşük sıcaklıklarda yavaşça pişirilmesini sağlayan bir yöntemdir. Bu teknik, Kurti’nin çalışmalarından etkilenen Fransız şef Joël Robuchon ve Amerikalı şef Thomas Keller tarafından modern mutfaklara kazandırılmıştır. Sous vide, proteinlerin doğal yapısını kontrollü bir şekilde koruyarak yiyeceklerin lezzet ve dokularını muhafaza eder. Yiyeceklerin protein yapısının bozulmasını önleyerek, pişirme sırasında aromaların yoğun kalmasını sağlar. Ayrıca düşük sıcaklıklarda yavaş pişirme, gıdaların eşit şekilde pişmesini ve daha kontrollü bir sonuç elde edilmesini sağlar. Özellikle et, balık ve sebzelerde yoğun lezzet ve kaliteli doku elde etmek için tercih edilir; böylece yemek daha yumuşak, sulu ve lezzetli olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sferifikasyon ” title_font_size=”13″]

    Sferifikasyon, sıvıların jel benzeri zarlarla kaplanarak küçük küreciklere dönüştürülmesini sağlayan, moleküler gastronominin en çarpıcı tekniklerinden biridir. İspanyol şef Ferran Adrià tarafından geliştirilen bu yenilikçi teknik, sodyum aljinat ve kalsiyum klorür gibi kimyasal maddeler kullanılarak sıvıları, içi sıvı dışı jel kıvamında, parlak ve pürüzsüz yüzeyli küçük kürelere dönüştürür. İlk olarak zeytin sferifikasyonu ile adını duyuran bu teknik, yemeğin yalnızca lezzet değil, aynı zamanda dokusal bir deneyim sunmasını sağlayarak gastronomiyi sanatsal bir düzleme taşımıştır. Sferifikasyon kürecikleri ağızda patlayarak orijinal sıvının tat ve aromasını serbest bırakır. Bu etki, geleneksel tatlara yenilikçi bir form kazandırırken yemeklerde beklenmedik ve etkileyici duyusal deneyimler oluşturur. Adrià, bu teknikle sadece zeytin değil, meyve suyu, çorba, kokteyl gibi birçok farklı sıvıyı kullanarak gastronomide sıra dışı sunumlara imza atmış ve modern mutfak sanatına yön veren öncü isimlerden biri olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yiyecekleri Dondurma: Sıvı Azot Tekniği” title_font_size=”13″]

    Sıvı azot tekniği, -196°C gibi çok düşük bir sıcaklıkta yiyeceklerin anında dondurulmasını sağlayan bir yöntemdir. Kimyasal olarak azot gazı kullanılarak gerçekleştirilen bu işlem, yiyeceklerin dokusunu ve yapısını anında değiştirme özelliğine sahiptir. Özellikle ünlü İngiliz şef Heston Blumenthal, bu tekniği tatlılarda kullanarak içi yumuşak, dışı sert bir kontrasta sahip dondurulmuş yiyecekler hazırlamıştır. Blumenthal’in sıvı azot tekniğiyle hazırladığı tatlılar, dokusal açıdan eşsiz deneyimler sunarken, sunumda da çarpıcı bir görsellik sunar. Bu hızlı dondurma yöntemi, yiyeceklerin yapısını bozmadan doğal tatlarını koruyarak ağızda ani bir soğuk patlaması yaratır ve ardından yumuşak iç dokusuyla lezzeti serbest bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fermantasyon” title_font_size=”13″]

    Fermantasyon, mikroorganizmaların karbonhidratları parçalayarak laktik asit gibi bileşikler üretmesiyle elde edilen, yiyeceklerin olgunlaşmasını sağlayan çok eski bir yöntemdir. Bu biyokimyasal süreç, mikroorganizmaların faaliyetleri sonucunda yiyeceklerde derin, kompleks ve benzersiz aromalar oluşmasına olanak tanır. Fermantasyon, yiyeceklerin tat bileşenlerini yoğunlaştırarak lezzetlerini katmanlı ve zengin hâle getirir. Bunun yanı sıra, yiyeceklerin besin değerini artırır; vitamin, enzim ve probiyotik açısından daha faydalı bir yapıya kavuşmasını sağlar. Özellikle laktik asit fermantasyonu, yiyeceklerin sindirilebilirliğini artırarak bağırsak sağlığını destekler ve doğal koruyucu etkisiyle gıdaların raf ömrünü uzatır. Bu özellikleriyle fermantasyon, geleneksel mutfakların vazgeçilmezi olmasının yanı sıra, modern gastronomide yeni tat ve dokular oluşturmak için de yaygın olarak kullanılan bir teknik hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Jelleştirme ve Katılaştırma ” title_font_size=”13″]

    Jelleştirme ve katılaştırma, sıvıların jelatin, agar agar ve benzeri jelleştirici maddelerle katı hâle getirilmesini sağlayan önemli bir gastronomik tekniktir. Bu işlem, tatlılardan soslara birçok yiyeceğe özel dokular kazandırmak için kullanılır. Agar agar, deniz yosunlarından elde edilen bitkisel bir jelleştirici olup, özellikle düşük sıcaklıklarda jel yapılar oluşturmasıyla bilinir. Bu nedenle vegan veya vejetaryen mutfaklarda geleneksel jelatinin yerine tercih edilmektedir. Jelleştirme, sıvılara daha yoğun, pürüzsüz veya esnek bir doku kazandırarak onları katı bir forma dönüştürür. Tatlılar, jöleler ve bazı modern garnitürlerde bu teknikle çeşitli tatların dengelenmesi, farklı dokuların oluşturulması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Emülsiyonlar ve Köpükler ” title_font_size=”13″]

    Emülsiyonlar ve köpükler, moleküler gastronomide yenilikçi dokusal katmanlar oluşturmak için kullanılan temel tekniklerden biridir. Emülsiyon, normalde bir araya gelmeyen iki sıvının –örneğin yağ ve su– stabilizatörler kullanılarak stabil bir karışım oluşturmasıyla elde edilir. Bu stabilizatörler, sıvıların yüzey gerilimini azaltarak bağlayıcı görevi gören ve iki sıvıyı bir arada tutan “yüzey aktif” maddeler olarak bilinir. Örneğin, mayonez yapımında yumurta sarısında bulunan lesitin, yağ ve suyu bir arada tutan doğal bir yüzey aktif madde olarak işlev görür. Emülsiyonlar, soslara zengin bir kıvam ve pürüzsüz bir doku kazandırır.

     

    Modern gastronomi, emülsiyonların ötesine geçerek sıvılara hava eklenmesiyle hafif ve hacimli köpükler oluşturmayı mümkün kılar. Bu köpükler, yemeklere benzersiz bir hacim ve çok katmanlı bir doku sunar. Aynı zamanda, sıvının tatlarını yoğunlaştırarak daha derin bir lezzet deneyimi sağlar. Örneğin, deniz ürünleri yemeklerine eklenen aromatik bir narenciye köpüğü, yemeğin tazeliğini vurgularken; çikolatalı tatlılarda kullanılan kahve köpüğü, tatlıya hem derinlik hem de yumuşak bir dokusal katman ekler. Köpükler, şeflere klasik tarifleri yeniden yorumlama ve yenilik katma imkânı sunan etkili tekniklerden biridir.

  • SEBZE ve MEYVELERİ DOĞRAMANIN DA TEKNİKLERİ VAR

    SEBZE ve MEYVELERİ DOĞRAMANIN DA TEKNİKLERİ VAR

    Özellikle de profesyonel mutfaklarda aşçılar uluslararası doğrama tekniklerini kullanılır. Böylece tariflerin uygulanışı kolaylaşır, tatları ve sunumları arasında bir standart yakalanmış olur. Aslında bizler de bu tekniklerin bir kısmına farkında olmadan hâkimiz ve mutfaklarımızda uyguluyoruz. Bakın onlar hangileri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Her çeşit sebze veya meyvede uygulayabileceğiniz jülyen doğrama, malzemelerin 3-4 santimetre uzunlukta ve aynı kalınlıkta kesilmelerine deniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Fransızcası vichy(vişi), bizde herkesin kullandığı ifadeyle halka doğrama adı üstünde, biçim olarak müsait sebze ve meyvelerin halka halka kesilmesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Özellikle ikramlık sebzeler için uygulayabileceğiniz baton doğrama ise yarım cm. kalınlığında 4-6 santimetre uzunluğunda kare prizma şekillere karşılık geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Geleneksel sulu yemeklerimizi yaparken önce yağda pembeleştireceğimiz soğanı diş diş doğrarız hani, işte minicik küplerden oluşan o kesime brunuaz denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fransızcası mire poix (mir pua) olan bu teknik için et ya da sebzelerin minik minik doğranmasıdır dediğimizde bir çırpıda anlaşılacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kibrit çöpü doğrama jülyen tekniğine benzemekle birlikte ondan biraz daha ince yapılan kesimdir. Sebzeler böyle doğranıp kızartılırsa daha az yağ ihtiva eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Parizyen doğrama için bir bıçağa değil parizyen kaşığına ihtiyaç vardır. Böylece top top doğranabilen sebzelerle şık bir sunum hazırlanabilir.

  • KARADENİZ’E ÖZGÜ GELENEKSEL LEZZETLER

    Karadeniz mutfağında, bölgenin tarım ürünleri, hayvancılığı ve denizcilik faaliyetleri önemli bir yere sahiptir. Deniz mahsulleri, mısır unu, karalahana ve fasulye gibi sebzelerden oluşan çeşit çeşit lezzetler sunan Karadeniz mutfağı, bölge halkının doğa ile olan yakın ilişkisini sofralara taşır. Hamsi, mısır ekmeği, kuymak, karalahana çorbası ve Laz böreği gibi lezzetlerle dolu her bir tabakta; Karadeniz’in dağlarının, yaylalarının ve hırçın denizinin izlerini bulmak mümkündür. Yemyeşil doğasıyla tanınan Karadeniz coğrafyasını ve kültürünü yansıtan geleneksel lezzetleri yazımızda sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhlama” title_font_size=”13″]

    Kahvaltılarında sıklıkla tüketilen ve şehri ziyaret edenlerin tatmadan dönmediği muhlama; tereyağı, mısır unu ve eritilmiş peynirle yapılan lezzetli bir yemektir. Muhlamadaki taze peynirin uzayan bir yapısı, tereyağının da yoğun bir tadı vardır ve bu yemek kesinlikle sıcak yenmelidir. Yapımında taze kolot veya civil peyniri gibi uzayan peynirler tercih edilir. Pişirme sürecinde su eklenerek mısır ununun yumuşatılması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Laz Böreği ” title_font_size=”13″]

    Adı börek olsa da aslında baklava yufkasıyla yapılan tatlı bir hamur işi olan Laz böreği, sütlü muhallebi ve şerbetle hazırlanır. Çıtır çıtır dış katmanın altında yumuşacık, yoğun bir muhallebi dolgusu vardır. Osmanlı mutfağında da yer bulmuş olan bu tatlının yapımında öncelikle ince yufkalar kat kat serilir ve her kat tereyağı ile yağlanır. Orta katlara muhallebi yerleştirilir ve üzerine tekrar yufka serilerek en üste tereyağı sürülür. Pişirildikten sonra üzerine şerbet dökülerek soğumaya bırakılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Çorbası ” title_font_size=”13″]

    Karadeniz mutfağının özgün lezzetlerinden olan karalahana çorbası, bölgenin vazgeçilmez sebzesi karalahana ile hazırlanır. Özellikle kış aylarında pişirilen bu çorbanın temel malzemeleri ince doğranmış karalahana, mısır unu, soğan, sarımsak, haşlanmış fasulye veya barbunya, tereyağı, pul biber ve tuzdur. Geleneksel tariflerde çorbaya lezzet katmak için kemikli et veya kuyruk yağı da ekleyerek hazırlanan tarifleri vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hamsikoli” title_font_size=”13″]

    Hamsikoli, mısır unuyla yapılan bir çeşit hamsili ekmek ya da börektir. Hamsikoli yapmak için hamsiler ayıklanıp temizlenir ve mısır unu, su, tuz gibi temel malzemelerle birlikte hamur haline getirilir. Bazı tariflerde içine soğan, taze soğan veya nane gibi ek lezzetler de katılabilir. Hazırlanan hamur tavada veya sacda pişirilir, böylece ince ve çıtır bir doku elde edilir. Pişirildikten sonra sıcak olarak tüketilen hamsikoli, yanında yoğurt ya da turşuyla servis edilir. Karadeniz Bölgesi’nin sert iklim koşullarında tarımsal ürünlerin sınırlı olduğu dönemlerde, mısır ve hamsi gibi yerel malzemelerle yapılan yemekler temel besin kaynakları arasında yer alıyordu. Hamsikoli de bu bağlamda ortaya çıkmış, bölgenin önemli lezzetlerinden biri haline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çayeli Kuru Fasulyesi ” title_font_size=”13″]

    Rize’nin Çayeli ilçesine özgü, Türkiye genelinde ün kazanmış bir yemektir. Çayeli kuru fasulyesi, kullanılan fasulye türü ve pişirme yöntemi ile diğer kuru fasulye tariflerinden farklılaşır. Yumuşak ve lezzetli bir fasulye türü olan İspir fasulyesi bazen de Hınıs fasulyesi ile hazırlanır. Erzurum iline bağlı İspir ilçesinde yetişen İspir fasulyesinin kabuğu diğer fasulye türlerine göre çok daha ince ve narindir. Bu ince kabuk sayesinde pişerken hızlı yumuşar ancak kolayca dağılmaz. Tereyağı ve kuyruk yağı ile hazırlanan bu yemek, kısık ateşte uzun süre pişirilir, böylece fasulyeler tam anlamıyla yumuşar ve malzemelerin lezzetleri iç içe geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kavurmalı Pide ” title_font_size=”13″]

    Karadeniz pidelerinin hamuru ince ve çıtırdır. Un, su, tuz ve mayayla yoğrularak hazırlanan hamur, dinlendirilip mayalandıktan sonra el ile açılır. Farklı malzemelerle hazırlanabilen pidelerde kullanılan en yaygın iç malzemelerden biri kavurmadır. Karadeniz yaylalarında hazırlanan kavurma, pidenin içine bolca eklenir. Peynirli olarak da hazırlanan pidelerde Rize’nin ünlü çeçil veya minzi peyniri kullanılır. Taş fırında odun ateşinde pişirilir. Bu da pidenin altının çıtır çıtır olmasını sağlar. Piştikten sonra üzerine tereyağı eklenerek servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pepeçura ” title_font_size=”13″]

    Pepeçura, siyah üzüm suyu, mısır unu ve şeker kullanılarak hazırlanan oldukça lezzetli ve hafif bir tatlıdır. Üzümler kaynatılır ve suyu çıkarılır. Elde edilen üzüm suyu, mısır unu ile kıvam alana kadar pişirilir. Ardından şeker eklenir ve karışım koyulaşana kadar pişirilir. Tatlı, soğuduktan sonra kâselere dökülerek buzdolabında dinlendirilir ve soğuk olarak servis edilir. Rengi koyu mor olan pepeçuranın üzerine dileyenler süt veya yoğurt ekleyebilir.

  • MISIR VE MISIRLI TARİFLER

    Yaz aylarının sevilen ve kış boyu özlenen lezzetlerinden biri olan mısır yaklaşık 1600 yıllık geçmişe sahip bir tarım bitkisidir. Amerika kökenli mısır, önceleri “mısır buğdayı” ya da “mısır darısı” olarak anılırdı ancak zaman içinde kısaltılarak mısır adını aldı. Her ne kadar ağırlıklı olarak insan gıdası ya da hayvan yemi olarak kullanılsa da aslında endüstri alanında da kullanımı vardır; kâğıt yapımında, küçük hasır el işlerinde mısır hammadde olarak kullanılabilir. Gelişen teknoloji ve artan üretim miktarına bağlı olarak özellikle son yıllarda biyoyakıt üretiminde kullanılması oldukça şaşırtıcıdır. Bu yazımızda Antarktika hariç hemen hemen dünyanın her yerinde tarımı yapılabilen mısırla yapılan nefis tariflerden bahsedeceğiz ancak öncesinde kısa birkaç bilgi ile yazımıza başlayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pek çok rahatsızlığın tedavisinde kullanılır” title_font_size=”13″]

    Mısırın içeriğinde bulunan B1 vitamini hafızanın güçlenmesini sağlar hatta alzheimer hastalığına karşı koruyucu özellikte olduğu düşünülür. Ani şeker yükselmelerini engellemesi, kalbi güçlendirmesi ve sindirim dostu olmasının yanı sıra içerdiği magnezyumla depresyonun olumsuz etkilerine karşı da güçlü bir savaşçı olduğu bilinir. Ancak kronik rahatsızlığınız varsa olası yan etkilere karşı, günlük rutininize eklemeden önce doktorunuza danışmanızda yarar olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Diyet dostudur” title_font_size=”13″]

    Çorbalarda, salatalarda, yemeklerde kullanılan mısır aynı zamanda diyet yapanlar için de sağlıklı ara öğünlerden biridir. Zengin lif içeriği sayesinde uzun süre tokluk sağlar ve sindirimi kolaylaştırır. Orta boy haşlanmış mısır yaklaşık 120 kalori civarındadır ancak diyet herkese göre değil kişiye özel bir konu olduğu için listenize eklemeden önce bir uzmana danışmanızı öneririz. Mısır sadece sağlığa faydalarıyla değil sofraya katkılarıyla da oldukça meşhurdur. Ana yemeklerden atıştırmalıklara kadar onlarca farklı tarifte karşımıza çıkar; özellikle yöresel lezzetler deyince Karadeniz Bölgesi’nin meşhur mısır ekmeği ilk akla gelenlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” Mısır ekmeği” title_font_size=”13″]

    Mısır ekmeği, mısır unu ile yapılan ekmek çeşitlerinden biridir. Mısır unu, tuz, süt ve az miktar şeker eklenerek mayalanan ekmek daha sonra fırında pişirilir. Kimyon ya da pul biber gibi baharatlar da isteğe bağlı olarak eklenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısır çorbası” title_font_size=”13″]

    Sevilen çorbalardan mısır çorbası, pratik tariflerden biridir. Un, tereyağı ve sıvıyağla birlikte 5-6 dakika kavrulduktan sonra üzerine süt ve su eklenir. Ardından tencereye mısır ilave edildikten sonra karıştırılır ve isteğe bağlı baharatlar eklenir. İşte bu kadar kolay!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısırlı kek” title_font_size=”13″]

    Mısırla şahane kekler ve çörekler hazırlayabilirsiniz. Haşladığınız mısırların fazla suyunu süzün. Ardından mısırları taneler halinde ayıklayın ve hamurun içine gömün. Daha sonra şekil verin ve fırına atıp puf puf olana kadar pişirin. Sadece haşlanmış değil, köz mısırları da hamura ilave edebilirsiniz; köz tadı lezzeti doruklara çıkaracaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mısırlı deniz mahsullü salata” title_font_size=”13″]

    Daha önce mısırı, deniz mahsulleriyle birlikte tüketmeyi denediniz mi? Karides, midye, ahtapot, kalamar gibi deniz mahsullerini pişirdikten sonra içine haşlanmış mısır koçanlarını atabilir ve üzerine sos ekleyerek şahane bir tabak hazırlayabilirsiniz. Bu benzersiz tarifi mutlaka denemelisiniz!

  • İNSANLIĞIN EN ESKİ MEYVELERİNDEN İNCİR

    İnsanların yetiştirdiği ilk bitkilerden olan, antik dönemlerde yaygın olarak kullanılan incirin bugün dünyadaki üretiminde Türkiye başı çekiyor. Dutgiller ailesine mensup meyvenin lif, mineral, vitamin, antioksidanlar açısından oldukça zengin olduğu ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiği, bağırsakları temizlediği, bağışıklık sistemini güçlendirdiği biliniyor. Bununla birlikte incirin alerjen etkileri de olabildiği için tüketim oranına dikkat edilmesi gerekiyor. Tek başına afiyetle tüketebileceğiniz ürünü çiğ olarak veya pişirerek hangi tariflerde kullanabileceğinizin cevabını ise aşağıda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Her Ülkede Ayrı Bir Sevilen İtalyan Mutfağı

    Her Ülkede Ayrı Bir Sevilen İtalyan Mutfağı

    Kökleri tarih öncesine dayanan İtalyan mutfağı haliyle çok değişim geçirmiş ama bu mutfağa duyulan ilgi dünyanın hiçbir yerinde değişmiyor. Akdeniz’in renkli (özellikle de İtalyan bayrağının renkleri kırmızı, yeşil, beyaz) mutfağı ülkenin her bölgesinde kendine has geleneklerle yaşatılıyor. İtalyanlar için kaliteli yemek o kadar önemli ki 1986 yılında ülkede ilk fast food restoranı açıldığında büyük tepki almış. Ayrıca, İtalya’da yürürken yemek yemek saygısızlık olarak görülüyor ve aynı bizim kültürümüzdeki gibi yemeğin sofra başında sevdiklerinizle tadının çıkarılması gerektiğine inanılıyor. İşte karşınızda dünyanın belki de en sevilen mutfağı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Basit malzemelerin karakteristik lezzeti” title_font_size=”13″]

    Dillerden düşmeyen İtalyan lezzetinin kaynağı temel malzemeler… Domates, peynir, fesleğen ve zeytinyağı ilk akla gelenler arasında. Sadece bu malzemeleri kullanarak bile fotoğrafta da gördüğünüz gibi sade ama özel tarifler yaratmak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ana yemek makarna” title_font_size=”13″]

    Dünyanın hemen her yerinde en sevilen yiyeceklerden biri olan makarna çeşitleri İtalyan soslarıyla en muhteşem halini alır çünkü İtalya’da ana yemek makarnadır. Biz en çok bolonez, pesto, carbonara gibi çeşitleri bilsek ve sevsek de yaklaşık 450 farklı İtalyan makarna sosu olduğu sanılıyor. Makarnaların üzerine eklenen peynir ve zeytinyağı da sosların tamamlayıcısı olarak kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Makarna asla sadece spagetti değildir!” title_font_size=”13″]

    İtalyan makarna sosları gibi makarnaları da çeşitliliğiyle şaşırtıyor. Aslında bir İtalyan’ın yılda yaklaşık 23 kilogram makarna tükettiğini göz önünde bulundurursak bu çeşitliliğe çok şaşırmamamız gerekir. Lazanya, farfelle, tagliatelle bizim de aşina olduğumuz çeşitler olsa da bu konudaki yaratıcılıkları tüm dünya mutfaklarını aşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pizzanın makbulü az malzemelisi” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın en az makarna kadar ünlü diğer lezzeti malumunuz pizza… İlginç bir şekilde dünyanın her yerinde farklı şekilde yorumlanabilen pizza çeşitlerinin en makbulü ise Pizza Margarita. Domates, peynir ve fesleğen ile İtalyan bayrağının renklerini taşıyan bu tarif ilk kez Kraliçe Margarita için pişirilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pirinçte son nokta risotto” title_font_size=”13″]

    Tıpkı ülkemizde olduğu gibi İtalya’da da her bölgede ayrı bir yerel tat bulursunuz. İşte bu durum pirincin başrolü oynadığı risottoda fazlasıyla hissedilir. Ülkenin her bir köşesinde ayrı malzemelerle hazırlanan risotto Milano’da safranla birleşir ve sade olduğu kadar etkileyici bir tarif önünüze gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalyan usulü şarküteri” title_font_size=”13″]

    Peynir çeşitleri gibi şarküteri çeşitleri de bir İtalyan sofrasının olmazsa olmazları arasındadır. Çoğu bölgede hâlâ geleneksel yöntemlerle üretilen şarküteri ürünleri, kavun ve incir gibi meyveler ile sunulur hatta üzerine biraz zeytinyağı gezdirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalya hamur işinde sınır tanımaz!” title_font_size=”13″]
    hamur işi

    Pizza gibi bir nimeti ortaya çıkaran İtalyan mutfağının hamur işindeki becerileri elbette oldukça uzun bir liste olur. Ama defalarca mayalanarak tekrar tekrar açılan hamurun zeytinyağı ve taze baharatlarla daha da lezzetlendiği foccacio ve yılbaşı kutlamalarının ekmek ile kek arası bir lezzeti olan kuru meyvelerle dolu panettone’si ilk sıralarda yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalyan tarzında tatlı” title_font_size=”13″]

    Peynire bu kadar düşkün bir mutfağın tatlıları da peynir içeriyor tabii… Mascarpone peynirli kremasıyla bizim de pek yakından tanıdığımız tiramisu ve en az tiramisu kadar ünlü olmasına rağmen pek de tanımadığımız, külah şeklindeki hamurun içindeki ricotta, peynirli krema ile kalp çalan cannoli meşhur İtalyan tatlıları arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kahve ve dondurma ya da ikisi birden!” title_font_size=”13″]

    Listemizi İtalyan mutfağının dünyaya sunduğu iki büyük katkıyla bitiriyoruz; dondurma ve kahve. İtalyan dondurması ya da gelato, kremamsı kıvamıyla benzerlerinden ayrılıyor. Kahveyi ise açıklamaya bile gerek yok; İtalyanlar için kahve o kadar geleneksel bir içecek ki zincir kahve dükkânları ancak günümüzde İtalya’da şube açmaya başlayabildi. Bu arada kahve ve dondurma arasında kararsız kalanlara hitap eden affogato yani kahve içinde dondurmayı da denemesini tavsiye ederiz.