Kategori: Kültür/Sanat

  • Boncuklarla Renklenen Dünyamız

    Boncuklarla Renklenen Dünyamız

    Çağlar öncesinden beri onu takan kişiye bolluk getireceğine inanılan boncuk, küçücük hacmine rağmen renk renk, ışıl ışıl haliyle bugünün insanına da büyük umutlar vaat etmeye devam ediyor. Bu listemizde özellikle “cam boncuk”la ilgili merak edebileceklerinizi 8 maddede bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    boncuk çeşitleri

    Boncuğun tarihi 45 bin yıl öncesine dayanıyor. Cam icat edilene yani neredeyse 4 bin yıl öncesine kadar deniz kabuklarından, hayvan dişinden ya da pençesinden, ya da kil gibi organik malzemelerden yapıldığı biliniyor. Cam olarak yapılmaya başlanmasıyla birlikte Roma İmparatorluğu’nda, Mısır’da, Akdeniz kıyılarında, Venedik’te yaygınlaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    boncuk çeşitleri

    Cam boncuktan söz ederken, Sultan III. Selim tarafından 18. yüzyılda Venedik’teki Murano Adası’na gönderilen Mevlevi dervişi Mehmet Dede’yi ve İstanbul’a döndüğünde öğrendiği teknikleri uygulamak üzere Beykoz’da açtığı ilk cam atölyesini anmadan geçmemek gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Camdan heykel yapan, ateşte kıvama getirilen cama üfleye üfleye şekil veren sanatçıların bu meslekte öğrendikleri ilk aşama boncuk yapımıdır. Boncuk yapımı bu işin ilk aşamasıdır ama uzmanlara göre boncuğu hakkıyla yapabilen için sonrası çorap söküğü gibi gelecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Buna rağmen cam boncuk üretimi düşünüldüğü kadar kolay değil…  Killi çamurdan yapılmış fırının 1000 derece sıcaklığı karşısında akıtmadan bozmadan kıvamını mütemadiyen koruyarak boncuk yapmak ustalık istiyor. Bu işin kışın keyifli olacağını düşünenler ise yanılıyor çünkü boncuğun ana vatanı sayılan Görece’deki ustalar “Sırtın donar yüzün pişer, kışın daha zor.” cevabını veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Boncuk bir ya da iki şişle yapılıyor ve şişlerin ucundaki cam ustanın hayal gücüne göre yüzlerce farklı türde şekillenebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    boncuk

    Renk renk boy boy farklı şekillerdeki boncukların kullanılabileceği alanlar da çeşit çeşit… İsterseniz boncuklarla kolye, bileklik, küpe, bilezik, toka, tesbih de yapabilirsiniz, isterseniz dekoratif amaçlı da kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    boncuk çeşitleri

    Onca çeşide rağmen yine de boncuk deyince ilk akla gelen, Türk ustaların renkli cam üzerine göz şekli ekleyerek ürettiği nazar boncuğudur ve yarattığı algı dünyanın neresinde görülürse akla Türkiye’yi getirecek kadar güçlüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Cam boncuk sadece 1000 derecelik fırınlar karşısında yapılmıyor elbette… Günümüzde pek çok yerde düzenlenen günübirlik atölyelerde, hatta internet ortamında yayınlanan pek çok videoda cam boncuk yapmak için hangi malzemeler gerekir, sonradan kırılmaması için yapılan tavlama işlemi nedir, nasıl yapılır ve nasıl takı haline getirilir ilgilenenler için tek tek anlatılıyor.

  • SİNEMAMIZDAN BİR AYŞEN GRUDA EFSANESİ GEÇTİ…

    SİNEMAMIZDAN BİR AYŞEN GRUDA EFSANESİ GEÇTİ…

    2019 yılında 74 yaşında iken kaybettiğimiz Ayşen Gruda, Türk Sineması’nın en karakteristik ve büyük oyuncularından biriydi. O, küçük yaşlarından itibaren oyuncu olmak istemiş, tiyatro sahnesindeki ilk profesyonel oyunculuğunu 18 yaşında sergilemişti. 16 yıl boyunca sayısız oyun ve müzikalde sahne alan sanatçımız bu sürenin sonunda televizyona geçmiş ve ardından da sinema filmlerinde rol almaya başlamıştı. Ayşen Gruda’nın sinema kariyerinde hayat verdiği unutulmaz rollerden bazılarını sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çöpçüler Kralı” title_font_size=”13″]

    Ayşen Gruda bu filmde, çöpçülük yapan Abdi (Kemal Sunal) ile zabıta amiri Şakir (Şener Şen) arasında paylaşılamayan kadın Hacer rolündedir. Hacer ve ailesi, çöpçülükten şarkıcılığa geçen Abdi ile mesleği garanti olan Şakir arasında karar vermeye çalışırken birbirinden komik sahneler yaşanır. Ve ilk kez 1978 yılında yayınlanan Çöpçüler Kralı bu sahnelerle her birimizin hafızasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bizim Aile” title_font_size=”13″]

    Bir sahnesindeki diyalogları karşınıza getirirsek filmi hemen tanıyacaksınız:

     

    -Ne oldu abla?

    -Abla deme bana!

    -Eeeh ablam değil misin yani?

    -Abla abla abla! Ablalar götürsün seni inşallah. Bin kere tembih ettim bana abla deme diye.

    -Ama burada yabancı yok ki!..

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gülen Gözler” title_font_size=”13″]
    şener şen, vecihi

    Beş yetişkin kız çocuğu olan bir aileden hiç neşe eksik olur mu? Muhteşem oyuncu kadrosuyla Gülen Gözler filmi de bolca eğlendiren ama yer yer de düşündüren bir filmdir. Ailenin en büyük kızı Fikret (Ayşen Gruda) ise film boyunca, kendisine her fırsatta aşkını ilan eden Vecihi (Şener Şen) ile evlenebilmek, babasından onay alabilmek için uğraşmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hababam Sınıfı Tatilde” title_font_size=”13″]

    Sinemamızın kült filmli Hababam Sınıfı’na kız öğrenciler dâhil olunca ne kadar da şaşırmış ve sevinmiştik. Ne tesadüf ki Hababam Sınıfı’na dördüncü filmde dâhil olan bu dört kız öğrenci de en az erkekler kadar haylazdır. Filmde Ayşe (Ayşen Gruda) İnek Şaban’la (Kemal Sunal) çekişmeli bir ilişkiye giriyor ve sonunda kızlarla erkekler birbirlerine savaş açıyorlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Süt Kardeşler” title_font_size=”13″]

    Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Gulyabani isimli romanından uyarlanan Süt Kardeşler filminde Emine (Ayşen Gruda) konağın hizmetçisi rolündedir. Ev ahalisi Gulyabani isimli bir yaratığın konağa dadandığını düşünmektedir. Ve onu karşısında ilk gören kişi de Emine olur. Dilinin tutulduğu ve o haldeyken canavarı anlatmaya çalıştığı anlar filme de damgasını vuran sahnelerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tosun Paşa” title_font_size=”13″]

    Tosun Paşa filmini izlerken Tellioğulları’nı mı Seferoğulları’nı mı tutmuştunuz? Muhtemelen çoğunuz en saf ve komik insanların bir araya toplandığı Tellioğulları cevabını vereceksiniz. Ayşen Gruda’nın canlandırdığı Zekiye de Tellioğulları’nın kızlarından biri ve küçük enişte Bekir’in karısıydı. Bu unutulmaz filmin yönetmenliğini ise Kartal Tibet yapmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gırgıriye” title_font_size=”13″]

    Türk Sineması’nın komedi türündeki en başarılı filmlerinden, daha doğrusu film serilerinden biri de Gırgıriye’dir. Ayşen Gruda burada, baba Emin’in (Münir Özkul) kız kardeşi ve filmin ana karakteri dabrukatör Bayram’ın (Müjdat Gezen) halası rolündeki Sevim’dir. Bayram ve sevdalısı Güllüye (Gülşen Bubikoğlu) arasındaki ilişkiye odaklanan film Sulukule’de geçmektedir.

  • Türk Kültüründen 9 İlginç Detay I

    Türk Kültüründen 9 İlginç Detay I

    Türk sosyal hayatına yön veren geleneklerimiz, kültürümüz uzun bir tarihe dayanır. Günlük yaşamımızın bir parçası olan alışkanlıklarımızın bir kısmı Osmanlı zamanından bir kısmı ise daha da eskilerden kalmadır ama her biri yardımseverlik, dayanışma, ihtiyacı olanlara yardım etme, kibarlık gibi erdemler barındırır. Bir diğer yandan çok eskiden beri hayatımızın bir parçası olan bazı ayrıntılar sadece günümüz modern Türk yaşamını değil dünyanın farklı yerlerindeki hayatı da etkilemiştir. Kültürümüzün 9 ilginç detayını huzurlarınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’da camın önüne sarı renkte çiçek koymak evde hasta olduğunu gösterirdi. Camın içindeki sarı çiçekleri gören mahalle sakinleri evin önünde gürültü yapmaz, çocuklar hastayı rahatsız etmemek için o evin önünde oynamazlardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eskiden mumu veya lambayı yakmak, söndürmek gibi tabirler kullanılmazdı. Bu kelimelerin kaba olduğu düşünülür, lambayı uyandırmak ya da mumu dinlendirmek gibi ifadeler tercih edilirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en sevilen içeceklerinden biri olan ayranın Göktürkler tarafından keşfedildiği düşünülür. Bu popüler içecek ekşiyen yoğurdun tadını seyreltmek için eklenen su ile hayatımıza girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    “Tanrı misafiri” kavramı kültürümüzün değerli ayrıntılarından biridir. Geleneklerimize göre karnı aç olanlara kapımız her zaman açıktır. Özellikle Ramazan ayında maddi durumu iyi olanların iftar saatinde evlerinin kapısını açık bıraktığı, böylece açların çekinmeden girip sofraya oturdukları bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’nın en güzel başkentlerinden biri olan Paris’in geniş bulvarlarında görebileceğiniz at kestanesi ağaçlarının 1615 yılında Osmanlı Devleti’nin bir armağanı olarak İstanbul’dan gönderildiği düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eve bir misafir geldiğinde kahvenin yanında bir bardak su ikram edilirdi. Misafir eğer aç ise suyu, tok ise kahveyi içerdi. Ev sahibi böylece misafirin aç olup olmadığını hemen anlar ve sofrayı kurardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Eskiden erkeklerin kadınlara almak için en çok tercih ettiği hediye aynaydı. Çünkü ayna hediye etmek, kibar bir şekilde “Sana senden daha güzel verilebilecek bir hediye yok” demekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Anadolu’nun geleneksel tatlısı lokumun 15. mi yoksa 18. yüzyılda mı keşfedildiğine dair kesin bir bilgi olmasa da, 18 ve 19. yüzyıllarda Avrupa’da popülerleşen lokumun günümüzdeki birçok şekerlemenin atası olduğu ortadadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Geleneklerimizin büyük bölümü yardımlaşma gibi erdemleri de içerir ve bunun en güzel örneklerinden bir tanesi, mahalle sakinlerinden biri vefat ettiğinde 10 gün boyunca herkesin o eve yemek yollaması, acılı aileye destek olmasıdır.

  • Aziz Sancar’ın Oscar’lara Yaraşır Hayat Hikayesi

    Aziz Sancar’ın Oscar’lara Yaraşır Hayat Hikayesi

    Nobel Ödülü aldığı haberi sabah 05:00 sularında çalan telefonla geldi. Eşi Profesör Gwen “Aziz Sancar’la görüşmek istiyorum.” diyen sesi önce algılayamadı. “Saatin kaç olduğunun farkında mısınız?” diye çıkıştı. Stockholm’den aradıklarını söylediklerinde durum anlaşılmıştı. Aziz Bey’in telefon görüşmesi bittiğinde ise karı-koca oturup bir süre sessizce birbirine baktı. Dünya ile birlikte Türkiye de Aziz Sancar’ın adını 2015 yılında kazandığı Nobel Kimya Ödülü sayesinde duyacaktı. Kültür ve Yaşam listesinin konuğu akademisyen, biyokimyager, moleküler biyolog ve bilim insanı Aziz Sancar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1946’da Mardin’de dünyaya geldi Aziz Sancar, 10 kardeşlerdi. İlk ve orta öğrenimini Mardin’de bitirdi. Doğayı, insan tabiatını merak ederek geçen çocukluğunda en sevdiği uğraş üzerinde gezinen karıncaları incelemekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kardeşleri ve kendisini “Okumalısınız!” diyerek teşvik eden kişi okuma-yazma bilmeyen annesi Meryem Hanım’dı. Bu öğütler sonucu bir kardeşi general, bir kardeşi binbaşı, bir kardeşi makine mühendisi, bir kardeşi ticaret erbabı, bir kardeşi araba tamir teknisyeni oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    aziz sancar

    Üniversite için İstanbul’a geldiğinde korkmuştu. Türkiye’nin en iyi liselerinden gelen insanlar arasında geri kalmamak için o kadar çok çalıştı ki sonunda İstanbul Üniversitesi’nden birincilikle mezun oldu. Yıllar sonra içinde kalan uhdenin aşırı çalışmaktan İstanbul’u tanıyamamak olduğunu söyleyecekti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    aziz sancar

    Doktor Aziz iki yıl Mardin’de bir sağlık ocağında görev yaptıktan sonra aldığı bursla Amerika’ya gitti. Johns Hopkins Üniversitesi, Dallas Üniversitesi, Yale Üniversitesi’nde moleküler biyoloji dalında, biyokimya ve biyofizik alanlarında çalıştı. DNA onarımı, hücre dizilimi, kanser tedavisi, biyolojik saat üzerine çalışmalar yürüttü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    bilim insanı

    288 makale 33 kitap yayınladı. Aziz Sancar’ın çalışmaları peşinden ödülleri de getirmişti. 2005’te ABD Ulusal Bilimler Akademisi’ne seçilen ilk Türk oldu, 2006 yılında da Türkiye Bilimler Akademisi’ne asil üye seçildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    bilim adamı

    ABD’de okuyan Türk öğrencilerin sıkıntılarını ilk geldiği yıllarda birebir o da yaşamıştı. ABD Ulusal Bilimler Akademisi’nden aldığı ödül ve eşinin desteğiyle öğrencilerin hayatını kolaylaştırmayı amaç edinen Aziz-Gwen Sancar Vakfı’nı kurdu ve Carolina Türk Evi adıyla bir öğrenci misafirhanesi açtı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    bilim adamı

    Nobel Kimya Ödülü’nü, hücrelerin hasar gören DNA’ları nasıl onardığını ve genetik bilgisini nasıl koruduğunu haritalandıran araştırmaları sayesinde aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    bilim insanı

    Prof. Sancar ödül alan çalışmasının önemini hepimizin anlayabileceği dille de anlatacaktı: “DNA onarımı insanı kansere karşı korumakta önemli. Çünkü kanser yapan etkenlerin çoğu DNA’yı bozuyor ve o yolla kansere sebep oluyor. Biz, ‘DNA kendini nasıl onarıyor, hücreler kendini nasıl kansere karşı müdafaa ediyor?’ bunu aydınlattık. Ayrıca bu DNA onarımının bir de kanser tedavisi için önemi var. Çünkü kanseri tedavi etmek için kullanılan ilaçların çoğu, kanser hücrelerinin DNA’sını tahrip ediyor ve kanser hücreleri onu tamir etmeye çalışıyor. Biz de orada girişim yapıp kanser ilaçlarının daha etkili olmasına çalışıyoruz.”

  • BU ŞARKILARI ÖNCE SAFİYE AYLA’DAN DİNLEYİN!

    BU ŞARKILARI ÖNCE SAFİYE AYLA’DAN DİNLEYİN!

    “Şimdi Atatürk’ün Safiye Ayla’dan dinlemeyi sevdiği şarkılara geçiyoruz.” Bu cümleyi radyo veya televizyon ekranından ne çok duymuşuzdur değil mi? Eğer Safiye Ayla’nın güzel ve güçlü sesini daha önce hiç dinlemeyenlerdenseniz çok şey kaçırdığınızı söyleyebiliriz. Aşağıda Safiye Ayla’nın sesiyle bütünleşmiş şarkıların bir listesi var, isterseniz unutulmaz sanatçımızı o şarkılarla dinlemeye başlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yanık Ömer” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sarı Kurdelem Sarı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Köşküm Var Deryaya Karşı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Nigâh Et Ne Olur Halime” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dayler Dayler” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Turnalar Uçun” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Menekşe Gözler Hülyalı” title_font_size=”13″]
  • BU ŞİİRLER KAR YAĞSA DA GÜZEL YAĞMASA DA

    BU ŞİİRLER KAR YAĞSA DA GÜZEL YAĞMASA DA

    Kış mevsiminden el sallayan aylar geldiğinde, kar yağmasını hatta bu karın marta kadar sarkmasını bekleriz. Ne de olsa “şubatın sonundan, martın onundan kork” demiş atalarımız. Bu dönemler soğuk olmasına soğuk hâlâ ama gökyüzünde kar tanelerini görmek eskisi kadar mümkün değil. Bize de yağan karı fotoğraflarda, şarkılarda, şiirlerde aramak düşüyor. İşin güzel tarafı ise onlara bakmak, dinlemek, onları okumak için illaki kış mevsiminde olmak gerekmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Biz Olmadan – Cahit Zarifoğlu” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kar Şiiri – Sezai Karakoç ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kar Mûsikîleri – Yahya Kemal Beyatlı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kar – Ahmet Muhip Dıranas ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kış Nağmeleri – Cenab Şahâbeddin” title_font_size=”13″]

    (*) Günümüz Türkçesine uyarlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kar ve Ben – Cahit Sıtkı Tarancı” title_font_size=”13″]
  • Mermerin Dünyamızdaki Sağlam ve Zarif Duruşu

    Mermerin Dünyamızdaki Sağlam ve Zarif Duruşu

    Bazen çok sıradan bir yapı parçası bazen de bir sanat eseri olarak sıklıkla karşımıza çıkan mermerin tarihi Neolitik Çağ’a kadar uzanır. Farklı özellikleri sayesinde günümüze kadar önemini korumuş olan bu doğal taş dünü, bugünü ve hayatımızdaki farklı biçimleriyle listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bin yıllık tarihi yapıların günümüze kadar ulaşabilmesinde etkili olan birçok faktör bulunuyor fakat şüphesiz ki zamana galip gelen direnciyle mermer o faktörlerin başında geliyor. Bunun en güzel örneklerinden biri 6. yüzyılda yani Bizans döneminde yapılan Yerebatan Sarnıcı. Öyle ki içindeki devasa mermer sütunlar hala dimdik ayaktalar. Halk arasında sarnıca “Yerebatan Sarayı” denmesinin nedeni de bu gösterişli sütunlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ayakta tuttuğu yapılarla geçmişten bize haberler taşıyan mermerin günümüz mimarisiyle ilgili de geleceğe haberler iletebileceğini söylemek mümkün. Neden derseniz, ilk dönemlerde özellikle barınak yapımında kullanılan mermerin günümüzde en çok kullanıldığı alan da yine inşaat sektörü. Yapıların özellikle balkon, merdiven gibi bölümlerinde gördüğümüz maddenin tercih edilme nedeni öncelikle sağlam ve dayanıklı olması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sağlam ve dayanıklı mermerin diğer önemli özelliği de oldukça zarif yapısı. Bir mermer parçası ne kadar büyük boyutlarda kullanılırsa kullanılsın estetik açıdan asla kaba görünmez. Hatta onu daha da değerli kılan küçük parçalardan ziyade büyük bloklar halinde kullanılmasıdır. Ev dekorasyonunda en yakıştığı yerlerin başında ise mutfak gelir. Tezgâhtan zemin döşemesine mermerin kullanıldığı tüm detaylar o mutfağa kalite ve estetik katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türk hamamı denince akıllara kurnasından göbek taşına dört bir yanı mermer kaplı mekânlar gelir. Hem hijyenik oluşu hem dokusu nedeniyle suyu gidere sorunsuz iletmesi en önemli tercih nedenidir, tabii hemen arkasından zengin görüntüsü gelir. Modern mimarinin vazgeçilmez araçlarından biri olan mermer günümüzdeki evlerin banyolarında da sıklıkla kullanılmakta. Zemin gibi duvarların da mermer kaplandığı bir banyo dönem ne olursa olsun alabildiğine şık ve gösterişli görünecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mermerden üretilmiş vazo, biblo gibi dekoratif aksesuarların hele bir de sanatçılık ürünü ise kıymeti tartışılmaz. Tarihe de bakıldığında Hititler, Eski Mısırlılar, Lidyalılar, Romalılar, Osmanlılar gibi büyük medeniyetler mermeri sanat eseri üretebilecekleri temel yapı elemanı olarak kullanmışlar. Özellikle heykeltıraşlar için yontarak şekillendirdikleri mermer vazgeçilmez malzemelerden biri olmuş. Bu durum günümüzdeki heykel sanatı için de geçerli, çünkü mermer oldukça zarif ama kırılgan olmayan bir doğaya sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kimyasal bileşimi kalsiyum karbonat olan mermerin kullanıldığı alanlar saymakla bitmez. Herhangi bir yer için dolgu malzemesi de olabilir, eşsiz bir sanat eseri de… Ve mermer dediğimizde aklınıza çok farklı renkler hatta desenler gelmeli… Genellikle beyaz ya da gri olan mermer türleri arasında şeritli, damarlı, siyah, yeşil, kırmızı, mat ya da parlak olanları da bulunur, artık hangisini tercih ederseniz… Mesela Türk hamamlarında özellikle beyaz-gri düz mermerler tercih edilirmiş ki bakanın gözünü yormasın hatta dinlendirsin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yukarıdaki fotoğrafta İzmir’in Bergama ilçesinde bulunan Pergamon’u görüyorsunuz. Mermer sütunları ile günümüze kadar ulaşarak 21. yüzyılda Dünya Mirası Listesi’ne girmeyi başarmış bir antik kent. Hemen burada not düşelim ki topraklarımız sadece bu tarihi eserler açısından değil mermer rezervleri açısından da bir hayli zengin. Yatakların yoğunlaştığı illerimiz ise Afyon, Denizli, Bilecik, Balıkesir, Muğla, Amasya, Elazığ ve Diyarbakır olarak sıralayabiliriz.

  • Kökenlerine Şaşıracağınız 8 Kelime

    Kökenlerine Şaşıracağınız 8 Kelime

    Bu listemizde günlük yaşamımızda kullandığımız ama nereden geldiği nasıl türediği konusunda çoğunlukla bir fikir sahibi olmadığımız kelimelerin kökeni konusuna giriyoruz ve devamı gelecek serimizin ilk 8 kelimesi ile karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çerçeve, “dört tarafı çevrili” anlamındaki “çarçevre”den zamanla dönüşerek günümüze ulaşmış bir kelime… “Dört” bu kelimenin neresinde derseniz, “çar” Farsça’da “dört” anlamına geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalyan gemicilerin kullandığı tekerlekli yataklara “carriola” deniyor, kökü ise “carri” yani “taşımak”… Karyola kelimesinin kökeni de buraya dayanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bizim “cambaz” olarak dönüştürdüğümüz kelime Farsça’dan geliyor ve buna göre doğrusu “canbaz”… Farsça’da “baz” sözcüğü “oynayan” anlamında ve canbaz da “canıyla oynayan” demek oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güzel, “göze güzel görünen” anlamındaki “gözel” kelimesinden zaman içinde dönüşmüş bir sözcük.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeşil, kendi suyunu, canlılığını yitirmemiş, kurumamış, kurutulmamış, taze” anlamındaki “yaş” sözcüğünden türeyen bir kelime…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türkçe’mizde 7 güne verdiğimiz “hafta” ismi, Farsça’daki “haft” sözcüğünden geliyor. Haft, Farsça’da 7 demek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Babil’de, düz bir levhanın üzerine toz dökülüp bu tozun üstünde parmakla hesaplamalar yapıldığı düşünülüyor. Abaküs kelimesi de bu konuyla bağlantılı, çünkü İbranice “abak” yani “toz” sözcüğünden türetilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Fransızca’da “buhar” anlamındaki “vapour” sözcüğü buharlı gemileri ifade etmek üzere dilimize geçmiş ve günümüze kadar ulaşmıştır.

  • Nostaljik Dönem Pullarıyla Geçmişten Gelen Postalar

    Nostaljik Dönem Pullarıyla Geçmişten Gelen Postalar

    1840 yılında Posta Nezareti olarak kurulduğunda günümüzdeki PTT yani Posta ve Telgraf Teşkilatı’nın da temelleri atılmış oldu. Bunu 1855’te Telgraf Müdürlüğü’nün kurulması ve 1871’de bu iki kurumun birleşmesi, 1939’ da ise PTT ismini alarak Ulaştırma Bakanlığı’na bağlanması izledi. Posta Nezareti’nin kurulmasının 1840 yılına gelmesi bir tesadüf değildi çünkü bu girişim Tanzimat Fermanı’nın sonucunda yaşanan gelişmelerden biriydi. Böyle erken bir tarihte Posta Nezareti’nin kurulmasının sonucunda, Osmanlı Devleti, yapışkan posta pulu basan ikinci Asya devleti oldu. PTT tarihindeki önemli kilometre taşlarından biri ise 1909 yılında ilk telefon hattının İstanbul’da hizmete girmesiydi. 1995 yılında posta çeki ve havale işlemlerinde otomasyona geçen PTT, tarihi boyunca bu ülkenin vatandaşlarına kaliteli iletişim olanağı sundu. Bu listemizde PTT tarihinin, ülkemizin geçmişine, kültürel ve sosyal mazisine ışık tutan nostaljik dönem pullarını bir araya getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    nostaljik pullar

    Osmanlı Devleti temalı pullar bu büyük imparatorluğun mimariden, kültüre, sanata zenginliklerini belgeliyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    nostaljik pullar

    Doğa temalı pullar, ülkemizin sahip olduğu doğal güzellikleri; Anadolu’nun bitkilerini, hayvanlarını tanıtıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    nostaljik pullar

    Kültür varlıklarımız temalı pullar, ülkemizin sahip olduğu folklor, el sanatları, gelenek ve göreneklerin tanıtımında önemli bir rol oynamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    nostaljik pullar

    Taşıt temalı pullar, tarih içinde gelişen taşıtları belgeleyerek bir anlamda ülkenin ulaştırma tarihine ışık tutuyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    nostaljik pullar

    Atatürk temalı pullar, ülkemizin bağımsızlık yolunda verdiği büyük savaşı ve güçlü liderimizi dünyaya anlatıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    nostaljik pullar

    Spor temalı pullar, spor tarihindeki önemli karşılaşmaları, turnuvaları ölümsüzleştiriyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    nostaljik pullar

    Turizm temalı pullar, ülkemizdeki turistik merkezleri, müzeleri, önemli etkinlikleri dünyanın dört bir yanına duyuruyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    nostaljik pullar

    Tarih temalı pullar, bu güzel topraklarda yaşanan tarihi, mirasımızı gelecek kuşaklara taşıyordu.

  • KLASİK TÜRK MÜZİĞİ’NDEKİ MAKAMLAR HANGİ ANLAMLARA GELİYOR?

    KLASİK TÜRK MÜZİĞİ’NDEKİ MAKAMLAR HANGİ ANLAMLARA GELİYOR?

    Klasik Türk Müziğimizin, bugün büyük bir kısmı kullanılmıyor olsa da bünyesinde 600’e yakın makam barındırdığı biliniyor. Yakın geçmişte ve günümüzde kullanılan makam sayısının ise 40 civarında olduğu ifade edilmekte. Biz de adını öyle ya da böyle illaki duyduğumuz makamlardan bazılarını seçtik ve buram buram nostalji havası estiren o makamların hangi anlamlara geldiğini sizin için öğrendik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]