Kategori: Kültür/Sanat

  • İSTANBUL’UN KALBİNDE 7 ASIRLIK BİR ÇARŞI

    Kapalıçarşı, İstanbul’un Fatih semtinde Tarihî Yarımada’da yer alan, dünyanın en büyük ve en eski kapalı pazarlarından biridir. Osmanlı döneminde ticaretin kalbi olarak hizmet veren Kapalıçarşı hem içerisinde satılan ürünler hem de labirente benzeyen tarihî mimarisi ile günümüzde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Kurulduğu günden bu yana kültürel ve ticari açıdan İstanbul’un simgelerinden biri olan Kapalıçarşı hakkındaki bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kapalıçarşı’nın çekirdeğini oluşturan ve Bizans dönemine ait olduğu düşünülen ilk bedesten, yani “Cevahir Bedesteni” (Bedesten-i Atik), 1460 yılında inşa edilir. Bu bedestenin geliri Ayasofya’ya aktarılmak üzere Fatih Sultan Mehmet’e iade edilir. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in talimatıyla Kapalıçarşı, çevresine çeşitli dükkânlar ve alışveriş tezgâhları eklenerek her geçen yıl genişleyen bir yapıya dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Beyazıt, Mercan ve Nuruosmaniye semtleri arasında yer alan çarşı, 110 bin 868 metrekarelik alana yayılmıştır ve 45 bin metrekaresi kapalı alanlardan oluşur. Kapalıçarşı’nın bir diğer önemli yapısı ise ikinci bedesten olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen “Bezzasistan-ı Atik” yani “Sandal Bedesteni”dir. 1545-1550 yıllarında geçirdiği bakım ve onarım çalışmalarında eklenen bu bedestenden sonra çarşı hızla İstanbul’un ekonomi merkezi olur. 65 sokağa yayılan, 4.000’e yakın dükkânın bulunduğu çarşının sokakları ve han isimleri eskiden orada ne yapıldığını ya da ne satıldığını anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tarihteki adı “Çarşu-yı Kebir” olan Kapalıçarşı yıllar içinde deprem ve yangın gibi birçok felaketle karşılaşır, her defasında daha da şaşaalı olacak şekilde yeniden onarılır. Çarşı, 1894 yılındaki depremden sonra Sultan Abdülhamid döneminde, dört yıl süren bir onarım ile bugünkü görkemli hâlini alır. Kapalıçarşı’nın Beyazıt yönündeki kapısının üstünde “Elkasib Habibullah” yani “Kazanan, Allah’ın kuludur” kitabesi ve Sultan 2. Abdülhamid Han’ın Tuğrası; Nur-u Osmaniye Camii istikametindeki kapısının üstünde Osmanlı Devleti’nin arması yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Evliya Çelebi 17. yüzyılda yazdığı Seyahatname adlı eserinde Kapalıçarşı’da 4399 dükkân, 2195 hücre, 497 dolap, iki lokanta, 12 mahzen, bir hamam, bir camii, 10 mescit, 16 çeşme, sekiz adet tulumbalı kuyu, 24 iş hanı, bir mektep ve bir türbe olduğunu aktarır. Çarşı içerisinde, özellikle ana koridorlarda dikkat çeken tavan süslemeleri ve duvar nakışları bulunur. Zamanla bu süslemelerin bir kısmı yıpransa da Osmanlı döneminin zarif işçilik anlayışını yansıtan kalem işleri ve freskler hâlâ görülebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çarşıda altın, mücevher, antika, el dokuması halılar, tekstil ürünleri gibi geniş bir yelpazede birçok ürün bulunur. Beyazıt, Nuruosmaniye ve Çarşıkapı en bilinen; Kuyumcular, Sepetçihan, Takkeciler, Tavukpazarı, Zenneciler, Çuhacıhan ve Mahmutpaşa ise başlıca diğer giriş kapılarıdır. Kapılar, çarşının farklı bölgelerine kolayca ulaşım sağlamak amacıyla stratejik noktalara yerleştirilmiştir. Mimari olarak fonksiyonel, estetik açıdan ise özenle tasarlanmışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kapalıçarşı’nın en dikkat çeken özelliklerinden biri, farklı büyüklüklerde birçok kubbeye sahip olmasıdır. Çarşının farklı bölümlerinde bulunan bu kubbeler, iç mekânı aydınlatan ve aynı zamanda çarşıyı havalandıran bir sistem olarak tasarlanmıştır. Bu kubbeler, Osmanlı mimarisine özgü taş işçiliği ve kemerlerle desteklenir. Kapalıçarşı sadece dükkânlardan değil, aynı zamanda hanlardan oluşur. Sandal Bedesteni ve Cevahir Bedesteni gibi hanlar, eskiden değerli eşya ve mücevherlerin saklandığı yerler olmuş; kapalı ve sağlam yapılarıyla ticaretin güvenli bir ortamda yapılmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’u ziyaret edenlerin uğramadan dönmediği tarihî Kapalıçarşı, birçok ünlü Hollywood filminde de yer aldı. Tom Cruise’un başrolde oynadığı “Görevimiz Tehlike” serisinin son filminde bazı aksiyon dolu sahneler Kapalıçarşı’da çekildi. Çarşı, gişe hasılatları kıran “James Bond” serisinin 1963 yılında çekilen “Rusya’dan Sevgilerle” bölümünde ve 2012 yılında vizyona giren “Skyfall” filminde de boy göstermişti. Ayrıca ünlü Hollywood starı Ben Affleck’in yönetmenliği yaptığı 2012 yapımı “Argo” ve Çinli oyuncu Jackie Chan’in başrolünde yer aldığı 2000 yapımı “Altın Yumruk İstanbul’da”, Kapalıçarşı’da çekilen diğer dünyaca ünlü filmlerdir.

  • YERLİ VE YABANCI EFSANE SESLER

    YERLİ VE YABANCI EFSANE SESLER

    Dünyayı Sesleriyle Büyülemiş Kadınlar” içeriğimizi okuyanlar için sıra erkek vokallere gelmiş demektir. Kimi kuş kadar hafifleten, kimi bütün duyguları harekete geçiren hırçın ya da coşkulu sesiyle efsaneleşti. Listemizde yer alanlardan hiçbiri hayatta değil ama şarkıları ve sesleri dün gibi kulağımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1. Dünya Savaşı sırasında bir radyo programında söylediği solo şarkılarla ünlenen Frank Sinatra’yı tüm dünya özellikle “My Way” şarkısıyla bütünleştirmiştir. Peki siz, 1998’de 82 yaşında iken hayata veda eden efsane şarkıcının Oscar kazanmış bir aktör olduğunu da biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yurt dışında çok sayıda konser veren, Uzakdoğu’dan Avrupa’ya ünlenen Barış Manço ülkemizde 7’den 77’ye hepimizin gönlünde yaşamaya devam etmektedir. Bal Böceği, Yaz Dostum, Kol Düğmeleri, Hal Hal, Dönence gibi onlarca şarkısıyla efsane olmuş seslerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “That’s Amore”, “Killing Me Softly with Her Song” gibi şarkılarıyla gönlümüzde taht kuran Dean Martin, yumuşacık sesiyle müzik piyasasında ünlendikten sonra Jerry Lewis’le karşılaşmış ve sinemaya yönelmişti. Fakat listelerde Beatles grubunu bile geride bıraktığı şarkılarıyla o her şeyden önce efsane bir sesti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1996’da 57 gibi genç bir yaşta kaybettiğimiz Tanju Okan İtalya’da şan eğitimi alıp, 1960’ların sonunda Fransa’ya giderek iki 45’lik yayınladı. Yabancı şarkıların Türkçe versiyonlarını ve pop tarzındaki yeni besteleri seslendirdiği 70’li yıllar ise onu Türk dinleyici için efsane sesler arasına yerleştirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Söz yazarı, caz piyanisti ve tabii ki şarkıcı Nathaniel Adams Coles, “King” adını sonradan almıştır. 1919 doğumlu Amerikalı sanatçı da henüz 45 yaşında hayatını kaybetmiş olsa da, o tarihte caz tarihinin en iyi müzisyenleri arasına çoktan girmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde rock türünün yerleşmesinde büyük katkısı olan Cem Karaca, Anadolu rock’ın da kurucularındandı. Efsane sesin 58 yıllık yaşamı içinde söylediği ve kendisi gibi efsane olan şarkıları günümüzde hala özelliğini ve kalitesini korumaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Siyah giden adam” Johnny Cash, Amerikan rock ve country müziğine söz, beste ve vokal olarak katkı sunmuş efsanevi bir isimdir. Hayatını kaybettiği 71 yaşında yorumladığı “Hurt” şarkısıyla zihinlerdeki yerini pekiştirmiş ve efsaneler arasına girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Ray Charles efsanesi zihnimize, siyah gözlükleriyle piyanosunun başında oturmuş müthiş doğaçlamalar yapan blues ustası olarak yer etmiştir. Yedi yaşında görme yetisini kaybeden müzisyeni üne kavuşturan ise Atlantic Records’un sahibi Ahmet Ertegün olmuştur.

  • Kitap Okuyarak Yaşam Kalitenizi Yukarılara Çekebilirsiniz

    Kitap Okuyarak Yaşam Kalitenizi Yukarılara Çekebilirsiniz

    “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” sorusunun cevabı gezilen yerlere ve okunan kitaplara göre değişse de “Hiç okuyanla okumayan bir olur mu?” soru kalıbına verilecek cevap hepimiz için aynı olacaktır. Aslına bakarsanız kitap okumanın insan hayatına kattığı artıları enine boyuna yazmaya kalksak ortaya koca bir kitap çıkar ama konuyla ilgili hazırladığımız şu kısa liste bile okumanın önemini vurgulamaya fazlasıyla yetiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hangi dilde olursa olsun okuduğumuz her kitap bizi yeni kelimelerle tanıştırır, hatta bildiğimiz ama günlük hayatta kullanmayı ihmal ettiğimiz kelimeleri yeniden hatırlatır. Kitap okumak her şeyden önce kelime haznemizi genişletir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kelime haznemizin genişlemesi demek daha iyi düşünmek, daha güzel cümleler kurmak ve daha iyi yazabilmek demektir. Kişinin kelime haznesi geliştikçe özgüveni de gelişir ve hepsi birleştiğinde kendini çok daha iyi ifade edebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Okumaya başladığımız her kitapta yeni bir konunun içine girer, yeni karakterlerle tanışır, her birini takip etmeye çalışırız. Ve bütün bunlar olup biterken zamanın nasıl akıp gittiğini anlamayız bile… Kitap okuduğumuz saatler yalnızlık duygusunu alıp götürürken tek başına kalmayı kitap okuyabilmek için özellikle tercih ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzmanlar bilimsel araştırmalara dayanarak belirtiyorlar ki stresle baş edebilmenin yollarından biri de kitap okumaktan geçiyor. Kitap okuduğumuz sürelerde zihnimiz kendini yoran kaygı ve sıkıntılardan uzaklaşarak kendine yeni ve rahatlatıcı bir alan oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Okuduğumuz bir kitapla bir araya gelmesi mümkün olmayan iki aşığın, bir başkasıyla Ay’a yolculuk eden bir adamın, başka bir kitapla fillerin yaşam döngüsünün, diğeriyle bin yıldır süre gelen bir öğretinin içine gireriz. Bu yüzden her kitap yeni bir dünya demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kitap okumak bir konuda uzmanlaşmamıza katkı sunarken farklı konularda bilgi sahibi olmamızı da sağlar. Bilgi sahibi, muhakeme yeteneği gelişmiş, pratik düşünebilen bir okurun zeki, yaratıcı ve üretken olması da kaçınılmaz sonuç olarak ortaya çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uzmanlar uykuya geçmeden önce kitap okumamızı tavsiye ediyor ve bunu stresten uzak tutan etkisi nedeniyle yapıyorlar. Gün içinde zihnimizde oluşan kaygıları kitap okurken bir kenara bıraktığımızı söylemiştik, hemen ardından uykuya dalmak da işte bu yüzden huzurlu bir uyku çekmemizi sağlıyor.

  • Altın Kalpli Son Abdal Neşet Ertaş’ın 8 Eşsiz Yönü

    Altın Kalpli Son Abdal Neşet Ertaş’ın 8 Eşsiz Yönü

    Kendine has tavrıyla ve müziğiyle hem bu toprağın insanının hem de dünyanın dört bir yanından müzik severlerin sevgisini kazanan Neşet Ertaş’ı eşsiz bir sanatçı ve gönül insanı yapan 8 özelliği listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Abdallık Geleneğinin Son Temsilcisi ” title_font_size=”13″]
    halk ozanı, gönül dağı

    Canlıların görünüşüne değil içindeki öze değer veren Abdallık geleneğinin son temsilcisi olarak kabul gören Neşet Ertaş, herkesi kucaklayıcı karakteriyle bu unvanın hakkını verir. 1938 yılında Kırşehir’de doğan Ertaş, Türkler’in Orta Asya’dan Anadolu’ya gerçekleştirmiş oldukları göçler sırasında yöreye yerleşen Abdalların mirasını günümüze taşır. Abdallar, hak yoluna yürüyen ve haksızlıklarla mücadele eden gezgin dervişlik geleneğini temsil eden kişilerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aileden Sanatçı” title_font_size=”13″]
    aşık, yalan dünya

    Neşet Ertaş müzik hayatına babası Muharrem Ertaş ile yöre düğünlerinde saz çalıp, türküler söyleyerek başladı. “Babamla ben aynı ruhun insanlarıyız.” diyen Ertaş, 1957 yılında ilk plağı “Neden Garip Ötersin Bülbül” de babasının bir türküsü ile çıkış yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bozkırın Tezenesi” title_font_size=”13″]
    neredesin sen

    Yaşar Kemal, “İnce Memed” adlı eserini “Bozkırın Tezenesi’ne” diye imzalar ve o sırada Almanya’da bulunan Neşet Ertaş’a yollar. Bu unvan Ertaş’la o kadar özdeşleşir ki, Kırşehir’den çıkan son Abdal, sıklıkla bu şekilde anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anadolu’nun Hüzünlü Sesi” title_font_size=”13″]
    abdallık geleneği

    Neşet Ertaş, hüzünlü bozlaklarla her dinleyenin yüreğine işler. Bozlağı, feryat, ağıt olarak tanımlayan sanatçı Almanya’da bulunduğu yıllarda gurbeti de tatmıştır, tüm bu yaşanmışlıkları bozlaklara yansır, dinleyeni tam kalbinden yakalar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşayan İnsan Hazinesi” title_font_size=”13″]
    abdal

    Neşet Ertaş’ın değeri yurt dışında da bilinmiştir. Ertaş 2011 yılında Unesco’nun Yaşayan İnsan Hazinesi listesine dahil edilmiştir, aynı yıl İTÜ Devlet Konservatuarı’ndan fahri doktora unvanı almıştır. Bağlamadaki tavrı ve eserleri konservatuarlarda ders olarak okutulmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gönlü Dağlar Gibi Geniş ” title_font_size=”13″]
    bozkırın tezenesi

    Kalabalığı değil huzuru seven; canları düşüncesine ırkına göre ayırt etmeyen, çaldığı sazdan, söylediği sözden başka hiçbir şeye ihtiyacı olmayan Ertaş, insanları kucaklayan, manevi yönü çok güçlü bir insandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İncitme Canı İncitme” title_font_size=”13″]
    bozkırın tezenesi, son abdal

    Ölümüyle milyonları üzen Ertaş doğduğu Kırşehir’in Bağbaşı Mezarlığı’nda, yaşamında sanatıyla ona rehber olmuş babasının yanında yatar. Mezar taşında ise ”Sakin ol ha, insanoğlu. İncitme canı, her can bir kalp, Hakk’a bağlı. İncitme canı, incitme.” yazar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mütevazı Sanat İnsanı” title_font_size=”13″]
    bozkırın tezenesi

    Ertaş anonim türkülerin arasında kendi türkülerini de söyler ama o kadar mütevazı bir kişiliğe sahiptir ki söylediği türkülerin kendi bestesi olduğunu belirtmez ve bu durum ancak yıllar sonra fark edilir. Bu mütevazı yönü onun çok sevilmesinin nedenlerinden biridir.

  • Senfoni Orkestrasında Kullanılan Müzik Aletleri

    Senfoni Orkestrasında Kullanılan Müzik Aletleri

    “Senfonileri çalacak biçimde düzenlenmiş, üflemeli, telli, yaylı ve vurmalı çalgılardan oluşan büyük orkestra”ya senfoni orkestrası deniyor. Bu orkestralar hemen hemen 100 hatta daha fazla enstrümanın yer aldığı büyük orkestralar… Siz de senfonilerin barındırdığı enstrümanlardan bazılarını bu sayfada görebilir, belki sonra da sevdiğiniz bir senfoni bestesini açıp dinleyebilirsiniz. Mesela, Mozart’ın son senfonisi olan Symphony No. 41’i… 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Keman, senfoni orkestrası denince akla ilk gelen enstrümandır. 16. yüzyılda İtalya’da ortaya çıkan bu çalgıya orkestrada da ilk kez aynı yüzyılda yer verilmiş ve zamanla 1. ve 2. kemancı grupları olarak sayıları artırılmıştır. Bir orkestrada yer alan başkemancı ise neredeyse şeften sonra en çok dikkat edilen kişidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Senfoni orkestrasında yer alan yaylı çalgılar arasında yukarıda belirttiğimiz gibi keman, ayrıca viyola, viyolonsel, kontrbas da bulunur. Orkestradaki kemanların sayısı 40 civarı iken, viyolonsel sayısı 10 civarındadır. 16. yüzyılda Fransa’da doğan viyolonselin diğer adının çello olduğunu da not etmeden geçmeyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yaylı çalgıların en özgünlerinden biri de arptır ve orkestra içinde bir ya da iki adet olarak yer alır. Orkestradaki diğer tüm yaylı çalgılar yay ile çalınırken, arp, telleri parmakla çekilerek çalınan tek yaylı enstrümandır. İcadının M.Ö. 3500’lere kadar gittiği düşünülen arpta 47 adet tel bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir orkestra düzeninde şefin sağ ve soluna dizilmiş yaylı çalgıların hemen arkasında tiz sesli tahta üflemeli çalgılar bulunur ve bunlardan biri de –günümüzde daha çok metalden yapılıyor olsa da -flüttür. 7 bin yıllık tarihi olduğundan söz edilen flüt ailesinin do flüt, pikolo flüt, sol flüt gibi çeşitleri bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fagot da diğer bir tahta üflemeli çalgıdır. Akçaağaç ahşabı ve metal borunun birleşimi olan enstrümanın uzunluğu 1,3 metredir. Orkestra içinde genellikle birkaç adet olarak yer alan ve ikiye katlanmış gibi görünen fagotun uzunluğu açıldığında 2,5 metreyi bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Trompet ise bakır üflemeli çalgılar grubundadır. Bu enstrüman Haydn ve Mozart tarafından “daha az melodik ama daha fazla armonik” bir çalgı olarak değerlendirilirken, Beethoven ile daha çok kullanılır hale gelmiş. Ve dahası, Mısır’daki kalıntılarda ortaya çıkan ikonografilere bakınca trompetin geçmişinin çok daha eskilere dayandığı görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Orkestradaki vurmalı çalgılar grubunda zil, davul, çan, timpani gibi çalgılar bulunur. Zil, davul, çan nispeten tanıdık fakat timpani nedir diye soracak olursanız, madeni bir çanağa gerilen deriden oluşmuş, davul benzeri bir enstrüman diyebiliriz. Timpaniye iki tokmakla vurulur ve farklı tokmaklarla farklı sesler elde edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Müzik aletleri içinde üretimi belki de en meşakkatli olan piyano da vurmalı çalgılar arasında geçer. Bir orkestrada her zaman piyano yer almayabilir fakat pek çok sanatçı bestesini piyano eşliğinde üretir. 88 tuşa sahip olan piyano için “tek enstrümanlık orkestra” ifadesi de sık sık kullanılır.

  • TÜRKİYE’NİN GECE DE ZİYARET EDİLEBİLEN MÜZELERİ

    Efes Ören Yerinden İstanbul Arkeoloji Müzelerine; Zelve-Paşabağları Ören Yerinden Galata Kulesi’ne… Pek çok müzeyi bugüne dek gündüz saatlerinde gezmişizdir. Peki, geçmişin sessiz tanıklarını gece görmeye ne dersiniz? Kültür ve Turizm Bakanlığının 2024 yılında başlattığı ve 2025’te kapsamını genişlettiği gece müzeciliği uygulamasıyla, özellikle yaz aylarında müzeler akşam saatlerinde de ziyarete açık. Bu uygulama, 1 Haziran-1 Ekim tarihleri arasında geçerli olup, ziyaretçilerine sergi deneyiminin ötesine geçerek, sakin ve huzurlu bir ortamda geçmişi keşfetme imkânı sunuyor. Yazımızda, Türkiye’de gece müzeciliği uygulamasına dâhil olan müze ve ören yerlerinden bazılarını sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Efes Ören Yeri, İzmir” title_font_size=”13″]

    Efes Ören Yeri, bu uygulama kapsamında çarşamba, perşembe, cuma ve cumartesi günleri 19.00-23.00 saatleri arasında ziyaretçilerini ağırlıyor. Bu özel saatlerde, tarihî yapılar ışıklandırmalarla aydınlatılarak Efes’e bambaşka bir atmosfer kazandırılıyor. MüzeKart sahipleri, kartlarının geçiş hakkına ek bir ücret ödeyerek belirlenen alanları gezebiliyor. Binlerce yıllık geçmişiyle İzmir’in Selçuk ilçesinde yer alan Efes Ören Yeri; Celsus Kütüphanesi, Antik Tiyatro, Hadrian Kapısı ve Artemis Tapınağı gibi önemli yapılarıyla yalnızca fiziksel olarak değil, dijital ortamda da zengin bir kültürel deneyim sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hierapolis (Pamukkale) Ören Yeri, Denizli” title_font_size=”13″]

    Bergama Kralı II. Eumenes tarafından MÖ 2. yüzyılda kurulan Hierapolis (Pamukkale) Ören Yeri, gün batımında travertenlerin ışıklarla ortaya çıkan ihtişamı ve antik kalıntıların dinginliğiyle ziyaretçilerini büyülüyor. Termal suların sıcaklığı sayesinde, akşam saatlerinde gezmek çok daha keyifli bir hâl alıyor. Ören yeri, gece saat 23.00’e kadar ziyarete açık. Üstelik, dijital platformlar aracılığıyla da yalnızca bir tık uzağınızda!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul’da Gezilecek Dört Önemli Müze” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da, sakin bir atmosferde saat 22.00’ye kadar tarihle baş başa kalmak ister misiniz? Türkiye’nin en zengin ve önemli arkeolojik koleksiyonlarına ev sahipliği yapan İstanbul Arkeoloji Müzeleri, bu deneyimi sunan yerlerden biri. Üstelik dijital ortamda ziyaret etmek de yalnızca bir tık uzağınızda! Elbette seçenekler bununla sınırlı değil. Türk ve İslam Eserleri Müzesi, Osmanlı’dan Selçuklu’ya uzanan birçok medeniyetin sanat eserlerini barındırıyor ve akşam saatlerinde müzeseverleri ağırlıyor. Ayasofya Tarih ve Deneyim Müzesi ise ziyaretçilerine unutulmaz bir kültürel deneyim sunuyor. Bu müzede Ayasofya’nın mimari ihtişamını yakından görebilir; sanal turlar sayesinde yapının tarihî derinliğini keşfedebilirsiniz. Galata Kulesi de gece müzeciliği kapsamında 23.00’e kadar ziyaretçilere açık ama bilet satışları 22.00’ye kadar yapılabiliyor. Özellikle gün batımında veya akşam saatlerinde İstanbul’un ışıklarını izlemek isteyenler için harika bir mekân.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müzeleriyle Antalya Yazı Karşılıyor!” title_font_size=”13″]

    Antalya, yalnızca güneşi ve deniziyle değil; geçmişi bugüne taşıyan müzeleriyle de yaz mevsimine kültür dolu bir başlangıç yapıyor. Gece müzeciliği uygulaması kapsamında Antalya’daki 6 önemli müze ve ören yeri, saat 22.00’ye kadar ziyarete açık. Türkiye’nin en büyük ve en zengin arkeoloji müzelerinden biri olan Antalya Müzesi, tarih tutkunlarına geniş bir koleksiyon sunuyor. Üstelik sanal tur seçeneğiyle de bir tık uzağınızda! Bölgenin tarihî ve kültürel mirasını yansıtan Alanya Müzesi, Alanya ve çevresinin geçmişine uygun kurgusuyla öne çıkıyor. Antik Aspendos ise özellikle görkemli tiyatrosuyla ünlü; gece ışıklandırmaları altında unutulmaz bir deneyim sunuyor. Likya’nın en önemli antik kentlerinden biri olan Patara, gün batımından sonra tarihî atmosferini bambaşka bir ışıkla sergiliyor. Side Antik Kenti ise sütunlu caddeleri, antik limanı ve görkemli kalıntılarıyla, gece saatlerinde tarih tutkunlarını kendine çekiyor. Bölgenin mezar kültürüne ışık tutan Nekropol Müzesi de gece saatlerinde kapılarını aralayarak ziyaretçilerini ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, Muğla” title_font_size=”13″]

    Bodrum Kalesi içerisinde yer alan ve dünyanın sayılı su altı müzelerinden biri olan Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi, gece müzeciliği kapsamında saat 22.00’ye kadar ziyaret edilebiliyor. Cam batıkları, antik amforalar ve yüzyıllar öncesine ait gemi kalıntıları, özel ışıklandırmalar sayesinde etkileyici bir görsel şölene dönüşüyor. Özellikle aydınlatmalarla birlikte müzenin mistik havası daha da belirginleşiyor ve ziyaretçilere farklı bir deneyim sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yerin Altındaki Tarih, Nevşehir” title_font_size=”13″]

    Kapadokya, benzersiz doğa oluşumlarının yanı sıra yer altına gizlenmiş tarihî zenginlikleriyle de dikkat çekiyor. Gece müzeciliği kapsamında saat 21.00’e kadar açık olan Zelve-Paşabağları Ören Yeri, peribacaları arasında yürüyüş yapma ve doğal oluşumlarla iç içe bir tarih yolculuğu yaşama imkânı sunuyor. Bölgenin en bilinen yer altı şehirlerinden Derinkuyu, Kaymaklı ve Özkonak ise serin atmosferleri, dar geçitleri ve gizemli yapılarıyla ziyaretçilerine etkileyici bir deneyim sunuyor. Akşam saatlerinde daha az kalabalıkla gezilebilen bu yapılar, Kapadokya’nın yer altındaki yüzünü keşfetmek isteyenler için eşsiz bir fırsat.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gerçek Boyutlu Heykelden Amazon Mozaiğine, Şanlıurfa” title_font_size=”13″]

    Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, dünyanın ilk gerçek boyutlu insan heykeline ev sahipliği yapmasıyla öne çıkıyor ve Türkiye’nin en büyük müzesi ünvanını taşıyor. Gece müzeciliği kapsamında saat 21.00’e kadar ziyaret edilebilen bu etkileyici müze, aynı zamanda sanal tur imkânıyla da keşfedilebiliyor. Müzenin hemen yanındaki Haleplibahçe Mozaik Müzesi ise mitolojide adı geçen kadın savaşçılardan Amazonları anlatan ve dünyada eşi benzeri bulunmayan bir mozaiğe ev sahipliği yapıyor. Bu iki önemli müze, gece müzeciliği uygulamasıyla hem kapsamları hem de benzersiz koleksiyonları sayesinde ziyaretçilerin ilgisini çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğu’nun Yaşayan Mirası, Erzurum” title_font_size=”13″]

    Erzurum ve çevre illerden getirilen çeşitli eserlerin sergilendiği Erzurum Müzesi, gece müzeciliği kapsamında özel aydınlatmalar eşliğinde saat 21.00’e kadar ziyaretçilere açık olacak. Müzenin sergi salonlarında, bölgede yaşamış toplumların kültürel gelişimi, dinî inançları ve gelenekleri hakkında zengin bilgiler sunan eserler yer alıyor. Ayrıca müze, sanal tur imkânıyla da yalnızca bir tık uzağınızda keşfedilmeyi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gece Müzeciliğiyle Tarihe Yolculuk, Ankara” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın iki önemli kültür durağı olan Anadolu Medeniyetleri Müzesi ve Etnografya Müzesi, gece müzeciliği kapsamında yaz boyunca saat 21.00’e kadar ziyarete açık. Paleolitik Çağ’dan Roma Dönemi’ne uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan Anadolu Medeniyetleri Müzesi, özel ışıklandırmaları sayesinde akşam saatlerinde geçmişi çok daha etkileyici bir atmosferde sunuyor. Etnografya Müzesi ise Türk kültürünün sanat, günlük yaşam ve inanç ögelerine dair eserleriyle dikkat çekiyor. Her iki müze de hem fiziksel olarak yerinde hem de sanal tur imkânıyla sizi geçmişin izlerini keşfetmeye davet ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nemrut Heykelleri Işıklandırılıyor, Adıyaman” title_font_size=”13″]

    Adıyaman’daki Nemrut Ören Yeri, Güneydoğu Anadolu’nun en çok ziyaret edilen tarihî alanlarından biridir. 1987 yılında UNESCO Dünya Miras Listesi’ne alınan bu alan, Kommagene Kralı I. Antiochos’un tanrılara ve atalarına minnettarlığını göstermek amacıyla kireç taşı bloklarından yaptırdığı, 8 ila 10 metre yüksekliğindeki anıtsal heykellere ev sahipliği yapıyor. Heykeller, özel ışıklandırmalarla özellikle sabah 04.00 ile 09.00 saatleri arasında büyüleyici bir atmosferde ziyaret edilebiliyor. Üstelik bu eşsiz alan, sanal gezi imkânıyla da yakınınızda: Tıklayın, keşfedin!

  • Türk Sineması’nın Mavi Bakışlı Yıldızı Fatma Girik

    Türk Sineması’nın Mavi Bakışlı Yıldızı Fatma Girik

    Masmavi gözleri, simsiyah saçları, güçlü bakışları, kendine özgü edasıyla Türk Sineması’nın büyük aktrislerinden Fatma Girik sayfamızın konuğu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Küçük roller alarak başlayan sinema kariyeri usta yönetmen Memduh Ün’le karşılaştıktan sonra yükselişe geçti ve bütün dikkatleri üstüne çektiği ilk film de Memduh Ün’ün yönettiği 1960 yapımlı Ölüm Peşimizde oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    yeşilçam

    1942 doğumlu sanatçı sinema hayatında Memduh Ün’ün dışında da birbirinden büyük yönetmenlerle çalıştı. Keşanlı Ali Destanı’nda Atıf Yılmaz’la, Dağdan İnme’de Metin Erksan’la, Yılanların Öcü’nde Şerif Gören’le, Acı’da Yılmaz Güney’le…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rol aldığı filmlerde çok farklı karakterlerle çıktı izleyici karşısına Fatma Girik ama en çok da köylü kadın karakterleri akıllarda iz bıraktı. En bilinenleri Kadir İnanır’la birlikte oynadığı Ezo Gelin, çocuğunu kaybeden bir anneyi canlandırdığı Boş Beşik, Fatma rolünü aldığı Yılanların Öcü’dür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Anne rolü de Fatma Girik’e en çok yakıştırılanlardan biri oldu. Hatta bir star olarak jönlerin annesini canlandırmaktan çekinmedi. Örneğin Osman Seden’in senaryosunu yazıp yönettiği 1977 yapımlı film Ana Ocağı’nda Kadir İnanır’ın annesini canlandırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1960 ve 70’li yıllarda sinema sanatçılarının plak doldurma modasına Fatma Girik de katılmış ve iki plak doldurmuştu. Biri 1965’te bir yüzünü Öztürk Serengil’le birlikte doldurduğu Aguş / Aşka Şepke, diğeri ise 1975’te doldurduğu Aşk Düğümü / Su Sızmazdı Aramızdan isimli plaktı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    yeşilçam, filiz akın

    Türk Sineması’nın dört yapraklı yoncası olarak ifade edilen oyuncularından Fatma Girik bir röportajında şu ifadeleri kullanmıştı: “Sen o işi sevmiyorsan o iş de seni sevmiyor. Hemen fırlatıp atıyor. Biz de; Türkan, Hülya, ben, Filiz varken de bizden çok daha güzel insanlar geldi gitti ama bu işi sevmedikleri için bittiler. Her işte öyle.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Televizyon ekranları için program da hazırlayıp sunan Fatma Girik, 2006 yılında Altın Koza Film Festivali’nde Yaşam Boyu Onur Ödülü’nü aldı ve sinema yaşamı boyunca daha birçok ödülün sahibi oldu.

  • BAŞKENTLER ve İLGİNÇ BİLGİLER

    BAŞKENTLER ve İLGİNÇ BİLGİLER

    Biliyor musunuz, Ankara’nın isim kökü Ankyra’dan geliyormuş.
    Belgelere dayanmayan, ancak günümüze kadar ulaşan söylentilere göre, kentin tarihte bilinen ilk adı Galatlar tarafından verilmiş ve Yunanca “çapa” anlamına gelen Ankyra olmuştur. Bu isim zamanla Ancyre, Engüriye, Engürü, Angara, Angora ve son olarak Ankara şeklinde değişmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizde başlangıç meridyeninin geçtiği yer, yani 0 noktası, İngiltere’nin başkenti Londra’dadır. Neden İngiltere ve Londra sorusunun cevabı meridyenleri İngilizlerin bulmuş olmasıdır. Dünyada 0º 0′ 0″ doğu/batı boylamlarında bulunduğu varsayılan yer Londra’nın Greenwich semtidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Fransa’nın başkenti Paris’in kurulduğu dönemlerdeki adı Lutetia imiş. Paris adını ise eskiden bölgede yaşayan Kelt kabilesinin ismi “Parisii”den almış. Kelimenin kökeni çalışan insanlar, zanaatkârlar anlamına geliyor. İlginç bilgi ise dünyada Paris isminde 40’a yakın yer bulunması!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Japonya’nın başkenti Edo… Daha doğrusu 1868 yılına kadar böyleymiş… Sonra bu isim, “doğu başkenti” anlamına gelen Tokyo ismiyle değiştirilmiş. Adı Edo iken bir balıkçı köyü olan Tokyo günümüzde dünyanın en kalabalık şehri… 38 milyondan fazla nüfusa sahip şehirde, Shibuya’daki ünlü yaya geçidinden tek seferde karşıya geçen kişi sayısı ise yaklaşık 3 bin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yanlış yazılmış, Lüksemburg aslında bir ülke diyebilirsiniz. Kısmen de doğru. Batı Avrupa’nın küçük yüz ölçümlü devleti Lüksemburg’un başkenti de Lüksemburg. Üstelik bu uygulamaya sahip tek ülke Lüksemburg da değil, Monako, Cezayir, Singapur, Tunus, Vatikan’ın da başkenti kendisiyle aynı isimde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizde en yüksek rakımda bulunan başkent hangisidir diye sorarsanız, 2.850 metre yüksekte kurulu olan Ekvador’un başkenti Quito cevabını verebiliriz. Gerçi kimi kaynaklarda en yüksek başkent olarak Bolivya’nın başkenti 3600 metre yüksekliğindeki La Paz gösterilir. Fakat iki başkenti olan ülkede Sucre yasal başkent iken La Paz bölgesel başkenttir. Bu yüzden en yüksek başkent konusu tartışmaya açıktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Coğrafi olarak Kıbrıs Adası’nın tam kalbinde konumlanmış olan Lefkoşa şehri, hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne başkentlik yapmaktadır, hem de Güney Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından başkent olarak kabul edilmektedir. Yeşil Hat adı verilen bir sınırla ikiye bölünen şehrin kuzey bölümü Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin hâkimiyetindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Turistik açıdan dünyada popüler olan, Güney Afrika’nın en eski şehri, yerli halkın tabiriyle “Anne Şehir” Cape Town, ülkenin de başkentidir, ama sadece yasama başkenti. Çünkü Güney Afrika Cumhuriyeti’nin toplam üç başkenti bulunuyor. Onlardan biri idari başkent olan Pretoria, diğeri ise adli başkent olan Bloemfontein’dir.

  • Mimar Zaha Hadid’in Dünyaya Attığı İmzalar

    Mimar Zaha Hadid’in Dünyaya Attığı İmzalar

    1950 Bağdat doğumlu Zaha Hadid, en prestijli mimarlık ödüllerinden Pritzker’i alan ilk ve tek kadın mimardı. 2016 yılında bir kalp krizi ile hayata veda ettiğinde ardında çok sayıda uygulanmış proje bıraktı ve dünyanın farklı ülkeleri için postmodern bir mimari anlayış ile tasarladığı bu projeler alışılmışın oldukça dışındaydı. Kendisine övgü ve ödül getirmekte gecikmeyen bu projelerden 7 tanesi şimdi listemizde.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güney Kore’nin başkenti Seul’de 2014 yılında yapılan Zaha Hadid imzalı Dongdaemun Tasarım Binası sergi ve müze, kafe ve dinlenme alanları içeren kamusal bir alan. Sayısı 45.000’i aşan farklı boyut ve eğriliğe sahip paneller ile kaplanmış mekân kent sakinleri için oldukça önemli bir yere sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Wangjing Soho, 207 metre uzunluğundaki zirvesi ve köprülerle bağlandığı diğer yapılar ile büyük bir kompleks. Zaha Hadid’in ölümünden önce tasarladığı, iş ve yaşam alanlarını bir arada bulunduran bu mekân Çin’in başkenti Pekin’de, Lize Finans İş Bölgesi’nde bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Belçika’nın liman kenti Anvers’de, özgün adıyla Antwerpen’da, tüm liman çalışanlarının tek çatı altında toplanması için Belçika Hükümeti tarafından açılan yarışmayı Zaha Hadid kazanmıştı. Ünlü mimarın atıl durumdaki itfaiye binasını restore edip üstüne bir de yeni yapı eklediği Antwerp Liman Evi’nin inşası 2016’da tamamlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İngiltere-Londra’da bulunan Serpentine Sackler Sanat Galerisi’nin bahçesi her yıl bir mimarın tasarladığı pavyon sayesinde şov alanına dönüşür. Bu uygulamanın 2000 yılındaki ilk mimarı ise Zaha Hadid olmuş ve kendi mekânını 19. yüzyılda inşa edilmiş tuğla bir yapıya bitişik olarak tasarlamıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Birleşik Arap Emirlikleri’nin başkenti Abu Dabi’deki Şeyh Zayed Köprüsü de bir Zaha Hadid eseridir. Ünlü mimar, 842 metre uzunluk ve 61 metre genişliğindeki bu dört şeritli köprünün çelik kemerlerini dalga biçiminde tasarlamıştı. Ülkenin kurucusunun ismini taşıyan yapı 1997-2010 yılları arasında inşa edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hong Kong Politeknik Üniversitesi’nin kampüsünde yer alan ve üniversitenin Tasarım Bölümü ile Jokey Kulübü Sosyal İnovasyon için Tasarım Fakültesi’nin ortak bir alanı olarak inşa edilen bu kule de Zaha Hadid imzalı. Kulede laboratuvarlardan tasarım stüdyolarına tasarım eğitimi için çok sayıda farklı alan bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Zaha Hadid, konsept tasarımını üstlendiği Haydar Aliyev Kültür Merkezi için Azerbaycan mitolojisinden esinlenmiş ve projesinde Hazar Denizi’nin yükselişini yansıtmış. Azerbaycan’ın başkenti Bakü’de bulunan kültür merkezi, içinde müze, konferans salonları, sanat galerileri, konser salonları gibi bölümler barındırıyor.

  • Türk Müziğinin Rengi 8 Makam

    Türk Müziğinin Rengi 8 Makam

    Binlerce yıllık geçmişi, özgün enstrümanları, günümüze kadar ulaşan ve sayısı on binleri aşan repertuarı ile Türk musikisi duygu dünyamızı zenginleştiren temel değerlerimizden… Musikimizde üretilmiş makamlar ise ruhlarımıza kâh sevinç kâh hüzün veren yüzlerce biçime sahip. 500’den fazla olduğu tespit edilen bu makamların günümüzde tamamı kullanılıyor olmasa da dinlediğimiz, bildiğimiz eserlerin büyük kısmı 40 kadar makam üzerinden veriliyor. Gönlünüzü okşayıp, duygularınızı coşturmasını dileyerek musiki makamlarımızdan 8 tanesini listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhayyer Makamı” title_font_size=”13″]

    Bu makamı en iyi anlatan eserlerin başında bir Saadettin Kaynak bestesi olan “Çile bülbülüm çile” gelir. Ayrılık feryadı denen Muhayyer makamındaki şarkıları tek başına değil dost meclislerinde hep bir ağızdan söylemek ayrılık acısını bir nebze de olsa dindirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nihavent Makamı” title_font_size=”13″]

    Ünlü bilgin Farabi daha 900’lü yıllarda müziğin insan üzerindeki fiziksel ve ruhsal etkilerini incelemiş ve kaydetmiştir. Farabi’nin araştırmalarına göre Nihavent makamı kuvvet ve barış duygusu verir. Bu güzide makama örnek olarak güftesi Bedri Rahmi Eyüboğlu’na ait olan “Karadutum Çatalkaram Çingenem”i vermek yerinde olur. Bu eserin bestekârı Hasan Dede Dinç’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hicaz Makamı” title_font_size=”13″]

    “Bir bahar akşamı rastladım size…” dizesiyle başlayan eser Hicaz makamında verilen ve Selahattin Pınar’a ait olan en nadide eserlerden biridir. Bu makamın dinleyene alçakgönüllülük verdiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beyati Makamı” title_font_size=”13″]

    Makam adını Bayat Oğuz boyundan almıştır. “Benzemez kimse sana, tavrına hayran olayım.” sözleriyle hemen hepimizin terennüm etmekten keyif aldığı eser Beyati makamındadır. Bestesi Fehmi Tokay’a ait olan bu şarkıyı özellikle Müzeyyen Senar’dan dinlemenizi tavsiye ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Segâh Makamı” title_font_size=”13″]

    Açık ve soylu bir hüzün duygusu anlamına gelen Segâh’ı, makam olarak insana “ah” çektirenlerin içinde sayabiliriz. Güftesi Yahya Kemal Beyatlı, bestesi Münir Nurettin Selçuk’a ait olan şu muhteşem eser savımızı destekleyecektir: “Dönülmez akşamın ufkundayız, vakit çok geç; bu son fasıldır ey ömrüm nasıl geçersen geç!”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kürdili Hicazkâr” title_font_size=”13″]

    İlk kez ünlü bestekâr Hacı Arif Bey tarafından 1855 yılında kullanılan Kürdili Hicazkâr makamını, bestesi Zekai Tunca’ya ait olan ve hepimizin aşina olduğu dizesiyle “Yıldızlara baktırdım fallarda çıkmıyorsun,” şarkısıyla örneklendirebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hüzzam Makamı” title_font_size=”13″]

    Koyu hüzün anlamına gelen Hüzzam makamını kavrayabilmek için Emel Sayın’dan “Kıskanırım seni ben; kıskanırım kalbimden; bu nasıl aşk Allah’ım, öleceğim derdimden…” sözleriyle akıp giden Teoman Alpay bestesini dinlemenizi tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rast Makamı” title_font_size=”13″]

    Farabi’nin araştırmalarına göre Rast makamı insana sefa, neşe, iç huzuru vermesinin yanında fiziksel olarak da başa, gözlere, felce ve kaslara olumlu etki ediyor. Fazla uyumayı engelliyor ve düşük nabzın yükselmesine yardımcı oluyor. Rüştü Şardağ’ın Ümit Yaşar Oğuzcan’ın “Bir gece ansızın gelebilirim!” isimli şiirinden bestelediği eser Rast makamının en neşe verici örneklerindendir.