Kategori: Rota/Doğa

  • HAWAİİ HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Amerika Birleşik Devletleri’ne bağlı volkanik bir ada olan Hawaii, bulunduğu takımadalarının en büyüğü olarak Pasifik Okyanusu’nun tam ortasında yer alıyor ve her yıl 6 milyondan fazla insan bu ıssız adayı ziyaret ediyor. Hawaii’nin başkenti Honolulu, sürdürdüğü ekolojik politikalarla doğasını korumaya oldukça özen gösteriyor. ABD’nin tamamen adalardan oluşan tek eyaleti olan Hawaii, yüzlerce adadan oluşuyor. Vahşi doğası ile turizm cennetine dönen Hawaii hakkındaki bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Amerika Birleşik Devletleri’ne kabul edilen 50. eyalet olan Hawaii, ABD’nin kahve yetiştiren tek eyaletidir. Ayrıca her yıl 320 bin tondan fazla ananas üretilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğal güzellikleri ile nam salan Hawaii’deki dünyaca ünlü Waikiki Plajı yapay bir plajdır ve kumu Kaliforniya’dan getirilmiştir. Waikiki Plajı, Diamond Head Yanardağı’nın muhteşem manzarasına sahiptir. Plajın arka planını oluşturan bu ikonik yanardağ, gün batımını izlemeyi sevenlerin uğrak noktasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hawaii her ne kadar tropik bir ada olsa da dağlarının tepesinde kar vardır. Ayrıca Hawaii, ABD’nin toprağı artan tek eyaletidir çünkü volkanik patlamalar denizde sürekli yeni kara alanları oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nüfusunun yüzde 20’sinden fazlası, diğer tüm ABD eyaletlerinden çok daha fazla etnik kökene sahiptir. İlginç bir şekilde Hawaii alfabesinde sadece 12 adet harf ve 1 adet (‘) okina denilen ters kesme işareti bulunmaktadır. Beş ünlü harf olarak A, E, I, O, U kullanılırken, yedi ünsüz H, K, L, M, N, P, W harfleri kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hawaii, sörf sporunun doğduğu yerdir. Dev dalgalarıyla ünlü Hawaii’de sörf, yerliler için sadece bir spor değil aynı zamanda bir ritüel, yaşam tarzı hatta bir sosyal statü işareti olarak kabul edilir. Eski dönemlerde Hawaii’de sörf, yerel tanrı ve tanrıçalara adanmış dini törenlerin bir parçası ve yerel halk arasında büyük saygı gören bir ritüeldir. İlk sörf tahtaları da buradaki kauila ve wiliwili gibi yerel ağaçlardan yapılmıştır. Uzun ve ağır olan bu tahtaların boyutu sosyal statünün de sembolüdür. Avrupalı kaşiflerin Hawaii’ye gelmesiyle birlikte sörf kültürü diğer bölgelere yayılmıştır. Günümüzde de dünyanın dört bir yanından sörf tutkunlarının merkezi olmaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hawaii’nin kültüründe “aloha” bir selamlaşma kelimesi olmaktan öte, sosyal birliği ve esenliği anlatan kavramdır. Aynı zamanda sevgi, misafirperverlik ve barışı ifade eder. Hawaii’de bu kavram günlük yaşamın bir parçasıdır. Başkalarıyla iyi geçinmenin ve iyi duygular ifade etmenin bir yöntemidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kahuna, Hawaii kültüründe önemli bir yer tutan geleneksel şifacı, bilge veya lider anlamına gelir. İnsanlar arasında halk sağlığı, ruhsal iyilik ve toplumsal dengenin korunması gibi birçok konuda danışılan ve saygı gösterilen kişilerdir. Genellikle şifacılık, astroloji, hula dansı, bitki bilimi, ritüeller ve geleneksel tıp gibi alanlarda uzmanlaşmışlardır. Kahunalar ahşap totem heykelleri ile sembolize edilir.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: LONDRA

    Londra, Büyük Britanya Adası’nın güneydoğusunda, Thames Nehri üzerinde konumlanmış Birleşik Krallığın başkentidir. İki bin yıl önce Romalılar tarafından kurulan Londra, Birleşik Krallığın en kalabalık şehri olarak; sanat, müzik, moda, finans, eğitim ve turizm alanındaki gelişmişliğiyle sadece Birleşik Krallığın değil, dünyanın da kültür başkentleri listesinin en üst sıralarında yer almaktadır. Dünyanın en eski metrosu 1863 yılında Londra’da açılmıştır. At arabaları sebebiyle oluşan yoğunluğu azaltmak amacıyla kurulan Metropolitan Demiryolu’nda o dönemin en ileri teknolojisi olarak kabul gören buharlı trenler kullanılmıştır. Kentte şöyle bir gezintiye çıktığınızda belirli yerlerde kömür dumanını atmak amacıyla açılan havalandırma tünellerine rastlamanız mümkün. Tam bir bisiklet dostu olan Londra’da 700.000 bine yakın insan, bisikleti ulaşım amacıyla kullanmaktadır. Dünyanın en fazla tiyatro izleyicisi yine bu şehirdedir ve sadece Londra’da yüzlerce müze ve sanat galerisi bulunmaktadır. Büyüleyici bir atmosfere sahip kent, finansal olarak bu denli gelişmiş olmasına, senede 20 milyona yakın turist ağırlamasına rağmen doğal güzelliklerini korumayı başarmıştır. Başkentler serisi yazı dizimiz için hazırladığımız Londra’nın önemli kent meydanlarını ve ikonik yapılarını sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın ortasından geçen Thames Nehri isminin, dört mevsim bulanık olan suyundan ötürü Kelt dilinde karanlık anlamına gelen “tamese” kelimesinden geldiği düşünülmektedir. Nehrin suyu bulanık olsa da burada gerçekleşen tekne turları yoğun ilgi görmektedir. Thames Nehri üzerinde bulunan, 1894 yılında inşaatı tamamlanan Tower Bridge‘de Thames Nehri’ndeki en ilgi çekici yapılarından biri olarak ilgi görmektedir. Manş Denizi’ne dökülen Thames Nehri’ni her sene milyonlarca turist ziyaret etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiltere’deki kraliyet parklarından en ünlüsü olan Hyde Park, yüzölçümü olarak çok geniş bir alana yayılmakta ve en büyük kent parkı olarak her sene milyonlarca ziyaretçi ağırlamaktadır. Doğal güzelliği ve yeşil dokusuyla birçok festivale ev sahipliği yapan Hyde Park’ın içindeki yapay Serpentine gölünde yüzmek bile mümkündür. 1536 yılında Kral XVIII. Henry’nin avlanması için Westminster Manastırı (Westminster Abbey) keşişleri tarafından satın alınan park, 17. yüzyılda Kral I. James tarafından kamulaştırılmış ve halkın hizmetine açılmıştır. Birçok film ve dizinin çekildiği park, dünyanın en ünlü yeşil alanlarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1016 yılında inşa edilen saray, bilinen en eski saraylardan olup 16. yüzyılda çıkan yangından sonra restore edilerek parlamento binasına çevrilmiştir ve günümüzde de parlamento binası olarak kullanılmaktadır. Thames Nehri’nin kuzeyinde bulunan Westminster Sarayı, dünyanın en ünlü saat kulesine de ev sahipliği yapmaktadır ve içindeki çan Big Ben olarak anılır. Kulenin adı 2012 yılında Elizabeth Kulesi olarak değiştirilmiştir. Alışılmışın dışında mimari bir tasarıma sahip olan sarayın yaklaşık 1.100 odası, 4.8 kilometreyi bulan uzun koridorları, 100 adet merdiven çıkışı bulunmaktadır. İngiltere tarihindeki önemi 1066 yılında Kral William’ın bu sarayda taç giymesinden kaynaklanmaktadır ve kraliyet ailesinin taç giyme törenleri günümüzde de Westminster Sarayı’nda gerçekleşmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın en önemli sembol yapılarından olan London Eye, Thames Nehri’nin güneyinde bulunuyor ve 135 metre yüksekliği, 90 metre genişliğiyle tüm Londra’yı tepeden gören bir manzaraya ev sahipliği yapıyor. Milenyum kutlamaları amacıyla 31 Aralık 1999 gecesi açılışı gerçekleşen devasa dönme dolap yılda dört milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. Londra’da geçen tüm sinema ve dizi filmlerinde en az bir kare de olsa yer bulan bu ikonik yapı, Millennium Wheel ismiyle de anılıyor. Özel bir ışık tasarımına sahip yapı, havanın kararmasıyla ışıltılı bir görünüme bürünüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kentin kalbi olarak bilinen Trafalgar Square, turistler tarafından en çok ziyaret edilen ve birçok etkinliğe ev sahipliği yapan Londra’nın en ünlü meydanıdır. Westminster semtinde bulunan Trafalgar Meydanı, ismini İngiltere’nin Fransa ve İspanya’yı yendiği muharebeden almaktadır. Bu sütun, savaşın kazanılmasında büyük rolü olan İngiliz Donanması’ndan Koramiral Horatio Nelson adına yaptırılmıştır. Nelson sütununu koruyan dört aslan heykelinin yanı sıra meydanı süsleyen birçok farklı heykel ve çeşme de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İngiltere, müzeleriyle ünlü bir şehir. Güney Kensington’da bulunan Doğal Tarih Müzesi ise botanik (bitki bilimi), zooloji (hayvan bilimi), mineraloji, paleontoloji (fosil bilim) alanında doğa ve yer bilimlerine ait en geniş örneklere sahip çok eski bir müze. Renkli tuğlalardan oluşan yapısıyla Victoria döneminin tipik örnek mimarisinden olan müzenin kuruluş tarihi 18. yüzyıla kadar uzanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Birleşik Krallık ailesinin Londra’daki ikamet adresi olan saray, aynı zamanda krallığın yönetim merkezidir. 1703 yılında Buckingham Dükü için yapılan saray, İngiltere’nin en ünlü kraliçesi Victoria’nın tahta çıkmasıyla kraliyet sarayına dönüştürülmüştür. 735 odası bulunan sarayın 19 odası sadece yaz aylarında ziyaretçilere açılmaktadır. Westminster’da bulunan saray, görev atamaları ve yabancı devlet görevlilerinin ziyaretlerinde konuklarını ağırlamaktadır. 20. yüzyılda kraliyet ailesinin halkı selamlamak için kullandığı balkon, II. Dünya Harbi sırasında tam dokuz kez bombalanmıştır. Buna rağmen Kraliçe Elizabeth bu gelenekten vazgeçmemiştir. Halen halkı selamlamak için bu balkon kullanılmaktadır.

  • AFRİKA KITASI HAKKINDA DAHA ÖNCE DUYMADIĞINIZ BİLGİLER

    Yüz ölçümü ve nüfus yoğunluğu bakımından dünyanın en büyük ikinci kıtası olan Afrika, 30,8 milyon kilometrekarelik bir alana ve 1 milyar kişilik nüfusa sahip dünyanın en renkli kıtalarından biri. Afrika, çok çeşitli iklim bölgeleri bulunan ekvatorun her iki yanında bulunuyor ve dünya üzerinde her iki iklim kuşağında bulunan tek kıta olarak ilginç bitki ve hayvan canlılığına ev sahipliği yapıyor. Vahşi yaşam belgesellerinin çekildiği, altı tane doğal ulusal parkı olan kıta hakkında ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Buşmanlar olarak da bilinen San halkı, en az 22 bin yıldır Botsvana ve Namibya’ya komşu Kalahari Çölü’nde, mağara dönemindeki gibi yaşamaya devam ediyor. Hükümet bu halkı ve yaşam alanını özel yasalarla koruma altına almış durumda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en eski üniversitesi, Afrika Kıtası’nın kuzeyindeki Fas’ta bulunan Karaviyyîn Üniversitesi’dir ve günümüzde de eğitim vermeye devam etmektedir. Fes şehrindeki bu üniversite Fâtıma el-Fihrî tarafından 859’da inşa ettirilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünyadaki tüm dillerin 3’te 1’i Afrika’da konuşulmaktadır. 2 binden fazla dilin konuşulduğu kıtada, bu oran dünya dillerinin %25’inden fazlasına tekabül etmektedir. Sadece Güney Afrika ülkesinde bile 11 resmî dil bulunmaktadır ve Güney Afrika Kıtası’na “Gökkuşağı Milleti” denmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Afrika Kıtası’nın %80’i tarım için uygun değildir. Günümüzde tarım yapılan alan kıtanın %0.25’ini; ormanlık alanlar ise toplam yüz ölçümünün %1’ini oluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tanzanya sınırlarında konumlanan Kilimanjaro Ulusal Parkı, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde.. Kilimanjaro Dağı’nın eteklerinde yer alan 1.688 kilometrekare genişliğindeki bu park, bölgenin en ünlü turistik adreslerinden.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyadaki altının yarısına yakını tek bir yerden, Güney Afrika Witwatersrand’dan çıkarılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Afrika’daki Nil Nehri, 6.650 km uzunluğu ile dünyanın en uzun nehridir.

  • 9 Madde İle Antik Roma’nın Sanat Merkezi Sagalassos

    9 Madde İle Antik Roma’nın Sanat Merkezi Sagalassos

    Sagalassos Antik Kenti Türkiye’nin güneybatısında, Burdur’un Ağlasun ilçesinde yer alır. Şehirde bulunan yapıların büyük bir çoğunluğu Antik Roma dönemine aittir. Sagalassos ilk kez 1706 yılında Fransız gezgin Paul Lucas tarafından keşfedilmiştir. Bulutların çevrelediği yüksek rakımlı antik kentte; konutlar, hamam, kireç ve metal fırınları, agora (çarşı), çeşme, tiyatro, kilise ve tapınaklar bulunmaktadır. 1990 yılından bu yana kazıların devam ettiği Sagalassos Antik Kenti’ni 9 madde ile listemizde görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    burdur

    Antik kent, denizden 1700 metre yükseklikte kurulmuştur. Güneyinde Akdeniz, kuzeyinde Anadolu platosu yer alır. Hemen doğusunda 2271 metredeki zirvesiyle Akdağ yükselir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    burdur

    İnsanların bu dik yamaçlara güvenli konumunun yanı sıra su kaynaklarına yakınlığı, verimli toprakları ve seramik kap kacak yapmaya uygun materyalleri sebebiyle yerleştiği düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    burdur

    Sagalassos şehri, Pisidia bölgesinin Roma dönemindeki önemli şehirlerinden biridir. Roma’nın ilk imparatoru Augustus zamanında önemli kültür ve sanat merkezlerinden biri olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sagalassos, burdur

    Yamaçların materyaller açısından verimliliği önemli eserler üretilmesini sağlamıştır. Kazılarda ortaya çıkan İmparator Marcus Aurelius ve İmparator Hadrian’a ait, boylarının 5,5 metre civarında olabileceği tahmin edilen heykeller ve çıkarılan diğer eserler Burdur Müzesi’nde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    burdur

    Yedi farklı taş türünün kullanıldığı Antoninler Çeşmesi 28 metre uzunluğunda ve 9 metre yüksekliğindedir. Roma İmparatoru Marcus Aurelius döneminde prestij göstergesi olarak inşa edilmiş çeşmede Antik Roma tanrısı Dionysos’a ithaf edilmiş semboller yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    burdur

    “Yükselen tepenin yamacında, bugüne dek gördüğüm veya duyduğum tiyatroların en zarifi ve en güzeli yer alır…” Bu sözler Sagalassos’u 19. yüzyılda ziyaret eden ünlü İngiliz Arkeolog Charles Fellows’a aittir. Dünyanın en yüksek rakımlı tiyatrosu olan yapı, 9.000 kişiyi ağırlayabilecek şekilde inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7# ” title_font_size=”13″]
    burdur

    Sagalasos’ta ziyaretçilerin uğrak noktalarından biri Kahramanlar Anıtı’dır. “Heroon” yani “Kahramanlar için yapılmış anıt” anlamını taşıyan 14 metre uzunluğundaki yapı; podyum, birbirlerinin eteklerinden tutmuş dans eden 14 kızın betimlendiği friz ile ana yapıdan oluşmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    burdur

    Kuzey Nekropol’de “arcosolium” adı verilen ve imparatorluk döneminden kalma kaya mezarları yer alır. Bu mezarlar neredeyse dümdüz bir kaya yüzüne yontulmuş üzerinde kemerli girintiler olan yapılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    burdur

    6. yüzyılın ortasına kadar gelişmeye devam eden kent M.S. 590 yılında yaşanan büyük depremde yerle bir olmuştur. Sagalassos’ta yaşayan halk depremin ardından şehri terk etmiştir. Bugün kazıların devam ettiği antik kentin ünü günden güne yayılmakta ve ziyaretçileri artmaktadır. Sagalassos, küçük Asya’da belki de terk edildiği günden bugüne en iyi korunagelmiş antik yerleşimlerden biridir. Şehir 2009 yılında UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınmıştır.

  • GEZEGENİMİZİ PAYLAŞTIĞIMIZ YENİ TÜRLER İLE TANIŞIN

    Taksonomi uzmanlarından oluşan uluslararası komite, her sene dünyamızı paylaştığımızdan haberdar olmadığımız yeni türlerin keşfini duyuruyor. Alanlarında uzman bilim insanlarının uzun süren araştırma sonuçları sayesinde tesadüfen keşfedilen türlerin altı tanesini sizlerle tanıştırıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şirinliğiyle dikkat çeken olinguito, yaklaşık 10 yıl süren bir araştırmanın sonucunda keşfedildi. Bu yeni memeli türü aslında yüzlerce yıldır biliniyor ancak başka hayvanlara benzerliği nedeniyle yeni bir tür olarak adlandırılması son yılları buldu. Zoolog Kristofer Helgen, 2000’li yılların başında Chicago’daki bir müzede bulduğu kemiklerin bilinmeyen bir canlı türüne ait olduğunu tahmin etmesiyle araştırmalarını yoğunlaştırdı ve bu türün keşfine imzasını attı. Yavru ayı ile vahşi kedilere benzetilen olinguito, rakungiller ile yakın akraba ve tıpkı rakunlar gibi gündüzleri uyuyor, geceleri ise avlanıyor. Bilim insanları yeni türün yaşam alanının Orta Amerika’daki Panama, Kosta Rika, Venezuela, Brezilya ve Peru olduğunu açıkladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2019’da keşfedilen türlerden bir tanesi de ilginç burun yapısına sahip Yeni Gine kurbağası. Bu yeni türün erkek bireylerinde ya sıkı tutabileceği ya da sallayabileceği, burun delikleriyle sabitlenmiş uzun bir çıkıntı bulunuyor. Dış görünümü ile yalan söylediğinde burnu uzayan Pinokyo’ya benzeyen bu sevimli kurbağalara “Pinokyo Kurbağası” ismi verilmiş. Araştırmacılar bu anatomik yapının işlevinden pek emin olmasa da erkeklerin eşleri çekmesine veya kurbağaların kendilerini diğer türlerden ayırt etmesine yardımcı olabileceğini düşünüyorlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Primatologlar bu yeni keşfedilen türe kadar gezegenimizde sadece iki orangutan türü olduğunu düşünüyordu; Bornean orangutanı ve Sumatra orangutanı. Ancak 2017’de Sumatra’nın Güney Tapanuli bölgesinde yaşayan ve 10.000 ila 20.000 yıl boyunca coğrafi olarak izole kalan ve diğer iki türden genetik olarak farklı olacak şekilde gelişen orangutanların popülasyonu ayrı bir tür olarak yeniden sınıflandırıldı. Tapanuli orangutanlarının daha kıvırcık saçları ve daha küçük kafaları olduğu gözlemlenirken, bu türün beslenme düzeni de diğer orangutan türlerinden farklı; tırtıllarla kozalaklar gibi besinleri tüketiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ağaçlarda yaşayan, meyve ile beslenen bu kertenkele türü, Filipinler’deki Kuzey Sierra Madre Ormanları’nda yaşıyor. Türkçede “Orman monitör kertenkelesi” olarak anılan bu tür, iki metreden daha uzun boya sahip olmasına rağmen ağırlıkları 10 kilogramı geçmiyor. Aslında yerel halk tarafından bilinen bu dev monitör kertenkelenin bu denli iri olmasına rağmen bilim insanlarının dikkatinden kaçmış olması oldukça şaşırtıcı. Bu durum ancak bu türün çoğu zamanını ağaçlarda geçirmesiyle açıklanabiliyor. Pullu bacakları ve mavi siyah benekli gövde yapısı, altın renginde benekleri bulunan türün kuyruğunda da dönüşümlü olarak siyah ve yeşil renk bulunuyor. Bilimsel ismi “Varanus Bitatawa” olan tür, bu ismini bölgede yaşayan yerli halkın yeni türler için kullandığı bitatawa sözcüğünden almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Doğu Afrika yakınlarındaki sularda keşfedilen “Sixgill Testere Köpek Balığı” türünün yaklaşık bir metre uzunluğundaki “Sixgill Shawshark” adı verilen bir gruba ait olduğu bildirildi. En belirgin özelliği testere benzeri burnu olan bu yeni tür, burun yapısıyla Sixgill köpek balığından ayrılıyor. Testere köpek balıkları avlarını kesmek için kullandıkları, sivri çıkıntılarla dolu, uzun, düz burunlarıyla biliniyor. Bu türdeki çoğu köpek balığının vücutlarının her iki yanında beş solungaç yarığı bulunurken, sixgill testere köpek balığında altı solungaç yarığı bulunuyor. Tür, Güney Afrika ve Güney Mozambik çevresindeki sularda bulunmuş ancak başka denizlerde de yaşadığı düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bilimsel adı “Pionopsitta aurantiocephala” olan kel papağan, 2000’li yılların başında keşfedildi. Kel papağan veya turuncu başlı papağan olarak anılan bu tür, Psittacidae familyasından bir papağan türü. Tropikal ve nemli iklimi seven bu tür, Brezilya’da, Amazon bölgesinde yaşıyor. İlk başlarda kel akbaba türünün yavrusu sanılan bu papağan türünün kel akbaba ile karıştırılmasının nedeni, kel akbabanın kel kafasında bulunan turuncu rengi olmuş.

  • KAPLUMBAĞALAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Sürüngenler sınıfının en sevimli üyelerinden olan kaplumbağalar, diğer sürüngen türler ile birlikte günümüzden 251 milyon yıl önce başlayıp 66 milyon yıl önce sona erdiği kabul edilen Mezozoik dönemin Triyas Çağı’nda ortaya çıktılar. Açlığa dayanıklı ve uzun ömürlü bu canlıların karada yaşayan türlerine ülkemizde tosbağa da denmektedir. Bir kuş gagasına benzer ağız yapısı olan ve diğer tüm canlılardan diğer özellikleriyle de farklılaşan kaplumbağalar hakkında ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Oldukça uzun bir yaşam süresi olan kaplumbağaların sadece bazı türleri 40 sene yaşamaktadır. Ortalama olarak 100-150 yıl aralığında yaşayabilen türleri de bulunmaktadır. Ayrıca yeşil deniz kaplumbağalarının bir beslenme dalışının uzunluğu beş dakika veya daha kısa olmasına rağmen beş saat süreyle su altında kalabilirler. Kalp atış hızı oksijen tasarrufu için yavaşlar; iki kalp atışı arasında dokuz dakika süre olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağaların cinsiyetini belirleyen sıcaklıktır. Yumurtanın erkek mi dişi mi olacağı ısıya bağlıdır ve daha düşük sıcaklıklarda erkek, yüksek sıcaklıklarda ise dişi yavru dünyaya gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağalar, yeryüzünde yaşayan en eski canlı türlerinden biridir. Gezegenimizdeki soyu tükenmemiş en eski hayvanlardandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağalar türlerine ve yaşadıkları iklim kuşağına göre kış uykusuna yatarlar. Deniz kaplumbağaları ise göç ettikleri için kış uykusuna yatmaz. Güneş alan kurak topraklarda kendine bir delik kazan kimi kaplumbağa türleri kış mevsimini bu şekilde geçirirken kimi evcil türler kış uykusuna yatmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağalar dişleri olmamasına rağmen çok sert cisimleri parçalayabilir. Bunun sebebi ise damaklarında çok sert yapıda bir kıkırdak bulunmasıdır. Bu kıkırdak sayesinde denizdeki sert kabukları rahatlıkla parçalayıp beslenebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günümüze kadar dünyada yaklaşık olarak 250 çeşit kaplumbağa türüne rastlanmıştır. Bu tür çeşitliliğine rağmen ülkemizde yalnızca sekiz çeşidi görülmektedir. Bunların başında ünlü caretta caretta gelmektedir; yeşil deniz kaplumbağası, deri sırtlı deniz kaplumbağası, benekli kaplumbağa, çizgili kaplumbağa, kızıl yanaklı su kaplumbağası, Nil kaplumbağası ve Fırat kaplumbağası diğer türlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kaplumbağalar ses telleri olmamasına rağmen ses çıkarabilirler. Bunu yapabilmelerinin sebebi ise; kafalarını aniden öne doğru iterek ciğerlerinde bir hava birikimi sağlayıp bu hava birikim aracılığıyla ses çıkarmayı öğrenmiş olmalarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yavaşlıklarıyla ün salan kaplumbağaların bu denli yavaş olmalarının nedeni, sırtlarında taşıdıkları kabuk yüzünden değildir. Otçul olan kaplumbağalar avlanmadıkları için bir besin mücadelesine girmek zorunda kalmazlar. Bu sebeple de günlük hayatlarında çok hızlı hareket etmeleri gerekmez. Bu durum onların her an yavaş olduklarını göstermez. Kaplumbağalar gerçek bir tehlike karşısında oldukça hızlı hareket eden hayvanlardır.

  • Sadece Gazianteplilerin Kullandığı 11 Kelime

    Sadece Gazianteplilerin Kullandığı 11 Kelime

    Pek çok yöresel ağızda patlıcana balcan denilmesine halk olarak aşinayızdır. Dil, kendi içinde şekillenir ve üzerinde yaşanan coğrafyanın izlerini taşıyarak farklılaşıp halk ağızlarına dönüşür. Her dilde olduğu gibi bizim dilimizde de kendine özgü tanım ve kelimelerle zenginleşen halk ağızları oldukça yaygındır. Yaşadıkları topraklar gibi sıcakkanlı olan Antepliler ve onların tamamen kendilerine özgü kelimeleri ise hazine gibi. Hepsini paylaşamaya ömür yetmez ama 11 tanesini sizin için şöyle sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayıntab (Antep)” title_font_size=”13″]
    antep

    Şehir, Cumhuriyet öncesine dek Ayıntab olarak anılmaktaydı. “Ayn” pınar veya göz, “tab” ise parlaklık demektir ve buna göre Ayıntab kelimesi “parlak pınar” anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rafık (Dost, Arkadaş)” title_font_size=”13″]

    Rafık ya da Refik fark etmez Antep’te biri “Rafık Ne Ediyin?” diye size sesleniyorsa bilin ki sizi dostu arkadaşı olarak gördüğü içindir. İçinde samimiyet barındıran Rafık, Rafığım kelimesi, artık dilimizden düşmeyen “kanka” tabirinin karşılığıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şapşak (Su Kabı)” title_font_size=”13″]
    gaziantep ağzı

    Antep’te su kabı anlamına gelen Şapşak, yerine göre çok amaçlı da kullanılabilir. Örneğin; bardak ve sürahi için kullanıldığı gibi tuvaletteki su kabı için de “hela şapşağı” tabiri kullanılabilmektedir. Bunun dışında çeşitli mecaz anlamları da bulunan şapşak kelimesi üstüne vazife olmayan bir işe kalkışanlar ve geveze insanlar için de sıkça kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Angeslek (Bilerek, Kasıtlı)” title_font_size=”13″]
    gaziantep ağzı

    Angeslek dilimize uzak, telaffuzu zor gibi görünse de Antepliler tarafından genelde “Dalga geçme benimle.” veya “Doğru değil bu mahsus yapıyorsun.” anlamında sıkça kullanılan, kulağa yabancı gelse de Anteplilerin neşeli, haylaz çocukları gibi benimsedikleri bir kelime.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bahteniz (Maydanoz)” title_font_size=”13″]
    gaziantep ağzı

    Anteplilerin hemen hemen bütün yemeklerinin içinde bulunan maydanoza verdikleri isimdir. Baharatlar ne kadar önemliyse maydanoz da o kadar önemlidir. Maydanoza herkesten farklı bir isim vermeleri de onların inceliği…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Döş (Göğüs)” title_font_size=”13″]
    gazinatep ağzı

    Anteplilerin göğüsün üst kısmına yani bağıra verdikleri isimdir. “Döşün açık gezme”, “Döşü yanık” tabirleri de Antepliler tarafından sıkça kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hanek (Laf, Söz)” title_font_size=”13″]

    Anteplilerin günlük hayatlarında sıkça kullandıkları bir kelimedir. Haneklemek (laflamak) gibi doğal olarak türetilebilen çok sayıda versiyonu da bulunmaktadır. Söylemek istediklerini açık açık ifade ettiklerinde fakat söylediklerinin bir kırgınlık bir huzursuzluk yaratacağına inandıkları zaman bu sözü kullanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cüdele (İnce Yorgan)” title_font_size=”13″]
    yorgan, gaziantep ağzı

    Gaziantep’te gelin olacak kızların çeyizlerinde mutlaka bulunması gereken parlak atlas kumaştan yapılan ve üzerinde desenleri olan ince yorgana verilen isimdir. Çeyiz için o kadar makbul bir eşyadır ki bir gelinin çeyizinde birbirinden farklı işlemelere sahip en az 8-10 tane cüdele yoksa o çeyiz eksik, zayıf bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Süllüm (Merdiven)” title_font_size=”13″]
    gaziantep ağzı

    Yalnızca Antep yöresinde kullanılan ve Osmanlıca bir kelime olan süllüm ahşap merdivene verilen isimdir. Sabit olabileceği gibi taşınabilir türden de olabilir. Genellikle uzun boylu çocuklar için “Süllüm gibi oğlan” şeklinde kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kercetmek (Taklit Etmek)” title_font_size=”13″]
    gaziantep ağzı, çocuk ve kedi

    Kercetmek, mizahın yapı taşlarından biri olan “taklit” anlamına gelmektedir. Taklidi yapan kişi ise kercivan olarak adlandırılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kele” title_font_size=”13″]
    gaziantep ağzı

    Anteplilerin herhangi bir konuda konuşurken hey, bre, aboo, gibi ünlem ifadesi olarak kullandıkları bir kelimedir. Özellikle “kele anam, kele bacım” şeklindeki kullanımı oldukça yaygındır.

  • DÜNYANIN EN GÜZEL METRO İSTASYONLARI

    Hızlı ve güvenli ulaşım araçlarından biri olan metroların kimi ülkelerdeki yolcu istasyonları öyle bir mimari tasarıma sahip ki ulaşım amacıyla kullanılan bu istasyonlar harikalar diyarına yapılan bir yolculuğa dönüşüyor. Mühendis ve mimarların titiz çalışmalarıyla ortaya çıkan dünyanın en göz alıcı metro istasyonlarında kendinizi Rönesans ya da Barok dönemine ait ünlü bir sanat eserinin içindeymiş gibi hissediyorsunuz. Hava sirkülasyonundan yapısal bütünlüğe, rutubet oranından yolcu konforuna kadar onlarca detayın titizlikle düşünüldüğü bu istasyonların hepsi âdeta birer sanat eseri. Estetik bakış açısının zirveye çıktığı bu mekânların en dikkat çekenlerini sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    City Hall Metro İstasyonu tam bir tasarım harikası. Yapımı yüzyıllık bir geçmişe dayanan City Hall, eşsiz mimarisiyle New York’ta bulunuyor. Seramik kemerleri, pirinç armatürleri ve kubbeli yapısıyla 1904 yılında hizmet vermeye başlayan istasyon dönemi için oldukça iddialı bir tasarıma sahip. 1945 yılında New York metro hattının genişlemesiyle City Hall Metro İstasyonu kapatıldı ancak bu eşsiz mimariyi ziyaret etmek isteyenler için günün belirli saatlerinde özel seferler yapılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalya, Napoli’de bulunan Toledo Metro İstasyonu ziyaretçilerini uzay boşluğunda hissettiren özel mekanlardan biri. Yerin yaklaşık 50 metre kadar altında konumlanan istasyon, Salvador Dali’nin yakın arkadaşı olan mimar Oscar Tusques Blanca tarafından tasarlandı ve 2012 yılında hizmete açıldı. Önemli alışveriş merkezlerinin kesişme noktasında bulunan, duvar ve tavanı mavi-yeşil tonlarına sahip mozaiklerle kaplı Toledo Metro İstasyonu’nda uzayın derinliklerine süzülüyormuş gibi hissetmek de mümkün, gittikçe derinleşen masmavi bir okyanusun içinde de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fransa’nın göz bebeği Paris’te bulunan Arts Et Metiers İstasyonu, tıpkı şehrin kendisi gibi çok dikkat çekici bir metro istasyonu. 1904 yılında hizmet vermeye başlayan metro sisteminin 1935 yılında açılan bu istasyonu, Belçikalı çizgi roman sanatçısı François Schuiten’in ve dünyaca ünlü yazar Jules Verne’nin eserlerinin sergilenmesiyle 1994 yılından bu yana fütüristtik bir müzeye dönüşmüş durumda. Metro müzesinin ışık tasarımı da özel olarak kurgulandı ve çok aydınlık olmayacak bir şekilde mekâna dağıtıldı. Gören herkesi kendine hayran bırakan istasyonda hiçbir reklam panosunun olmadığını da belirtmek isteriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tayvan’da bulunan Formosa Boulevard Metro İstasyonu, dünyanın en çok yolcu taşıyan istasyonlarından biri olmasına rağmen etkileyici mimarisiyle yolcularına eşsiz bir mekân deneyimi sunuyor. Işıklı bir cam kubbeye sahip istasyon, cam işçiliğinin en güzel örneklerine sahip. İtalyan sanatçı Narcissus Quagliata tarafından tasarlanan istasyonun yapımı yaklaşık 4 yıl sürdü. 4000’den fazla renkli cam panelin bulunduğu Formosa Boulevard için dev bir sanat eseri demek yerinde olacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Moskova’da yer alan Komsomolskaya Metro İstasyonu âdeta tarihi bir saray binasına benziyor. Etkileyici sütunları, üç tonozlu derin yapısıyla istasyon, klasisizm ve Rus barok sanat ekolünün izlerini taşıyor. 1935 yılından beri hizmet veren şaşaalı istasyonda bulunan altın sarısı panolarda Sovyet devriminde rolü olan generallerin hikâyeleri anlatılıyor. İhtişamlı avizelerin, kabartmalı süslemelerin göz kamaştırdığı istasyon için geçmişe açılan bir kapı diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Rengârenk desenlerle kaplı duvarlarıyla oldukça ilgi çekici olan istasyonlardan biri de Kungsträdgården Metro İstasyonu. Yapımına 1950’lerde başlanan Stockholm metro sisteminde bulunan 90 istasyonun tamamı çeşitli sanatçıların eserlerinden oluşuyor. 1825’te çıkan yangında yok olan Makalös Sarayı’na ait kalıntıların sergilendiği Kungsträdgården Metro İstasyonu ise en ilgi çekici istasyonlardan biri olarak listemizde yer alıyor. Derin mimarisi, duvar ve zemin resimleriyle arkeolojik bir mekân algısı sunan istasyon adını bölgenin kamusal yeşil alanı olan Kungsträdgården’den alıyor ve “Kral’ın Bahçesi” anlamına geliyor.

  • Adına Festival Düzenlenen 8 Lezzetimiz

    Adına Festival Düzenlenen 8 Lezzetimiz

    Bir yörenin, bir bölgenin en ünlü ürünü için yapılan festivaller vardır, kimi taptaze yerel ürünleri tüketicisiyle buluşturur, kimi tarımı-üreticiliği teşvik eder. Biz de ülkemizdeki lezzet festivallerinden 8 tanesini sizin için derledik ve bir kez daha gördük ki hep birlikte çok renkli, zengin bir kültüre sahibiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin havuç üretiminin büyük bir kısmını karşılayan Ankara-Beypazarı’nda havuç için bir heykel bile dikildi ve her yıl eylül ayında düzenlenen “Havuç Festivali”nin bu yıl 24’üncüsü gerçekleşti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Diyarbakır karpuzu eskiden o kadar ağır olurmuş ki ancak develerle taşınabilirmiş. Hâlâ ağırlığı ve tadı ile rakip tanımayan Diyarbakır karpuzu için her yıl çeşitli etkinliklerin yapıldığı bir festival düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Reçeli bile yapılan Eceabat domatesinin kokusu dillere destandır. Çanakkale’ye bağlı ilçede her yıl köylü üreticilerin katıldığı bir “Domates Festivali” yapılıyor ve en iyi domates, hatta domates güzeli seçiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Malatya sadece ülkemizin değil dünyanın kuru kayısı ihtiyacını karşılıyor. Şehir, beyaz çiçekler açan onlarca kayısı bahçesiyle nisan-mayıs aylarında eşsiz görüntüler veriyor ve bu meyve adına her yıl bir festival düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Urla Enginar Festivali konserlerin, söyleşilerin, yarışmaların, stantlara dizilmiş enginar yemeklerinin gölgesinde her nisan ayında yapılan bir festival… İzmir’in Urla ilçesindeki bu etkinliğin uluslararası bir ilgi gördüğünü söylemeliyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bilecik’te yetiştirilen kestane kabağının tam bir yıl raf ömrü olduğunu biliyor muydunuz? Bu kaliteli ve dayanıklı sebze için her yıl eylül ayında Kızıldamar Köyü’nde bir festival düzenleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2018’in Mayıs ayında Tekirdağ’da Kiraz Festivali’nin 54’üncüsü düzenlendi. Tam 54 yıldır düzenlenen bu köklü festival ülkemizde düzenlenen en renkli festivallerden biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bartın’da 50 yıldır üretilen çilek için 34 yıldır bir festival düzenleniyor ve Bartın Çilek Festivali’nin olduğu günlerde ortalığa eşsiz bir çilek kokusu yayılıyor.

  • 8 Maddede Günübirlik Gezilerin İlk Alternatifi Ağva

    8 Maddede Günübirlik Gezilerin İlk Alternatifi Ağva

    Sadece İstanbul için değil, Sakarya ve Kocaeli için de günübirlik bir gezinin en iyi duraklarından biridir Ağva… Burası Şile’ye 45 dakika mesafede, sakin, bozulmamış, keyifli bir tatil kasabası… Adını Latince’de su anlamına gelen “aqua” kelimesinden almış. Su ile tanımlanmasının nedeni ise batısından akan Göksu ile doğusundan akan Yeşilçay arasında bir yerleşim olmasından kaynaklanıyor. Peki Ağva’da nerelere gidebilir, neler yapabilirsiniz? 8 maddelik listemizle size bu konuda yardımcı olmaya çalışacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ağva doğal güzellikleriyle öne çıkan bir sahil kasabası. İlk akla gelen doğa harikası ise Göksu deresi… Uzaktan izlemenin ya da kıyısında oturup balık yemenin dışında yapılabileceğiniz çok sayıda aktivite var Göksu deresinde… Motor kiralayarak derede gezinti yapabilir, derenin Karadeniz’e karıştığı noktaya kadar kano ya da deniz bisikletiyle ulaşmaya çalışabilir, isterseniz sandalla açılarak balık tutabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bölgede konaklamak için bulabileceğiniz en sakin butik oteller ve günübirlik tesisler Göksu kıyısında sıralanmış durumda. Ama elbette merkezde bulunan pansiyonlarda da konaklayabilir, doğanın içinde yapılanmış orman evlerinde kalabilir, hatta kamp bile kurabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ağva’da konaklayacağınız yer kaçınılmaz olarak doğa manzaralı olacak… Konakladığınız yerde sadece gün batımını izlemek, odanızın balkonunda kitap okumak, verandadaki hamakta uyuklamak, yeşilin ortasında kahve yudumlamak bile şehrin gürültüsünü unutup sakinleşmenizi sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ağva’da sizi mutlu edebilecek etkinliklerden biri de tekne turlarına katılarak civardaki koyları gezmek olacaktır. Özellikle Kilimli ve Kadırga Koylarına vardığınızda ilk kez siz keşfediyormuşsunuz gibi bir hisse kapılacağınızı söyleyebiliriz. Kıyıda, Karadeniz’in inatçı dalgalarıyla ilginç şekillere bürünmüş dev kayaları görmek de hoşunuza gidecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Gelin Kayası da doğal oluşumlarıyla fotoğraf severlerin özellikle tercih ettiği yerlerden bir diğeri… Koydaki kayalar duvaklı bir geline benzetildiği için bu ismi almış. Dereler, koylar kadar ilgi gören bir doğal güzelliği daha var Ağva’nın, o da şelaleleri… Özellikle içinde dolaşmaktan büyük keyif alacağınız Hacılı Köyü ve buradaki Kurudere Şelalesi’ni izlemek kısacık bir tatilde bile birkaç aylık enerji toplamanızı sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günübirlik ya da uzun olsun gidilen yerin yerel lezzetlerini tatmak bir gezinin olmazsa olmazıdır. Ağva’ya gittiğinizde de sabahları otelden çıkarak mutlaka merkeze yakın yerlerde meyve reçelleriyle donatılmış köy kahvaltısı yapmayı tercih etmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sadece bir iki gün kalıp da “Ağva’yı avcumun içi gibi biliyorum” diyebileceğiniz bir aktiviteden söz edelim şimdi de… Trekking! Aşıklar Yolu, Onbirgöller Vadisi, Dudu Bayırı Tepesi, Kurfalı Ormanı ve daha başka bölgelerde bulunan trekking parkurları sayesinde Ağva’yı yürüyerek de keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bütün bunları yapmak için dikkat etmeniz gereken bir detay var ki o da hangi aylarda Ağva gezisini tercih etmeniz gerektiği… Doğayı farklı güzellikleriyle görmek isteyenler dört mevsim de gidilebilir elbette… Ama Karadeniz kıyısı olduğunu ve suyun geç ısındığını akılda tutmak iyi olabilir. Şelale ve koy gezileri için de en iyi zamanın bahar ayları olduğunu söyleyebiliriz.