Kategori: Rota/Doğa

  • KARAHANTEPE BİZE NE ANLATIYOR?

    Şanlıurfa’da Tek Tek Dağları Millî Parkı’nın kireç taşı yükseltilerinde yer alan Karahantepe, yüzeyde sade bir tepe görünümü sergiler. Yazımızda, Karahantepe’yi öne çıkaran unsurlara yakından bakıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kazı verilerine göre Karahantepe’de yerleşim MÖ 9400’ler civarında başlamış, MÖ 8000’li yıllara kadar kesintisiz biçimde sürmüştür. Bu zaman aralığı, tarımın henüz tam anlamıyla yerleşik bir ekonomik sisteme dönüşmediği, avcı-toplayıcılıkla üretimin iç içe geçtiği bir döneme karşılık gelir. Buna rağmen alanda geçici barınaklar yerine, ana kayaya oyulmuş, uzun süre kullanılan ve belirli bir plan dâhilinde inşa edilmiş yapılar bulunur. Bu durum, Karahantepe’de mekânın rastlantısal değil, bilinçli tercihlerle düzenlendiğini gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Batı yamaçta yürütülen kazılar, yerleşimin topoğrafyayla uyumlu biçimde şekillendiğini ortaya koymuştur. Ana kayaya oyularak oluşturulan basamaklar ve yapılar arasında, çapı yaklaşık 23 metreyi bulan dairesel bir yapı özellikle dikkat çeker. Büyük bölümü ana kayaya oyulmuş olan bu yapı, ölçeği ve derinliğiyle uzun süreli ve tekrarlı bir kullanım sürecine işaret eder. Amfitiyatroyu andıran geniş sekiler (oturulacak sedir biçiminde taş veya set), burada bir araya gelmeye olanak tanıyan topluluk odaklı bir mekân düzeninin varlığını kanıtlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karahantepe bulguları, yerleşimin zaman içinde geçirdiği dönüşümü de açık biçimde ortaya koyar. En erken evrelerde avcılıkla ilişkili yontma taş aletler öne çıkarken ilerleyen tabakalarda ahşap işçiliği, yapı düzenlemesi ve üretim faaliyetlerine yönelik araçlar artış gösterir. Son yıllarda elde edilen kalıntılar, tahılların işlendiğini ve ekmek benzeri gıdaların üretildiğini kanıtlar niteliktedir. Bu durum, üretim pratikleri ile yerleşik yaşamın eş zamanlı olarak geliştiğini göstermesi bakımından önem taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yerleşimin merkezindeki kamusal yapıların çevresinde yaklaşık 12.000 yıl öncesine tarihlenen 30’dan fazla yarı gömülü konut açığa çıkarılmıştır. Oval ve asimetrik planlara sahip bu yapılar, konutların bitişik ve düzenli bir yerleşim dokusu oluşturduğunu göstermektedir. Bu veriler, Karahantepe’de yalnızca törensel alanların değil, gündelik yaşamın da sürdüğü bütünlüklü bir yerleşim düzeninin bulunduğunu ortaya koyar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karahantepe, yine Şanlıurfa’da bulunan ve tarihi 12.000 yıl öncesine uzanan Göbeklitepe ile karşılaştırıldığında yerleşim anlayışı bakımından ayrışır: Göbeklitepe anıtsal ve törensel yapılarla tanımlanırken; Karahantepe’de konutlar, kamusal alanlar ve üretim faaliyetleri aynı yerleşim dokusu içinde birlikte yer alır. Bu durum, Karahantepe’nin gündelik yaşamın sürdüğü bir yerleşim alanı olarak kullanıldığını gösterir. Alanda ortaya çıkarılan insan yüzü betimli “T” biçimli dikili taş ise, Neolitik Dönem’de sembolik anlatımda insanın doğrudan temsil edildiği nadir örneklerden biri olması bakımından özel bir önem taşır. Göbeklitepe’de ağırlıklı olarak hayvan betimlemelerinin tercih edilmesi bu bulguyu daha da anlamlı kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bugün Karahantepe, “Taş Tepeler Projesi” kapsamında yürütülen çalışmalar sayesinde uluslararası ölçekte dikkat çekmektedir. Alanın Archaeology Magazine tarafından 2025 yılının en önemli 10 arkeolojik keşfi arasında gösterilmesi, Karahantepe’nin yalnızca anıtsal yapılarıyla değil; yerleşik yaşam, üretim ve topluluk düzeninin birlikte izlenebildiği nadir alanlardan biri olmasından kaynaklanır. Bu yönüyle Karahantepe, Neolitik Dönem topluluklarının inanç dünyasının yanı sıra gündelik yaşam ve mekân kullanımı hakkında doğrudan veriler sunar. Alanda yürütülen kazı ve araştırmalar devam etmektedir ve yeni bulguların önümüzdeki yıllarda daha da zenginleşmesi beklenmektedir.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: MADRİD

    İspanya’nın başkenti Madrid, Avrupa’nın en renkli şehirlerinden bir tanesi. Büyük meydanları, müzeleri, sanat galerileri, alışveriş merkezleri ve ışıltılı gece hayatıyla her yıl turist akınına uğrayan şehir aynı zamanda İspanyol Kraliyet Ailesi ve İspanyol aristokrasisinin de ikametgâh adresi. İber Yarımadası’nın kuzeydoğusunda konumlanan kent; İstanbul, Paris, Londra ve Moskova’dan sonra Avrupa’nın en kalabalık beşinci şehri… Manzanares Nehri’nin kenarında kayalık bir alan üzerine konumlanan kent, dünyanın en önemli futbol takımlarından biri olan Real Madrid’e de ev sahipliği yapıyor. İstanbul gibi gece yaşayan kentlerden olan Madrid’de İspanyolların ünlü siestası devlet kurumları dahil olmak üzere tüm kurumlarda geçerli. Öğle vakti dinlenmek amacıyla dükkanlarını kapatan yerli halkın çoğu ya iş yerinde ya da evinde uykuya çekiliyor ve hayat akşamüstü 5-6 gibi tekrar başlıyor. Hayattan zevk almayı, güzel yemekler yemeyi ve çok çalışmayı pek de sevmeyen İspanyolların ihtişamlı binalarıyla ünlü başkentinin önemli ve ikonik yerlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Geçmişte ölüm cezasına çarptırılan suçluların idam edildiği ünlü tarihi Plaza Mayor Meydanı’nın dört cephesi barok tarzdaki kırmızı binalarla çevrili ve tam ortasında bu meydanı inşa ettiren Kral III. Felipe’nin bronz bir ata bindiği ünlü heykeli bulunuyor. Taç giyme töreni, kraliyet düğünleri ve seveni olduğu kadar karşı çıkanın da çok olduğu boğa güreşleri de bu meydanda yapılıyor. 50 bin kişi kapasiteli meydanın tarihi 16. yüzyıla kadar uzanmakta. Akşam saatlerinde sokak sanatçıları meydanı festival havasına dönüştürürken, çevrili binalarda bulunan mağazalarda alışveriş yapmak ve İspanyolların lezzetli geleneksel yemeklerini şık olduğu kadar pahalı restoranlarda tatmak hem turistlerin hem de yerlilerin en sevdiği etkinlikler arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzyıl önce halkın kullanımına açılana kadar monarşiye ait bir mülk olan El Retiro Parkı, şehrin tam ortasında bulunuyor. Madrid’in en fazla yeşil alanına sahip El Retiro Parkı’nda bulunan 15 binden fazla ağaç ve etkileyici mimari tasarıma sahip yapıları ile masalsı bir his uyandıran parkta birçok heykel, anıt, sanat galerisi bulunuyor. Bu devasa alan içerisinde en dikkat çeken yapılar ise cam ve metalden inşa edilen eşsiz iki saray, yapay gölle çevrilen Balıkçı Köşkü ve her renkten güllerin olduğu mis gibi kokan Gül Bahçesi ile Madrid’in en yaşlı ağacı olan 400 yaşındaki Ahuehuete. 2021’de UNESCO Dünya Mirası listesine eklenen park, ressamları, müzisyenleri ve dansçılarıyla birçok sanat dalının bir arada sahnelendiği Madrid’in özel mekânlardan bir tanesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İspanya Kraliyet Ailesi’nin Madrid’deki ikametgâh adresi olan Kraliyet Sarayı, 18. yüzyılda Kral V. Felipe’nin isteği ile inşa edilmiş oldukça şaşaalı bir yapı… Yapının mimarları ise dönemin popüler mimarlarından İtalyan Filippo Juvarra ve Giovanni Battista Sacchetti. 135 bin metrekarelik alanda inşa edilen sarayın 3 bin 418 odası bulunuyor ve bu rakamlar onu Avrupa’daki en büyük kraliyet sarayı yapıyor. İsmi Madrid Kraliyet Sarayı olsa da aslında kral ve ailesi bu sarayı değil daha mütevazı bir saray olan Zarzuela Sarayı’nı kullanıyor. Sadece devlet törenlerinde kullanılan “Palacio Real”ı ziyaret etmek isteyenler belirli bir ücret karşılığında bu heybetli yapıyı görebiliyor. Her biri farklı tarzda dekore edilen odaları, el işçiliğiyle yapılan özel mobilya ve eşyaları ile orta çağ ruhunu çok iyi yansıtan sarayın arka kısmında bulunan Sabatini Bahçelerini de ziyaret etmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Neo-gotik bir mimariye sahip Roma Katolik Katedrali, Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında bulunuyor. İsmini, yerine yapıldığı camiden alan Almudena Katedrali, Madrid başpiskoposluğunun da yönetim merkezi. Yapımı 100 yıldan fazla süren ihtişamlı yapının 1879’da başlayan yapımı 1993’te tamamlandı. İspanyolların ünlü prensi Felipe’nin düğününe de ev sahipliği yapan katedralin açılışını ise Papa II. John Paul gerçekleştirdi. İçerisinde müzesi de bulunan yapının giriş katında 16. yüzyıla ait sanat eserleri ve resimler yapının en ilgi çeken bölümleri ve ayrıca kubbesine çıkarak eşsiz Madrid’in manzarasını seyretmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük sanat müzesi olan Prado Müzesi; Pablo Picasso, Goya, Rubens, Boticelli, Diego Velázquez ve Raphael gibi dünyaca ünlü sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Madrid’i ziyaret edenlerin ilk uğradığı noktalardan biri olan müzenin inşası, İspanya Kralı III. Charles’ın isteği ile “Doğa Bilimleri Müzesi” olarak başlasa da Kral VIII. Ferdinand döneminde “Kraliyet Resim ve Heykel Müzesi” olarak 1819’da açıldı. Müzede sadece İspanyolların değil, Avrupalı sanatçıların dünyaca ünlü eserleri sergileniyor. Prado Müzesi’nde yer alan koleksiyonun temeli 16. yüzyılda kraliyet ailesinin sahip olduğu eserlere dayanıyor ancak geçen süre içerisinde başyapıt diyebileceğimiz birçok eser müzeye dâhil olarak dünyanın en önemli sanat müzesi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İlginç bir hikâyeye sahip olan Debod Tapınağı, İspanya’nın en sıra dışı mekânlarından biri… Mısır devleti tarafından 1968’de İspanya’ya hediye edilen bu yapı, Aswan’ın 15 km güneyine inşa edildi. Milattan önce ikinci yüzyılın başlarında Meroë kralı Adikhalamani tarafından Mısır Tanrısı Amun için başlatılan yapının inşaatı, küçük ve tek odalı bir şapel olarak tasarlandı.  Bu tapınağa çok benzer bir başka tapınak Dakka’da inşa edilirken, yapı Roma İmparatorluğu döneminde tamamlandı. 1960’ta Aswan’ın yaşadığı dönüşüm esnasında anıtların zarar görmesi üzerine UNESCO, uluslararası bir çağrı yaparak yapıyı koruma altına almak istedi. Çağrıyı cevaplayan İspanya oldu ve Mısır hükümeti bu tarihi yapıyı İspanya’ya bağışladı. Tapınak eskiden askeri kışlaların bulunduğu Madrid’in yakınındaki Campo del Moro ve Parque del Oeste bölgelerindeki Parque de Rosales’e yeniden inşa edildi ve 1972’de halka açıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Santiago Bernabéu Stadyumu, dünyaca ünlü Real Madrid Spor Kulübünün resmi stadyumu olarak 1947’de açıldı. Efsane maçların oynandığı bu stadyum ilk yapıldığında 70 bin kapasiteli olarak açılmış, 1953’te 120 bin kapasiteye ulaşmıştır. Ancak UEFA standartlarına uymak adına tekrar 90 bin kişiye düşürülmüştür. Santiago Bernabéu, İspanya ve Madrid’in ilk stadyumlarından biri olarak tarihe geçmiştir. Dünyanın her yerinden milyonlarca ziyaretçi hem tarihi stadyumu görmek hem de Real Madrid takımının maçlarını izlemek için şehre akın etmektedir. Santiago Bernabéu, 2001 ve 2006 yılları arasında tamamen yenilenmiş ve modernize edilmiştir. Stadyum, tarihinde dört Avrupa Kupası ve Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapmıştır. İlk final, 1957’de Real Madrid ile Fiorentina, ikincisi 1969’da AC Milan ve Ajax, üçüncüsü 1980’de Nottingham Forest ile Hamburg ve sonuncusu 2010 yılında Internazionale ve Bayern Münih arasındadır.

  • KUZEY AVRUPA’DA YER ALAN ÜLKELER

    Adı üstünde, Avrupa’nın kuzeyinde yer alan ülkeler Kuzey Avrupa ülkelerini oluşturmaktadır. Ortak bir coğrafyayı paylaşan, kültür ve dil olarak birbirine yakın, yer altı kaynakları bakımından zengin, tarım ve hayvancılık açısından oldukça gelişmiş olan bu ülkeler refah seviyelerinin yüksekliği ile ünlüdürler. Kuzey Avrupa üç bölüme ayrılabilir: İskandinavya, Baltıklar ve Britanya Adaları. Bu ülkelerden birkaçını sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İskandinav ülkelerinin en güneyindeki Danimarka topraklarının büyük bölümü Jütland Yarımadası’nda bulunmaktadır. Başkent Kopenhag ise ülkenin 443 adasından en büyüğü Zealand üzerinde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İskandinav ülkelerinden Finlandiya’nın komşuları Rusya, Norveç ve İsveç’tir. Ayrıca Botniya Körfezi’yle sınırı bulunmaktadır. Finlandiya, 338 bin kilometrekareyi aşan yüz ölçümünde 180 binden fazla göl barındıran bir ülkedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İskandinav Yarımadası’nın batısında konumlanan ve kıyısındaki binlerce fiyortla ünlü olan Norveç’in komşuları Finlandiya, İsveç ve Rusya’dır. Ayrıca Atlas Okyanusu’nun bir kolu olan Norveç Denizi’yle uzun bir kıyısı bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Güneyinde yer alan Öresund Köprüsü’yle Danimarka’ya bağlanan Kuzey Avrupa ülkesi İsveç’in diğer komşuları Norveç ve Finlandiya’dır. Avrupa Birliği’ne üye ülkeler arasında üçüncü büyük ülke olan İsveç’in yüz ölçümü yaklaşık 450.295 kilometrekaredir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İzlanda bir ada ülkesidir. İskandinavya ve Büyük Britanya’nın kuzeybatısı ile Grönland’ın güneydoğusunda yer alır. Kuzeyi Arktik Okyanusu ile çevrili olan İzlanda, Avrupa’nın nüfus yoğunluğu en az olan ülkesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Avrupa ülkelerinden olan Estonya aynı zamanda Baltık Denizi’ne kıyısı bulunan bir Baltık devletidir. Finlandiya Körfezi, Rusya ve Letonya ile de komşu olan Estonya’nın ana karada toprağı bulunurken, Baltık Denizi’nde 2.222 adaya sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Letonya, komşuları Estonya, Litvanya, Rusya ve Belarus olan bir Kuzey Avrupa ülkesidir. Yüzde ellisi yeşillik olan, göl ve nehir zengini Letonya’nın başkenti Riga’dır. Ülke nüfusunun üçte biri başkentte yaşamaktadır.

  • GÜNEYDOĞU’NUN GÜZEL ŞEHRİ: BATMAN

    Komşuları Diyarbakır, Mardin, Siirt, Bitlis, Muş olan Batman, doğunun turistik açıdan ilgi gören şehirleri arasında bulunmaktadır. Zengin kültürel mirası ve doğal güzellikleriyle adından söz ettiren ilimizin nüfusu 600 binin üstündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sason, Kozluk, Beşiri, Gercüş, Hasankeyf ve Merkez ilçelerinden oluşan şehir, adını Batman çayından almaktadır. Akdeniz ikliminin görüldüğü Batman’ın geniş platolarının tadını çıkarabilmek için en uygun ziyaret dönemi Mayıs ile yaz aylarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1900 kilometre uzunluğundaki Dicle’nin 523 kilometresi ülkemiz topraklarını sulamaktadır. Birçok kolu bulunan Dicle Nehri’nin önemli bir kolu da Batman sınırları içindedir. Nehir kenarında yapılan yürüyüşler bu şehirdeki en güzel aktivitelerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Batman denince akıllara gelen ilk yer Dicle kıyısındaki Hasankeyf’tir. Bu tarihî ilçenin geçmişi 12.000 yıl önceye kadar gitmektedir. Artuklu Hamamı, İmam Abdullah Zaviyesi, Er-Rızık Camisi ve minaresi, Zeynel Bey Türbesi, Eyyubi (Kızlar) Camisi gibi eserler bölgede ziyaret edilebilecek mekânlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Batman sahip olduğu 3000 civarındaki mağara ile özel bir coğrafyadır. Pertukan Kalesi, Beksi Kalesi gibi tarihî yapılar, Mor Kiryakus ve Mor Aho Manastırları gibi eserler şehirde görülmesi gereken önemli adreslerden sadece birkaçıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Artuklu Dönemi’nden kalan ve Diyarbakır sınırlarına dâhil olan Malabadi Köprüsü, Silvan-Bitlis yolunda ve Batman Çayı üzerinde yer alır. Evliya Çelebi’nin Ayasofya’nın kubbesini içine alabilecek kadar büyük bir kemere sahip olduğunu söylediği Malabadi, Batman’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Otantik çorbalarıyla, et yemekleri ve börekleriyle meşhur Batman mutfağında sac ekmeği, sac tavası, içli ve çiğ köfte, dolma çeşitleri ve yayla çorbası yöresel tariflerle tadabileceğiniz lezzetler arasında bulunmaktadır.

  • Türkiye Doğasında Karşınıza Çıkabilecek 8 Böcek Türü

    Türkiye Doğasında Karşınıza Çıkabilecek 8 Böcek Türü

    1 milyondan fazla türe sahip olan böcekler dünya üstündeki hayvanların yüzde 90’ını oluştururlar. Gözleri, duyargaları, kabukları, bacakları, kanatları, renkleri ve misyonlarıyla birbirinden farklı yüzbinlerce böcek… Biz insanlar yeryüzünün bu geniş ailesiyle mesafeli ilişkiler kursak da estetik yüklü görüntülerine uzaktan uzağa hayranlık besleriz. Ve şimdi sizi ülkemizin herhangi bir yerinde karşılaşabileceğiniz 8 böcek türü ile tanışmaya davet ediyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ağ kurup beklemek yerine avını zıplayarak yakalayan “zıplayan örümcek” tam 6 göze sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hatay’ın Amanos dağlarında ya da Bilecik’te görebileceğiniz, nesli koruma altında olan “geyik böceği”nin, Japon çizgi filmlerindeki önemli karakterlerden biri olduğunu biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Yaprak çekirgesi”, avcılardan korunabilmek için üstünde bulunduğu bitkiyi taklit ederek ona benziyor ve böylece kimsenin kendisini fark etmemesini sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hepimizin sesinden tanıdığı “cırcır böceği”, ön kanatlarını birbirine sürterek ses çıkartır ama bunu da dişileri kendilerine çekmek için sadece erkek olanlar yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Adından anlaşılacağı gibi en çok zakkumlardan beslenen “zakkum şahin güvesi”, kanatlarındaki desenleriyle hayranlık uyandırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Farklı türleri olan “yusufçuk böceği” ünlü bir markanın ürettiği helikopter modellerinden birine ilham vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde de bulunan ama Kuzey Amerika’da yaygın olarak görülen ve yırtıcı bir tür olan “asker böceği”nin bitkilerdeki zararlıları azalttığı biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Papilionidae familyasının kelebeklerine, larvalarına, arka taraflarında bulunan ve antene benzeyen kuyrukları nedeniyle kırlangıçkuyruk adı verilmiştir.

  • Avrupa’nın En Eski Şehirlerinden Belgrad

    Avrupa’nın En Eski Şehirlerinden Belgrad

    Sırbistan’ın başkenti Belgrad birçok yıkım görüp geçirmiş olsa da her şeye rağmen dünyanın her yerinden turist çeken büyüleyici aurasını koruyor. Uzun bir tarihi bulunan bu Doğu Avrupa şehrini ziyaret etmek için ne kadar çok sebep olduğunu listemizde göreceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Belgrad da tıpkı İstanbul ve Atina gibi Avrupa’nın en eski şehirlerinden biri… Roma ve Osmanlı İmparatorlukları, Keltler, Vinca kültürü, adı Sırpça’da “Beyaz Şehir” anlamına gelen Belgrad’da farklı zaman dilimlerinde yaşamış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    belgrad

    Tarihi milattan çok önceye dayanan ve tüm devirlerde medeniyetler için önemli bir şehir olan Belgrad, Avrupa’nın iki büyük nehri Tuna ve Sava’nın kesişme noktasına kurulmuş. Sava nehrinin bir yanı Eski Şehir (Stari Grad) diğer yanı ise Yeni Belgrad (Novi Beograd) olarak adlandırılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    belgrad

    Tarihi eskiye dayanan tüm Avrupa şehirlerinde olduğu gibi Belgrad’ın da meşhur bir kalesi var… Kalemegdan, aynı adı taşıyan parkın içinde MÖ 279 tarihinden beri Tuna ve Sava nehirlerinin birleştiği noktada bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Söz konusu Sırbistan ise bilim insanı Nikola Tesla’yı anmamak imkânsız ki zaten şehrin havaalanı da Tesla’nın adını taşıyor. Günümüzde kullanılan iletişim cihazlarının çoğunun gerçek mucidi Tesla’yı müze ziyaret ederek daha yakından tanıyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sırbistan, belgrad

    Yapımına 1935 yılında başlanan Aziz Sava Katedrali dünyanın en büyük Ortodoks kiliselerinden biri… Kilisenin önünde Sırp Ortodoks Kilisesi’nin kurucusu Aziz Sava’nın bir heykeli de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    belgrad

    Tasmajdan Parkı içindeki St. Mark Kilisesi, 1835 yılında yapılan fakat sonra yıkılan kilisenin kalıntıları üzerine dikilmiş. Bizans mimarisi ışığında 1940 yılında Aziz Sava inşa edilene dek ülkenin en büyük kilisesiymiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    belgrad

    Eski Şehir’in merkezi sayılan Trg Republike yani Cumhuriyet Meydanı’nda Ulusal Tiyatro ve Ulusal Müze bulunuyor. Alışveriş yapmak ve ülkenin mutfak kültürü ile tanışmak için de Knez Mihailova Caddesi’ni ziyaret edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sırbistan, belgrad

    Belgrad’dan iki büyük nehir geçtiği için şehirde plajlar da bulunuyor. Sava üzerindeki Ciganlija yarım adasını ve yakın zamana kadar bağımsız bir yerleşim olan Zemun’u da gezinize dâhil ederek nehir kıyılarının tadını çıkarabilirsiniz.

  • Masal Diyarı Kapadokya’dan Masal Gibi 10 Fotoğraf

    Masal Diyarı Kapadokya’dan Masal Gibi 10 Fotoğraf

    Rengiyle, dokusuyla, milyonlarca yılın, birçok medeniyetin izlerini taşımasıyla âdeta bu dünyanın dışında bir alemde yer alan Kapadokya, gerçeküstü bir masal dünyasını andırıyor. İşte sizi bu masal dünyasına sürükleyecek 10 fotoğraf.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#”]
    balon turu
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#”]
    balon turizmi
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#”]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#”]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#”]
    balon turu
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#”]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#”]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#”]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#”]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#”]
  • DÜNYANIN EN BÜYÜK ALTINCI ÜLKESİ: AVUSTRALYA

    Bu sayfada çok uzaklardaki bir ülkeye kısa bir tura çıkaracağız sizi… Uzun yıllar İngilizlerin sömürgesinde kalan ve 1942 yılında bağımsızlığına kavuşan ülke doğası, doğal yaşamı, sakin ve huzurlu sosyal yaşamıyla ünlü Avustralya’ya…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Avustralya konum olarak güney yarım kürede, Hint Okyanusu ve Büyük Okyanus arasında, Okyanusya Kıtası’nda yer alır. Yüz ölçümü bakımından Çin, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada ve Brezilya’dan sonraki en büyük ülkedir ve hiçbir ülkeyle kara sınırı yoktur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Komşuları, okyanusa dağılmış ada ülkeleridir. Bunlar; Endonezya, Doğu Timor, Papua Yeni Gine, Solomon Adaları, Vanuatu, Yeni Kaledonya ve Yeni Zelanda’dır. Üstünde binlerce yıldır yaşam olan Avustralya’nın yerlileri, Aborjinlerin atalarıdır. Bölge, 18. yüzyıldaki keşif ve göçlerle İngiltere’nin hâkimiyetine girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avustralya isminin kökeni Latinceye dayanır ve güneydeki, güneyden gelen anlamındaki “Australis” kelimesinden gelir. Avustralya ismi 1824 yılında Britanya Krallığı tarafından onaylanmıştır. Para birimi Avustralya doları olan ülke, İnsani Gelişme Endeksi açısından ön sıralardadır. Kanberra (Canberra) ülkenin başkentidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Avustralya’nın en ünlü şehri Sidney’dir. Ülkenin güneydoğu ucunda yer alan ve en eski yerleşimlerinden olan Sidney; Sidney Opera Binası, limanı, köprüsü ve kulesi ile kültürel ve turistik açıdan önemlidir. En kalabalık ve popüler ikinci şehri de yine güneydoğu uçta yer alan Melbourne’dür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çevresi okyanusla çevrili ülkenin doğası göz kamaştırıcıdır. Batısında yer alan Mount Augustus Dağı, dünyanın tek parça kayadan oluşan en büyük dağı iken, ülkenin en yüksek dağı ise Kosciuszko Dağı’dır (2228 metre). Pembe suyuyla ünlü Hillier Gölü, parlak beyaz kumuyla ünlü Whitehaven Sahili gibi çok sayıda doğa harikası vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Avustralya’daki insan nüfusunun neredeyse iki katı sayıya sahip olan canlılar ise kangurulardır. Ülkenin sembolü hâline geren bu sevimli canlıların nüfusu bir taraftan kontrol altında tutulmaya çalışılmakta bir taraftan da yasalarla korunmaktadır. Yer yer vahşi yaşamın da hüküm sürdüğü ülkede Tasmanya canavarı da ün yapmış hayvanlardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kapladığı 344,400 kilometrekare alan ile dünyanın en büyük mercan resifi olan Büyük Set Resifi de Avustralya’nın kuzeydoğu açıklarında yer alır. 1981 yılında Dünya Mirasları arasına alınan doğa harikasına, ülkenin kuzeydoğu ucundan ulaşım sağlanabiliyor.

  • Farklı Mimari Anlayışlarla Tasarlanmış 8 Cami

    Farklı Mimari Anlayışlarla Tasarlanmış 8 Cami

    Mimar Sinan eserleri başta olmak üzere Osmanlı Dönemi’nde inşa edilmiş pek çok cami, sadece dinin mensuplarında değil dünyadaki kültürel değerler arasında da büyük ve önemli bir yere sahip. Fakat bu listemizde size dünyanın farklı ülkelerinde farklı mimari anlayışlarla inşa edilmiş camileri göstermek istiyoruz, bakalım en çok hangisini beğeneceksiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    farklı camiler
  • 2 Bin Yıl Öncesinin Savunma Duvarı 21. Yüzyılın En Turistik Yürüyüş Yolu

    Nasıl olmasın! Çin Seddi o kadar görkemli bir yapı ki 1986 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası, 2007 yılında Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri seçildiğinde kimse şaşırmadı. Günümüzde de her yıl milyonlarca kişinin ziyaret ettiği duvarı kimi özel günlerde 10 milyona yakın kişi gidip görüyor. Ne var ki 2000 yıl önceki yapılış amacı bir hayli farklıydı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çin Seddi, inşası tamamlandığı zamanlarda yaklaşık 9.000 kilometreydi fakat yıllar içinde oluşan yıkımlar nedeniyle büyük bir bölümü günümüze ulaşamadı. Bugünkü uzunluğu ise 2.500 kilometre.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İnşasının tamamlanması öyle 5 – 10 yıl değil 2.000 yıldan fazla sürdü. MÖ 221’de başlayıp MS 608’e kadar süren yapımı Çinliler yıllarca devam ettirdi; ta ki MS 17’nci yüzyıla kadar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çin Seddi’nin inşasına İmparator Qin Shi Huang Dönemi’nde savunmaya yönelik önlem olması için başlanmıştı. Bugünkü tarihçiler ise ülkeden kaçışları önlemek, ülkenin kendi içinde birleştiğini ilan etmek gibi nedenlerle yapıldığını öne sürmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çinlilerin “Çang – Çeng” yani “Uzun Duvar” ya da “Wan Li Çang Çen” yani “On Bin Li’lik Duvar” diye isimlendirdiği yapıya bizler İngilizceden tercümesi ile “Çin Seddi” diyoruz. Dünyada ise geçmişten bu yana “kemer”, “kale”, “bariyer” gibi farklı isimlerle anılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Taş, tuğla, kil, kireç, toprak hatta plastikten harç karılarak inşa edilen duvarın yüksekliği 4 ile 6 metre arasında. Zemin kalınlığı 7 metre iken üst yüzeyin kalınlığı 6 metre ve buradan atlı ya da tekerlekli arabalar geçebilmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çin’in kuzeybatısı boyunca uzayıp giden duvarda, 200 metre aralıklarla gözetleme kuleleri, 9 kilometre aralıklarla fener kuleleri görülebilir. Çin Seddi’nin en yüksek noktası ise yaklaşık 1.525 metredir ve bu nokta Heita Dağı üzerine denk gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Üzerine birçok efsane üretilen Çin Seddi ilk kez 1957 yılında ziyarete açıldı. O günden bugüne çeşitli spor aktivitelerine de ev sahipliği yapan duvarın üstünde yürüyen ziyaretçiler olağanüstü manzaralara da tanıklık ediyor.