Kategori: Rota/Doğa

  • EGZOTİK GÜZELLİKLERLE DOLU BORA BORA ADALARI

    Fransız Polinezyası’ndaki ada topluluklarının bir parçası olan Bora Bora Adaları, turizm ve balıkçılıkla geçinen, doğal güzellikleriyle dünyanın en ilgi çekici noktalarından biri. Orijinal adı Tahiti dilinde ilk doğum anlamına gelen “Pora Pora”, Tahiti’nin kuzeybatısında yer alıyor. Mavi sularının altında yüzlerce çeşit deniz canlısının yaşadığı, turkuaz renkli lagünleri, yumuşak beyaz kumları ile Bora Bora Adaları’nın detayları yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pasifik Okyanusu’nda bir ada olan Bora Bora’nın kurulduğu topraklar eski döneme ait sönmüş volkanın kalıntılarıdır.Son derece küçük bir ada olan Bora Bora, 30.55 kilometre karelik bir yüz ölçümüne sahiptir. Bölge, Fransa’nın egemenliği altındadır; aynı zamanda bir Fransız toprağı olarak kabul edilir ve dolayısıyla Avrupa Birliği üyesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Burada konuşulan ana diller Tahitice ve Fransızcadır. Aynı zamanda turizm merkezi olmasından dolayı pek çok kişi İngilizce de konuşabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adanın kalıcı nüfusu 10 bin civarındadır. Ancak turistik bir ada olmasından dolayı her yıl bu sayı artmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bora Bora halkı, yavaş bir tempoda yaşar ve hayat felsefeleri “endişelenme” anlamına gelen “aita pea pea”dır. Bora Bora Adaları, tropik bölgelerden bir tanesidir ancak sahip olduğu coğrafya, muson yağmurlarına ve kasırga gibi doğa olaylarına izin vermez. Adanın en kuru döneminde yağmur yağabilirken, yağmurların bol olduğu bir mevsimde ise birden güneş açabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yedi milyon yıl önce şekillenen, deniz ve kumsallarıyla ünlü Bora Bora Adaları’nın bir diğer önemli noktası ise Otemanu Dağı ile Pahia Dağı’dır. Yemyeşil bitki örtüsü ile kaplı adanın merkezinde yer alan bu iki dağda sönmüş volkanları görebilmek mümkündür. Ayrıca dağların tepesinde genellikle beyaz bulutlar bulunur ve bu eşsiz manzara, dağlara gizemli bir hava katar.

  • Şehir İsimleriyle Anılan Sevimli mi Sevimli Hayvanlar

    Şehir İsimleriyle Anılan Sevimli mi Sevimli Hayvanlar

    Bu sayfamızın konukları yetiştirildikleri şehrin sembolü olmuş hayvanlar… Kimi uzun tüyleriyle, kimi gözleriyle, kimi zekâsıyla… Onlar Van’dan Sivas’tan Denizli’den Ankara’dan hayatımıza katılan canlılar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu Bölgesi şehirlerimizden Karaman’ın ismini taşıyan, asıl özelliği kuyruklarının büyüklüğü olan Karaman koyunu akkaraman ve morkaraman olmak üzere iki türe ayrılıyor. Akkaraman İç Anadolu’da yetiştirilirken morkaraman Doğu Anadolu’da yetiştirilen türe deniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Van kedilerinin illa ki farklı göz renklerine sahip olması gerektiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz? Elbette bir gözü kehribar diğeri mavi renkte olabilirken, ikisi de mavi ya da ikisi de kehribar rengi olabiliyor. Bir Van kedisinin göz rengi doğumundan 25 gün sonra netleşmeye başlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzun uzun öten horozlarıyla ünlü Denizli, bu süslü canlıya adını vermekte gecikmemiş ve Denizli horozlarının ünü şehrin sınırlarını çoktan aşmış. 20-25 saniye süresince ötebilen horozların sesleri davudi, ince ve kalın olmak üzere birbirinden farklı tonlarda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tüylü mü tüylü Ankara tavşanının soyunun ülkemizde 1723 yılında tükendiğini, daha önce denizciler tarafından Avrupa’ya götürülen tavşanın Almanya’da yaşayan bir vatandaşımız tarafından Türkiye’ye tekrar getirilerek yetiştirilmeye başlandığını biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hazar Denizi’nin doğusundan Anadolu topraklarına getirilen Ankara keçisine tiftik keçisi de deniyor. İç Anadolu Bölgesi dışında Siirt, Mardin, Bitlis’te de yetişen Ankara keçisi dünyaya açılmış bir tür olarak günümüzde Rusya ya da Amerika’da da yetiştirilmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türkler’in Orta Asya’dan göçerken yanında getirdiği ve adını Sivas’ın Kangal ilçesinden alan bu sadık ve zeki canlıları, Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nde “aslan kadar kuvvetli” sözüyle tanımlıyor. Tarihçesi çok eski çağlara kadar giden köpeğin ünü günümüzde İngiltere ve Amerika’ya kadar yayılmış durumda…

  • Dünyayı Şaşırtmaya Devam Eden 8 Tarihi Yapı

    Dünyayı Şaşırtmaya Devam Eden 8 Tarihi Yapı

    Bazıları tesadüfen bulunan bazıları kendiliğinden ortaya çıkan tarihi yapılar insanlığı şaşırtmaya devam ediyor. İçlerinde nasıl yapıldığını, olduğu yere nasıl taşındığını hâlâ anlayamadıklarımız var. Bazıları günümüz teknolojisinin dahi izin vermediği tasarımlara sahip. Listemizde dünyanın bu eski yapılarından 8 tanesine yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ankara-Polatlı’ya 30 km mesafedeki Gordion’da dünyanın en eski ahşap mezarını barındıran bir tümülüs bulunuyor ve bu mezar Friglerin en önemli krallarından Midas’a ait… Devasa tümülüsün içindeki mezar; ardıç, çam ve sedir ağaçlarından yapılmış fakat kralın kemikleri burada değil, şehir merkezindeki Anadolu Medeniyetleri Müzesinde  bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şanlıurfa’ya 22 km mesafede bulunan Göbeklitepe, insanlık tarihinin 12.000 yıllık geçmişi olduğunu ortaya çıkardı ve dünyanın kendi geçmişine dair bildiklerini ters yüz etti. Keşif hikâyesi ise, iki köylünün 1980’lerin sonlarında toprak sürerken bulduğu bir heykeli Şanlıurfa Arkeoloji Müzesine teslim etmesi ve Urfa’da kazı yapan arkeologların bu heykeli görmesiyle başlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ingiltere

    Eski İngilizcede “asılı taşlar” anlamına gelen stonehenge, İngiltere’de bulunmakta… 17’si hâlâ ayakta olan 30 taştan en büyüğü 9 metre boyunda ve 25 ton ağırlığında. Çember şeklinde dizilmiş taşların tutulmaları önceden tahmin edebilmek için yapıldığı düşünülüyor. Nereden, ne şekilde getirildikleri konusu ise bir muamma…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Keops Piramitleri’ni bilirsiniz; isimlerini inşa ettiren firavunlardan alan Keops, Kefren ve Mikerinos piramitlerini kapsar. Aynı bölgede bulunan “aslan” formundaki Gize sfenksi ise dünyanın en büyük taş heykelidir. Antik Mısır’da Firavun mezarlarını koruduğu düşünülen bu heykel, 73.5 m uzunluğunda, 6 m genişliğinde ve 20 m yüksekliğindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Minos uygarlığının başkenti olarak Knossos, günümüzde dünyanın en eski kalıntılarını barındırıyor ve bu antik kent Yunanistan’ın en büyük adası Girit’te bulunuyor. Knossos Sarayı ise bu antik kentte bulunan ve ana hatlarıyla günümüze ulaşmayı başaran en önemli yapılardan biri. Sarayın inşa tarihinin M.Ö. 1900’lere kadar gittiği düşünülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    M.Ö. 3200’lerde inşa edildiği düşünülen Newgrange, 1699 yılında fark edilmiştir. İrlanda’da bulunan anıt ilk önce mağara olarak nitelenmiş, sonra mezar alanı olduğu düşünülmüş ve ardından astronomiyle ilgisi olduğu anlaşılmıştır. Tarih öncesi pek çok yapıda olduğu gibi yapım aşamasına dair herhangi bir bilgi bulunmamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İskoçya’nın Skerrabra isimli tepesindeki çimlerin 1850’deki şiddetli fırtına nedeniyle sökülmesi ve taş duvarların belirmesi ile 1868’de başlatılan kazılar, arkeologları 5000 yıl önceki Skara Brae yerleşmesine ulaştırmış. Yapılan analizler bu ilginç yapının M.Ö. 3200 ile 2200 tarihleri arasında yapıldığını ortaya koyuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın Roma şehrinde bulunan ve Antik Roma döneminden kalan Pantheon, dünyada en iyi korunan ve mimari açıdan hayranlık uyandıran eski yapılar arasında gösteriliyor. Ünlü kimseler için yapılan mezar anlamındaki Pantheon hiçbir dönem atıl kalmamış; 7. yüzyıldan bu yana da kilise olarak kullanılmaktadır.

  • EN MİNİK KÖPEK TÜRLERİ

    İnsanlar ve hayvanlar arasında çok derin bir yakınlık ve duygusal bağ var. En sadık dostlarımız olan hatta yuvamızı paylaştığımız aile üyelerinden biri haline gelen sevimli patilerin en minik ırklarını, özelliklerini ve temel bakım ihtiyaçlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Minyatür kaniş olarak da bilinen Toy Poodle, çok enerjik olmasının yanı sıra sadakati ile ünlü. Zekâsı ile şaşırtan ve sevdiklerini korumak söz konusu olduğunda boylarını aşan tepkiler gösteren bu ırkın ağırlığı 3-4 kg arasında değişiyor. Aslında Almanya kökenli olan Toy Poodle, Fransa’da çok popüler olduğu için ülkenin millî köpeği haline gelmiş durumda. Antik Mısır ve Roma dönemindeki eserlerde iri cüsseye sahip avcılık yetenekleri ile ünlü Poodle ırkına ait figürler ve heykeller bulunsa da minik cüsseli Toy Poodle, 16. yüzyılda Avrupa’da yetiştirilmeye başlanmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şivava olarak telaffuz edilen Chihuahua’lar, 20 cm boyları ve yaklaşık üç kiloluk cüssesi ile dünyanın en küçük köpek ırkları arasında ilk sıralarda yer alıyor. Sahibi dışında yabancılara şüpheci yaklaşan bu köpeklerin hem kısa hem uzun tüylere sahip iki farklı cinsi bulunuyor. İlk olarak Meksika’da yetiştirilen ve kısa sürede ülkenin sembolü haline gelen bu cinsteki köpeklerin kürklerinde katman bulunmadığı için soğuk havalarda giysi ile korunması gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Arkadaş canlısı ve heyecanlı Pug, tıknaz vücudu ve kırışık yüzündeki şaşkın ifadesi ile ünlü. Çin kökenli bu ırkın basık burnu, kaslı beden yapısı, kısa parlak tüyleri en belirgin özellikleri. Çocuklarla ve diğer evcil hayvanlarla iyi geçinen bu köpeklerin ağırlıkları 6 ila 8 kg arasında değişiyor. Bu ırkın bakımı diğer türlere göre biraz zahmetli ve hasta olma riskleri anatomik yapılarından dolayı daha fazla. Evcilleştirilen en eski ırklardan biri olan Pug’lar, 16. yüzyılda Hollandalılar tarafından Japonya’dan Avrupa’ya getirilmiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çin kökenli Shih Tzu, parlak ve yoğun tüylerinin altında asil bir görüntüye ve insan aşığı bir mizaca sahip. Türkçe “Şitsu” olarak telaffuz edilen bu ırk, diğer evcil hayvanlarla da iyi geçiniyor. 4 ila 7 kg arasında değişen ağırlıkları ile sevimli bir kucak köpeği olan Shih Tzu, Tibetan Lhasa Apso ırkı ile yerli Pekingese ırkın melezi. Neşeli, oyuncu, özgür ruhlu ve zekâsı ile ön plana çıkan Shih Tzu’lar, aynı zamanda inatçı karakterleri ile biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pomeranyalı ya da Pomeranian olarak bilinen bu ırk, sahiplerine olan sadakatleri ile ünlü. Çok tüy dökmeyen bu ırkın bakımı kolay olsa da düzenli taranması gerekiyor. Çocuklarla ve kedilerle iyi anlaşan bu cins köpekler yabancılara karşı sahiplerini koruma içgüdüsünden dolayı agresif tavırlar sergileyebiliyor. Günlük hafif tempo yürüyüş ve evde oynanan oyunlar enerjisini atmak için yeterli oluyor. Pomeranian’ların atası Kuzey Kutbu’nda yaşayan iri yapılı ve güçlü köpekler olan Büyük Pyrenees ile Spitz’e kadar uzanıyor. Ana vatanı, Almanya’nın doğusu ve Polonya’nın batısını kapsayan Pomeranyan bölgesi olan bu ırkın minik cüssesi onların çok iyi bir bekçi köpeği olmasına engel olmuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Popüler ırklar arasında yer alan Pekinez’lerin geçmişi 700 sene öncesine, Çin Hanedanlığı’na kadar uzanıyor. Yoğun tüy yapısı ve yelesinden dolayı aslana benzetilen Pekinez’ler, kısa boylarına rağmen zarif bir beden yapısına sahip. Tüylü ve basık yüzü olan bu ırk; sevgi dolu, cesur ve inatçı mizacı ile tanınıyor. Tüy bakımı diğer ırklara göre daha özen gerektiren bu cinsin düzenli olarak taranmaları gerekiyor. 6 ila 7 kg arasında değişen ağırlıklara sahip olan Pekinez’ler uyumlu ve oyuncu halleri sebebiyle çocuklu ailelerin yuvalarını paylaştıkları ırklar arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Oldukça sevimli bir görünümü olan Morkie, Malt ve Yorkshire ırklarının melezi. Sevdiklerinden ve sahibinden sürekli ilgi bekleyen bu ırk, kucak köpeği olarak da biliniyor. Kalabalık ailelerde daha mutlu olan ve yalnız kalmaktan hoşlanmayan Morkie’ler bağ kurdukları kişileri ve sahiplerini kıskanarak trip bile atabiliyor. Ağırlıkları 2 ila 6 kg arasında değişen bu cinsteki köpekler uzun ve yoğun tüylere sahip olmalarına rağmen tüy dökmüyor.

  • BİNLERCE YILLIK TARİHİN DERİNLİKLERİNDE: GÜMÜŞLER MANASTIRI

    Niğde ilimizde yer alan Gümüşler Manastırı, Kapadokya bölgesinin en önemli tarihî yapılarından biridir. Doğrudan kayaya oyularak inşa edilen bu manastır, Bizans İmparatorluğu Dönemi’ne ait olup, 8. ile 12. yüzyıllar arasında yapılmış olduğu düşünülmektedir. Mimarisi, freskleri ve yer altı yapılarıyla, dönemin dinî ve kültürel yaşamına dair önemli bilgiler sunan Gümüşler Manastırı hakkındaki detayları yazımızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Büyük bir tüf kaya kütlesinin içine oyulmuş olan Gümüşler Manastırı, Bizans Dönemi’nde “Traicas” (Dragia) adıyla biliniyordu. Çevresinde eski dönemlerden kalma gümüş yataklarının bulunmasından dolayı Osmanlı İmparatorluğu Dönemi’nde ise “Eski Gümüşler” kasabası adını aldı. 1924’teki Lozan Mübadelesi sonrasında manastır işlevini yitirip terk edildi ve yaklaşık 40 yıl boyunca gizli kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Merkezinde geniş bir avlu bulunan manastır, yerleşim merkezlerinden uzakta inşa edilmiştir. Kare biçimli avlusundan manastırın kilisesi ve diğer bölümlerine geçiş sağlanır. Avlunun kuzey kısmında mezar odaları yer alırken, güney tarafında ise çok katlı bir yer altı şehri bulunmaktadır. Yer altı şehri, manastırın savunma ve gizlenme amacıyla da kullanıldığını gösterir. Şapel, yemekhane ve keşiş hücrelerinin yer aldığı kilisenin iç kısmı Bizans sanatının önemli örneklerinden biri olarak kabul edilen fresklerle süslüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kilisenin dört sütunu üzerinde yer alan rozet motifleri ve dinî figürlerle süslenmiş freskler, yapının sanatsal kimliğini gözler önüne serer. Özellikle Meryem Ana, Çocuk İsa ve Vaftizci Yahya tasvirlerinden oluşan freskler, Bizans sanatının Anadolu’daki özgün örneklerinden biri olarak kabul edilir. Ayrıca, hayvan figürleri ve av sahneleri gibi günlük yaşamdan betimlemelerin yer aldığı resimler de yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Gümüşler Manastırı, tamamen kayaya oyularak yapılmış bir yapıdır. Bu, Kapadokya bölgesindeki birçok diğer manastır ve kilise gibi doğal volkanik kayaçların oyulmasıyla oluşturulmuştur. Bu tür yapılar hem dayanıklı hem de korunaklı bir ortam sağladığından özellikle Bizans Dönemi’nde dinî merkezler ve sığınaklar olarak sıkça tercih edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1962 yılında tesadüfen keşfedilen manastırın restorasyon çalışmaları, İngiliz arkeolog Michael Gough tarafından 1963 yılında başlatılmıştır. Köylüler, bölgedeki kayalardan taş çıkarırken manastırın girişine ulaşmış ve yapının iç kısmını fark etmişlerdir. Bu durum, manastırın uzun bir süre boyunca toprağın ve kayaların altında gizli kaldığını göstermektedir. Manastır ve çevresi 1973 yılında arkeolojik sit alanı ilan edilerek ziyarete açılmıştır. Zaman içinde çeşitli nedenlerle zarar görmüş olmasına rağmen, fresklerin büyük bir kısmı iyi durumdadır. Ancak, manastırın bazı bölümleri zamanın yıkıcı etkisinin karşısında duramamış, aşınmış ve yıpranmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gümüşler Manastırı gibi kayaya oyularak inşa edilen yapılar, mimarinin doğa ile uyumunu gösteren eşsiz örneklerdir ve dünyanın farklı bölgelerinde karşımıza çıkar. Ürdün’deki Petra Tapınağı, zengin tarihi ve olağanüstü yapısıyla tanınırken, Hindistan’daki Ajanta Mağarası, binlerce yıl öncesine dayanan freskleri ve heykelleriyle bir sanat hazinesidir. Etiyopya’nın Lalibela kasabasında bulunan 11 kaya kilise ise Hristiyanlığın erken dönemlerine ait en etkileyici yapılar arasında yer alır. Bu tür yapılar, yalnızca inşa teknikleriyle değil, aynı zamanda her biri, yerel kültürlerin ve dinî inançların izlerini taşıyan tarihî miraslarıyla da dikkat çeker. Dünya genelindeki bu kaya oyma yapılar hem mühendislik hem de estetik açıdan benzersizdir ve insanlık tarihinin büyük mimari başarılarını simgeler.

  • 8 Madde İle Çiçeklerinizin Kış Bakımı ve Mevsim Çiçekleri

    8 Madde İle Çiçeklerinizin Kış Bakımı ve Mevsim Çiçekleri

    Mevsim değişiklikleri bizi etkilediği gibi evimize renk katan, doğayı yuvamıza taşıyan çiçekleri de etkiliyor. Onları soğuk havadan korumak, kışın canlılıklarını kaybetmemelerini sağlamak için dikkat etmeniz gereken noktaları 8 maddelik listemizde bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    çiçek bakımı

    İlk olarak iç mekânlardaki çiçeklerinizin ısı değişimlerinden etkilenmelerini engellemelisiniz.
    Sıcak radyatörlere yakın duran çiçekler, ısıdan etkilenerek zarar görebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    çiçek bakımı

    Kışın çiçekleriniz daha az suya ihtiyaç duyacaktır. Normalde çok su isteyen çiçeklerinizi bile daha az sulamanız gerekebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    toprak

    Kış aylarında çiçeklerinizin saksısını değiştirmemeniz önerilir. Eğer bir çiçeğinizin saksısını değiştirmek istiyorsanız, bunu ilkbahar aylarına erteleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    çiçek bakımı

    Evinizi havalandıracağınız zaman çiçeklerinizin rüzgâra maruz kalmadığından emin olun, çünkü onlar da sizin gibi rüzgârda üşüyebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    çiçek bakımı

    Bahçe ve balkon çiçekleri konusunda ise biraz araştırma yapmanız gerekiyor. Bazı çiçek türleri ılıman kışlara dayanabilirlerken bazıları en ılıman kışları bile atlatamayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    çiçek bakımı

    Eğer bahçenizi, balkonunuzu kış mevsiminde de çiçeklerle renklendirmek isterseniz, soğuk havaya dayanıklı olan çuha çiçeklerini sonbahar aylarında ekebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    çiçek bakımı

    İstanbul ve Akdeniz kıyıları gibi kışları ılık geçen yerlerde yaşıyorsanız balkonunuzda siklamen ve hercai menekşe, bahçenizde ise açelya ve kamelya yetiştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    çiçek bakımı

    Eğer kapalı balkonunuz varsa ve balkon çok da soğuk olmuyorsa sardunya, küpe çiçeği gibi türler kışın da balkonunuzu çiçekleriyle şenlendirecektir.

  • SADECE GECE AÇAN MUHTEŞEM ÇİÇEKLER

    21 Aralık, ülkemizin de bulunduğu Kuzey Yarım Küre’de en uzun gecenin yaşandığı, kış mevsiminin başlangıcıdır. Bu tarihten itibaren Kuzey Yarım Küre’de gündüzler uzamaya, Güney Yarım Küre’de ise kısalmaya başlar. Bu uzun ve soğuk gecede sadece geceleri açan muhteşem çiçekleri okurken içinizin sıcacık olmasını diliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kırmızı, pembe, sarı, mor; kimi zaman da bu renklere bezenmiş çizgili ve benekli çiçekleri olan akşamsefası, aslında tropik olsa da adaptasyon yeteneği ile tüm dünyaya yayılmış durumda. Akşamları açan bu çiçeğin en dikkat çekici özelliği ise aynı bitki kökünde farklı renklere sahip çiçeklerinin olması…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Brahma Kamal, yüksek bölgelerde yetişen ve sadece gece açan bir bitkidir. Hindistan, Myanmar ve Çin’deki Himalayalarda bulunan bu çiçeği doğal ortamı dışında yetiştirmek pek de mümkün değildir. Yerel halk dini törenlerinde bu çiçeği kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çoğunlukla Amerika’da yetişen çikolata çiçeği, papatyagiller ailesindendir. Lakota Dağı’nın yalnızca 5 bin metre dolaylarında yetişen ve gece açan bitki, çiçeklenme döneminde etrafına güzel koku yayar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hem evde hem dış mekânlarda kolaylıkla yetişebilen ve muhteşem kokusuyla herkesi cezbeden melisa, ilkbaharın sonuna doğru çiçeklenmeye başlar ve sonbaharın sonlarına kadar açar. Melisanın çiçekleri güneş battıktan sonra açılıp koku yaymaya başlar ve gece yarısında eşsiz kokusu zirveye ulaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Amerika’da endemik olarak yetişen ay çiçekleri, ilkbahar ve yaz aylarında sadece alacakaranlıkta açan bir bitkidir. Hoş kokusunu sadece çiçeğini açtığında salan beyaz-pembe tonlarındaki ay çiçekleri dolunaya benzetildiği için bu ismi almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Meksika ve Güney Arizona’nın endemik bir türü olan cereus kaktüsünün güzeller güzeli çiçeği, haziran ve temmuz ayları arasında, yılda bir gün ve yalnızca gece çiçek açar. Tek gecelik ömrü olan beyaz çiçeğinin hoş kokusu sabaha kadar sürer. Bu kaktüs günümüzde oldukça popülerdir, ülkemizde de yetiştirilir ve bu nadir açan çiçeğin tek gecelik hikâyesine cereus severler şahit olur.

  • Ülkemize Yaşamsal Katkılar Sunan 9 Orman Ağacı

    Ülkemize Yaşamsal Katkılar Sunan 9 Orman Ağacı

    Havayı temizleyen, erozyonu önleyen, besleyen, serinleten, güzelleştiren haliyle bir ağaç hiçbir zaman sadece bir ağaç değildir. Buna rağmen dikkatsizlik ve ihmalkârlık nedeniyle çıkan yangınlarda bir çırpıda yüzlerce ağaç yok olabilmekte… Ormanlarda tedbir almadan ateş yakmak, sönmemiş bir kibriti yere atmak, mangal küllerini soğumadan ya da yakılan ateşi söndüğünden emin olmadan bırakmak, güneş ışınlarını çekme özelliği olan cam kırıklarını ormana atmak yangınların sebeplerinden bazıları… Ve sadece biraz dikkatle bu yok oluşun önüne geçmek mümkün! Yine de yangın ihbar hattının 110 olduğunu hatırlatalım ve ülkemizde görebileceğiniz birbirinden estetik 9 orman ağacıyla sizi baş başa bırakalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ege, Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde görülen, kış aylarında yapraklarını döken kayın ağacı, yaklaşık 40 metre uzayıp 700 yıl kadar yaşayabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bu ağacın üremek için ardıç kuşuna ihtiyacı vardır. Ardıç kuşu ağacın döktüğü tohumları yer ve sindirim sisteminde kabukları açılan tohum kuşun dışkısı ile toprağa karışır, böylece yeni bir ardıç için hayat başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    3 metreden 25 metreye kadar değişen türleri bulunan meşe, yaz-kış yapraklarını dökmez ve 500 yıldan fazla yaşayabilir. Sincap, tavşan gibi kemirgen hayvanların en önemli besin kaynağı olan meşe palamudu da bu ağacın meyvesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sıklıkla kayın ağacıyla karıştırılan gürgen, kayına göre çok daha serttir. 150 yıl kadar yaşayabilir. Dünyada 25 çeşidi olan gürgen ağacının ülkemizde iki çeşidi bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fiziği güçlü görünen yaşlı insanlar için “çınar gibi ” denir, çünkü çınar ağacının en belirgin özelliği yüzyıllarca ayakta kalmayı başarabilen heybetli görüntüsüdür. Bu ağaçların içleri çöküp canlılığını yitirse de gövdesi yaşamaya devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sulak yerlerde yetişen, ince ve uzun gövdesi olan kavak ağacı çok dayanıklı bir tür değildir. Çabuk büyüyen kavak ağacı Türkiye’nin her yerinde yetiştirilmekteyse de en büyük kavak ormanı Samsun Terme’dedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Selvi adıyla da bilinen servi ağaçları 2000 yıl yaşama gücü gösteren uzun boylu dirayetli ağaçlardır. Hiçbir mevsim yapraklarını dökmezler. Mezarlıklarda ve kutsal alanlarda dikkat çekici yoğunlukta görülen ağaçların kozalakları da vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Görüntüsüyle hayranlık uyandıran akçaağacın yaprakları sonbaharda sarı ve kırmızı iken yazları yemyeşildir. Genç yaşında pürüzsüz olan gövdesinde yaşlandıkça derin çatlaklar oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Göknar ya da köknar, çamgiller familyasından olan, piramit şeklinde 40 metreye kadar büyüyebilen, iğne yapraklı ve kozalaklı, yaklaşık 300 yıl yaşayabilen bir orman ağacıdır.

  • 8 Maddeyle Doğanın Mucizesi Arı ve Bal

    8 Maddeyle Doğanın Mucizesi Arı ve Bal

    Bir arı tarafından başımıza gelecek tek acılı olaydır “arı sokması”… Ama o da arının kendi hayatını tehlikede hissettiği zaman, vızıldayarak çıkardığı sese kulak vermediğinizde, toplu halde vızıldamalarını ciddiye almadığınızda, hatta hızla size çarparak korkutmaya çalışmasının ciddiyetini fark etmediğinizde son çare olarak yaptığı bir eylemdir. Yoksa Einstein tartışılan teorisinde ne diyordu: “Arılar yeryüzünden kaybolursa insanoğlunun 4 yıl ömrü kalır.” Dünyamız için yaşamsal öneme sahip bu mucizevi canlılar ve ürettikleri bal hakkında 8 maddelik listemizde bilgiler bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bal arıları kraliçe, erkek ve dişi arılardan oluşuyor. 50 bin ile 80 bin arasında arının yaşadığı bir kolonide birkaç yüz erkek arı bulunurken çoğunu dişi arılar oluşturuyor, her kolonide sadece bir tane olan ise kraliçe arı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Arıların, sadece 500 gram bal üretebilmek için 2 milyon çiçeğe konması gerektiğini biliyor muydunuz? Oysa bir bal arısı günde 2 bin çiçeğe konabilir ve hayatı boyunca bir çay kaşığı balın sadece 12’de 1’ini üretebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Böcek türleri içinde gıda olarak faydalandığımız tek tür arılardır ve onlardan bal, polen, arı sütü, arı zehiri, propolis gibi kimini besin maddesi kimini tıbbi amaçlı kullandığımız ürünler elde ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    arıcılık

    Çiçeklerde nektar denen tatlı suyun arının vücudundaki salgı ve enzimlerle birleşmesiyle bal oluşur. Doğal koruyucular içermesi ve içinde bakteri yetişmemesi sayesinde uzun yıllar yenecek durumda kalabilmesini balın mucizevi özellikleri arasında sayabiliriz. Balın rengi ve tadını ise arıların ziyaret ettiği çiçeklerin türü belirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    arıcılık

    Balın cilt üzerindeki olumlu etkilerinden mide korumasına kadar pek çok faydası var fakat şeker hastalarının ve bebeklerin bal yememesi konusunda da uzmanlar uyarıyor. Eğer yiyeceğiniz bal Karadeniz’in yüzlerce metre yüksekliğinde yetişen çiçeklerden elde edilmiş bir “acı bal” ise o zaman sağlıklı da olsanız çok küçük miktarda hatta doktor kontrolünde yemeniz öneriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    arıcılık

    Sahte bal konusuna dikkat edilmesi gerektiğine yönelik haberlere rastlamışsınızdır siz de… Eğer arı, çiçeklerin nektarını alarak değil de insanlar tarafından kendisi için hazırlanan şekerli suyu yiyerek balını üretmişse, o zaman mucizevi özellikler barındırmayan bir baldan söz ediyoruz demektir. Sahte balı gerçek baldan ayırmanın en pratik yolu ise balı buzdolabına koyarak şekerlenip şekerlenmediğine bakmaktır. Gerçek bal şekerlenirken sahte bal görüntüsünü uzun süre bozmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    arıcılık

    Arıların dünyadaki geçmişleri neredeyse 300 milyon yıl öncesine dayanıyor, haliyle “arıcılık” mesleği de insanlık tarihi kadar eski. Arı kolonilerinin kovanlarda beslenmesi ve bakımı ile arı ürünleri elde etmeyi amaçlayan arıcılığın varlığı konusunda Eski Mısır’dan İspanya’ya dünyanın farklı yerlerinde binlerce yıl öncesine ait izler bulunuyor. Bugün ise Avrupa’da arıcılık ticari olduğu kadar hobi olarak da yaygın olarak yapılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Türkiye iklim ve bitki örtüsünün çeşitliliği sayesinde arıcılık için çok elverişli bir bölge. Arıların neslinin tehlikede olduğu bilgisi dünyada olduğu gibi ülkemizde de karşılık buldu ve meslek edindirme kursları, devlet teşviki gibi desteklerle arıcılık teşvik ediliyor. Bakanlık tarafından koruma altına alınan arı ırkları bile bulunuyor. Örneğin Kırklareli’nin Yıldız Dağları’nda yaşayan Trakya Arısı koruma altına alınan arı ırkından… Arıcılık ülkemizde özellikle Ege, Akdeniz, Karadeniz, Güney ve Doğu Anadolu bölgelerinde yapılırken en çok bal üretimi Muğla, Ordu, Adana illerinde sağlanıyor.

  • ASYA’NIN SEVİMLİ PENÇESİ

    Nesli tehlike altında olan küçük panda veya diğer adıyla kızıl pandalar çok ürkek canlılardır. Üstünü yalayarak temizlerken bir kediyi andırdığı için “kedi ayısı” da denilen kızıl pandaların zoolojik sınıflandırılması hâlâ tartışılıyor. Kızıl panda, kırmızı panda, kedi ayısı, Himalaya rakunu, tilki ayısı gibi isimlerle de anılan bu sevimli türü yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kızıl pandanın yaşam alanı Çin, Nepal ve Butan’dadır. Doğu Himalayalar’da yaşayan bu tür; yüksek irtifalı ılıman bambu ormanlarında yaşar. Kuzey Amerika’da kızıl panda fosili bulunsa da günümüzde sadece Güneybatı Çin ve Doğu Himalayalar’ın ılıman ormanlarında yaşarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kızıl panda ilk kez 1825’te Fransız zoolog Frédéric Cuvier tarafından tanımlanır. Dev pandalardan 48 yıl önce keşfedilen kızıl pandayı gördüğü en güzel hayvan olarak adlandıran Cuvier, bu nedenle ona Latince ateş renginde veya parlayan kedi demek olan “Ailurus fulgens” ismini vermiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kızıl pandalar, bu türe çok benzeyen dev panda cinsine de ismini vermiştir. Aslında gerçek “panda” kızıl pandalardır ve bir üst maddede belirttiğimiz gibi dev pandalardan daha önce keşfedilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kızıl panda, sıradan bir kedi kadar büyüktür. Vücudu 65 cm ve kuyruğu 60 cm kadar uzun olabilir. Erkekler dişilerden daha ağırdır, yetişkin bir kızıl panda yaklaşık 6 kg gelir. Ortalama yaşam süreleri 23 yıla kadar çıkabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yüzü rakuna benzeyen kızıl pandanın kendine özgü beyaz desenleri vardır. Gür kuyruğunda ağaçlarda kamufle olmasını sağlayan altı farklı yüzey bulunur. Kalın kürkü hayvanın pençelerini kaplar. Bu sayede kar ve soğuktan korunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kızıl pandaların bilek kemiğinden uzanan ve tırmanmasına yardımcı olan “takma” bir pençesi vardır. Fibula ve kaval kemiğini 180 derece döndürmesini sağlayan bu kavisli pençe, ağaç kabuğunu daha iyi bir açıyla kavramasını sağlar ve döndürülebilir bu ayak pençeleri sayesinde bir ağaçtan baş aşağı inebilen az sayıdaki tür grubuna dâhil olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hem kızıl panda hem de büyük panda Çin’de yaşayıp bambu yiyor olsa da yakın akraba değildir. Büyük pandalar ayılarla; kızıl pandalar ise rakun ya da kokarcayla daha yakın akrabadır.