Kategori: Yaşam

  • GİRİŞİMCİLER İÇİN SOSYAL MEDYA TÜYOLARI

    Bir zamanlar eğlence aracı olan internet, günümüzde bütün alanlarda varlığını sürdürüyor. Tüm dünyadan milyonlarca kullanıcısı olan sosyal medya platformları sadece kişisel hesapların değil, kurumların ve markaların da varlık gösterdiği önemli bir alan haline geldi. Birçok kullanıcının kendi küçük atölyesinde ürettiklerini dünyanın öbür ucuna pazarlayabilmesi de yine internet sayesinde mümkün. Kısaca artık ticari kazancın internetsiz düşünülemeyeceği bir çağdayız. Peki sosyal medyayı kullanarak ticaret yapmanın püf noktaları neler? Sanatsal, toplumsal ya da ticari bir girişim için listelediğimiz sosyal medya tüyolarını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Başarılı bir girişimci olmak için planladığınız işin sürdürülebilir olması ve sizin bu işi yaparken mutlu hissetmeniz gerekir. Hoşlandığınız şeyler ile yetenekli olduğunuz alanlar farklı olabilir. Öncelikle ne istediğinizi ve neyi hedeflediğinizi tespit etmelisiniz. Kuracağınız işin gereklilikleri ile sizin kapasiteniz örtüşmeyebilir. Bu tür pürüzlerin önüne geçmek için en iyi olduğunuz konuları belirleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sosyal medya platformlarında ürününüzün doğru kitleye ulaşması çok önemlidir. Sizin ürün veya hizmetinize ilgi duymayan takipçiler yerine, nokta atışı yaparak potansiyel müşteri haline gelecek hedef kitle belirlenmelidir. Yüksek kullanıcı sayısı olan ancak sizin girişimlerinize ilgi duymayan takipçiler sizin için bir anlam ifade etmeyecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sosyal medya platformlarında ürününüz kadar rakiplerinizin durumu da önemlidir. Elbette rakiplerinizin aksiyonlarını kopya etmenizi tavsiye etmiyoruz ancak rakiplerinizin takipçi sayısı, pazarlama stratejisi, takipçilerin yoğunlaştığı ürünler gibi bilgiler sektörün nabzını yoklamanız açısından faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Girişimciler sosyal medya platformlarında izleyecekleri yolu oluştururken öncelikli olarak bir sosyal medya stratejisi geliştiriyor ve bu stratejiler sayesinde amacına ulaşıyor. Sosyal medya stratejisini oluştururken; aktif olarak üretilen içerikler ve bu içeriklerin günün hangi saati paylaşılması gibi konular önem kazanıyor. Sosyal medya pazarlama stratejisinde kişisel markanızı veya işinizi tanıtan, sosyal medya ağlarını sizin yararınıza nasıl kullanacağınıza dair hedeflerin açıkça tanımlanmış olması gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar eski okul arkadaşımızı bulmak için kullandığımız sosyal medya platformları bugün ciddi ticari işletmelere dönüşmüş durumda. Elon Musk’ın Twitter’ı satın almasından sonra ‘mavi tık’ı ücretli hâle getirmesi bunun en güzel kanıtı. Sosyal medya platformlarından oluşturacağınız pazarlama hamleleri için hedef kitlenize uygun reklam ve pazarlama çalışmaları yapabilirsiniz. Bunun için az da olsa bir bütçe ayırmanız sizi rakiplerinizden bir adım öne taşıyacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Stratejinizi, hedef kitlenizi ve bütçenizi belirledikten sonra atacağınız önemli bir adım da sosyal medya platformları arasındaki farklılıkları belirlemek olacaktır. Çünkü verdiğiniz ürün ya da hizmetin kapasitesi her sosyal medya platformu üyesi için uygun olmayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İş dünyasında başarıya ulaşmış insanların verdiği tavsiyelerin başında risk almak geliyor. Başarıya ulaşılan yolda konfor alanından çıkarak yeni deneyimler elde etmek oldukça önemli. Karşılaştığınız belirsizlik ortamı kısa vadede stres yaratabilir ancak bu riskli adım atılmadığı sürece girişiminiz bir nihayete eremez. Burada önemli olan ulaşılabilir ve mantıklı risklerin peşinden koşmaktır. Hayallerinizin peşinden koşmak yerine, projeye dönüşmüş fikirlerin ardından gitmek daha mantıklı olacaktır. Yine de bilmediğiniz bir alanı deneyimlemenin sizi bir sonraki hamlenizde daha bilge yapacağını unutmayın.

  • 9 Madde İle Dünya Çapında Enerji Tasarrufu Çalışmaları

    9 Madde İle Dünya Çapında Enerji Tasarrufu Çalışmaları

    Her ülkenin her şehrin kendine has bir gündemi olsa da dünyamızda yaşayan herkesi yakından ilgilendiren bir konu var: Gezegenimizin sahip olduğu kaynakları bilinçli bir şekilde kullanmak ve gelecek kuşaklara yaşanabilir bir dünya bırakmak… Listemizde enerji tasarrufunu sağlamak ve etkisini artırmak için yürütülen çalışmaları derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sürdürülebilirlik, enerji

    Enerji tasarrufu alanında en etkili yöntemlerden biri yenilenebilir enerji kaynaklarını tercih etmek… Güneş enerjisi ise bu listenin başında bulunuyor. Bazı ülkeler devlet girişimi ile güneş enerjisine geçerken neredeyse dünyanın her yerinde birçok kişi evinin enerji ihtiyacını güneş enerjisi ile karşılamak için çözümler üretiyor. Bu eğilimin farkında olan sosyal gönüllüler güneş enerjisinin ne kadar verimli olabileceğini anlatan çalışmalar düzenliyorlar. Giyilebilir güneş enerjisi panelleri, güneş enerjisi ile çalışan dış mekân aydınlatmaları gibi pratik çözümler de büyük ilgi görüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Enerji kaynaklarını tasarruflu kullanmak, daha adil, sağlıklı ve huzurlu bir yaşam sürmek amacıyla kurulan “Yaşamın Kolay Olduğu Uluslararası Kent Ağı” yani Cittaslow ise günümüzün en ilgi çekici akımlarından biri… Her geçen gün dünyanın dört bir yanından birçok yerleşim yeri bu ağa dâhil oluyor. Türkiye’nin Sakin Şehirleri arasında Akyaka, Gökçeada, Gerze, Şavşat da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    bisikletli yaşam

    Sürdürülebilir bir dünya için mümkün olduğunca az karbon ayak izi bırakmamız gerekiyor. Üretilen sera gazı miktarı anlamına gelen karbon ayak izini azaltmak için alınabilecek en iyi önlem ise enerji tasarrufu. Dünya çapında yürütülen çalışmalarda, motorlu taşıtların kullanımını azaltmak amacıyla toplu taşımacılık alanında yenilikçi projeler hayata geçiriliyor, şehirlere bisiklet yolları kurularak bireyler daha sağlıklı ve karbon ayak izi bırakmayan bir hayata yönlendiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Var olan enerji kaynaklarını bilinçli kullanmak kadar alternatif enerji kaynakları yaratmak da enerji tasarrufu girişimlerinin kapsamında yer alıyor. Özellikle İskandinavya ülkeleri, atıklardan enerji üreterek enerji tasarrufu anlamında mükemmel bir örnek oluşturuyor. Ülkemiz de dâhil olmak üzere diğer ülkeler de çalışmalarla çöpten enerji üretmenin ilk aşaması olan çöp ayrıştırma alışkanlığını yaymaya çalışıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    geri dönüşüm

    Dünyamızın kaynaklarını idareli kullanarak çocuklarımıza da aktarmak için şüphesiz ki bilinçlendirme çalışmaları büyük önem taşıyor. Televizyonlarda, sosyal medyada, eğitim müfredatlarında enerji tasarrufunun önemini ve bu amaçla alınabilecek önlemleri 7’den 70’e herkese yaymak için çalışmalar sürdürülüyor, fotoğraf yarışmaları gibi etkinliklerle bu konuda kamuoyu oluşturuluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    pc

    Global çalışmalarla insanlar daha az elektronik eşya kullanımına sevk ediliyor, böylece daha sade ve daha basit hayat tarzı sayesinde daha az tüketmek, enerji kullanımı azaltmak amaçlanıyor. Elektronik ve beyaz eşyaların enerji tasarrufu yapan modellerinin üretimine ve geliştirilmesine önem veriliyor, kullanılmayan cihazları kapalı durumda tutmak ve fişini çekmek gibi alışkanlıklar oluşturulmak için bilinçlendirme çalışmaları sürdürülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    smart house

    İnsanın enerji kaynaklarını koruma çabasında en büyük yardımcılarından biri de teknoloji oluyor. Alternatif enerji kaynakları üretmemizi ve kullanmamızı sağlayan teknoloji sayesinde hayatımıza giren akıllı evler de tüm dünyada ilgi gören bir yenilik… Akıllı evlerin gelişmiş yalıtım ve ısıtma sistemleri enerji tasarrufu sağladığı gibi bu özellikler mobil cihazlarla etkili bir şekilde idare edilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    geri dönüşüm

    Dünyamızın enerji kaynaklarını bilinçli bir şekilde kullanmak için yapabileceklerimizin başında daha az tüketmek geliyor. Bozulan, artık kullanılmayan eşyaları atmak yerine farklı şekillerde değerlendirmek tüm dünyada yükselen bir tercih. Eskiden insanları alışverişe yönlendiren çalışmalar yapıldığı gibi şimdi de gereksiz alışverişten kaçınmayı özendiren çalışmalar gündemimizde yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    İş yerleri ve kurumlar da enerji tasarrufu konusunda üstlerine düşeni yerine getiriyor ve daha az enerji tüketmelerini sağlayacak önlemler alıyorlar. Gökdelenlerin ışıklandırmalarının sınırlanmasından, ofislerde daha az kâğıt kullanımına özendirecek çalışmalara dek birçok girişimle gezegenimizin kaderini belirleme konusunda üstlerine düşeni yerine getiriyorlar.

  • GÖZYAŞLARIYLA GELEN SAĞLIK

    Ne zaman birisi ağlasa gözyaşlarını sil deriz. Ancak bu yazıyı okuduktan sonra ağlayan bir insanı teskin etmek yerine rahat rahat ağlaması için destek olacağınıza eminiz. Ağlamak, kalp ve damar hastalıklarının yanı sıra mide, kemik ve kas ile ilgili rahatsızlıklara iyi geliyor. Peki nasıl? Ağlayarak vücudumuzda bu tip rahatsızlıklara neden olan bazı hormonların vücudumuzdan atılmasını sağlıyoruz. Ağladıktan sonra gelen psikolojimizdeki rahatlama hissi, aynı zamanda fizyolojimize de iyi geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • DEKORATİF AYDINLATMA MODELLERİ

    DEKORATİF AYDINLATMA MODELLERİ

    Aydınlatma ile dekoratif aydınlatma arasında önemli bir fark bulunuyor, o da şu: Aydınlatmayı, herhangi bir yeri olduğu gibi görmek için uygularken, dekoratif aydınlatmada olduğundan daha güzel görme isteği devreye giriyor. Ve artık sadece ışığın yansıması değil aydınlatma cihazının kendisi de dekoratif bir unsur teşkil ediyor. Gelin eskiden beri var olan ve her geçen gün yenisi eklenen aydınlatma ürünlerine birlikte bakalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kristal avizelerin evlerin tavanlarını süslediği yakın tarihi hatırlıyorsunuz değil mi? Ne kadar çok kristal o kadar çok ışık kırılması demekti ve o avize salondaki bütün dikkatleri üzerine çekmede tam bir uzmandı. Kristal avizeler günümüz için biraz demode olsa da, tarihi mekânlardaki güzelliği ve görkeminin yerini hiçbir aydınlatma modelinin dolduramayacağını da biliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tavan aydınlatmasında ihtişamlı kristal avizeler yerini uzun zamandır mini avizeler ve sarkıtlara bırakmış durumda. Örneğin birbirinden farklı renk ve geometrik şekillerde tasarlanan sarkıtlarla oldukça modern/estetik bir ortam yaratmak mümkün. Sarkıtların boyları kullanıldığı mekâna göre değişiklik de gösterebiliyor, salonda daha kısa sarkıtlar tercih edilirken mutfakta çok daha uzun sarkıtlar kullanılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Duvara sabitlenmiş meşalelerle yapılan aydınlatma stilini Orta Çağ filmlerinden hatırlarsınız… İşte o stilin günümüzdeki karşılığı duvara monte edilmiş lambalar, yani apliklerdir. Aplikler genel ortam aydınlatmasından daha çok bölgesel aydınlatma için kullanılır ve bu da genellikle simetrik unsurlar gözetildiğinden en az iki adetle sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzun zamandır bilinen ve işlevselliğini kaybetmeyen başka bir dekoratif aydınlatma yöntemi de abajurdur. Fransızca “abat-jour” sözcüğünden dilimize geçen kelime “ışık kısar” anlamına geliyor, bunun nedeni de lambanın etrafında ışığı nispeten azaltan siperlik bulunması. Günümüzde sınırsız sayıda tasarıma sahip abajur modelleri bulunmakta…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ev ve ofislerde sıklıkla tercih edilen lambader ise ayaklı lambaya verilen isimdir. Abajur gibi sehpa ya da herhangi bir nesne üzerine yerleştirmenize gerek duymaz, uzun ayakları sayesinde odanızda dilediğiniz yere konumlandırabilirsiniz. Fakat genellikle oturma alanından bir adım geriye konulan lambaderden bu sayede daha yumuşak ışık almak hedeflenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Son teknoloji aydınlatma ürünü ise kablosuz aydınlatma, diğer bir adıyla akıllı aydınlatma… Ampulün yanması veya kapanması uzaktan kumandayla kontrol edilebilirken, artık o da yerini mobil uygulama üzerinden kontrol edilebilirliğe bırakmış durumda. Akıllı aydınlatmada cihaz markasının sunduğu seçeneklere göre dilediğiniz ışık rengi seçimini de yapabiliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    En eski aydınlatma yöntemlerinden olan mum ışığı da ironik biçimde günümüzde “dekoratif” aydınlatmanın vazgeçilmez öğelerinden biri haline geldi. Farklı ebatlar ve farklı renklerdeki mumlarla ortama hem ışık hem de ihtiyaç duyulan ambiyansı vermek fazlasıyla mümkün. Her ne kadar yakın zamanda teknolojik versiyonu LED mumlar devreye girmiş olsa da kanımızca yavaş yavaş eriyen bir mum kadar dekoratif olabilmeleri mümkün değildir.

  • ANADOLU’DA HAYVAN YAVRULARINA VERİLEN İSİMLER

    “Her şeyin yavrusu güzeldir,” şeklinde bir söz vardır. Ne kadar da doğru öyle değil mi? Filden tutun da kaplana, kediye ve köpeğe kadar, hayvanların yavrularını görüp de sevgi ve şefkatle bakmayanımız yoktur. Anadolu’da hayvancılıkla geçinen veya doğanın içinde yaşayıp hayvanlarla can dostu olan insanlarımızın, hayvan yavrularına verdiği bazı isimler bulunuyor. Hatta öyle ki bu isimler “altı aylığa kadar” veya “üç yaşına kadar” gibi sınırlamalarla evre evre değişebiliyor. İçlerinden en bilinenleri sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Mutfakta Hijyen İçin Püf Noktaları

    Mutfakta Hijyen İçin Püf Noktaları

    Tüm yaşam alanlarında olduğu gibi mutfakta hijyen de önce kendimizden başlar. Mutfağa girdiğimizde ellerimizin temiz olduğundan emin olduktan sonra diğer hijyen konularına odaklanabilir, ailemiz ve sevdiklerimiz için güvenli menüler hazırlayabiliriz. Biz dikkat edilmesi gereken detaylardan birkaçını aşağıda sıraladık, siz bu listeyi dilediğiniz kadar uzatabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    mutfak, hijyen, temizlik

    Mutfakların demirbaşlarından olan kesme tahtasını işinizin her aşamasında sıcak su ile yıkamak, işiniz bittikten sonra da sirkeli ya da karbonatlı suyla yıkayarak tamamen kurutmak en başta geliyor. Ve eğer mümkünse çiğ etler ve sebze için ayrı ayrı tahtalar kullanmalı hatta ekmek tahtanızı da ayırmalısınız. Malzemenizi bulaşık makinasında yıkayabilmek ve hijyen konusunda daha rahat hissetmek istiyorsanız o zaman da seramik gibi farklı malzemelerden yapılan kesme tahtalarını tercih etmenizi önerebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Restoranların mutfaklarında ağaç tezgâhların kesinlikle kullanılmadığını biliyor muydunuz? Nedeni, ıslak kaldığında mikrop barındırma potansiyelinin çok fazla olması ve bunu bütün yiyeceklere bulaştırma riskinin bulunması. Bu nedenle mutfağınızda kullandığınız ahşap malzemeler hijyen konusunda ekstra ilgi gerektiriyor. Ve mutfaklardaki diğer demirbaşlar da tahta kaşıklar… Tıpkı kesme tahtaları gibi onları da bulaşık makinasına koymamalı, yıkadıktan sonra da iyice kurutmalısınız. Tahta kaşık satın alırken ise zararlı madde içermeyen ahşaptan yapılmış ve cilalanmış olmasına dikkat etmeyi unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fark ettiğiniz gibi mutfak hijyeninde sirke ve karbonat adeta iksir gibi işlev görüyor. Bazı sebzelerin bakterilerden arındırılmasında da oldukça etkililer. Ama tabii önceliğiniz sebzeleri akan suda yıkayarak topraktan iyice arındırmak olmalı. Özellikle ıspanak, semizotu, marul, roka gibi yeşil yapraklı sebzeleri su ile yıkadıktan sonra sirkeli veya karbonatlı suda bir süre bekletip tekrar durulayabilirsiniz. Patates, kereviz gibi toprak kalıntıları barındıran sebzeleri ise akan suda fırça yardımı ile temizleyebilir, soğan, pırasa gibi sebzelerin en üstteki bir katını soyarak atabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    mutfak, hijyen, temizlik

    Mutfaklarımızın olmazsa olmazı bıçakların dezenfekte edilmesi de oldukça önemli, çünkü farklı yiyecekler için aynı bıçağı kullanmak sizi çapraz bulaşma denen büyük bir riskle karşı karşıya bırakabilir. Özellikle çiğ etlerde kullandığınız bir bıçağı tekrar kullansanız da kullanmasanız da kaynar su ile yıkamalı hatta kaynar suda bir süre bekletmelisiniz. Bu arada; çiğ et ve kümes hayvanlarının yıkanırken de etrafa zararlı bakteri bulaştırabileceğini ve belli bir ısıda pişirilmedikçe bakterilerin yok edilemeyeceğini unutmayın. Yani bu tür gıdaları yıkamanın bir anlamı bulunmamakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kısa adı WHO olan Dünya Sağlık Örgütü’nün de tükettiğimiz gıdaların hijyenik ve güvenli olması için verdiği bazı mesajlar bulunuyor. Bunlardan birkaçı şöyle: Öncelikle bizim de yukarıda söylediğimiz gibi pişmiş ve çiğ gıdaları ayrı tutmak. Devamında ise iyi pişirmek, gıdayı güvenli sıcaklıkta tutmak, güvenli su ve hammadde kullanmak geliyor. Yani bir taraftan mutfağımızı, aparatlarımızı temiz tutarken, diğer taraftan tüketeceğimiz gıdaların zararlı bir hale gelmemesi için uygun koşulları gözetmemiz gerekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    hijyen, temizlik

    Siz de yemek yapmayı seven ama toplamaya gelince gönülsüzleşen biri misiniz? O halde kesin tezgâh üstündeki ıslak beze dokunmayı da sevmiyorsunuz! Fakat mutfakta birkaç saat içinde üzerinde milyonlarca bakteri üretebilecek malzemelerin başında o bezler ve bulaşık süngerleri geliyor. Siz siz olun bezleri haftada bir çamaşır makinesinde yüksek sıcaklıkta yıkayın ve süngeri her zaman temiz tutun. Eğer mümkün olabiliyorsa mutfakta bez yerine kağıt havlu kullanmak çok daha hijyenik olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Mutfakta hijyen sağlamamıza yardımcı olan temizlik malzemelerinin gıdalarla bir araya geldiğinde bizzat kendisinin zararlı maddelere dönüşeceğini unutmayın. Bu nedenle sabun köpüğünün yiyeceklere değmesine kesinlikle engel olmalı ve deterjanları kapalı bir alanda tutmaya özen göstermelisiniz. Son olarak… Deterjan kullanırken siz de eldiven kullanabilir, böylece kimyasalların cildinize vereceği zararlardan korunabilirsiniz.

  • AVCI TOPLAYICI ATALARIMIZDAN GÜNÜMÜZE İLGİNÇ RAKAMLAR

    İlk yaşam ortaya çıktığı günden bu yana iki buçuk milyon yıl geçti. Ortalama olarak 12 bin yıldır tarımsal üretim yapan insanoğlu, bitkilere ve tohumlara hükmedene kadar avcı toplayıcı olarak yaşamını sürdürdü. Yazımızda avcı toplayıcı atalarımızdan günümüze ilginç rakamları derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İnsanoğlu dünya üzerindeki yaşamının %99’unu avcı toplayıcı olarak geçirmiştir. %1’lik kısmında ise tarımla uğraşarak kendi yiyeceğini kendi yetiştirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Geçmişten günümüze yaşamış insan sayısını belirlemeye yönelik yapılan paleodemografik verilere göre dünyamızda ortalama 109 milyar insan yaşamıştır. Günümüzde yaşayan sekiz milyar insanı bu rakamın üzerine eklersek 117 milyar eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tarım toplumuna geçmeden önce yaşayan avcı toplayıcı atalarımız besin bulmak için günde ortalama 30 km yol katetmişlerdir. Proteinle beslenen atalarımız, hayatta kalmak için avlarının peşinde uzun süren mesafelerde iz sürmüşlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bilinen en eski mağara resmi 35 bin yıl önce yapılmıştır. Bilinen en eski müzik aleti ise mağara resimlerinden çok daha öncesine ait; kemik aletinden yapılan flütün tarihi 42 bin yıl öncesine dayanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İnsanlık tarihinde en fazla ölümün olduğu on savaşın yedisi Çin’de gerçekleşmiştir. Çok uzak bir tarih olmayan 19. yüzyıldaki Taiping Ayaklanması’ndaki ölü sayısı I. Dünya Savaşı’ndaki kayıpların iki katıdır. M.S. 755’te Çin’de çıkan Lushan isyanında ise 30 milyonun üzerinde insan ölmüştür. O tarihlerde bu rakam toplam dünya nüfusunun altıda birine denk düşmektedir.

  • SEVGİ HAKKINDA PEK ÇOK ŞEY

    Sınırsız çeşitlilikte sevgi türleri olduğu hepimiz tarafından bilinen bir gerçek. İnsan sevgisi, Tanrı sevgisi, bilim sevgisi, vatan sevgisi, ana-baba sevgisi, evlat sevgisi, doğa sevgisi, hayvan sevgisi, sanat sevgisi gibi daha pek çok sevgi türü bulunuyor ve bu sevgi bizlerin hayatla sıcak bir şekilde temas etmesini sağlıyor. Sevgi sadece biz insan türünün kalbinde olan bir durum da değil. Doğadaki birçok canlının birbiriyle sevgi bağı kurduğunu biliyoruz. Anne karnında başlayan sevgi hakkındaki yazımızı keyifle okumanız dileğiyle…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Freud’a göre insan toplumsal bir varlıktır ve anne karnında olduğu dönemden itibaren diğer insanlarla birlikte yaşamak zorundadır. Bu bir arada yaşama durumu dış dünya ile kurduğumuz ilişkilerde, nesnelerde ve kişilerde duygusal bağlara neden olmaktadır. Hatta Freud bir kişiye duyulan sevgi ile o kişiye sinir olma durumunun doğru orantılı olduğunu belirtmiştir. Yani en çok sevdiğiniz insana herkesten çok sinirlenirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ünlü psikanalist Erich Fromm ise anne sevgisinin sevgiyi tecrübe ettiğimiz ilk sevgi türü olduğunu söyler. Baba sevgisi güven ve benimsenme; kardeş sevgisinin ise birlikte olma gereksiniminin başka bir boyutu olduğunu belirtir. Kardeş sevgisi insanı “eşitler arası bir sevgiye” götürür; böylece insan, tüm insanları kardeş kabul edebilir. Eş sevgisi ise soyu sürdürme, saygı, hoşgörü, anlayış, dayanışma ve duygusal gereksinimlerimizi tatmin ettiğimiz sevgidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fromm’a göre, sevgi sahip olunacak bir şey değildir. Çünkü sevgi bir nesne değildir. Soyut bir olgudur. Sevgi üretken bir etkinlik olarak yaşanır. Sevgi “sahip olma” biçiminde yaşandığında, sevilen kişi üzerinde tahakküm kurma isteği başlar ve karşılıklı sevginin kesintiye uğramasına neden olur. Tanrı sevgisi ise genelde mutlak adalet, güzellik, bilgelik, sevecenlik, hoşgörü, mutluluk, erdem gibi duygularla bağdaştırılmaktadır. Doğaüstü bir güç olan Tanrı’ya ulaşmak ve onunla bir olmak isteyen insan, böylece mutlak iyiliğe, güzelliğe, doğruya, erdeme, mutluluğa, sevecenliğe, bilgeliğe, ölümsüzlüğe, birliğe erişecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ünlü psikolog Zick Rubin’e göre; iki birey arasındaki özel psikolojik bir süreç olan sevgi, üç önemli unsurun kesişme noktasında yer almaktadır. Aldırma-Önem Verme; sevilen kişinin mutluluğunu en az kendisininki kadar isteme. Bağlanma; bir başkası ile birlikte olma, fiziksel temasta bulunma, onaylanma, korunma isteği ve gereksinimi. Mahremiyet; iki kişi arasında yakın ve sırdaş iletişimle kendini gösteren bağlılık ya da ilişki. Ayrıca Rubin sevgi ve hoşlanmanın farklı duygular olduğunu; sevginin şefkat, bağlılık, önem verme gibi unsurları barındırırken hoşlanma duygusunun ise olumlu değerlendirme ve benzerlik unsurlarından oluştuğunu belirtmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Japon düşünür ve yazar Masumi Toyotome’ye göre, dünyada üç tür sevgi vardır: “Eğer, çünkü ve rağmen” sevgileri… “Eğer” türü sevgi belirli beklentilerin gerçekleşmesi ile oluşan sevgidir. Eğer başarılı ve önemli kişi olursam sevilirim. Eğer eşim beklentilerimi karşılarsa eşimi severim. Toyotome en çok rastlanan sevgi türünün bir şarta bağlı olan “eğer” türü olduğunu belirtir. Nedeni ve şekli bakımından bencil olan bu sevgi türü, beklentiler karşılanmadığında çabuk yıkılabilir. En saf olması gereken anne baba sevgisinde bile bazen “eğer” türüne rastlanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Çünkü” türü sevgi; bir kişinin duyduğu sevginin bir niteliğe ya da koşula bağlı olması durumudur. “Seni seviyorum çünkü çok akıllısın.”, “Seni seviyorum çünkü yanında kendimi o kadar mutlu hissediyorum ki…” Sevgi ve sevmek güzel duygular olsa da “eğer” türü sevgi bir beklentiye bağlı olduğundan ağır bir yük haline de dönüşebilir. İnsanlar oldukları gibi sevilmeyi tercih eder. Bu tür sevgi onlara yük getirmediği için rahatlatıcıdır. Ve Toyotome’nin üçüncü sevgi türü olarak tanımladığı “rağmen” bir koşula bağlı olmayan ve karşılıksız, beklentisiz sevgi türüdür. Bu sevgide insan bir şey beklediği için değil, bir şeyler eksik olmasına rağmen sevilir. Japon yazara göre insanların en çok ihtiyaç duyduğu sevgi türü de “rağmen” sevgisidir. Evinizi paylaştığınız kedi ya da köpeğinizi düşündüğünüzde bu sevginin rağmen sevgisi olduğunu göreceksiniz. Tüylerine, yerine getirilmesi gereken onlarca sorumluluğa rağmen patili dostlarımızı sevmekten vazgeçmeyiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu fani dünyada baki kalacak tek şey olan sevgimizi gösterebilmenin yolları ise oldukça basit. Sevgi duyulan şey, her ne ya da kim ise, ki bu evinizde beslediğiniz bitki olabilir çünkü sevginin dili ve tonu evrenseldir; sözlü iltifatlar ve takdir ifadeleri sevgiyi ve sevgiden doğan bağı güçlendirir. Sevgi duyulan özneyle geçirilecek olan nitelikli zaman ise sevgi cümleleri kurmadan sevginizi gösterebileceğiniz diğer bir yol; bu keyifli bir sohbet ya da güzel bir manzarayı paylaşmak bile olabilir. Hediyeleşmek, sevginin “seni düşünüyorum, seni hatırladım” demenin en güzel yollarından biridir. Sevdiğiniz kişiye karşı kullandığınız kelimeleri özenli seçmek ve ihtimamlı davranışlar; bu tavrın beraberinde getirdiği kibar dil, sevgi bağını oldukça güçlendirir. Ve son olarak sevdiğiniz kişilere bolca sarılın. Sarılmak oksitosin hormonunun salgılanmasını sağlamakta, karşılıklı güven ve bağı güçlendirmektedir. Sevgiyle kalın!

  • Türkçemizdeki Palindromlara Örnek 9 Kelime

    Türkçemizdeki Palindromlara Örnek 9 Kelime

    “Ey Nihat Adana’da tahin ye.” cümlesinin tersten okunuşunun da “Ey Nihat Adana’da tahin ye.” olduğunu görebilirsiniz. İşte buna palindromik cümle deniyor. Sadece cümle de değil, palindromlar tersten okunuşu da aynı olan kelimeler hatta sayılar demektir. Bakmayın siz, öyle kolay bir şey değil palindrom cümle kurmak, isterseniz deneyebilirsiniz. Biz ise bu listemizde cümleleri değil ama 9 palindrom kelimeyi bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • SARILMANIN ANATOMİSİ

    Bilimsel araştırmalar, sarılmanın insan sağlığına pek çok faydası olduğunu ortaya çıkardı. Uzmanlar birbirine sarılan kişilerin kendilerini güvende hissettiklerini, bu durumun da insan sağlığına pozitif etkileri olduğunu vurguluyor. Özellikle mutluluk hormonunu etkileyen maddelerin salgılanmasında etkili olan sarılma, kan basıncını dengeleyerek riskli hastalıkların önünü kesiyor. Ancak uzmanlar sarılmanın iki kişinin karşılıklı samimi ve içtenlikle yapılması sonucunda fayda sağlayabileceğini belirtiyor. Yazımızda sevdiğimiz bir insana sarıldığımızda bedenimizde ne gibi değişiklikler olduğunu yazdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Oksitosin hormonu vücutta sarılma anında salgılanmaya başlar. Oksitosin hem erkeklerde hem de kadınlarda hipofiz bezinin arka tarafından salgılanan ve mutluluk, aşk, sevgi gibi duyguların kaynaklarından biri olan bir hormondur. Hormon salgılandığında kişi mutlu hisseder ve sarıldığı kişiye bağlanmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sarılma, acıyı azaltır. Acı çeken her insanın söylediği “omzunda ağlayabileceğim bir insana ihtiyacım var” sözünden de anlayabileceğimiz gibi acı hissi sarılma ile üstesinden gelinebilir bir hâl alır. Sarılma anında gerçekleşen küçük dokunuşlar, beyinde “afferent c” denilen, omurilik ile bağlantılı olan duyu sinirlerini harekete geçirir ve bu sinirler beyinle bağlantı kurarak endorfin salgılanmasını sağlar. Ağrı kesici etkisi olan endorfin hormonu ise daha az acı çekmemizi ve sakinleşmemizi sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Vücuttaki kan basıncını dengeleyen sarılma eylemi aynı zamanda sinirleri harekete geçirerek beyindeki kan basıncı oranını düşürür. Bu durum vücudun rahatlamasını sağlarken; stres, depresyon ve sinirlilik gibi psikolojik rahatsızlıklara yakalanma riskini azaltır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    2009 yılında ABD’li psikologların yaptığı araştırmada eşlerin stresli konuşmalar yapmadan önce 20 saniye birbirlerine sımsıkı sarılmaları istenir. Bu araştırmanın sonunda sarılan çiftlerin kan basıncı ve kalp atışlarının normalleştiği görülür. Vücutta salgılanan oksitosin kişiyi olumlu ve pozitif düşüncelere sevk eder. Pozitif zihin yapısı ise kişilerin arasında yaşanabilecek gerginlikleri ortadan kaldırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Oksitosin hormonu; stres düşürücü, acıyı azaltıcı ve kişinin kendini güvende hissetmesini sağlamasıyla kalp hastalıklarına yakalanma riskini azaltır; yanı sıra salgılanan oksitosin hormonu bağışıklık sistemini güçlendirir, güçlenen bağışıklık sistemi vücuttaki zararlı bakterilere karşı daha kolay savaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Uzmanlar sarılmanın çocuk ve ergenlik dönemlerinde öz güven duygusunu güçlendirdiğini belirtir. Bunun kanıtı olarak da doğan çocuğun annesinin sıcaklığını hissettiği anda susması olduğu gösterilir. Ayrıca uzmanlar güçlü bağların sarılma ile başladığını ifade eder. Psikolojideki temel durum güvendir. Kişi kendini ne kadar güvende hissederse ruhsal olarak da o kadar sağlıklı olur.