“Dedi baa ki nereyesun?” Daha cümleyi okurken Karadenizlilerin o neşeli, canlı haline bürünüyor insan ister istemez. Her ne kadar yüklemi öznesi bildiğimiz kuralların dışında kalıyor olsa da böyle bir cümleyi Karadenizli olmayanlarımız bile anlayabilir elbette. Aşağıdaki listemizde ise yine Karadenizlilere özgü bazı kelimeleri göreceksiniz ve bakalım onlardan hangilerini anlayabileceksiniz?
Kategori: Yaşam
-
Anlamak İçin Karadenizli Olmayı Gerektiren 8 Kelime
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″] -
BİNLERCE YILLIK TIP TARİHİNDEN SATIR BAŞLARI
Tıp Bayramı, ülkemizde her yıl Mart ayının 14’ünde kutlanıyor. Bu tarihte kutlanması ise “Türkiye’de modern tıp eğitiminin başladığı gün” olarak kabul edilmesinden ileri geliyor. Osmanlı saray hekimi Mustafa Behçet Efendi’nin önerisiyle açılan tıp okulu “Tıphane-i Amire ve Cerrahhane-i Amire”, 14 Mart 1827’de eğitim hizmetine başlamış, ilk kutlama ise 14 Mart 1919 yılında gerçekleşmişti. Biz de 14 Mart Tıp Bayramı’nı, tıp tarihindeki binlerce satır başından birkaç tanesini hatırlayarak kutluyor, hekimlerimiz başta olmak üzere tüm sağlık görevlilerine emekleri için şükranlarımızı sunuyoruz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]Tıp tarihinde, hastalıkların doğru ilaçlarını bulabilmek adına bitkilerden yararlanıldığı bilinmekte fakat uygulamaların ilk dönemlerine dair net bir zaman dilimi verilememektedir. Tıbbi bilgiler konusunda en eski belge, M.Ö. 1550’lerde yazıldığı düşünülen ve bir mumyanın kucağında bulunan Ebers Tıp Papirüsü’dür. Eski Mısır’a ait tıp bilgilerinin yazılı olduğu papirüste, 700 drog(*) ile 811 reçete bulunmaktadır.
(*)Drog, hayvan ve bitkilerden kurutularak veya özel metotlarla toplanarak elde edilen, eczacılık ve kısmen sanayide kullanılan ham maddedir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Eski dönemlerden günümüze ulaşan en önemli tıp belgeleri arasında, “Tıbbın Babası” unvanına sahip Hipokrat’ın adını taşıyan “Hipokrat Yemini” de yer almaktadır. Tıbbi etik konularına değinen bu yeminin Hipokrat’ın öğrencilerinden biri tarafından yazıldığı düşünülmektedir. Hipokrat Yemini zaman içinde değişikliklere uğramıştır ve günümüzdeki modern formuna kavuşmuştur. Hekimlik mesleğine adım atan tıpçılar, doğrudan Hipokrat Yemini olmasa da tıbbi etik doğrultusunda hareket edeceklerini beyan ettikleri bir yemin etmektedirler.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Tıp tarihinin özellikle Orta Çağ’a denk gelen dönemine Müslüman bilim insanları damgasını vurmuştur. Özellikle 10. yüzyılda dünyaya gelen ve İslam Altın Çağı’nın önemli doktorlarından olan İbn-i Sina’nın “El-Kanun fi’t-Tıb” (Tıbbın Kanunu) isimli eseri Orta Çağ’ın tıp konusundaki en önemli eseri olmuş, yüzyıllarca üniversitelerde kaynak kitap olarak okutulmuştur. Bu aşamada, aynı zamanda bir hekim olan İbn-i Rüşd’ün yaptığı çevirilerin önemine de vurgu yapmak gerekmektedir. Kendisi, farklı uygarlıkların tıp alanındaki çalışmalarını Arapçaya tercüme ederek bilim insanlarının aydınlanmasında ve tıbbın bu bilgiler ışığında gelişmesinde kilit rol oynamıştır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Tıp tarihinde, Avrupa’da kurulan ilk tıp okullarından olan Salerno Tıp Okulu (La Scuola Medica Salernitana) da eğitim kurumu kimliği ve sosyal yapısıyla önemli bir yere sahiptir. Kuruluşunda Müslüman, Hıristiyan ve Musevi bilim insanlarının yer aldığı bilinen Salerno’da kadınların da bulunuyor olması, Orta Çağ şartları düşünüldüğünde ilerici bir yaklaşım olarak kabul edilmektedir. Güney İtalya’nın Salerno kentinde kurulan okul, 11. ve 12. yüzyılda Avrupa, Asya ve Kuzey Afrikalı tıp öğrencilerine hizmet verdi.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Eski çağlardan modern tıp tarihine uzanan süreçte ilklere imza atan ya da çalışmalarıyla öne çıkan çok sayıda isim gelip geçmiştir. Mondino de Liuzzi, 14. yüzyıl başlarında insan kadavrasına diseksiyon uygulayan hekim olmuş, Andreas Vesalius 16. yüzyılda anatomi çalışmalarını resimli bir kitapta toplamış, Giovanni Battista Morgagni 18. yüzyılın ilk yarısındaki çalışmalarıyla “modern patolojik anatominin ve klinik tanıya dayalı tıbbın babası” olarak görülmüştür. Tüm bu süreçte otopsi yaygınlaşmış, muayene edilmenin önemi ortaya çıkmış ve operasyonlardaki başarı oranı yükselmiştir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Tıbbın gelişiminde önemli rol oynayanlar arasında hekimler, bilim insanları kadar mucitler de önemli bir paya sahiptir. Örneğin, mikroskop fikrinin doğmasını sağlayan Hans Janssen ile Zacharias Janssen gözlük üreticisi olan bir baba ve oğuldur. İki merceğin, tek olana nazaran nesneleri daha fazla büyütebildiği tezinden yola çıkarak, bilinen ilk optik mikroskopu 16. yüzyılın sonunda icat etmişlerdir. Bilim insanı Robert Hooke ise 17. yüzyılda Christopher Cock’un yardımıyla bu mikroskopu geliştirmiş ve mercek altında incelediği canlılara ilişkin gözlemlerini Micrographia isimli kitapta toplamıştır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]Tıp tarihinden, “penisilin”in mucidi Alexander Fleming’den, kuduz aşısının mucidi Louis Pasteur’e çok sayıda isim gelip geçti. Tüm insanlığın faydasına olan bu tür buluş ve çalışmaların ödüllendirilmesi ise 20. yüzyılın başına denk gelmektedir. İsveçli kimyager ve mühendis Alfred Nobel’in kurduğu vakıf tarafından verilen Nobel Ödülü’nün, tıp alanında ilk sahibi Emil Adolf von Behring olmuştur (1901). 2021 yılının Nobel Tıp Ödülü’nü ise “ısı ve temas reseptörlerinin keşfi” nedeniyle David Julius ve Ardem Patapoutian kazanmışlardır.
-

Sosyal Anksiyete Bozukluğu 8 Madde İle Sosyal Fobi
Günümüzün stres dolu şehir yaşamı, iş yaşamının zorlu kariyer basamakları bireylerin güçlükler yaşamasına hatta bazı durumlarda ruhsal sorunların baş göstermesine sebep olabilir. Yoğun strese maruz kalanlar aşırı gerginlikten kaynaklanan ağrılar, depresif bir ruh hali gibi sonuçlarla yüz yüze kalırken bazıları sosyal fobi rahatsızlığı yaşayabilir. Günümüzde psikolog ve psikiyatristlerin en sık karşılaştığı şikâyetler arasında yer alan sosyal fobiyi 8 madde ile listemize taşıdık.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Türkiye Psikiyatri Derneğinin belirttiği üzere sosyal fobi, kişilerin başkalarıyla etkileşimde bulunacakları zaman kuvvetli endişe hali yaşamaları şeklinde kendini gösterir. Bu endişe hali, bireyin sosyal hayatını etkilemeye başladığı zaman, sosyal fobi rahatsızlığı yaşanabilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Sosyal fobi yaşayan kişi, çevresi tarafından olumsuz bir şekilde yaftalanmaktan çekinir ve bu durum, devamlı bir endişe içinde olmasına, toplum içinde bulunmaktan kaçınmasına, diğer bireylerle iletişim kurarken tutukluk yaşamasına sebep olur.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Aslında yaşanan bir çeşit kısır döngüdür çünkü bireyin yaşadığı gerginlik onun daha garip davranışlar sergilemesine, daha garip davranması da endişe halinin artmasına sebep olur. Bu noktada birey, sosyal ortamlardan uzak durmaya çalışan, insanlardan kaçınan, içine kapalı bir ruh haline bürünür.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
Türkiye Psikiyatri Derneği, sosyal fobinin en sık görülen psikolojik rahatsızlıklardan biri olduğunu belirtmektedir. Üstelik sosyal fobi sadece yetişkinlerde değil çocuklarda da görülmektedir. Uzman olmayan kişiler sosyal fobi ile çekingen kişilik özelliklerini birbirine karıştırabilir, bu sebeple doktor görüşü almak çok önemlidir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Sosyal fobinin herkeste farklı belirtileri olabilir fakat en sık görülenler: Kişinin, bir topluluğun ya da başka bireylerin önünde dikkat odağı olduğu zamanlarda su yüzüne çıkan, aşırı terleme, kızarma, titreme, konuşmada tutukluk gibi durumlardır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Çağımızın en sık rastlanan psikolojik rahatsızlıklarından biri olan sosyal fobinin sebebi, psikolojik, biyolojik ya da çevresel olabilir. Biyolojik kaynaklı sosyal fobiye kalıtımsal da olabilen hormon düzeyleri ile ilgili sorunlar yol açar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Psikolojik faktörler sebebiyle oluşan sosyal fobide, genellikle geçmişte yaşanan bir travma, etkileyici bir olay söz konusudur. Çevresel faktörlerle oluşan sosyal fobi ise kişinin deneyimlerine dayanır, başka bir kişinin topluluk önünde utanç verici bir durumda kaldığına şahit olanlar sosyal fobi geliştirebilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
Sosyal fobi rahatsızlığı yaşıyorsanız yapmanız gereken bir uzmana başvurmaktır. Böylece yaşadığınız sorunların gerçekten psikolojik bir rahatsızlık olup olmadığından emin olabilirsiniz. Sosyal fobinin ilaç ve psikoterapi ile tedavisi mümkündür. Tedavide başarıyı etkileyen faktörler arasında hastanın tedaviye istekli ve inançlı olması ilk sırada yer alır. Ayrıca sosyal fobiye eşlik eden başka rahatsızlıkların bulunmadığı durumlarda tedaviden daha hızlı cevap alınmaktadır.
-
İLGİNÇ ÖZELLİKLERİ VE TÜRLERİYLE DENİZANALARI
Bazı insanlar için kullandığımız “nevi şahsına münhasır” ifadesini hayvanlar âleminin tümü için kullanmak mümkün. Hepsinin birbirinden ilginç türleri, hepsinin kendine özgü davranış kalıpları var ve şüphesiz ki denizanaları da bunlar arasında yer alıyor. Aşağıdaki birkaç maddeyi okuduğunuzda ne demek istediğimizi çok daha iyi anlayacaksınız.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″] -

Bir Zamanlar Dijital Olmayan 9 Nostaljik Alışkanlığımız
Yıllar geçip hayat hızla değişirken bir zamanlar gündelik hayatımızın bir parçası olan alışkanlıklarımız da büyük değişimlere uğruyor. Daha 30-40 yıl öncesinin alışkanlıkları, yaşam biçimleri nostaljik anılara dönüşüyor ve yerlerini yepyeni gelenekler alıyor. Bu listemizde eski alışkanlıklarımızı ve onların yerini alan yeni dijital karşılıklarını bir araya getiriyoruz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
Eskiden tatile gittiğimizde, seyahate çıktığımızda gezip gördüğümüz yerleri, keşfettiğimiz güzellikleri sevdiklerimizle paylaşmak için onlara ziyaret ettiğimiz yerlerin güzel fotoğraflarını içeren kartpostallar gönderirdik. Günümüzde bu alışkanlık geçmişte kaldı ve onun yerine gittiğimiz yerlerin fotoğraflarını sosyal medya kanallarında paylaşmaya başladık.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
Evde geçirilen akşamların en büyük keyiflerinden biri ise radyo tiyatrosu dinlemekti. Değil bilgisayarların, televizyonun bile hanelere henüz girmediği zamanlarda, en güzel eserlerle radyo tiyatrosu sayesinde tanışırdık. Şimdi akşamlarımızı bilgisayarımıza bağladığımız televizyonlarımızın karşısında geçiriyoruz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
Okula, işe giderken bindiğimiz otobüslerde bugün kullandığımız akbiller, elektronik biletler tabii ki eskiden yoktu. O zamanlar cebimizde, cüzdanımızda yırtılmasın diye özenle sakladığımız kâğıttan yapılmış otobüs biletleri vardı.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
Müzik dinlemek için şimdi kullandığımız, elimizden bile daha küçük müzik çalarlar yerine pikaplar, gramofonlar vardı ve en sevdiğimiz şarkıları plaktan dinlerdik. Bu zamanları hatırlayanlar iğnenin plağa değdiği an çıkardığı cızırtıyı da bir tebessümle hatırlayacaktır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
Eskiden başka şehirlerde, başka ülkelerde yaşayan sevdiklerimizle konuşmak, hasret gidermek bu kadar kolay değildi. Şimdi dünyanın herhangi bir yerinde bulunan bir sevdiğimize cep telefonumuz sayesinde saniyeler içinde ulaşabiliyoruz. Oysa geçmişte elimizde bir avuç jetonla ankesörlü telefonların başına gider, jetonun tükenmek üzere olduğunu bildiren uyarı sesini duydukça yenisini atardık.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
Bu günlerde çoğumuz müzik dinlemek için internet üzerinde oluşturduğumuz müzik çalma listelerini kullanıyoruz. Eskiden sevdiğimiz şarkıları bir araya getirmek için kendi doldurduğumuz kasetlere başvururduk. Özellikle radyo dinlerken boş bir kaseti hazırda bulundurur, sevdiğimiz şarkılar denk geldikçe kaydederdik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
Okumayı yazmayı öğrenip de bir günlüğe sahip olduğumuzda sanki en yakın dostumuzu bulmuş gibi hisseder, aklımızdan gönlümüzden geçen her şeyi günlüğümüze kaydederdik. Şimdi ise kadim dostumuz günlüklerin yerini onların dijital bir alternatifi olarak görebileceğimiz bloglar alıyor. Tabii blogların günlüklerimizden ufak bir farkı da bulunuyor: Blogları günlüklerin aksine isteyen herkes okuyabiliyor.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
Teknoloji hayatımıza girdi gireli çağlardır özleyenleri buluşturan mektuplar da önemini kaybetmiş gibi gözüküyor. Yazdığımız mektuba günlerce bazen haftalarca cevap beklediğimiz zamanların yerini birkaç dakika içinde yazıp yolladığımız e-postalar alıyor.
-
KALBİNİZİ ISITACAK FOTOĞRAFLAR
Senin kalbin temiz… Kalbimi sana açtım… Yeter ki kalpler kırılmasın… Allah kalbine göre versin… Onun kalbini kazandım… Görüşemesek de kalplerimiz bir… Dünyayı ayakta tutan sevgi ve iyiliğin bedenlerimizdeki temsilcisidir kalplerimiz… Deyimlere bile bu yönleriyle ilham vermeleri tesadüf değil elbette… Siz siz olun onun sağlığını her anlamda korumayı ihmal etmeyin! Ve sizin için seçtiğimiz şu fotoğraflara bakarak kalbinizi iyice ısıtın.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″] -
HER YÖNÜYLE KARGA
“Karga karga gak dedi / Çık şu dala bak dedi / Çıktım baktım o dala / Bu karga ne budala” çocukluğumuzun tekerlemesidir ama hatalı bilgiler içerir. Çünkü kargalar budala değil, oldukça zeki canlılardır. Yedi yaşındaki bir çocukla eş değer zekâya sahip oldukları gözlemlenmiştir. Adının kökeni Uygurcaya dayanan ve “kara kuş” anlamına gelen bu canlıların özelliklerini sizin için derledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]“Kargaların 300 yaşına kadar yaşadığı” en çok dillendirilen ama gerçeklik payı olmayan efsanelerden biridir. Bir karganın doğal ortamında ortalama yaşam süresi 15-20 yıldır. Hatta kayıtlara geçmiş en uzun ömürlü karga 40 yaşına kadar yaşamıştır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]Kargalar, insan yüzlerini unutmazlar. Yapılan iyiliğe ve kötülüğe davranışsal karşılıklar verirler. Kendilerini besleyen kişilere âdeta teşekkür niteliğinde hediyeler taşırken, içlerinden birine zarar verdiğini düşündükleri kişiyi ya da canlıyı rahat bırakmaz, vurup kaçmaya çalışırlar.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]Kargalar tek eşlidirler ve ömür boyu aynı eşle yaşarlar. Yuvalarına karşı son derece savunmacıdırlar. Yuvalarındaki yavruların sayısı 3 ile 10 arasında değişebilir. Bu yavrular, 1.5 veya 2 ay içinde yuvadan uçmaya hazır hâle gelirler.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]Sosyal canlılar arasında geçen kargalar, sürülerinden bir karga öldüğünde birbirlerini değişik sesler çıkararak haberdar eder, çevresini sarar ve âdeta cenaze töreni yaparlar. Aralarına yeni bir üye katılmaya çalıştığında ise onu hemen kabul etmeyebilirler.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]Aile içindeki kavgaları meşhurdur. Sık sık aile kavgası yaşasalar da bunu fazla uzatmazlar. Fakat yabancı ve kendilerine tehdit olarak gördükleri karga türleriyle ölüm kalım savaşı verebilirler. İlginç olan ise en iyi dostluk kurdukları canlıların, kurtlar olmasıdır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]Bu sevimli kara kuşların titiz canlılar olması da başka bir ilginç bilgidir. Örneğin yiyeceklerini suda yıkamayı severler. Yemek yedikten sonra gagalarını temizleyen kargalar, banyo yapmayı seven hayvanlar arasındadır.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]Kargaların eşya çalmakta ustalaştığı en bilinen özelliklerinden biridir. Fakat bunu özellikle esaret altında ve mutsuz olduklarında yaptıkları da söylenmektedir. Şehirde ise kedi ve köpeklerin yiyeceklerini gözetleyerek, alıp kaçmaya çalışmak klasik davranış kalıplarından biridir.
-

Sizi Oturup Çekirdek Çitlemekten Alıkoyacak 10 Aktivite
Evde televizyonun karşısında, mahallede bir duvarın üstünde, parkta, sahilde, okulda, iş yerinde, bazen kendinizi bir anda çekirdek çitlerken bulabilirsiniz. Çekirdek sizi etkisi altına alır ve yapılacak birçok aktivite, keşfedilecek birçok güzellik varken büyülenmiş gibi olduğunuz yerde sabitlenir, sonu saatlerce gelmeyecek olan çekirdek paketinin dibini bulana dek orada kalabilirsiniz. Tüm bunları yaşamayın, hayatın tadını doya doya çıkarın, gezin görün dolaşın istedik ve size çekirdek çitlemek yerine yapabileceğiniz 10 maddelik bir aktivite listesi hazırladık.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Yürüyüş Yapmak” title_font_size=”13″]
Düzenli yürüyüş yapmanın sağlığınıza faydaları artık kitaplara, dergilere hatta internete sığmıyor ama bir de şu yönden bakın: Çok gezen çok bilir. Kendinize güzel yürüyüş rotaları belirleyin, mesela şehrinizdeki görülecek yerleri uzun yürüyüşlerle keşfetmek tahmin ettiğinizden çok daha fazla hoşunuza gidebilir.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Dostlarla Kahve İçmek” title_font_size=”13″]
İnsanı sevdikleriyle bir araya gelip de sohbet etmek kadar mutlu eden az şey vardır. Oturup televizyon karşısında çekirdek yemek yerine, dışarı çıkıp sevdiklerinizle birlikte zaman geçirebilirsiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Müze Gezmek” title_font_size=”13″]
Her şehrimizde, tarihimize, sanatımıza, kültürümüze ışık tutan birbirinden güzel müzeler bulunur. Çekirdek yemenin kesinlikle yasak olduğu müzelerimizde bir yandan genel kültürünüzü geliştirirken bir yandan da çekirdek yeme alışkanlığınızdan uzak durabilirsiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Teleskop İle Yıldızları Seyretmek” title_font_size=”13″]
Şehrinizi, ülkemizi, dünyamızı ve hatta uzayı keşfedin. Şehrin farklı noktalarına serpiştirilmiş teleskoplar sayesinde yıldızları, gezegenleri izleyebilir, hatta böylece çocuklarınızı çekirdek yemek yerine bilimle tanıştırabilirsiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Fotoğraf Çekmek” title_font_size=”13″]
Son zamanların en gözde hobilerinden biri olan fotoğrafçılıkla tanışarak bilinçsizce çekirdek çitlemekten uzak durabileceğiniz gibi sevdiklerinizin, gezdiğiniz yerlerin güzel fotoğraflarını çekebilir, sanatla uğraşmanın tadını çıkarabilirsiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Bisiklete Binmek” title_font_size=”13″]
Bisiklete binmek hem spor yapmanın hem de gezmenin en zahmetsiz ve en eğlence yollarından biridir. Bisiklete bindiğiniz sırada çekirdek yiyemeyeceğiniz gibi daha önce yediğiniz çekirdekler sebebiyle aldığınız kalorileri de yakabilirsiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Kitap Okumak” title_font_size=”13″]
Evet, biliyoruz kitap okurken bir yandan da çekirdek yemeniz mümkün ama siz bunun yerine, ilginizi çeken bir konuda bir kitap, heyecanlı bir roman alın ve kendinizi sayfaların arasındaki yolculuğun kollarına bırakın. Bu sırada çekirdek dâhil aklınızdaki tüm düşüncelerden uzaklaşabilirsiniz.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeni Tarifler Denemek” title_font_size=”13″]
Sağlıklı beslenmenin, yeni lezzetler keşfetmenin en kestirme yolu mutfağınızda yeni yemekler denemektir. İnternetten, yemek kitaplarından yeni tarifler bulun, kollarınızı sıvayıp mutfağa girin ve çekirdek yerine pişireceğiniz yiyecekleri tüketmeye çalışın.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Tiyatroya Gitmek” title_font_size=”13″]
Sanatın farklı dallarıyla meşgul olun böylece hayatınızı oturup çekirdek yemek yerine sanatla doldurursunuz. Tüm şehirlerimizde bulunan devlet ve özel tiyatroların programlarını edinin, eminiz ki sizi çekirdek yemekten alıkoyacak oyunlar bulacaksınız.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”Sahafları Gezin” title_font_size=”13″]
İkinci el kitap satan sahafları gezerek güzel zaman geçirebilir. Sahaflardaki mis gibi kitap kokusunu içinize çekip, birbirinden ilginç eski kitaplarla daha yaratıcı alışkanlıklara yelken açmayı deneyebilirsiniz.
-
TOPRAĞA DAİR 6 ATASÖZÜ
Canlılar için bir besin kaynağı ya da doğanın bir parçası olmasının ötesinde, toprak aslında başlı başına kültürel bir miras niteliğindedir. Geçmişte büyük uğraşlarla kazanılan ve şanlı zaferleri getiren toprak, günümüzde aynı önemini yalnızca ülkemizde değil bütün dünyada korur. Adına pek çok atasözü, deyim ve özlü söz yazılması, toprağın yalnızca yaşamsal bir yapı olmasından çok daha öte bir noktada olduğunun göstergesidir. Toprağın öneminin altını çizmek için ülkemizde her yıl 11 Haziran tarihini takip eden Pazar günü Toprak Bayramı kutlanır. Bayramın bu tarihte kutlanmasının sebebi Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu’nun kabul edildiği tarih olmasıdır. Bu özel günden hareketle, dünyadan ve ülkemizden toprak hakkında söylenen atasözlerini yazımızda listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″] -
BU BİLGİLERİ BİLİYOR MUSUNUZ?
Yaşadığımız dünya bizi her gün şaşırtmaya devam ediyor… Bedenimizden yaşadığımız dünyaya, gezegenimizi paylaştığımız diğer canlılardan uzayın derinliklerine kadar yaşam, çözülmesi gereken gizemlerle dolu. Öğrendiğimizde şaşırdığımız bu ilginç bilgileri listeledik.
[eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″][eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]