Etiket: dil

  • BUNLAR YABANCI DEĞİL YEREL KELİMELER

    BUNLAR YABANCI DEĞİL YEREL KELİMELER

    Kiminin eşi benzeri yok, kimi bilinen bir kelimeden türetilmiş… Yurdumuzun farklı şehirlerine özgü öyle kelimeler var ki insan duyunca “acaba hangi dile ait” diye de düşünebiliyor. Ama onların hepsi zengin dilimize, yöresel ağızlarımıza, renkli kültürümüze, bize ait yerel kelimeler… Aşağıda görecekleriniz yüzlercesi içinden sadece bir tadımlık…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adana” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konya” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çorum” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kastamonu” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Antalya” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Erzurum” title_font_size=”13″]
    yavru köpek
  • AYNI KÖKTEN SESLER: TÜRK DİLİ AİLESİNİN YOLCULUĞU

    Türk dili ailesi, Avrasya bozkırlarından Anadolu’ya, oradan Sibirya’ya uzanan yaygın bir dil topluluğunu ifade eder. Türkiye Türkçesi, Kazakça, Türkmence gibi birçok lehçe aynı kökten beslenir; her biri farklı coğrafyalarda kendi ses rengini oluşturur. Bu geniş ailenin bilinen en eski yazılı kaynağı olan Orhun Yazıtları, Danimarkalı bilim insanı Wilhelm Thomsen tarafından 15 Aralık 1893’te çözümlenerek bilim dünyasına tanıtılır. UNESCO’nun 3 Kasım 2025 tarihinde düzenlenen 43. Genel Konferansı’nda alınan kararla 15 Aralık’ı “Dünya Türk Dili Ailesi Günü” olarak ilan etmesi ise bu ortak mirasın evrensel değerini vurgular. Türkçe bugün en çok konuşulan ilk 20 dil arasında yer alır ve dünyanın pek çok noktasında milyonlarca kişi bu ailenin farklı lehçeleriyle konuşur. Şimdi, dilimizin bu geniş ailesine yakından bakalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türkiye Türkçesi, Batı Türkçesinin üçüncü dönemini oluşturur. 1911’de Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin ve arkadaşlarının başlattığı Yeni Lisan Hareketi, konuşma dilini yazıya taşımayı ve Arapça-Farsça kalıpları sadeleştirmeyi hedeflemiştir. Amaç; taklitten uzak, millî bir edebiyat ortaya koymaktır. Bu çabaların ardından Dil Devrimi gelir; 1928’de Harf Devrimi, 1932’de Türk Dil Kurumu ile Türkçe sistemli şekilde ele alınır, sadeleşir ve günümüz yazı dilinin temellerini kazanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Azerbaycan’ın Türkleşmesi, Selçuklu ve İlhanlı dönemlerinde hız kazanır. Ancak bölgeye gelenlerden önce de yerli halkla kaynaşmış, Türkçe konuşan topluluklar vardır. O dönemde kullanılan lehçeye Azeri denir ve Fars etkisi taşır. Türkmenlerin gelişiyle Doğu ve Kıpçak boyları dillerine Oğuz unsurlarını da katarak günümüz Azerbaycan Türkçesinin temellerini atar. Bugün bu dil, kuzeyde Azerbaycan, güneyde İran Azerbaycan’ı ve Türkiye’nin kuzeydoğusunda konuşulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkmen Türkçesi, Türk dilleri içinde güney-batı Oğuz grubuna aittir ve Türkmenistan nüfusunun büyük çoğunluğu tarafından konuşulur. Yaklaşık 30 diyalekt ve ağza sahiptir. Tarih boyunca Arap alfabesiyle yazılan Türkmen Türkçesi, 1928’de Latin alfabesine geçer. 1940’ta Kiril alfabesi kullanılır; bu alfabe, Rus alfabesine Türkmen Türkçesinin beş özel sesinin eklenmesiyle 38 harften oluşur. 1993’te ise 30 harften oluşan yeni Latin alfabesi kabul edilir ve günümüzde de kullanılmaya devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Özbek Türkçesi, Uygur Türkçesi ile Karluk grubuna dâhildir. Özbekistan, etnik çeşitlilik açısından zengindir; Kıpçak, Karluk ve Oğuz boylarının hemen her kolu burada yaşar. Bu durum, Özbek Türkçesinde büyük ana ağızlar ve küçük alt grupların oluşmasına yansır. Tarih boyunca yazı dili değişmiştir: 1930’a kadar Arap alfabesi, 1930-1940 arası Latin alfabesi, 1940’tan sonra Kiril alfabesi kullanılmıştır. 1995’te ise bağımsız Özbekistan’da Latin alfabesi kabul edilmiştir ancak geçiş süreci hâlâ devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kazak Türkçesi, Türk lehçelerinin Kıpçak grubuna girer ve Türkiye Türkçesi ile küçük farklılıklar taşır. Bu yakınlık, Kazakların Kıpçak boyları ile Türkiye Türklerini oluşturan Oğuz boylarının tarih boyunca komşu olarak yaşamış olmasından kaynaklanır. Kazak Türkçesi, kuzeydoğu, güney ve batı olmak üzere üç kola ayrılır; kuzeydoğu kolu çağdaş yazı dilinin temelini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kırgızlar hakkında bilinen ilk tarihî bilgiler MÖ 201 yıllarına kadar uzanır. Eski Çin kaynaklarında Kırgızlar, kendi devlet yapısına ve güçlü ordusuna sahip en eski Türk boyu olarak geçer. Kırgız Türkçesi de bu tarihle beraber olarak şekillenmiştir. Dil, bir yandan Moğolca, Sarı Uygurca ve Güney Sibirya Türk dilleriyle, diğer yandan Kıpçak Türk dilleriyle yakın özellikler taşır. Bu nedenle Türkoloji tasniflerinde bazen Kıpçak grubu, bazen de Sibirya grubu içinde değerlendirilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tatar Türkçesi, Türk dilleri ailesinin Kıpçak koluna girer. Tarihî kaynaklarda 15. yüzyıldan itibaren yazılı olarak görülür. O dönemde yazı dili Çağatayca harflerle kaydedilir; halkın konuştuğu dilden farklıdır. 19. yüzyılda Tatarca, halkın anlayacağı biçimde geliştirilir. Kayyum Nasırî ve Şihabeddin Mercani gibi isimler, Tatarca’yı ders kitaplarına ve okullara taşır. Yazı dili, tarih boyunca değişim gösterir: 1923’e kadar Arap alfabesi, 1928-1939 arasında Latin alfabesi, 1939’dan itibaren ise Kiril kökenli alfabe kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    “Uygur” adına Türkçe yazılı kaynaklarda ilk kez Bilge Kağan Yazıtı’nda rastlanılır. Bugün Doğu Türkistan’da konuşulan Uygur Türkçesi, tarihsel olarak Çağatay edebî dilinin devamı kabul edilir. Urumçi merkezli bu lehçe, tarih boyunca farklı yazı sistemleriyle kullanılmıştır; Arap, Kiril ve Latin kökenli alfabeler dönemsel olarak yer değiştirirken günümüzde 32 harfli Uygur-Arap alfabesi yaygındır. Sözlü anlatı geleneği ve halk metinleriyle güçlü bir hafıza taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sibirya coğrafyası, erken dönemlerden beri Türk topluluklarının yurt tuttuğu geniş bir alandır. Bu bölgenin kuzeydoğusunda yer alan Saha (Yakut) Cumhuriyeti’nde konuşulan dil, Türk dil ailesinin Sibirya kolunu temsil eder. Rus ve Batı literatüründe “Yakut” adıyla geçen halk, kendisini “Saha” olarak adlandırır. Köklü bir sözlü kültüre sahip olan bu lehçe, soğuk iklim koşullarının şekillendirdiği yaşam biçimini de dilin kelime haznesine yansıtır.

  • DÜNYANIN EN UZUN KELİMELERİ

    Şaşırmadan, bir nefeste en fazla kaç heceli bir kelime söyleyebilirsiniz? Kelimeler sadece iletişimin değil, aynı zamanda dilin ne kadar esnek olabileceğinin de kanıtıdır. Dünyanın farklı köşelerinde; kimi zaman resmî belgelerde kimi zaman edebî eserlerde ya da günlük hayatta kullanılan öyle uzun kelimeler vardır ki onları okumak bile başlı başına bir serüven olur. Almancadan Türkçeye, Finceden Ojibweye uzanan bu örnekler yalnızca uzunluklarıyla değil, içerdiği ilginç anlamlarla da dillerin sınır tanımaz yapısını gözler önüne seriyor. Okumaya hazırsak başlayabiliriz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • BEDENİMİZ HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Karmaşık bir yapıya sahip olan bedenimiz, birçok sistem ve organın sürekli ve düzenli çalışmasıyla işlevini sürdürür. Bu sistemler arasındaki uyum ve koordinasyon sayesinde vücudumuz, tüm fonksiyonlarını sorunsuz bir şekilde yerine getirir. Nefes alıp vermek gibi basit faaliyetten hücrelerimizin bir araya gelmesiyle oluşan doku, organ ve tüm beden sistemini oluşturan daha karmaşık yapılara kadar vücudumuzun çalışma prensipleri hakkındaki ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İskelet sistemiyle birlikte hareket etmemizi sağlayan kaslarımız, çalışma biçimlerine göre iki gruba ayrılır. Kişinin kendi isteğiyle ve istediği zaman hareket ettirebildiği kol, bacak, baş, boyun, parmak ve göz kapağı kasları istemli kaslar olarak adlandırılır. Mide, bağırsak, solunum organları, kan damarları ve kalp kası ise istemsiz kaslardır; bizden bağımsız olarak, yaşamımız boyunca çalışırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Akciğerlerimizin yüzey alanı neredeyse bir tenis kortu büyüklüğündedir. Günde ortalama 25.000 kez, 70 yaşına gelene kadar ise yaklaşık 600 milyon kez nefes alıp veririz. Yetişkin bir birey, dakikada ortalama 12 ila 20 kez solunum yapar ve her nefeste akciğerlere yaklaşık yarım litre hava dolar. Fiziksel aktivite sırasında ya da bazı hastalık durumlarında vücudun artan oksijen ihtiyacını karşılamak için solunum hızı artar; kişi daha sık ve hızlı nefes almaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tıpkı parmak izlerimiz gibi, dilimizin de kendine özgü bir izi vardır. Dil yüzeyindeki şekiller, girintiler, çıkıntılar ve tat tomurcuklarının dizilimi herkeste benzersizdir. Bu eşsiz yapı, dilin biyometrik kimlik doğrulama sistemlerinde dahi kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Vücudumuzda kan damarları bulunmayan tek bölüm, gözümüzdeki korneadır ve oksijen ihtiyacını doğrudan havadan karşılar. Kornea, ışığın net bir şekilde kırınımını (ışık, ses ve radyoelektrik dalgaların karşılaştığı bazı engelleri dolanarak geçmesi olayı) sağlamak için saydam olmak zorundadır. Bu nedenle yapısında kan damarları bulunmaz. Göz hareketlerinden sorumlu ekstraoküler kaslar ise çevredeki hareketleri anında takip edebilen vücudun en hızlı kaslarındandır. Göz kırpma refleksi yalnızca 100 ila 150 milisaniye (yani 0.1–0.15 saniye) sürer. Bu durum, kısa sürede gözleri dış etkenlere karşı korur ve gözün sürekli nemli kalmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Anne karnındaki bir bebeğin parmak izleri, gebeliğin ilk üç ayında oluşmaya başlar ve altıncı ayın sonunda kalıcı şeklini alır. Parmakların uç kısmında meydana gelen bu izler; genetik faktörlerin yanı sıra, anne karnındaki sıvının basıncı, bebeğin hareketleri ve çevresel etkenlerle şekillenir. Bu nedenle herkesin parmak izi (tek yumurta ikizleri de dâhil olmak üzere) benzersizdir ve yaşam boyu değişmeden kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bedenimiz, sabah saatlerinde akşama göre biraz daha uzundur. Ayağa kalktığımızda başımız ve omuzlarımız, omurgalar arasında bulunan disklerdeki sıvıya ve omurgamıza baskı uygular. Benzer bir durum, dizlerdeki kıkırdak yapılar için de geçerlidir. Gün boyunca ayakta kalmak, bu sıvıların sıkışmasına neden olur ve bu da boyumuzda küçük bir miktar kısalmaya yol açar. Ancak, gece boyunca dinlenme hâlinde geçen uyku sürecinde bu baskı ortadan kalkar; disklerdeki ve kıkırdaklardaki sıvı eski hâline döner, böylece bedenimiz sabahları yeniden uzar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kalsiyum, vücudumuzda en fazla bulunan mineraldir ve toplam kalsiyumun yaklaşık %99’u kemiklerimizde ve dişlerimizde depolanır. Bu mineral, kemik sağlığının korunması ve diş yapısının güçlü kalması için oldukça önemlidir. Dişlerimiz, yapısal olarak vücudumuzdaki en sert dokulardan biri olmasına rağmen, kendi kendini onaramayan tek organımızdır. Yani bir kez zarar gördüğünde doğal olarak kendini yenileyemez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    El tırnakları, ayak tırnaklarına kıyasla yaklaşık dört kat daha hızlı uzar. Bu nedenle bir el tırnağının kökten uca kadar tamamen yenilenmesi yaklaşık 6 ay sürerken, ayak tırnaklarında bu süreç çok daha yavaş ilerler ve 12 ila 24 ay arasında değişebilir. Uzama hızındaki bu farkın nedeni, el parmaklarının günlük hayatta daha aktif kullanılması ve kan dolaşımının ellerde daha yoğun olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Beynimiz ortalama 1300-1400 gram ağırlığındadır ve hareket, düşünme, konuşma gibi tüm yaşamsal fonksiyonların merkezidir. Vücuttaki kanın yaklaşık %20’si beynin beslenmesi için kullanılır; beynin tek enerji kaynakları oksijen ve glikozdur; bu iki öğe dışında başka bir enerji kaynağı yoktur.

  • En Yeni 7 Türkçe Kelime

    En Yeni 7 Türkçe Kelime

    İnsanlarla, hayatla, zamanla beraber değişen ve gelişen diller yeni sözcüklerle zenginleşir. Türk Dil Kurumunun çalışmaları doğrultusunda Türkçeye her sene birçok yeni kelime katılır. Bunların bazıları yabancı kökenli kelimeler yerine önerilen Türkçe kelimelerdir; bazıları ise hayatımıza yeni giren kavramlar için uygun görülen karşılıklar… Bu içeriğimizde dilimize yeni katılan 7 kelimeyi listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5# ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • FARKLI DİLLERDEKİ KELİMELER

    Dil canlıdır. Tıpkı yaşam gibi gelişir, değişir, ihtiyaçlara göre şekillenir. Her toplumun ve ülkenin dili, o ülkenin duyuş ve düşüncelerinden etkilenerek meydana gelir. Bu sebeple bazı kelimeler vardır ki bir ülkede çok şey ifade etse de başka bir ülkede bu duruma ya da duyuşa karşılık gelen tek bir kelime olmaz. İşte bu kendi ülkelerine has kelimelerin en sevdiklerimizi sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • TÜRKÇEDEN DÜNYA DİLLERİNE GEÇEN KELİMELER

    Diller, tarih boyunca kültürel etkileşimlerden ve ticaret yollarından beslenerek zenginleşmiştir. Türkçe de binlerce yıllık geçmişi boyunca birçok dilden etkilenmiş ve kendi özgün kelimelerini dünya dillerine katmıştır. Osmanlı İmparatorluğu’nun geniş coğrafi yayılımı, ticaret yollarındaki stratejik konumu ve kültürel zenginliği sayesinde, özellikle bu dönemde dünya dillerine geçen kelimeleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İngilizce” title_font_size=”13″]

    Türkçede dağınık, düzensiz, berduş, karmakarışık olan “perişan” kelimesi İngilizceye “perish” olarak geçmiştir ve İngilizce anlamı “yok olmak, perişan olmak, telef olmak”tır. Bir diğer sözcük ise İngilizce başta olmak üzere birçok Avrupa dilinde “sayfiye yeri”, “küçük satış yerleri” için kullanılan “kiosk” sözcüğüdür. Dilimizdeki köşk kelimesinden türemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fransızca” title_font_size=”13″]

    Osmanlı İmparatorluğu döneminde Avrupa’ya yayılan kahve kültürü, özellikle 17. yüzyılda Fransa’da popüler hale gelmiştir. Kahve kelimesi, Türkçeden Fransızcaya “café” olarak geçmiştir. Bir diğer kelime “kaftan”, Osmanlı döneminde yaygın olarak giyilen bir kıyafet türüdür ve yine bu dönemde Fransızcaya “caftan” olarak geçmiştir. Fransızcada, Eskiden Doğu’da giyilen elbiseler için kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rusça” title_font_size=”13″]

    Milli içeceğimiz çay, Rus dilinde de “chay” olarak kullanılır ve Kiril alfabesinde “чай” olarak yazılır. Rusçaya geçen bir diğer sözcük ise “sharovar” olarak okudukları şalvar kelimesidir. Alfabelerinde “Шаровар” şeklinde yazılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yunanca” title_font_size=”13″]

    Osmanlı İmparatorluğu’nun Yunanistan üzerindeki uzun süreli hakimiyeti ve iki toplum arasındaki kültürel alışverişler sonucunda, dilde özellikle mutfak kültüründe birçok ortak kelime oluşmuştur. Osmanlı mutfağının meşhur tatlısı baklava, Türkçeden Yunancaya “baklavás”, kaymak da Yunancaya “kaïmáki” olarak geçmiştir. Türkçedeki “çoban” kelimesi, Yunancada aynı anlamda “tsopánis” olarak kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sırpça” title_font_size=”13″]

    Osmanlı İmparatorluğu’nun Balkanlardaki hakimiyeti sırasında iki kültür arasındaki yoğun etkileşimler sonucu Türkçeden Sırpçaya pek çok kelime geçmiştir. Türkçedeki “bahçe” kelimesi, Sırpçaya “bašča” olarak geçmiş ve aynı anlamda kullanılmaktadır. “Yorgan” kelimesi de Sırpçada “jorgan”dır ve yatak örtüsü anlamında kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalyanca” title_font_size=”13″]

    Osmanlı İmparatorluğu’ndaki askeri ve sivil yöneticilere verilen unvan olan “paşa” kelimesi, İtalyancaya “pascià” olarak geçmiştir. Türkçede bir devletin silahlı kuvvetlerinin tümü anlamına gelen “ordu” kelimesi de İtalyan diline “orda”, “lordo” olarak geçmiştir ve “kalabalık”, “takım” anlamında kullanılmaktadır.

  • Aslı Çoğul Olup Tekil Olarak Kullandığımız 7 Kelime

    Aslı Çoğul Olup Tekil Olarak Kullandığımız 7 Kelime

    Duygu ve düşüncelerin ifade aracı olan kelimeler toplumlar arasındaki alışverişin de önemli bir değeridir. Bizim de aslı çoğul olduğu halde halk arasında tekil olarak kullandığımız kelimelerin büyük bir kısmı Arapçadan geçmiş. Hatta anlam kaymasına uğramış ve artık neredeyse orijinalini sadece dil bilimcilerin bildiği bu kelimelerin sonuna –ler ve -lar eki koyarak çoğul yapmaya çalışıyoruz. Peki, siz aşağıda sıraladığımız kelimelerin tamamının aslında çoğul olduğunu biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    çoğul kelimeler
  • Dilimizde Damağımızda Tuz

    Dilimizde Damağımızda Tuz

    Eski toplumlar et/balığı konserve şeklinde tuz sayesinde saklayabilmiş… Tarihte ünlenen pek çok şehir tuz ticareti sayesinde şehirleşmiş. Ve hatta Roma’da kimi yerlerde tuz bir ödeme şekliymiş. 21’inci yüzyıla geldik o hâlâ insanlığın beyaz altını! Denizlerden, göllerden, kayalardan çıkıp damağımızda yer etmiş de dilimizden geri mi kalmış? Hayır. Bakın tuz, hayat içinde derdimizi anlatmaya nasıl derman olmuş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#1″ title_font_size=”13″]

    Bir iş veya görevde az da olsa emeği geçmiş olmak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#2″ title_font_size=”13″]

    Bir şeyin hoşa gitmesi, onun birtakım nitelikler taşımasına ve bu niteliklerin de gerektiği oranda bulunmasına bağlıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#3″ title_font_size=”13″]

    Onarılmayacak biçimde kırmak, paramparça etmek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#4″ title_font_size=”13″]

    Üzüntüyü, kusuru artıracak durum yaratmak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#5 ” title_font_size=”13″]

    Birine, düşüncesinde aldandığını ve aklının bir şeye ermediğini ya da abarttığını anlatmak için söylenen bir söz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#6″ title_font_size=”13″]

    Eski zevki kalmamak, yavanlaşmak, tatsızlaşmak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#7″ title_font_size=”13″]

    Bir işten zarar görmemek, kazancı yolunda olmak.

  • Ege’ye ve Egeliye Has 8 Kelime

    Ege’ye ve Egeliye Has 8 Kelime

    Dil zenginliğinin kültür zenginliğine bağlı olduğu söylenir, böyle bakınca biz zenginliği ile adından söz ettirecek topraklarda yaşıyoruz. Bu zenginlik en iyi Anadolu’da farklı köy kahvelerine gittiğimiz zaman hissedebileceğimiz bir zenginliktir… Yabancı gelen kimi kelime bizim kültürümüzün tam da özüne aittir. Bakın bakalım listelediğimiz Egelilere has kelimeler size ne kadar yabancı gelecek?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ege ağzı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    ege ağzı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    ege ağzı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    ege ağzı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    ege ağzı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    ege ağzı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    ege ağzı
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    ege, ege şivesi