Etiket: anadolu

  • BİNLERCE YILLIK ZANAAT KÜLTÜRÜ VE TARİHİ İLE MARDİN

    Tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Mardin, kendine özgü mimarisi, antik şehirleri, doğal güzellikleri ve kültürel mirası ile ülkemizin en özel şehirleri arasında yer alıyor. Taş işçiliğinin nadide örneklerine ve binlerce yıllık zanaat kültürüne sahip Mardin’in kent kimliğinde iz bırakan mekânları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin Kalesi ” title_font_size=”13″]

    Mardin Kalesi, Mezopotamya’nın bereketli topraklarına hâkim 1200 metre yüksekliğindeki bir tepede taştan yapılmış surlarla çevrilidir. Sümer, Asur, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok medeniyet tarafından kullanılan kale, Orta Çağ boyunca özellikle de Artuklu Beyliği Dönemi’nde büyük önem kazanmıştır. Bu dönemde hem askerî hem de ticari yolların kontrolü açısından stratejik bir rol oynamış, İpek Yolu üzerinde bulunması nedeniyle ticaretin gelişmesine de katkı sağlamıştır. Bölgenin doğal kaya yapısı ile uyumlu bir şekilde inşa edilen kalenin içinde sarnıçlar, depolar, kuleler ve çeşitli yaşam alanları bulunmaktadır. Bu yapılar kalenin kuşatma altındayken bile uzun süre ayakta kalmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarihî Mardin Evleri ” title_font_size=”13″]

    Mazıdağı ilçesinin güney yamacında 2,5 kilometrelik bir alan üzerine sıralanan tarihî Mardin evleri, kentin kimliğini yansıtan, tarihin ve kültürün iç içe geçtiği yaşam alanlarıdır. Mardin evlerinin en belirgin özelliği, sarı kireç taşından yapılan duvarlarıdır. Yerel taş ustalarının el işçiliğiyle şekillenen bu taşlar, evlerin karakteristik görünümünü oluşturur. Evler genellikle iki veya üç katlıdır ve dar sokaklar boyunca sıralanmıştır. Alt katlar ardiye ve ahır olarak, üst katlar ise yaşam alanları olarak kullanılır. Bölgenin sıcak ve kurak iklimine uyum sağlayacak şekilde tasarlanan evlerin kalın taş duvarları ve küçük pencereleri, yaz aylarının yakıcı güneşini azaltırken içeriyi ferah ve serin tutar. Evlerin bir kısmı toprağa gömülüdür; bu da doğal bir ısı yalıtımı yöntemidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zinciriye Medresesi” title_font_size=”13″]

    Selçuklu ve Artuklu mimarisinin izlerini taşıyan Zinciriye Medresesi, 1385 yılında Artuklu Sultanı Melik Necmeddin İsa bin Muzaffer Davut Bin Malik Salih tarafından yaptırılmıştır. İki katlı olarak inşa edilen medrese dikdörtgen bir yapıya sahiptir. Ana yapı bir iç avlu etrafında şekillenir ve bu avluda derslikler, öğrenci odaları ve diğer hizmet alanları yer alır. Anadolu’nun en saygın eğitim kurumları arasında gösterilen Zinciriye Medresesinde İslam dini, felsefe, matematik, astronomi ve edebiyat gibi çeşitli bilim dallarında eğitim verilmiştir. Öğrenciler burada hem dinî bilgiler edinmiş hem de dönemin ileri gelen bilim insanlarının derslerine katılarak çeşitli ilim dallarında kendilerini geliştirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin Çarşıları” title_font_size=”13″]

    Artuklu ilçesinde yer alan ve hâlâ faaliyette olan Kayseriye Pasajı, Revaklı Çarşısı, Bakırcılar Çarşısı ile 1. Cadde üzerinde bulunan Kuyumcular Çarşısı, Mardin’i ziyaret edenlerin alışveriş yapmak için uğradığı yerlerin başında gelmektedir. Bu çarşılar aynı zamanda Mardin’in ruhunu, tarihini ve kültürünü yansıtan mekânlardır. Yüzlerce yıldır hizmet veren ve içerisinde onlarca kuyumcu dükkânının bulunduğu Kuyumcular Çarşısında el işçiliği ile işlenen altın ve gümüş ürünler, kentin sanatsal birikimini gözler önüne sermektedir. Mardin’in en eski ve en ünlü çarşılarından biri olan Bakırcılar Çarşısında bakır ustalarının el emeği göz nuru eserler, bakır tepsiler, kahve cezveleri, süs eşyası ve mutfak gereçleri gibi birçok geleneksel ürün bir aradadır. Sabuncular Çarşısında Mardin’in ünlü doğal ve el yapımı sabunları satılırken, telkâri dükkânlarında ince işçilikleri ile dikkat çeken küpe, kolye, bilezik, broş gibi takılar ve telkâriden yapılmış dekoratif eşya yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin Ulu Camii” title_font_size=”13″]

    Mimarisi ve tarihi ile Mardin’in kültürel dokusunun ayrılmaz bir parçası hâline gelen Ulu Camii, 12. yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın başlarında, Artuklu Beyliği Dönemi’nde inşa edilmiştir. Zaman içinde farklı dönemlerin izlerini taşıyan çeşitli onarımlar ve eklemeler görmüştür. En dikkat çekici özelliği taş işçiliğidir. Caminin yapımında kullanılan kesme taşlar, taş duvarlar, kubbeler ve minareler dönemin mimari anlayışının ve taş işçiliğinin zirvesini yansıtır. Avlusu hem ibadet öncesi hazırlıkların yapıldığı hem de sosyal etkileşimlerin yaşandığı bir mekândır. Avlunun ortasında yer alan ve abdest almak için kullanılan şadırvan, zarif mimarisiyle dikkat çekmektedir. Yüksek tavanı, geniş kemerleri ve taş duvarları ile ziyaretçilerine huzur dolu bir ibadet ortamı sunan caminin mihrabındaki süslemeler ve hat işlemeleri, İslam sanatının en güzel örneklerini sergiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin Müzesi ” title_font_size=”13″]

    1895 yılında inşa edilen, 1995 yılında müzeye dönüştürülen tarihî taş binada Mardin ve çevresinde hüküm sürmüş onlarca medeniyete ait tarihî eserler, kazılardan elde edilen buluntular ve çeşitli dönemlere ait çömlekler, taş aletler, heykeller ve süs eşyası sergilenmektedir. Arkeolojik kazılardan çıkarılan eserlerin yanı sıra geniş bir etnografik koleksiyona sahip müzede geleneksel kıyafetler, el yapımı takılar, ev eşyası ve tarım aletleri gibi eserler bulunur. Farklı dönemlere ait mozaik mezar taşları ile Selçuklu, Urartu, Asur, Bizans, Pers, Roma, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine kadar uzanan benzersiz bir koleksiyona sahip müze, Türkiye’nin en zengin arkeoloji müzelerinden biridir.

  • TÜRK KİLİMLERİNDE RASTLADIĞIMIZ MOTİFLER HANGİ ANLAMLARA GELİYOR?

    TÜRK KİLİMLERİNDE RASTLADIĞIMIZ MOTİFLER HANGİ ANLAMLARA GELİYOR?

    Taşıması kolay kilimler Orta Asya’dan Anadolu’ya göçen Türkler için göçebe hayatlarını kolaylaştıran eşyaların başında geliyordu. Bu kilimler zamanla Anadolu insanının yaşamından izler taşıyan motiflerle de harmanlanınca önemli kültürel değerlere dönüştü. Topraklarımızda yüzlerce yıl doğumu, yaşamı ve ölümü simgeleyen motiflerle kilimler dokundu, şimdi biz de çoğuna aşina olduğunuz o motiflerden birkaçını anlamlarıyla birlikte karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 8 Madde İle Anadolu’da Bolluk Ve Bereketin Simgesi Olan Turna Kuşu ve Kültürümüzdeki Yeri

    8 Madde İle Anadolu’da Bolluk Ve Bereketin Simgesi Olan Turna Kuşu ve Kültürümüzdeki Yeri

    Turna, uzun bacakları ve uzun boynu ile tanınan, dünyanın neredeyse her yerinde farklı türleri yaşayan bir kuştur. Yerkürenin dört bir yanında kültürün bir parçası hâline gelen ve farklı anlamlar kazanan bu tür, Anadolu topraklarında ise bolluğun ve bereketin sembolü olmuştur. 8 maddelik listemizde turna kuşunu konuk ediyor ve bu özel hayvanın kültürümüzdeki yerini inceliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Turnanın dünyanın farklı bölgelerinde yaşayan birçok farklı türü bulunsa da ülkemizde turna ailesinin sadece iki üyesi görülür. Göç mevsiminde ülkemizden sürüler hâlinde geçiş yapan turnalar, Türkiye’de yerleşik olmamalarına rağmen kültürümüzde derin izler bırakmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde görülen diğer turna türü ise telli turnadır. Fakat ne yazık ki bu gösterişli ve ilginç kuşların nesli yok olmak üzeredir, Türkiye’de 11 tane telli turna kaldığı düşünülmektedir. Telli turnalar Bulanık Ovası’nda yaşarlar ve şarkılarda, türkülerde, birçok kültürel üründe karşımıza çıkarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Turna, Çin, Japon, Kore gibi Uzak Doğu kültürlerinde ölümsüzlük anlamına gelmektedir. Türklerin göçleri sırasında bu kültürel motifi Batı’ya taşıdığı ve bu sebeple Anadolu topraklarında da turnanın ölümsüzlüğü simgelediği düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Alevi ve Bektaşi kültüründe ise turna, aynı Uzak Doğu kültüründe de olduğu gibi Tanrı’nın yeryüzündeki tecili olarak görülür. Bektaşilikte Hz. Ali ile ilişkilendirilen turna bu sebeple kutsaldır. Hatta semahlardan birine de turna adı verilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Turna Semahı, turnanın uçuşunu görselleştirir. Turnanın uçuşunu andıran hareketlerle semah dönülür ve bu şekilde Hak ile buluşulur. Turnanın sesinin Hz. Ali’nin sesine benzediğine ve turnanın uçarken Anadolu’nun bir ucundan diğerine selam taşıdığına inanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eski Türklerde turna Gök Tanrı ile ilişkilendirilmiştir. Ölümden sonra gökyüzüne yükselen ruhun burada turna suretine büründüğüne ve bu surette gökyüzünde süzüldüğüne inanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Turna figürü türkülerimizde de sık sık kullanılmıştır. Pir Abdal Sultan’dan Dadaloğlu’na, Hayali’den Erzurumlu Emrah’a birçok ozan türkülerinde turnalara yer vermiştir. Bu türkülerde turnalar genelde, dertleşilen ya da haber getiren karakterler olarak karşımıza çıkar. Güncel Türk Müziği’nde de sanatçılarımız sözlerine turna kuşu motifinin işlendiği şarkıları, türküleri söylemeye devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Günümüzde de Anadolu’da turnanın bolluk ve bereket getirdiğine inanılır. Gelinlerin saçına turna teli takılması da bu sebeptendir. Turna uçarken bir tarlaya konarsa bu o tarlaya bereket geleceğinin müjdesidir.

  • 10 Madde ile Özgürlüğe Koşan Yılkı Atları

    10 Madde ile Özgürlüğe Koşan Yılkı Atları

    Tarihteki yolculuğumuza şöyle bir bakacak olursanız insan dostu hayvanların başında atların geldiğini görebilirsiniz. Ama bazen bakımını sağlayamadığı ya da yaşlanmış atları doğaya salar insanoğlu… Ve artık doğada özgür ama bir başına olan bu atlara yılkı atları denir. Şimdi sizi yılkı atlarıyla buluşturacak birbirinden etkileyici görsellerle baş başa bırakıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    “Yılkı” kelimesi, Orhun Abideleri, Dede Korkut Hikâyeleri gibi metinlerde de geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    Anadolu’da özellikle dağ eteklerinde gruplar halinde dolaşan yılkılara rastlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    Doğaya salınan yılkı atları sahipsiz ve özgür canlılar olarak başına buyruk yol alırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    Yılkılar bazen başka insanlar tarafından yakalanıp sahiplenilebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    Yılkı olmanın belki de tek güzel yanı özgürlüğün tadını doyasıya çıkarabilmeleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    İnsanlarla kurdukları yakınlık sonrası doğada sahipsiz kalmanın zorluklarını yaşarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    Doğada yaşam mücadelesi veren yılkılar zamanla ürkek, yabani bir doğaya bürünürler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    Tek başına yaşamaktansa gruplar haline dolaşmak yılkılar için daha güvenlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    Kış mevsiminin zorlayıcı şartları yiyecek bulmalarını güçleştirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    at türleri

    Yılkıların sığınağı genellikle ormanlık alanlar ve dağ etekleridir.

  • 8 Fotoğrafla Gezegenler Dünyaya Yakın Olsa Anadolu Şehirleri Nasıl Görünürdü

    8 Fotoğrafla Gezegenler Dünyaya Yakın Olsa Anadolu Şehirleri Nasıl Görünürdü

    Yıldızları ve ayı seyretmeyi sevmeyen, onların akşamları gökyüzünde yanan sarı ışıklarına dalıp gitmeyen yoktur. Çıplak göz ile Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn gibi gezegenleri gözlemek mümkün olsa da onları sadece belli hava şartlarında görebiliriz. Üstelik, Dünya’ya olan uzaklıkları sebebiyle bu devasa gezegenler gökyüzünde bir toplu iğnenin başı kadar küçük noktalar olarak görülürler. Merakımıza hâkim olamadık ve gezegenler Dünya’ya yakın olsaydı Anadolu şehirlerinin siması nasıl değişirdi araştırdık, sizlerle paylaşmak için 8 maddelik listemizde görselleştirdik…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adıyaman, Nemrut Dağı – Mars” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğubayazıt, İshakpaşa Sarayı – Jüpiter” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars, Ani Harabeleri – Uranüs” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ürgüp – Neptün” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kapadokya – Venüs” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin – Merkür” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bitlis – Pluto” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konya, Meke Krater Gölü – Satürn” title_font_size=”13″]
  • Ortaçağ Anadolu Sikkelerindeki 8 Simge

    Ortaçağ Anadolu Sikkelerindeki 8 Simge

    Günümüzde tarihi madeni paraları “sikke” diye adlandırıyoruz. Anadolu’da M.Ö. 7. yüzyılda Lidyalılar tarafından icat edilen sikke, dönemiyle ilgili pek çok bilgi taşıyan değerli arkeolojik buluntulardır. Devletin mührüyle resmileşen sikkeler sayesinde o devletin hangi coğrafyalarda hâkimiyet kurduğuna, zenginliğine, imparatorlarının hâkimiyet dönemlerine, üzerindeki görsellere göre tarihi kişiliklere, olaylara, şehir, mekân adlarına ulaşılabilir. Listemizde Ortaçağ’da Anadolu’da kullanılmış üzerinde farklı simgelerin olduğu 8 sikke örneğini görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yukarıdaki sikke örneği Gıyaseddin Keyhüsrev bin Keykubad döneminden (1236 – 1246) günümüze ulaşmış ve ön yüzünde güneş ile aslan figürü bulunuyor. Sikkelerin arka yüzündeki yazılarda genellikle dönemin padişahının adı ile unvanı yazar ve bu örnekte de dönemin padişahının adı geçmekte…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sikkenin ön yüzünde başı haleli, elinde kargı benzeri alet taşıyan atlı bir figür görülüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fahreddin Kara Arslan bin Davud döneminde basılan bu sikkenin ön yüzünde elinde bir tablet olan melek betimlemesi var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Nasıreddin Artuk Arslan bin İlgazi döneminden kalan sikkenin ön yüzünde elbisesi sağa doğru kapanan bir hükümdar büstü var. Arka tarafında ise altı kollu yıldız içinde padişahın adı yazıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yukarıdaki bakır sikkenin ön yüzünde ayakta iki figürle taç giydirme sahnesi canlandırılmış. Sağdaki figür soldakine taç giydiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eyyubi Selahaddin Yusuf (1174 – 1193) döneminden günümüze ulaşan sikkenin ön yüzünde taht üzerinde bağdaş kurarak oturmuş, bir eliyle küre tutan ve bir elini dizine koymuş bir hükümdar figürü bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ön yüzünde ejderhaya benzeyen bir hayvan üzerindeki savaşçı ile arka yüzünde dönemin hükümdarı İmadeddin Ebubekir bin Kara Arslan’ın adı yazan bir sikke örneği…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” 8#” title_font_size=”13″]

    İmadeddin Zengi bin Mevdud (1170 – 1197) dönemine ait sikkenin ön yüzünde kanatlarını açmış çift başlı bir kartal görünüyor.

  • KARS’I ZİYARET ETMENİZ İÇİN 7 NEDEN

    Ülkemizde güneşin ilk doğduğu şehir olan Kars, tarih boyunca farklı kültürlere, dinlere ve geleneklere ev sahipliği yapmış önemli şehirlerimizden biridir. Lezzetli mutfağı ve gün doğumunda ayrı, gün batımında ayrı güzellikteki manzaraları ile tanınan Kars, genellikle kış mevsimi ve karla anılsa da dört mevsim boyunca keşfedilecek birçok güzelliğe sahiptir. Ünlü tren rotası Doğu Ekspresi’nin son durağı olan bu şehir, 1853–1856 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Rus ordularına karşı gösterdiği kahraman savunma ile Anadolu’da “Gazilik” unvanı alan ilk şehirdir. Yazımızda, Kars’ı ziyaret edenlerin görmesi gereken başlıca yerleri ve katılabilecekleri etkinlikleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ani Harabeleri” title_font_size=”13″]

    Anadolu topraklarındaki en önemli antik kentlerden olan Ani Harabeleri, Kafkasya ile Anadolu arasındaki kapı olarak anılıyor. Ermenistan ile sınırımızı oluşturan Arpaçay Nehri kıyısında yer alan kent, Orta Çağ döneminde önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuş, bu dönemde büyük bir gelişme göstererek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir. Büyük oranda ayakta kalmış beş kilometrelik etkileyici surları, Ateşgede Tapınağı, kiliseler ve Selçuklu dönemine ait cami gibi farklı dinlere ait yapıları bir arada bulunduran Ani Harabeleri, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi.

    Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden biri olan Ani Harabeleri, Kafkasya ile Anadolu arasındaki kapı olarak anılmaktadır. Ermenistan sınırında, Arpaçay Nehri kıyısında yer alan bu şehir, Orta Çağ’da önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuştur. O dönemde hızla gelişerek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi haline gelmiştir. Beş kilometrelik etkileyici surları, Ateşgede Tapınağı, kiliseler ve Selçuklu dönemine ait Ebu’l Menûçihr Camii ile Ani Haraberi, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars Kalesi” title_font_size=”13″]

    Kars Kalesi, bölgenin tarihî ve kültürel mirasını yansıtan en önemli yapılar arasında yer alır ve şehri kuş bakışı izlemek için mükemmel bir noktadır. M.S. 1153 yılında, Selçuklulara bağlı Saltuklu Sultanı II. İzzeddin tarafından inşa edilen kale, savunma amaçlı stratejik bir konuma sahiptir. Ancak, 14. yüzyılda Timur’un istilası sırasında büyük hasar görmüş ve neredeyse tamamen yıkılmıştır. 1579 yılında Osmanlı Padişahı III. Murat’ın fermanıyla Lala Mustafa Paşa tarafından yeniden inşa ettirilen kale, bu dönemde önemli bir askeri üs haline gelmiştir.

    Kars Kalesi’nin surları yaklaşık 27 burç ve kule ile güçlendirilmiştir ve çevresinde askerî yapılar, su depoları, cephanelikler ve camiler gibi pek çok ek yapı bulunur. Kale, Osmanlı döneminde de stratejik önemini koruyarak Kafkaslara açılan kapılardan biri olmuştur. Bugün, kale ziyaretçilerine yalnızca şehrin muhteşem manzarasını sunmakla kalmaz, aynı zamanda bölgenin zengin tarihini de gözler önüne serer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çıldır Gölü” title_font_size=”13″]

    Kars şehir merkezine yaklaşık 1,5 saatlik mesafede bulunan Çıldır Gölü, deniz seviyesinden 2000 metre yükseklikte yer alır. En derin noktası 42 metreyi bulan bu göl, Türkiye’nin en yüksekteki en büyük tatlı su gölü olma özelliğine sahiptir. Özellikle kış aylarında, hava sıcaklıklarının -40 derecelere kadar düştüğü günlerde göl tamamen donarak etkileyici bir buz kütlesine dönüşür. Donmuş yüzeyiyle ziyaretçilerine büyüleyici manzaralar sunan Çıldır Gölü’nde atlı kızaklarla gezinti ya da kamp yapabilir aynı zamanda kış aktiviteleri için popüler bir destinasyondur. Donmuş yüzeyiyle ziyaretçilerine büyüleyici manzaralar sunan Çıldır Gölü’nde atlı kızaklarla gezintiye çıkabilir, kamp yapabilir ve kış aktivitelerinin tadını çıkarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fethiye Camii” title_font_size=”13″]

    Fethiye Camii, 19. yüzyılda Rusya’nın Kars’ı işgali sırasında kilise olarak inşa edilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir süre kapalı spor salonu ve kamu binası olarak kullanıldıktan sonra, 1985 yılında iki minare eklenerek camiye dönüştürülmüştür. Kırmızı tuğlalarla inşa edilen yapının dış cephesi, Rus mimarisinin zarif detaylarıyla süslenmiştir. Camii olarak kullanılmaya başlandıktan sonra iç mekânında yapılan değişikliklerle, İslam sanatının ihtişamlı estetiğiyle uyumlu özgün bir yapıya dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars Müzesi” title_font_size=”13″]

    Kars şehrinin merkezinde yer alan Kars Müzesi, bölgenin tarih öncesi dönemlerinden günümüze kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan eserleri sergilemektedir. Müzenin koleksiyonunda arkeolojik buluntular, tarihî eserler ve etnografik parçalar yer alıyor. Urartu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler, ziyaretçilere bu medeniyetlerin izini sürme fırsatı sunuyor. Ayrıca, Kars’ın zengin kültürel mirasını yansıtan eserler, şehrin derin tarihi ve köklü kültürel dokusunu gözler önüne seriyor. Eski bir tabya binasında yer alan Kars Peynir Müzesi ise, peynir yapımının tarihçesinden farklı çeşitlerin üretim süreçlerine kadar geniş bir bilgi yelpazesi sunmakta. Kars’ın ünlü peynir çeşitlerinin yanı sıra, Türkiye’nin farklı bölgelerinden peynirlerin hikâyeleri ve üretim yöntemleri de ziyaretçilerle buluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sarıkamış Kayak Merkezi” title_font_size=”13″]

    Sarıkamış, kar kalitesiyle kayak ve snowboard tutkunlarını kendine hayran bırakan ve bölgenin en gözde kayak merkezi olarak öne çıkan bir destinasyondur. Sarıkamış’ı diğer kayak merkezlerinden ayıran en belirgin özellik, bölgeye yağan karın türü ve muhteşem doğal güzellikleridir. Buradaki kar, dünyanın ünlü kayak destinasyonlarından biri olan Alpler’deki kristal, toz kar ile aynı özelliğe sahiptir. Ormanlarla çevrili kayak pistleri, rüzgâra karşı korunaklı bir yapı sunar ve bu sayede pistlerde çığ tehlikesi yaşanmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars Festivalleri” title_font_size=”13″]

    Kars’ta yıl boyunca düzenlenen festivaller, şehrin köklü tarihini ve zengin kültürel mirasını koruyarak gelecek kuşaklara aktarmaya devam ediyor. Kars’ı ziyaret etmek isteyenler, seyahat planlarını bu etkinlik ve festivallere göre ayarlayarak hem şehrin büyüleyici doğasını keşfedebilir hem de yöreye özgü kültürel değerlerle tanışma fırsatı bulabilir. İşte Kars’ta katılabileceğiniz bazı önemli festivaller:

    • Sarıkamış Kristal Kar Festivali
    • 19 Mayıs Güreş Müsabakaları
    • Arpaçay Koç ve Kültür Festivali
    • Uluslararası Kars Kültür Günleri
    • Geleneksel Gravyer ve Kaşar Festivali
    • Kars Kafkas Kültürleri Festivali
    • Uluslararası Altın Kaz Film Festivali
  • Esnaf Duvarlarını Süsleyen Güzel 8 Söz

    Esnaf Duvarlarını Süsleyen Güzel 8 Söz

    Ülkemizde esnaflık; kökleri dürüstlüğe, alın terine verilen öneme dayanan, kardeşliği yücelten, haksız rekabete karşı olan Ahilik geleneğinden beslenir. Bu listemizde Anadolu’daki esnaf dükkânlarında duvarları süsleyen, ahilik geleneğinin değerlerini en güzel şekilde ifade eden sözlere yer veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir aşçı dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Her taamın (yiyeceğin) lezzeti ta ki dimağdan (beyinden) çıkar,
    Tuz ekmek hakkını bilmeyen akıbet gözden çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir balıkçı dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Ehl-i aşka müptelayım (Allah sevgisine tutkunum) neme lazım kâr benim,
    Mal ve mülküm yoktur amma kanaatim var benim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir helvacı dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Dolandım misl-i cihan (dünyayı defalarca dolaştım) bulamadım başıma bir tane taç,
    Ne eğride tok gördüm ne doğruda aç.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir şekerci dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Sade pirinç zerde (şekerli pirinç peltesi) olmaz bal gerektir kazana,

    Baba malı tez tükenir evlat gerek kazana.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir oyuncakçı dükkânında:” title_font_size=”13″]

    İlim ve sanattan haberdar olmayanlar aç olur,
    Müflis ve bîvâye kalur (iflas eder ve nasipsiz kalır) herkese muhtaç olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir saatçi dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Gelen gelsin saadetle (mutlulukla),
    Giden gitsin selametle (esenlikle).

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir marangoz dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Sefa geldin ey müsafir (misafir) ısmarla kahve içelim,
    İşçi ile sohbet olmaz bir merhaba der geçelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir demirci dükkânında:” title_font_size=”13″]

    Doğru olsan ok gibi elden atarlar seni,
    Eğri olsan yay gibi elde tutarlar seni,
    Menzil (mesafe) alır doğru ok elde kalır eğri yay.

  • YOZGAT: ANADOLU’NUN EN ESKİ YERLEŞİMLERİNDEN BİRİ

    Siz, Ankara’ya 217 km. mesafede bulunan ve Türkiye’nin orta noktasında kalan Yozgat’ın, ülkenin başkentini Anadolu’ya taşımayı düşündüğü sıralarda Atatürk’ün aklından geçen şehirler arasında yer aldığını biliyor muydunuz? Hatta Yozgat için ilklerin şehri dersek abartmış olmayız. Çünkü bu kent, ilk milli parkın yer aldığı, ilk özel gazetenin çıkarılıp, ilk posta pulunun da basıldığı yer…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Komşu il sayısı da sınırları içindeki ilçe sayısı da bol olan bir şehir Yozgat. Kısa ya da uzun sınırı olan komşuları Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale. Merkez ilçesiyle birlikte 14 tane ilçesi bulunmakta. Şehirdeki yerleşim tarihi için ise Anadolu’daki en eski yerleşimlerden biri diyebiliriz, öyle ki yapılan kazı çalışmalarında MÖ 3000’li yıllara tarihlenen eserler bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin Sarıkaya ilçesinde yer alan, Kral Kızı Hamamı adıyla da bilinen Sarıkaya Roma Hamamı’nın büyük bir kısmı yıkılmış olsa da 10 gözlü, 2 katlı, kemerli duvarı; antik dönemden günümüze ulaşan özel yapılardan biri olarak ayakta. Duvarın kuzey ve güney uçlarında 30 metre kadar uzunluğunda dairesel havuz bölümleri bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çapanoğlu Camii, mimari detaylarıyla şehirde mutlaka görülmesi gereken eserler arasındadır. İki ayrı tarihte inşa edildiği için ilk inşa edilen bölüme, içeri cami, sonradan inşa edilen bölüme ise dışarı cami deniyor. İçeri cami, 1779’da Bozok sancağı valisi Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından, dışarı cami ise 1793-94’te Mustafa Bey’in kardeşi Süleyman Bey tarafından yaptırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1958 yılında milli park ilan edilen Yozgat’ın Merkez ilçesindeki Çamlık Milli Parkı, Türkiye’nin ilk milli parkıdır. 264 hektarlık alanına sahip parkta 30 kadarı endemik olmak üzere 212 bitki türü yer almaktadır. Ayrıca yaşı 500 yılı bulabilen karaçam ağaçları da sadece Çamlık Milli Parkı’nda görülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Merkez ilçesindeki diğer önemli bir mekân da 1871 yılında inşa edilen Nizamoğlu Konağı’nın, 1985 yılında müzeye dönüştürülmesi ile ziyarete açılan Yozgat Müzesi’dir. Müzenin bir katında 2802 adet etnografik eser, bir katında 1648 adet arkeolojik eser ve bir katında 19. yüzyıl resim sanatından eserler sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu mutfağından önemli izler taşıyan Yozgat mutfağında yarma buğday, bulgur, erişte ile yapılan yemeklere bolca rastlanır. Mantısı, mayalı veya mayasız çöreği, bazlaması ile de bölgeden seslenen bir mutfaktır. Özgün yemeklerinin başında ise arabaşı adı verilen, çorbası ayrı hamuru ayrı hazırlanan yemek akıllara gelmelidir. Arabaşı yemeğinin usulü, baklava dilimleri şeklinde kesilen hamurun çorba ile birlikte yenmesi şeklindedir.

  • BUNLAR İLK DEFA ANADOLU’DA YAŞANDI, DÜNYAYA ANADOLU’DAN YAYILDI

    Üstünde yaşadığımız topraklar yani Anadolu insanlığın en eski yerleşimleri arasında gösteriliyor. Burası asırlardır dünya coğrafyasının kesişim noktası… Dünya tarihindeki büyük uygarlıkların kurulduğu, yaşam sürdüğü kadim bir coğrafya… Bu sebeple hangi alanda olursa olsun insanlık tarihindeki ilklerin buradan çıkması şaşırtıcı değil elbette ama içine doğduğumuz zenginliği fark etmemiz açısından oldukça önemli. İşte o ilklerden bazıları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]