Blog

  • HAZIRLAMASI KOLAY SOĞUK KAHVE TARİFLERİ

    Sıcaklar iyiden iyiye kendini hissettirmeye başlamışken, siz de sıcak kahve yerine serinletici bir içecek arayanlardan mısınız? Mesela, klasik bir buzlu filtre kahve mi tercih edersiniz, yoksa vanilyalı ve hafif tatlı bir lezzet mi daha çok size hitap eder? Peki, hiç evde kendi soğuk kahvenizi hazırlamayı denediniz mi? Belki de bu yaz, yeni tatlar keşfetmenin tam zamanıdır! Şimdi sizi, evde kolayca hazırlayabileceğiniz ve içinizi ferahlatacak enfes kahve tarifleriyle baş başa bırakıyoruz. Hazırsanız buzdolabından buzları çıkarın; çünkü yazın en keyifli kahve tariflerine geçiyoruz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Iced Latte (Soğuk Latte) Tarifi” title_font_size=”13″]

    Soğuk kahveler arasında sade ama lezzetiyle etkileyici bir yeri olan iced latte, “Dışarıdan almak yerine evde kendim yapayım!” diyenler için çok uygun bir tarif. Kahvenin yoğunluğu ile sütün yumuşaklığı bir araya geliyor ve ortaya serinleten bir keyif çıkıyor.

    Malzemeler:

    • 2 tatlı kaşığı granül kahve
    • Yarım çay bardağı sıcak su
    • 2 çay kaşığı şeker (damak zevkinize göre azaltabilir ya da artırabilirsiniz)
    • 10 küp buz
    • 2 su bardağı soğuk süt

    Nasıl yapılır?

    Granül kahveyi bir bardağa alın, üzerine şekeri ve sıcak suyu ekleyin. İyice karıştırarak kahvenin tamamen çözünmesini sağlayın. Karışımı soğutup servis bardağına aktarın. Üzerine soğuk sütü ekleyin ve karıştırın. Son olarak buz küplerini ilave edin. Dilerseniz bir pipetle ya da cam bir kavanozda sunum yaparak kahvenizin görünümüne şıklık katabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buzlu Sütlü Filtre Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Filtre kahve seviyorsanız ama sıcak havalarda daha hafif ve serinletici bir alternatif arıyorsanız, işte tam size göre bir öneri!

    Malzemeler:

    • 1 su bardağı soğuk süt
    • 6-7 adet kahveli buz küpü (önceden hazırlanmış)

    Nasıl yapılır?

    Filtre kahvenizi demledikten sonra oda sıcaklığına gelmesini bekleyin. Kahveyi buz kalıplarına dökün ve dondurucuda tamamen donana kadar bekletin. Kahve içmek istediğinizde bir bardağa dilediğiniz miktarda kahveli buz küpü ekleyin. Üzerine soğuk sütü ilave edin ve karıştırın. İşte bu kadar! Ferah ve zahmetsiz bir buzlu kahve keyfi sizi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vanilyalı Buzlu Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Kahvenin o güzel kokusuna bir de vanilya aroması eklendiğinde, ortaya hem serinletici hem de tatlı bir yaz içeceği çıkıyor. Sade kahve içemeyenler ya da kahvesinde biraz yumuşaklık arayanlar: Bu tarif tam size göre!

    Malzemeler:

    • 200 ml soğuk kahve
    • 400 ml soğuk süt
    • Yarım tatlı kaşığı vanilya özütü
    • Dilediğiniz kadar şeker (isteğe bağlı)
    • Bol buz
    • 1 top vanilyalı ya da karamelli dondurma (isteğe bağlı)

    Nasıl yapılır?

    Soğuk kahve, süt ve vanilya özütünü geniş bir sürahiye alıp güzelce karıştırın. Arzu ederseniz bu aşamada şeker ekleyebilirsiniz. Karışımı bardağa alın, üzerine buz ekleyin. Daha tatlı ve kremamsı bir lezzet için bir top vanilyalı ya da karamelli dondurmayla son dokunuşu yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kakaolu & Çikolatalı Soğuk Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Granül kahve kullanmayı seviyor ama biraz daha özel bir tat mı arıyorsunuz? İşte hem ferah hem de çikolata dokunuşuyla tatlı gibi içilebilecek bir soğuk kahve tarifi!

    Malzemeler:

    • 2 tatlı kaşığı granül kahve
    • 1 su bardağı sıcak su
    • 1 tatlı kaşığı kakao
    • 1 su bardağı soğuk süt
    • 1 yemek kaşığı çikolata kreması (sürülebilir türden)

    Nasıl yapılır?

    Granül kahveyi sıcak suda çözdürün. Hazırladığınız kahveyi buz kalıplarına döküp dondurucuda en az 2 saat bekletin. Kahveli buz küplerinin yarısını sütle birlikte blendera alın ve karıştırın. Servis bardağının içine dilerseniz biraz çikolata kreması sürün ya da bir tatlı kaşığı kadar koyun. Blenderdaki karışımın yarısını bardağa dökün. Kalan karışıma kakao ekleyip tekrar blenderda çekin ve bu karışımı da bardağa ekleyin. Son olarak kalan kahveli buz küplerini üzerine ekleyin. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tiramisulu Soğuk Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    “Tatlı mı yesem yoksa kahve mi içsem?” diye düşündüğünüz anlarda, her ikisine birden cevap olacak bir tarif bu. Tiramisu lezzetini buz gibi bir kahveyle buluşturuyoruz. Dondurma, labne ve Türk kahvesiyle hazırlanan bu tarif hem pratik hem de çok lezzetli.

    Malzemeler:

    • 200 ml soğuk süt
    • 1 tatlı kaşığı Türk kahvesi (pişirilmeden, toz hâlinde kullanılacak)
    • 1 top vanilyalı dondurma
    • 1 yemek kaşığı labne peyniri

    Nasıl yapılır?

    Tüm malzemeleri blendera alın ve pürüzsüz bir kıvam elde edene kadar karıştırın. Karışımı bardağa aktarın. Üzerini dilediğiniz gibi süsleyebilirsiniz: Kakao serpebilir ya da minik bisküvilerle sunumu zenginleştirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Buzlu Americano Tarifi” title_font_size=”13″]

    Kahveyi sert sevenler burada mı? Bazen bir yudumla gözleri açan o yoğun lezzeti soğuk hâliyle içmek ister misiniz? İşte size sade ama etkili bir tarif: Buzlu Americano. Tatlandırıcı eklemeden, kahvenin saf aromasını hissetmek isteyenler için harika bir seçenek. Üstelik hazırlaması da son derece pratik!

    Malzemeler:

    • Tek ölçek espresso (yaklaşık 7-8 gram ince öğütülmüş kahve veya iki tatlı kaşığı granül kahve ile hazırlanmış yoğun kahve)
    • Yarım su bardağı soğuk su
    • Buz küpleri

    Nasıl yapılır?

    Kahvenizi hazırlayın. Espresso makineniz varsa espresso ile yoksa granül kahveyle yoğun bir kahve demleyin. Kahveyi oda sıcaklığında biraz bekletip ılıklaştırın. Ardından üzerine soğuk suyu ekleyin ve karıştırın. Son olarak bol buz ilave edin. İşte bu kadar!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Naneli Buzlu Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Kahvenize biraz serinlik, biraz da sıra dışı bir dokunuş katmak ister misiniz? Nane aromasıyla ferahlatan bu buzlu kahve, klasik tatlardan uzaklaşıp farklı bir şeyler denemek isteyenler için çok uygun.

    Malzemeler:

    • 300 ml soğuk kahve
    • 2 yemek kaşığı nane şurubu (veya 4-5 dal taze nane)
    • Bol buz
    • 1 tatlı kaşığı esmer şeker (isteğe bağlı)

    Nasıl yapılır?

    Soğuk kahveyi nane şurubu ile blendera aktarın. Ardından üzerine 1 bardak dolusu buz ekleyip, karışımı pürüzsüz hâle gelene kadar çekin ve servis bardağına alın. Taze nane kullanıyorsanız blendera birkaç yaprak koymanız yeterli; kalanları süsleme için ayırabilirsiniz. Şekerli sevenlerdenseniz içine 1 tatlı kaşığı esmer şeker ilave edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bisküvili ve Muzlu Soğuk Kahve Tarifi” title_font_size=”13″]

    Hem tatlı krizinizi bastıracak hem de kahve keyfinizi ikiye katlayacak doyurucu bir tarif mi arıyorsunuz? İşte karşınızda muzun doğal tatlılığını, bebe bisküvisinin yumuşacık dokusunu ve kahvenin serinletici gücünü bir araya getiren bu buzlu içecek! Âdeta bir yaz tatlısı gibi, kahvenin en lezzetli hâli.

    Malzemeler:

    • 4 adet bebe bisküvisi
    • 1 adet orta boy muz
    • 1 çay bardağı filtre kahve (önceden demlenmiş ve soğutulmuş)
    • 1 çay bardağı soğuk süt
    • 8 adet buz küpü

    Nasıl yapılır?

    Muz, bisküviler, soğuk kahve, süt ve buz küplerini blendera alın. Pürüzsüz bir kıvam elde edene kadar karıştırın. Hazırladığınız karışımı bardağa dökün ve soğuk soğuk servis edin. Afiyet olsun!

  • 90’LARDA ÖĞRENCİ OLMAK

    Okullar açılıyor! Öğrencilik zamanları 90’lı yıllara denk gelen herkesin özlemle hatırladığı yıllara dönüyoruz. Henüz özel televizyon kanalları yeni yeni açılmaya başlamış, Türk pop müziği altın çağını yaşıyor ve her pazar ülkece ‘Bizimkiler’ dizisini izlemek için TV karşına geçiyoruz. Anılarınız biraz tazelendi ise şimdi sıra bu döneme ait en çok iz bırakan okul materyallerinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    O yıllarda çocuk olan herkesin kokulu bir silgisi vardı. Dönemin en moda kokulu silgilerinde Arı Maya görseli varken, araba modeli olan silgilere de çokça rastlamak mümkündü. Kalem üzerine takılan kokulu silgiler için ise o dönemin son modası desek abartmış olmayız. Hepimizin sınıfında kalemiyle uyumlu renkte kokulu silgileri olan en az bir öğrenci vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eski adı mihsap olan bu eğitim aracını basit toplama, çıkarma ve çarpma işlemleri için kullandık. M.Ö. 2400 yılında Çin’de tüccarların işini kolaylaştırmak için tasarlanan abaküs günümüzde de minik çocuklara aritmetik öğretmeye devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kara tahtanın hemen kenarında görmeye alışık olduğumuz hece fişlerini hatırlamamak imkânsız. Ali ata bak, İpek topu at… Okuma yazma öğrenmemize yardımcı olan fişlere ne kadar teşekkür etsek azdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kalem kutuları için öğrencilik hayatının en önemli eşyası diyebiliriz. Okullar açılmadan önce anne babalarımızla gittiğimiz okul alışverişinde gözlerimizin içini parlatan, kocaman bir gülümsemeyle hangisini seçeceğimize karar vermekte zorlandığımız kalem kutuları, tarzımızı yansıttığımız hatta bazen havasını bile attığımız okul araçlarından bir tanesiydi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sayı saymayı öğretmek için kullanılan materyallerden bir diğeri de fasulye ve çubuklar. Rengârenk fasulyelerle ders saatlerinde matematik çalışırken teneffüs saatlerinde oyun oynamayan var mıdır? Kimi zaman evdeki fasulyeleri boyayarak kimi zaman harçlıklarımızı biriktirerek kırtasiyelerden satın aldığımız bu rengârenk materyaller derse olan ilginin de canlı tutulmasına yardımcı olurdu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kalem kutumuzun olmazsa olmazı kırmızı kalemler olmasaydı konu başlıkları ve önemli konuları nasıl işaretleyecektik? Kalem demişken o dönemin uçlu kalemlerini de unutmamak lazım. Yazarken ucu kırıldığında üzüldüğümüz, sıra arkadaşımızdan ödünç uç istediğimiz zamanları hatırlamak umarım size de keyif vermiştir.

  • ANADOLU’NUN DUYGULARINI TAŞIYAN TÜRK ÇALGILARI

    Bazen bir melodinin neşeli tınısı yüzümüzü gülümsetir, bazen de hüzünlü sesi kalbimizin en derin köşesine dokunur. Müzik ister çalınsın ister dinlensin, duygularımızı dile getiren, yaşanmışlığı hatırlatan ve özlemle sevinci buluşturan bir sanattır. Anadolu’da yüzyıllardır kullanılan Türk çalgıları ise sadece ses değil; her telde bir ağıt, her nefeste bir dua, her vuruşta bir hatıra saklar. Yazımızda, Anadolu’nun toprağından yükselen ve kültürümüzün hafızasına ses veren Türk çalgılarını birlikte inceleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk Çalgılarının Öncüsü: Bağlama Ailesi” title_font_size=”13″]

    Türk çalgıları arasında en bilinen ve yaygın olanı bağlama ailesidir. Bu ailede cura, tambura, çöğür (Abdal sazı) ve divan sazı gibi türler bulunur. Tarih boyunca farklı isimlerle anılan bağlamanın kökleri Dede Korkut hikâyelerinde geçen kopuza dayanır. Kopuz, eski Türk sazlarının atası olarak özel törenlerde kullanılmıştır. Hem Türk sanat müziğinde hem de halk müziğinde “saz” adıyla anılan telli çalgılar, büyüklüklerine ve ses özelliklerine göre sınıflandırılır. Büyük meydan sazları, orta boy bağlama ve küçük boyutlu cura gibi çeşitleri vardır. Ayrıca Azerbaycan ve İran müziklerinde kullanılan çift gövdeli tar da bu aileye dâhildir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yay ile Çalınan Geleneksel Halk Çalgıları” title_font_size=”13″]

    Türk halk müziğinde yaylı çalgılar, yüzyıllardır duygulu ezgilerin ve sözsüz anlatıların güçlü bir aracıdır. Kökenleri Orta Asya’ya uzanır. Iklığ, su kabağı ya da Hindistan cevizi kabuğundan yapılır ve günümüzde nadiren görülür. Rebap, özellikle Güneydoğu Anadolu’da Kürt ve Arap aşiretleri arasında kullanılır ve tasavvuf müziğinde de önemli bir yer tutar. Kabak kemane, Ege ve Akdeniz’de yaygın olup derin sesiyle halk müziğine zenginlik katar. Karadeniz kemençesi, “Laz kemençesi” olarak da bilinir ve bölge müziğinin vazgeçilmez ritimlerini taşır. İstanbul kemençesi ya da klasik kemençe ise Türk sanat müziğinde zarif ve naif tınısıyla tanınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hüzünlü Tınılarıyla Nefesli Çalgılar” title_font_size=”13″]

    Türk halk müziğinde nefesli çalgılar, bölgesel ve kültürel çeşitlilikle farklı görevler üstlenir. Zurna, güçlü sesiyle düğün ve bayramlarda sıkça çalınır. Kaval, yumuşak ve içli sesiyle çoban kültürünün simgesidir. Düdük, küçük yapısıyla özellikle çocuklar arasında popülerdir. Çığırtma, kuş kanadından yapılan nadir bir enstrümandır. Sipsi, Ege Bölgesi’nde yaygın olan küçük, etkili bir kamış çalgısıdır. Çifte, tulumla birlikte Karadeniz ve Doğu Anadolu müziğinde önemli yer tutar. Mey ve balaban kalın, buğulu sesleriyle Doğu Anadolu ve Azerbaycan müziğinde tercih edilir. Ney ise, tasavvuf müziğinde derin ve mistik tınısıyla vazgeçilmezdir; Neyzen Tevfik’in dediği gibi: “Ney insanın içini dışa üfleyerek anlatır.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ritmin Taşıyıcısı Vurmalı Çalgılar” title_font_size=”13″]

    Türk halk müziğinde ritim çalgıları, ezgilere hareket ve derinlik katar. En bilinenleri Orta Asya kökenli davuldur; tokmak veya parmaklarla çalınır ve tarih boyunca haberleşme amacıyla da kullanılmıştır. Tef, üzerine deri gerilen ve ziller takılan küçük bir vurmalı çalgıdır. Daha büyük ve zilsiz olanı kudüm ise Mevlevi ayinlerinde önemli bir yer tutar. Darbuka, dümbelek ve küp gibi diğer ritim çalgıları ise metal veya topraktan yapılır ve hem solo performanslarda hem de eşlik çalgısı olarak kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çarpma Vurmalı Çalgılar” title_font_size=”13″]

    Türk halk müziğinde çarpma vurmalı çalgılar arasında zilli maşa önemli yer tutar. Uçlarındaki zillerle, bir elle tutulup diğer elle vurularak çalınır. Şimşir ağacından elde edilen çalpara dört tahta parçanın iple bağlanmasıyla yapılır ve zilli maşaya benzer şekilde kullanılır. Kaşık ise şimşir ağacından yapılır, parmaklar arasında tutularak avuç içinde vurulur. Anadolu’da halk oyunlarında sıkça kullanılır.

     

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bu Toprakların Ezgileri” title_font_size=”13″]

     

    Anadolu’nun telli, yaylı, nefesli ve vurmalı çalgıları; her biri ayrı bir hikâyeyi, duyguyu ve kültürü taşır. Binlerce yıl boyunca çalınan bu enstrümanlar, halkın sevincini, hüznünü, inancını ve yaşamını seslere dönüştürmüştür. Bu zengin müzik evreninde bağlama ve ney hem halkın hem de tasavvufun kalbinde özel bir yere sahiptir. Bağlamanın coşkulu telleriyle neyin derin nefesi; Bektaşilikten Mevleviliğe uzanan mistik yollarda, Anadolu’nun ruhunu dile getirir. Videomuzda, bu iki enstrümanın büyülü dünyasında seslerin ve duyguların izini sürerken, Anadolu’nun binlerce yıllık müzik geleneğine tanıklık edeceksiniz.

  • BU CANLILARIN NESLİ TEHDİT ALTINDA

    Dünyamızı paylaştığımız, bizden çok daha önce yeryüzünü yaşam alanı edinmiş hayvanlardan bazılarının nesli tehdit altında, bazıları da var ki nesli tükenmek üzere… Onları kurtarmak, nesillerini devam ettirmelerini sağlamak için bilgilenmemiz ve bilinçlenmemiz gerekli…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Penguen kolonilerini bir fotoğraf veya video aracılığı ile görmek bile insana büyük mutluluk yaşatan bir olaydır. Ne var ki dünyanın en büyük penguen kolonilerinden olan Arjantin’in Patagonya bölgesindeki Macellan penguenleri küresel ısınma nedeniyle tehdit altındalar. Adını Portekizli denizci Ferdinand Magellan’dan alan bu penguenlerin doğal ortamlarının korunması için bölgede büyük çaba harcanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Deniz kaplumbağası olan caretta carettalar yavrulama dönemi dışında karaya çıkmayan, yumurtalarını kumsallarda açtıkları çukurlara gömen, iki ayın sonunda yumurtadan çıkan yavruları da hiç tereddüt yaşamadan denize doğru yönelen sevimli canlılardır. En geniş yumurtlama alanları ülkemizin güney sahilleridir. Ne yazık ki ışık kirliliği ve insan kalabalığı nedeniyle caretta carettalar tehdit altında bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Deri sırtlı deniz kaplumbağasının boyunun 2 metreyi, ağırlığının ise 600 kilogramı bulabildiğini biliyor muydunuz? En büyük deniz kaplumbağası unvanını taşıyan canlının kabuğu diğer kaplumbağalar gibi kemiksi bir dokudan değil bağ dokudan oluşur. Kabuklarında dikey kabartmalar bulunan bu özel canlıların hayatları en çok, denizlere atılan büyük plastik torbaları denizanası zannederek yedikleri için tehlikeye girmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kürklerindeki uyumlu çizgilerle sanatsal bir tablo gibi arzıendam eden Sumatra kaplanları, parmak aralarındaki perdeler sayesinde aynı zamanda birer yüzücüdürler. Endonezya’nın batısındaki Sumatra adasında yaşayan, tropikal ekosistemi seven canlıların yaşam alanları insan tarafından yapılan tarım ve çiftçilik nedeniyle gittikçe azalmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Baş kısımlarında tüy olmaması nedeniyle kelaynak ismini alan kuşlar, kırmızı bir yüz ve kafaya, uzun kıvrık kırmızı gagaya sahiptirler. Cilalanmışçasına parlak görünen kelaynak kuşlarının yaşam alanları o kadar geniştir ki Alpler’den Kızıldeniz’e, Fas’tan Güneydoğu Anadolu’ya kadar uzanan coğrafyada görülebilirler. Bu güzel kuşların neslini tehlikeye sokan nedenlerin başında ise avcılık gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mako köpekbalıklarının kısa ve uzun yüzgeçli olarak iki türü bulunur. Kısa yüzgeçli köpekbalıkları tüm köpek balıkları içinde en hızlı olandır. Mavi sırtlı, gümüş karınlı canlıların bu denli hızlı olmalarında vücut yapılarının torpil şeklinde olması da gösterilmekte. Eti bazı ülkelerde çok değerli olduğundan bu canlılar da avcılık tehdidi ile karşı karşıyadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Son derece yırtıcı canlılar olan Komodo ejderleri yeryüzündeki en büyük kertenkelelerdir. Boyu 3 metreyi bulabilen hayvanlar isimlerini Endonezya’nın Komodo Adası’ndan alır. Bu devasa canlıların nesli tükenmek üzere olan hayvanlar arasına girme nedenleri olarak; bilinçsiz kentleşme, avlanma, su ve toprak kirliliği sayılabilir.

  • EVDEKİ YAŞAMA KONFOR KATAN TEKNOLOJİK ALETLER

    Gittikçe dijitalleşen bir dünyada yaşıyoruz ve bu duruma şaşkınlıkla baktığımız günler geride kaldı. İnsanların yerini robot işçiler alır mı tartışmaları bile neredeyse demode oldu. Dolayısıyla evlerimizdeki teknolojik aletlerin de gün geçtikçe çeşitlenmesi şaşırtıcı değil. Ama gündelik yaşamımızı kolaylaştırdıklarına ve hayatımıza konfor kattıklarına şüphe yok.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BEDENİMİZ HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Karmaşık bir yapıya sahip olan bedenimiz, birçok sistem ve organın sürekli ve düzenli çalışmasıyla işlevini sürdürür. Bu sistemler arasındaki uyum ve koordinasyon sayesinde vücudumuz, tüm fonksiyonlarını sorunsuz bir şekilde yerine getirir. Nefes alıp vermek gibi basit faaliyetten hücrelerimizin bir araya gelmesiyle oluşan doku, organ ve tüm beden sistemini oluşturan daha karmaşık yapılara kadar vücudumuzun çalışma prensipleri hakkındaki ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İskelet sistemiyle birlikte hareket etmemizi sağlayan kaslarımız, çalışma biçimlerine göre iki gruba ayrılır. Kişinin kendi isteğiyle ve istediği zaman hareket ettirebildiği kol, bacak, baş, boyun, parmak ve göz kapağı kasları istemli kaslar olarak adlandırılır. Mide, bağırsak, solunum organları, kan damarları ve kalp kası ise istemsiz kaslardır; bizden bağımsız olarak, yaşamımız boyunca çalışırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Akciğerlerimizin yüzey alanı neredeyse bir tenis kortu büyüklüğündedir. Günde ortalama 25.000 kez, 70 yaşına gelene kadar ise yaklaşık 600 milyon kez nefes alıp veririz. Yetişkin bir birey, dakikada ortalama 12 ila 20 kez solunum yapar ve her nefeste akciğerlere yaklaşık yarım litre hava dolar. Fiziksel aktivite sırasında ya da bazı hastalık durumlarında vücudun artan oksijen ihtiyacını karşılamak için solunum hızı artar; kişi daha sık ve hızlı nefes almaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tıpkı parmak izlerimiz gibi, dilimizin de kendine özgü bir izi vardır. Dil yüzeyindeki şekiller, girintiler, çıkıntılar ve tat tomurcuklarının dizilimi herkeste benzersizdir. Bu eşsiz yapı, dilin biyometrik kimlik doğrulama sistemlerinde dahi kullanılabileceğini ortaya koymaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Vücudumuzda kan damarları bulunmayan tek bölüm, gözümüzdeki korneadır ve oksijen ihtiyacını doğrudan havadan karşılar. Kornea, ışığın net bir şekilde kırınımını (ışık, ses ve radyoelektrik dalgaların karşılaştığı bazı engelleri dolanarak geçmesi olayı) sağlamak için saydam olmak zorundadır. Bu nedenle yapısında kan damarları bulunmaz. Göz hareketlerinden sorumlu ekstraoküler kaslar ise çevredeki hareketleri anında takip edebilen vücudun en hızlı kaslarındandır. Göz kırpma refleksi yalnızca 100 ila 150 milisaniye (yani 0.1–0.15 saniye) sürer. Bu durum, kısa sürede gözleri dış etkenlere karşı korur ve gözün sürekli nemli kalmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Anne karnındaki bir bebeğin parmak izleri, gebeliğin ilk üç ayında oluşmaya başlar ve altıncı ayın sonunda kalıcı şeklini alır. Parmakların uç kısmında meydana gelen bu izler; genetik faktörlerin yanı sıra, anne karnındaki sıvının basıncı, bebeğin hareketleri ve çevresel etkenlerle şekillenir. Bu nedenle herkesin parmak izi (tek yumurta ikizleri de dâhil olmak üzere) benzersizdir ve yaşam boyu değişmeden kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bedenimiz, sabah saatlerinde akşama göre biraz daha uzundur. Ayağa kalktığımızda başımız ve omuzlarımız, omurgalar arasında bulunan disklerdeki sıvıya ve omurgamıza baskı uygular. Benzer bir durum, dizlerdeki kıkırdak yapılar için de geçerlidir. Gün boyunca ayakta kalmak, bu sıvıların sıkışmasına neden olur ve bu da boyumuzda küçük bir miktar kısalmaya yol açar. Ancak, gece boyunca dinlenme hâlinde geçen uyku sürecinde bu baskı ortadan kalkar; disklerdeki ve kıkırdaklardaki sıvı eski hâline döner, böylece bedenimiz sabahları yeniden uzar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kalsiyum, vücudumuzda en fazla bulunan mineraldir ve toplam kalsiyumun yaklaşık %99’u kemiklerimizde ve dişlerimizde depolanır. Bu mineral, kemik sağlığının korunması ve diş yapısının güçlü kalması için oldukça önemlidir. Dişlerimiz, yapısal olarak vücudumuzdaki en sert dokulardan biri olmasına rağmen, kendi kendini onaramayan tek organımızdır. Yani bir kez zarar gördüğünde doğal olarak kendini yenileyemez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    El tırnakları, ayak tırnaklarına kıyasla yaklaşık dört kat daha hızlı uzar. Bu nedenle bir el tırnağının kökten uca kadar tamamen yenilenmesi yaklaşık 6 ay sürerken, ayak tırnaklarında bu süreç çok daha yavaş ilerler ve 12 ila 24 ay arasında değişebilir. Uzama hızındaki bu farkın nedeni, el parmaklarının günlük hayatta daha aktif kullanılması ve kan dolaşımının ellerde daha yoğun olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Beynimiz ortalama 1300-1400 gram ağırlığındadır ve hareket, düşünme, konuşma gibi tüm yaşamsal fonksiyonların merkezidir. Vücuttaki kanın yaklaşık %20’si beynin beslenmesi için kullanılır; beynin tek enerji kaynakları oksijen ve glikozdur; bu iki öğe dışında başka bir enerji kaynağı yoktur.

  • NOTALARIN USTASI MÜNİR NURETTİN SELÇUK

    Türk şairlerin dizelerine Batılı tarzdaki vokaliyle yaptığı besteleri ile Türk musikisine yeni bir soluk getiren Münir Nurettin Selçuk, İstanbul Konservatuvarında çalıştığı yıllar boyunca pek çok müzisyenin yetişmesini sağlamış bir sanatçı. Gençliğinde Fenerbahçe’de futbol oynayan, aynı zamanda tambur ve piyano çalan Selçuk, bestelediği yüzlerce şarkı, çıkardığı plaklar ve verdiği konserlerle Türk halkının gönlünde taht kurmayı başarmış unutulmaz bir isim. Usta sanatçının hayatını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Münir Nurettin, 1900’de Sarıyer’de dünyaya gelir. Ailesinin soyu Selçuklu Beyliklerinden Germiyanoğulları’na uzandığı için 1934’teki Soyadı Kanunu’nda Selçuk soyadını alır.  

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Münir Nurettin gençlik yıllarında futbola gönül verir ve bir dönem Fenerbahçe’de futbol oynar. İlk ve orta öğreniminin ardından 15 yaşındayken girdiği Kadıköy’deki Darülfeyzi Musiki Mektebinde üç yıl eğitim alır. Heyet karşısında ilk konserine çıkan Selçuk, sınav sonucunda elde ettiği başarıyla o dönem Darülelhan adıyla eğitim veren İstanbul Belediyesi Konservatuarına girmeye hak kazanır. Ancak ailesinin ısrarıyla ziraat eğitimi almak için Macaristan’a gider. Müziğe olan ilgisi sebebiyle 1917’de İstanbul’a dönme kararı alan Selçuk, Dâr-ül Feyz-î Mûsikî Cemiyetinde önemli klasik Türk müziği bestekârlarından dersler almaya başlar ve müzik eğitimine kaldığı yerden devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1920’de şair Tevfik Fikret’in “Bu bir terânedir” şiirine yaptığı besteyle bestekârlığa başlayan Münir Nurettin, 1923’te teğmen rütbesiyle askerlik hizmetini yapmak üzere Ankara’ya gider. Ordu bandosu “Muzıka-i Humayun”de solistlik yapar. Muzıka-i Humayun, kuruluşundan itibaren varlığını kesintisiz sürdüren en eski orkestralarından biri olan Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasının temelini oluşturan isimlerden biri olur. Orkestra, cumhuriyetin ilanından sonra Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası ismini almıştır. 1926’da Atatürk’ten izin alarak Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasından ayrılır ve İstanbul’a döner. 1928’de ilk plağını yayımlar. Eski üslupla yeni anlayışın birleştiği plaktaki eserler dönem için yenidir ve dikkatleri üzerine çeker. Aynı yıl ses tekniği konusunda öğrenim görmek için Fransa’ya giden sanatçı, bir yıl boyunca Paris Konservatuvarında şan, piyano ve solfej dersleri alır. Burada verdiği konseri sanat çevrelerinden büyük övgü toplar, Batılı vokal tarzında okuduğu eserleri dikkat çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Türk müzik tarihinde tek başına konser verme anlayışını getiren Münir Nurettin Selçuk, ilk solo konserini Paris dönüşü 1930’da Beyoğlu’nda verir. Konseri çok beğenilir ve büyük ilgi görür. Giydiği frak ile ayakta konser veren ve koro eşliğinde solo performansını sergileyen Münir Nurettin Selçuk’un bu konseri Türk musikisinde dönüm noktası olur. Usta sanatçılar eşliğinde gerçekleşen bu konser, musikiye olan saygı ve ciddiyetin temellerinin atıldığı bir konserdir. Sanatına verdiği önem, giyimine gösterdiği özen, profesyonel eğitim hayatı ve sanat anlayışıyla Münir Nurettin’in müziği hızla yayılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fransa’da aldığı şan dersleri sayesinde Batı müziğine hâkim olan Selçuk, Mevlâna, Fuzuli, Nedim, Ahmet Paşa, Şeyh Galip, Ziya Paşa, Süleyman Nazif, Tevfik Fikret, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel, Behçet Kemal Çağlar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ümit Yaşar Oğuzcan ve Refik Ahmet Sevengil gibi ünlü şairlerin şiirlerini besteler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    100’den fazla esere imza atan sanatçının Türk müziğine kazandırdığı bestelerden bazıları şunlardır: “Beni Kör Kuyularda Merdivensiz Bıraktın, Kalamış, Aziz İstanbul (Güfte: Yahya Kemal Beyatlı), Söyle Sevgili, Gül Yüzünde Göreli Zülf-i Semen-say Gönül, Safa-yı Metle Parıldasın Camımız, Hülyama Doğan Son Güneşim, Son Hevesimde, Varalım Kuy-ı Dilaraya Gönül Hu Diyerek, Bir Söz Dedi Canan ki Keramet Var İçinde, Rindlerin Akşamı (Dönülmez Akşamın Ufkundayız) (Güfte: Yahya Kemal Beyatlı), Ne Doğan Güne Hükmüm Geçer Ne Halden Anlayan Bulunur, Endülüs’te Raks, Sessiz Gemi, Rindlerin Ölümü, Sen Şarkı Söylediğin Zaman, Dumanlı Başları Göklere Ermiş, Yedi Renk Üstüne Hareli Dağlar.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Türk müziğinin ülke çapında tanınmasında ve sevilmesinde Münir Nurettin’in okuduğu plakların büyük etkisi olur. Klasik Türk musikisinden türkülere kadar değişik bestelerin olduğu plakları ve konserleri ile yeni bir tarzın çerçevesini oluşturan Münir Nurettin Selçuk, sanatla geçen 81 yılın ardından 27 Nisan 1981’de Nişantaşı’ndaki evinde vefat eder ve Aşiyan Mezarlığı’na defnedilir.

  • PANKEK VE KREP ÇEŞİTLERİ

    Akıtma, döndürme, cızlama ya da tava keki olarak da bilinen pankek ve krep özellikle sabah kahvaltılarının vazgeçilmez lezzetlerinden. Amerikan lezzetlerinden biri olan “pancake” pofuduk kıvamıyla hafta sonu kahvaltılarını bir anda şölene dönüştürebilecek güçte; krep ise hem tatlı hem tuzlu olarak sofralarda yerini alan enfes bir tat. Bugün sizler için krep ve pankek çeşitlerini listeledik ancak öncesine bu iki birbirine yakın lezzet arasındaki temel farklara kısaca değinelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kabartma tozu tercihe bağlıdır” title_font_size=”13″]

    Pankek karışımına kabartma tozu konulurken, krep harcında kabartma tozu olmaz ancak bu net bir kural değildir. Örneğin İngilizlerin pankek tarifinde kabartma tozu bulunmaz. Bu durum tamamen damak zevkine bağlı olarak şekillenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pankek hamuruna toz şeker ilave edilebilir” title_font_size=”13″]

    Pankek hamuruna az miktar toz şeker eklenebilir; genellikle tatlı şekilde servis edildiği için az miktar toz şeker yeterli olacaktır. Krep hamurunda ise toz şeker kullanılmaz az miktar tuz ile hamur tutulabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ricotta peynirli çilekli krep” title_font_size=”13″]

    Bu sabah kendinizi farklı bir lezzetle ödüllendirmeye ne dersiniz? Süt ve suyu karıştırdıktan sonra üzerine un ekleyin ve çırpıcıyla karıştırın. İçine sıvıyağ, yumurta ve tuzu ilave edin. Pürüzsüz kıvama gelene kadar çırpın ve 5 dakika kadar bekletin. Harçtan bir kepçe alıp kızgın tavaya dökün ve krepinizi pişirin. Piştikten sonra içine Ricotta peyniri ve çilek ilave edin. İşte bu kadar kolay!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tereyağlı ballı pankek” title_font_size=”13″]

    Pankek ve tereyağı ikilisini daha önce denemiş miydiniz? Yumurta ve şekeri köpürene kadar çırpın, üzerine süt ve sıvıyağ ekleyip çırpmaya devam edin. Kızmış tavaya karışımdan bir kepçe dökün ve göz göz olup kabarmaya başlayınca tersini çevirin. İki taraf da piştikten sonra pankekleri üst üste yerleştirin ve tepesine bir miktar tereyağı koyun. Tereyağın üzerinden balı gezdirin. Şahane görünmüyor mu?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muzlu krep” title_font_size=”13″]

    Sabahları meyveli tatlardan hoşlanıyorsanız o halde bu tarif tam size göre. Klasik bir krep hamuru hazırladıktan sonra kızgın tavaya bir kepçe dökün ve pişirin. Piştikten sonra tavadan alın ve içine muz dilimlerini yerleştirin. Üzerine çikolata sosu gezdirin ve yemeden önce seyredin!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaban mersinli pankek” title_font_size=”13″]

    Pankek tariflerinin içinde en sevilenlerden biri yaban mersinli pankektir. Klasik bir pankek hamuru hazırladıktan sonra tavada pişirin ve hepsini üst üste koyun. Üzerine bal dökün ve en tepesine yaban mersini tanelerini yerleştirin. Kırık cevizleri de gelişi güzel pankekin üzerine serpin. Görsel şölene hoş geldiniz!

  • İTALYA’DAKİ TÜRK KÖYÜ MOENA’NIN ARDINDAKİ HİKÂYE

    İtalya’nın kuzeyindeki Trentino-Alto Adige/Südtirol Özerk Bölgesi’nde bulunan Moena köyü, 17. yüzyıldan bu yana her yıl düzenli olarak Türk Festivali’ne (Festa di Turchia) ev sahipliği yapıyor. II. Viyana Kuşatması sırasında İtalya’daki küçük bir kırsal yerleşim yerinin kaderini değiştiren yeniçeri askerinin ve Avrupa’daki bu Türk köyünün hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Her yıl adına festivaller düzenlenen, yerel halkın hayranlığını kazanan yeniçeri askerinin hikâyesi, 1683 yılındaki II. Viyana Kuşatması’na dayanıyor. Osmanlı İmparatorluğu’nun Avrupa’daki genişleme politikasının önemli bir parçası olarak başlattığı Viyana kuşatması sırasında, yaralı bir Osmanlı askeri İtalya’da küçük bir kasabaya sığınır. Ölmek üzereyken köylüler tarafından tedavi edilen bu yeniçeri askeri, iyileştikten sonra köye yerleşir ve kasabadan bir kızla evlenir. Kasaba halkının “El Turco” adını verdiği bu asker, “Balaban” lakabıyla tanınan yeniçeri Hasan’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalyanca dâhil olmak üzere birçok yabancı dil bilen Balaban Hasan, Moena halkına okçuluk ve ok yapımı gibi çeşitli beceriler öğretir. O dönemde derebeylerin Moena halkından aldığı ağır vergilere ve yaptıkları yağmalara karşı köylüleri örgütleyen Balaban Hasan, halkın ağır vergi yükünden kurtulmasını sağlayacak direnişin lideri olur. Bu olaydan sonra Balaban Hasan, küçük kasabanın kahramanı hâline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı’nın Avrupa tarihi ve yerel halklar üzerindeki etkisini gözler önüne seren Balaban Hasan’ın hikâyesi, günümüzde Türk Festivali ile hafızalardaki yerini koruyor. Moena halkı, Balaban Hasan’ın kahramanlık hikâyesini yaşatmak amacıyla her yıl ağustos ayında iki gün süren bir “Türk Festivali” düzenliyor. Bu Osmanlı temalı kutlamalarda geleneksel Türk kıyafetleri giyiliyor, Türk mutfağından lezzetler ikram ediliyor. Festival boyunca Moena sokakları, ay-yıldızlı bayraklarımızla donatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın kuzeyinde, UNESCO Kültür Mirası Listesi’ndeki Dolomit Sıradağları’nda, Manzori Dağı eteklerinde yer alan Moena, aslında kış aylarında kayak tutkunlarının gözde adreslerinden. Ancak ağustos ayında düzenlenen Türk Festivali sayesinde Almanya, Hollanda, Fransa, Avusturya gibi komşu ülkelerden gelen Türk vatandaşları da dâhil olmak üzere pek çok ziyaretçiyi ağırlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bu şirin kasabayı ziyaret eden Türkler için en büyük sürpriz, “Türk Sokağı” adını taşıyan bir sokağa sahip olmasının yanı sıra, 1922 yılında dikilen ve üzerinde ay-yıldızımızın yer aldığı yeniçeri askeri Balaban Hasan’ın büstü oluyor.

  • HAVA KALİTESİNİ ARTIRAN BAKIMI KOLAY BİTKİ TÜRLERİ

    Yaz aylarında giderek artan sıcak havalara karşı çevre dostu ve sürdürülebilir yöntemler uygulayabileceğinizi biliyor muydunuz? Yaşam alanlarında oluşturabileceğimiz yeşil alanlar sadece estetik bir güzellik sunmakla kalmıyor bu bitkiler sayesinde oksijen oranını artıyor, zararlı toksinler filtreleniyor ve hava kalitesi yükseliyor. Doğanın dinginleştirici gücünü evlere taşıyarak sıcak yaz günlerinde daha ferah bir ortam oluşturmaya yardımcı olan bitkilerle uğraşmak, günlük hayatın stresinden uzaklaşmak ve doğayla iç içe olmanın huzurunu yaşamak için de güzel bir fırsat. İşte o bitkiler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Areka, yeşil yaprakları arasındaki stomalar sayesinde bol miktarda oksijen üretir. Stoma, açılıp kapanma özellikleri ile bitkideki terlemeyi ve gaz değişimini kontrol eden canlı yapılardır. Bu bitkinin yaprak yüzeyi ne kadar geniş olursa o kadar fazla oksijen üretme gücüne sahip olur. Areka, güzel görüntüsünün yanı sıra bulunduğu mekânda nem seviyesini düzenler ve bu sayede özellikle kuru hava koşullarında nemli bir ortam oluşturmaya yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Havadaki toksinleri temizlemede etkili olan Çin herdemyeşili, NASA’nın uzay çalışmalarında da önem verdiği bitkilerin başında gelir. Yüksek terleme gücü sayesinde bol miktarda oksijen üreten Çin herdemyeşili havadaki formaldehit, benzen ve diğer zararlı kimyasalları filtreleyerek daha sağlıklı bir yaşam ortamı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Oldukça dayanıklı bir bitki olan kauçuk, ortamdaki nemin dengelenmesine yardımcı olur. Genellikle sıcak ve nemli bölgelerde yetişen kauçuk, yapraklarının altındaki gözenekleri sayesinde yüksek oranda oksijen üretimi sağlar. Bitkinin yaprağı ne kadar büyükse ortama kattığı nem de o derece fazladır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sarmaşık türleri evinizin duvarlarını kaplayarak dekoratif bir görüntü oluşturduğu gibi yapraklarından su buharı salarak iç mekân havasını nemlendirir. Bu, özellikle kuru iklimlerde veya klimalı ortamlarda havanın daha nemli olmasını sağlar ve ortamdaki toksik havayı temizler. Sarmaşık türlerinin bakımı da kolay ve zahmetsizdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Uzun sapları ile zarif bir görüntüye sahip palmiye bitkileri havadaki karbondioksiti emip oksijen salan küçük gözeneklere sahiptir. Ortamın havasını ferahlatan palmiyelerin yaprakları büyüdükçe, tıpkı kauçukta olduğu gibi, oksijen oranı da artar. Bir arada bulunan palmiye türleri mekânı görsel şölene dönüştürdüğü gibi içeride temiz ve nemli bir hava oluşturur. Çoğu palmiye bitkisi parlak dolaylı ışığı sever ancak düşük ışık koşullarına da uyum sağlayabilir. Doğrudan güneş ışığından kaçınarak yaprakların yanması önlenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İç mekânlarda rahatlıkla yetiştirilebilen bol yapraklı bir tür olan Benjamin, sıcak ortamda transpirasyon yaparak mekânın nemli kalmasına yardımcı olur. Transpirasyon, terleme olarak da bilinir, havanın emme kuvveti sayesinde bitkinin hava ile temas eden yapraklarından su buharı vermesini sağlar. “Ağlayan incir” olarak da bilinen Benjamin’in yeterince büyüyen yaprakları, altında kalan diğer bitkiler için âdeta orman üst bitki tabakası görevi görür. Bakımı oldukça kolaydır.