Etiket: yazar

  • JACK LONDON’IN KİTAPLARINA DA KONU OLAN HAYATI

    Amerikalı ünlü yazar Jack London, özellikle yazdığı kısa ve çarpıcı hikâyeleri ile tanınan bir yazar. Yaşadığı dönemin zorluklarını kendi yaşam hikâyeleri ile harmanlayarak okuyuculara sunan London, yaşadığı maddi ve manevi zorlukları yazarak aşmış, hayatın yükünü edebi eserlere dönüştürmüş usta bir kalem. London’ın eserlerini okurken aslında bir ülkenin bir dönemine şahitlik ederiz. “Vahşetin Çağrısı”, “Beyaz Diş” ve “Martin Eden” gibi eserleri ile edebiyat dünyasına sayılı eserler kazandırmış London’ın zorlu geçen hayat hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    12 Ocak 1876’da San Francisco’da dünyaya gelen ve tam ismi “John Griffith Chaney” olan Jack London’ın annesi müzik öğretmeni, babası ise o dönem için enteresan bir meslek olan astrologdur. Annesi ve babası resmî olarak evli olmayan London, annesinin doğumdan sonra yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle bir süre için eski bir köle olan Virginia Prentiss’e emanet edilir. Daha küçücük bir bebekken bakımını üstlenen bu Afrika kökenli bakıcının Jack London’ın hayatında önemli bir yeri olur. Sağlık sorunlarını atlattıktan sonra minik bebeğini himayesine alan anne Flora, Amerikan İç Savaşı gazisi John London ile evlenir ve birlikte yaşamaya başlarlar. Evde isimlerin karışmaması için bebek John’un ismi Jack olarak değiştirilir. Bu dönem iki kız kardeşi dünyaya gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yerel kütüphanelerde kitap okuyarak kendini geliştiren London, bu kütüphanelerden birinde okuduğu Ouida’ya ait, eğitimsiz bir İtalyan köylü çocuğun opera bestecisi olarak ün salmasını anlatan kitabı “Signa”dan çok etkilenir. Kendi hedeflerine ulaşmak için bu kitaptan ilham alan genç London, 1889’da, günde 12 saatten fazla çalıştığı konserve fabrikasından kurtulmak için süt annesinden borç para alır. Bu para ile eski durumda olan, iki direkli küçük bir istiridye teknesi satın alan London, bir süre denizlerde çalışır ancak çok değil birkaç ay sonra bu hayali de suya düşer. Yelkenlisinin tamir edilemeyecek düzeyde hasar almasından sonra ‘Kaliforniya Balık Devriyesi’ne katılır. Bu dönemde yaşadıklarını ilerleyen yıllarda “İstridye Korsanları” kitabında kaleme alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir süre balıkçı teknelerinde çalışan ve Japonya sahillerine kadar giden London, 1893’teki ekonomik krizden, ülke içindeki iç huzursuzluklardan ve en önemlisi ağır iş koşullarından dolayı artık çalışmaz. Sokaklarda yaşayan ve zor günler geçiren London, karıştığı bir olay yüzünden 30 gün hapis yatar ve ileride hapishanede geçirdiği bu zamanları “Yol” kitabında anlatır. Denizcilikten ve serserilikten iki kitap çıkaran London, bir süre sonra Oakland’da lise eğitimine başlar. Okul gazetesinde yazıları yayımlanan genç yazarın “Japonya Kıyısını Vuran Tayfun” hikâyesi, denizcilik deneyimlerinin âdeta meyvesi olur. Berkeley Üniversitesinde eğitim almayı çok isteyen yazar, bir senesini çokça ders çalışarak geçirir ve istediği okula girmeyi başarır. Ancak ekonomik nedenlerden ötürü hiçbir zaman mezun olamaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1897’de para kazanmak amacıyla kayınbiraderi ile altın avına başlayan Jack London, altın madenleri ile ünlü Kanada’daki Klondayk’a gider. İlk başarılı öykülerini burada kaleme almaya başlayan London’a, ne yazık ki Klondayk sağlık açısından aynı şansı getirmez. Altın çıkarma işinde çalışan pek çok madenci gibi iskorbüt hastalığına yakalanan London, dört dişini kaybeder, derin fiziksel acılar çeker. Bir cizvit papazının yardımıyla sağlığına tekrar kavuşan London’ın bu acı dolu anıları “Ateş Yakmak” adlı eserinde de anlatılmaktadır. Bir sene sonra tekrar Okland’a dönen yazar için artık yazdığı kitapları bastırmaya çalıştığı bir dönem başlar. Bu mücadelesi ise London’ın en etkileyici eserlerinden olan “Martin Eden” kitabında detaylı bir şekilde kaleme alınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Jack London’ın yayımlanan ilk öyküsü “Yoldaki Adam” olur. Yayınevinin yazara beş dolar ödemesi neredeyse hayalini kurduğu yazarlık kariyerinden vazgeçmesine sebep olacakken, o dönem düşük maliyetli dergi üretimine olanak veren yeni basım teknolojilerinin çıkmasıyla ve bu dergilerin büyük ilgi görmesiyle “Vahşetin Çağrısı” hikâyesi için 40 dolar ödeme alır ve mesleğine sıkı sıkı tutunur. 20. yüzyılın başlarından itibaren yazarlıktan ciddi paralar kazanmaya başlayan London, kazandığı paralar ile 15 bin kitaptan oluşan bir kitaplık oluşturur. Yazmak kadar okumaktan da keyif alan London, 1900’de, “Kurdun Oğlu” kitabının yayımlandığı gün, Bess Maddern ile evlenir. İki çocukları olan çift, evliliklerinin dördüncü yılında boşanır ve London, bir sene sonra ikinci evliliğini yapar. 1910’da ücra bir noktada çiftlik hayatı yaşamaya başlayan yazar, kitaplarından elde ettiği kazancı çiftliği büyütmek ve çiftliğin ihtiyaçlarını karşılamak için kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kariyeri boyunca birçok kez intihalle suçlanan Jack London, gazete haberlerinden ve okuduğu kitaplardan ilham aldığını hiçbir zaman inkar etmez. Dostuna yazdığı bir mektupta “İfade etmek icat etmekten daha kolaydır…” diyen London, 22 Kasım 1916’da çiftliğinde hayata veda eder. Ölümü, yaşamı kadar sansasyonel olur. Kimi kaynaklarda üremi hastalığından öldüğü belirtilirken kimi kaynaklarda da intihar ettiği yazılır. Jack London’ın külleri, Kaliforniya’da bulunan ve günümüzde “Jack London Devlet Tarih Parkı” olarak anılan çiftliğine gömülür. Çok sade olan mezarı çitlerle örülüdür ve sadece yosun tutmuş bir kaya parçası bulunmaktadır.

  • SEVGİ ÜZERİNE SÖYLENMİŞ MANİDAR SÖZLER

    “Sevgi” kavramı kiminizin kulağına sıradan gelebilir, oysa büyük düşünürlerin birçoğu tarafından dünyayı ayakta tutan ana neden olarak gösteriliyor. Biz de bu özel listeyi sevgiyi bizzat yaymaya çalışmış Yunus Emre’yle başlatıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BAŞARI YOLUNDA İLHAM ALINABİLECEK SÖZLER

    Başarı basamaklarını çıkarken çevrenizde size yol gösterecek ve model teşkil edecek insanların bulunması paha biçilmez bir nimettir, fakat bunlara sahip olmamak da moralleri düşürmemelidir… Çünkü konu hakkında yazılmış kitaplar, yaşanmış hikâyelerden esinlenen filmler, başarıya ulaşmış insanların dilinden cümleler de aynı işlevleri görebilir. Başarıya giden yolda ilham almanızı umduğumuz sözlerden birkaçını sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Galileo Galilei” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Albert Einstein” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Edgar Allan Poe” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Thomas Edison” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Michel de Montaigne” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konfüçyüs” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Francis Bacon” title_font_size=”13″]
  • EDEBİYATIMIZDAN YAYILAN KAHVE KOKUSU

    Sizin için çay mı önce gelir, kahve mi? Tabii kahve dediysek köpüğü üstünde Türk kahvesinden söz ediyoruz. Eğer tercihiniz çaydan yanaysa mutlaka “Şiirlerde Demlenen Çay” sayfamızı görmenizi de öneririz. Yok, Türk kahvesiz günüm geçmez diyorsanız, içinde kahve geçen aşağıdaki dizeler ve cümleler özellikle sizin için…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cahit Sıtkı Tarancı, Bugün Hava Güzel şiirinden…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşar Kemal, Tek Kanatlı Kuş kitabından…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Turgut Uyar, Kayayı Delen İncir kitabından…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rıfat Ilgaz, Karadeniz’in Kıyıcığında kitabından…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Edip Cansever, Dirlik Düzenlik şiirinden…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oğuz Atay, Tehlikeli Oyunlar kitabından…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orhan Veli Kanık, Bütün Şiirleri kitabından…” title_font_size=”13″]
  • BÜYÜK EDEBİYATÇILARIN GÜNLÜKLERİNDEN NOTLAR

    Kitaplarını severek okuduğumuz, edebi kişiliklerine hayran olduğumuz yazarların günlükleri iki açıdan çok kıymetlidir. Birincisi, yazarın gerçek dünyasını, yaşamını anlayıp tanımamıza olanak verirler, ikincisi, yazar kaleminden çıktıkları için çoğunlukla edebi değeri olan metinlerdir ve okuması en az roman kadar keyiflidir. Şanslıyız ki bazı yazar günlükleri kitap olarak basılmış ve okuyucuyla buluşabilmiştir. O ünlü günlüklerden kısa alıntıları ise bu sayfada okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • SERVER BEDİ ADIYLA ONLARCA ROMAN YAZAN PEYAMİ SAFA’DAN ALINTILAR

    Türk Edebiyatı’nın üretken isimlerinden Peyami Safa, gazete ve dergilerde sanattan felsefeye, politikadan kültür ve medeniyete çeşitli konularda yüzlerce yazı kaleme almış, hikâye ve şiirler yazmıştır ama literatürde en çok romancılığı ile öne çıkmıştır. Ünlü “Cingöz Recai” tiplemesinin de yaratıcısı olan Peyami Safa, 140’a yakın romanını annesi Server Bedia’nın adından türettiği Server Bedi takma ismiyle yazmıştır. 1899 ile 1961 yılları arasında yaşamış edebiyatçımızın romanlarından tadımlık alıntıları aşağıda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • EDEBİYATIMIZIN ÜRETKEN YAZARLARINDAN YAKUP KADRİ KARAOSMANOĞLU

    1889 ile 1974 yılları arasında yaşayan, Türk Edebiyatı’nın önemli isimlerinden Yakup Kadri Karaosmanoğlu yaşamı boyunca makale, anı, oyun, öykü, şiir, roman türlerinde yüzlerce eser üretti. Biz de değerli edebiyatçıyı hayatına ve eserlerine dair özet bilgilerle Kültür ve Yaşam’da ağırlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocukluk anıları” title_font_size=”13″]

    Babası aslen Manisalı köklü bir aileden olan Yakup Kadri Kahire’de dünyaya gelir ve konaklarda geçen bir çocukluk yaşar. Manisa’ya dönmeden önceki çocukluğunu anılarında şöyle kaleme almıştır:

     

     

    “ (…) çeşit çeşit yemiş ağaçlı bahçesiyle ne büyük, ne güzel, ne süslü, ne ferah ve ne kadar kalabalık bir evimiz vardı. (…) Sabahları güler yüzlü dadılarımızın bizi türlü şaklabanlıklarla uyandırıp kaldırışları, giydirip kuşatışları ve annemizin elini öpmeye götürdükten sonra elvan elvan reçel tabaklarıyla donanmış kahvaltı tepsisinin başına oturtuşları; geceleri incecik saz örgülerden kuru yemiş sepetleri etrafında birbirinden tuhaf masallarla avutup uyutuşları ve bu kalkışlarla bu yatışlar arasında geçen günlerin her biri bir başka şenlik, bir başka bayram havasıyla dolup taşan saatleri (…) ne tadına doyulmaz saadetlerdi.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yazdığı ilk romanı” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da hukuk okuyan, yazmaya Fecr-i Ati topluluğu ile başlayan, ilk eseri Nirvana isimli bir piyes olan Yakup Kadri, çok sayıda gazete ve dergi için makale, öykü, deneme hatta şiir kaleme alır. Balkan Savaşları ile Birinci Dünya Savaşı sonrasında sanat için sanat görüşünden toplum için sanat anlayışına geçer ve yazılarıyla Milli Mücadele’ye destek verir. Ankara Hükümeti’nin çağrısıyla Anadolu’ya giderek yurdun farklı şehirlerinde bulunur, eserlerinde büyük ölçüde buradaki gözlemlerinden beslenir.

     

     

    Cumhuriyet’in ilanından sonra Mardin ve Manisa milletvekilliği, Tiran, Prag, Lahey, Bern, Tahran şehirlerinde elçilik yapan yazar, toplumsal koşullara ve değişimlere ağırlık verdiği yazılarında eleştirel bir üslup kullanır. Döneminde kendisi de bu yüzden sıkça eleştirilir. Eserleri içinde en yoğun ilgi romanlarına gösterilir. Yazarın kaleme aldığı ilk roman Nur Baba’dır fakat basılan ilk romanı değildir. Nur Baba 1922 yılında yayımlanmadan önce gazetede tefrika edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Basılan ilk romanı ” title_font_size=”13″]

    Yazdığı ikinci romanı olmakla birlikte basıma giren ilk romanı Kiralık Konak’tır. Roman kurgusunda konağın sahibi, geleneklerine bağlılığı ile tanınan emekli bakan Naim Efendi’dir. Karısı Nefise Hanım artık hayatta değildir. Naim Efendi, kızı Sakine Hanım, damadı Servet Bey, torunları Seniha ve Cemil ile aynı konakta yaşamaktadır. Hikâyenin ana karakterlerinden biri de Seniha ile ilişkisi olan genç şair Hakkı Celis’tir.

     

     

    Yakup Kadri, bu karakterler etrafında üç kuşağın anlayış ve yaşam farklılıklarını ele alır. Yaşanan olaylar silsilesi aileyi çöküşe sürükleyecek ve Naim Efendi’yi konakta tek başına bırakana dek devam edecektir. Sözü geçen üç kuşak aynı zamanda Tanzimat, Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemine karşılık gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En ünlü eseri” title_font_size=”13″]

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun en ünlü eseri 1932 yılında basılan Yaban isimli romanıdır. Romanın ana kahramanı Birinci Dünya Savaşı’na yedek subay olarak katılan ve bu sırada tek kolunu kaybeden Ahmet Celal’dir. Gazi olarak savaştan dönen ve İstanbul’da yapamayacağını anlayan Ahmet Celal, emir eri Mehmet Ali’nin daveti üzerine onun Porsuk çayı kıyısındaki köyüne gider ve asıl hikâye başlar.

     

     

    Yaban romanı, Yakup Kadri’nin Anadolu insanı ile Türk aydını arasındaki mesafeyi ele aldığı, döneminde hem en çok eleştirildiği hem en çok övgü topladığı eseri olur. Yazarın nispeten daha az bilinen diğer romanları ise Hüküm Gecesi, Sodom ve Gomore, Hep O Şarkı, Bir Sürgün, Ankara ve Panorama’dır.

  • 80 YILLIK YAŞAMINDAN KESİTLERLE HÜSEYİN RAHMİ GÜRPINAR

    Hüseyin Rahmi Gürpınar doğalı 150 yılı geçmiş… Deli Filozof, Efsuncu Baba, Dirilen İskelet, Gönül Bir Yeldeğirmenidir Sevda Öğütür, Cadı, Can Pazarı gibi kitapları ise sürekli gençleşen bir ilgi görmeyi sürdürüyor. Biz de Türk Edebiyatı’nın usta kalemini yaşamından kesitlerle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gürpınar, annesiyle olan bağını şöyle anlatır:” title_font_size=”13″]

    “Validem okuryazar bir kadındı. Beni dört buçuk yaşında teyzemin terbiye aguşuna bırakarak pek genç iken yirmi ikisinde hayata veda etti. Söz valideme intikal edince kalemimi tutamam, ağlamadan duramam. Çünkü kendisine pek düşkündüm. Kucağından hiç inmezdim. Çocukluğumda bütün ateşleriyle zihnime intiba etmiş birkaç levha vardır ki tahatturu beynimi daima yakar. O zaman ne olduğunu bilmediğim, itiraf lâzım gelirse hâlâ öğrenemediğim hayatın acılığı masum yanaklarımı pek insafsızca şamarlamıştı. Sızısı hâlâ gitmiyor…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Anneannesi ve teyzeleri tarafından büyütülür” title_font_size=”13″]

    1864 yılında İstanbul’da doğan Hüseyin Rahmi, hünkâr yaveri olan Mehmet Sait Paşa’nın oğluydu. Babasının ikinci evliliğinin ardından altı yaşında iken Aksaray’da oturan anneannesinin yanına gönderildi ve onun tarafından yetiştirildi. Anneannesi ve teyzelerinden nakış işlemeyi, örgü ve dantel örmeyi, yemek yapmayı öğrendi. Okul hayatı düzenli devam ederken yakalandığı bir hastalık nedeniyle mülkiyeyi yarıda bırakmak zorunda kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatında roman satırlarından önce gazete sayfaları vardır” title_font_size=”13″]

    Birkaç işte memur olarak görev yaptıktan sonra, henüz 23 yaşında iken Tercüman-ı Hakikat gazetesinde yazmaya başladı. İkdam, Söz, Zaman, Vakit, Son Posta, Milliyet ve Cumhuriyet gazetelerinde yazarlık yaptı. Boşboğaz ile Güllâbi adlı bir gazete de kendi çıkardı. Mürebbiye, Tesadüf, Nimetşinas gibi eserleri kitap halinde basılmadan önce gazetelerde yayımlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sokağı edebiyata taşıyan yazardır” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da doğup büyüyen ve kuvvetli bir gözlem gücü bulunan Hüseyin Rahmi, şehrin sokaklarını, çarşılarını, ahşap evlerini, konaklarını anlattığı eserlerinde her kesimden insana yer verdi. Kuyruklu Yıldız Altında İzdivaç, Şık, Şıpsevdi gibi romanlarında kullandığı mizahi üslubu, sade ve anlaşılır dili sayesinde okuyucu tarafından tanındı, benimsendi. İstanbul’un insanlarını ve geleneklerini anlattığı kitapları onun, “sokağı edebiyata taşıyan yazar” olarak anılmasını sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hayatının son 32 yılını Heybeliada’da geçirir” title_font_size=”13″]

    Heybeliada’da denize hâkim bir tepeye yaptırdığı eve 1912 yılında taşınarak hayatının geri kalanını burada geçirdi. Toplumdan uzak, içe dönük bir yaşam süren Gürpınar’ın temizlik konusunda son derece hassas olduğu, hatta eldivensiz dışarı çıkmamaya çalıştığı bilinmektedir. Hiç evlenmeyen yazara bunun nedeni sorulduğunda ise “Eğer evlenmiş olsaydım 45 romanımdan üçünü bile yazamazdım” diye cevap vermiştir. 1944 yılında Heybeliada’da hayatını kaybeden ve adaya defnedilen yazarın evi günümüzde müze ev olarak ziyarete açık durumdadır. Yatak örtüsünden dantel örtülere kendi yaptığı el işleri, eşyaları ve kitapları burada sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ekranlarda izlediğimiz Süt Kardeşler filmi de onun eseridir” title_font_size=”13″]

    Adile Naşit, Ayşen Gruda, Şener Şen, Kemal Sunal gibi birbirinden ünlü isimlerin rol aldığı ve Ertem Eğilmez’in yönetmenliğini yaptığı Süt Kardeşler filmini herkes bilir. Olay İstanbul’da bir konakta geçmekte ve görüldüğü sanılan gulyabani etrafında şekillenmektedir. Artık ezbere bildiğimiz bu masalsı film de Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın 1913 yılında basılan Gulyabani isimli eserinden uyarlanmıştır. Kitapta Gulyabani dışında, Melek Sanmıştım Şeytanı ve Gönül Ticareti isimlerini taşıyan iki öykü daha yer almaktadır.

  • BÜYÜK FİLOZOF VE YAZARLARDAN MUTLULUĞUN TANIMI

    BÜYÜK FİLOZOF VE YAZARLARDAN MUTLULUĞUN TANIMI

    Ünlü isimlerin mutlulukla ilgili düşüncelerine geçmeden önce size soralım: Mutluluk nedir? Cevabı herkese göre değişebilecek oldukça muğlak bir soru değil mi? Ama aynı zamanda hepimizin ortak ideali. Üzerine uzun uzun konuşulabilecek bu konuda biz en iyisi sözü dünyaca bilinen isimlere bırakalım. Bakın onlar sadece birer cümleyle mutluluğu nasıl tarif etmişler?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]