Etiket: şehir

  • İZMİR’İN SEMBOLLERİ

    Denizi, saat kulesi, Kordon’u ve daha pek çok güzelliği ile Ege’nin incisi İzmir, ülkemizin en kalabalık üçüncü şehri. Buram buram deniz kokan, binlerce yıldır birçok önemli medeniyete ev sahipliği yapmış; zeytinyağlı yemeklerinden muhteşem koylarına, balıkçı kasabalarından tarihi mekânlarına ülkemizin en özgün şehirlerinden İzmir’in sembollerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Boyoz” title_font_size=”13″]

    Kendine özgü bir tadı ve lezzeti olan boyoz, sadece İzmir’de üretilir. İzmirlilerin çay ile sabah kahvaltılarını süsleyen sıcak bir boyoza akşamları da hayır diyecek birini bulmak oldukça zordur. Boyoz, mayasız hamurun kat kat açılıp içine peynir eklenmesiyle hazırlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İzmir Saat Kulesi ” title_font_size=”13″]

    Konak Meydanı’nda bulunan İzmir Saat Kulesi, Sultan II. Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yılını kutlamak için 1901’de inşa edildi. Bu zarif kule günümüzde arkadaşların buluşma noktası olarak popülerliğini hâlâ koruyor. İzmir’i ziyaret edenleri kulenin önünde fotoğraf çektirmek için poz verirken sıkça görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kumru” title_font_size=”13″]

    Özellikle İzmir Çeşme’ye özgü olan kumru, sabah kahvaltısından tutun da geceleri dahi tüketilen bir lezzettir. Farklı bölgelerde ve şehirlerde kumru adı altında satılan sandviçler olsa da İzmir kumrusunun ekmeği bile özeldir. Özel ekmeğinin arasında sosis, salam, sucuk ve İzmir’e özgü eritme bir peynir olan sayas bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İzmir Fuarı ” title_font_size=”13″]

    İzmir Enternasyonal Fuarı, kısaca İzmir Fuarı, her yıl İzmir’in kurtuluş günü olan 9 Eylül’e denk gelecek bir dönemde düzenlenir. Birçok markanın standı ile içinde bulunan lunapark ve çeşitli sanatçıların konserleriyle geçen fuar döneminde tüm İzmir’i saran bir bayram havası hâkim olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kordon” title_font_size=”13″]

    Romantik gün batımının adresi Kordon, İzmirlilerin ve turistlerin uğrak noktalarından biri. Cumhuriyet Meydanı ile Alsancak Limanı arasında kalan kıyı şeridinin geçmişi 1850’li yıllara kadar uzanıyor. Yaz aylarında iğne atsanız yere düşmeyecek kadar kalabalık olan Kordon’da yerel lezzetleri satan sokak satıcılarından müzik yapan gençlere, spor yapan insanlardan çocuklarıyla hava almaya çıkan ailelere kadar her kesimden insanı bir arada görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiğdem” title_font_size=”13″]

    İzmir’in geleneksel aktivitelerinden bir tanesi de “çiğdem çitlemek”tir. Aslında ay çekirdeği olarak bilinen siyah çekirdeğin İzmir’deki adı çiğdemdir. İzmirliler çekirdek kelimesini sadece kabak çekirdeği için kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarihi Asansör” title_font_size=”13″]

    1907’de inşası tamamlanan Tarihi Asansör iki cadde arasındaki ulaşımı sağlamak amacıyla tasarlandı ve günümüzde de bu işlevini sürdürüyor. Yüz yıldan fazla bir süredir çalışır durumda olan Tarihi Asansör’ün üst katında bir de restoran bulunuyor ve terasından etkileyici İzmir manzarası seyrediliyor. Taşları Marsilya’dan getirilen Tarihi Asansör’ün bulunduğu bu sokak, Fransa’da oldukça üne kavuşan Türk müzisyen Dario Mario Sokağı olarak da biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gevrek ” title_font_size=”13″]

    Bildiğimiz susamlı simide İzmir’de gevrek denir ancak İzmir gevreği ile İstanbul simidinin yapımında farklı işlemler uygulanır. Yani aslında bildiğimiz simit demek çok da doğru olmayacaktır. İstanbul’da pekmezleme işlemi ön pişirme olmadan soğuk yapılırken, gevrekte hamura halka şekli verildikten sonra kaynayan pekmez dolu kazanlarda ön pişirme yapılıp sonra susama bulanarak fırına verilir.

  • PANORAMİK TÜRKİYE MANZARALARI

    Asya ve Avrupa’nın kesişme noktası olan ülkemizin her bölgesi farklı bir kültüre, coğrafyaya ve doğaya sahip. Yedi farklı bölgenin yedi farklı şehrinden görülmeye değer manzaraları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Sabahın ilk ışıklarında sıcak hava balonlarının kalkış yaptığı olağanüstü manzarası ile eşsiz Peribacaları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tarihi yat limanının büyüleyici manzarasına Toros Dağları’nın uzantısı Beydağları eşlik ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin en batısında bulunan Çeşme Kalesi’nden marina manzarası…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Dağda meydana gelen heyelan sonucu oluşan Tortum Şelalesi, vahşi doğası ile ülkemizin en etkileyici manzaralarından biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kaçkar Dağları’nda bulunan Pokut Yaylası’nın bulutları tepeden gören manzarası masal kitaplarından fırlamış gibi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Medeniyetin filizlendiği Hasankeyf’te tarihin ve doğanın etkileyici buluşması nefes kesiyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en eski ve etkileyici şehirlerinden biri olan İstanbul’da, Karaköy’den tarihi yarımadaya masmavi bir bakış.

  • EN UZUN GECEDE GECE MANZARALARI

    Güneş ışınlarının Oğlak dönencesine dik gelmesi sonucunda 21 Aralık’ta Kuzey Yarımküre’de en uzun gece yaşanıyor. Ülkemizde “zemheri” olarak adlandırılan çetin kış dönemi bu tarihten sonra hissedilecekse de bizleri en mutlu eden haber, bugünden itibaren artık gündüzlerin uzamaya başlayacak olması… Güney Yarımküre ise bu tarihte yaza merhaba diyecek. Tüm dünyanın mevsimsel değişiminin günü olan 21 Aralık’ta en güzel gece manzaralarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Listemizin başındaki ilk gece manzarası hem tarihi hem de doğal güzellikleriyle tüm dünyanın en güzel şehri diye nitelendirdiği harika İstanbul’umuzun Boğaz manzarası.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Birbirinden kanallarla ayrılan ve köprülerle bağlanan 118 adanın üzerine kurulu Venedik’te gece, gündüzü kadar etkileyici.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Geçmişin ve geleceğin en güzel şekilde harmanlandığı teknoloji devi Japonya’nın başkentindeki gece manzarası bilim-kurgu filmlerinden aşina olduğumuz görüntüleri andırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yüksek modern binalara sahip olan Güney Kore başkenti Seul’un silüetini süsleyen gökdelenlerin yaydığı ışık, parlement mavisi geceyle uyum içerisinde…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en romantik kenti Paris’in tepeden çekilen fotoğrafında Zafer Takı’ndan yayılan ışıklar âdeta insan bedenindeki damarları anımsatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Norveç’in başkenti Oslo, tarihinde yaşadığı birçok işgal ve yangına rağmen dünyanın en özel şehirlerinden biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Güney Yarımküre’de bulunan Brezilya’nın başkenti Rio de Janeiro’da 21 Aralık günü, yazın başladığı gün. Heybetli “Kurtarıcı İsa Heykeli”nin de yer aldığı gece manzarasında kent ışıkları ve karanlık dağlar yaza merhaba demeye hazırlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Listemizin son gece fotoğrafı her yıl binlerce turistin görmek için can attığı ve binlerce yıllık medeniyete ev sahipliği yapan Nevşehir’den. Peribacaları, Samanyolu’nun altında nefes kesen bir görüntü oluşturuyor.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: PARİS

    Aşkın, sanatın, modanın ve romantizmin başkenti Paris; tarihi binaları, eşsiz bahçeleri, kendine has mimari dokusu ve dünyanın en fazla kütüphane bulunduran şehri olarak çekiciliğini koruyor. M.Ö. 3. yüzyılda yerleşim yeri olarak kullanılan şehrin eski ismi ise Lutetia. “Ville de Lumiére” (Işık Şehri) olarak anılan başkentin sahip olduğu yemek kültürü, sanat akımları, tarihi ve zengin kültürel ögeleri sadece Fransızlar için değil, tüm dünya açısından da önemli bir yere sahip. Fransa’nın başkenti ve dünyanın göz bebeği Paris’in en çok ziyaret edilen ikonik yerlerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Paris denildiğinde ilk akla gelen sembollerden olan Eyfel Kulesi, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyor. 324 metre yüksekliğe sahip kulenin tasarımı Gustave Eiffel’in sahibi olduğu firma tarafından Stephen Sauvestre’e yaptırılmış. 1889 yılında Eyfel Kulesi’nin inşası tamamlandığında yapının geçici olarak sergileneceği düşünülmüş… Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde gerçekleştirilen 1889 Dünya Fuarı’nın girişi olarak yapılan kule için, ilk yıllar yerli halk tarafından şehrin manzarasını çirkinleştirdiği gerekçesiyle yönetime yazılan binlerce mektup bulunuyor. Şimdiyse kulenin olmadığı bir Paris düşünmek neredeyse imkânsız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sadece Paris’in değil dünyanın en güzel mimari yapılarından bir tanesi olan Notre Dame Katedrali, gotik tarzdaki dini yapıların en ünlü örneği. Sen Nehri kıyısında bulunan ünlü katedral, 1163-1334 yılları arasında üzerine sürekli yeni yapılar inşa edilerek tamamlanmış ve bugünkü hâlini almıştır. Keltler ve Romalılar tarafından kutsal sayılan katedralde, Hz. İsa’nın tacı gibi, dini açıdan çok değerli olan nesnelerin de bulunması, bu heybetli mimariyi daha da eşsiz kılıyor. Yakın dönemde yaşanan yangın sonrasında ziyaretçilerine geçici süreyle kapılarını kapatan mekân, beş yıllık restorasyondan sonra yeniden açılacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adını Yunan mitolojisinde cennet olarak bilinen Elysion ovalarından alan Şanzelize Meydanı, Paris’in ışıltılı ve lüks yaşamının hayat bulduğu en önemli noktalardan bir tanesi. 1667’de Fransa Krallığı’nın en uzun süre tahtta kalan kralı XIV. Louis’in bahçıvanı Andre Le Notre tarafından peyzajı tasarlanan cadde, 17. yüzyılda çiçeklerle donatılmış sade bir gezinti yeriydi. Şimdiyse alışveriş tutkunlarının en çok sevdiği caddelerden biri olan Şanzelize’de dünyanın en lüks markalarının mağazaları bulunuyor. 1950 metre uzunluğundaki cadde, Fransa’nın en önemli etkinliklerine de ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sen Nehri kıyısında konumlanan ve dünyanın en büyük sanat müzesi olan Louvre Müzesi’nde 35 bine yakın sanat eseri sergileniyor. Mona Lisa, Milo Venüsü, Marly Atları gibi dünyanın en dikkat çeken eserlerinin bulunduğu müze yerleşkesi; Doğu Avrupa, Batı Avrupa, Mısır, Kraliyet Bahçeleri ve Cam Piramit olarak adlandırılan bölümlerden oluşuyor. 1204 yılında Viking saldırılarına karşı inşa edilen yapı, 14. yüzyılda kraliyet ailesinin sarayı olarak kullanılmış, 1934 yılında bugünkü hâlini alarak müzeye çevrilmiştir. Tüm eserlerin incelenmesinin haftalarca sürdüğü müze, belirli günlerde gece de ziyaretçilerine açılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Charles de Gaulle Meydanı’nda bulunan Zafer Takı, Fransa’nın en önemli sembollerinden biri. 1806 yılında Napolyon Bonapart’ın talimatıyla inşasına başlanan yapının tamamlanması 30 sene sürmüş. Meçhul Asker Mezarı Anıtı, I. Dünya Savaşı’nda ölenlerin anısını yaşatırken üst kısmındaki seyir terasından Paris’in hem modern hem tarihi dokusunu izlemek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kent merkezinden 20 km uzaklıkta bulunan saray, 17. yüzyılda XIII. Louis’in isteği üzerine av köşkü olarak inşa edilmiş. İlk zamanlar sade bir yapı iken, XIV. Louis’in tahtta geçmesiyle 20 bin konuk ağırlayabilecek şekilde genişletilmiş. Fransız barok ve klasik mimari tarzının muazzam bir örneği olan yapı, kralın kudretini göstermek amacıyla tasarlanırken, çevresindeki bahçelerde de gösterişli peyzaj çalışmaları bulunuyor.

  • YOZGAT: ANADOLU’NUN EN ESKİ YERLEŞİMLERİNDEN BİRİ

    Siz, Ankara’ya 217 km. mesafede bulunan ve Türkiye’nin orta noktasında kalan Yozgat’ın, ülkenin başkentini Anadolu’ya taşımayı düşündüğü sıralarda Atatürk’ün aklından geçen şehirler arasında yer aldığını biliyor muydunuz? Hatta Yozgat için ilklerin şehri dersek abartmış olmayız. Çünkü bu kent, ilk milli parkın yer aldığı, ilk özel gazetenin çıkarılıp, ilk posta pulunun da basıldığı yer…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Komşu il sayısı da sınırları içindeki ilçe sayısı da bol olan bir şehir Yozgat. Kısa ya da uzun sınırı olan komşuları Çorum, Amasya, Tokat, Sivas, Kayseri, Nevşehir, Kırşehir, Kırıkkale. Merkez ilçesiyle birlikte 14 tane ilçesi bulunmakta. Şehirdeki yerleşim tarihi için ise Anadolu’daki en eski yerleşimlerden biri diyebiliriz, öyle ki yapılan kazı çalışmalarında MÖ 3000’li yıllara tarihlenen eserler bulunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin Sarıkaya ilçesinde yer alan, Kral Kızı Hamamı adıyla da bilinen Sarıkaya Roma Hamamı’nın büyük bir kısmı yıkılmış olsa da 10 gözlü, 2 katlı, kemerli duvarı; antik dönemden günümüze ulaşan özel yapılardan biri olarak ayakta. Duvarın kuzey ve güney uçlarında 30 metre kadar uzunluğunda dairesel havuz bölümleri bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Çapanoğlu Camii, mimari detaylarıyla şehirde mutlaka görülmesi gereken eserler arasındadır. İki ayrı tarihte inşa edildiği için ilk inşa edilen bölüme, içeri cami, sonradan inşa edilen bölüme ise dışarı cami deniyor. İçeri cami, 1779’da Bozok sancağı valisi Çapanoğlu Mustafa Bey tarafından, dışarı cami ise 1793-94’te Mustafa Bey’in kardeşi Süleyman Bey tarafından yaptırılmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1958 yılında milli park ilan edilen Yozgat’ın Merkez ilçesindeki Çamlık Milli Parkı, Türkiye’nin ilk milli parkıdır. 264 hektarlık alanına sahip parkta 30 kadarı endemik olmak üzere 212 bitki türü yer almaktadır. Ayrıca yaşı 500 yılı bulabilen karaçam ağaçları da sadece Çamlık Milli Parkı’nda görülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Merkez ilçesindeki diğer önemli bir mekân da 1871 yılında inşa edilen Nizamoğlu Konağı’nın, 1985 yılında müzeye dönüştürülmesi ile ziyarete açılan Yozgat Müzesi’dir. Müzenin bir katında 2802 adet etnografik eser, bir katında 1648 adet arkeolojik eser ve bir katında 19. yüzyıl resim sanatından eserler sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu mutfağından önemli izler taşıyan Yozgat mutfağında yarma buğday, bulgur, erişte ile yapılan yemeklere bolca rastlanır. Mantısı, mayalı veya mayasız çöreği, bazlaması ile de bölgeden seslenen bir mutfaktır. Özgün yemeklerinin başında ise arabaşı adı verilen, çorbası ayrı hamuru ayrı hazırlanan yemek akıllara gelmelidir. Arabaşı yemeğinin usulü, baklava dilimleri şeklinde kesilen hamurun çorba ile birlikte yenmesi şeklindedir.

  • DOĞU ANADOLU’NUN GÜZEL ŞEHRİ: BİNGÖL

    Delilo, Çaçan, Çatal Ağaç, Göven, Kartal veya Horani gibi halayları, oyunlarıyla ünlü Bingöl… Doğu Anadolu Bölgemizin göbeğine kurulmuş, tarihçesi Asurlulara kadar uzanan, merkezinin denizden yüksekliği 1159 metre olan, güzeller güzeli şehrin öne çıkan özelliklerini sayfamızda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Muş, Erzincan, Erzurum, Elazığ, Tunceli ve Diyarbakır illeri Bingöl’ün komşularıdır. Şehrin Adaklı, Kiğı, Yayladere, Genç, Karlıova, Solhan, Yedisu ve Merkez ilçeleri bulunmaktadır. Nasıl bir coğrafyası olduğunu soracak olursanız dağları kadar gölleri, yaylaları, ovaları, akarsuları da bol olan, doğasıyla adından söz ettiren bir şehir olduğunu söyleyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Göynük Çayı, Peri Çayı, Murat Nehri şehrin topraklarını serinleten akarsularken, Gölbahri, Karlı Göl, Zırlır Gölü, Sar Gölü, İçme Gölü ve daha nicesi Bingöl’ün genel manzarasını şenlendirir. Solhan ilçesine bağlı Hazarşah köyü Aksakal Göl Mezrası’nda yer alan ve ağır ağır hareket eden Yüzen Adalar ise bambaşka bir doğa ürünüdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1992-2000 yılları arasında inşa edilen Özlüce Barajı, Erzurum’dan doğan, Fırat Nehri’nin en önemli kollarından olup Keban Barajı’na dökülen Peri Çayı üstüne kurulmuştur. Yayladere ilçesindeki baraj çevresinde alabalık tesisleri de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde orman yaygınlığı açısından 33. sırada yer alan Bingöl’ün baharı ayrı kışı ayrı güzeldir. 100 metre yüksekten akan Çır Şelalesi, dağcıların gözdesi Sülbüs Dağı, yaz mevsiminde besicileri ağırlayan Şerafettin Yaylası, 80 km2 genişliğindeki Bingöl Ovası şehirde bilhassa sıcak aylarda görülebilecek yerlerden sadece birkaçıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yazları sıcak geçen Bingöl’ün kışları da hatırı sayılır derecede soğuk geçmektedir. Kış aylarına keyif getirecek aktivite alanlarının başında ise Hesarek Kayak Merkezi ile Yolçatı Kurucadağ Kayak Merkezi gelmektedir. Buban Bacaları, Kös Kaplıcaları, Kiğı Kalesi, Zağ Mağarası gibi bazı adresler de var ki yaz-kış ziyaret etmek mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bingöl mutfağı çevre şehirlerin yemek kültürleriyle etkileşimde olduğu gibi birbirinden özgün yemeklerin de sahibidir. Tutmaç çorbası, yufkayla yapılan sorina pel, yoğurtlu pilav da denilen mastuva ve kuru dolma şehirde rahatlıkla bulabileceğiniz yemekler iken kabak tatlısı, kadayıf ve baklava yerli halk tarafından da en sevilen tatlılardır. Tandır fırınlarında pişen ve tandır olarak bilinen ekmek ise Bingöl’de hâlâ yaşatılan, sofralardan eksik olmayan geleneklerden biridir.

  • KARAMAN’IN TARİHİ VE KÜLTÜREL BİRİKİMİNDEN DETAYLAR

    Burası topraklarında 8000 yıldır yerleşim bulunan, üstünde Hititlerden Romalılara izler taşıyan, adını Karamanoğulları’nın kurucusu Karaman Bey’den alan köklü bir şehir… Yunus Emre’yi, Mevlana’yı, Şeyh Edebali’yi, Gufrani’yi, Hottuoğlu’nu, Piri Reis’i, Kazım Karabekir’i buluşturan köklü bir coğrafya… Hakkıyla gezebilmek birkaç gün ister ama sayfamızda çıkılacak birkaç dakikalık turla ön bilgi edinilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İç Anadolu Bölgesi’nin güneyinde yer alan Karaman’ın komşuları Antalya, Mersin ve Konya’dır. Dağlık ve engebeli olan topraklarının büyük bölümünde Akdeniz iklimi görülür. Şehri gezmek için en ideal zamanlar ilkbahar sonu ile sonbahar başıdır. Ayrancı, Kazımkarabekir, Ermenek, Başyayla, Sarıveliler ve Merkez ilçelerinden oluşan şehre ancak karayolu ve demiryolu ile ulaşım sağlanabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Karaman doğa, tarih ve kültür eserleri açısından zengin bir yerleşimdir ve bu değerlerin büyük bir kısmını şehrin Merkez ilçesinde görmek mümkündür. Onlardan biri de taç kapısı, açık avlusu, revaklı eyvanı ve süslemeleriyle öne çıkan, 14. yüzyılda I. Murat’ın kızı ve Karamanoğlu Alâeddin Bey’in karısı olan Nefise Sultan’ın yaptırdığı Hatuniye Medresesi’dir. Bu yapının hemen yanında arkeolojik ve etnografik eserlerin sergilendiği Karaman Müzesi görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    40 metre yüksekliğindeki bir kaya kütlesine oyularak yapılmış tahıl ambarları Merkez ilçesine bağlı Taşkale kasabasında yer alır. 250’den fazla ambarın bulunduğu mekân, insanların tahıllarını yıllarca bozulmadan koruduğu depo olarak işlev görmüş. Eski zamanlarda ürünler, zincirli makara sistemiyle üst katlara taşınırken, insanlar kayalara oyulan nişleri basamak olarak kullanırmış. 800 yıllık Taşkale Tahıl Ambarları günümüzde yerli ve yabancı turistlerin yoğun ilgi gösterdiği bir yapı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Binbir Kilise aslında bazilika, anıt mezar, sarnıç, manastır gibi kalıntıların bulunduğu alana verilen isim. Merkez’e bağlı Madenşehri köyünde, sönmüş bir volkanik dağ olan Karadağ’ın eteklerinde yer alıyor. Tarihte, Avrupa’dan Kudüs’e giden hacıların ziyaret ettiği, önemli dini merkezlerden biri olduğu bilinmekte… Ne var ki 19. yüzyılda meydana gelen depremle yapıların birçoğu yıkılmış, günümüze ulaşmayı başaranlar gün boyu ücretsiz olarak ziyaret edilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Karaman’ın doğa ve tarih turizmi açısından önemli yerleşimlerinden biri Ermenek ilçesidir. Zorlayıcı güzergâhını doğa tutkunlarının aşabildiği Menan Kalesi, içinde Maraspoli Mağarası’nı barındıran Ermenek Kalesi, günümüzde müze olarak hizmet vermekte olan Tol Medrese, 14. yüzyıl başında inşa edilen Sipas Camii sahip olduğu eserlerden birkaçıdır. Göksu Nehri üstüne kurulu Ermenek Barajı ise sadece ülkemizin değil dünyanın en yüksek barajları arasında yer alır. Dalış, sörf, yelken, kano, su bisikleti gibi aktivitelerin yapılabildiği baraj, çevresinde piknik yapılabilecek yeşil alanlar da barındırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    “Karaman’ın koyunu sonra çıkar oyunu!” deyişini bilirsiniz. Sözün kaynağı olan efsaneye göre, Karaman Kalesi kuşatma altındadır… Karamanoğulları Beyliği’nin askerleri ise başka bir sefere çıkmıştır ve savunma yapacak asker yoktur. Ahali, kaleyi savunmayı vazife bilir… Düşünüp taşınırlar… Bir çobanın önerisi üzerine Karaman’da ne kadar koyun, koç varsa boynuzlarına fenerler takıp bayır aşağı sürerler. Manzarayı gören düşman, büyük bir ordunun üzerine geldiğini sanarak kaçmaya başlar. Durumu anladıklarında ise iş işten geçmiş olur. Karaman koyununa gelince… Bilinenin aksine o, sadece bu şehirde değil İç Anadolu ve Doğu Anadolu’da yetiştirilen koyun türlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Karaman, büyük oranda tahıl ve et ürünlerinin yer aldığı bir mutfağa sahiptir. Bulgurla yapılan bıldırcın dolması, tavuk etiyle yapılan arabaşı çorbası, kuzu etiyle güveçte yapılan calla yemeği,  kıymayla yapılan çullama köftesi, büyükçe doğranmış koyun etinden yapılan çoban kavurma yöresel yemekler arasında bulunur. Hemen her gün tüketilen yemeklerin başında ise bulgur pilavı gelir. Öne çıkan tatlısı krema, süt ve unla yapılan kuymaktır.

  • BAYBURT: DOĞU KARADENİZ’İN KÜLTÜR DURAĞI

    Ulusal ve uluslararası sanat arenasında ilgiyle karşılanan Baksı Müzesi ile bölgenin kültürel dokusuna yepyeni heyecanlar katıyor Bayburt. 80 bin civarında nüfusa sahip olan şehir, Dede Korkut Kültür ve Sanat Şölenleri, Geleneksel Tuzlu Su Festivali ve Karaçayır Şenlikleri ile de kültürel yaşamı canlı tutmayı ihmal etmiyor. Bayburt’un en güzel zamanları bahar sonu ve yaz ayları. Yani şehri tanımanın da tam vakti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bayburt doğuda Erzurum, güneyde Erzincan, batıda Gümüşhane, kuzeyde Trabzon ve Rize ile komşudur. Doğu Anadolu ile Karadeniz arasında geçiş noktası olan şehir coğrafi olarak Doğu Karadeniz Bölgesi’nde yer alır. Bayburt aynı zamanda şehrin merkez ilçesinin adıdır ve Aydıntepe ile Demirözü olmak üzere iki ilçesi daha bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehir manzarasının önemli elemanlarından biri 2 km’den uzun ve 30 m yüksekliğinde surlara sahip olan Bayburt Kalesi’dir. Bizans, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde onarım gördüğü bilinen kaleyle ilgili en önemli tarihi bilgiyi Evliya Çelebi verir. 1647 yılındaki ziyaretinde yaptığı gözlemlere göre kale içinde camisi de bulunan 300 hanelik bir mahalleyi çevrelemekteydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mescit Dağı’ndan doğup Gürcistan’a geçerek, Batum üzerinden Karadeniz’e dökülen Çoruh Nehri’nin, sınırlarımızdan çıkmadan önce geçtiği şehirlerden biri de Bayburt’tur. Coşkusuyla ünlü Çoruh’a yaslanan şehirde rafting, turistlerin rağbet ettiği etkinliklerden biridir. Turistler için doğanın tadını doyasıya çıkarmanın bir yolu da rafting alanında kamp kurmaktan geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bayburt’un Trabzon’la arasında uzanan bir yol var ki fotoğrafı bile insanı tedirgin etmeye yetiyor. İki şehri en kısa mesafe olan 3 bin 500 metre yükseklikteki Soğanlı Dağı üzerinden birbirine bağlayan Derebaşı Virajları’ndan söz ediyoruz. “Zor Yol” adıyla da bilinen ve 13 virajı bulunan yol, yürekleri ağızlara getirdiği anlara muhteşem doğa manzaraları eklemeyi de ihmal etmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Prof. Dr. Hüseyin Koçan tarafından 2010 yılında Bayraktar köyünde doğanın göbeğinde açılan ve 2014 yılında Avrupa Konseyi Müze Ödülü’ne layık görülen Baksı Müzesi Bayburt’u ziyaret etmek için tek başına bir neden. Sergilere, çağdaş sanat atölyelerine, konferanslara, sanat şenliklerine mekân olan müze, çağdaş ve geleneksel sanatları aynı çatı altında toplamayı ustalıkla başarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Doğu Anadolu ile Karadeniz Bölgeleri arasında kalan şehirde iki kültüre ait yemek çeşitleri de görülebilmekte. Burada karalahana yemeği, lor dolması da yiyebilirsiniz, içli kete veya tandır ekmeği de. Bayburt aynı zamanda börek ve tatlıların da bol olduğu bir mutfağa sahip. Tel helva, süt böreği en bilinen lezzetleri. Ülkemizin farklı şehirlerinde sahiplenilen, komşusu Erzurum tarafından coğrafi işaret alınan su böreği de Bayburt sofralarında sık rastlanan bir tat.