Etiket: şehir

  • BAŞKENTLER SERİSİ: MADRİD

    İspanya’nın başkenti Madrid, Avrupa’nın en renkli şehirlerinden bir tanesi. Büyük meydanları, müzeleri, sanat galerileri, alışveriş merkezleri ve ışıltılı gece hayatıyla her yıl turist akınına uğrayan şehir aynı zamanda İspanyol Kraliyet Ailesi ve İspanyol aristokrasisinin de ikametgâh adresi. İber Yarımadası’nın kuzeydoğusunda konumlanan kent; İstanbul, Paris, Londra ve Moskova’dan sonra Avrupa’nın en kalabalık beşinci şehri… Manzanares Nehri’nin kenarında kayalık bir alan üzerine konumlanan kent, dünyanın en önemli futbol takımlarından biri olan Real Madrid’e de ev sahipliği yapıyor. İstanbul gibi gece yaşayan kentlerden olan Madrid’de İspanyolların ünlü siestası devlet kurumları dahil olmak üzere tüm kurumlarda geçerli. Öğle vakti dinlenmek amacıyla dükkanlarını kapatan yerli halkın çoğu ya iş yerinde ya da evinde uykuya çekiliyor ve hayat akşamüstü 5-6 gibi tekrar başlıyor. Hayattan zevk almayı, güzel yemekler yemeyi ve çok çalışmayı pek de sevmeyen İspanyolların ihtişamlı binalarıyla ünlü başkentinin önemli ve ikonik yerlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Geçmişte ölüm cezasına çarptırılan suçluların idam edildiği ünlü tarihi Plaza Mayor Meydanı’nın dört cephesi barok tarzdaki kırmızı binalarla çevrili ve tam ortasında bu meydanı inşa ettiren Kral III. Felipe’nin bronz bir ata bindiği ünlü heykeli bulunuyor. Taç giyme töreni, kraliyet düğünleri ve seveni olduğu kadar karşı çıkanın da çok olduğu boğa güreşleri de bu meydanda yapılıyor. 50 bin kişi kapasiteli meydanın tarihi 16. yüzyıla kadar uzanmakta. Akşam saatlerinde sokak sanatçıları meydanı festival havasına dönüştürürken, çevrili binalarda bulunan mağazalarda alışveriş yapmak ve İspanyolların lezzetli geleneksel yemeklerini şık olduğu kadar pahalı restoranlarda tatmak hem turistlerin hem de yerlilerin en sevdiği etkinlikler arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzyıl önce halkın kullanımına açılana kadar monarşiye ait bir mülk olan El Retiro Parkı, şehrin tam ortasında bulunuyor. Madrid’in en fazla yeşil alanına sahip El Retiro Parkı’nda bulunan 15 binden fazla ağaç ve etkileyici mimari tasarıma sahip yapıları ile masalsı bir his uyandıran parkta birçok heykel, anıt, sanat galerisi bulunuyor. Bu devasa alan içerisinde en dikkat çeken yapılar ise cam ve metalden inşa edilen eşsiz iki saray, yapay gölle çevrilen Balıkçı Köşkü ve her renkten güllerin olduğu mis gibi kokan Gül Bahçesi ile Madrid’in en yaşlı ağacı olan 400 yaşındaki Ahuehuete. 2021’de UNESCO Dünya Mirası listesine eklenen park, ressamları, müzisyenleri ve dansçılarıyla birçok sanat dalının bir arada sahnelendiği Madrid’in özel mekânlardan bir tanesi…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İspanya Kraliyet Ailesi’nin Madrid’deki ikametgâh adresi olan Kraliyet Sarayı, 18. yüzyılda Kral V. Felipe’nin isteği ile inşa edilmiş oldukça şaşaalı bir yapı… Yapının mimarları ise dönemin popüler mimarlarından İtalyan Filippo Juvarra ve Giovanni Battista Sacchetti. 135 bin metrekarelik alanda inşa edilen sarayın 3 bin 418 odası bulunuyor ve bu rakamlar onu Avrupa’daki en büyük kraliyet sarayı yapıyor. İsmi Madrid Kraliyet Sarayı olsa da aslında kral ve ailesi bu sarayı değil daha mütevazı bir saray olan Zarzuela Sarayı’nı kullanıyor. Sadece devlet törenlerinde kullanılan “Palacio Real”ı ziyaret etmek isteyenler belirli bir ücret karşılığında bu heybetli yapıyı görebiliyor. Her biri farklı tarzda dekore edilen odaları, el işçiliğiyle yapılan özel mobilya ve eşyaları ile orta çağ ruhunu çok iyi yansıtan sarayın arka kısmında bulunan Sabatini Bahçelerini de ziyaret etmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Neo-gotik bir mimariye sahip Roma Katolik Katedrali, Kraliyet Sarayı’nın hemen yanında bulunuyor. İsmini, yerine yapıldığı camiden alan Almudena Katedrali, Madrid başpiskoposluğunun da yönetim merkezi. Yapımı 100 yıldan fazla süren ihtişamlı yapının 1879’da başlayan yapımı 1993’te tamamlandı. İspanyolların ünlü prensi Felipe’nin düğününe de ev sahipliği yapan katedralin açılışını ise Papa II. John Paul gerçekleştirdi. İçerisinde müzesi de bulunan yapının giriş katında 16. yüzyıla ait sanat eserleri ve resimler yapının en ilgi çeken bölümleri ve ayrıca kubbesine çıkarak eşsiz Madrid’in manzarasını seyretmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük sanat müzesi olan Prado Müzesi; Pablo Picasso, Goya, Rubens, Boticelli, Diego Velázquez ve Raphael gibi dünyaca ünlü sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Madrid’i ziyaret edenlerin ilk uğradığı noktalardan biri olan müzenin inşası, İspanya Kralı III. Charles’ın isteği ile “Doğa Bilimleri Müzesi” olarak başlasa da Kral VIII. Ferdinand döneminde “Kraliyet Resim ve Heykel Müzesi” olarak 1819’da açıldı. Müzede sadece İspanyolların değil, Avrupalı sanatçıların dünyaca ünlü eserleri sergileniyor. Prado Müzesi’nde yer alan koleksiyonun temeli 16. yüzyılda kraliyet ailesinin sahip olduğu eserlere dayanıyor ancak geçen süre içerisinde başyapıt diyebileceğimiz birçok eser müzeye dâhil olarak dünyanın en önemli sanat müzesi olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İlginç bir hikâyeye sahip olan Debod Tapınağı, İspanya’nın en sıra dışı mekânlarından biri… Mısır devleti tarafından 1968’de İspanya’ya hediye edilen bu yapı, Aswan’ın 15 km güneyine inşa edildi. Milattan önce ikinci yüzyılın başlarında Meroë kralı Adikhalamani tarafından Mısır Tanrısı Amun için başlatılan yapının inşaatı, küçük ve tek odalı bir şapel olarak tasarlandı.  Bu tapınağa çok benzer bir başka tapınak Dakka’da inşa edilirken, yapı Roma İmparatorluğu döneminde tamamlandı. 1960’ta Aswan’ın yaşadığı dönüşüm esnasında anıtların zarar görmesi üzerine UNESCO, uluslararası bir çağrı yaparak yapıyı koruma altına almak istedi. Çağrıyı cevaplayan İspanya oldu ve Mısır hükümeti bu tarihi yapıyı İspanya’ya bağışladı. Tapınak eskiden askeri kışlaların bulunduğu Madrid’in yakınındaki Campo del Moro ve Parque del Oeste bölgelerindeki Parque de Rosales’e yeniden inşa edildi ve 1972’de halka açıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Santiago Bernabéu Stadyumu, dünyaca ünlü Real Madrid Spor Kulübünün resmi stadyumu olarak 1947’de açıldı. Efsane maçların oynandığı bu stadyum ilk yapıldığında 70 bin kapasiteli olarak açılmış, 1953’te 120 bin kapasiteye ulaşmıştır. Ancak UEFA standartlarına uymak adına tekrar 90 bin kişiye düşürülmüştür. Santiago Bernabéu, İspanya ve Madrid’in ilk stadyumlarından biri olarak tarihe geçmiştir. Dünyanın her yerinden milyonlarca ziyaretçi hem tarihi stadyumu görmek hem de Real Madrid takımının maçlarını izlemek için şehre akın etmektedir. Santiago Bernabéu, 2001 ve 2006 yılları arasında tamamen yenilenmiş ve modernize edilmiştir. Stadyum, tarihinde dört Avrupa Kupası ve Şampiyonlar Ligi finaline ev sahipliği yapmıştır. İlk final, 1957’de Real Madrid ile Fiorentina, ikincisi 1969’da AC Milan ve Ajax, üçüncüsü 1980’de Nottingham Forest ile Hamburg ve sonuncusu 2010 yılında Internazionale ve Bayern Münih arasındadır.

  • GÜNEYDOĞU’NUN GÜZEL ŞEHRİ: BATMAN

    Komşuları Diyarbakır, Mardin, Siirt, Bitlis, Muş olan Batman, doğunun turistik açıdan ilgi gören şehirleri arasında bulunmaktadır. Zengin kültürel mirası ve doğal güzellikleriyle adından söz ettiren ilimizin nüfusu 600 binin üstündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sason, Kozluk, Beşiri, Gercüş, Hasankeyf ve Merkez ilçelerinden oluşan şehir, adını Batman çayından almaktadır. Akdeniz ikliminin görüldüğü Batman’ın geniş platolarının tadını çıkarabilmek için en uygun ziyaret dönemi Mayıs ile yaz aylarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1900 kilometre uzunluğundaki Dicle’nin 523 kilometresi ülkemiz topraklarını sulamaktadır. Birçok kolu bulunan Dicle Nehri’nin önemli bir kolu da Batman sınırları içindedir. Nehir kenarında yapılan yürüyüşler bu şehirdeki en güzel aktivitelerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Batman denince akıllara gelen ilk yer Dicle kıyısındaki Hasankeyf’tir. Bu tarihî ilçenin geçmişi 12.000 yıl önceye kadar gitmektedir. Artuklu Hamamı, İmam Abdullah Zaviyesi, Er-Rızık Camisi ve minaresi, Zeynel Bey Türbesi, Eyyubi (Kızlar) Camisi gibi eserler bölgede ziyaret edilebilecek mekânlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Batman sahip olduğu 3000 civarındaki mağara ile özel bir coğrafyadır. Pertukan Kalesi, Beksi Kalesi gibi tarihî yapılar, Mor Kiryakus ve Mor Aho Manastırları gibi eserler şehirde görülmesi gereken önemli adreslerden sadece birkaçıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Artuklu Dönemi’nden kalan ve Diyarbakır sınırlarına dâhil olan Malabadi Köprüsü, Silvan-Bitlis yolunda ve Batman Çayı üzerinde yer alır. Evliya Çelebi’nin Ayasofya’nın kubbesini içine alabilecek kadar büyük bir kemere sahip olduğunu söylediği Malabadi, Batman’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken yerlerden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Otantik çorbalarıyla, et yemekleri ve börekleriyle meşhur Batman mutfağında sac ekmeği, sac tavası, içli ve çiğ köfte, dolma çeşitleri ve yayla çorbası yöresel tariflerle tadabileceğiniz lezzetler arasında bulunmaktadır.

  • BİNLERCE YILLIK ZANAAT KÜLTÜRÜ VE TARİHİ İLE MARDİN

    Tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapan Mardin, kendine özgü mimarisi, antik şehirleri, doğal güzellikleri ve kültürel mirası ile ülkemizin en özel şehirleri arasında yer alıyor. Taş işçiliğinin nadide örneklerine ve binlerce yıllık zanaat kültürüne sahip Mardin’in kent kimliğinde iz bırakan mekânları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin Kalesi ” title_font_size=”13″]

    Mardin Kalesi, Mezopotamya’nın bereketli topraklarına hâkim 1200 metre yüksekliğindeki bir tepede taştan yapılmış surlarla çevrilidir. Sümer, Asur, Pers, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı gibi birçok medeniyet tarafından kullanılan kale, Orta Çağ boyunca özellikle de Artuklu Beyliği Dönemi’nde büyük önem kazanmıştır. Bu dönemde hem askerî hem de ticari yolların kontrolü açısından stratejik bir rol oynamış, İpek Yolu üzerinde bulunması nedeniyle ticaretin gelişmesine de katkı sağlamıştır. Bölgenin doğal kaya yapısı ile uyumlu bir şekilde inşa edilen kalenin içinde sarnıçlar, depolar, kuleler ve çeşitli yaşam alanları bulunmaktadır. Bu yapılar kalenin kuşatma altındayken bile uzun süre ayakta kalmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarihî Mardin Evleri ” title_font_size=”13″]

    Mazıdağı ilçesinin güney yamacında 2,5 kilometrelik bir alan üzerine sıralanan tarihî Mardin evleri, kentin kimliğini yansıtan, tarihin ve kültürün iç içe geçtiği yaşam alanlarıdır. Mardin evlerinin en belirgin özelliği, sarı kireç taşından yapılan duvarlarıdır. Yerel taş ustalarının el işçiliğiyle şekillenen bu taşlar, evlerin karakteristik görünümünü oluşturur. Evler genellikle iki veya üç katlıdır ve dar sokaklar boyunca sıralanmıştır. Alt katlar ardiye ve ahır olarak, üst katlar ise yaşam alanları olarak kullanılır. Bölgenin sıcak ve kurak iklimine uyum sağlayacak şekilde tasarlanan evlerin kalın taş duvarları ve küçük pencereleri, yaz aylarının yakıcı güneşini azaltırken içeriyi ferah ve serin tutar. Evlerin bir kısmı toprağa gömülüdür; bu da doğal bir ısı yalıtımı yöntemidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zinciriye Medresesi” title_font_size=”13″]

    Selçuklu ve Artuklu mimarisinin izlerini taşıyan Zinciriye Medresesi, 1385 yılında Artuklu Sultanı Melik Necmeddin İsa bin Muzaffer Davut Bin Malik Salih tarafından yaptırılmıştır. İki katlı olarak inşa edilen medrese dikdörtgen bir yapıya sahiptir. Ana yapı bir iç avlu etrafında şekillenir ve bu avluda derslikler, öğrenci odaları ve diğer hizmet alanları yer alır. Anadolu’nun en saygın eğitim kurumları arasında gösterilen Zinciriye Medresesinde İslam dini, felsefe, matematik, astronomi ve edebiyat gibi çeşitli bilim dallarında eğitim verilmiştir. Öğrenciler burada hem dinî bilgiler edinmiş hem de dönemin ileri gelen bilim insanlarının derslerine katılarak çeşitli ilim dallarında kendilerini geliştirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin Çarşıları” title_font_size=”13″]

    Artuklu ilçesinde yer alan ve hâlâ faaliyette olan Kayseriye Pasajı, Revaklı Çarşısı, Bakırcılar Çarşısı ile 1. Cadde üzerinde bulunan Kuyumcular Çarşısı, Mardin’i ziyaret edenlerin alışveriş yapmak için uğradığı yerlerin başında gelmektedir. Bu çarşılar aynı zamanda Mardin’in ruhunu, tarihini ve kültürünü yansıtan mekânlardır. Yüzlerce yıldır hizmet veren ve içerisinde onlarca kuyumcu dükkânının bulunduğu Kuyumcular Çarşısında el işçiliği ile işlenen altın ve gümüş ürünler, kentin sanatsal birikimini gözler önüne sermektedir. Mardin’in en eski ve en ünlü çarşılarından biri olan Bakırcılar Çarşısında bakır ustalarının el emeği göz nuru eserler, bakır tepsiler, kahve cezveleri, süs eşyası ve mutfak gereçleri gibi birçok geleneksel ürün bir aradadır. Sabuncular Çarşısında Mardin’in ünlü doğal ve el yapımı sabunları satılırken, telkâri dükkânlarında ince işçilikleri ile dikkat çeken küpe, kolye, bilezik, broş gibi takılar ve telkâriden yapılmış dekoratif eşya yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin Ulu Camii” title_font_size=”13″]

    Mimarisi ve tarihi ile Mardin’in kültürel dokusunun ayrılmaz bir parçası hâline gelen Ulu Camii, 12. yüzyılın sonları ile 13. yüzyılın başlarında, Artuklu Beyliği Dönemi’nde inşa edilmiştir. Zaman içinde farklı dönemlerin izlerini taşıyan çeşitli onarımlar ve eklemeler görmüştür. En dikkat çekici özelliği taş işçiliğidir. Caminin yapımında kullanılan kesme taşlar, taş duvarlar, kubbeler ve minareler dönemin mimari anlayışının ve taş işçiliğinin zirvesini yansıtır. Avlusu hem ibadet öncesi hazırlıkların yapıldığı hem de sosyal etkileşimlerin yaşandığı bir mekândır. Avlunun ortasında yer alan ve abdest almak için kullanılan şadırvan, zarif mimarisiyle dikkat çekmektedir. Yüksek tavanı, geniş kemerleri ve taş duvarları ile ziyaretçilerine huzur dolu bir ibadet ortamı sunan caminin mihrabındaki süslemeler ve hat işlemeleri, İslam sanatının en güzel örneklerini sergiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mardin Müzesi ” title_font_size=”13″]

    1895 yılında inşa edilen, 1995 yılında müzeye dönüştürülen tarihî taş binada Mardin ve çevresinde hüküm sürmüş onlarca medeniyete ait tarihî eserler, kazılardan elde edilen buluntular ve çeşitli dönemlere ait çömlekler, taş aletler, heykeller ve süs eşyası sergilenmektedir. Arkeolojik kazılardan çıkarılan eserlerin yanı sıra geniş bir etnografik koleksiyona sahip müzede geleneksel kıyafetler, el yapımı takılar, ev eşyası ve tarım aletleri gibi eserler bulunur. Farklı dönemlere ait mozaik mezar taşları ile Selçuklu, Urartu, Asur, Bizans, Pers, Roma, Artuklu ve Osmanlı dönemlerine kadar uzanan benzersiz bir koleksiyona sahip müze, Türkiye’nin en zengin arkeoloji müzelerinden biridir.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: BERLİN

    12

    Almanya’nın başkenti ve en büyük şehri olan Berlin, aynı zamanda ülkenin en önemli eyaletlerinden biridir. Kuzey Almanya’da konumlanan bu kozmopolit başkent, tüm dünyanın “Utanç Duvarı” olarak bildiği Berlin Duvarı’nın da bulunduğu bölgedir. Berlin Duvarı’nın yıkılmasıyla Doğu Berlin ve Batı Berlin birleşmiş ve hızla gelişerek kültür ve sanatın kenti hâline gelmiştir. Farklı kültürlere ve dinî inançlara sahip insanları hoşgörüyle kucaklayan kentte bu farklılığın oluşturduğu avantajlar; kültürel, sanatsal ve politik alanlarda kendini göstermektedir. Birçok bakımdan zengin bir kültüre, doğaya ve mimariye sahip Berlin’in tarihçesini ve en ikonik yerlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Berlin’in Tarihçesi” title_font_size=”13″]

    Kentin ortasında bulunan Spree Nehri’nin kıyısında konumlanan kent, 13. yüzyılda balıkçıların yaşadığı sakin bir yerleşim yeri iken; 18. yüzyılda Prusya’nın, 19. yüzyılda ise Alman İmparatorluğu’nun başkenti olarak gittikçe önemli bir yerleşim yerine dönüşmüştür. 1933’te Nazi Almanyası’nın da başkenti olan Berlin, II. Dünya Savaşı’nda neredeyse tamamen yıkılmış; Doğu ve Batı Berlin olarak ikiye ayrılmıştır. 1989’da Berlin Duvarı’nın yıkılmasının ardından 1990’da birleşerek, Alman Federal Cumhuriyeti ismini almış, başkentini de Berlin olarak ilan etmiştir. 2021 yılındaki verilere göre kentte 3.655 milyon kişi yaşamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Brandenburg Kapısı” title_font_size=”13″]

    Berlin’in en önemli tarihî mekânlarının başında gelen Brandenburger Tor, özgür ve birleşik Berlin’in sembolü niteliğindedir. Doğu ve Batı ayrılığının sembolü olan yapı, birleşmeden önce Doğu Berlin sınırlarında yer almaktaydı. 12 adet sütundan oluşan yapının altı giriş, altı tane de çıkış kapısı bulunuyor. 18. yüzyılda Prusya Dönemi’nde inşa edilen kapının büyük bir kısmı II. Dünya Savaşı’nda zarar görmüş, ilerleyen yıllarda yeniden restore edilerek kentin en önemli sembolik yapılarından birine dönüştürülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Müzeler Adası ” title_font_size=”13″]

    Sanatseverlerin gözde şehri Berlin’de bulunan Müzeler Adası, Spree Nehri üzerine kurulu, bir kilometrelik alana yayılmış müze alanındadır. Yaklaşık her sene üç milyon ziyaretçiyi ağırlayan Müzeler Adası, 1999’dan beri UNESCO Dünya Miraslar Listesi’ne girmiştir. Almanya’nın birleşmesinden sonra doğu ve batıya dağılmış eserlerin toplandığı adada dünyanın en önemli arkeolojik ve çağdaş sanat eserleri sergilenmektedir. Ada ziyaretçileri Berlin Katedrali’nin yanı sıra Bode, Pergamon, Neues, Alte Nationalgalerie ve Altes gibi Almanya’nın en önemli müzeleri bir arada görebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Berlin Katedrali ” title_font_size=”13″]

    Müzeler Adası’nda bulunan, Berlin’in en eski ve görkemli yapılarından olan, Almanca ismiyle Berliner Dom, 18. yüzyılda Johann Boumann tarafından barok tarzda tasarlanmış, 1822’de neoklasik tarzda restore edilmiş, 1894’te Alman İmparatoru II. Wilhelm’in emriyle tamamen yıkılarak Mimar Julius Carl Raschdorff tarafından neobarok tarzda yeniden tasarlanmıştır. Birçok defa değişikliğe uğrayan katedral, II. Dünya Savaşı’nda ağır hasar görmesi sebebiyle Mimar Günter Stahn tarafından 1975-1981 yıllarında yeniden ve son hâlini alacak şekilde tasarlanmıştır. Protestanların en önemli kiliselerinden biri olan Berlin Katedrali’nin renkli kubbelerinden kentin büyülü manzarasını izleyerek Berlin’in tarihî atmosferine şahit olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Charlottenburg Sarayı” title_font_size=”13″]

    17. yüzyılın sonlarına doğru inşa edilen ve 18. yüzyılda alanı genişletilen Berlin’in en büyük sarayı, Charlottenburg Sarayı’dır; barok ve rokoko tarzında inşa edilmiştir. Çevresindeki yeşil alana özellikle önem verilerek tasarlanan sarayda mozole, belvedere, tiyatro ve pek de mütevazı denilemeyecek bir köşk bulunur. Berlin’in en çok turist çeken yapılarından olan saray, II. Dünya Savaşı’nda ağır hasar alarak harabeye dönmüş ancak Berlin’in yeniden inşasında saray ve etrafındaki bahçesi de restore edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bergama Müzesi ” title_font_size=”13″]

    Müzeler Adası’nda yer alan Bergama Müzesi, Mimar Alfred Messel tarafından tasarlanmış ve 20 sene süren inşası 1930’da tamamlanmıştır. Bergama Zeus Sunağı, Milet Pazar Yeri Kapısı, Mşatta Sarayı ve İştar Kapısı’nın günümüze ulaşan parçalarının yer aldığı müze, Almanya’nın en popüler müzesidir. Bergama Athena Tapınağı girişi ve Athena Heykeli’nin yanı sıra İslam coğrafyasına ait çini ve halı örnekleri de yer alır. Bergama Müzesinde bulunan Anadolu topraklarına ait eserlerin Türkiye’ye geri dönmesi için de yapılmış başvurular bulunmaktadır.

  • DÜNYANIN DÖRT BİR TARAFINDAN METROPOL MANZARALARI

    Bir şehrin metropol sayılabilmesi için, ülkedeki diğer yerleşimlere göre kültürel, ekonomik, mimari, nüfus gibi olgular bakımından gelişmiş olması ve öne çıkması gerekir. Metropol kelime olarak, Yunanca anakent anlamına gelen metropolis kelimesinden türemiştir. Sayfamızda dünyadaki metropollerden bazılarını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    2020 yılına göre 83 milyonun üstüne çıkan Türkiye nüfusunun %18,49’u İstanbul’da yaşıyor. İstanbul, 15 milyonun üstündeki insan sayısıyla, 131 ülkeden daha kalabalık bir nüfusa sahip. Fakat bu eşsiz şehir, yüksek nüfusundan ziyade kültürel, tarihî, ekonomik ve mimari değerleriyle büyük bir metropoldür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1.104 kilometrekarelik bir alanda 7,5 milyona yaklaşan nüfusuyla Hong Kong, dünyanın en kalabalık metropollerinden biridir. Güney Çin Denizi kıyısındaki konumuyla, eskiden tarım ve balıkçılıkla uğraşılan bir yerleşim yeri olan Hong Kong, günümüzde gökdelenlerin kuşattığı bir silüete sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’ın kuzeyindeki Delhi, ülkesinin ekonomik açıdan taşıyıcı şehirlerindendir. 2020 yılı verilerine göre 30 milyonu aşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık ikinci şehridir, bilindiği gibi listede ilk sıra uzun zamandır Tokyo’nundur. Bu büyük metropol, Yeni ve Eski Delhi olarak iki ayrı bölgeden oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul, Paris ve Moskova’nın ardından Avrupa’nın en kalabalık şehri olan Londra, dünyanın en popüler metropolleri arasındadır. Şehrin öne çıkan özelliklerinden bir diğeri ise etnik açıdan bir hayli kozmopolit olması ve sınırları içinde yaklaşık 300 farklı dilin konuşulmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Lizbon, 3 milyona yaklaşan nüfusuyla, ülkesinin dörtte birini sınırları içinde barındıran önemli metropollerdendir. Portekiz’in başkenti ve en büyük şehri olan Lizbon, tarihi ve kültürel dokusuyla etkileyici bir geçmişe sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Makedonya’nın başkenti Üsküp, Osmanlı izleri barındıran tarihî geçmişi, kültürel değerleri ve endüstriyel birikimiyle Avrupa’nın özgün metropollerinden biridir. Üsküp aynı zamanda, yüksek dağları ve büyük gölleriyle doğayla da kucaklaşan şehirlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    12 milyonu aşan nüfusuyla Güney Amerika’nın en büyük şehirlerinden olan São Paulo, Brezilya’nın 26 eyaletinden birinin de başkentidir. Bu büyük metropol, ülkesinin sanayi, ticaret, finans ve kültür merkezi olarak öne çıkmaktadır.

  • DÜNYANIN EN ÇOK ZİYARET EDİLEN İLK 5 ÜLKESİ

    Her yıl milyonlarca insan valizini toplayıp yola çıkıyor: Kimi yeni tatlar denemek, kimi tarihî sokaklarda dolaşmak, kimi de sadece denizin keyfini çıkarmak için… Bu hareketlilik, yalnızca gezginlerin hayallerini değil; şehirlerin ekonomisini, kültürlerin buluşmasını ve ülkelerin tanıtımını da şekillendiriyor. İşte bu yüzden Birleşmiş Milletler, 1979’da aldığı kararla 1980’den beri 27 Eylül’ü “Dünya Turizm Günü” olarak kutluyor. Ve gelelim en çok merak edilen kısma… BM Dünya Turizm Örgütünün (Mayıs 2025) verilerine göre Türkiye, 2024’te 56,7 milyon yabancı ziyaretçiyle dünyanın en çok turist çeken 4. ülkesi olarak karşımıza çıkıyor. Peki, diğer ülkeler hangileri? İşte ziyaretçi sayısıyla öne çıkan ilk 5 ülke…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fransa” title_font_size=”13″]

    BM Dünya Turizm Örgütünün verilerine göre 102 milyon ziyaretçiyle dünyanın en çok turist çeken ülkesi olan Fransa, Disneyland Paris ile öne çıkıyor; Avrupa’nın önde gelen eğlence merkezi, Val-d’Europe Bölgesi’nin ekonomik ve kentsel gelişimine katkı sağlıyor. Paris’teki Louvre Müzesi, paha biçilmez sanat eserlerini sergileyerek ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Versailles Sarayı, kraliyet ihtişamını yansıtarak tarih meraklılarının dikkatini çekerken Eiffel Kulesi, Paris’in ve Fransa’nın simgesi olarak dünya çapında tanınan en ikonik yapılar arasında yer alıyor. Modern sanat alanında Pompidou Merkezi, 20. ve 21. yüzyıl görsel sanatlarını sergiliyor; Provence’ın lavanta tarlaları ve Côte d’Azur sahilleri ise doğal güzellik ve deniz keyfi arayanları cezbediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İspanya” title_font_size=”13″]

    İspanya’da Katalonya öne çıkıyor ve Barselona’nın da bulunduğu bu bölge, turistlerin ilgisini çekiyor. Balear Adaları, doğal plajları ve berrak sularıyla tatilcileri ağırlıyor. Endülüs; Mağribi mirası, flamenko dansı ve Costa del Sol’un güneşli plajlarıyla seviliyor. Kanarya Adaları, sunduğu çeşitli doğal manzaralar ve plajlarla gezginleri etkiliyor. Festivalleri ve sahil cazibesiyle Valensiya Topluluğu da ziyaretçilerini karşılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amerika Birleşik Devletleri” title_font_size=”13″]

    ABD’de New York öne çıkıyor ve New York Newark-Jersey City Bölgesi uluslararası ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Florida, Miami-Fort Lauderdale-West Palm Beach Bölgesi’yle tatilcileri ağırlıyor. Kaliforniya, Los Angeles-Long Beach-Anaheim ve San Francisco-Oakland-Berkeley bölgeleriyle seviliyor. Nevada, Las Vegas’ıyla dikkat çekiyor; Teksas ise ziyaretçileri çeşitli kültürel ve şehir deneyimleriyle karşılıyor. Orlando-Kissimmee-Sanford Bölgesi ise tema parkları ve eğlence olanaklarıyla turistleri çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türkiye” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de İstanbul öne çıkıyor ve Ayasofya, Sultanahmet Camii ile Topkapı Sarayı gibi tarihî yapılarıyla ziyaretçilerin ilgisini topluyor. Antalya; eski şehir merkezi, plajları ve tatil köyleriyle tatilcileri karşılıyor. Kapadokya; eşsiz kaya oluşumları, mağara evleri ve sıcak hava balonu turlarıyla göz alıyor. Efes, Celsus Kütüphanesi ve Büyük Tiyatro gibi kalıntılarıyla tarih meraklılarını etkiliyor. Pamukkale ise beyaz traverten terasları ve mineral bakımından zengin termal sularıyla doğal güzellik arayan ziyaretçileri cezbediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İtalya” title_font_size=”13″]

    İtalya’da Roma öne çıkıyor ve Kolezyum, Aziz Petrus Bazilikası ile Trevi Çeşmesi gibi tarihî yapılarıyla ziyaretçileri cezbediyor. Milano, katedrali ve küresel moda merkezi kimliğiyle ilgi topluyor. Venedik, kanalları ve eşsiz sanatsal mirasıyla romantik bir atmosfer sunuyor. Floransa, Rönesans’ın beşiği olarak sanat ve mimarisiyle dikkatleri üzerine çekiyor. Rimini ise Adriyatik kıyılarındaki plajlarıyla deniz ve güneş keyfi arayanları etkiliyor.

  • DİKEY BÜYÜYEN ŞEHİR: DAĞLARIN ÜZERİNDEKİ CHONGQİNG

    Hiç apartmanın tam ortasından geçen bir metro hattı gördünüz mü? Ya da gökyüzünde asılmış gibi duran bir köprü? Dağ yamacına oyulmuş mahallelerin, köprülerle birbirine bağlanan semtlerin ve gökdelenlerin hemen yanında geleneksel evlerin bulunduğu bir şehir hayal edin… İşte Çin’in güneybatısında, Yangtze ve Jialing nehirlerinin birleştiği noktada yükselen Chongqing, tam olarak böyle bir yer. Zorlu coğrafyası ve katmanlı kentsel yapısıyla tarih boyunca dikkat çeken Chongqing, mimarlık ve şehir planlamasında sınırları zorlayan uygulamalarıyla öne çıkıyor. Şimdi gelin, bu sıra dışı şehrin en ilginç yapılarına birlikte göz atalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Şehrin simgelerinden biri olan Liziba Metro İstasyonu, dünyada nadir rastlanan bir mühendislik örneği. Metro hattı, bir apartmanın 6. ve 8. katları arasından geçiyor! Yüksek nüfus ve dağlık arazi koşulları böyle bir çözümü zorunlu kılmış. Apartmana zarar vermemesi için özel yalıtımla tasarlanan metro hattı, şehir sakinlerinin olduğu kadar turistlerin de ilgisini çekiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yangtze Nehri üzerinde, 1.166 metrelik teleferik, sadece birkaç dakikada şehrin iki yakasını birbirine bağlıyor. 1984 yılından beri hem günlük ulaşım hem de turistik geziler için kullanılan bu teleferik, şehrin canlılığını havadan izlemek isteyenlerin favori tercihi. Özellikle geceleri, aydınlatılmış şehir görünümü ve nehir manzarası eşliğinde ziyaretçilere unutulmaz bir deneyim sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Şehrin yoğun ve dikeyleşen yapısına rağmen Nan’an Bölgesi’ndeki bir alışveriş merkezinin çatısında 17.000 metrekarelik dev bir oyun alanı bulunuyor. Özellikle çocuklu aileler için açık havada güvenli bir buluşma imkânı sunan bu mekân, yürüyüş yolları, yeşil alanlar ve oyun ekipmanlarıyla donatılarak şehrin içinde nefes alınacak doğal bir ortam oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Jialing Nehri kıyısındaki Hongya Mağarası, şehrin kalbinde yer alan ve geleneksel Çin mimarisinin modern yaşamla harmanlandığı bir merkez. Nehir kenarına asılı gibi duran ahşap iskeletli ve çok katlı binalar ziyaretçilerine eşsiz bir manzara sunuyor. İçerisindeki restoranlar, kafeler, hediyelik eşya dükkânları ve eğlence alanlarıyla gündüzleri şehrin en hareketli buluşma noktalarından biri olan Hongya Mağarası, geceleri ise rengârenk ışıklandırmalarıyla masalsı bir atmosfere bürünerek misafirlerine unutulmaz anlar yaşatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    2021 itibarıyla Chongqing, 200 metreyi aşan yaklaşık 60 gökdelenle dikkat çekiyor. Bunlardan altısı 300 metreyi geçen “supertall” sınıfına giriyor. Bu devlerin en ilginci ise Chaotianmen Nehri kıyısında yükselen Raffles City yerleşkesi. Sekiz kuleden oluşan bu yapının en yüksek iki kulesi 355 metreye ulaşıyor. Kulelerin tepesinde yer alan ve gökyüzünde süzülüyormuş gibi duran köprü ise, şehre farklı bir mimari dokunuş katıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hongyancun İstasyonu, yerin tam 116 metre altında bulunuyor. Metrodan indikten sonra istasyondan çıkmak için 8 bölümden oluşan uzun yürüyen merdivenleri kullanmak gerekiyor. Yolcular, platformlara ulaşmak için geniş yürüyen merdivenler veya yürüyen bantlar aracılığıyla yaklaşık 10 dakikada istasyondan çıkabiliyor; bu da Çin’in en derin metro istasyonunu deneyimlemenizi sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Chongqing’in trafik düzeni de en az yapıları kadar ilginç. Huangjuewan Kavşağı’nda tam 20 rampa, 5 kat ve 8 farklı yöne uzanan yollar bulunuyor. Üç büyük otoyolu birbirine bağlayan yaklaşık 16 kilometrelik bu karmaşık ağda yolu kaybetmek hiç de zor değil. Navigasyon olmadan geçmek sürücüler için âdeta bir sınav ama Chongqing halkı bu yollarda şaşırmıyor. Her şeyin göğe yükseldiği bu şehirde yollar bile gökyüzüne uzanıyor.

  • PİZZANIN ANA VATANI NAPOLİ

    İtalya’nın başkenti Roma ve dünya modasının kalbinin attığı Milano’dan sonra ülkenin en büyük üçüncü şehri olan Napoli; tarih, sanat, kültür, mimari ve müzik alanında adından sıkça söz ettirir. Deniz kenarındaki muhteşem koyları ve eşsiz doğasıyla ünlü Napoli hakkında ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    M.Ö. 7. yüzyılda Yunanlılar tarafından kurulan şehrin ismi “Yeni Şehir” anlamına gelen Neapolis’tir ancak zaman içinde Napoli halini almıştır. Napoli’nin eski tarihsel şehir merkezi UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalyanların ünlü lezzeti pizzanın ana vatanı olan Napoli, âdeta bir gastronomi şehridir. Deniz kenarında bulunmasından dolayı çeşitli deniz ürünlerini mutfağına taşıyan Napoli’nin makarna sosları da ünlüdür. Elverişli tarım alanları sayesinde lezzetli domateslerin yetiştirildiği şehirde dünyaca ünlü mozzarella peyniri de bu bölgedeki mandaların sütlerinden yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her yıl binlerce turistin ziyaret ettiği Napoli’nin ünlü mekânlarından biri Seiano Mağarası’dır. Tünelden dağın diğer tarafına geçilebilen mağaranın bitiminde ziyaretçileri antik bir anfi tiyatro karşılarken; turkuaz rengi denizi ve muhteşem manzarası da gören herkesi kendine hayran bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Büyüleyici sokakları, tarihi yapıları, köklü kültürünün yanı sıra Napoli denince ilk akla gelen Vezüv ve Campi Flegrei Yanardağı’dır. Vezüv, 1281 metre yüksekliğinde aktif bir yanardağdır ve M.S. 79’daki püskürmesinde Pompeii, Herculaneum ve Stabia şehirlerini haritadan silmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Napoli’deki Ulusal Arkeoloji Müzesi, 1777’de inşa edilmiş ve ilk yıllarında savaş okulu olarak kullanılmış, daha sonra üniversiteye ardından da dünyanın en zengin arkeolojik koleksiyonun sergilendiği müzeye dönüştürülmüştür. Antik Yunan ve Roma dönemine ait eserler arasında heykeller, mozaikler, değerli taşlar ve gümüşler yer alır. Ayrıca Vezüv Yanardağı’nın ortadan kaldırdığı Pompeii şehrine ait tüm eserler bu müzede sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en gözde tatil mekânlarından olan Capri Adası, Napoli Körfezi’nin güneyinde yer alır. Antik Yunan mitolojisinde denizcilerin dikkatlerini tiz sesleriyle dağıtarak gemileri kayalıklara sürükleyen “Sirenler”in yaşadığı ada olarak geçer. Dünyanın önde gelen isimlerinin tatil rotasında olan ada, bir zamanlar Roma prenslerinin de gözdesiymiş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Napoli, İtalya’nın dünyaca ünlü sinema yıldızı Sophia Loren’in de büyüdüğü yerdir. Dünyanın en güvenli şehirleri arasında yer alan Napoli’nin tarihi ve kültürel dokusu birçok ünlü yazarın eserine konu olmuş ve ilham vermiştir. Edebiyat festivalleri ve yazar buluşmaları gibi önemli etkinliklere ev sahipliği yapan kent, sağladığı katkılardan dolayı UNESCO tarafından “edebiyat şehri” ilan edilmiştir.

  • AKSARAY: KAPADOKYA’NIN SAKLI GÜZELLİĞİ

    Konya, Niğde, Nevşehir, Kırşehir, Ankara ve Tuz Gölü ile çevrili olan Aksaray pek çoğumuz için gerçekten de saklı bir güzellik… Gidip görmeyenler, yolu düşmeyenler için kısa bir Aksaray turu hazırladık. Eğer keşfetmeyi seven biriyseniz, doğal ve tarihi güzelliklerini yerinde yaşamak üzere mutlaka Aksaray’ı da gezi planınıza dâhil etmelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sarıyahşi, Ağaçören, Ortaköy, Güzelağaç, Güzelyurt ve Merkez ilçelerinden müteşekkil Aksaray, İç Anadolu Bölgesi’nde birkaç ili kapsayan ve Kapadokya olarak isimlendirilen bölgede yer almaktadır. 1989 yılına kadar Niğde’nin bir ilçesi olan kent, bu tarihten sonra il statüsü kazanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Eteklerinde Nora Antik Kenti’ni barındıran, büyük bir bölümü meşe ağaçlarıyla kaplı olan ve dağcılık sporuyla ilgilenenler için cazibe merkezine dönüşen 3268 rakımlı Hasan Dağı, İç Anadolu Bölgesi’nde Erciyes’ten sonraki ikinci büyük dağdır ve Aksaray sınırları içinde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1.Alaeddin Keykubad tarafından 1299 yılında yaptırılan, II. Gıyaseddin Keyhüsrev tarafından genişletilen ve günümüzde yaklaşık 5 bin metrekarelik bir alanı kaplayan Sultanhanı, Selçuklu mimarisinin en naif örneklerinden biri olarak şehrin Merkez ilçesinde konumlanmış durumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en küçük ilçelerinden olan Güzelyurt, turistik gezilerin odak noktasıdır. Yüksek kayaların üstünde yer alan ve taşların oyulmasıyla yapılmış Yüksek Kilise’den Hasan Dağı’nı seyretmek, yine taştan oluşan tarihi Güzelyurt Evleri’ni gezip görmek, ilçede yapılacaklar listesinin başında gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güzelyurt’a yakın mesafedeki Ihlara Vadisi ise Aksaray’daki tüm doğa harikalarının başında gelir. 120 metre yüksekliğindeki ve 14 km uzunluğundaki vadiye 382 basamaklı merdivenden inilerek, içinde eşsiz doğa yürüyüşleri yapabilir, bu sırada kayalara oyulmuş onlarca kiliseyi gezip görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İsteğe göre iri ya da küçük doğranmış etlere domates, biber, sarımsak ve baharatların eşlik ettiği, üstüne kuyruk yağının serildiği ve genellikle fırında pişirilen kiremit tava, kent mutfağında öne çıkan yemeklerdendir, Aksaray tava ya da et tava olarak da bilinir.

  • KUŞ BAKIŞI MANZARALAR

    Dünyamıza tepeden baktığımızda alışageldiğimiz tüm manzaralar bambaşka bir hâl alıyor. Dağların geometrik bir desen olduğu, şehirlerin elektronik plakalara benzediği bu manzaralar aslında yıllardır içinde yaşadığımız dünyanın ta kendisi. Eşsizliğine hayran kaldığımız gezegenimize bir de kuş bakışı bakmaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Endonezya’da bulunan bu manzara aslında bir pirinç tarlasına ait.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    En kalabalık şehirlerden biri olan Tayland’ın otoban yoluna kuş bakışı baktığınızda âdeta çağdaş bir sürreal sanat eseriyle karşılaşıyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İzlanda’nın buzul nehirlerinin tepeden çekilen fotoğrafındaki iki rengin sadeliği ve uyumu heyecan uyandırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Direnç, kondansatör ve anahtardan oluşan elektrik devresine benzeyen bu manzara, geniş alana yayılmış bir fabrika…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Rengârenk şekerlemeler gibi gözüken sahildeki insanlar jöleli mavi bir pastayı süslemişçesine iştah açıcı duruyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yeşil tonlara sahip geometrik desenler ne bir futbol stadyumu ne de bir yüzme havuzu; endüstriyel su arıtma tesisine ait olan tepeden bir görüntü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gördüğünüz renkli bir paspas değil, Hollanda’nın ünlü lale tarlalarının muazzam görüntüsü.