Etiket: istanbul

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: BAKIRKÖY

    Bizans döneminde kralların taç giyme törenlerine sahne olan Bakırköy; Osmanlı döneminde ise ordunun savaşa çıkmadan önce limanda toplanmasına tanıklık etmiştir. İsmi Hebdomon, Jeptimun, Makrohori, Makriköy derken, Cumhuriyet’le beraber Bakırköy’e dönüşmüş. Nostaljik hikâyesinde, bahçelerinde begonviller açan cumbalı ahşap evler, yaz aylarında yaşanan deniz sefaları, kış olunca uskumruların, palamutların kıyıya vurması, çoluk çocuk yaşanan balık tutma keyfi gibi sayfiye yerine has detaylar yer alır. Günümüzde Bakırköy’de nereleri gezip görebilirim diyenler için ise hemen listemize geçelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un muteber semtlerinden Bakırköy’de merkezi bir lokasyon olan ve Atatürk Anıtı ile ünlü Cumhuriyet Meydanı için pek çok adresin kesişim noktası diyebiliriz. Örneğin buradan, köklü bir mahalle olarak bilinen Zuhuratbaba’ya geçmek oldukça kolay. Zuhuratbaba demişken de adını aldığı Zuhuratbaba Türbesi’nden bahsetmeden olmaz. Büyük bir park içinde yer alan türbe, kutsallık atfedilen niteliğinden dolayı yaz-kış ziyaretçi ağırlayan bir mekân.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün en ünlü caddelerinden olan ve sahile dikine uzanan Ebuzziya Caddesi oldukça işlek bir lokasyon. Vitrinlere bakmak, alışveriş yapmak için ideal bir adres. Tabii bu cadde asıl 1800’lerden kalan Dzınunt Surp Asdvadzadzni Ermeni Kilisesi’nin mimarisiyle dikkat çeken çan kulesini görmek için tercih edilmeli… Hemen karşısında daha sade görünümlü bir Rum kilisesi, onun arka sokağında Çarşı Camii, onun arkasındaki sokakta ise bir İtalyan kilisesi olduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün denizle haşır neşir mahallelerinden olan Florya deyince akıllara Atatürk’ün bu bölgeyi ziyareti ve denizde çekilen fotoğrafları gelir. Şimdilerde geniş bahçeli, havuzlu villa ve sitelerin konumlandığı yerde sahil boyunca yürüyüşler yapabilir, sahil parkında uzun saatler kafanızı dinleyebilirsiniz. Buraya geldiğinizde sahil kıyısında bulunan ve günümüzde müze olarak hizmet veren Atatürk Deniz Köşkü’nü de ziyaret etmeyi ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün en büyük mahallesi olan Yeşilköy’ün adını, burada yaşamış olan edebiyatçı Halit Ziya Uşaklıgil’in teklif ettiği ve bu şekilde isimlendirildiği rivayet edilir. Yeşilköy’de görülmesi gereken yerlerin başında ise 3 bin metrekaresi kapalı, 12 bin metrekaresi açık olmak üzere yaklaşık 15 bin metrekarelik bir alana kurulmuş olan İstanbul Havacılık Müzesi gelir. Uçaklardan çeşitli araç gereçlere Türk Hava Kuvvetleri’nin kullandığı pek çok özel parça bu önemli müzede görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’ün özel adreslerinden biri de Veliefendi Hipodromu’dur. Bu arazi III. Mustafa tarafından, daha önce sürgün ettiği Şeyhülislam Veliyüddin Efendi’ye özür yerine geçmesi umularak hediye edilmiş. Veliyüddin Efendi de burada bakımlar yaptırarak araziyi vakfetmiş. Uzun yıllar Veliefendi Çayırı olarak bilinen alanda günümüzde at yarışları düzenleniyor. Yeri gelmişken, Hipodrom’un kuzeyinde İstanbul’un en büyük eski su depolarından olan Fildamı Sarnıcı’nın bulunduğu bilgisini de söylemeden geçmeyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’den gelip geçen o kadar çok ünlü isim var ki, Toto Karaca, Münir Özkul, Cem Karaca, Tarık Akan burada doğmuş mesela… Cenap Şahabettin, Ahmet Rasim, Ziya Uşaklıgil burada yaşamış… Ne var ki semtin yaşam alanları kadar mezarlığı da etkileyici. Bakırköy Mezarlığı semte gelen yerli turistlerin özellikle ziyaret ettiği mekânlar arasında. Mezar taşları edebi cümlelerle bezeli bu alanda, “Gün batarken sanırım gölgeni bir başka güneş / Sarışınlık getirir gözlerin akşamlarıma” dizelerini yazan Cenap Şahabettin’in mezarı da bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bakırköy’e gitmenin en güzel yollarından biri deniz otobüsünü kullanmaktır. Araçtan indiğinizde sahil caddesine onlarca teknenin dinlendiği Ataköy Marina’nın içinden geçerek ulaşırsınız. Bu tercih gezinizden daha fazla keyif almanızı sağlayacak güzel bir başlangıç olabilir. Marinanın parkı, spor, yeme-içme, konaklama hizmetleri alabileceğiniz geniş bir bölgeye sahip, belki bir süre burada vakit geçirmeyi de düşünebilirsiniz.

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: KADIKÖY

    Birkaç günlük geziyle keşfetmenin olanaksız olduğu, akla her düştüğünde mis gibi deniz kokusu, vapur ve martı sesleriyle anıları canlandıran büyük ilçemiz Kadıköy… Her semti ve sokağıyla büyüleyen bu yerleşim, “beni tanı” yerine “beni yaşa” diyen bir bölgedir ve geldim gördüm diyerek geçmeniz oldukça zordur. Yine de şu lokasyonlara vakıf olmak Kadıköy’ün havasını almanız için kâfi gelecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kadıköy İskelesi veya iskele meydanındaki Haldun Taner Tiyatrosu’nun önü Kadıköylüler için öteden beri nostaljik bir buluşma noktasıdır. Genellikle buluşan dostların devamındaki eylemi ise nostaljik tramvay güzergâhını takip ederek Boğa Heykeli’nin bulunduğu noktaya, oradan da Bahariye Caddesi’ne çıkmak şeklindedir. İkinci alternatif ise PTT’nin olduğu taraftan ara sokaklara saparak Bahariye Caddesi’ne ulaşmak olabilir. Tabii bu sırada sahafların da yer aldığı pasajları dolaşmak, birbirinden özgün üretimlerin yer aldığı dükkânlardan alışveriş yapmak kaçınılmazdır. Ve Bahariye Caddesi’ne çıkıldığında Süreyya Operası’ndaki bir etkinliği izlemek bu adreste yapılacak en güzel aktivitelerden biridir. 1924-1927 yılları arasında Süreyya İlmen Paşa tarafından yaptırılan Süreyya Operası, tarihi hikayesi ve nostaljik mimarisiyle de ilginizi çeken özel yapılardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    “Eyüp öksüz, Kadıköy süslü, Moda kurumlu.” der Necip Fazıl, Canım İstanbul şiirinde… Şehre biraz yukarıdan baktığı doğrudur ama bir Modalı olmasanız bile sokaklarını birkaç saat arşınladığınızda sizi dışlamak bir tarafa evinize dostlar edindirerek uğurlar. Moda kafeleri zincir restoranların aksine, yan masadakiyle, işletme sahibiyle, garsonuyla selamlaşmadan girip çıkmanın yadırgandığı mekânlardır. Yemeğinizi yedikten sonra ise ünlü sahilinde uzun yürüyüşler yapmadan, çimenlere örtünüzü serip güneşe karşı uzanmadan dönmek olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avrupa yakasından Kadıköy’e vapurla geçerken ve iskeleye az bir mesafe kalmışken, tarihi tren istasyonu Haydarpaşa Garı tüm yolcuları taşıdığı zengin mirasla selamlar. Muhtemelen İstanbul’da yaşayan veya turist olarak gelmiş pek çok kişi bu anı deneyimlemiştir. Fakat sadece önünden gelip geçmekle yetinilmemelidir. Mutlaka, tarihi yapının içine girilmeli, mimarisi incelenmeli, denize bakan merdivenlerinden “Seni yeneceğim İstanbul!” diye seslenmelidir, zira Yeşilçam filmlerinin yüzümüzü güldüren bu repliğinin seti ya Boğaz gören bir lokasyon ya da Haydapaşa Garı’nın bu merdivenleri olagelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sadece Kadıköy’ün değil İstanbul en meşhur adreslerinden Bağdat Caddesi boydan boya yürünmesi gereken bir rota. O bölgede oturanlar için caddenin geniş kaldırımlarında yürüyüşler yapmak klasik bir rutindir. Lüks mağazaların el işi ürünler yapıp satan küçük esnafla dip dibe yer aldığı, şaşırtıcı sürprizlerle karşılaşmanın çok olası olduğu bir yerdir burası. Caddenin üst tarafından ara sokaklara dalarsanız Şemsettin Günaltay Caddesi’ne, alt taraftaki sokaklardan Marmara sahiline çıkarsınız. Özellikle sahile açılan sokakları ağır adımlarla gezmek gerekir ki birbirinden zarif eski ahşap köşkler gözden kaçırılmasın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Anadolu yakasının Avrupa yakasına kıyasla daha sakin, daha dingin olduğu her zaman söylenir. Bunda iş merkezlerinin büyük bir kısmının Avrupa yakasında toplanmış olmasının ve Anadolu tarafındaki yerleşimlerin şehir merkezine daha sonradan katılmış olmalarının payı büyük elbette. Kadıköy ilçesinde doğayla baş başa kalabileceğiniz, denize yakın sakince vakit geçirebileceğiniz pek çok adres bulunmakta. Onlardan biri de Fenerbahçe Parkı. İster piknik alanlarında kendi yemeklerinizle bir doğa sofrası kurabilir, isterseniz park alanındaki restoranlarında vakit geçirebilirsiniz. Özellikle hafta sonu kahvaltısı için tercih edilen bir yer Fenerbahçe Parkı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Caddebostan’ın ve sahilinin sayfiye yeri olduğu dönemler eskide kaldı ama hâlâ yaz aylarında denizin tadını çıkarmak isteyenler için uğrak nokta Caddebostan sahilidir. Günümüzde genç, yaşlı herkesin rağbet gösterdiği sahilde denize girebilir, yürüyüş yapabilir, bisiklete binebilirsiniz. Buraya kadar gelmişken uzaktan da olsa görmenizi istediğimiz yapı ise Ragıp Sarıca Köşkü olacak. Ragıp Sarıca Paşa tarafından 1906 yılında yaptırılan köşkün görkemi göz kamaştırıcı. Bugün atıl vaziyette olan yapı uzun süre sessizliğe terkedildiği için halk tarafından Perili Köşk adıyla anılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bu bölgeye bir gezi planlayın ya da planlamayın Kadıköy’de bir kere de olsa gidip görülmesi gereken müzeler bulunmaktadır. Örneğin İstanbul Oyuncak Müzesi. 1700’lü yıllardan günümüze kalan bir köşkte sergilenen, kimileri insanı hayretler içerisinde bırakan yüzlerce oyuncak Göztepe semtindeki bu müzede görülebilir. 1999 yılında kaybettiğimiz sanatçımız Barış Manço’nun, bir zamanlar yaşadığı Moda’daki evi de Barış Manço Müze Evi olarak ziyarete açık durumda. Sanatçının yaşam alanını ve özel eşyalarını görmek isteyenlerin bu mekâna güzel duygularla girip çıkacağına şüphe yok.

  • BEYOĞLU GEZİ REHBERİ

    İstanbul büyük bir şehir, Beyoğlu ise şehrin en büyük ilçelerinden ve en kozmopolit yerleşimlerinden biri. 45 mahalleden oluşan bu ilçeyi bir günde gezmek, tanımak imkânsız. En azından iki günlük ve iyi planlanmış bir turla, onda da ancak belli başlı yerler gezilebilir.  Peki bu gezide nereler es geçilmemeli?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstiklal Caddesi’nin Tünel ucunda yer alan Galata Mevlevihanesi bir Beyoğlu gezisinde mutlaka listenin ilk sıralarında olmalıdır. 1491 yılında kurulmuş mekân gerek hikâyesi gerek görsel malzemesi ile şehrin değerli kültürel miraslarından biridir. Semahane binasındaki müze sergisi, derviş odaları, hat koleksiyonu mutlaka görülmeli ve yemyeşil bahçesinde derin nefesler alıp verilmelidir. Ziyaret saatleri yaz-kış dönemlerinde değişmektedir, giriş ücretli ve Müze Kart geçerlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Elbette Beyoğlu’na gelip de Tünel’den Taksim Meydanı’na uzanan İstiklal Caddesi boyunca yürümemek mantıklı olmaz. Bu yürüyüş sırasında zaman zaman duraksamanız gereken adresler vardır. Örneğin görkemli mimarisiyle dikkat çeken St. Antuan Kilisesi… İstanbul’un en büyük Katolik kilisesi olan yapının cephe genişliği 38 metredir. İtalyan rahipler tarafından yönetilen kilise gün içinde ziyarete açık durumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu, bilhassa İstiklal Caddesi pasajlarıyla ünlüdür. Tarihi Ses Tiyatrosu’nu barındıran Halep Pasajı, Atlas Sineması’na ev sahipliği yapan Atlas Pasajı gibi niceleriyle… 18 daire 24 dükkânıyla 1875’te inşa edilen Çiçek Pasajı da onlardan biridir. 1930’larda çiçekçilerle dolan pasajın adı da o günkü çiçeklerden gelir. İster kapısından içeri bir göz atıp çıkın ister uzun saatler geçirin ama Beyoğlu’na geldiğinizde Çiçek Pasajı’nı görmeden dönmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nda yerleşimin en eski izlerini sürebileceğiniz Galata’yı adım adım gezmenin keyfi başkadır. İlla bir adrese yönelmeniz gerekmez, sokak aralarında karşılaşacağınız sürprizler sizi fazlasıyla keyiflendirecektir. Galata Kulesi’ni işaret etmemize gerek var mı bilmiyoruz. Bu simgesel yapının seyir kısmına çıkmadan, İstanbul’a kuşbakışı bakılmadan yapılan bir Beyoğlu gezisi yarım kalmış demektir. Hatta gezinizi buradan başlatıp Galip Dede Caddesi’ni takip ederek Galata Mevlevihanesi ve oradan da İstiklal Caddesi’ne geçebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk zamanlar Tarihi Yarımada’nın karşısında gelişen Beyoğlu’nun Bizans dönemindeki adı, karşı yaka, öte anlamına gelen Pera idi. Şimdilerde Pera’nın adı özellikle iki mekânda yaşıyor ve bu mekânlar Beyoğlu gezisinin içinde yer alması gereken adresler. Bir tanesi ünlü Şark Ekspresi yolcularını ağırlamak için 1895’te açılan Pera Palas. Bu otel Kraliçe II. Elizabeth’ten Alfred Hitchcock’a kimleri ağırlamamış ki. En değerli misafirlerinden Atatürk’ün ve Agatha Christie’nin müze olarak düzenlenen odaları ziyarete açık durumda. Pera isimli ikinci mekân da çeşitli sergilere ev sahipliği yaparak kültür-sanat hizmeti veren Pera Müzesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Beyoğlu’nun Haliç’e yakın kıyılarında tersanenin inşa edildiği Hasköy büyük bir korulukmuş ve burası Tersane Bahçesi olarak anılmaktaymış. Bu bahçe içine 17. yüzyıl başlarında bugün Aynalıkavak Kasrı olarak bildiğimiz ve o zaman Tersane Sarayı diye isimlendirilen yapı yapılmış. Venedik Muharebesi’nden sonra Venediklilerin III. Ahmet’e hediye ettiği değerli büyük aynalar da sarayın odalarında yerlerini almışlar. İsminde geçen “aynalı” ifadesi buradan geliyor. Osmanlı döneminden kalan bu tarihi mekânın değeri okumaktan ziyade görmekle anlaşılacaktır. Bir Beyoğlu gezisinde hem Aynalıkavak Kasrı hem de Haliç kıyıları ihmal edilmemelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Haliç kıyıları demişken listeye ekleyebileceğiniz bir adres de Sütlüce semtindeki Miniatürk olmalı. Burada Türkiye’nin dört bir yanındaki önemli yapı ve oluşumların minyatürleri görülebilir. İzmir Saat Kulesi’nden Aspendos’a Pamukkale’den Peri Bacaları’na onlarca maket… Toplamda 60.000 m2 olan alanın 15.000 m2’sinde bu maketler sergilenirken, diğer tarafta kafe ve restoran gibi dinlenme alanları, Türkiye-İstanbul Simülasyon Helikopter turu gibi aktivite alanları yer alıyor. Miniatürk her gün 9.00-19.00 saatleri arasında açık durumda.

  • IHLAMUR KASRI’NIN BULUŞTURDUĞU TARİH SANAT KÜLTÜR VE DOĞA

    Bahçe içine yapılmış süslü ev, köşk veya küçük saray gibi anlamlara gelen ve Osmanlı’dan günümüze kalan kasırlar, kültür dünyamızın görkemli varlıkları arasında başı çekiyor. Hele de İstanbul’daki kasırlar bulundukları yerde sadece geçmişle değil, yüksek bir estetik anlayışla da aramızda köprü kuruyor. Onlardan biri de Beşiktaş’taki Ihlamur Kasrı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sultan Abdülmecit tarafından yaptırıldılar” title_font_size=”13″]

    III. Ahmet döneminde tersane emini olan Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olduğu için Hacı Hüseyin Bağları olarak bilinen mekân sonrasında devlet hazinesine katılmış ve padişahların sık sık uğradığı bir mesire alanına dönüşmüş. Asıl ilgiyi ise Sultan Abdülmecit tarafından görmüş ve yaklaşık 25 bin m2 olan alanın içine kendisi tarafından iki tane kasır yaptırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İsimleri Merasim Köşkü ile Maiyet Köşkü’dür” title_font_size=”13″]

    Yaptırılan kasırlardan biri Merasim Köşkü diğeri Maiyet Köşkü adını alır. Sultan Abdülmecit’in av partileri düzenlediği bilinen, yabancı misafirlerini ve bilhassa yazarları, sanatkârları ağırladığı, gösterişli mimarisiyle dikkat çeken köşk Merasim idi. Az ilerisinde bulunan ve daha sade bir üslupla inşa edilen Maiyet ise Sultan’ın maiyeti, bazen de haremi tarafından kullanılmaktaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Merasim Köşkü, Ihlamur Kasrı olarak bilinen yapıdır” title_font_size=”13″]

    Fransız şair Lamartine, Sultan Abdülmecit’in konuğu olarak ziyaret ettiği bu geniş alanı sonradan şöyle tasvir etmiştir:

     

    “…Binanın karşısındaki bahçede güzel yemiş ağaçları ile bu vadiye ismini veren büyük ıhlamurlar vardı. Köşke çıkan üç basamaklı merdivenin önünde, yasemin dallarını aşamayan küçük bir fıskiye, tatlı bir şırıltı ile mermer havuza dökülüyordu. Ihlamur padişahın en sevdiği köşktür, burada dinlenir ve mütalaa eder.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mimarisi Dolmabahçe Sarayı ile benzerlikler gösterir” title_font_size=”13″]

    Kasırların yapıldığı dönem 1849-1855 arasıdır. Yani bu sırada Dolmabahçe Sarayı’nın inşası da tüm hızıyla sürmektedir.  Ve kasırların mimarı Dolmabahçe Sarayı’nı da inşa etmek olan Balyan Ailesi mensuplarıdır. Özellikle Merasim Köşkü’nün çiçekler, yapraklar, deniz kabukları, vazolardan oluşan dış cephe bezemelerinin Dolmabahçe Sarayı ile benzerlik göstermesi dikkat çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ihlamur Kasrı’nı eşsiz hale getiren yemyeşil büyük bahçesidir” title_font_size=”13″]

    İki yapı da subasman adı verilen bir yapı eteği üzerinde yükselir ve ikisine de çift kollu merdivenlerle giriş yapılır. Maiyet Köşkü’nün dış cephesi daha yalın fakat 19. yüzyıl Batı’sından esinlenen iç dekorasyonu bir o kadar gösterişlidir. Kasırları eşsiz hale getiren asıl detay ise içinde yer aldığı büyük bahçesidir. Mevsimine göre manolyaların, lalelerin açtığı, ıhlamur kokularının sardığı bahçe, ördeklerin yüzdüğü süs havuzlarıyla cazibesini artırır. Kış aylarında yapraklarını döken çoğu ağaç baharın gelmesiyle canlanır ve şehrin orta yerinde yeşilin hâkim olduğu, kuşların cıvıldadığı bir vahaya, tarihin ve doğanın gölgesinde huzurlu vakit geçirmenin eşsiz adreslerinden birine dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Padişahların uğrak yerini ziyaret etmek mümkün” title_font_size=”13″]

    Sultan Abdülmecit’in ölümünden sonra azalarak da olsa ilgi göstermeyi süren kasırda Sultan Abdülaziz’in güreş törenleri yaptırdığını, V. Mehmet Reşat’ın Bulgar ve Sırp Krallarını ağırladığını kaynaklardan biliyoruz. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir süre atıl kalan alan daha sonra TBMM’ne bağlanmış, çeşitli evrelerden geçerek bugünkü halini almıştır. Günümüzde Merasim Köşkü müze olarak, Maiyet Köşkü kafe olarak ve bahçe alanı dinlenme-gezi bölgesi olarak halkın ziyaretine açık bulunmaktadır. Girişin ücretli olduğu mekânda müze bölümünü sesli rehber eşliğinde gezebiliyor veya sadece kafe ve bahçe hizmetlerinden faydalanabiliyorsunuz.

  • İSTANBUL’U TAMAMLAYAN MİMARİSİYLE SÜLEYMANİYE CAMİİ

    Yüzyıllardır, Tarihi Yarımada’dan yansıyan silüetiyle Haliç’i, Marmara Denizi ve Boğaz’ı selamlayan Süleymaniye Camii için Mimar Sinan kalfalık eserim demiş, büyük şair Yahya Kemal ise hislerini Süleymaniye’de Bayram Sabahı şiirinde şöyle dile getirmiştir:

     

    “Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi,

    Seçmiş İstanbul`un ufkunda bu kudsî tepeyi;

    Taşımış harcını gâzîleri, serdârıyle,

    Taşı yenmiş nice bin işçisi, mîmâriyle.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Süleymaniye Camii, en büyük Osmanlı külliyelerinden olan Süleymaniye Külliyesi’nin ana unsurudur. Bu yapı kompleksi medreseler, kütüphane, sıbyan mektebi, darüşşifa, darüzziyafe, hamam gibi bölümlerden oluşur ve aynı zamanda Kanuni Sultan Süleyman, Hürrem Sultan ile Mimar Sinan’ın türbelerine ev sahipliği yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1551-1557 yılları arasında inşa edilen caminin yapım sürecini Evliya Çelebi şöyle anlatır: “Bütün Osmanlı ülkesinde ne kadar bin mükemmel üstat, mimar yapı ustası, işçiler ve taşçılar ve mermer işleyenler varsa hepsini toplayıp üç yıl bütün ayakları bağlı forsa temelini yerin altına indirdiler. Üç senede binanın temeli yeryüzüne yükselip bina meydana çıktı. Bir yıl o halde kaldı… Bir yıldan sonra Sultan Bayazıd-ı Veli‘nin presesine (hiza ipi) göre mihrap kondu. Dört tarafına duvarlarını kubbe aralarına varıncaya kadar üç yıl yükselttiler. Ondan sonra metin güçlü dört paye üzerine yüksek kubbeyi yaptılar…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Süleymaniye Camii’nin en görkemli tarafı şüphesiz ki dört fil ayağı üstüne oturtulmuş 53 metre yüksekliğindeki ana kubbesidir. 27,5 metre çapındaki kubbenin kemerine Mimar Sinan, “kemeri kübra” yani “kudret kemeri” adını vermiştir. Kubbenin hemen altındaki kasnak 32 adet pencereyle çevrilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Cami önce iki minareli olarak inşa edilmiş, Sultan Süleyman’ın isteği üzerine son cemaate giriş yerindeki duvarın köşelerine iki minare daha eklenmiştir. Böylece cami avlusunun dört köşesi birer minare ile taçlandırılmıştır. İlk iki minare 76 metre uzunluğundadır ve üçer şerefesi bulunur. Sonradan eklenen iki minare ise 56 metre yüksekliğinde ve ikişer şerefelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kubbe kasnağındaki 32 ve diğer kısımlardaki 138 adet pencere ile aydınlanması sağlanan caminin iç süslemeleri görkemli mimarisine nazaran oldukça sadedir. En dikkat çeken detaylar, ana kubbenin ortasında yazan Nur Suresi ile mihrabın iki yanındaki pencerelerin üstünde, çini madalyonlarda yazan Fetih Suresi işçilikleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İnşa sırasında kullanılan malzemelerin Osmanlı topraklarının dört bir köşesinden getirtildiği rivayet edilir. Buna göre, taşlar İstanbul ve Yalova’dan, beyaz mermerler Marmara Adası’ndan, demir Bulgaristan’dan, yeşil mermerler Arabistan’dan, kurşun Sırbistan’dan, kereste Istıranca’dan, alçı ve kireç Bursa’dan getirtilmiştir. Diğer taraftan, bu yapının tarihte onlarca deprem atlatan İstanbul’da hasar almadan günümüze kadar ulaşmayı başarması malzemesinin ve mimarisinin gücüyle doğru orantılıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    16. yüzyılda yaşayan Mimar Sinan’ın mesleki dehası 21. yüzyıl insanına eserleri aracılığı ile ulaşmıştır. Süleymaniye Camii de onlardan biridir. Örneğin kubbenin iç taraflarına ağzı açık bir şekilde yerleştirilen 50 cm boyunda 64 küp koyarak akustiği dengeleyen Mimar Sinan, külliyedeki tabhanenin altına bir sarnıç yaptırarak, camide biriken yağmur sularının bu sarnıca gitmesini sağlamıştır.

  • İstanbul’un Sembolü Olan 10 Şirket-i Hayriye Vapuru

    İstanbul’un Sembolü Olan 10 Şirket-i Hayriye Vapuru

    Güzeller güzeli İstanbul, tarihinin başından beri her göreni büyüleyen bir şehirdi. Zaman içinde çok değişen ama gizemli güzelliğinden hiçbir şey kaybetmeyen şehir büyüdü, kalabalıklaştı, yeni yollara, köprülere sahip oldu ama bazı şeyler hiç değişmedi, İstanbul’un değişmeyen çehresinin belki de en özel yanlarından biri vapurları olarak kaldı.

    İstanbul’un tüm dünyayı kendine hayran bırakan Boğaz kıyısındaki semtleri arasında ulaşım eskiden kayıklarla sağlanırdı. 1851 yılından itibaren sefere başlayan Şirket-i Hayriye vapurları şehrin ulaşımına yepyeni bir boyut kattı ve Boğaziçi’nde seyahatin yeni bir sayfası açılmış oldu. İlk seferini Eminönü-Üsküdar arasında gerçekleştiren Şirket-i Hayriye 1945 yılında Deniz Yolları ve Limanları İşletmesi Genel Müdürlüğü’ne devredildiyse de İstanbul’un her devrine şahitlik eden vapurları şehrin sembolü olmaya devam etti. Karşınızda sizi zamanda yolculuğa çıkararak İstanbul’un geçmişine götürecek 10 Şirket-i Hayriye vapuru…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    şirket-i hayriye
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    tarihi vapurlar, şirket-i hayriye
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    şirket-i hayriye
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    istanbul vapurları, tarihi vapurlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    istanbul vapurları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    istanbul vapurları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    şirket-i hayriye
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    istanbul vapurları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    istanbul vapurları
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
    istanbul vapurları
  • 8 Türkiye Şehrinin 8 Kardeş Şehri

    8 Türkiye Şehrinin 8 Kardeş Şehri

    “Kardeş şehir” dünyada ilk kez 1950’li yıllarda ABD şehirlerinin dünya şehirleri ile iletişimini güçlendirmek amacıyla uygulamaya konmuştu. İlerleyen yıllarda tüm dünyaya yayılan bu uygulamayla birbirinden uzak mesafedeki şehirler arasında sosyal ve ekonomik işbirliğini sağlamak amaçlanıyor. Bir şehrin, dünyanın pek çok ülkesinden şehirlerle kardeşlik bağı da bulunabiliyor, örneğin İstanbul’un Asya kıtasında 18 kardeşi varken, Avrupa’da 11, Amerika’da 4, Afrika’da 3 kardeş şehri bulunuyor. Bu listemizde 8 ilimizin kardeş şehirlerinden birer tanesini görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]