Etiket: istanbul

  • Her Yeni Güne İstanbul Boğazı’na Bakarak Başlayan Semtler

    Her Yeni Güne İstanbul Boğazı’na Bakarak Başlayan Semtler

    Bütün dünyanın görmek için can attığı yerlerin arasında İstanbul Boğazı’nın da bulunduğunu söylersek kimse şaşırmayacaktır. Bildiğiniz gibi Boğaz’ın iki yakasına dağılan yerleşim yerlerine Boğaziçi deniyor ve işte listemiz bu semtleri içeriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    ortaköy, bebek, etiler

    Osmanlı Donanması’nın gemilerini limana bağlayabilmek için Barbaros Hayreddin Paşa’nın diktirdiği “beş taş”tan geliyor Beşiktaş’ın adı. Dikilitaş’tan Etiler’e, Ulus’tan Yıldız’a İstanbul’un gözde semtlerini barındıran ilçede Ortaköy ya da Bebek kıyılarından Boğaz’ı seyretmenin keyfi dünyanın çok az yerinde bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sarıyer, istanbul

    Sarıyer ilçesine bağlı Rumeli Hisarı semti adını 1452’de Fatih Sultan Mehmet tarafından Boğaz’dan geçiş yapan gemilerin kontrolü için inşa ettirdiği Rumeli Hisarı’ndan alıyor. Aşiyan Tepesi’nden Boğaz’ı gören ve Ahmet Hamdi Tanpınar’dan Orhan Veli’ye ünlü pek çok ismin ebedi uykuya yattığı Aşiyan Mezarlığı da Rumeli Hisarı’nda bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    istanbul, sarıyer

    Attilâ İlhan “emirgan’da acılaşmak koyu bir semaverden” der Emirgan’da Çay Saati ismini verdiği şiirinde. Çınaraltı Kahvesi’nde ya da Emirgan Korusu’nda bir bardak çayın demiyle de bir fincan kahvenin telvesiyle de Boğaz’ın içimize kadar sokulan sularını seyre dalabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    istanbul boğazı

    İstanbul Boğazı’nın Karadeniz’e açıldığı Avrupa kıyıları Sarıyer ilçesini çevreler. Boğaz’ın Karadeniz’le birleştikten sonra hırçınlaşmaya başlayacak sularını son kez selamlayan semtler bu ilçededir. Yine Garipçe Köyü gibi insana bir metropolde yaşadığını unutturacak doğal güzelliğe ve dinginliğe sahip yerleşimler de Sarıyer’in kıyısındaki özel yerlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Antik çağlardan Bizans Dönemi’ne Osmanlı’dan Cumhuriyet’e hep değerli olmuş bir yerleşim Üsküdar. Anadolu Yakası’nın bu en köklü ilçesinde Boğaz’ın güzelliğini sahilde yapacağınız yürüyüşlerle deniz seviyesinde, Çamlıca Tepesi’nden ise kuş bakışı görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Paşalimanı ve Beylerbeyi arasında kalan Kuzguncuk semti kaybolmayan komşuluklar ve hâlâ yerinde duran esnafıyla ünlüdür. Tabii insanlara güven duyduğu için evi olan sokaklarda rahatça yaşayan kedileri saymadan geçemeyiz. Kuzguncuk, özlenen mahalle atmosferini en iyi biçimde koruyan Boğaz semtlerindendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Üsküdar’ın Boğaz kıyısında yer alan semtlerinden Çengelköy de tıpkı Kuzguncuk gibi hatıralar biriktirilen yerleşimlerden biridir. Geçmişten bu yana asırlık çınar ağaçlarının gölgesinde Boğaz’a bakarak yazılan yazılar, şiirler literatürümüzde çoktan yerlerini almışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    anadolu hisarı, anadolu feneri

    Akdeniz ve Karadeniz iklimini bir arada yaşayabileceğiniz bir yer olan Beykoz da balık restoranlarıyla ünlü. Hıdiv Kasrı’ndan Küçüksu Kasrı’na, Anadolu Hisarı’ndan Anadolu Feneri’ne İstanbul’un incisi Boğaz’ı farklı noktalardan görebileceğiniz semtler de bu güzel ve sakin ilçede bulunuyor.

  • İSTANBUL’U İSTANBUL YAPANLAR

    İstanbul’u İstanbul yapan değerlerimizden önce, İstanbul’u bizim şehrimiz yapan isimden başlayalım söze… Tarihî antik yerleşimlere uzanan bu kadim şehre sahipsek, herkesten önce onun sayesinde. Yüzlerce yıldır dünyanın göz bebeği olan İstanbul bize, 29 Mayıs 1453 tarihinde şehri fethederek sur kapılarından giriş yapan Fatih Sultan Mehmet’in emaneti… Tabii böyle bir şehrin sahip olduğu değerleri sıralamak da hiç kolay bir iş değil. İstanbul’un sembol değerleri raflara sığmayan ciltlerce kitapta ancak anlatılabildi ve takdir edersiniz ki  burada tümüne hakkıyla yer vermek imkânsız. Biz bir çırpıda aklımıza gelenleri sıraladık, listenin devamını zihninizde siz getirin. Sizce, İstanbul’u İstanbul yapanlar nelerdir?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Topkapı Sarayı’ndan Dolmabahçe Sarayı’na… Küçüksu Kasrı’ndan Aynalıkavak Kasrı’na… Üç kıtada 600 yıl hüküm sürmüş bir imparatorluk başkentinin saraylarla anılması elbette tesadüf değil… Fatih Sultan Mehmet’le birlikte 30 sultan görmüş bu şehir! Saraylar kadar, saray yavrusu denebilecek mekânlar, yani sultanların, beylerin meskeni olan kasırlar da işte o günlerden yadigâr…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en romantik yapısını soracak olsalar, çoğumuz, İstanbul temalı kartpostalların müdavimi Kız Kulesi’ni gösteririz. Ya da şehrin Bizans Dönemi eserlerine bir temsilci atanacak olsa, çoğumuz için onun da Galata Kulesi olması kaçınılmaz olur. Siz hiç Kız Kulesi ya da Galata Kulesi olmadan bir İstanbul hayal edebilir misiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’u dünyanın gözbebeği hâline getiren en büyük özelliği şüphesiz ki iki kıtayı ayıran Boğaz’ı ile onları birbirine bağlayan köprüleridir. Boğaz’ın suları şehrin eşsiz konumunu vurgularken kıyısına dizilmiş yalılar eski İstanbul’un zarif kültürünü yansıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir kıyıdan diğer kıyıya yüzüp duran, peşinde martılar kovalayan vapurlar İstanbul’un kokusunu alabileceğiniz yegâne ulaşım araçlarıdır. Uğradıkları her iskele ise şehrin en nostaljik buluşma ve ayrılma, kavuşma ve vedalaşma mekânlarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Minarelerin göğe uzandığı silüetiyle ünlüdür İstanbul… Yahya Kemal’in ifadesiyle “Görebilsin diye sonsuzluğu her yerden iyi / Seçmiş İstanbul`un ufkunda bu kudsî tepeyi” dediği Süleymaniye Camii olmadan, meydanıyla tüm şehri kucaklayan Sultanahmet Camii sayılmadan hiç İstanbul’dan söz edilebilir mi?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı…  Şehrin nabzını tutan tarihî çarşılar yerlisi için de yabancısı için de İstanbul denince akla gelen ilk yerlerdir. Osmanlı’dan günümüze kalan, bıkmadan usanmadan yüzlerce yıldır sayısız insan ağırlayan rengârenk dünyalardır onlar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’u İstanbul yapanların arasında elbette surlar ve hisarlar da var. Fatih Sultan Mehmet’in şehre sahip olmak için aşmaya çalıştığı surlardan günümüze kalanlar, o yolda yaptırdığı Rumeli Hisarı, sonradan Rumeli Hisarı’nın karşı kıyısını işaretleyen Anadolu Hisarı bizatihi İstanbul demektir.

  • İstanbul’da İlkler ve Enler

    İstanbul’da İlkler ve Enler

    İstanbul üzerine ne çok, ne çeşitli ve ne renkli yazılar bulunuyor tahmin edebilirsiniz, tüm bu kaynakları okumak neredeyse bir ömür ister. Biz de İstanbul’un ilkleriyle ilgili listemizi huzurlarınıza getiriyor ve her birinize bu mavi şehir kadar güzel bir ömür diliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Barok Cami” title_font_size=”13″]

    Sultan I. Mahmut Dönemi’nde inşası başlatılıp III. Osman Dönemi’nde tamamlanan Nuruosmaniye Camii’dir. 1748-1755 yılları arasında yapılan camide Türk mimarisi ile Barok üslubu bir arada kullanılmış ve Çemberlitaş semtindeki mabet bu özelliğiyle ilk örnek olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Kule” title_font_size=”13″]

    Bizans İmparatoru Anastasius tarafından 528 yılında Fener Kulesi olarak yaptırılan, 1348 yılında Cenevizliler tarafından yeniden inşa edilen Galata Kulesi’dir. Bizanslılar kuleyi Büyük Burç/Megalos Pyrgos, Cenevizliler İsa Kulesi/Christea Turris diye isimlendirmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Demir Döküm Kilise” title_font_size=”13″]
    demir kilise

    Demir Kilise olarak da bilinen Balat semtindeki Sveti Stefan Kilisesi’dir. Yapının iskeleti, dış cephesi ve iç dekorasyon materyallerinde demir ve çelik kullanılmıştır. Viyana’da üretilerek İstanbul’a taşınan yapı parçaları önceden hazırlanan temele yerleştirilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Büyük Saray” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet tarafından 1465 ila 1478 yılları arasında yaptırılan Topkapı Sarayı şehirdeki sarayların en büyüğüdür. Tarihî Yarımada’da surları, avluları, binaları, kuleleri ve içinde yaşanmış hikâyeleriyle İstanbul’un en değerli kültür varlıklarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Çocuk Hastanesi” title_font_size=”13″]
    eski istanbul fotoğrafları

    Bugünkü Şişli Etfal Hastanesi kurulduğu dönemde Avrupa’da benzeri olmayan bir çocuk hastanesiydi. II. Abdülhamit’in 1 yaşında difteriden kaybettiği kızı Hatice Sultan anısına 1898 yılında açtırdığında adı Himaye-i Etfal yani Çocukların Himayesi idi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İlk Kapalı Çarşı” title_font_size=”13″]

    İsmiyle müsemma ilk Kapalı Çarşı’ydı. Sadrazam Mahmut Paşa’nın 1461 yılında inşasını başlattığı çarşının bir kısmı Bizans Dönemi’nden kalmaydı ve ilk adı “Bezzazistan” yani Bedesten’di. Kapalı Çarşı Fatih’te Beyazıt, Nuruosmaniye, Mercan semtlerinin kesişme noktasında bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En İlginç Anıt Taş ve İlk Hareket Noktası” title_font_size=”13″]
    milion

    Sultanahmet Meydanı’ndaki Milion ya da Milyon Taşı’nı Bizans İmparatoru Konstantin yaptırmıştı ve bu taşın olduğu nokta dünyanın orta yeri olarak kabul ediliyordu. Avrupa şehirlerine ya da diğer yönlere olan bütün mesafeler bu taş dikkate alınarak hesaplanıyordu.

  • Dünya Metropollerinin Rengârenk İllüstrasyonları

    Dünya Metropollerinin Rengârenk İllüstrasyonları

    Küçücük köylerden en büyük ülkelere kadar dünya coğrafyasını ekranlarınıza taşımak Kültür ve Yaşam’ın vazgeçemeyeceği alışkanlıkların başında geliyor. Şimdiye kadar bunu farklı bilgiler ve birbirinden güzel görsellerle yaptık, bu listemizde de illüstrasyonlarını getiriyoruz huzurlarınıza… Hangi metropollerin mi?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Vapuru, denizi ve Haydarpaşa Garı ile dünyanın en güzel şehri İstanbul…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en pahalı caddesi olarak bilinen Beşinci Cadde’siyle New York…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Simgesi haline gelen Eyfel Kulesi ile âşıklar şehri Paris…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Masa Dağı’na kadar çıkan teleferiği ve Signal Tepesi’yle Cape Town…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aziz Vasil Katedrali’nin de bulunduğu Kızıl Meydan ile Moskova…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Meşhur Saat Kulesi Thames Nehri’ne bakan Londra…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Guinness Rekorlar Kitabı’ndaki dünyanın en yüksek kulesi Sky Tree ile Tokyo…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    San Pietro Bazilikası ve Meydanı eşliğinde Roma…

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: BEYKOZ

    Evliya Çelebi, Beykoz’u Seyahatname’de şöyle tasvir eder: “Sekiz yüz haneli, bağ ve bahçeli, mamur bir kasabadır. Camisi, mescidi, hamamı, sıbyan mektebi, küçük sokakları, ağaçlarla müzeyyen çarşı ve pazarı vardır. Çarşı ve pazarı çok bakımlıdır. Halkı bahçıvan, oduncu ve balıkçıdır. Ab-ı havası nefistir.” Elbette, 17. yüzyıldan bu yana çok şey değişti Beykoz’da ama kestane, fındık, ıhlamur, meşe ve kayın ağaçlarıyla bezenmiş, denize komşu olması yetmezmiş gibi derelerle sulanıp serpilmiş doğası güzelliğini hiç kaybetmedi. Batısı İstanbul Boğazı, kuzeyi Karadeniz’le sınır, karadaki komşuları Şile, Çekmeköy, Ümraniye ve Üsküdar olan ilçede mutlaka görmeniz gereken yerler var. İşte onlardan sadece birkaçı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yahya Kemal’in, “Sana dün bir tepeden baktım aziz İstanbul” dizesini yazdığı Mihrabat Korusu, denize nazır yalıları, Arnavut kaldırımlı sokakları, pudra şekerli yoğurdu ve daha pek çok ünlü ayrıntısıyla Kanlıca semti, Beykoz’un göz bebeklerinden biri. Kanlıca’nın nostaljik ve sevimli iskelesi ise buluşma mekânlarının başında gelir. İskele civarındaki çay bahçeleri de Boğaz manzarasını huzurla seyre dalabileceğiniz yerler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Beykoz’un Kavacık semtindeki Otağtepe, İstanbul Boğazı’nı doyasıya yaşayabileceğiniz, doğayla baş başa ve sakinlik içinde saatlerce vakit geçirebileceğiniz bir lokasyonda yer alıyor. Ayrıca manzaraya karşı sevdiklerinizle birlikte öğle ya da akşam yemeği yiyebileceğiniz hoş bir kafesi de bulunuyor. Bu arada Otağtepe isminin, Fatih Sultan Mehmet’in Fetih’ten önce kurdurduğu ve karargâh niteliği taşıyan otağından, yani çadırından geldiğini de ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kanlıca ile Kandilli arasındaki Anadoluhisarı semti, tarihi yapıları, görkemli yalıları ve muhteşem manzarasıyla mutlaka görülmesi gereken Beykoz semtlerinden biridir. Semt bu adı, Boğaz’ın en dar noktasına Yıldırım Beyazıt tarafından yaptırılmış Anadolu Hisarı’ndan alır. 14. yüzyıl yapısı olan Hisar, 7 bin m2’lik bir alan üstüne inşa edilmiştir. Günümüzde bazı bölümleri yıkılmış olan yapının ortasından bir yol geçmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bir Boğaz köyü olan Çubuklu’nun sırtlarında, Mısır’ın son hidivi (yani valisi) Abbas Hilmi Paşa tarafından, 1907 yılında İtalyan mimar Delfo Seminati’ye yaptırılan Hıdiv Kasrı, İstanbul’un sembol kasırları arasındadır. 1000 dönümlük arazi üzerine art nouveau tarzında inşa edilmiş yapı, vitrayları, süs havuzları, çeşmeleri ve geniş bahçesiyle dikkat çekmektedir. Günümüzde restoran ve sosyal tesis olarak işlev gören Hıdiv Kasrı, ziyaretçilerini hem mimarisiyle hem de manzarasıyla kendine hayran bırakmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Söz kasırlardan açılmışken, Üsküdar-Beykoz sahil yolu üstünde bulunan ve tüm detaylarıyla göz kamaştıran bir eseri daha gezi listenize almanızı önereceğiz. O eser, Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan Küçüksu Kasrı. 19. yüzyılda Nigoğos Balyan tarafından yapılan Küçüksu Kasrı’nın iç dekorasyonu Paris Operası dekoratörü Sechan tarafından dizayn edilmiş. Bu yapı, sadece oya gibi işlenmiş mimari detaylarıyla değil, özgün bahçesiyle de ziyaretçilerini etkilemeyi başarıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    19.yüzyıldaki Kırım Savaşı sırasında, Boğaz ile Karadeniz arasındaki deniz yolu geçişlerini kontrol edebilmek amacıyla yapılan Anadolu Feneri, günümüze kadar ulaşmayı başaran özel yapılardan biridir. Adını verdiği Anadolufeneri de nostaljik bir balıkçı köyü olarak karşımıza çıkmakta. İstanbul gibi bir metropolde kendinizi sahil kasabasında hissedebileceğiniz Anadolufeneri, Beykoz’da mutlaka görülmesi gereken yerler arasında diyebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Beykoz’da doğaya yakın olmak için çaba harcamaya gerek yok ama yine de temiz havayı çok daha rahat soluyup, kuş cıvıltılarını daha fazla duyabileceğiniz yerleri de var. Örneğin Polonezköy Tabiat Parkı onlardan biri. İstanbul’un ilk ve en büyük tabiat parkı olan yer, yürüyüş ve koşu parkurları, piknik alanları ve sahip olduğu çocuk oyun bahçeleri nedeniyle özellikle aileler tarafından tercih ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bu mutena ilçede, 360 dönümlük bir arazi içine konumlanmış ve ismini Osmanlı dönemindeki Beykoz Cam ve Billurât Fabrika-i Hümâyûnu’ndan alan bir müze var ki hem tarihi binası hem barındırdığı eserler hem de bahçesindeki 117 çeşit ağaç ile mutlaka görülmesi gereken yerler arasında bulunuyor. Türk cam sanatının ve Avrupa camlarının, zengin bir koleksiyonla 12 ayrı bölümde sergilendiği Beykoz Cam ve Billur Müzesi, aynı zamanda ülkemizin ilk cam müzesi unvanına sahip.

  • İSTANBUL’U İSTANBUL YAPAN SARAY VE KASIRLAR

    İstanbul’u İstanbul yapan ne çok şey var öyle değil mi? Boğaz, Kız Kulesi, Sultan Ahmet Camii, Adalar, martılar, balık-ekmek, Kapalı Çarşı, sokak kedileri, Anadolu ve Rumeli Kavakları, Galata, Kadıköy, Üsküdar… Saymakla bitmez ki! Birbiriyle alakalı ya da alakasız ama hepsi İstanbul’a ait yüzlerce değere sahibiz. Saray ve kasırlar ise mimari açıdan en görkemlileri… Şüphesiz İstanbul denince yerli-yabancı herkesin aklına ilk önce Topkapı Sarayı gelecektir. Bu şehri çok daha güzel hâle getiren diğer saray ve kasırları da biz sıralayalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Beşiktaş semtinde yer alan Yıldız Sarayı yekpare bir yapı değil köşkler, kasırlar, cami, saat kulesi, fotoğraf atölyesi, basımevi, tiyatro, müze, gözlemevi gibi ayrı yapıları aynı koruda buluşturan büyük bir saray kompleksiydi. İçindeki ilk eser, Sultan III. Selim’in annesi Mihrişah Sultan için yaptırdığı kasır olmuştu. II. Abdülhamit devrinde en görkemli günlerini yaşayan saray kompleksinden günümüze ulaşan yapılar arasında üçüncü avludaki Yıldız Şale de bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılda Sultan Abdülaziz tarafından inşa ettirilen Beylerbeyi Sarayı 3 bin m2’lik bir alanı kaplıyor. Dikdörtgen planlı ve iki katlı asıl sarayla birlikte iki küçük deniz köşkü, Mermer Köşk, Sarı Köşk ve Ahır Köşk de bu alanın içinde yer alıyor. Sarkis Balyan’ın mimarlığında yapılan Beylerbeyi Sarayı’nın denizden karaya doğru setler halinde yükselen bir bahçesi bulunmakta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Küçüksu Kasrı, dış cephesini süsleyen detaylı kabartmalar bir tarafa, iç cephesindeki halılardan tablolara, şöminelerden mobilyalara, parkelerden tavanlara kadar sanatsal özellikler taşıyan bir yapı. Nigoğos Balyan tarafından inşa edilen yapı bodrum katı ile birlikte üç katlı. Boğaziçi’nde, Anadolu Yakası’nda, Üsküdar-Beykoz sahil yolu üstünde yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1843-1856 yılları arasında 110 bin m2’lik alana inşa edilen, Beşiktaş’ta sahil bölgesinde yer alan Dolmabahçe Sarayı için en görkemli Osmanlı sarayı denir. Boğaz’a dönük cephesinin uzunluğu 600 metre olan saray binasında 285 oda, 44 salon, 68 tuvalet, 6 hamam bulunmaktadır. İç ve dış süslemelerinde Batı üslubu hâkim iken genel mimarisinde eklektik bir anlayış görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    18. yüzyıl Osmanlı mimarisiyle dikkat çeken Aynalıkavak Kasrı, adını, iç dekorasyonunda kullanılan büyük boydaki aynalardan almıştır ve bu aynaların dönemin padişahı III. Ahmet’e Venedikliler tarafından hediye edildiği bilinmektedir. Beyoğlu ilçesindeki Hasköy semtinde konumlanan yapı günümüzde ziyarete açık bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    750 metre boyunca uzanan ön cephesinde görkemli pencereleri, zengin süslemeleri ile Boğaz’dan geçenlerin gözlerini alamadığı Çırağan Sarayı, Beşiktaş ile Ortaköy arasında yer almaktadır. 19. yüzyılda inşa edilen yapı 1910’da büyük bir yangınla karşı karşıya kalarak yıllar süren bir sessizliğe bürünmüştür. Ardından büyük tadilatlardan geçirilerek 1990’ların başında otel olarak hizmete açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ihlamur Kasrı dendiği vakit akıllara, etrafını saran yeşil alanla birlikte toplamda 24 bin 724 m2’lik bir alan gelmelidir. Sultan Abdülmecit’in buraya “Nüzhetiye” adını verdiği ve bu kelimenin neşe, sevinç, ferahlık anlamına geldiği bilinmektedir. Ihlamur Kasrı, alan içinde inşa edilmiş iki köşkten süslemeleri daha çok dikkat çeken Merasim Köşkü’nün adıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sultan Abdülmecit’in 19. yüzyıl ortalarında kız kardeşi Adile Sultan için yaptırdığı saray, Üsküdar ilçesindeki Kandilli semtinde Boğaz manzarasına karşı konumlanmıştır. Adile Sultan tarafından 1899 yılında bağışlanan yapı bir süre Kandilli Kız Lisesi olarak kullanılmıştır. 1986 yılında geçirdiği yangınla büyük hasar almış ancak yapılan bağış yardımıyla restore edilerek günümüze ulaştırılabilmiştir.

  • 9 Madde ile Şehrin İçinde Şehirden Uzak, İstanbul’un Prens Adaları

    9 Madde ile Şehrin İçinde Şehirden Uzak, İstanbul’un Prens Adaları

    İstanbul’un hem turistler hem de sakinleri için en çekici güzelliklerinden biri de Prens Adaları’dır. Şehrin Avrupa ve Anadolu Yakası’ndaki iskelelerden kolayca ulaşılabilen adalar, bir günlüğüne bile olsa şehrin karmaşasından uzaklaşmak için bir fırsat sunar, güzel doğası ve bir tablo gibi saatlerce izlemek isteyeceğiniz sokaklarıyla ruhunuzu dinlendirir. İşte karşınızda 9 madde ile Marmara Denizi’nin üzerine inci gibi sıralanmış Prens Adaları…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Adaları olarak da anılan Prens Adaları, 9 ada ve 2 kayalıktan oluşur. Bu adaların sadece 5 tanesinde yerleşim vardır. Büyükada, Heybeliada, Burgazada, Kınalıada ve Sedef Adası’nda yaz kış yaşayanlar bulunur. Sivriada, Yassıada, Tavşan Adası ve Kaşık Adası’nda ise düzenli yerleşim bulunmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Prens Adaları’nın hepsi bir arada İstanbul’un Adalar ilçesini oluştururlar, Adalar ilçesinde yaklaşık 16.000 kişi yaşar. Fakat Adalar özellikle ilkbahar ve yaz aylarında ziyaretçilerle dolar taşar ve yazlıklarına gelenleri de ekleyince nüfusu kat kat artar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adalarda motorlu taşıtların kullanımı yasaklanmıştır, ada sokaklarını en çekici yapan özelliklerden biri de trafiğin gürültüsünden eser olmamasıdır. Eskiden adanın alametifarikaları arasında bulunan faytonlar, hayvan hakları savunucularının itirazları sayesinde yerlerini yavaş yavaş elektrikli bisikletlere bırakmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Adaları ziyaret edenlerin en keyif aldığı aktivitelerden biri de birbirinden güzel köşkler ve villalar ile dolu, rengârenk çiçeklerin, yemyeşil ağaçların süslediği bahçeleri seyrederek ada sokaklarını arşınlamaktır. Bu sokakları ilk kez gezen herkes burada bir evi olduğunun, bu güzel ve sakin sokaklarda yaşadığının hayalini kurar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Prens Adaları’nın en büyüğü olan Büyükada’nın en çok ilgi gören yapıları, Aya Yorgi Kilisesi ve şu anda boş olan Rum Yetimhanesi’dir. Aya Yorgi Kilisesi’ne çıkan zorlu yokuşu tırmanan ziyaretçiler burada dilek dileyip, ağaçlara dilek kurdelesi bağlar, kilisenin yanındaki restoranda dinlenip manzaranın tadını çıkarır. Rum Yetimhanesi ise dünyanın en büyük yekpare ahşap binası olarak bilinmektedir. Büyükada’daki Nizam Plajı ve Aşıklar Kır Gazinosu da ziyaretçilerin yoğun ilgisini çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Adalar’ın tek Bizans Kilisesi olan Kamariotissa, ikinci büyük ada olan Heybeliada’da bulunur. Ünlü edebiyatçımız Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın yaşadığı ev de müzeye çevrilmiş ve ziyaretçilere açılmıştır. Heybeliada’nın sahil kesiminde yer alan sıra sıra restoranlar, adanın arkasındaki Çam Limanı’nda bulunan sanatoryum adanın ilgi çeken yönleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Burgazada ise Sait Faik Abasıyanık ile tanınır. Ünlü hikâyecimiz burada yaşamıştır ve anısına kurulan Sait Faik Müzesi de burada bulunur. Kalpazankaya, güzel plajıyla Marta Koyu, sanatoryum Burgazada’ya has güzelliklerdir. Çam ormanları ve ahşap köşkler de Burgazada’nın en çok ilgi gören yönleri arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Surp Krikor Lusavoriç Ermeni Kilisesi ve Hristos Manastırı, Kınalıada’nın gezilecek yapıları arasındadır. Diğerlerinden daha küçük ve sakin bir ada olan Kınalıada’nın özellikle arka kısmında bulunan koylar denizin tadını çıkarmak için çok uygundur, burada hem özel hem de halk plajları bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sedef Adası’nın büyük bir kısmı özel mülk olduğu için bu adada yapılabilecekler sınırlı. Ama İstanbul’a en uzak ve sakin ada olan Sedef Adası’nda güzel bir doğa yürüyüşünün tadını çıkarabilir, daha sonra ister halk plajında ister özel plajda gün boyu güneşlenip denize girebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Güzel doğası ve şehre yakın ama uzak konumuyla adalar birçok sanatçıya ev sahipliği yapmıştır. Kültür ve sanat hayatımızı renklendiren birçok eser adalarda üretilmiştir. Mehmet Akif Ersoy, Orhan Veli Kanık, Necip Fazıl Kısakürek, Reşat Nuri Güntekin, Yahya Kemal Beyatlı bu sanatçılar arasındadır. Adaların kültürel zenginliğini keşfetmek için, Büyükada Reşat Nuri Güntekin Evi, Heybeliada İnönü Müze Evi gibi merkezleri de ziyaret edebilirsiniz.

  • BİR ŞEHRİ GÖZETLEYEN KULE

    Galata Kulesi yalnızca mimari bir yapı değil; imparatorlukların yükselişine ve çöküşüne, seferlere, yangınlara ve şehirde yaşanan büyük dönüşümlere sessizce tanıklık eden bir anıttır. İlk temellerinin ne zaman atıldığı kesin olarak bilinmese de yüzyıllar boyunca farklı medeniyetler tarafından sahiplenilen bu kule, her dönemde farklı bir anlam kazanmıştır. Peki, asırlar boyunca İstanbul’un değişen silüetine tanıklık eden Galata Kulesi’nin bu denli merkezî bir sembol hâline gelmesinin ardında hangi tarihsel süreçler yatıyor? Yazımızda, Galata Kulesi’nin tarih sahnesindeki yolculuğunu ve şehirle kurduğu eşsiz bağı keşfedeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    MS 6. yüzyılda Bizans İmparatorluğu, Hun ve Bulgar akınlarıyla kuzeyden tehdit altındayken, Galata (o dönemdeki adıyla Sykai) bölgesine, Boğaz’daki tehlikeleri izlemek ve haberleşmeyi sağlamak için bir gözlem ve işaret kulesi inşa edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1300’lerde siyasi çekişmeler sonucu Galata’yı (Pera) ele geçiren Cenevizliler, bölgeyi surlarla çevreleyip bir koloniye dönüştürür. Bu savunma hattının en önemli yapısı olarak, 1348 yılında bugünkü Galata Kulesi inşa edilir. Eski Bizans kalıntılarının yerine yükselen taş kuleye, tepesine yerleştirilen haç nedeniyle “Christea Turris” (İsa’nın Kulesi) adı verilir. Bu ad, kulenin sadece askerî değil, dinî bir simge olarak da görüldüğünü gösterir. Hem Haliç’i hem Boğaz’ı görebilen kule, Galata’daki Ceneviz varlığının en güçlü sembolü hâline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1453’te İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethedilmesinden sonra Galata Kulesi farklı amaçlarla kullanılmaya başlanır. Ancak 1509’daki büyük deprem, yani “Küçük Kıyamet”, kuleye ciddi zarar verir. Bunun üzerine, II. Bayezid’in başmimarı Murad bin Hayrettin gözetiminde kule, 13,20 metre yüksekliğinden itibaren yeniden inşa edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1609 yılında doğan Hezârfen Ahmed Çelebi’nin en büyük hayali, insanın uçabileceğini kanıtlamaktır. Bu amaçla kuşları inceler, hava akımlarını gözlemler ve kendi “kartal kanatlarını” tasarlar. 1632 yılında lodoslu bir havada kanat benzeri bir araç kullanarak Galata Kulesi’nden havalanıp yaklaşık 3358 metre boyunca Boğaz’da uçarak Üsküdar’daki Doğancılar Meydanı’na iner. IV. Murad bu başarısını bir kese altınla ödüllendirir. Bu olağanüstü uçuş, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinin birinci cildinde detaylı şekilde yazılır ve yüzyıllardır gerçek ile efsane arasında ilham verici bir hikâye olarak anlatılmaya devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kanuni Sultan Süleyman zamanında zindan olarak hizmet veren kule, II. Selim Dönemi’ndeki yangınlar sonrası onarılır, III. Murat Dönemi’nde gözlemevine dönüştürülür. 1717 yılında yangınlara karşı kulede “kös” çalınarak haber verme sistemi kurulur. 1831 yangınının ardından Galata Kulesi, II. Mahmud Dönemi’nde önemli bir yenileme geçirir ve Cumhuriyet Dönemi’nde yangın gözetleme ve Deniz Kuvvetlerinin haberleşme postası olarak kullanılır.

     

     

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#”]

     

    2013 yılında Galata Kulesi, UNESCO tarafından Türkiye’nin Dünya Mirası Geçici Listesi’ne alınır. 2020 yılında ise Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından gerçekleştirilen restorasyon ve düzenlemelerle kule, müzeye dönüştürülür ve İstanbul’un Kurtuluşu’nun yıl dönümü olan 6 Ekim 2020’de yeniden açılır. MüzeKart ile ziyaret edilebilen Galata Kulesi’nin büyüleyici manzarası ve tarihine dair daha fazlası için videomuzu izlemeyi unutmayın!

  • İSTANBUL’UN KALBİNDE 7 ASIRLIK BİR ÇARŞI

    Kapalıçarşı, İstanbul’un Fatih semtinde Tarihî Yarımada’da yer alan, dünyanın en büyük ve en eski kapalı pazarlarından biridir. Osmanlı döneminde ticaretin kalbi olarak hizmet veren Kapalıçarşı hem içerisinde satılan ürünler hem de labirente benzeyen tarihî mimarisi ile günümüzde yerli ve yabancı turistlerin ilgisini çekiyor. Kurulduğu günden bu yana kültürel ve ticari açıdan İstanbul’un simgelerinden biri olan Kapalıçarşı hakkındaki bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kapalıçarşı’nın çekirdeğini oluşturan ve Bizans dönemine ait olduğu düşünülen ilk bedesten, yani “Cevahir Bedesteni” (Bedesten-i Atik), 1460 yılında inşa edilir. Bu bedestenin geliri Ayasofya’ya aktarılmak üzere Fatih Sultan Mehmet’e iade edilir. 1461 yılında Fatih Sultan Mehmet’in talimatıyla Kapalıçarşı, çevresine çeşitli dükkânlar ve alışveriş tezgâhları eklenerek her geçen yıl genişleyen bir yapıya dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Beyazıt, Mercan ve Nuruosmaniye semtleri arasında yer alan çarşı, 110 bin 868 metrekarelik alana yayılmıştır ve 45 bin metrekaresi kapalı alanlardan oluşur. Kapalıçarşı’nın bir diğer önemli yapısı ise ikinci bedesten olarak Kanuni Sultan Süleyman döneminde inşa edilen “Bezzasistan-ı Atik” yani “Sandal Bedesteni”dir. 1545-1550 yıllarında geçirdiği bakım ve onarım çalışmalarında eklenen bu bedestenden sonra çarşı hızla İstanbul’un ekonomi merkezi olur. 65 sokağa yayılan, 4.000’e yakın dükkânın bulunduğu çarşının sokakları ve han isimleri eskiden orada ne yapıldığını ya da ne satıldığını anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tarihteki adı “Çarşu-yı Kebir” olan Kapalıçarşı yıllar içinde deprem ve yangın gibi birçok felaketle karşılaşır, her defasında daha da şaşaalı olacak şekilde yeniden onarılır. Çarşı, 1894 yılındaki depremden sonra Sultan Abdülhamid döneminde, dört yıl süren bir onarım ile bugünkü görkemli hâlini alır. Kapalıçarşı’nın Beyazıt yönündeki kapısının üstünde “Elkasib Habibullah” yani “Kazanan, Allah’ın kuludur” kitabesi ve Sultan 2. Abdülhamid Han’ın Tuğrası; Nur-u Osmaniye Camii istikametindeki kapısının üstünde Osmanlı Devleti’nin arması yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Evliya Çelebi 17. yüzyılda yazdığı Seyahatname adlı eserinde Kapalıçarşı’da 4399 dükkân, 2195 hücre, 497 dolap, iki lokanta, 12 mahzen, bir hamam, bir camii, 10 mescit, 16 çeşme, sekiz adet tulumbalı kuyu, 24 iş hanı, bir mektep ve bir türbe olduğunu aktarır. Çarşı içerisinde, özellikle ana koridorlarda dikkat çeken tavan süslemeleri ve duvar nakışları bulunur. Zamanla bu süslemelerin bir kısmı yıpransa da Osmanlı döneminin zarif işçilik anlayışını yansıtan kalem işleri ve freskler hâlâ görülebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çarşıda altın, mücevher, antika, el dokuması halılar, tekstil ürünleri gibi geniş bir yelpazede birçok ürün bulunur. Beyazıt, Nuruosmaniye ve Çarşıkapı en bilinen; Kuyumcular, Sepetçihan, Takkeciler, Tavukpazarı, Zenneciler, Çuhacıhan ve Mahmutpaşa ise başlıca diğer giriş kapılarıdır. Kapılar, çarşının farklı bölgelerine kolayca ulaşım sağlamak amacıyla stratejik noktalara yerleştirilmiştir. Mimari olarak fonksiyonel, estetik açıdan ise özenle tasarlanmışlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kapalıçarşı’nın en dikkat çeken özelliklerinden biri, farklı büyüklüklerde birçok kubbeye sahip olmasıdır. Çarşının farklı bölümlerinde bulunan bu kubbeler, iç mekânı aydınlatan ve aynı zamanda çarşıyı havalandıran bir sistem olarak tasarlanmıştır. Bu kubbeler, Osmanlı mimarisine özgü taş işçiliği ve kemerlerle desteklenir. Kapalıçarşı sadece dükkânlardan değil, aynı zamanda hanlardan oluşur. Sandal Bedesteni ve Cevahir Bedesteni gibi hanlar, eskiden değerli eşya ve mücevherlerin saklandığı yerler olmuş; kapalı ve sağlam yapılarıyla ticaretin güvenli bir ortamda yapılmasını sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’u ziyaret edenlerin uğramadan dönmediği tarihî Kapalıçarşı, birçok ünlü Hollywood filminde de yer aldı. Tom Cruise’un başrolde oynadığı “Görevimiz Tehlike” serisinin son filminde bazı aksiyon dolu sahneler Kapalıçarşı’da çekildi. Çarşı, gişe hasılatları kıran “James Bond” serisinin 1963 yılında çekilen “Rusya’dan Sevgilerle” bölümünde ve 2012 yılında vizyona giren “Skyfall” filminde de boy göstermişti. Ayrıca ünlü Hollywood starı Ben Affleck’in yönetmenliği yaptığı 2012 yapımı “Argo” ve Çinli oyuncu Jackie Chan’in başrolünde yer aldığı 2000 yapımı “Altın Yumruk İstanbul’da”, Kapalıçarşı’da çekilen diğer dünyaca ünlü filmlerdir.

  • Hafta Sonu Şehirden Uzaklaşmak İsteyenler İçin 7 Saklı Kalmış İstanbul Köyü

    Hafta Sonu Şehirden Uzaklaşmak İsteyenler İçin 7 Saklı Kalmış İstanbul Köyü

    Herkesin bazen küçük tatillere, kısa süre için de olsa, farklı bir yere gitmeye, kafasını dinlemeye ihtiyacı olur. Bu küçük molalar enerjinizi tazelemenizi, dinlenmenizi sağlar en önemlisi de moral kaynağı olur. Kendinize küçük bir hafta sonu tatili yaratmak, hafta içi yaşadığınız gerginliklerden, yorgunluklardan uzaklaşmak isterseniz, listemize buyurun. Sizin için, her mevsim ziyaret edebileceğiniz, ister ailecek ister tek başınıza kafanızı dinleyebileceğiniz İstanbul köylerini derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”18. Yüzyıldan Beri Ayakta Olan Kalesi ve Meşhur Kahvaltısıyla Garipçe Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgârıyla Deniziyle Karadeniz’i İstanbul’da Yaşamak İçin Karaburun Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Binlerce Yıllık Ceneviz Mağaralarını Keşfetmek İçin İnceğiz Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ailecek Kamp Yapıp, Şelale Manzarasına Doymak İçin Hacıllı Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saklı Göl Kenarında Huzur Dolu Uzun Yürüyüşler İçin Karamandere Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun Kumsalın Ve Birbirinden Güzel Koyların Tadını Çıkarmak İçin Akçakese Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğayla Baş Başa Zaman Geçirmek, Hobi Bahçesini Ziyaret Edip Sebze Meyve Nasıl Yetiştirilir Öğrenmek İçin Reşadiye Köyü” title_font_size=”13″]
    istanbul köyleri