Etiket: spor

  • ENGELLERE RAĞMEN HAYALLERİNİ GERÇEKLEŞTİREN İSİMLER

    Yazımızda listelediğimiz sanat ve spor dünyasından ünlü isimler bedensel olarak yaşadıkları engellere rağmen elde ettikleri başarılar ile dünya çapında tanınmış kişilerdir. Sahip oldukları yeteneklerini geliştiren ve başarı hikâyeleri ile birçok kişiye ilham olan bu özel isimleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çok küçük yaşta görme yetisini kaybeden Kâni Karaca hem hafız hem de mevlithan olarak icra ettiği mesleğinde Türk din mûsikîsinin 20. yüzyıldaki önemli temsilcilerinden biri olmuştur. Yedi yaşlarındayken Kur’an ve musikiyle tanışan Karaca, dönemin önemli üstatlarından eğitim almış, İstanbul tilavet (Kur’an’ı usulüne uygun olarak okuma) geleneğinin son temsilcisidir ve Türk musikisinde sayısız eserleri mevcuttur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Doğuştan görme engelli Eşref Armağan, yazmayı ve resim yapmayı kendi kendine öğrenmiş ve eserleri ile yurt içi ve yurt dışındaki sergilere katılmış başarılı bir ressamdır. Resmini yapacağı nesnelerin modellerini dokunarak algılayıp tuvaline aktaran sanatçının bu yeteneği “The Colors of Darkness” (Karanlığın Renkleri) ve Discovery Channel’da yayımlanan “Real Super Humans” (Gerçek Süper Kahramanlar) belgeseline de konu olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Rick Allen, 21 yaşında geçirdiği bir trafik kazası sonucunda sol kolunu kaybeder ancak bu durum onu dokuz yaşından beri severek çaldığı davuldan uzaklaştırmaz. Tek kolu ile müzik kariyerine devam eder. Allen, İngiltere’de “Gigwise” adlı internet sitesinin “Tüm Zamanların En İyi Bateristleri” listesinde 7. sırada yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı atlet, yazar ve motivasyon konuşmacısı Erik Weihenmayer, 2001’de Everest Dağı’nın zirvesine gözleri görmeden ulaşan ilk kişidir. Weihenmayer aynı zamanda 2008’de Papua Yeni Gine’deki Carstensz Piramidi’ne tırmanarak her kıtadaki en yüksek noktaya ulaşır ve “Yedi Zirve”yi tamamlayan isim olarak bu başarılarıyla Time dergisine kapak olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Paralimpik yüzücümüz Sümeyye Boyacı, 2003’te iki kolu olmadan ve kalça kemiği çıkık olarak dünyaya gelir. Aldığı özel eğitim ile ayak parmaklarıyla yazmayı öğrenen atletin ayaklarıyla çizdiği sulu boya eserleri 2009’da Moskova’da sergilenir ve ebru sanatıyla ürettiği eserlerle çeşitli sergilere katılır. Gittiği bir akvaryumda kolları olmadan yüzen balıklardan etkilenen Boyacı, Avrupa Paralimpik Gençlik Oyunları’nda, Dünya Paralimpik ve Avrupa Paralimpik Yüzme Şampiyonaları’nda ülkemizi temsil edip başarılarına başarı katar. Cumhuriyet tarihinin yüzmede ilk kadın Avrupa şampiyonu olan Boyacı, 2022 Para Yüzme Dünya Şampiyonası’nda altın madalya kazanarak dünya şampiyonu olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalyan tenor, söz yazarı, besteci ve müzik yapımcısı Andrea Bocelli, dünyanın en önemli tenörlerinden biridir. Beş aylıkken doğuştan glokom teşhisi konur ve on iki yaşında geçirdiği bir futbol kazasının ardından ise tamamen kör olur. Altı yaşındayken piyano çalmayı öğrenen Bocelli, flüt ve saksafon çalmayı da öğrenir. 15 solo müzik albümü ve dokuz opera kaydı olan, dünyanın dört bir yanındaki önemli müzik etkinliklerinde sahne alan Bocelli, etkileyici sesinin yanı sıra karakteri ve azmi ile People dergisinin “50 En Güzel Kişisi” listesine girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Altı Nokta Körler Vakfının kurucuları arasında yer alan Gültekin Yazgan, 11 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu retina yırtılması sebebiyle görme yetisini tümüyle kaybeder. Engeli sebebiyle okuldan ayrılan Yazgan, özel öğretmenlerin desteği ile Braille yazı ve İngilizce öğrenir. Ankara Hukuk Fakültesinden mezun olduktan sonra öğretmenlik ile avukatlık kariyerine başlar. Emekli olduktan sonra kitap çevirisi ve sosyal sorumluluk projelerine devam eder. Vefatına kadar kurucularından olduğu vakıf ile ülke genelindeki görme engelliler için çalışmalarını sürdüren Yazgan, “Türkiye Görme Özürlüler Kitaplığı”nın da kurucusudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı şampiyon güreşçi Kyle Maynard, protez yardımı olmadan Kilimanjaro Dağı’na çıkan ilk ampute sporcudur. Doğuştan uzuvları olmayan Maynard, yaşadığı zorlukların nasıl üstesinden geldiğini anlattığı “Mazeret Yok” kitabı ile övgüler toplarken başarılarını bunlarla sınırlandırmaz; dövüş sporlarında da ustalaşır. Güney Yarım Küre’deki en yüksek zirve olan Arjantin’in Aconcagua Dağı’nın zirvesine yine protezsiz ulaşır.

  • VOLEYBOL HAKKINDA BİLGİLER

    En popüler sporlardan biri olan voleybol, futbol ve basketbol gibi sıkça tercih edilen sporlar arasında yer alır. Fileyle ikiye bölünmüş bir saha üzerinde altı kişilik iki takım ile oynanan voleybolda sporcuların amacı; topu filenin üzerinden göndererek rakip takımın oyun alanında yere değmesini sağlamaktır. Bu yazımızda voleybol hakkında bilgiler vereceğiz ancak öncesinde kısaca tarihine değinelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Voleybol, ABD’de bir spor kulübünde çalışan beden eğitimi öğretmeni William G. Morgan tarafından 1895 yılında geliştirildi. İlk olarak kapalı alan sporu olarak tasarlanan voleybol daha sonra açık alanda da oynanmaya başlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    William G. Morgan’ın tasarladığı voleybol, ilk başlarda “Mintonette” olarak adlandırılmıştı. Daha sonra “vole” adını aldı ve zamanla “voleybol” olarak finalize edildi. Voleybolun kuralları ilk olarak Morgan tarafından kaleme alındı; daha sonra 1916 yılında yeniden güncellendi. 1928 yılında ise tek bir çatı altında toplandı ve Birleşmiş Devletler Voleybol Federasyonu kurularak ortak kurallar oluşturuldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Oyunun ilk ve en önemli kuralı topun dışarı gitmemesidir. Oyun sırasında aynı oyuncunun üst üste iki kere topa vurması yasaktır ancak vurursa, sayı karşı tarafın olur. Rakip takım, hiçbir şekilde karşı takımın sahasına ayak basamaz. Hangi takım üç seti birden alırsa, o takım kazanmış olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Voleybol yalnızca sahada değil plajda da oynanabilen bir spordur. Kumun üzerinde oynanan popüler bir takım oyunu olan plaj voleybolu dünyanın pek çok ülkesinde kumsallarda ya da yapay kumlu sahalarda oynanır. Kurallar ve oyunun düzeni, voleybola göre farklılık gösterir. Örneğin sahada oynanan voleybolda sahanın boyu 9 metre olmalıyken, plaj voleybolunda 8 metredir. Oyuncu sayısında da farklılık vardır; saha voleybolunda bir takımda 6 kişi yer alırken, plaj voleybolunda 2 kişilik takımlar karşılaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kadınların voleybola başlaması 1964 yılında Tokyo’da düzenlenen olimpik yarışlarda olmuştur. Bu tarihten itibaren kadınlar da filede yer almış ve günümüze kadar pek çok başarı elde etmişlerdir. Dünyanın en iyi kadın voleybolcularından biri Regla Torres’tir. 1975 Küba doğumlu olan Torres olimpiyat tarihinde altın madalya kazanan genç voleybolculardan biridir.

  • 8 MADDEYLE TENİS HAKKINDA BİLGİLER

    1800’lü yıllarda popüler olmaya başlayan tenis, raketle ve topla iki kişi ya da ikişer kişilik iki takım arasında oynanan dünyanın en gözde olimpik sporlarından biridir. Oyuncular ellerindeki tenis raketi ile topa vurur ve sahanın ortasındaki filenin üzerinden rakip takımın kortuna geçirmeye çalışır; top rakip kortta ikiden fazla sektiği takdirde sayı, topa vuran takıma yazılır. Tenisin nasıl oynandığına kısaca değindikten sonra şimdi de tarihine bir yolculuk yapmaya ne dersiniz? Hakkında bilinmeyenleri, şaşırtıcı özellikleri ve çok daha fazlasını siz değerli Kültür ve Yaşam okuyucuları için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1873 yılında İngiliz Albay Walter Clopton Wingfield raket ve topla oynanan bu oyunun patentini alan kişidir. Günümüzdeki tenis kurallarının oluşmasına büyük katkı sağlayan Wingfield için kort tenisinin mucidi demek mümkün. O zamanlar Yunanca “oynamak” (bazı kaynaklarda top anlamına da geldiği söylenir) anlamına gelen “Sphairistike” adıyla oynanan oyunun, tenisin ilham kaynağı olduğu bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tenisin 1800’lü yıllarda Fransız saraylarının soyluları tarafından oynandığı rivayet edilir. İlk çıktığı yıllarda Fransa’da topa avucun iç kısmıyla vurulurdu bu nedenle “Jeu de Paume” yani avuç içi oyunu olarak bilinirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1890’lı yıllarda İngiltere’de yapılan tenis turnuvalarıyla tenis kuralları bugünkü şeklini aldı. Tenis kurallarının yanı sıra top ve raket gibi ekipmanların ana malzemesi de değişikliğe uğradı. İlk çıktığı zamanlarda raketin üzerindeki dikey ve yatay tellerin inek ve koyun bağırsağından yapıldığını biliyor muydunuz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Köklü bir tarihe sahip olan tenis, yıllar içinde farklı terimlerin de eklenmesiyle günümüzdeki halini aldı. Teniste kullanılan terimlerden birkaçı; servis, forehand, backhand, tie-break, çift hatadır ve ACE’dir. Forehand, sağ elle oynayan oyuncuların topa sağdan, sol elle oynayanlarınsa soldan vuruş yaptığı bir tekniktir. Vuruş sırasında raketin tutulduğu elin için rakibe bakacak şekildedir; dizler paralel ve hafif büküktür. Sağ kol, raket tek elle tutulabilecek şekilde başın üstünden gergin bir şekilde geriye çekilir ve top gelirken dizin önünde topa vurulur. Backhand ise raket tutuşuna göre elin arkasıyla yapılan bir vuruş tekniğidir; elin dış tarafı rakibe dönük olur. Oyunda 6-6 eşitlik varsa tie-break seti oynanır. Servis kullanan oyuncunun iki kez hata yapması durumunda çift hata olur ve rakip çift hata sonunda sayı kazanmış olur. Serviste kazanılan direkt sayıya ise ACE adı verilir. ACE için “rakip tarafından karşılanamayan servis” demek mümkündür; ACE’de rakip, servisi karşılayamadığı için atış yapan oyuncu doğrudan puan kazanır ve sayı olmuş olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tenis için bir “dayanıklılık” sporu demek mümkündür bu nedenle zevkli ancak büyük efor gerektiren bir spordur. Tenis tarihinin en uzun süren maçı 2010 yılında Wimbledon’da oynanmıştır. Amerikalı tenisçi John Isner ve Fransız tenisçi Nicolas Mahut arasında oynanan maç 11 saat 5 dakika gibi rekor bir sürede oynanmıştır. Dünya tenis tarihinin en uzun karşılaşmasının galibi 70-68’lik skorla John Isner olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yıl boyunca oynanan tenis turnuvalarıyla rakipler birbirlerine karşı ter döker.  Ancak özellikle 4 tanesinin ayrı bir önemi vardır; Avustralya Açık, Fransa Açık, Wimbledon ve Amerika Açık. Tenis camiasındaki en yüksek puanların elde edildiği bu turnuvalar Grand Slam olarak adlandırılır. Turnuva Avustralya Açık ile başlar ve finalde Amerika Açık’la kapanır. Eğer bir tenisçi dört büyük tenis turnuvasının hepsini kazanırsa bu durumda “Glam Slam” unvanını alır. Glam Slam elde eden tenisçi eğer olimpiyatlarda da şampiyon olursa bu durumda “Golden Grand Slam” sahibi olmaya hak kazanır. Bu noktada rekor en çok Glam Slam kazanan ve 22 şampiyonluğa sahip olan Rafael Nadal’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yılın ilk karşılaşması olan Avustralya Açık Tenis Turnuvası 1905 yılından beri gerçekleşen ve her yıl Ocak ayında Avustralya’da bulunan Melbourne Park’ta düzenlenen bir turnuvadır. Sert bir zeminde oynanan oyun, Amerika Açık’tan sonra en yüksek katılımlı turnuvadır; Rod Laver Arena ve Hisense Arena en önemli kortlardandır. Fransa Açık Tenis Turnuvası, her yıl Mayıs ayında Paris’te bulunan Stade Roland Garros’ta düzenlenen bir turnuvadır. Turnuva her yıl Mayıs ayının 3. haftasında başlar ve 2 hafta sürer. Fransa Açık’ın en önemli özelliklerinden biri toprak kortta oynanan tek Glam Slam Turnuvası olmasıdır. Toprak kort, diğer zeminlere göre oynanması daha zor olduğundan, Fransız Açık’ta karşılaşmalar genellikle uzun sürer. Wimbledon Tenis Turnuvası, tarihin en eski turnuvalarından biridir; 1877’den beri Londra’da düzenlenir. Çim kortta oynanan tek Grand Slam Turnuvası olan Wimbledon her yıl 20 ile 26 Haziran arasına denk gelen pazartesi günü başlar. Amerika Açık Tenis Turnuvası New York’ta 1881 yılından beri düzenlenen sert zemin üzerinde oynanan bir turnuvadır. Her yıl Ağustos ayında USTA Billie Jean King National Tennis Center’da çekişmeli mücadelelere sahne olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Tenis ilk zamanlarda erkek sporu olarak oynanırdı, kadınların tenisle tanışması zaman aldı. 1884 yılında ilk kez kadınlar da tenis oynamaya başladı. İngiliz tenisçi Maud Watson, ilk kadın Wimbledon şampiyonu olarak tarihe adını yazdırdı. Watson’ı Blanche Bingley Hillyard ve Lottie Dod takip etti. 1900 yılında ilk kadın olimpiyat şampiyonu Charlotte Cooper oldu. Tenis sporunun ülkemizdeki gururu ise Grand Slam turnuvalarında ön eleme turlarında mücadele eden ve turu geçen ilk Türk tenisçi Çağla Büyükakçay olmuştur. Kadın tenisçilerden bahsetmişken bir tenis efsanesi olan ABD’li sporcu Serena Jameka Williams’ı da unutmamak gerekir.  23 Grand Slam şampiyonluğuyla tenis dünyasına adını altın harflerle yazdıran Williams, başarılarla dolu geçen yıllarının ardından 2022 Amerika Açık turnuvasından sonra tenisi bırakma kararı aldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Yazımızın finalini  “tenisin yaşı yoktur” cümlesini destekleyen bir bilgiyle yapalım. Bugüne kadar genç sporcuların adı duyulsa da aslında tenis 85 yaş üzerinde bile oynanabilen bir spordur. Senior (veteran) teniste turnuvalar 35 yaşında başlar ve beşer yılık aralarla erkeklerde 85 kadınlarda ise 75 yaş kategorilerinde oynanır. Dünyanın en yaşlı tenisçisi olan ve Guinness Dünya Rekoru sahibi Ukraynalı Leonid Stanislavski’nin 2020 yılında kırdığı bu rekor sırasında 96 yaşında olduğunu biliyor muydunuz?

  • BAŞARILARIYLA 2023’E DAMGA VURAN SPORCULARIMIZ

    2023, ülkemizdeki sporcuların kendi branşlarında kazandıkları birinciliklere, kırdıkları rekorlara tanık olduğumuz bir yıl oldu. Ülkemize büyük gurur yaşatan sporcuların hissettirdikleri sevinç ilham verir nitelikte. Bir yılı daha geride bırakırken başarıları ile göz dolduran sporcularımızı birlikte hatırlamak istedik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    2001 Muğla doğumlu Aysu Türkoğlu, İngiltere ve Fransa arasındaki Manş Denizi’nde 16 saat 28 dakika boyunca kulaç atarak bu rotayı yüzerek geçen ilk Türk kadın ve en genç Türk sporcu oldu. Yine bu sene Kuzey İrlanda ile İskoçya arasındaki 40 km’lik Kuzey Kanalı’nı da yüzerek geçmeyi başaran Türkoğlu, kanalın çok yönlü akıntıları ve dalgalarına rağmen bu zorlu rotayı 11 saat 48 dakika 19 saniyede tamamlayarak ülkemiz adına tarihi iki başarıya imzasını attı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    2005 Erzurum doğumlu millî atletimiz Dilek Koçak, İsrail’de düzenlenen 20 Yaş Altı Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda 1500 metre yarışında altın, 800 metrede ise bronz madalyanın sahibi oldu. 1500 metreyi 4.16.86’lık dereceyle bitiren Koçak, bu şampiyonada ülkemize ilk altın madalyayı kazandırdı. Dilek Koçak, köyünde çobanlık yaparken beden eğitimi öğretmeni tarafından keşfedilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1980 doğumlu Başak Mireli, 13 yaşından beri yelken sporuyla ilgileniyor. 12 metrelik “İstanbul” adlı teknesiyle 23 Aralık’ta Afrika’da bir ada ülkesi olan Cape Verde’den okyanusa açılan Mireli, 24 günlük seyir sonunda 2 bin 384 mil yol katederek, 15 Ocak’ta Karayipler’deki Martinik’e ulaştı. Bu rotayı tek başına tamamlayan Mireli, Atlantik’i geçen ilk Türk kadın yelkenci oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1999 İstanbul doğumlu olimpik okçumuz Mete Gazoz, son yıllarda ulaştığı başarıları ile ülkemize gurur yaşatırken, 2023’te de Dünya Okçuluk Şampiyonası’nda altın madalya kazanarak ödüllerine bir yenisini ekledi. Türk okçuluk tarihinin ilk olimpiyat ve dünya şampiyonu olan Gazoz’u 2024 Paris Olimpiyatları’nda da izleyeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1998 Bursa doğumlu Busenaz Sürmeneli, 2023 Avrupa Oyunları’nda 66 kilo kadınlar boks finalinde rakibini alt ederek dünya ve olimpiyat şampiyonluğuna bir de Avrupa Şampiyonluğu ekledi. Sürmeneli 2019 ve 2022 Dünya Şampiyonası’nda altın madalyanın sahibi olurken; 2020 Tokyo Olimpiyatları’nda kazandığı birincilik, ülkemize boks alanında ilk olimpiyat altın madalyasını da kazandırmış oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1985 Çanakkale doğumlu Şahika Ercümen, serbest dalışta Türkiye rekorunu elinde bulunduran başarılı bir sporcu. 2021’de Antalya’da paletsiz değişken ağırlık kategorisinde 100 metreye dalarak dünya rekoru kıran Ercümen, 2023’te başarılarına bir yenisini ekledi ve Bahamalar’da yer alan Mavi Çukur’da düzenlenen organizasyonda 100 metreyi 3 dakika 14 saniye gibi bir sürede tamamlayarak Türkiye rekoru kırdı. Millî sporcumuz, Cumhuriyetimizin 100. yılı dolayısıyla Hatay’daki Karamağara Koyu açıklarında gerçekleştirdiği dalışta Sırp asıllı rakibinde bulunan 105 metre dünya rekorunu 106 metrelik performansıyla geçerek yeni dünya rekorunun da sahibi oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dünya ve Avrupa şampiyonu millî güreşçimiz Yasemin Adar Yiğit, 1991 Balıkesir doğumlu. Adını ilk kez 2016’da Letonya’nın başkenti Riga’da düzenlenen Avrupa Şampiyonası’nda kazandığı altın madalya ile duyuran Yiğit, bu tarihten beri yeni başarılara imza atıyor. Ülkemize bu branşta kadınlarda ilk altın madalyayı kazandıran Yasemin Adar, ertesi yıl Fransa’da, 2022’de Belgrad’da düzenlenen Dünya Şampiyonası’nın altın madalya kazanan ismi oldu. 2023’teİspanya’daki Avrupa Şampiyonası’nda “kadınlar serbest stil 76 kilo” kategorisinde rakibini mağlup ederek 6. Avrupa Şampiyonluğu’nu da kazandı. 2024 Paris Olimpiyatları’nda Yiğit’in maçlarını soluksuz izleyeceğiz.

  • DALIŞ TUTKUNLARININ DÜNYADAKİ GÖZDE MERKEZLERİ

    Dünyada en fazla talep gören ekstrem sporların başında gelen dalış; farklı derinliklerde deniz ve okyanusun güzelliklerini görmek isteyenlerin tutkunu olduğu bir spor. Amatör ve profesyoneller tarafından yapılan ve tüple gerçekleşen bu spor ya da hobinin tutkunlarının vazgeçilmezi olan dünyanın en iyi dalış noktalarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dalış deyince ilk akla gelen, birçok otorite tarafından dünyada dalınacak ilk üç nokta arasında gösterilen Kızıldeniz, birçok farklı dalış noktasına sahip ancak Ras Muhammed Milli Parkı çölün ortasındaki görüntüsü ve bu kurak görüntünün aksine sualtı dünyasında sunduğu çok çeşitli canlılığı ile büyüleyici bir atmosfere sahip. Dalış yaptığınız an yarım metreden başlayan sualtı canlıları ve rengârenk mercan refisleri dalış tutkunlarının gözdesi olurken, Sina Yarımadası’nın güney ucunda bulunan Ras Mohammed Milli Parkı, Mısır’ın en iyi korunmuş ilk milli parkı olma özelliğine de sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sualtındaki büyülü dünya Kimbe Koyu, Hint-Pasifik’indeki mercan çeşitliliğin %60’lık kısmına ev sahipliği yapıyor. 900’e yakın resif balığı türü, balina ve yunuslar ile 400’den fazla mercan çeşidinin bulunduğu körfez, bu zenginlik ile denizlerdeki sualtı biyolojik çeşitliliğinin neredeyse %5’ini oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    24 Mart 1911’de Melbourne’den Cairns’e giderken batan devasa gemi, bugün dalış tutkunlarının en gözde merkezlerinden biri olmuş durumda. Batık, deniz canlıları için adeta yapay bir resif görevi görürken, mezar yeri olduğu için enkaza girilmesi ve dokunulması yasak. Yakından görmek isteyenler; okyanus canlıları, mercan refisleri ve 100 yıldan fazladır denizin altında eskiyen gemi batığı ile inanılmaz bir tecrübe yaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1971’de keşfedilen, mavi suları ile dünyanın en iyi dalış noktalarından biri olarak gösterilen Büyük Mavi Çukur, etkileyici jeolojik yapısı ve batık mağara ağları ile dünyanın en harika 10 yerinden biri… Belize açıklarında bulunan Büyük Mavi Çukur, deniz kaplumbağaları, papağan balıkları, renkli mercan resifleri ile dikkat çekerken bilim insanları bu bölgenin bir zamanlar kurak topraklar olduğunu belirtiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Ekvatorun güneyinde Yeni Gine’nin yaklaşık 1800 km kuzeydoğusunda bulunan Mikronezya Adaları’ndaki Truk Lagünü, 1944’te batan Japon deniz filosuna ait gemi enkazı ve sualtı canlılığı ile dalış severlerin gözde mekânlarından biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İzlanda’nın milli parkı olan Silfra, Kuzey Amerika ile Avrasya’nın arasında tektonik bir sınır. Silfra’da bulunan tektonik plakalar arasında yüzerken, plakalar arasından onlarca yılda süzülerek ve filtrelenerek oluşan berrak temiz su, dalış yapanlar için inanılmaz bir görüş mesafesi de sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Gökova Körfezi; masmavi suları, yemyeşil koyları, bol sualtı canlılığı ile ülkemizin en önemli dalış noktalarından biri ve her yıl dünyanın farklı yerlerinden profesyonel dalgıçları ağırlıyor. Amatör ve profesyonel tüm dalış severlerin tercihi olan Gökova’nın pek çok farklı noktası bu sporu yapmak isteyenler için ideal bir merkez.

  • TÜRKİYE’DEKİ EN GÖZDE DALIŞ ROTALARI

    Üç tarafı denizlerle çevrili olan ülkemiz, geçmişten günümüze ev sahipliği yaptığı medeniyetlerin kalıntıları ve eşsiz doğal güzellikleri ile önemli dalış merkezlerine ev sahipliği yapıyor. Dalış için gerekli olan içi oksijen dolu bir tüp ile sualtı dünyasını keşfetmek mümkün olurken; derin denizlerde saatlerce vakit geçirmeye, okyanusun derinliklerini keşfetmeye imkân tanıyan bu ekstrem sporu ülkemizde deneyimleyebileceğiniz pek çok farklı nokta bulunuyor. Eşsiz sualtı canlılığı içinde ister amatör ister profesyonel olsun, gören herkesi büyüleyen bu dalış noktalarını yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaz kış demeden yılın her mevsimi dalış tutkunlarının uğrak adresi olan Akvaryum Koyu, 20 metreye kadar suyun derinliklerini görebileceğiniz cennetten bir köşe. Kum balığı ve ahtapotların dünyasını merak edenler ve ilk kez dalış yapacaklar için tavsiye edilen Akvaryum Koyu, son senelerde koruma altına alındı. Canlı yaşam çeşitliliği ile görenleri hayrete düşüren bu koyun başlıca sakinleri ise; orfoz, denizatları, müren balığı, ahtapotlar, turuncu süngerler gibi sualtı canlıları… Amatör dalgıçların 18-20 metrelik dalış yapabildiği Akvaryum Koyu’nda, koyun 150 metre dışındaki sol alandan dalışa başlanıyor. Koyda bulunan kayalık bölge ve “Akvaryum Resifi” olarak adlandırılan duvar bölgesi, koyun en verimli bölgesi. Burada taşlara tutunarak birçok canlıyı izlemek mümkün. Nadir de olsa bu koyda deniz tavşanları ile karşılaşabilirsiniz de.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bodrum’a 20 dakikalık uzaklıkta bulunan Büyük Resif, yeni başlayanlar için uygun olduğu kadar profesyonel dalgıçların da en favori mekânlarından bir tanesi. Berrak suyu ve çok fazla canlı çeşitliliği ile sadece ülkemizin değil, dünyanın da göz bebeği dalış noktalarından olan Büyük Resif’te 37 metreye kadar dalış yapılabilmekte. Koyun başlıca sakinleri ise; müren, sinarit, lahos, orfoz, karagöz, ahtapot, iskorpit ve büyüleyici formlardaki süngerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İzmir’in popüler tatil beldesi Çeşme’nin Ildır köyü açıklarındaki Fener Adası, her seviyeden dalgıç için uygun bir alan. Ortalama derinliği 18 metre olan Fener Adası’nın renkli dip yapısı ve sualtı canlılığı dalış yapmayı sevenlerin uğrak noktalarından biri olmasını sağlıyor. Sarpa ve karagöz gibi kalabalık balık sürüleri ile birlikte yüzme imkânı veren sualtı dünyasının en ilgi çekici ögelerinden olan çiçek mercanları ise görülmeye değer. Birkaç eski fok mağarasının bulunduğu Fener Adası’nda kimi zaman foklara da denk gelmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kuzey Ege’de bulunan Ayvalık’taki Deli Mehmet’te tutkunları için iki farklı dalış noktası bulunuyor. Deli Mehmet 1; 18 ile 70 metre derinliği ile hem amatörler hem de profesyoneller için uygun bir nokta olurken, ikinci dalış merkezi olan Deli Mehmet 2 ise; 27 ile 70 metre derinliği ile daha çok profesyonel dalgıçların tercih ettiği bir nokta. 27. metreden itibaren kırmızı mercanların yaşam alanını gözlemleme imkânı veren dalış alanı; sarı gorgon ağaçları ve renkli balıklarla yüzebileceğiniz rengârenk bir sualtı dünyasına sahip. Deli Mehmet’te birlikte yüzebileceğiniz diğer canlılar ise çoğunlukla ahtapot, orfoz, gelincik balığı, karagöz, deniz böceği, antias ve mığrı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Saros Körfezi, sualtı akıntılarının fazlalığı, etrafında büyük yerleşim ve sanayileşme olmaması nedeniyle Ege Denizi’nin en temiz bölgelerinden biri. Körfez, yılda üç kez kendi kendini temizleme özelliğine sahip ve bu durum Saros Körfezi’nin sadece dalgıçlar için değil, tüm doğa severler için oldukça özel bir mekân olmasını sağlıyor. Tabandaki soğuk sularla yüzeydeki sıcak suların neden olduğu akıntılar, körfezdeki tüm atıklardan arınmasını sağlarken sualtı canlılığı için de temiz ve uygun bir ortam oluşturuyor. Bu sayede Saros Körfezi’nde çok sayıda farklı dalış noktası bulunuyor. 200’den fazla deniz canlısının yuvası olan Saros’ta dalış yapabileceğiniz noktalar ise: İbrice Limanı, Cennet, Cehennem, Toplar Burnu, Asker Taşı, Üç Adalar, Kömür Limanı, Bebek ve Minnoş Kayalıkları… Minnoş Kayalıkları, 15 metre derinliğe sahip ve daha ilk metrelerden sonra turuncu mercanlar, yunuslar, kaplumbağalar, fener balığı ve iri vatozlarla birlikte yüzme imkânı sağlıyor. Ayrıca Saros Körfezi’ndeki Suvla Koyu’nda 1908 yapımı, 188 tonluk “Lundy Batığı”na dalış yapmak mümkün. Geminin silueti 13 metreden sonra belirirken, 18. metreden sonra geminin kaptan köşkünü ziyaret etmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Tarihi Likya Yolu ile Karia Yolu’nun kesişim noktasında yer alan Kaş, tarih öncesi dönemlerden kalan eşsiz yapısı, doğası ve sualtı dünyası ile sadece ülkemizin değil dünyanın göz bebeklerinden bir tanesi. Dalış severlerin adeta tutkunu olduğu Kanyon’da deniz canlılığının yanı sıra tarihi batıklar öne çıkıyor. Her mevsim dalış yapmak için uygun bir iklime sahip olan Kanyon’un turkuaz rengi denizinde kırmızı karides ve Akdeniz foku ile karşılaşmanız mümkün. İki ada arasında bulunan Kanyon’da, 20 metreden başlayan ve 30 metreye kadar uzanan iki adet dik duvarın olduğu mekânda tünel şeklinde doğal bir mağara bulunuyor ve bu alan ıstakoz, anemon, sünger ve yengeç gibi canlıların doğal yaşam alanı… Kanyon’un en dikkat çeken özelliği ise 42 metre derinlikteki Dimitri Batığı. Bu geminin 1968’de mayına çarparak battığı söyleniyor. Bolca rüzgâr esmesi ve dalgalı denizi sebebiyle en uygun zaman sabah saatleri olurken, Kanyon’u genellikle tecrübeli dalgıçlar tercih ediyor.

  • YENİ BAŞLAYACAKLAR İÇİN BUZ PATENİ

    Buz üstünde atlayıp zıplayarak akıl almaz dans gösterileri yapan artistik buz patencileri kadar olmasa da isteyen herkes biraz gayretle buz üstünde yürümeye, kaymaya hatta dans etmeye başlayabilir. Bu spor, artık büyük AVM’lerin bünyesinde bile olan buz pistleri sayesinde çok daha kolay erişilir hale geldi. Fakat daha önce hiç buz pateni yapmadıysanız, aşağıda sıraladığımız en temel tavsiyelere kulak vermenizi öneririz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Buz patenine yeni başlayacakların, her şeyden önce düşmelere karşı birtakım önlemler almasında fayda var. Buz pateni kaskı, dirseklik ve dizlik, öğrenme aşamasında bilhassa çocukların kullanması gereken güvenlik araçlarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Buz pateni sırasında giyilen giysilerin rahatsız edici darlıkta veya terletecek kalınlıkta olmaması gerekir. Ya da hareket kısıtlayan sertlikteki giysilerden kaçınmalıdır. En ideali esnek bir tayt, ter emici bir tişört veya vücuda oturan bir kazak olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Paten kayarken olmazsa olmaz enstrüman ise patenlerdir. Ayak numaranıza göre paten seçtiğinizde iki ayağınızı denemeyi de ihmal etmemelisiniz. Buz pistinde ilk önce yürümeyi denemeli ve ayaklarınızın patenlere alışmasını sağlamalısınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ayaktayken ayaklar kapalı veya V şeklinde olabilir. Yürüme denemelerinde omuzlar ve baş dik tutulmalıdır. Denge kaybı yaşandığında hafifçe öne eğilerek kontrol sağlanabilir. Denge kurmak için vücudu kasmak ise olumlu sonuç vermeyecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Buz pistini çevreleyen kenarlıklara tutunup kaymaya çalışmak oldukça temkinli bir yöntemdir. Güvende hissedildiğinde destek almadan, kısa mesafelerle ve vücudu öne doğru iterek ilerlemek gerekir. Hızlı ve ani hareketlerde bulunmamaya dikkat edilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaşanacak düşmelerin, bu sporun doğal bir parçası olduğu unutulmamalıdır. Hatta başlangıçta sadece ayakta durma ve yürüme değil, düşme denemeleri de yapılabilir. Düşerken doğru teknik kullanmak, ciddi yaralanmaların da önüne geçecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İlk defa buz pistine çıkacak kişilerin antrenör eşliğinde hareket etmesinde fayda vardır. Bu arada, patenlerle buz pisti üstünde dengede kalma süresinin kişinin yeteneğine göre 5 ile 45 dakika arasında değiştiğini söylemeliyiz. Çocuklarda ise bu süre daha kısa olmaktadır.

  • TÜRK ERKEK VOLEYBOLU’NDA BİR BAŞARI HİKÂYESİ…

    Halkbank Erkek Voleybol Takımı, 2022’de hepimize gurur veren bir başarıya imza attı. Avrupa Voleybol Konfederasyonu (CEV) Challenge Kupası’nda yenilgi almadan finale kadar yükselen takımımız, Türk voleybol tarihinin gururu olmaya devam ediyor. Takımın uluslararası arenadaki bu başarısı, ülkemizin tanıtımı, temsili açısından da oldukça değerli ve anlamlı. Halk’ın Efeleri’nin bu heyecan ve gurur dolu yolculuğunu sizler için sayfamıza taşıdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bu başarının arkasında, hayaller, idealler, başarılı bir geçmiş ve Halkbank ailesi bulunuyor. Bu başarının arkasında kendine ve ekibine güvenen, tek yürek, tek yumruk olan, bu enerjiyle çok çalışan, olumsuz koşullara karşı yılmadan hedefe yürüyen bir takım var. Bu sene Avrupa CEV Challenge Kupası’nda ikinciliği kazanan Halkbank Spor Kulübü, Türkiye Voleybol Ligleri’nde yarışan kulüpler arasında en fazla şampiyonluk yaşayan takım. Taraftarlarına şimdiye dek 9 lig şampiyonluğu, Türkiye Kupaları, iki Balkan Kupası ve sayısız final heyecanı yaşatan takım 2013 yılında da CEV Kupası finalinde İtalyan ekibi Andreoli Latina’yı yenerek bu kupayı kazanan ilk Türk takımı olmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Halk’ın Efeleri’nin zorlu Challenge Kupası yolunda önce Balkan Kupası’nı kazanmaları gerekiyordu. Sezon başı olmasına rağmen zorlu rakiplerine üstünlük sağlayarak kupayı müzeye kaldırmayı başardılar ve Balkan Şampiyonluğu onlara CEV Challenge Kupası’na katılma hakkı kazandırdı. Balkan Kupası’na sahip olmanın verdiği özgüvenle takım, yaşadıkları talihsiz sakatlıklara rağmen rakiplerinin tümünü saf dışı bırakarak final maçlarında oynamaya hak kazandı. Bu başarı sayesinde Halk’ın Efeleri, Avrupa’da, Balkan Kupası’na sahip olarak CEV Challenge Kupası’na katılma hakkı kazanan tek takım oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    CEV Challenge Kupası’nda, takımı zorlu bir mücadele bekliyordu. İlk olarak 16’lı finaller turunda Bosna Hersek’in OK Bosna, son 16 turunda Avusturya’nın Union Raiffeisen, çeyrek finalde Estonya’nın Tallinn Technical University ve yarı finalde Yunanistan’ın Panathinaikos takımını set vermeden eleyerek finale çıkma hakkını kazandı. Başarı basamaklarını emin adımlarla çıkarken ülkemize gururlu bir heyecan yaşatan Halk’ın Efeleri, finalde karşılaştığı Fransa temsilcisi Narbonne Volley’i Ankara’da 3-0 yendi; maçın deplasmandaki rövanşında ise altın set sonucunda organizasyonu 64 takım arasından ikincilik elde ederek tamamladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Halk’ın Efeleri için başarıya giden yolun kilometre taşları büyük bir çalışmanın, emeğin, özverinin ürünü… Spor karşılaşmalarında tesadüf eseri kazanılmış başarılar olabilir; şans yaver gider, rakipler zayıftır, takım o gün çok formundadır vb. ancak Halkbank Erkek Voleybol Takımı’nın başarısı böyle bir tesadüfe değil, sürekli ve özverili çalışmaya dayanıyor. Elbette rakiplerine saygılı, fair-play ruhuna uygun mücadele etmek de takımın öz değerleri arasında vazgeçilmez bir yer tutuyor. Bu zorlu yolda kulüp yönetiminin, teknik ekibin, idari birimlerin desteğini hissetmek de onlara güç veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Halk’ın Efeleri kıran kırana bir mücadelenin yaşandığı, herkesin çok çalıştığı ve elbette kazanmak istediği bu final yolculuğuna özel bir programla hazırlandı. Zorlu mücadelelere salt fiziksel ve taktiksel çalışmalarla değil, psikolojik açıdan da hazırlanılması gerektiğinin bilincinde olan yönetim, çalışma programını bu yönüyle de geliştirdi. Yetenekli, birbirini tamamlayan, sorumluluklarının bilicine sahip oyuncular da bu sürecin daha kolay akmasını sağladı. İnanç, birbirine güven, yardımlaşma duygusu ve art arda alınan galibiyetler takım ruhunu kuvvetlendirdi. Bütün bu etmenler başarıya giden yolun belli başlı mihenk taşlarıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuşkusuz, taraftar bir takımın itici gücü, kimi zaman da lokomotifidir. Halkbank Voleybol Takımı coşkulu bir seyirci kitlesine, desteğine sahip. Tüm şehirlerde destekçileri bulunan takım, Ankara’da oynadığı maçlarında birkaç kez salon seyirci rekoru kırdı. Sporcuların sempatikliği ve centilmenliği de taraftarın gönlünü kazandı. Başarılı takım her yerde sevgi gösterileriyle karşılandı, her maçta moral verici tepkiler alarak bugünlere geldi. Mardin’de deplasmanda Yeni Kızıltepe Spor ile oynanan maçtan önce ve galibiyetten sonra alkışlarla uğurlanması bunun en güzel örneklerinden biri olarak akıllara kazındı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Halk’ın Efeleri CEV Challenge Kupası ikinciliği ile yetinmemeye ve yeni başarılara imza atmaya kararlı. Önümüzdeki sezonla ilgili hedefleri de bunu açıkça ortaya koyuyor. Takım, ligi ilk sırada bitirdiği için CEV Şampiyonlar Ligi’ne katılma hakkını elde etti ve önümüzdeki sezon burada şampiyonluk peşinde mücadeleye devam edecek. Diğer yandan, Türkiye Ligi ve Kupa Voley’de kupayı kaldırmak ise her zamanki gibi Halk’ın Efeleri’nin hedefleri arasında yer alıyor. Kısacası, Halkbank Erkek Voleybol Takımı destekçilerini ve bu ülkede spora gönül vermiş herkesi heyecanlı ve gururlu günler bekliyor.

  • DÜNYANIN EN ESKİ SPORLARINDAN ATLETİZME AİT TERİMLER

    Eski Mısır’da ilk koşu binlerce yıl önce, hatta tarih vermek gerekirse MÖ 3800’lerde düzenlenmişti…. Zaman içinde daha da gelişen koşu sporuna yürüyüş, atlama ve atma dalları da eklenince atletizm branşı ortaya çıktı. Seyirci veya sporcu olarak milyonlarca meraklısı bulunan atletizmde duyma ihtimalinizin yüksek olduğu terimleri sizin için açıkladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sprintler ve Sprinter, Engelli Koşu, Bayrak Yarışı, Maraton Koşusu Nedir?” title_font_size=”13″]

    Sprintlerin diğer adı kısa mesafe koşularıdır ve 100, 200, 400 metre mesafelerde yapılan koşulara denir. Bu mesafede koşan sporculara ise sprinter adı verilir. Engelli koşu, kadınlarda 100 metre, erkeklerde 110 metre, kadın ve erkeklerde 400 metre koşu mesafesi içine yerleştirilen engellerle zorlaştırılan koşu biçimidir. Ayrıca 3000 metre mesafeli kuru ve sulu engellerin yer aldığı kadın ve erkek branşlarında yapılan engelli koşu türü de bulunmaktadır. Bayrak yarışı, takım sporcularının koşu mesafesinin belirli bölümlerine yerleşmeleri, sporcunun kendi mesafesini bitirirken elindeki bayrağı takım arkadaşına devretmesiyle devam eden ve final çizgisine kadar bu şekilde devam eden koşu türüdür. 42.195 metreye karşılık gelen ve pistlerde değil ana yollar üzerinde yapılan en uzun koşudur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cirit Atma, Çekiç Atma, Gülle Atma Nedir?” title_font_size=”13″]

    Cirit atma, atletin koşarak son noktaya kadar gelerek, elindeki metal veya fiberglastan yapılmış çubuğa benzer aleti en uzak noktaya atmasını amaçlayan atletizm sporudur. Ciritin uzunluğu erkeklerde 2,6 kadınlarda 2,2 metredir, ağırlığı ise 600 ile 800 gram arasında değişir. Çekiç atmada ise atlet, ucunda 7,257 kilogram ağırlığında güllesi bulunan 1,22 metre uzunluğundaki teli en uzağa atmaya çalışır, eski dönemlerde gerçekten de çekiç atıldığı için branşın ismi çekiç atmadır. Gülle atma, içi kurşun benzeri sert bir maddeyle dolu ve erkekler için en az 7,257 kilogram, kadınlar için en az 4 kilogram ağırlığında olan küre şeklindeki cismin omuz hizasından en uzak noktaya atılması esasına dayanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun Atlama, Sırıkla Atlama, Düz Atlayış ve Sırt Atlayışı Nedir?” title_font_size=”13″]

    Uzun atlama, atletin 35-40 metre mesafeden hız alıp bir basma tahtasına bastıktan sonra, yerle irtibatı olmayacak biçimde en uzağa atlaması amacının güdüldüğü spordur. Sırıkla atlama, belli yüksekliklere konulan çıtanın, bükülebilen fiberglas bir sırık yardımıyla aşılmaya çalışıldığı atletizm dalıdır. Yüksek atlamada düz atlayış, bacaklar öne doğru uzatılmış biçimde ve oturur gibi çıtanın üstünden atlama biçimidir. Çıtanın, binermiş gibi karın altına alarak aşmaya çalışıldığı bir yüksek atlama biçimidir. Yüksek atlamada sırt atlayışı ise çıtayı sırt üstü aşma temeline dayanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avrupa Stili, Kulvar, Kum Havuzu, Dikkat Komutu, Atlama Çizgisi Nedir?” title_font_size=”13″]

    Avrupa stili, kuvvetli kol hareketlerine dayanan yürüyüş stiline denir. Kulvar, kimi yarışların ilk turunda her koşucu için 5’er santimlik beyaz çizgilerle birbirinden ayrılmış, 1,22  – 1,25 metre genişliğindeki bölümlerdir. Kum havuzu, uzun atlama ve üç adım atlama yarışmalarında atletin atlayışını tamamlayıp düştüğü kum dolu havuzdur. Dikkat komutu, 800 metreye kadar düzenlenen koşularda, çıkış çizgisinde yerlerini alan yarışçıları dikkat durumuna getirmek için, sporcunun ana dilinde verilen uyarı komutuna denir. Atlama çizgisi ise atletlerin daha ileriye basamayacaklarını belirten sıçrama tahtasının kum havuzu yönündeki kıyısına verilen isimdir.

  • 10 Madde İle Adrenalin Sporlarının Favori Adresi Babadağ

    10 Madde İle Adrenalin Sporlarının Favori Adresi Babadağ

    Babadağ’ın tepesinden bakıldığında, Ölüdeniz’in tüm dünyadan turist çeken güzel plajları, yeşilin ve mavinin büyülü birlikteliği ve Rodos Adası’na dek Akdeniz manzarası ayaklarınızın altına serilir. Babadağ ve çevresi adrenalin sporları için oluşturulmuş birçok rotaya ev sahipliği yapar, bu sebeple macera meraklılarının Türkiye’de en çok tercih ettiği adreslerden biridir. Eğlence, tatil, macera ve sporu bir arada sunan Babadağ’ı yakından tanımak isterseniz sizi listemize alalım…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toroslar’ın En Batı Noktası” title_font_size=”13″]
    spor, yamaç paraşütü

    Antik dönemde ismi Kragos Dağı olan Babadağ, dünyanın en eski sıradağları arasında bulunan Toroslar’ın Batı uzantısıdır. Muğla’nın Fethiye ilçesine bağlı olan Babadağ’ın denizin ve doğanın güzelliklerini bir arada tatmanıza olanak veren konumu bu kadar popüler olmasında büyük önem taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kalkerden Zirvelere Tırmanın ” title_font_size=”13″]
    spor, yamaç paraşütü

    Babadağ’ın ilginç özelliklerinden biri iki tane zirvesi olmasıdır. 2000 metre yükseklikteki Karatepe zirvesi dağın en yüksek noktasıdır. Kalker taşından iki zirvenin arasında yeşilliği ile göz kamaştıran bir sel vadisi bulunur. Bu zirveler, dağcılık meraklıları için çekici bir noktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaşlı Ormanları Keşfedin” title_font_size=”13″]
    orman, doğa

    Babadağ, birçok adrenalin sporu için uygun bir merkez olmasıyla tanınsa da bitki örtüsü açısından da çok zengindir. Yamaçları Kızılçam ormanlarıyla örtülüdür ve dağın üzerinde çok eski çağlardan beri yaşadığı düşünülen selvi ormanları bulunur. Bu zenginlikler, dağın bir yürüyüş rotası olarak da popülerleşmesine sebep olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Likya Yolu’nu Yürüyen Şanslı Kişilerden Olun” title_font_size=”13″]
    spor, doğa yürüyüşü, likya yolu

    Bir zamanlar Antik Likya’nın sınırları içinde bulunan site devletlerini birbirine bağlayan patikaların oluşturduğu Fethiye – Antalya arasındaki 500 kilometrelik Likya Yolu’nun rotası Babadağ’ın zirvesinden geçer. Her yıl birçok trekking tutkunu bu yolu sabırla yürür ve doğanın sunduğu güzelliklere şahit olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yamaç Paraşütü İçin En İyi Adres” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla

    Babadağ, dünya genelinde yamaç paraşütü için en iyi adreslerden biri olarak kabul görür. Dağ üzerinde atlayış yapılabilecek 3 zirve bulunur. Eğer tek başınıza atlayış yapabilecek bir profesyonel değilseniz eğitmen eşliğinde atlayarak bu adrenalin dolu macerayı deneyimleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dağın Tepesinden Plaja Dek Yeşillikler Üzerinde Bir Yolculuk” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla

    Babadağ’ı bu kadar özel bir yamaç paraşütü merkezi yapan etkenlerden biri atlayış sırasında şahit olduğunuz doğal güzelliklerdir. Uçuş boyunca Babadağ’ın dünyalar güzeli ormanlarını yukarıdan izleyebilir ve atlayışın sonunda Belcekız Plajı’na iniş yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rüzgâr Sörfünü Deneyin” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla, sörf

    Babadağ’da yamaç paraşütü deneyimi yaşadıktan sonra Çalış Plajı’na giderek burada rüzgâr sörfü yapabilir, eğer bu konuda deneyiminiz yoksa eğitmenlerden ders alabilirsiniz. Üstelik Çalış Plajı mart ayından ekim ayına kadar sörf için yeterli rüzgârı almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cip Safari Turlarıyla Fethiye’yi Keşfedin” title_font_size=”13″]
    babadağ, fethiye, denizli, muğla

    Babadağ ve çevresini farklı bir şekilde keşfetmek isterseniz cip safari turlarını tercih edebilirsiniz. Safari macerası için gözde tatil beldeleri Kayaköy, Kabak, Kelebekler Vadisi rotasını ya da Tlos, Yakapark, Saklıkent, Patara hattını seçebilirsiniz. Eğer tarih ile ilgiliyseniz Letoon, Pınara, Sidyma, Ksanthos antik kalıntılarını cip ile gezebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Su Sporunun Her Çeşidinin Tadını Çıkarın” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla, spor

    Dalaman Çayı üzerinde her mevsim açık olan rafting parkurunda maceraya doyabilir ya da Eşen Çayı üzerindeki 18 kilometrelik kano gezisine katılabilirsiniz. Patara’ya kadar uzanan gezi sırasında çamur banyosu dahi yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sualtı Zenginliklerine Şahit Olun” title_font_size=”13″]
    denizli, muğla, spor, diving

    Babadağ semalarında macera ve adrenaline doyduktan sonra Fethiye’nin pırıl pırıl sularına dalarak su altı zenginliklerini keşfedebilirsiniz. Etkileyici atmosferiyle dalgıçları bölgeye çeken su altı mağara ve tünellerinde gezinebilir, MS 300’lü yıllardan kalma amforaları görebilirsiniz.