Etiket: sinema

  • Türk Sinemasının En Fedakâr 10 Annesi

    Türk Sinemasının En Fedakâr 10 Annesi

    Annelerimizin hayatımızdaki ve kültürümüzdeki yeri Türk Sineması’na da yansımıştır. İşte hepimizin ilk sırdaşı, kıymetlisi, yufka yüreklisi olan annelerimizi beyaz perdeye taşıyan 11 sinema karakteri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zil Çaldı Çocuklar” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yeşilçam

    Hababam Sınıfı’nın bir tanecik annesi Hafize ana, anne sevgisinden uzak olan kuzucuklarına koşulsuz sevgi ve şefkat gösterir, gerekirse onlar için kılıktan kılığa girer, hiçbir fedakârlıktan kaçınmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevgi Neydi?” title_font_size=”13″]

    Bir Yeşilçam klasiği olan Selvi Boylum Al Yazmalım’da Türkan Şoray’ın canlandırdığı Asya, bize sevginin emek olduğunu öğretmiş, kocasının kendisini bebeğiyle bırakıp gitmesinin ardından yılmamış, oğlunu tek başına büyütmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Annelerin Sultanı ” title_font_size=”13″]

    Yoksulluk içindeyken dört çocuğunun yanı sıra bir köpeğe bile bakacak kadar fedakâr anne olan gönüllerin sultanı Türkan Şoray, fedakârlıkları en unutulmaz annelerimizden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üç Haylazın İyi Kalpli Annesi” title_font_size=”13″]

    Türk Sineması’nın en popüler temalarından biri olan sert baba – yufka yürekli anne ikilisinin harika bir örneğini “Ah Nerede” filminde Hulusi Kentmen ve Şükrüye Atav’dan izleriz. Şükrüye Atav bize her haylazlığımızda kollayan annelerimizi anımsatır, içimizi ısıtır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Neşeli Günler’in Sıdıkası” title_font_size=”13″]
    vecihi

    Kızını, hayırsız Ziya’dan korumak için çırpınan dul anne Sıdıka, çocuğunu kendinden çok düşünen fedakâr annelerimize mükemmel bir örnektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gülen Gözler’in En Güzeli” title_font_size=”13″]

    Adile Naşit’in canlandırdığı, kızları için her şeyi yapan fedakâr anne Nezaket Hanım, eşine küçük oyunlar oynar ve hep istediğini elde eder. Tüm kızlarıyla ayrı ayrı ilgilenir ve kızının düğünü için evini ipotek ettirebilecek kadar da fedakârdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Toprak Ana: Zeliha” title_font_size=”13″]

    Kocasının ölümünden sonra çocukları için yaşamaya devam eden köylü güzeli Zeliha’yı Fatma Girik canlandırır. Zeliha anne, evlatlarını tüm dünyaya karşı gerekirse ağaya karşı bile korur. Her izleyişimizde bizleri duygulandıran filmde, bir annenin evlatları için tek başına verdiği mücadeleye şahit oluruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılın Annesi” title_font_size=”13″]

    Yavrularım filminde Hülya Koçyiğit’in canlandırdığı Seher karakteri kanser olmasına rağmen dişini tırnağına takar ve çocuklarının geleceği için çırpınır. Bu çabaları yılın annesi seçilmesini sağlar ama o bunu hiçbir zaman öğrenemez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”100 Numaralı Adam’ın Annesi” title_font_size=”13″]

    Şaban’ın şefkatli annesi Leman Akçatepe beceriksiz oğlunun her başarısızlığında onun ardında durmaya devam eder. Şaban da fedakâr annesini saraylarda yaşatmak için hiçbir zorluktan çekinmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kıymeti Bilinmeyen En Fedakâr Anne” title_font_size=”13″]
    türk sineması, yıldız kenter

    Onun için hizmetçilik bile yapsa kızına yaranamayan Fatma anneyi Yıldız Kenter canlandırır. Değer bilmez kızı, onun kendisi için yaptığı fedakârlıkları ancak annesi ölünce anlar. Ve her izlediğimizde fedakârlık tanımı Fatma anneyle yeniden can bulur.

  • CANNES FİLM FESTİVALİ’NDEN UNUTULMAZ ANLAR

    Sinemaseverlerin her yıl merakla beklediği film festivallerinden olan Cannes Film Festivali, her sene renkli görüntülere sahne oluyor. Dünyanın farklı ülkelerinden yıldızlar en güzel kıyafetleri ile festivale akın ederken, yaşanan bazı anlar festivale damga vuruyor. Aşağıda geçmiş senelerin bazı sansasyonel olaylarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1 Eylül 1939’da II. Dünya Savaşı sırasında Adolf Hitler festivali durdurmuş ve Polonya’yı aynı gün işgal ederek İkinci Dünya Savaşı’nı başlatmıştı. Sonraki 7 yıl boyunca gerçekleştirilemeyen festivalde o yıl gösterilen tek film “The Hunchback of Notre Dame” olarak kaldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1968’de Fransa’da öğrencilerin başlattığı ayaklanma ve protestolar sonrasında festival, olması gerekenden birkaç gün önce sona ermişti. Godard, Truffaut, Polanski, Lelouch, Malle gibi ünlü sinemacılar da protestoları destekledi. Başlayan protestolar greve dönüştü ve Carlos Saura tarafından yönetilen ve festivalde prömiyeri yapılacak olan “Peppermint Frappe” filmi, yönetmen tarafından festivalden geri çekildi. Film, Cannes’da ancak 40 yıl sonra, ilk kez 2008 yılında gösterildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1987’de ünlü modacı Catherine Walker’ın tasarladığı mavi elbiseyle Cannes Film Festivali’ne katılan Prenses Diana, yürüdüğü kırmızı halıda sinema dünyasındaki birçok yıldızdan rol çaldı. Birçok filmi, yönetmeni ve oyuncuyu geride bırakan Prenses Diana, o sene Cannes’da en çok konuşulan isim oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1998’de yönetmen Michael Bay, o sırada henüz tamamlanmamış ünlü felaket filmi “Armageddon”dan yarım saatlik bir bölümü festival davetlilerine izletti ancak duygusal sahnelerdeki kötü diyaloglar ve izleyiciye geçmeyen duygu nedeniyle salondaki çok sayıda izleyici kahkahalar atmaya başladı. Bunun üzerine salonda bulunan başrol oyuncusu Bruce Willis epey bozularak filmin prodüksiyonunun henüz tamamlanmadığını söyledi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1992’de Cannes plajlarında Jean Claude Van Damme ile bir başka aksiyon yıldızı Dolph Lundgren kavga ederken görüntülenmişti. Daha sonra ikili bu kavganın gerçek olmadığını ve filmleri “Universal Soldier” için bir tanıtım çalışması olduğunu iddia etmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Daha önce yönetmenliğini üstlendiği filmlerle Cannes’da yarışmış olan Sean Penn’in 2016 tarihli filmi “The Last Face”,basın gösteriminde yuhalanmış, duygusal açıdan gülünç, politik açıdan ise sorunlu bulunmuştu. Film, Cannes’daki meşhur eleştirmenler yıldız tablosunda 4 üzerinden 0.2 ortalama alarak ulaşılması güç bir skora imza attı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2015’te 50’li yaşlarındaki bir grup kadın izleyici yüksek topuklu ayakkabı giymemeleri nedeniyle kırmızı halıya alınmayınca güçlü bir feminist protesto başladı. Hatta Amy Winehouse’ın hayatının anlatıldığı Amy filminin yönetmeni Asif Kapadia’nın eşi Victoria Harwood da sağlık sorunları nedeniyle topuklu ayakkabı giyemediği için kendisine de benzer bir uyarı yapıldığını ama sonradan festivale katılabildiğini söylemişti. Bu tavır, oyuncular arasında da duyulunca kadın oyuncular kırmızı halıda bu kararı protesto etmeye başladılar. BlacKkKlansman filminin prömiyeri için Cannes’da olan Kristen Stewart kırmızı halıda, giydiği topuklu ayakkabısını eline alarak çıplak ayakla yürüdü. Sicario filmiyle festivale katılan Emily Blunt da filminin galasına düz bir ayakkabı giyerek katıldı ve bu protestolara destek verdi.

  • İTALYAN SİNEMASINDA ÖNE ÇIKANLAR

    Sinemaseverlerin üstüne uzun konuşmalar yapabileceği, Mussolini döneminden başlayıp yeni nesil film ve oyunculara kadar uzun bir hikâyesi olan İtalyan sinemasını, öne çıkan kişi ve filmlerle karşınıza getiriyoruz. Yer verdiğimiz notların içinde es geçmemeniz gereken ve evde keyifli vakit geçirmenizi sağlayacak filmler olduğu da aklınızda bulunsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması, 1900’lerin başında ilk adımlarını atmış ve sessiz sinema, Cinecitta Stüdyoları ile “beyaz telefon filmleri” dönemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen “yeni gerçekçilik akımı” gibi aşamalardan geçmiş, 1960-70’lerde ise altın çağını yaşamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması genellikle yönetmenler ve filmleriyle anlatılır. Ünlü yönetmenlerinin birçoğu, dünya sinema tarihine de adını yazdırmış kişilerdir. Örneğin, 1912-2007 yılları arasında yaşayan Michelangelo Antonioni o isimlerin başında gelir. Özellikle İletişimsizlik Üçlemesi ismiyle bilinen Macera (L’avventura), Gece (La notte) ve Batan Güneş (L’eclisse) filmleri, yönetmenin İtalyan sinemasına katkısının görülebilmesi açısından önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması dendiği vakit akıllara mutlaka 1920-1993 yılları arasında yaşamış yönetmen Federico Fellini gelmelidir. Fellini’nin ünlü yapıtlarının başında, dilimize Tatlı Hayat olarak çevrilen La Dolce Vita gösterilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Roma- Açık Şehir isimli yeni gerçekçi filmiyle sinema tarihinde kırılma noktası yaratan yönetmen Roberto Rossellini, kuralları çiğneyen yönetmen Pier Paolo Pasolini ve Çölde Çay, Küçük Buda, Paris’te Son Tango gibi filmlerin yönetmeni Bernardo Bertolucci İtalyan sinemasının büyük yönetmenleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Özellikle 1948 yapımlı Bisiklet Hırsızları filmiyle tanınan Vittorio De Sica (1902-1974), İtalyan sinema tarihindeki diğer bir usta yönetmendir. Bisiklet Hırsızları’nın senaristliğini yapan Cesare Zavattini ise 25 filmde daha Vittorio De Sica ile çalışmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması, en az yönetmenleri kadar ikonik oyuncularıyla da öne çıkar. Claudia Cardinale, Anna Magnani, Isabella Rossellini, Ornella Muti gibi isimler ülke sinemasına adını çoktan yazdırmıştır. Şüphesiz ki İtalyan sanatçı Sophia Loren ikonik denince akıllara düşecek ilk isimlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Roberto Benigni, İtalyan sinemasının başyapıtlarından olan Hayat Güzeldir (La vita è bella) filminin Oscar ödüllü oyuncusu,  senaristi ve yönetmeni olarak İtalyan aktörler arasında birkaç adım öne çıkar. Tanıdık gelecek İtalyan aktörler arasında ise Marcello Mastroianni, Adriano Celentano, Bud Spencer gibi isimler sayılabilir.

  • HOLLYWOOD’UN İLK ASYA KÖKENLİ OYUNCUSU

    Hollywood tarihinin ilk Çin asıllı oyuncusu olan Anna May Wong, 20. yüzyılın başlarında rol aldığı film projeleri ile birçok ilke imza atmış önemli bir aktris. Etnik kökeni farklı olan roller için beyaz oyunculara makyaj yapıldığı bir dönemde, ilk kez bir Asyalı olarak beyaz perdede rol alırken; başrol oyunculuğuna kadar uzanan kariyeri alkışlanmaya değer… Ünlü bir aktris olmasına rağmen sıkça ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalan Wong, tüm bu kötü eleştirilere kulağını tıkayarak, çok sevdiği mesleğine kendisini adar. Sessiz filmlerin ve ilklerin kadını Wong’un hayat hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gerçek adı Wong Liu Tsong olan Anna May Wong, 3 Ocak 1905’te Los Angeles Kaliforniya’da dünyaya gelir. Ebeveyni ikinci nesil Amerikalı olan Wong’un büyükanne ve büyükbabası 19. yüzyılın sonunda Çin’den Amerika’ya göç eden göçmenlerdir. Yedi çocuğunun ikincisi olan Wong’un ailesi bir çamaşırhane işletir ve ünlü yıldızın çocukluğu bu çamaşırhanede çalışarak geçer. Ablası ile beraber gittiği göçmenler için özel eğitim veren entegre okulda sürekli ırkçılığa maruz kalan kız kardeşler, eğitim hayatlarına Çin Misyon Okulunda devam etmek zorunda kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çin Mahallesi’nde ailesi ile beraber yaşayan Wong, çocukluğunda birçok Hollywood filminin çekimine şahit olur ve beyazperdenin büyülü dünyasına çocuk yaşta kapılır. Ailesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen setlerin yolunu arşınlayan Wong’un ilk sinema filmi deneyimi de henüz 14 yaşındayken figüran olarak rol aldığı, 1919’da çekilen The Red Lantern ile olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Wong sonunda ailesini ikna etmeyi başarır ve 1921’de lise eğitimini yarıda bırakarak oyunculuk eğitimi almaya başlar. Bir sene sonra henüz 17 yaşındayken Madam Butterfly’dan esinlenen “The Toll of the Sea” filminde başrol oynayarak Hollywood tarihinde bir ilke imza atar. Beyazperdenin ilk renkli filmlerinden olan bu filmde gösterdiği performansı çok beğenilince ikinci başrol filmini 1924’de çekilen “Bağdat Hırsızı” filmi ile alır. Moğol bir köle kızı canlandırdığı karakteri ile büyük bir başarıya imza atan Wong’un kariyeri artık hızla yükselişe geçer. ABD’de melezleşme karşıtı yasaların yürürlükte olduğu dönemde filmlerde ırklar arası ilişkiye izin verilmezken Wong tırnaklarıyla kazıdığı kariyerini korumak ister. Bu dönemde çekilen filmlerde Asyalı rollerini Amerikan yerlileri ya da Meksikalılar canlandırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1924’de The Anna May Wong Productions’ı kuran oyuncunun bu hamlesi pek de başarılı olmaz ve şirketini kapatarak tekrar oyunculuk kariyerine yoğunlaşır. Amerika’da gördüğü ırkçılık sebebiyle rotasını Avrupa’ya çeviren Wong, kariyerine 1928’de taşındığı Almanya ve İngiltere’de devam eder. Rol aldığı son sessiz filmi 1929’da gösterime giren Piccadilly ile olur ve Wong oyunculuğuyla tekrar büyük beğeni ile karşılanır. Avrupa’da sadece sinema filmlerinde değil Viyana gibi sahnelerde müzikallerde de sahne alan Wong, dönemin moda ikonu olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1930’da “On the Spot” oyunu için ABD’ye geri dönen Wong, Paramount Studios ile anlaşarak film afişinde yer aldığı ve büyük ses getiren “Ejderhanın Kızı” filmi ile yıldızını iyice parlatır. 1932’de Marlene Dietrich ile başrolünü paylaştığı Şangay Ekspresi, Wong’un kariyerinin zirvesi olurken; iki sene sonrasında çekilecek filminde Asyalı olduğu için role kabul edilmez. Yaşadığı hayal kırıklığının ardından mesleğine olan tutkusunu kaybeden Wong, 1936’da gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde büyük eleştirilerin hedefi hâline gelir. Amerika’da Çinli, Çin’de Amerikalı olduğu için sürekli kendini anlatmak zorunda kalan Wong’un Çin gezileri ABD’nin önemli dergi ve gazetelerinde yayımlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1937’de sinema filminde yer alan Wong, Hollywood için alışagelmiş durumun dışına çıkarak Kore asıllı bir Amerikalı ile başrol paylaşır. 1942’de emekliliğini ilan eden Wong, 1951’de bu defa bir TV filminde rol alır ve yine bir ilke imza atarak TV’ye çıkan ilk Asyalı oyuncu olur. Daha sonra birkaç filmde daha yan rollerde gördüğümüz Wong, kendi hazırladığı bir müzikal filmi Amerika’da sahnelemeyi planlarken 56 yaşında kalp krizi nedeniyle hayata veda eder.

  • SİNEMASEVERLERİN İLGİSİNİ ÇEKEBİLECEK TERİMLER VE ANLAMLARI

    Sinemaseverler arasında öyle kişiler var ki seyretmekle kalmaz, filmlerin çekim sürecindeki, öncesi ve sonrasındaki tüm hikâyeyi okuyup öğrenmekten keyif alırlar. Bu kişiler neredeyse bir sinema ve televizyon öğrencisi kadar bilgi doludurlar. Siz de usta bir sinema seyircisi olabilir ve aşağıdaki terimlere zaten hâkim olabilirsiniz. Yine de bir bakın bakalım, belki içinde atladığınız, anlamını bilmediğiniz bir terim vardır… 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dublör, Fragman, Soundtrack, Flashback Ne Demek?” title_font_size=”13″]

    Dublör, tehlikeli sahnelerde oyuncu yerine oynayan ve fark edilmemesi için oyuncuya benzetilen kişidir. Fragman, bir filmi duyurmak üzere ilgi çeken kısımlarının montajlanmasıyla yapılan, bir iki dakikalık kısa tanıtım filmidir. Soundtrack, dilimizde birebir karşılığı olmayan bir kelimedir, bununla birlikte bir filmin soundtrack’inden bahsederken aslında film müziğinden bahsediliyor demektir. Flashback, filmde senaryo gereği yer yer geçmişe dönülmesine denir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Klaket, Screenplay by, Written by Ne Demek?” title_font_size=”13″]

    Klaket, çekim sırasında kullanılan, üzerinde çekim planı numarası, timecode gibi bilgilerin yazdığı ve bu bilgiler sayesinde kurgu aşamasında, ses ile görüntünün eşleştirilmesi, montaj düzeni gibi konularda kolaylık sağlayan tabeladır. “Screenplay by” unvanı film başlarken veya biterken ilgili isimle birlikte ekranda görünür ve senaryo yazarı anlamına gelmektedir. Senaryo yazarı, özgün hikâyeyi değil, film senaryosunu yazmıştır. “Written by” unvanı ise filmin senaryosunu yazıp özgün hikâyeye de sahip olan kişiye aittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adaptasyon, Subtitle, Dual, Post-Prodüksiyon, Pre-Prodüksiyon Ne Demek?” title_font_size=”13″]

    Adaptasyon, bir hikâye veya roman gibi eserin film senaryosuna uyarlanma halidir. Subtitle, alt yazı anlamına gelir. Dual ibaresi ise birden fazla dil seçeneğine sahip filmlerde karşımıza çıkar ve bu diller genellikle Türkçe ile İngilizceye karşılık gelir. Post-prodüksiyon, film çekimi tamamlandıktan sonra yapılan kurgu gibi, ses efektleri gibi işlemlere denir. Pre-prodüksiyon ise senaryo gibi film çekimi başlamadan önce oluşturulan işlemleri kapsar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Set, Yapımcı, Beyaz Perde, HDTV Ne Demek?” title_font_size=”13″]

    İç veya dış mekân fark etmeksizin film çekimi yapılan her platforma set denir. Yapımcı, film için gerekli olan finansmanı sağlayan, prodüksiyon ekibini işe alan, işi koordine eden kişiye denir. Beyaz perde, göstericiden çıkan görüntülerin üzerinde yansıdığı, sinema filminin oynatıldığı yüzeydir. Film izlerken televizyonda karşımıza çıkan HDTV ibaresi isehigh-definition television” tanımının kısaltılmış halidir ve yüksek çözünürlük sağlayan bir yayın standardını ifade etmektedir.

  • HOLLYWOOD SİNEMASINDA ÖNE ÇIKANLAR

    Ülke sinemalarını tek tek öne çıkan detaylarıyla karşınıza getirmeye devam ediyoruz. Sıra, sabun köpüğü içerikler ürettiği eleştirilerine maruz kalan, kimileri tarafından da her yapıtı hayranlıkla karşılanan ABD, namıdiğer Hollywood sinemasında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sinema tarihinin ilk ışıklarını yakanlar, Fransız Lumière Kardeşler gibi Avrupalılar olsa da sektörün gelişmesiyle birlikte dünyada en çok konuşulan güç Hollywood sineması olmuştur. Bunda en büyük payı, Amerika menşeili yapım şirketlerine vermek gerekir. Avrupa sineması sanat odaklı ilerlerken, Amerika sinemasının kazanç odaklı ilerlemeyi seçtiği ise tüm dünyanın bildiği bir gerçektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hollywood sinemasının tüm dünyada baskın güç haline gelmesinde, 1929 yılından bu yana verilen Akademi Ödülleri’nin, namıdiğer Oscar Ödülleri’nin payını da yadsımamak gerekir. Her yıl düzenlenen bu törenler büyük bir görsel şova dönüştürülmüş ve dünyanın dört bir yanındaki sinemaseverlerin bakışlarını Hollywood’a çevirmeyi başarmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hollywood sinemasındaki yönetmenler, en az dünyaca ünlü aktör ve aktrisler kadar popülerdir. Stanley Kubrick’ten Martin Scorsese’e, Steven Spielberg’den Quentin Tarantino’ya, “yönetmen sineması” kavramının da Hollywood’da büyük yer kapladığını söyleyebiliriz. Örneğin John Ford, Western filmleriyle özdeşleştirilirken, Alfred Hitchcock gerilim filmlerinin yönetmeni olarak kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    ABD’de sinema sektörü, ülke ekonomisinde önemli bir paya sahiptir. Kongre Kütüphanesi’nde saklanmak üzere National Film Preservation Board, yani Ulusal Film Koruma Heyeti tarafından seçilen filmler, ABD Ulusal Film Arşivi adı altında toplanır. Bu arşivde, Orson Welles imzalı Yurttaş Kane’den Holywood’un kült yapımı Ben Hur’a yaklaşık 500 film bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tabii Hollywood Sineması denince akıllara birbirinden ünlü oyuncuların yüzleri gelir. Ortalama bir sinema seyircisinin bir çırpıda sayacağı aktörler arasında, Hollywood yıldızlarının geniş yer kaplaması kaçınılmazdır. 40’lı, 50’li yıllara damgasını vuran Humphrey Bogart, Clark Gable, John Wayne gibi isimler ise ancak eski kuşakların bir çırpıda sayabileceği kült isimlerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Jennifer Lawrence, Angelina Jolie gibi isimlerin hemen hemen tüm dünyada biliniyor olması, Hollywood’un sinema sektöründeki hâkimiyetine basit ama önemli bir vurgu yapar. Diğer taraftan yukarıda sözünü ettiğimiz durum aktrisler için de geçerlidir ve yeni nesil için Bette Davis, Katharine Hepburn, Lana Turner gibi isimlerin, Hollywood sinema tarihinin unutulmazları olduğunu belirtmek gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hollywood sinema tarihinde ayrı başlıklar gerektiren konular ve kişiler vardır. Örneğin, Western filmler, yani “Vahşi Batı”daki fantastik kovboyların arzıendam ettiği film türü… Veyahut da Woody Allen… Oyuncu, senarist, yönetmen ve hatta müzisyen olan, yapıtlarıyla kendi özel kitlesini yaratan ve her filmi merakla beklenen dâhi bir sinema adamı… Sözün özü Hollywood sineması, içine girince çıkması zor olan rengârenk bir dünya…

  • TÜRK SİNEMASI’NIN YAKIŞIKLI JÖNLERİNDEN KADİR İNANIR’IN CANLANDIRDIĞI ROLLER

    Türk Sineması’nda Yeşilçam dönemi dendiği vakit akla düşen jönlerin başında Kadir İnanır gelir. İlk kez 1968 yılında düzenlenen Fotoroman Artisti Yarışması’yla üne kavuşan sanatçının rol aldığı ilk film, Atıf Yılmaz’ın yönettiği ve Türkan Şoray’la oynadığı Kara Gözlüm olmuştur. Kariyeri boyunca 180’den fazla filmde oynayan sanatçının unutulmaz rollerinden bazılarını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yönetmeni Atıf Yılmaz, rol arkadaşları Türkan Şoray ve Ahmet Mekin olan Selvi Boylum Al Yazmalım filminde Kadir İnanır, Asya’nın yaşadığı köyde baraj inşaatında çalışan, İstanbullu kamyon şoförü İlyas rolündedir. “Sevgi emektir” cümlesini zihinlere kazıyan 1977 tarihli dram türündeki bu film birçok ödül almış ve kült filmler arasına girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bitirimler Sosyetede film serisinde, Ali rolündeki Kadir İnanır başrolü Veli rolündeki Kartal Tibet ile paylaşır. Karakter olarak birbirine zıt iki kardeşin komik hikâyelerini konu edinen serinin bu filminde Gülşen Bubikoğlu da rol almıştır ve onun ilk sinema deneyimidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yönetmenliğini Osman Seden’in yaptığı, yapımcısı Memduh Ün olan Ana Ocağı filmi 1977 yapımlıdır. Kadir İnanır’ı bu filmde, babasının ölümünün ardından annesinin fedakârlıklarına tanık olarak büyüyen ve bu yüzden güç elde etme arzusuna düşen Kadir Aksoy olarak izleriz. Annesi rolündeki oyuncu ise Fatma Girik’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1974 yılında çekilen ve zengin kız-fakir oğlan temasına sahip nostaljik filmlerden Almanyalı Yârim’de, Kadir İnanır başrolü Filiz Akın’la paylaşır. Alman iş adamının kızı Maria ile fabrika işçisi Murat arasında doğan aşk ve araya giren engeller filmin genel çerçevesini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı ve senaryo yazımında da bulunduğu Bir Yudum Sevgi filminin senaristleri arasında Latife Tekin de bulunur. 1984 yılında çekilen duygusal dram türündeki filmde Kadir İnanır, dört çocuğuna bakmak için çalışmak isteyen Aygül’e (Hale Soygazi) fabrikada iş bulan Cemal rolündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Evlidir Ne Yapsa Yeridir filmi 1978 yılında çekilen bir komedi filmidir. Kadir İnanır genç koca Mecnun rolündeyken karısı Leyla rolünde Hülya Koçyiğit yer alır. Filmde, evli olan Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem çiftlerinin ilişkileri konu edilir. Oyuncu kadrosu ünlüler geçidi olan filmin yönetmeni Şerif Gören, yapımcısı ise Selim Soydan’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1976 yılında çekilen Devlerin Aşkı filminde Tarık rolündeki Kadir İnanır’ın rol arkadaşı Türkan Şoray’dır. Hayatını kurtardığı ve yanında çalıştığı iş adamının âşık olduğu kadın, Tarık karakterinin eskiden sevdiği Türkan’dan başkası değildir. Çıkmaza giren ilişkiler filmin ana çerçevesini oluşturur.

  • Bilgisayar Ekranından Beyaz Perdeye Geçiş Yapan 8 Oyun Karakteri

    Bilgisayar Ekranından Beyaz Perdeye Geçiş Yapan 8 Oyun Karakteri

    Eskiden sadece çocukların oynadığı bilgisayar oyunları son yıllarda yetişkinlerin de yoğun ilgisini çekiyor. Renkli ve macera dolu sanal dünyalar gencinden yaşlısına kadınından erkeğine herkesi ekran başına kilitliyor. Öyle ki bu âlemlere duyulan ilgi bilgisayar ekranından sinema perdesine de yansıyor ve dünya çapında yüz binlerce kişinin hayranı olduğu oyunların filmleri de çekiliyor. Sanal dünyadan beyaz perdeye geçen, bu yolculuğunda sürükleyici maceralarını da yanında taşıyan 9 oyun karakterini sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Assassin’s Creed – Desmont Miles/Callum Lynch” title_font_size=”13″]
    oyundan sinemaya uyarlanan filmler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tekken – Eddy Gordo” title_font_size=”13″]
    oyundan sinemaya uyarlanan filmler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tomb Raider – Lara Croft” title_font_size=”13″]
    oyundan sinemaya uyarlanan filmler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Max Payne” title_font_size=”13″]
    oyundan sinemaya uyarlanan filmler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Street Fighter – Guile ” title_font_size=”13″]
    oyundan sinemaya uyarlanan filmler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Prince Of Persia – Prens Destan” title_font_size=”13″]
    oyundan sinemaya uyarlanan filmler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mortal Kombat – Liu Kang” title_font_size=”13″]
    oyundan sinemaya uyarlanan filmler
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Warcraft – Durotan” title_font_size=”13″]
    oyundan sinemaya uyarlanan filmler