Etiket: şehir

  • BAŞKENTLER SERİSİ: ROMA

    Ufak bir komünden, yaklaşık 4.3 milyona ulaşan nüfusuyla dünyanın en önemli kentlerinden biri hâline gelen Roma hem bir inanç hem de bir sanat şehri… Tarihi geçmişi ve antik yapılarıyla ün salan şehrin kültürel ve doğal zenginlikleri, bu şehri gören herkesi kendine hayran bırakıyor. Orta Çağ ve Rönesans dönemine ait eserlerin çok iyi korunduğu Roma’da, farklı sanat akımları da tarih boyunca şekillenme imkânı bulmuş. İtalya’nın en kalabalık ve yüz ölçümü bakımından en büyük şehri olan Roma, Papalığın merkezi Vatikan’ın da bu yerde olmasından dolayı “iki şehrin başkenti” unvanına sahip. Akdeniz ikliminin hâkim olduğu kent, Tiren Denizi’ne yakın bir konumda Tiber Irmağı üzerindeki Lazio Bölgesi’nde yer alıyor. Her sokağında ve her köşesinde tarihten bir parça ve mimari şaheserleri görebileceğiniz Roma’nın ikonik mekânlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Flavium Hanedanlığı döneminde yapıldığından dolayı orijinal adı “Amphitheatrum Flavium” olsa da tüm dünya bu mekânı Kolezyum olarak biliyor. Usta bir komutan olan Vespasianus tarafından M.S. 72’de yapımına başlanan amfitiyatro, M.S. 80’de Titus döneminde tamamlanır. Depremde zarar görmesine rağmen dünyada en iyi korunan tarihi mekânlardan biri olan Kolezyum’un yapımında; traverten kireçtaşı, volkanik kaya olan tüf ve tuğla kaplı beton kullanılır. 50 bin ile 80 bin arasında seyirci kapasitesi olan tiyatroda Roma halkının eğlenmesi için gladyatör dövüşleri düzenlenir. 2007’de UNESCO tarafından dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olarak seçilen tiyatroda günümüzde Paskalya döneminde cuma günleri Papa tarafından fener alayı düzenlenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Aziz Petrus Bazilikası veya diğer bir ismiyle San Pietro Bazilikası inşaatına 1506’da başlamış ve bir yüzyıldan fazla sürerek 1626’da tamamlanmıştır. Mimarı rönesans döneminin ünlü ressam, heykeltıraş, mimar ve şairi olan Michelangelo’dur. Yapı tamamlanmadan hayata veda eden Michelangelo, kendisinden sonra görevi devralan mimarlara yapıyı neredeyse tamamlayarak devretmiş ve Roma’nın silüetine önemli bir yapıyı miras bırakmıştır. Katolik inancının merkezi olan Aziz Petrus Bazilikası şehrin en büyük dört bazilikasından biridir. 23.000 m² alan üzerine kurulu, 222 metrelik devasa boyutlara sahip olan yapı, 60.000 kişilik kapasitesiyle de Hristiyanlığın en büyük kilisesi olma özelliğine sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1723 yılında inşasına başlanan ve 1726’da tamamlanan İspanyol Merdivenleri, 135 basamaktan oluşur. Turistlerin en çok ziyaret ettiği mekânlardan biri olan merdivenlerin İspanyol Merdivenleri olarak anılmasının sebebi İspanyol Elçiliğinin bu alanda olmasından kaynaklanır. Oldukça popüler ve kalabalık olan bu meydanda merdivenlerin yanı sıra, Trinità dei Monti Kilisesi ile kayık şeklindeki Fontana della Barcaccia Çeşmesi yer alır. Avrupa’nın en uzun ve en geniş merdivenleri olarak ün salan mekân hem gündüz hem gece yüzlerce insanın sosyalleştiği bir nokta.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Halk Meydanı anlamına gelen Popolo Meydanı, Avrupa’nın en özel mekânlarından biri olarak çeşitli kutlamalara ve konserlere ev sahipliği yapmaktadır. Tarihi bir tramvay ile meydanda tur atmak mümkündür. Restoranlarıyla, sokak satıcılarıyla, kafeleriyle çok renkli ve enerjik bir atmosfere sahip meydan, Roma’nın üç önemli kilisesinin tam ortasında bulunur. Meydanın ortasında ise büyük bir dikilitaş ve kuzey tarafında popüler bir kapı vardır. Bu ünlü kapının adı Porta del Popolo’dur. Bu büyük kapı, Roma’ya önemli eserler katan Mimar Bernini tarafından yapılmıştır. Her yerden görülen ve meydanla özdeşleşen dikilitaşın 1300 yılında yapıldığı söylenmektedir. Milattan önce Mısır’da güneş tanrısı için dikilen bu taş Roma’ya sonradan taşınmıştır. Tarihi çeşmeleriyle ünlü Roma’daki Popolo Meydanı’nda da birçok çeşme bulunmaktadır. En çok ilgi görenler ise Roma Tanrıçası olan Neptün Çeşmesi’dir. Leonardo da Vinci’nin müzesi de bu meydandadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Vatikan’daki Sistina Şapeli’ni de yaptıran Papa IV. Sixtus’tun halka hediye ettiği bronz heykellerin sergilenmesi için 1471’de kurulan müze, günümüzün en geniş ve seçkin eserlerine sahip müzelerinden biridir. Müze, Palazzo dei Conservatori ve Palazzo Nuovo olarak adlandırılan iki ayrı binadan oluşur. Palazzo dei Conservatori binasında birçok bronz heykel bulunurken merkez noktasında Marcus Aurelius’un atlı heykeli yer alır. Bunun yanı sıra Palazzo dei Conservatori; Capitoline Wolf’un orjinal heykeline ve ilk insan heykeli olan Ritratto di Carlo I d’Angiò de Arnolfo di Cambio’na ev sahipliği yapar. Binanın en dikkat çeken yanlarından biri ise camla kaplı kapalı salonudur. Palazzo Nuovo binası ise Kapitolin Müzesi’nin heykeller, mozaikler ve büstlerin sergilendiği diğer bölümüdür. Bu bölümde yer alan koleksiyonlardan bazıları, Yunan orijinallerinin Roma replikalarıdır. M.S. 100 ile 150 yılları arasında tasarlanmış Capitoline Venüs ve Discobolus ile Ölen Galyalı Heykeli, sergilenen eserler arasında en dikkat çekici olanlarıdır. Aynı zamanda binada, Yunan ve Roma filozoflarının birbirinden etkileyici büstleri de yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    4. yüzyılda papanın rüyasında Meryem Ana’yı görmesi üzerine inşasına başlanan yapı, Roma’nın en önemli bazilikalarından biri olarak hem turistleri hem de ibadet etmek isteyen Hristiyanları ağırlar. Efsaneye göre papanın rüyasına giren Bakire Meryem, papadan yeni bir kilise inşa etmesini ve kilisenin inşa edilmesini istediği yeri bir sonraki gün karla işaretleyeceğini söyler. Ertesi gün Esquiline Tepesi’ne yağan kardan sonra, bu tepenin en yüksek noktasına Santa Maria Maggiore Bazilikası inşa edilir ve bu yapı Roma’da bulunan Meryem Ana’ya adanmış seksen Mary kilisesinin en büyüğü olur. Tanrıça Kibele’ye adanmış bir pagan tapınağı üzerine inşa edilen Bazilika, Meryem’in gerçekten Tanrı’nın annesi olduğu inancını destekleyen 431’de Efes Konsili’nden hemen sonra 432’de kurulur. Günümüzde her 5 Ağustos’ta, kar mucizesi canlandırılarak bazilikanın tepesinden beyaz çiçek yapraklarının havaya salındığı özel bir kutlama yapılmakta ve ziyaretçi akınına uğramaktadır. Tarihin farklı dönemlerine ait farklı mimarı yapıların bir arada bulunduğu bazilikanın kubbe ve şapellerinde barok tarz hakimken, tavan süslemeleri Rönesans etkisi altında ve İspanya Kraliçesi Isabella’nın papaya armağan ettiği altın yaldızlarla kaplıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Roma’da görülmesi gereken yerler listesinin ilk sıralarında yer alan Pantheon Tapınağı, şehrin en iyi korunmuş tarihi mekânıdır. “Bütün Tanrıların Tapınağı” olarak geçen Pantheon gerek antik zamanda gerek Roma mimarisinde gerekse günümüzdeki birçok yapıda örnek alınmış bir şaheserdir. Pantheon’un yapılış amacı hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak Pantheon’un antik çağlarda büyük bir kompleksin parçası olduğuna dair arkeolojik kanıtlar mevcuttur. İlk olarak bir Pagan tapınağı olarak yapılan Pantheon, daha sonra kiliseye çevrilmiştir. 1. yüzyılda yaşamış Romalı yazar Pliny, Pantheon’un içerisinde Venüs, Mars ve Jül Sezar’ın heykellerinin olduğunu belirtir. Çeşitli yangınlarla ve yıldırım çarpmasından dolayı yanarak yıkılan iki eski binanın üzerine inşa edilen üçüncü yapı, Roma Senatosu’nun toplanma yeri olmuş, günümüze kadar sapasağlam varlığını sürdürmüştür.

  • KARS’I ZİYARET ETMENİZ İÇİN 7 NEDEN

    Ülkemizde güneşin ilk doğduğu şehir olan Kars, tarih boyunca farklı kültürlere, dinlere ve geleneklere ev sahipliği yapmış önemli şehirlerimizden biridir. Lezzetli mutfağı ve gün doğumunda ayrı, gün batımında ayrı güzellikteki manzaraları ile tanınan Kars, genellikle kış mevsimi ve karla anılsa da dört mevsim boyunca keşfedilecek birçok güzelliğe sahiptir. Ünlü tren rotası Doğu Ekspresi’nin son durağı olan bu şehir, 1853–1856 Osmanlı-Rus Savaşı’nda, Rus ordularına karşı gösterdiği kahraman savunma ile Anadolu’da “Gazilik” unvanı alan ilk şehirdir. Yazımızda, Kars’ı ziyaret edenlerin görmesi gereken başlıca yerleri ve katılabilecekleri etkinlikleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ani Harabeleri” title_font_size=”13″]

    Anadolu topraklarındaki en önemli antik kentlerden olan Ani Harabeleri, Kafkasya ile Anadolu arasındaki kapı olarak anılıyor. Ermenistan ile sınırımızı oluşturan Arpaçay Nehri kıyısında yer alan kent, Orta Çağ döneminde önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslardan Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuş, bu dönemde büyük bir gelişme göstererek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi konumuna yükselmiştir. Büyük oranda ayakta kalmış beş kilometrelik etkileyici surları, Ateşgede Tapınağı, kiliseler ve Selçuklu dönemine ait cami gibi farklı dinlere ait yapıları bir arada bulunduran Ani Harabeleri, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi.

    Anadolu’nun en önemli antik kentlerinden biri olan Ani Harabeleri, Kafkasya ile Anadolu arasındaki kapı olarak anılmaktadır. Ermenistan sınırında, Arpaçay Nehri kıyısında yer alan bu şehir, Orta Çağ’da önemli bir ticaret yolu olan İpek Yolu’nun Kafkaslar üzerinden Anadolu’ya ilk giriş noktasında kurulmuştur. O dönemde hızla gelişerek bölgenin politik, kültürel ve ekonomik merkezi haline gelmiştir. Beş kilometrelik etkileyici surları, Ateşgede Tapınağı, kiliseler ve Selçuklu dönemine ait Ebu’l Menûçihr Camii ile Ani Haraberi, 2016 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dâhil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars Kalesi” title_font_size=”13″]

    Kars Kalesi, bölgenin tarihî ve kültürel mirasını yansıtan en önemli yapılar arasında yer alır ve şehri kuş bakışı izlemek için mükemmel bir noktadır. M.S. 1153 yılında, Selçuklulara bağlı Saltuklu Sultanı II. İzzeddin tarafından inşa edilen kale, savunma amaçlı stratejik bir konuma sahiptir. Ancak, 14. yüzyılda Timur’un istilası sırasında büyük hasar görmüş ve neredeyse tamamen yıkılmıştır. 1579 yılında Osmanlı Padişahı III. Murat’ın fermanıyla Lala Mustafa Paşa tarafından yeniden inşa ettirilen kale, bu dönemde önemli bir askeri üs haline gelmiştir.

    Kars Kalesi’nin surları yaklaşık 27 burç ve kule ile güçlendirilmiştir ve çevresinde askerî yapılar, su depoları, cephanelikler ve camiler gibi pek çok ek yapı bulunur. Kale, Osmanlı döneminde de stratejik önemini koruyarak Kafkaslara açılan kapılardan biri olmuştur. Bugün, kale ziyaretçilerine yalnızca şehrin muhteşem manzarasını sunmakla kalmaz, aynı zamanda bölgenin zengin tarihini de gözler önüne serer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çıldır Gölü” title_font_size=”13″]

    Kars şehir merkezine yaklaşık 1,5 saatlik mesafede bulunan Çıldır Gölü, deniz seviyesinden 2000 metre yükseklikte yer alır. En derin noktası 42 metreyi bulan bu göl, Türkiye’nin en yüksekteki en büyük tatlı su gölü olma özelliğine sahiptir. Özellikle kış aylarında, hava sıcaklıklarının -40 derecelere kadar düştüğü günlerde göl tamamen donarak etkileyici bir buz kütlesine dönüşür. Donmuş yüzeyiyle ziyaretçilerine büyüleyici manzaralar sunan Çıldır Gölü’nde atlı kızaklarla gezinti ya da kamp yapabilir aynı zamanda kış aktiviteleri için popüler bir destinasyondur. Donmuş yüzeyiyle ziyaretçilerine büyüleyici manzaralar sunan Çıldır Gölü’nde atlı kızaklarla gezintiye çıkabilir, kamp yapabilir ve kış aktivitelerinin tadını çıkarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fethiye Camii” title_font_size=”13″]

    Fethiye Camii, 19. yüzyılda Rusya’nın Kars’ı işgali sırasında kilise olarak inşa edilmiştir. Cumhuriyet’in ilk yıllarında bir süre kapalı spor salonu ve kamu binası olarak kullanıldıktan sonra, 1985 yılında iki minare eklenerek camiye dönüştürülmüştür. Kırmızı tuğlalarla inşa edilen yapının dış cephesi, Rus mimarisinin zarif detaylarıyla süslenmiştir. Camii olarak kullanılmaya başlandıktan sonra iç mekânında yapılan değişikliklerle, İslam sanatının ihtişamlı estetiğiyle uyumlu özgün bir yapıya dönüşmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars Müzesi” title_font_size=”13″]

    Kars şehrinin merkezinde yer alan Kars Müzesi, bölgenin tarih öncesi dönemlerinden günümüze kadar uzanan geniş bir zaman dilimini kapsayan eserleri sergilemektedir. Müzenin koleksiyonunda arkeolojik buluntular, tarihî eserler ve etnografik parçalar yer alıyor. Urartu, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait eserler, ziyaretçilere bu medeniyetlerin izini sürme fırsatı sunuyor. Ayrıca, Kars’ın zengin kültürel mirasını yansıtan eserler, şehrin derin tarihi ve köklü kültürel dokusunu gözler önüne seriyor. Eski bir tabya binasında yer alan Kars Peynir Müzesi ise, peynir yapımının tarihçesinden farklı çeşitlerin üretim süreçlerine kadar geniş bir bilgi yelpazesi sunmakta. Kars’ın ünlü peynir çeşitlerinin yanı sıra, Türkiye’nin farklı bölgelerinden peynirlerin hikâyeleri ve üretim yöntemleri de ziyaretçilerle buluşuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sarıkamış Kayak Merkezi” title_font_size=”13″]

    Sarıkamış, kar kalitesiyle kayak ve snowboard tutkunlarını kendine hayran bırakan ve bölgenin en gözde kayak merkezi olarak öne çıkan bir destinasyondur. Sarıkamış’ı diğer kayak merkezlerinden ayıran en belirgin özellik, bölgeye yağan karın türü ve muhteşem doğal güzellikleridir. Buradaki kar, dünyanın ünlü kayak destinasyonlarından biri olan Alpler’deki kristal, toz kar ile aynı özelliğe sahiptir. Ormanlarla çevrili kayak pistleri, rüzgâra karşı korunaklı bir yapı sunar ve bu sayede pistlerde çığ tehlikesi yaşanmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kars Festivalleri” title_font_size=”13″]

    Kars’ta yıl boyunca düzenlenen festivaller, şehrin köklü tarihini ve zengin kültürel mirasını koruyarak gelecek kuşaklara aktarmaya devam ediyor. Kars’ı ziyaret etmek isteyenler, seyahat planlarını bu etkinlik ve festivallere göre ayarlayarak hem şehrin büyüleyici doğasını keşfedebilir hem de yöreye özgü kültürel değerlerle tanışma fırsatı bulabilir. İşte Kars’ta katılabileceğiniz bazı önemli festivaller:

    • Sarıkamış Kristal Kar Festivali
    • 19 Mayıs Güreş Müsabakaları
    • Arpaçay Koç ve Kültür Festivali
    • Uluslararası Kars Kültür Günleri
    • Geleneksel Gravyer ve Kaşar Festivali
    • Kars Kafkas Kültürleri Festivali
    • Uluslararası Altın Kaz Film Festivali
  • SİİRT’TE GEZİN GÖRÜN TADIN

    Bu sayfada Güneydoğu Anadolu şehirlerimizden Siirt’e iki dakikalık bir yolculuk yapabilirsiniz. Gerçek manada bir yolculuk düşünürseniz de en iyi ulaşım alternatiflerinden biri uçakla Diyarbakır Havaalanı’na gitmek olacaktır. Güney Kurtalan Ekspresi ile Diyarbakır’a geçmek de başka bir alternatif. Diyarbakır’dan otobüsle devam edildiğinde 200 km mesafedeki Siirt’e ulaşılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Güneydoğu Anadolu Bölgemizin güzel şehri Siirt’in komşuları Şırnak, Van, Bitlis ve Batman’dır. Dağlık bir coğrafyaya sahip olan kentin ilçeleri ise Kurtalan, Baykan, Şirvan, Pervari, Eruh, Tillo ve Merkez’dir. Karasal iklimin hâkim olduğu şehirde yazlar sıcak geçerken kışlar bölgedeki pek çok şehre oranla daha yumuşak geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şehrin mutlaka görülmesi gereken doğal güzelliği Botan Vadisi’dir. 120 bin dönümlük bir alana karşılık gelen, sınırları Merkez, Eruh ve Tillo ilçelerine yayılan vadinin ortasından Dicle Nehri’nin bir kolu olan Botan Çayı geçmektedir. 2019 yılında Milli Park statüsüne alınan Botan Vadisi, doğa ve sporseverleri, rafting, yamaç paraşütü gibi sporlarda buluşturmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Botan Vadisi Milli Parkı’nın büyüleyici fantastik manzarasının en iyi görülebileceği yer ise Rasıl Hacar adıyla bilinen ve Delikli Taş anlamına gelen lokasyondur. Botan Çayı’nı diğer adıyla Uluçay’ı kuşbakışı gören Delikli Taş’ın hemen alt tarafındaki, milattan önce insan yerleşimine sahne olmuş iki mağarayı da görmeden dönülmemelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    18.yüzyılda astronomi, anatomi, coğrafya, tarih ve fizyoloji bilimlerine dair temel kavramları ve tasavvuf konularını içeren Marifetname’nin yazarı Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın, hocası İsmail Fakirullah için Tillo’da yaptırdığı türbe şehrin önemli yapılarından biridir. 2015’te UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne eklenen türbe özel bir ışık düzeneğine sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Her yıl çok sayıda ziyaretçi ağırlayan başka bir türbe de Baykan ilçesindeki Veysel Karani Türbesi’dir. Farklı dönemlerde restore edilen türbenin yakınında otel ve konukevi de bulunmaktadır. Ve gelen ziyaretçilere yerli halk tarafından tekrarlanan bir de rivayet bulunur, o rivayete göre türbeye bir kere ziyarete gelen kişinin yolu hayatında iki kere daha buradan geçecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Siirt, hem kendine has hem de bölgenin ortak yemeklerini içeren zahmetli tariflerin olduğu zengin bir mutfağa sahiptir. Perde pilavı, büryan kebabı, Arap dolması, ismeket köfte ve bir çeşit şekerli pişi olan imçerket kentte tadabileceğiniz lezzetler. Özgün lezzetleri arasında Pervari balı. Şirvan’daki Zivzik köyü narı ve şehir genelinde yetişen fıstık sayılabilir.

  • DOĞUNUN BAŞKENTİ TOKYO

    Doğu Asya’da bir ada ülkesi olan Japonya’nın başkenti Tokyo, 39 milyona yaklaşan nüfusuyla dünyanın en kalabalık başkenti unvanına sahip. Kelime anlamı “Doğan güneşin ülkesi” olan Japonya, 6.852 adadan oluşan bir ada ülkesi. Paleolitik Çağ’ın son döneminden bu yana yerleşim yeri olan Japonya, hem kültürel değerlerini ve geleneklerini korumayı hem de teknolojik gelişmelere hızlı ayak uydurabilmeyi başarmış bir ülke. Animeleri, video oyunları, dövüş sporları, zengin mutfakları, gelenekleri ve tarihi ögeleri ile dünyayı etkisi altına alan Japonya’nın başkenti Tokyo’nun ikonik mekânlarını birlikte gezelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Eski adı Edo olan Tokyo, deprem bölgesinde olmasına rağmen dev gökdelenlerin şehri. 12 Eylül 1923’teki depremde neredeyse tamamı zarar gören şehir, depremden sonra yeniden inşa edilse de 20 sene sonra II. Dünya Savaşı’nda bombalanarak tekrar büyük yıkıma maruz kalmış. 1950’den sonra sanayisi ve ekonomisi güçlenen ülkenin başkenti hızla büyüyerek bugünkü modern hâline ulaşmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kent merkezindeki en eski dini yapı olan Sensoji Tapınağı’nın inşasıyla ilgili anlatılan hikâyeye göre; 628’de iki kardeşin Sumida Nehri’nde balık avlarken Budist tanrıça Kanon’un heykelini bulmasıyla bu tapınağın yapımına karar verilmiş. 645’te yapımı tamamlanan tapınak günümüzde de önemli etkinliklere ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bahçeleri ile birlikte 3410 metre alana yayılan görkemli yapının inşası 1868’de başlamış ve 20 sene sonra tamamlanmış. Su dolu hendeklerle çevrili sarayda imparatorluk ailesine ait konutlar ve yönetim odaları bulunuyor. Yıl boyunca ziyaretçilerine kapıları açık olan mekânda, 2 Ocak’ta gerçekleşen yeni yıl kutlamaları ve 23 Aralık’taki imparatorun doğum günü etkinliklerinde sadece özel davetliler ağırlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Moda ve eğlencenin merkezi olan Shibuya, Tokyo’nun en kalabalık caddelerinden… Yıllarca sahibini tren istasyonunda bekleyen köpek Hachiko’nun heykeli de burada. Birçok mağaza, restoran ve eğlence mekânı bulunan Shibuya’da gezinirken Japonya’nın farklı bir yüzüyle karşılaşıyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1972’de kurulan Tokyo Ulusal Müzesi, 110 bin parçalık dev bir koleksiyona sahip. Japonya’nın en eski ve en büyük müzesi olma özelliğine sahip Tokyo Ulusal Müzesi’nde ülkenin farklı yerlerinden getirilen tarihi şaheserler ve yerel sanatçılara ait sanat eserleri sergileniyor. 6 farklı binadan oluşan müze alanında antik Japon kültürüne ve dini inanışına ait objeleri de görebilmek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Animeleriyle ve elektronik cihazlarıyla ünlü teknoloji devi Japonya’nın en heyecan verici mekânlarından biri olan Akihabara, özellikle genç kuşak Japonların ve turistlerin uğrak noktası. Birbirinden renkli dükkânların bulunduğu merkezdeki bazı mağazalarda vergi ödemeden alışveriş yapılabiliyor. Mağazalarda vakit geçirmek istemeyenler için ise cosplay maid ve manga kafeleri âdeta fantastik bir dünyaya açılan yeni evren…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İnşası 1958’de tamamlanan ve Eyfel Kulesi’nin bir benzeri olan Tokyo Kulesi, 333 metre yüksekliği ile dünyanın en uzun kendinden destekli çelik kulesi olma özelliğine sahip. 2012’ye kadar ülkenin en yüksek yapısı özelliğini taşıyan kule, Japonya’nın II. Dünya Savaşı’ndan sonra güçlenen ekonomisinin simgesi.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: YENİ DELHİ

    Hindistan; görkemli sarayları, etkileyici yapıları, büyüleyici doğal güzellikleri, ünlü Bollywood filmleri ile meditasyon ve yoga kampüsleriyle ün salan dünyanın en renkli ülkesi. Sokaklarında her an vahşi hayvanların dolaştığı ve her yıl milyonlarca gezginin ziyaret ettiği zamansız bir ülke olan Hindistan’ın başkenti Delhi; eski ve yeni olarak iki farklı merkezden oluşuyor. Eski Delhi, Babürler tarafından kurulan şehrin tarihi merkezi olurken, Yeni Delhi ise İngilizler tarafından kurulan yeni bir bölge. Eski Delhi 12-19. yüzyıllar arasında Müslümanların hâkim olduğu dönemde devlet merkezi oldu. 1200’lerde Babürler tarafından ele geçirilerek, 1649-1857 yılları arasında da Babürler’e başkentlik yaptı. Sonraları Afgan egemenliğine geçen ve bu dönemde pek çok cami, medrese, kale ve anıtsal yapı inşa edilen Eski Delhi, tarihi bir merkez olurken; 1911’de İngilizler tarafından inşa edilen Yeni Delhi modern bir atmosfere sahip. Günümüzde bürokratlar Yeni Delhi’de yaşadığı için Hindistan’ın en şık bölgesi olduğunu söyleyebiliriz. İngilizler, başkenti Kalkuta’dan Delhi’ye taşımaya karar verdiklerinde İngiliz Mimar Edwin Lutyens ve Herbert Baker’ı İngiltere’nin kudretini yansıtacak bir başkent yapmakla görevlendirdi. Bu nedenle Yeni Delhi, Lutyens’ Delhi olarak da geçiyor. Şehrin eski ya da yeni olsun her noktası görülmeye değer. Yazımızda Delhi’nin en etkileyici ve en çok ilgi gören mekânlarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kızıl Kale, 1639’da Babür İmparatoru Şah Cihan tarafından Ahmed Üstad Lahori’ye inşa ettirilmiş, mimari açıdan etkileyici bir yapı. Zamanında Babür hanedanı imparatorlarının ikametgâhı için kullanılan ana yerlerden biri olan Kızıl Kale, günümüzde farklı müzelere ev sahipliği yapıyor. Kızıl Kale’nin önemli olmasının bir diğer nedeni 1947’de ülke, Hindistan bayrağı bu kaleye dikerek bağımsızlığını ilan etmiştir. 2007’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne eklenen sarayın bir diğer önemi, devasa kalenin duvarlarındaki kırmızı kum taşından kaynaklanıyor. Red Fort olarak da anılan kalenin özel odaları, “Nahr-i-Behisht” olarak bilinen, bir su kanalıyla birbirine bağlı köşklerden oluşuyor. Sarayın planlanması İslam mimarisine dayansa da özel köşkler Pers ve Timurlu mimarisinin sentezini yansıtıyor. Kızıl Kale, Eski Delhi bölgesinde yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1. Dünya Savaşı’nda Fransa, İran, Doğu Afrika, Gelibolu ve başka ülkelerde ölen İngiliz Hint ordusundaki 84 bin askerinin anısına dikilen anıtsal yapı, 42 metre yüksekliğe sahip. Roma’daki Konstantin Kemeri’nden esintiler taşıyan yapının sütunlarında savaşlarda ölen 13.300 askerin ismi yazılıdır. Her sene resmî bayramda ülkenin yönetimi saygılarını sunmak için tarihi kapıyı ziyaret eder, ardından geçit töreni ve gösteriler başlar. Sir Edwin Lutyens tarafından tasarlanan kapının dünyadaki diğer benzerleri ise Paris’teki Zafer Takı ile Mumbai’deki Hindistan Geçidi’dir. Hindistan Kapısı, Yeni Delhi’nin ikonik mekânlarından biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yeni Delhi’deki ruhani ve kültürel bir Hindu tapınağı merkezi olan Akshardham Tapınağı, binlerce yıllık geleneksel ve modern Hindu kültürünü, maneviyatını ve mimarisini sergiliyor. 2005’te törenle açılan tapınak, Hindistan’daki en büyük Hindu tapınağı ve tıpkı Kızıl Kale’de olduğu gibi kırmızı kum taşından oyularak yapıldı. 8 bin kişinin inşasında gönüllü olarak çalıştığı 43 metre yüksekliğe sahip tapınağın kapısı herkese açık olsa da içeriye telefon ve fotoğraf makinesi gibi elektronik cihazlarla girmek yasak. Dokuz kubbeyi 234 sütunun desteklediği yapıda, panteonlarına ait 20 bin kadar rölyef eser sergileniyor. Tapınağın tam merkezinde üç metre yüksekliğinde Hint Tanrısı Krishna’nın tezahürü olduğuna inandıkları altından yapılmış dev Swaminarayan heykeli bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    108 basamaklı, 60 metre uzunluğu ve 15 metre genişliği olan tarihi merdivenin 14. yüzyılda kesin olmamakla birlikte Kral Agrasen tarafından inşa edildiği düşünülüyor. Eski çağlarda su tapınağı olarak kullanılan yapının etkileyici bir panoramik manzarası bulunuyor. Üç seviyeden oluşan yapı; her katındaki nişli kubbe kemerler ve batısında bulunan küçük cami ile İslam mimarisinden izler taşıyor. Bollywood filmlerinde de sıkça karşımıza çıkan mekânı, Aamir Khan’ın PK ve Salman Khan’ın Sultan filmlerinde de görmek mümkün. Agrasen ki Baoli, Eski Delhi’de yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Delhi’nin güneyinde merkezi bir konuma sahip olan Hauz Khas, 13. yüzyıldan kalma Delhi Sultanlığı’ndan izler taşıyan, turistlerin uğrak yeri şirin ve lüks bir köydür. Hauz Khas’ta bir kraliyet su deposu, İslami bir ilahiyat okulu, eski bir cami, Firuz Şah Tuğluk’un mezarı ve köşkler bulunmaktadır. Hindistan’ın çok kültürlü geçmişinin özünü yansıtan Hauz Khas’ta, önde gelen çağdaş ve lüks moda tasarımcılarının mağazaları bulunuyor. Köyde bakımlı yeşil parklar, süs ağaçlarıyla çevrili yürüyüş yolları, modern pazar ve konut kompleksleri, albenisini ve gizemini koruyan eski dünya ile modern dünya ile çevrili yürüyüş yolları bulunuyor. Günümüzde modern binalar, bu asırlık binalara ve çevredeki alana benzersiz bir görünüm kazandırmıştır. Hauz Khas, Yeni Delhi’de bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Lotus Tapınağı, 1986’da üç küme ve 27 bağımsız mermer bölümden oluşacak şekilde Yeni Delhi’de inşa edildi. Nilüfer çiçeğinin taç yapraklarından esinlenerek yapılan ibadet merkezi; 34 metreden fazla yüksekliğe sahip bir merkez alana sahip ve tapınağın 40 metreden fazla uzunluğundaki dokuz kapısı, 2.500 kişi kapasiteli bu merkeze açılıyor. İnancın, ölümsüzlüğün ve saflığın sembolü olan lotus çiçeğinin yaşam alanı sulak yerler olduğu için tapınağın kapılarına da dokuz havuz inşa edilerek özel bir mimari tasarım elde edildi. İranlı Mimar Fariborz Sahba’nın inşa ettiği, 27 yaprakla çevrili bu modern tapınağın her taç yaprağı, Yunanistan’daki Pentelicus Dağı’ndan getirilen mermerle kaplandı. Lotus Tapınağı, Hint geleneklerine göre inşa edilmiş, oldukça sade ve ihtişamlı, bir o kadar da parlak ve yalın bir yapı. Lotus Tapınağı’nın en önemli özelliklerinden bir tanesi de çevreci oluşu. Yeni Delhi’de güneş enerjisi kullanan ilk tapınak olan yapı, toplam 500 kW olan elektrik kullanımının 120 kW’sini güneş enerjisi ile üretiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hindistan’da inşa edilen ilk bahçeli türbe olan Hümayun Türbesi, Babür İmparatoru Hümayun Şah’ın ölümden sonra eşi Bega Begüm’ün ölen kocasının anısına yaptırdığı, tıpkı Tac Mahal gibi; iki insan arasındaki sonsuz sevgiyi sembolize eden, etkileyici bir yapı. Kemerli duvarları, kırmızı kum taşı ve beyaz mermerlerden oluşan 47 metre yüksekliğindeki yapı, aynı zamanda Tac Mahal’e de ilham kaynağı olmuş. Unesco Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Hümayun Türbesi’nin yemyeşil bahçesi cenneti tasvir ederken; eğimli olan bahçedeki geometrik şekildeki su kanalları alanın kendine has bir iklim oluşturması için tasarlanmış. 16. yüzyılda İranlı Mimar Mirek Mirza Giraz tarafından inşa edilen yapı ve bahçesi, turistlerin en çok ziyaret ettiği mekânlardan biri.

  • AVRUPA’NIN LİMAN KENTLERİ

    Liman kentlerinin ülkelerin ekonomisi için önemine hepimiz okul yıllarından aşikarız ama unutulmamalı ki bu kentler aynı zamanda kültürel alışveriş için de birer merkez… Hem ekonomik hem kültürel açıdan zengin olan liman kentlerinin bağlı oldukları ülkeler için değeri de buradan geliyor. Öyle ki çoğu liman kenti, ülkesindeki en büyük ve nüfusu en yoğun şehirler arasında yer alıyor. Dörtte üçü sularla kaplı gezegenimizin farklı yerlerinde kurulmuş çok sayıda liman kenti bulunuyor, bu listede Avrupa’daki liman kentlerinden bazılarını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hollanda’nın nüfusu en yoğun kentlerinden biri olan Rotterdam, sınırları içinde Avrupa’nın en büyük limanını barındırmaktadır. Hatta Avrupa’daki ülkelere dünyanın farklı yerlerinden gelen kargoların kuzeyden giriş noktası Rotterdam Limanı’dır. Sanayi bölgesiyle birlikte 10 bin hektarlık alanı kaplayan ve yaklaşık 35 bin gemiyi barındırabilen limanıyla bu şehir, Hollanda’nın en önemli finans merkezi durumundadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Anvers veya Antwerpen isimleriyle de anılan Antwerp şehri, Belçika’nın en eski şehirlerindendir. 16 ve 17. yüzyıllarda kıtanın ticaret merkezi konumunda olan şehir, günümüzde liman kapasitesi bakımından ikincilik için Hamburg’la yarışır haldedir. Ülke ekonomisine yüzde 5 civarında katkı sağlayabilen ve çevreci yaklaşımlarıyla bilinen limanıyla Antwerp, Avrupa’nın önemli liman kentlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en işlek limanlarından birine sahip olan Hamburg, Almanya’nın en büyük ikinci şehridir. II. Dünya Savaşı’nda limanıyla birlikte yerle bir edilen kent, yıldızını daha parlatarak ayağa kalkmayı ve Avrupa’nın görkemli liman kentlerinden biri olmayı başarmıştır. Almanya’nın ürettiği pek çok ürünün ihracatının yapıldığı limanıyla Hamburg, Almanya’yı Atlas Okyanusu’yla bağlayan bir köprü konumundadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Marsilya denince akıllara denizcilik gelir. MÖ 6. yüzyılda denizciler tarafından kurulan ve Akdeniz’e kıyısı olan bir şehirdir. Tarihi limanıyla Kuzey Afrika ve Güney Avrupa arasında geçit görevi gören, Fransa’nın güneydoğusundaki Marsilya, Akdeniz’deki en büyük ticari limana sahiptir ve bu liman Avrupa’da ilk beş içinde yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Romalılar tarafından kurulan ve günümüzde nüfus bakımından İspanya’nın önde gelen şehirlerinden olan Valensiya, Akdeniz kıyısında bulunan bir liman kentidir. Tarihçesi 15. yüzyıla kadar uzanır ve günümüzde Akdeniz’in en işlek limanıdır. Valensiya Limanı, bugün İspanya ekonomisi için oldukça önemli bir konumdadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalya’nın kısmi özerklik verilmiş Ligurya bölgesinde bulunan La Spezia şehri, Akdeniz’in bir kolu olan Ligurya Denizi kıyısında yer alır. Denize bakan ve sırtını dağlara yaslayan La Spezia’nın kendisinin doğal bir liman olmasının yanında, ticari, sivil ve askeri niteliklere sahip önemli bir limanı da sınırları içinde bulundurmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Finlandiya’nın başkenti ve en büyük, kalabalık ve popüler şehri olan Helsinki, Baltık Denizi’nin kollarından olan Finlandiya Körfezi’nin kıyısında yer almaktadır. Teknelerle gezilebilecek kadar su ile iç içe olan şehir, yük taşımacılığı da yapılan Avrupa’nın en işlek yolcu limanını barındırmaktadır.

  • ŞEHİRLERİMİZ, GELENEKLERİMİZ VE ZANAAT ÜRÜNLERİMİZ

    Günümüzde tüm dünyada trend haline gelen etik üretim, geri dönüşüm, sıfır atık, kadın emeği, sürdürülebilirlik ve doğal malzemeler gibi yaklaşımların çoğu yüzlerce yıldır Anadolu’daki üretim kültüründe yer alıyor. Nesilden nesile aktarılan, el işçiliği ile farklılaşan, ustaların marifetli ellerinde hayat bulan ve hayatımızın parçası olan kültürel miras niteliğindeki ürünlerin ve üretim tekniklerinin en güzel örneklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Konya Gelin Aynası ” title_font_size=”13″]

    Anadolu kültüründe bereket ve aydınlığı temsil ettiğine inanılan gelin aynası, baba ocağından ayrılan gelini uğurlarken gelinin önünde taşınıyor. Evliliğinin bereketli olması, uğur ve şans getirmesi, gelini kötülüklerden koruması için yüzyıllardan bu yana uygulanan bu gelenekte tutulan aynalar ise el emeği göz nuru. Ahşap kasanın ortasında yer alan aynanın kenarları cam altı tekniği ile işlenmiş çiçeklerle süsleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tokat Yazması” title_font_size=”13″]

    Doğanın güzelliklerinden ilham alınarak süslenen Tokat yazmaları, Osmanlı’dan bu yana boyayı emme özelliği olan ıhlamur ağacından üretilen ahşap kalıplarda elle işleniyor. Kalıpla oyulan motifler kara kalem ve elvan baskı tekniği ile pamuk bezlere işleniyor. Kırmızı tonların hâkim olduğu yazmalarda kullanılan üzüm, elma, kiraz, asma yaprağı gibi motifler ve geometrik desenler ise yörenin kültürel birikiminin bir yansıması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Adıyaman Sincik Halısı ” title_font_size=”13″]

    Ateş kırmızısı rengi ve birbiri ardına sıralanan altıgen Selçuklu yıldızlarının el dokumasıyla Adıyaman’a özgü Sincik halısı kök boya ile renklendiriliyor. Siyah, kırmızı, gri, turuncu, lacivert yün ve pamuk karışımı koyu renkli ipliklerle dokunuyor; yerde oturma kültürünün hâlâ devam ettiği yörelerde yer yaygısı veya yastık olarak da kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aydın Kıl Çadırı ” title_font_size=”13″]

    Aydın’ın Bozdoğan ilçesine bağlı Olukbaşı köyünde yaklaşık bin yıllık bir gelenekle keçi kılından elde edilen kaşmir çadırlar üretiliyor. Yazın serin, kışın sıcak tutan çadırlar ateşte yanmıyor; üzerinde yılan, akrep gibi haşereler yürüyemediği için doğa koşullarında güvenli yaşam alanları sağlıyor. Kıl çadırında kış mevsiminde ya da yağmurlu havalarda gözenekler kapandığından yağmurun veya soğuk havanın içeri girmesi önleniyor. Yazın ise gözenekler açılıp rüzgârın geçmesini sağladığı için sirkülasyon meydana gelip içeride serinlik sağlanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gaziantep Kutnu Kumaşı” title_font_size=”13″]

    Gaziantep’in geleneksel kutnu kumaşı, suni ipek ve pamuktan üretilen floş iplikler ile el tezgâhlarında metresine 5 binden fazla iplik atılarak dokunuyor. Osmanlı döneminde olduğu gibi bugün de kadın-erkek giyiminde ve döşemelerde kullanılan kutnu kumaşında sarı rengin hâkim olduğu boyuna çizgili desenleri ön plana çıkarken çarpıcı tonlardaki kırmızısı, moru, yeşili ile her göreni kendine hayran bırakıyor. İplik sayısı ve çözgüsüne göre mecidiye, zencirli, kürdiye, sedefli, mekkavi, hindiye, cütari ve Osmaniye gibi isimleri ve çeşitleri olan kutnu kumaşı ülkemizde sadece Gaziantep’te üretiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karamürsel Sepeti ” title_font_size=”13″]

    Karamürsel sepeti, kestane ağaçlarının köklerinden çıkan, yörede şah diye bilinen dal ve filizlerin tekleme ve ikileme tekniği ile elde örülmesiyle üretiliyor. Yarım koni şeklini andıran sepet, iyi kesilmiş ve kurutulmuş kestane çıtalarından örüldüğü için iç hacmi oldukça geniş oluyor. ”Ufacık tefecik gördün de Karamürsel sepeti mi sandın?” deyimi ise tam olarak bu özelliğinden kaynaklanıyor. Bahçelerden zedelemeden meyve-sebze taşımak ve muhafaza etmek için kullanılan Karamürsel sepeti, pazar çantası, dekoratif amaçlı saksılık gibi farklı şekillerde de kullanılıyor.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: LONDRA

    Londra, Büyük Britanya Adası’nın güneydoğusunda, Thames Nehri üzerinde konumlanmış Birleşik Krallığın başkentidir. İki bin yıl önce Romalılar tarafından kurulan Londra, Birleşik Krallığın en kalabalık şehri olarak; sanat, müzik, moda, finans, eğitim ve turizm alanındaki gelişmişliğiyle sadece Birleşik Krallığın değil, dünyanın da kültür başkentleri listesinin en üst sıralarında yer almaktadır. Dünyanın en eski metrosu 1863 yılında Londra’da açılmıştır. At arabaları sebebiyle oluşan yoğunluğu azaltmak amacıyla kurulan Metropolitan Demiryolu’nda o dönemin en ileri teknolojisi olarak kabul gören buharlı trenler kullanılmıştır. Kentte şöyle bir gezintiye çıktığınızda belirli yerlerde kömür dumanını atmak amacıyla açılan havalandırma tünellerine rastlamanız mümkün. Tam bir bisiklet dostu olan Londra’da 700.000 bine yakın insan, bisikleti ulaşım amacıyla kullanmaktadır. Dünyanın en fazla tiyatro izleyicisi yine bu şehirdedir ve sadece Londra’da yüzlerce müze ve sanat galerisi bulunmaktadır. Büyüleyici bir atmosfere sahip kent, finansal olarak bu denli gelişmiş olmasına, senede 20 milyona yakın turist ağırlamasına rağmen doğal güzelliklerini korumayı başarmıştır. Başkentler serisi yazı dizimiz için hazırladığımız Londra’nın önemli kent meydanlarını ve ikonik yapılarını sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın ortasından geçen Thames Nehri isminin, dört mevsim bulanık olan suyundan ötürü Kelt dilinde karanlık anlamına gelen “tamese” kelimesinden geldiği düşünülmektedir. Nehrin suyu bulanık olsa da burada gerçekleşen tekne turları yoğun ilgi görmektedir. Thames Nehri üzerinde bulunan, 1894 yılında inşaatı tamamlanan Tower Bridge‘de Thames Nehri’ndeki en ilgi çekici yapılarından biri olarak ilgi görmektedir. Manş Denizi’ne dökülen Thames Nehri’ni her sene milyonlarca turist ziyaret etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiltere’deki kraliyet parklarından en ünlüsü olan Hyde Park, yüzölçümü olarak çok geniş bir alana yayılmakta ve en büyük kent parkı olarak her sene milyonlarca ziyaretçi ağırlamaktadır. Doğal güzelliği ve yeşil dokusuyla birçok festivale ev sahipliği yapan Hyde Park’ın içindeki yapay Serpentine gölünde yüzmek bile mümkündür. 1536 yılında Kral XVIII. Henry’nin avlanması için Westminster Manastırı (Westminster Abbey) keşişleri tarafından satın alınan park, 17. yüzyılda Kral I. James tarafından kamulaştırılmış ve halkın hizmetine açılmıştır. Birçok film ve dizinin çekildiği park, dünyanın en ünlü yeşil alanlarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1016 yılında inşa edilen saray, bilinen en eski saraylardan olup 16. yüzyılda çıkan yangından sonra restore edilerek parlamento binasına çevrilmiştir ve günümüzde de parlamento binası olarak kullanılmaktadır. Thames Nehri’nin kuzeyinde bulunan Westminster Sarayı, dünyanın en ünlü saat kulesine de ev sahipliği yapmaktadır ve içindeki çan Big Ben olarak anılır. Kulenin adı 2012 yılında Elizabeth Kulesi olarak değiştirilmiştir. Alışılmışın dışında mimari bir tasarıma sahip olan sarayın yaklaşık 1.100 odası, 4.8 kilometreyi bulan uzun koridorları, 100 adet merdiven çıkışı bulunmaktadır. İngiltere tarihindeki önemi 1066 yılında Kral William’ın bu sarayda taç giymesinden kaynaklanmaktadır ve kraliyet ailesinin taç giyme törenleri günümüzde de Westminster Sarayı’nda gerçekleşmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın en önemli sembol yapılarından olan London Eye, Thames Nehri’nin güneyinde bulunuyor ve 135 metre yüksekliği, 90 metre genişliğiyle tüm Londra’yı tepeden gören bir manzaraya ev sahipliği yapıyor. Milenyum kutlamaları amacıyla 31 Aralık 1999 gecesi açılışı gerçekleşen devasa dönme dolap yılda dört milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. Londra’da geçen tüm sinema ve dizi filmlerinde en az bir kare de olsa yer bulan bu ikonik yapı, Millennium Wheel ismiyle de anılıyor. Özel bir ışık tasarımına sahip yapı, havanın kararmasıyla ışıltılı bir görünüme bürünüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kentin kalbi olarak bilinen Trafalgar Square, turistler tarafından en çok ziyaret edilen ve birçok etkinliğe ev sahipliği yapan Londra’nın en ünlü meydanıdır. Westminster semtinde bulunan Trafalgar Meydanı, ismini İngiltere’nin Fransa ve İspanya’yı yendiği muharebeden almaktadır. Bu sütun, savaşın kazanılmasında büyük rolü olan İngiliz Donanması’ndan Koramiral Horatio Nelson adına yaptırılmıştır. Nelson sütununu koruyan dört aslan heykelinin yanı sıra meydanı süsleyen birçok farklı heykel ve çeşme de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İngiltere, müzeleriyle ünlü bir şehir. Güney Kensington’da bulunan Doğal Tarih Müzesi ise botanik (bitki bilimi), zooloji (hayvan bilimi), mineraloji, paleontoloji (fosil bilim) alanında doğa ve yer bilimlerine ait en geniş örneklere sahip çok eski bir müze. Renkli tuğlalardan oluşan yapısıyla Victoria döneminin tipik örnek mimarisinden olan müzenin kuruluş tarihi 18. yüzyıla kadar uzanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Birleşik Krallık ailesinin Londra’daki ikamet adresi olan saray, aynı zamanda krallığın yönetim merkezidir. 1703 yılında Buckingham Dükü için yapılan saray, İngiltere’nin en ünlü kraliçesi Victoria’nın tahta çıkmasıyla kraliyet sarayına dönüştürülmüştür. 735 odası bulunan sarayın 19 odası sadece yaz aylarında ziyaretçilere açılmaktadır. Westminster’da bulunan saray, görev atamaları ve yabancı devlet görevlilerinin ziyaretlerinde konuklarını ağırlamaktadır. 20. yüzyılda kraliyet ailesinin halkı selamlamak için kullandığı balkon, II. Dünya Harbi sırasında tam dokuz kez bombalanmıştır. Buna rağmen Kraliçe Elizabeth bu gelenekten vazgeçmemiştir. Halen halkı selamlamak için bu balkon kullanılmaktadır.

  • TARİHİ GÜZELLİKLERİYLE KIRIKKALE

    Tarihi, zengin tabiatı ve kültürüyle öne çıkan Kırıkkale, İç Anadolu Bölgesi’nin önde gelen şehirlerinden biridir. Kırıkkale adını Kırıkköyü ve kentin merkezindeki Kaletepe’den alır; bu iki ismin kısaltılmasıyla Kırıkkale olarak anılmaya başlandığı rivayet edilir. Bazı Osmanlı arşivlerinde ise “Kırıkkal” olarak geçer. Bu yazımızda sizlerle Kırıkkale’de kısa bir yolculuğa çıkıyor ve şehrin güzelliklerinden birkaçını listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kırıkkale tarihi bakımdan oldukça önemli bir konumdadır; ilin en yüksek dağlarından biri olan Behrek Dağı, Anadolu’nun Türk ve İslam diyarı olabilmesi için mücadele verilen bölgelerin başında gelir. Tarihi bakımdan zengin olmasının yanı sıra pek çok ilçeye ve köye de ev sahipliği yapar. Kırıkkale’ye bağlı 9 ilçe ve 180’nin üzerinde köy vardır. Özellikle Delice ilçesine bağlı Alçılı köyü, Kırıkkale’nin güzel köylerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünya üzerinde çok az yerde rastlanan kırmızı peribacası, Kırıkkale’nin eşsiz güzelliklerindendir. Bahşılı ilçesine bağlı Büyük Sarıkaya köyünde yer alan dağların yamacındaki peribacası oluşumları, gün batımında adeta bir tabloyu anımsatır. Rüzgâr ve sel sularının toprağı aşındırmasıyla oluşan bu yeryüzü şekilleri, Kırıkkale’nin dikkat çeken manzaralarındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kırıkkale’nin en ünlü köprülerinden biri Çeşnigir Köprüsü’dür. Karakeçili ile Köprüköy ilçeleri arasında Kızılırmak üzerinde yapılan tarihi köprünün Selçuklu Dönemi’ne ait olduğu bilinir. Ankara Savaşı’nın yapılacağı alana ilerleyen Timur İmparatorluğu’nun kurucusu Timur’un ordusuyla bu köprüyü kullandığı rivayet edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Karaahmetli Tabiat Parkı, Karaahmetli köyünde bulunan doğal bir parktır. Parkın sınırları içinde ve çevresinde 60’tan fazla kuş türü, 10’dan fazla da balık türü, çeşitli sürüngenler ve memeli hayvanlar yaşar. Günübirlik spor aktivitelerinin yapılabildiği parkta aynı zamanda piknik, olta balıkçılığı, kampçılık gibi aktiviteler de gerçekleştirilebilir. 23 Temmuz 2009 tarihinde Bakanlar Kurulu tarafından tabiat parkı ilan edilen Karaahmetli Tabiat Parkı, yılın 12 ayı boyunca ziyaret edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kırıkkale’nin aynı zamanda lavanta tarlalarıyla da meşhur olduğunu biliyor muydunuz? Balışeyh Lavanta Vadisi ve Karaahmetli Lavanta Tarlaları, Kırıkkale’nin eşsiz güzelliklerindendir. Lavanta kokusunun eşlik ettiği geziniz sırasında geleneksel el sanatı ürünlerinden satın alabilir, yöresel ürünleri keşfedebilir ya da çay bahçesinde ince belli bardakta bir çay molası verebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kırıkkale gastronomi bakımından da Türkiye’nin en özel yörelerinden biridir. Keskin tava, omaç, yoğurtlu tarhana çorbası, tuvalak, katma aşı, sızgıt gibi lezzetler yörenin eşsiz tatlarından yalnızca birkaçıdır. Ceviz ve şerbetin buluşmasından doğan sarığıburma tatlısı, Kırıkkale’nin meşhur tatlılarından biri olarak damaklarda yerini alır.

  • RUSYA’NIN AVRUPA’YA AÇILAN KAPISI: ST. PETERSBURG

    Tarihin, kültürün ve görkemli mimarilerin birleştiği; Rusya’nın ikinci, Avrupa’nın en büyük dördüncü şehri olan St. Petersburg; Rus Çarı I. Petro tarafından 16 Mayıs 1703’te kurulmuştur. 1918’de Moskova başkent ilan edilene dek, 200 yıl boyunca Rus Çarlığı’na başkentlik yapmıştır. 5 milyona ulaşan nüfusu ile Rusya’nın en kalabalık ve en gözde şehri olan St. Petersburg ile ilgili bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg, 16 Mayıs 1703’te Büyük Petro’nun İsveç ile uzun süren bir savaşı kazanması sonrasında Neva Nehri’ni ele geçirmesiyle kurulur. Rusya’nın güneybatısında, Baltık Denizi’nin kıyısındaki bu şehrin tamamı UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndedir. Neva Nehri’nde 42 adadan oluşan, 55 nehir ve 500’ü aşkın köprüsü ile St. Petersburg, Kuzeyin Venedik’i olarak anılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Stalin’in yönetimindeyken Rusya tarafından kaderine terk edilen şehir, Eylül 1941 ile Ocak 1944 yılları arasında yaklaşık 900 gün boyunca Alman kuvvetleri tarafından kuşatılmıştır. Bu süreçte 800.000 civarı kayıp vermiş, birçok kişinin soğuk ve açlıktan ölmüş olmasına karşın şehir ele geçirilememiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Peter ve Paul Kalesi, İtalyan kökenli İsviçreli Mimar Domenico Trezzini tarafından şehrin kuruluşundan sonra özel olarak tasarlanır. 2003 yılında 300. yıl dönümü için St. Petersburg’da birçok köşk ve saray restore edilir. 4000 heykel, 36 tarihi ve görkemli yapı, 221 müze, 2000 kütüphane, 45 sanat galerisi, 80 tiyatro ve 62 sinema salonu ile şehir, âdeta Rusya’nın kültür başkentidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg, Helsinki ve Finlandiya’ya başkent Moskova’dan daha yakındır. Batı Avrupa şehirleri örnek alınarak inşa edildiğinden Rusların geleneksel soğan biçimli kubbeli mimarilerine nadir rastlanır. Fakat “Voskresenia Khristova Kilisesi” buna uymayan nadir yapılardan biridir. Kilise, Moskova’da bulunan Kızıl Meydan’daki “Basil Katedrali” örnek alınarak inşa edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    St. Petersburg, Dostoyevski ve Puşkin’in de şehridir. İki yazar farklı dönemlerde esir düştükten sonra St. Petersburg’da yaşamayı tercih etmiştir. Dostoyevski, Beyaz Geceler kitabını burada kaleme almış, Puşkin’in ölümüne neden olan düello yine bu şehirde gerçekleşmiştir. 1836 kışında, Puşkin’i karalamak amacıyla eşi Natalya ile ilgili iftirada bulunan ve karısının Çar ile ilişkisi olduğu haberini yayan Dantes’i düelloya çağıran Puşkin, karnından yaralanmış ve iki gün sonra da vefat etmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şehrin en işlek noktası Nevsky, gösterişli sokakları ve büyüleyici mimarisinin yanı sıra “beyaz geceleri” ile ünlüdür. Coğrafi konumundan dolayı mayıstan temmuz sonuna kadar 18 saat gündüzün yaşandığı şehir, bu özelliği nedeniyle “beyaz geceler” olarak anılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tarihi ve sanatsal yapıları ile St. Petersburg, 3 milyondan fazla eser bulunan dünyanın en büyük ikinci sanat müzesi olan Hermitage’e de ev sahipliği yapmaktadır. “Saray Meydanı” ve alanın ortasındaki “Alexander Sütunu” da turistlerin ilgisini çeken önemli yapılardandır.