Etiket: sebze

  • ÖZEL SOFRALARIN LEZZETİ: BÖRÜLCE

    Baklagiller ailesinin en lezzetli üyelerinden börülceye menünüzde yeteri kadar yer verdiğinizi düşünüyor musunuz? Cevabınız hayır ise bambaşka tariflerde farklı tatlar bulabileceğiniz özel bir besin olduğunu söylemeliyiz. Bu arada, sayfamızın konusu olan börülce deniz kıyılarında yetişen deniz börülcesi ile karıştırılmamalı! Şimdi gelelim tarım bitkisi olarak yetişen börülcenin özelliklerine ve hangi tariflerde kullanılabileceğine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • MUTFAKLARIN DEMİRBAŞI PATATES VE PATATESLİ LEZZETLER

    Mutfakların demirbaşı olan ürünler vardır; soğan, sıvı yağ, salça, tuz, şeker gibi… Bunların arasına patates de rahatlıkla dâhil edilebilir. Bu sebzenin kırmızıdan mora, sarıdan beyaza farklı çeşitleri vardır ama rengi yeşile dönen ve filiz veren patatesleri tüketmemeniz de sizlere tavsiyemiz.  Çünkü bu patatesler fazla miktarda tüketildiğinde zehirlenmelere neden olabilir. Uyarımızı da yaptıktan sonra patates hakkında daha keyifli bilgilere geçebiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tarihçesi 8-10 bin yıl önceye ve Güney Amerika’ya uzanan patates, İspanyollar tarafından 16. yüzyılda taşındığı Avrupa’da, İncil’de adı geçmediği için önceleri kabul görmemiş. Günümüzde ise Avrupa başta olmak üzere dünyanın her yerinde tüketiliyor. Toprak altında yetişen bu kök sebze, yüksek miktarda potasyum, selenyum, manganez, kalsiyum, demir ve çinko içermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bol lif içeren patatesin en keyifli sunumlarından biri kumpirdir. Tarifin ilk aşamalarında, ebat olarak büyük patateslerin fırında pişirilmesi, karnının yarılması ve iç kısmının tuz ve tereyağı ile ezilmesi yer alır. Rendelenmiş kaşar peyniri ve arzuya göre bezelye, zeytin, mısır, pancar salatası, kısır gibi malzemeler ilave edilerek servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yetişmesi son derece kolay olan, dünyada en çok Çin, Hindistan ve Rusya’da üretilen, ülkemizde Niğde ve Nevşehir başta olmak üzere pek çok şehirde yetiştirilen patates, Anadolu’da pek çok yöremizde tencere yemeği tariflerinde kullanılmaktadır. Patates yemeklerinin, sadesinden etlisine, oturtmasından köftelisine farklı tarifleri bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İçerdiği karbonhidrat değeri ile son derece besleyici olan, mısır, buğday ve pirinçten sonra en önemli karbonhidrat kaynağı olarak kabul edilen patatesin 400 civarında çeşidi ve onlarca yemek tarifi bulunmaktadır. Onlardan biri de dilimlenmiş patateslerin üzerine kaşar peyniri, krema, sarımsak ve baharat döküp fırına verilmesiyle yapılan patates gratendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çıtır, elma dilim veya cips patates… Kızarmış, haşlanmış veya fırınlanmış… Patatesin bu versiyonları atıştırmalık için ideal olduğu kadar, yemek yanında garnitür olarak servis edilmeye de son derece uygundur. Yeri gelmişken dünyada her yıl 13 Temmuz gününün “Patates Kızartması Günü” olarak kutlandığını da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Patatesin en leziz hallerinden biri de püre kıvamıdır. Haşlanan patateslerin önce bir miktar ezilmesi, ardından süt ve tereyağı ile pürüzsüz bir hale gelinceye kadar blenderdan geçirilmesiyle elde edilir.  Tuz ve karabiber ekleyeceğiniz tarife dilerseniz rendelenmiş kaşar peyniri de ilave edebilirsiniz. Patates püresi patlıcan veya tepsi kebabı, soslu köfte veya rosto gibi yemeklerin yanında enfes bir tamamlayıcı lezzet olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Patates, poğaça, minik pizzalar ve hatta kek tariflerinde bile kullanılabilen bir sebzedir. Ama hamur işlerinde sıklıkla kullanıldığı tariflerden biri börek, diğeri de gözlemedir. Tarifine göre iç harcı çiğ veya kavrularak oluşturulabilir ve farklı baharatlar içerebilir. Yine de pul biber ve karabiberin her iki tarif için de ideal olduğunu söyleyebiliriz.

  • KARALAHANANIN TAÇLANDIRDIĞI LEZZETLER

    Ülkemizin hemen hemen her köşesinde karalahana ile hazırlanan yemeklere denk gelsek de bu yeşil yapraklı sebze en çok Karadeniz Bölgesi’nde tüketiliyor. Usta ellerde sarılmış bir karalahana sarmasına hayır diyecek çok az kişi vardır. Yazımızda karalahananın bilinen faydalarını ve en sık pişirilen tariflerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sağlığa Faydaları” title_font_size=”13″]

    En sağlıklı gıdalar listesinde ilk sıralarda yer alan karalahana, beyaz ve kırmızılahanaya göre bünyesinde daha fazla vitamin A, K, C, B6, B1, B2 ve B3 barındıran bu sebzenin sağlığa faydaları ise saymakla bitmez.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bulgurlu Karalahana Diblesi” title_font_size=”13″]

    Yarım kilo taze karalahana, 1 büyük kuru soğan, 1 yemek kaşığı salça, 3-4 yemek kaşığı kalın bulgur, tercihe göre acı biber, 2 yemek kaşığı sıvı yağ, 1 yemek kaşığı tereyağı ve tuz. Bir tencereye su ekleyip kaynamaya bırakalım. Karalahanayı güzelce yıkayalım ve ince ince keselim. Su kaynadıktan sonra karalahanayı 10 dakika haşlayalım. Pilavlık bulguru da ekleyip beş dakika sonra altını kapatalım, bulgurların biraz daha şişmesini bekleyip sonra süzelim. Bir tavada yağda ince kıyılmış soğanı kavurduktan sonra salçayı ve acısını ekleyip biraz da daha kavuralım. Karalahana ve bulgur karışımını ekleyelim, tuzunu ayarlayalım. Eğer lahanalar ve bulgur pişmemiş ise biraz su eklenebilir. Tavanın kapağını kapatıp kısık ateşte pişmeye bırakalım. Bazı yörelerde salça eklenir bazı yörelerde eklenmez. Tercih size kalmış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Çorbası” title_font_size=”13″]

    1 bağ karalahana, 1 tatlı kaşığı tuz, 5 su bardağı su (haşlamak için), 3 yemek kaşığı sıvı yağ, 1 adet soğan, 1 adet havuç, 1 adet patates, yarım yemek kaşığı salça, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 çay kaşığı pul biber, 1 çay kaşığı karabiber, 1 yemek kaşığı pilavlık bulgur, yarım çay bardağı mısır, yarım su bardağı barbunya, 6 su bardağı sıcak su, 2 yemek kaşığı mısır unu, yarım su bardağı su. Lahanayı yıkadıktan sonra ince ince doğrayarak tuzlu suda 15 dakika kadar haşlayıp süzelim ve bir kenarda bekletelim. Bir tencereye sıvı yağı alalım, ince yemeklik doğranmış soğanları ekleyerek kavuralım. Küp küp doğranmış havuç ve patatesleri sırasıyla ekleyip 2-3 dakika kavuralım. Salçayı ve baharatları ekleyelim ve karıştıralım. Daha sonra haşlanmış ve suyu süzülmüş lahanaları tencereye koyup karıştıralım ve birkaç dakika daha kavuralım. Ocağımızın yüksek ateşte olmamasına dikkat edelim. Ardından bulgur, haşlanmış mısır ve barbunyayı da koyarak karıştıralım. 6 su bardağı sıcak suyunu da ilave ederek karıştıralım ve yaklaşık 25 dakika kısık ateşte pişirelim. Pişmesine yakın mısır ununu bir kâsede yarım bardak su ile pürüzsüz bir kıvam alana kadar karıştıralım ve çorbanın içerisine ekleyerek 5 dakika daha pişirelim. Bir miktar kaynadıktan sonra ateşten alalım. Pişen çorba servise hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Kavurması ” title_font_size=”13″]

    Hem sağlıklı hem de pratik bir tarifi olan karalahana kavurması için gerekli olan malzemeler; bir küçük bağ karalahana, bir orta boy havuç, yarım çay bardağı pilavlık bulgur, iki adet kuru soğan, bir diş sarımsak, bir tutam maydanoz, bir tatlı kaşığı biber salçası, tuz, karabiber, pul biber, sıvı yağ. Lahanalar yıkanıp ince ince doğranır. Kaynayan suda haşlanır. Tam haşlanmadan önce yaklaşık 5-6 dakika sonra içine yarım çay bardağı bulgur ve küp küp doğranmış havuçlar eklenir. Bulgur şişip havuçlar pişince altı kapatılır ve suyu süzülür. Diğer taraftan başka bir tencerede ince doğranmış soğanlar sıvı yağ ile birlikte kavrulur. Biber salçası ve maydanozlar da eklenerek kavurmaya devam edilir. Daha sonra haşlanan karalahanalar içine eklenip güzelce karıştırılır. Yaklaşık 5 dakika kısık ateşte ara ara karıştırılarak pişirilir. İstenilirse içine bir avuç kadar haşlanmış barbunya da eklenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karalahana Sarması ” title_font_size=”13″]

    Sarma için gerekli olan malzemeler: 2 demet karalahana, 2 orta boy patates, 2 orta boy soğan, 1 yemek kaşığı salça, 2 su bardağı pirinç, 1 su bardağı bulgur, tuz, kırmızıbiber, pul biber, 2 yemek kaşığı tereyağı. Kaynamış tuzlu suda lahanaları yumuşayana kadar haşlayın ve süzgece alın. Yaklaşık 6-7 dakika sürüyor. Tencereye tereyağı koyarak pembeleşinceye kadar soğanı kavurun. Eğer kıymalı yapmak istiyorsanız kıymaları bu adımda ekleyebilirsiniz. Kaynamaya başladığında pirinç ve bulguru ilave ederek suyunu çekinceye kadar kısık ateşte bırakın. Kapağını kapatarak sarma işlemine başlayana kadar bu şekilde bekletin. Hazırladığımız iç biraz soğuduğunda dolmalar sarılarak tencereye sıralanır. Dolmaların üzerine çıkacak kadar sıcak su eklenir ve kısık ateşte pişirilir. Yaklaşık 30 dakika sonra kontrol edilerek suyu kalmamışsa 1-2 bardak daha su ilave edilir. Dolmaların yanmaması için suyu arada bir kontrol edilmelidir. Üzerine sıvı yağ gezdirilir ve tekrar kapağı kapatılarak kısık ateşte pişmeye devam edilir. Yaklaşık 15-20 dakika sonra sarmamız pişecektir. Lahananın pişip pişmediği kontrol edilerek ocaktan alınır ve servis edilir.

  • Kış Bitmeden Ağız Tadı ve Gönül Rahatlığı İle Tüketebileceğiniz Besinler

    Kış Bitmeden Ağız Tadı ve Gönül Rahatlığı İle Tüketebileceğiniz Besinler

    Günümüzde neredeyse tüm sebze ve meyveleri her mevsim görmek ve tatmak mümkün. Mümkün ama bu ne kadar doğru? Hem kendi sağlığımız hem doğanın sürdürülebilirliği için elbette tüm besinleri doğa koşullarının desteklediği dönemde tüketmek en doğru olanı. Çünkü mevsimi olmayan dönemde üretilen besinlerin yetişmesi için kimyasal ürünler kullanılıyor ve bu süreçte de yüksek oranda karbon ayak izi oluşuyor. Ne var ki mevsim sebze ve meyveleri tüketerek bu sorunu rahatlıkla aşabilirsiniz. Fakat sıraladığımız besinlerin güz ve kışa ait olduğunu, kış bitimine de günler kaldığını unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kat kat yapraklarını ister doğrayarak yemek yapın ister haşlayarak dolma sarın ama sonbahar ve kış sebzesi olan lahanayı zamanı geçmeden mutlaka tekrar tadın demek isteriz. Çeşitlerinden Brüksel lahanası, kırmızı ve beyaz lahana da apayrı tatlarda olup kış aylarında bolca yenmesi gereken sebzeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Karnabahara ön yargıyla yaklaşan insanlardansanız şu iki tarifi denemeden kesin kararınızı vermemenizi öneririz: Birincisi, fırında beşamel soslu karnabahar; ikincisi ise üstüne dökülen sarımsaklı yoğurt ile servis edilen karnabahar kavurması. Ama bu tarifleri uygulayabilmek için kış bitmeden harekete geçmelisiniz!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kök ve yaprakları yenebilen kerevizi haşlayarak, dolma yaparak, zeytinyağlı olarak, salatada veya çorbada tüketebilirsiniz. Tarih boyunca ilaç olarak faydalanılmış besinin o kadar çok faydası bulunuyor ki şimdiye kadar tanışmadıysanız bile geç kalmış sayılmazsınız… Ne zaman kış biter, işte o zaman gecikmiş olabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz bölgesinin vitamin deposu kırmızı pancarın yumru yumru köklerini turşu olarak tüketebileceğiniz gibi suyunu çıkararak içebilirsiniz de. Sporcular tarafından özellikle tercih edilen besin düşük kalorili olduğu için diyet programlarının da vazgeçilmez bir ögesi; ta ki kış ayları bitene kadar…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İtalya’dan Amerika’ya ihraç edildikten sonra popülerleşen brokolinin Avrupa’daki tarihi aslında oldukça eski. Minyatür ağaçlara benzeyen bu sebzenin antioksidan niteliği ise sağlık için sık sık tüketmeyi zaruri kılıyor. Aklınızda bulunsun, özelliğini kaybetmemesi için brokolinin haşlanmayıp buharda pişirilmesi tavsiye ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yemeklerin ve salataların en renkli garnitürlerinden olan havucun suyu da oldukça faydalı ve lezzetlidir, hatta havuç-portakal suyu karışımını denemenizi özellikle öneririz. İçerdiği A vitamini ile de göz sağlığının önemli koruyucularından olan besini kış bitmeden bol bol tüketmemek ise yapılacak en büyük hatalardan biri olsa gerek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Dilim dilim doğranmış turpları çatır çutur yemek kadar, rendeleyip soslayarak salata şeklinde tüketmek de oldukça lezzetlidir. Turp, kalorisi az ama vücudumuza kattığı değerler bir çırpıda sayılamayacak kadar çok olan bir besin. Hem unutmayın, dilimize pelesenk olan “Turp gibiyim!” deyimi de boşuna türememiş!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Mandalina, portakal, greyfurt… Onlarsız bir dünyanın ne kadar eksik olacağını düşünsenize… Mesela; tatlarından, kokularından mahrum kaldığımızı! Kış aylarının olmazsa olmazı bu enfes meyveler, her birimize vitamin desteği vermek için bekleyen birer dost gibiler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Sadece sağladığı vitaminler için değil, bütün aileyi etrafında toplayan işleviyle de kestanenin yeri apayrı. Kim bilir kaç kere ateş üstünde kebap yaptığınız ya da suda haşladığınız kestanelerin tadına doyamadan yenip bitirildiğine şahit olmuşsunuzdur. Kışın şu son günlerinde de bol bol tüketin, nasıl olsa tadı yine damağınızda kalacak.

  • SONBAHARIN HABERCİSİ SEBZELER

    Kışın habercisi sonbahar, yeşilliklerin ve sebzelerin bolca yetiştiği bereketli bir mevsim. Uzmanlar da mevsimsel beslenmenin önemine sıkça vurgu yapıyor. Türk mutfağında yer bulan ve faydaları ile sağlığımızı korumaya katkı sunan sonbahar sebzelerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dolmalık biber ya da dolma biber adıyla da bildiğimiz ve her zaman lezzetiyle kalbimizi 12’den vurmayı başaran dolmalık yeşilbiberi ister kıymalı ister zeytinyağlı pişirebileceğiniz gibi turşusunu da kurabilirsiniz. İyi bir lif kaynağı olan dolmalık biberin içeriğinde C vitamini, K vitamini ve potasyum bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tam bir vitamin deposu olan karalahana, ülkemizde özellikle Karadeniz kıyılarında bolca yetişiyor. Etli veya zeytinyağlı dolması yapıldığı gibi, mısır unu ile yapılan çorbası da oldukça lezzetli ve faydalı. Vücut direncini artırmaya yarayan karalahana, ayrıca cilde iyi geliyor, kemikleri güçlendiriyor, kan şekerini düşürüyor, kanser hücrelerinin oluşmasının önüne geçiyor. C vitamini ve lif bakımından zengin karalahana; A ve B grubu vitaminleri, kalsiyum, magnezyum, potasyum gibi mineralleri içeriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Maydanozgiller familyasından olan kereviz, yüksek tansiyonu düşürmesi ve kolesterolü azaltması bakımından sıkça tüketmemiz gereken besinler arasında yer alıyor. C vitamini bakımından zengin olan kereviz, bağışıklık sisteminin güçlenmesine de katkı sağlıyor. Antioksidan görevi gören ve düşük kalorili bir besin olan kerevizde bol miktarda A, B, C ve K vitaminleri bulunuyor. Magnezyum, potasyum ve kalsiyum başta olmak üzere çok sayıda mineral bulunan kerevizi salatalarda ve mezelerde çiğ; pilavda ve sulu yemeklerde pişmiş olarak tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En besleyici sebzelerden olan karnabahar; brokoli, Brüksel lahanası ve lahana gibi turpgiller familyasına ait bir besin. Düşük kalorili olması sebebiyle diyet listelerinde yer alan karnabahar, beyin fonksiyonlarının sağlıklı bir şekilde yerine getirilmesinde önemli bir işlevi olan “kolin” içerdiği için; demans türü hastalıkları önlemede etkili oluyor. C, K ve B6 vitamini, folik asit, magnezyum, kalsiyum, potasyum, manganez ve fosfor gibi insan sağlığına önemli etkileri olan vitamin ve mineraller barındıran karnabahar, sindirimi rahatlatan lif açısından da zengin bir sebze.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Turpgiller familyasının bir diğer üyesi brokoli, diyabet ile kalp ve sindirim sistemine ilişkin hastalıkların önüne geçilmesinde önemli işlevleri yerine getiriyor. Bağışıklık sistemini güçlendiren ve yaşlanmayı geciktirmede etkili olan antioksidanlar bakımından çok zengin olan bu sebze, vücudun toksinlerden arınmasına da yardımcı oluyor. İster haşlayarak salatalarda ister fırında diğer sebzelerle birlikte pişirin ancak öğününüze muhakkak brokoli eklemeyi ihmal etmeyin çünkü içeriğindeki beta-karoten; mide, yemek borusu ve bağırsak kanserinin önlenmesine destek oluyor. Demir mineralinin bolca bulunduğu brokoli, vücudun pH seviyesini dengeleyerek cildin canlı ve sağlıklı kalmasına yardımcı oluyor. K ve C vitamini, kalsiyum, magnezyum, çinko ve fosfor açısından da oldukça zengin olan brokolinin bir tutamı günlük kalsiyum ihtiyacının yarısından fazlasını karşılamaya da yetiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Antioksidanlar, lif ve C vitamini bakımından zengin olan Brüksel lahanası, bitki proteini bakımından sağlıklı bir besin. Düzenli tüketildiğinde hasarlı hücreleri onarmaya yarayan Brüksel lahanası, kan şekeri seviyesini de düzenliyor. Bağırsağımızdaki faydalı bakterileri de besleyen bu mucizevi sebzenin lif oranı da oldukça yüksek. Göz sağlığına iyi geliyor, demir emilimini destekliyor ve kolajen üretimine katkı sağlıyor. Bir fincan Brüksel lahanası; günlük C vitamini ihtiyacının %150’sinden fazlasını, K vitaminin de %250’den fazlasını karşılamaya yetiyor. Ayrıca vücudumuzda doğal olarak bulunan ve karaciğerlerin antioksidan mekanizmasının çalışmasında önemli rol oynayan alfa-lipoik asit içeren Brüksel lahanası bu sayede toksik maddelerin temizlenmesinde de önemli rol oynuyor.

  • VİTAMİN VE PROTEİN KAYNAĞI BEZELYENİN ŞAŞIRTAN FAYDALARI

    Ana vatanı Avrupa ve Batı Asya olan bezelye, baklagiller familyasına ait oldukça besleyici bir besin. Günümüzde artık birçok ülkede yetişen ve sofralarda sıkça yer alan bezelye, lezzetli olduğu kadar bağışıklık sistemini ve kemik sağlığını koruyan güçlü etkilere sahip. Kabuğuyla birlikte tüketilen sultani bezelye ve iri taneleri olan araka bezelye olmak üzere Türk mutfağında da sıkça tüketilen bezelye hakkındaki detayları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bezelye, tıpkı domates ve biber gibi sebze değil meyvedir. Bezelyelere dair en eski bilgi ve bulgular Türkiye, Suriye, Yunanistan ve Ürdün’ün son neolitik döneminden kalmadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Protein bakımından oldukça zengin bir besin olan bezelyenin içeriğinde bolca C vitamini, lifler, B3 vitamini, B9 vitamini, beta-karoten, antioksidanlar, çinko ve demir bulunur. Kuru bezelye protein ve nişasta açısından taze bezelyeden daha zengindir. Ancak taze bezelyeyi sindirmek daha kolaydır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Son yıllarda giderek yaygınlaşan bitkisel bazlı protein tüketiminde en çok tercih edilen besinlerin başında bezelye geliyor. Vegan beslenenler, laktoz intoleransı olanlar ya da kolesterol alımını azaltmaya çalışanlar hayvansal süte alternatif olan bezelye sütünü tercih ediyor. Ayrıca kuru bezelye tanelerinin öğütülmesiyle elde edilen unu besleyici özelliklerinden dolayı çocuk mamalarında kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bezelyede bulunan yüksek orandaki lif kalp ve damar sağlığını korumada oldukça etkilidir ve kan şekerini dengeler. Kandaki kötü kolesterol düzeyini düşürdüğü için kalp krizi riskini azaltır. Lifin midede uzun süre kalması tok kalma süresini uzattığı için kandaki şeker düzeyini de sabit tutar. Ayrıca bezelyede bedenimizin üretemediği ve dışarıdan almak zorunda olduğumuz 8 aminoasit çeşidi bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bezelyeyi kışın da tüketmek isteyenler bezelyeyi çiğ olarak veya az haşlanmış şekilde şoklayarak buzlukta muhafaza edebilir. Kabuklu cins olan sultani bezelye haşlandıktan sonra salatalarda kullanılabilir. Pilava da oldukça yakışan sultani bezelye diğer sebzelerle birlikte pirinç ile pişirilerek daha sağlıklı bir öğün hazırlanabilir. Sultani bezelyeyi zeytinyağı ve tuzla harmanladıktan sonra ızgarada pişirerek farklı bir lezzet elde edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaz günlerinde besleyici ve hafif bir bezelye çorbası ile bezelyenin nimetlerinden lezzetli bir şekilde faydalanabilirsiniz. Bunun için gerekli olan malzemeler: 250 gr. iç bezelye, bir buçuk su bardağı süt, bir çorba kaşığı tereyağı veya 4 kaşık zeytinyağı, iki çorba kaşığı tepeleme un, üç-dört bardak su veya et suyu, damak tadınıza uygun oranda tuz ve karabiber. Oldukça basit olan bu tarifte iç bezelyeler ayıklanır, üzerine üç parmak aşacak şekilde su eklenerek bezelyeler yumuşayana kadar haşlanır. Daha sonra robot veya blender yardımı ile bezelyeler haşlanan suyu ile birlikte pürüzsüz kıvama gelene kadar karıştırılır. Bir tencerede tercih edilen yağa un eklenir ve hafifçe sararana dek kavrulur. Ardından tencereye süt, su veya et suyu, tuz, karabiber ve bezelye püresi eklenir. Sürekli karıştırılması gereken çorba, kıvam alınca servis için hazırdır.

  • SIKÇA TÜKETTİĞİMİZ BESİNLERİN pH DEĞERLERİ

    Bir çözeltinin asitlik ve bazlık derecesini tarif eden ölçü birimine pH denir. “Power of Hydrogen” olarak adlandırılan pH, bir çözeltinin 1 litresindeki hidrojen iyon yoğunluğunun ölçüsüne göre asidik ya da alkalik olarak ikiye ayrılır. Saf suyun pH derecesi 7’dir ve bu değer pH nötr olarak kabul edilir. pH’ı 7’den düşük çözeltiler asidik; pH’ı 7’den büyük çözeltiler ise bazik, yani alkalidir. İçtiğimiz sulardan yediğimiz meyvelere kadar tüm gıdaların pH derecesi vardır. Asidik gıdalar vücudun bağışıklık sisteminin düşmesine; yorgunluk, unutkanlık, hızlı kilo alımı gibi sonuçlara sebep olabilir. Alkali beslenme ise bu olumsuz koşulları ortadan kaldırarak sağlıklı bir immün sisteme sahip olmamızı sağlar. Ancak unutulmamalıdır ki bazı besinlerin değerleri 7’nin altında asidik olsa da diğer besinlerle beraber tüketildiğinde veya vücudumuza girdiğinde alkali olabilir. En sık tükettiğimiz besinlerin pH değerlerini ve etkileşimlerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yüksek C vitaminiyle yararlı besinler listesinde ilk sırada yer alan limon, 2.2 ile 3 arasındaki pH seviyesiyle sürpriz şekilde asidik bir meyve olarak karşımıza çıkıyor. Ancak limon, sıra dışı bir duruma da sahip; limon asidik bir madde olmasına rağmen limon suyu alkalik bir içecek.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yüzyıllardır şifasından faydalanılan balın pH derecesi arıların hangi çiçeklerden beslendiğiyle çok alakalı. 3.9 ile 6.1 arasında değişen pH seviyesiyle bal, asidik besin kategorisinde yer alırken; ılık su ile karıştırılan bal ve limon suyu mide asidini nötralize ederek alkali hâle gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yüksek miktarda lakopen içeren ve faydaları saymakla bitmeyen domatesin ortalama pH değeri 4 ile 4.5 arasındadır. Zayıf bir asit oranına sahip domates suyunu daha alkali hâle getirmek için suyuna bir miktar mineral suyu eklenebilir ya da yüksek oranda alkali olan Himalaya tuzu ile birlikte tüketilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yoğurt 4 ile 4.5 oranındaki pH derecesiyle asidik besin kategorisindedir. Ancak birlikte tüketildiği besinlerle beraber asit dengesini sağlamaya yardımcı olan yoğurdun süzülen sarı renkli suyu ise alkalidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yeni yumurtlanan bir yumurtanın pH değeri 7.6 ile 8.5 değerleri arasındadır. Yumurtanın sarısı ise 6.4 ile 7 seviyesindedir. Bunun nedeni yumurtlandıktan sonra yumurta sarısındaki proteinde yaşanan su kaybıdır.

  • PATLICANIN KITALARARASI SERÜVENİ VE PATLICANLI YEMEK TARİFLERİ

    Bilimsel adı “Solanum Melongena” olan patlıcan “Solanaceae” familyasına ait oldukça lezzetli bir yaz sebzesi.Patlıcanın hem saymakla bitmez faydaları hem çok leziz olan tarifleri hem de enteresan bir hikayesi var. Kaynaklara göre ilk yetiştirildiği yer M.Ö. 5. yüzyılda Hindistan. Bu tarihten sonra Afrika’ya, sonra Doğu Akdeniz’e ve 16. yüzyılda İspanyollar tarafından Avrupa’ya getirilen patlıcanı Avrupalılar uzun bir süre saksı bitkisi olarak kullandılar. Patlıcan, günümüzdeki formuna ulaşmadan önceki şeklinden dolayı İngilizcede “yumurta” anlamına gelen “eggplant” adını aldı çünkü patlıcanlar geçmiş dönemde beyaz rengiyle küçük kaz yumurtasına benzemekteydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yapılan bilimsel analizler patlıcanın insan sağlığındaki önemine vurgu yapmaktadır. 100 gr patlıcanda 24 kalori, 1.1 g protein, 2 g yağ ve 5.5 g karbonhidrat bulunmaktadır ve yapısında büyük oranda su olduğu için sağlıklı besinler kategorisinde yerini almaktadır. A, B1, B2 ve C vitaminin de bulunduğu patlıcanın saponin adıyla bilinen fitokimyasal maddesi; alerji ve iltihaplanmalara karşı vücudu korumakta, kandaki kolesterol oranının düşmesine yardımcı olmaktadır. Lezzeti kadar faydası da çok olan patlıcanın Türk mutfağında sıklıkla yer bulan en lezzetli tariflerini sizler için hazırladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bol karabiberli köz patlıcan çorbasını daha önce tatmadıysanız işte size bağımlısı olacağınız pratik bir tarif. Dört kişilik çorba için üç adet patlıcan yeterli olacaktır. Patlıcanları közleyip temizledikten sonra kolay ezilmesi için bir bıçak yardımıyla parçalara bölün. Tencerede iki yemek kaşığı tereyağı ve bir buçuk kaşık unu çok olmayacak şekilde kavurduktan sonra patlıcanları tencereye ekleyin ve bir çatal ya da blender yardımıyla püre haline getirin. Dilediğiniz kadar sarımsağı ekledikten sonra yavaş yavaş beş bardak su ekleyin ve su kaynamaya başlayınca bir bardak süt ilave ederek orta ateşte kaynatın. Son olarak damak tadınıza uygun karabiber ve tuz ekledikten sonra çorbanız içmeye hazır. Dilediğiniz taze yeşilliği ince ince kıyıp servis esnasında çorbayla servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sofralarımızda sıkça yer bulan şakşukayı sevmeyen var mıdır? İçeriğindeki diğer sebzelerle muazzam bir lezzete dönüşen şakşukanın kolayca hazırlayabileceğiniz lezzetli tarifi için gerekli olan malzemeler üç adet kemer patlıcan, on adet kıl biber. Domates sosu için altı adet domates, üç çorba kaşığı zeytinyağı, dört diş sarımsak, bir tatlı kaşığı arzu ettiğiniz sirke, bir tutam şeker, bir tutam tuz ve son olarak üç/dört dal maydanoz yeterli olacaktır. Patlıcanları soyup küp şeklinde doğradıktan sonra biberleri de doğrayın. Kızartma tenceresinde iyice ısınan kızgın yağda önce patlıcanları sonrasında biberleri sırasıyla kararmayacak şekilde kızartın ve yağı çekmesi için dilerseniz bir kâğıt havlu üzerine koyup tuz serpin. Şimdi sıra sosumuzda; yıkadığınız domatesleri rendeleyin. Tavaya üç kaşık zeytinyağını koyduktan sonra doğradığınız sarımsakları hafifçe kavurun ve rendelediğiniz domatesleri ekleyin. Orta ateşte domatesler sos halini alana kadar pişirdikten sonra ocaktan almadan önce sirke, tuz ve şekeri ekleyip birkaç dakika daha pişirin. Artık domates sosunuz hazır. Yağı süzülen patlıcan ve biberleri yeni bir tabağa alın ve üzerine sosunuzu dökün ve lezzetler iyice özdeşleşene kadar karıştırın. Son olarak maydanozları da doğrayıp üzerine ekleyin. Yemeğiniz artık servise hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sırada sultan sofralarının gözde yemeği hünkârbeğendi tarifi var. Osmanlı mutfağına ait olan bu leziz patlıcanlı yemeğin yapımı zahmetli gözükse de gözünüz korkmasın. Böylesine lezzetli bir yemek için hem uğraşmaya değecek hem de yemeğiniz hazır olduğunda o kadar da zor olmadığını göreceksiniz. 600 gr kuşbaşı kesilmiş kuzu ya da dilerseniz dana eti ile hazırlayabileceğiniz tarif için gerekli olan diğer malzemeler; bir adet soğan, iki diş sarımsak, üç adet yeşil biber, iki adet domates, bir tatlı kaşığı biber salçası, üç çorba kaşığı zeytinyağı, bir tatlı kaşığı tuz, aroma katması için iki adet defne yaprağı, bir çay kaşığı karabiber ve son olarak iki buçuk bardak kaynamış su. Beğendi tarifi için gerekli olan malzemeler ise; üç adet közlenmiş patates, üç çorba kaşığı tepeleme un, iki çorba kaşığı tereyağı, üç su bardağı süt ve bir bardak ya da 100 gr rendelenmiş kaşar peyniri, bir tatlı kaşığı tuz ile bir çay kaşığı karabiber yeterli… Sırada pişirme işlemi var. Öncelikle tencerede zeytinyağı ve yemeklik kesilmiş soğanları birlikte kavurun. Ardından kuşbaşı eti ekleyip pişirmeye devam edin. Et suyunu çekmeye başladığında sarımsağı, karabiberi, domatesi ve ardından salçayı ekleyip iyice suyunu çekene kadar pişirmeye devam edin. Suyu çektikten sonra tuz ve defne yaprağını ekleyip hazırladığınız sıcak suyu da ekleyerek suyunu çekene ve et yumuşayana kadar malzemelerinizi pişmeye devam edin. Başka bir tencerede un ve tereyağını kavurun, közlenmiş patlıcanların kabuklarını temizledikten sonra doğrayıp tencereye ekleyin. Azar azar olacak şekilde sütü ekleyip kıvam alıncaya kadar karıştırarak pişirme işlemine devam edin. Kıvam aldıktan sonra tuz, karabiber, rendelenmiş kaşar peynirini eklemeniz yeterli olacaktır. Artık beğendiniz hazır. Şimdi sıra servis zamanı; önce beğendiyi tabağın zeminine yayın ve üzerine eti ekleyin. Artık onca emeğinize değdi, yemeğinizi soğutmadan yiyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sırada İtalyan mutfağına ait etsiz bir patlıcan tarifi var. Dört adet patlıcanı yıkadıktan sonra alacalı bir şekilde soyun, yuvarlak ve eşit olacak şekilde doğrayın. Patlıcanın acılığının gitmesi için tuzlu suda 15 dakika bekletin. Patlıcanlarınız suda beklerken derin bir kapta 300 gr galeta unu ve çeyrek bardak sütü karıştırın. Dilimlenen patlıcanları kâğıt havlu yardımıyla kuruladıktan sonra iki adet yumurtayı çırpın ve patlıcanlarınızı önce yumurtaya ardından da sütle hazırladığınız una bulayın. Kızgın yağda altın rengini alıncaya kadar patlıcanları kızartın. Üç adet domates, iki diş sarımsak, bir çorba kaşığı salça ve bit tutam fesleğeni tavada sos kıvamına gelene kadar pişirin. Son olarak fırın tepsisinin zeminine hazırladığınız domates sosu ekleyin, üzerine kızarmış patlıcanları dizin ve rendelenmiş mozeralla peyniri ile parmesan peyniri yayın. Bu işlemi üç ya da dört kat olacak şekilde yaptıktan sonra 180 derece fırında üzeri kızarana kadar pişirin. Hepsi bu kadar! İtalyan yemeğiniz hazır…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Son tarifimiz patlıcanın farklı bir lezzet hali. Bazıları için patlıcanı tatlı bir lezzet olarak düşünmek zor olsa da Akdeniz Bölgesi ve Iğdır ilinde bu reçele sıkça rastlamak mümkün. Daha önce denemediyseniz belki kendi hazırladığınız reçelle bir yenilik yapabilirsiniz. Oldukça kolay olan tarif için küçük boyda beş – altı adet patlıcan yeterli olacaktır. Patlıcanların sapını kesin ve kabuklarını soyun. Her bir patlıcanı dört parçaya böldükten sonra bir patlıcanın acılığını alma klasiği olan 15 dakika tuzlu suda bekletme işlemini uygulayın. Ardından patlıcanları iyice yıkayın, süzün ve bir tencerede limon suyu veya dilerseniz limon tuzuyla yumuşayıncaya kadar haşlayın. Haşlanan patlıcanları süzün ve bir bez yardımıyla kurulayın. Son olarak boş bir tencereye aldığınız patlıcanların üzerine iki bardak içme suyu ve yine iki bardak olacak şekilde toz şekeri ekleyerek kıvamı yoğunlaşıncaya kadar pişirin. İyice yoğunlaştıktan sonra üzerine bir adet limonun suyunu ekleyin ve bir süre daha kaynattıktan sonra soğumaya bırakın. Artık patlıcan reçelinizi kavanozlayabilirsiniz. Elinize sağlık!

  • KUŞKONMAZ VE KUŞKONMAZLI LEZZETLER

    Dünyanın pek çok yerinde yetiştirilen ve yemeklere bambaşka bir lezzet katan kuşkonmaz, her ne kadar ülkemizde kendine yeni yeni yer bulmuş olsa da dünya genelinde en popüler sebzelerden biridir. Vitaminlerin yanı sıra protein, şeker, yağ ve çeşitli mineraller bakımından zengin olan kuşkonmaz, süs bitkisi olarak da yetiştirilebilir. Özellikle tül kuşkonmaz çiçeği, içlerinde en yaygın olanlarından olup, hoş görünümlü bir saksı bitkisidir. Bu yazımızda size kuşkonmaz ile yapılan şahane tarifleri listeledik ancak öncesinde bitkiye dair kısa notlar paylaşalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sindirim Dostu Kuşkonmaz ” title_font_size=”13″]

    İnce ve zayıf yapraklı bir bitki olan kuşkonmaz, dünyada en çok Fransa, İtalya, Çin ve Amerika’da popülerdir ve severek tüketilir. Ülkemizde ise kuşkonmaz yetiştiriciliğinde Silivri başı çeker. Sağlık bakımından pek çok fayda sağlar; kalp hastalıklarına iyi geldiği, mideyi rahatlattığı ve sindirim sistemini güçlendirdiği bilinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuşkonmaz Pişirme Yöntemleri” title_font_size=”13″]

    Kuşkonmaz şekil itibariyle biraz değişik bir sebze olduğundan nasıl yenmesi gerektiği merak konusudur. Kuşkonmazı pişirmeden önce üst kısmındaki sert bölümü sıyırmak gerekir. Çok fazla pişince iyice yumuşayacağından az pişirmek idealdir. Çiğ olarak yenebileceği gibi haşlama, kızartma ya da buharda pişirilerek de tüketilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuşkonmazlı Somon” title_font_size=”13″]

    Kuşkonmazın en çok yakıştığı lezzetlerin başında balık gelir. Özellikle somon balığı ile şahane bir ikilidir. Kızartma ya da haşlama olarak kuşkonmazı hazırlayıp, baharatlarla zenginleştirebilirsiniz. Somon normalde yağlı bir balık olmasına karşın, kuşkonmaz ile birlikte tüketildiğinde çok güzel bir lezzet dengesi oluşacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuşkonmazlı Çorba” title_font_size=”13″]

    Şahane bir çorba yapmaya ne dersiniz? Kuşkonmazları tereyağında birkaç dakika kavurduktan sonra, az miktarda un ilave edin ve renk alana kadar karıştırın. Sarımsak, karabiber ve nane gibi baharatlarla da tatlandırabilirsiniz. Bu arada süt ve et suyunun da bu çorbaya çok yakıştığı bilgisini de verelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuşkonmazlı Puf Böreği” title_font_size=”13″]

    Kuşkonmazı, hamur işlerinde de kullanabileceğinizi biliyor muydunuz? Milföy hamuru ya da el açması hamurla farklı bir aperatif tarif hazırlayabilirsiniz. Susam ve peynirin harmanlanmasıyla yapılan kuşkonmazlı puf böreği, akşamüstü çayları için ideal olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuşkonmazlı Pizza” title_font_size=”13″]

    Ev yapımı pizza denince belki akla ilk gelenlerden biri olmayabilir ancak bu pizza mutlaka denenmeye değer! Kuşkonmazın peynir, domates, jambon ve baharatla buluştuğu bu enfes tarif, sofralarda farklı lezzetler arayanlar için değişik bir alternatif.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuşkonmazlı Omlet” title_font_size=”13″]

    Sabah kahvaltılarında sıradan omletlerden sıkıldınız mı? O halde işe biraz kuşkonmaz katmanın tam zamanı! Kuşkonmaz ile peynirli ya da sade bir omlet yapabilirsiniz. Yumurtanın ağırlığını çok güzel dengeleyecek olan bu tarif aynı zamanda diyet dostu.

  • 5 HAFİF YAZ ÇORBASI

    Yazın sıcak günlerinde canımız bazen hiçbir şey yemek istemez; normalde çok sevdiğimiz tencere yemekleri bile ağır gelir. İşte böyle durumlarda devreye hafif ve bunaltmayan yaz lezzetleri girer. Bu yazımızda sıcak yaz günlerinde rehaveti alan ve tadı ile damaklarda nefis tatlar bırakan yaz çorbalarını listeliyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Domates, yeşilbiber, soğan ve salatalık gibi sebzelerin pişirilmeden harmanlandığı, İspanyol mutfağının sevilen lezzetlerinden biri olan gazpacho çorbası, sevilen soğuk çorbalardan biridir. Adı farklı olsa da malzemeleri “bizden” olan gazpacho artık ülkemizde de adını sıkça duyurmaya başladı. Yaz akşamlarına yakışan bu lezzet aynı zamanda pratik tariflerden de biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kış mevsiminde kış sebzeleriyle, yaz mevsiminde yaz sebzeleriyle adeta yeniden doğan sebze çorbası sıcak yaz gününü hafifleten çorbalardandır. İçine tamamen damak tadına bağlı olarak ekleyeceğiniz sebzelerle leziz bir sebze çorbası yapabilirsiniz. Kahvaltıda bile içebileceğiniz sebze çorbası aynı zamanda diyet yapanlar için de düşük kalorili bir alternatif sunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Vücuda pek çok faydası olduğu bilinen ısırgan otu ile lezzetli ve hafif bir yaz çorbası yapmaya ne dersiniz? Rengi ve kokusu ile sofralara bambaşka bir tat katan çorba, özellikle sarımsak ve nane ile birleşince imza tabaklardan biri haline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ayran aşının olmadığı bir yaz sofrası düşünülemez! Türk mutfağında soğuk çorba dendiğinde tartışmasız en iyi lezzetlerden biri ayran aşıdır. Evde hazırlanan koyu bir ayranın içine haşlanmış nohut ve buğday eklenir; üzerine nane ve pul biber ilave edilir ve ortaya hafif ve serin bir yaz çorbası çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yaz aylarının olmazsa olmazı mısır ile harika bir yaz çorbası hazırlayabilirsiniz. Mısır çorbası yapmak için önce mısırlar haşlanır, bir tencerede bekletilir. Ardından margarin eritilmiş başka bir tencereye, domates, çarliston biber ve tercihe bağlı soğan eklenir. Tüm malzemeler karıştırıp üzerine baharatlar da eklenince ortaya nefis bir yaz çorbası çıkar.