Etiket: sebze

  • KIŞIN HAZIRLAYABİLECEĞİNİZ PRATİK SMOOTHİELER

    Virüslerle savaşmak için bağışıklık sistemimizi güçlendirmemiz gereken soğuk havalarda kış mevsiminde görülen sebze ve meyvelerden değişik şekillerde faydalanabiliriz. Sebze ve meyvelerle hazırlanan smoothie’ler ile A, B, C ve E vitaminlerini alan vücudumuz hastalıklarla savaşacak direnci yakalayacaktır. Lezzetli oldukları kadar fit görünmek isteyenlerin de tercih ettiği smoothie’leri listeledik. Bu smoothie’leri hazırlarken lifli yapısını korumak için meyve ve sebzelerin posasını da bu karışımlara ekleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orman Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Antioksidan bakımından oldukça zengin olan yaban mersinli smoothie için bir adet olgunlaşmış muz, yulaf, süt ve bir çay bardağı yaban mersini yeterli olacaktır. Bu malzemeleri blenderden geçirdikten sonra taze bir şekilde tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Dilerseniz bu sağlıklı içeceği mevsime göre çilek, ahududu ve böğürtlen ile zenginleştirebilir; gün içerisinde enerjinizi yükseltirken, cildinize de fayda sağlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeşil Smoothie” title_font_size=”13″]

    Sindirim sistemine faydalı olan yeşil smoothie için malzemeler; üç adet orta boy yeşil elma, 200 gr körpe ıspanak, taze zencefil ve 100 gr yoğurt… Tatlandırmak için bir tatlı kaşığı bal ekleyerek, bağışıklık sistemine de katkı sağlayabilirsiniz. Vejetaryen beslenenler için yoğurt yerine yarım su bardağı demlenmiş yeşil çay tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avokado Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Son dönemlerde gittikçe popülerleşen avokadoyu, salatalardan tatlılara pek çok tarifte görmeye alıştık. İçeriğindeki lif, vitamin, mineraller ve tekli doymamış yağ sayesinde oldukça faydalı bir besin olan avokadoyu; yarım yağlı süt, çeyrek yeşil elma ve birkaç yaprak nane ile hazırlayabilirsiniz. Bal ve limon da eklenebilen bu smoothie’yi çok bekletmeden tüketmek daha faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bal Kabaklı Smoothie” title_font_size=”13″]

    Kış mevsiminin en gözde smoothie’lerinden olan bal kabaklı smoothie’yi isteğe bağlı olarak badem sütü ile hazırlayabilirsiniz. Bir çırpıcı yardımıyla köpürtülen badem sütü ve bal kabağı püresi karışımına bal ya da şurup ekleyebilir; tarçın ve toz zencefille baharatların şifalı dünyasından faydalanabilirsiniz. Servis edilirken üzerine eklenen beş-altı adet kabuksuz kabak çekirdeği göze hitap ettiği gibi, tokluk süresini uzun tutmaya yardımcı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Portakal Zencefil Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Kış aylarının en gözde meyvelerinden C vitamini deposu portakal ile hazırlanan bu smoothie’yi yeşil elma ekleyerek lifli hâle getirebilir ve kan şekerinizin hızlı düşmesini engelleyebilirsiniz. Kabukları soyulan portakal ve elmanın çekirdekleri de temizledikten sonra ince ince doğranan zencefil ve kefirle kıvam alana kadar karıştırılır. Yapımı oldukça kolay olan bu smoothie, enerjinizi yükselteceği için gündüz saatlerinde tüketilmesi tavsiye edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Badem ve Hindistan Cevizli Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Kavrulmuş ya da çiğ bademle hazırlayabileceğiniz bu smoothie’nin en büyük özelliği, uzun süre tok tutma özelliği… Bir kâseye eklenen eşit miktardaki badem ve Hindistan cevizine bir kaşık toz kakao eklenir ve yüksek devirde köpürene kadar iyice blend edilir. Hindistan cevizi suyunu bu karışım için saklayın ve smoothie’nin kıvam alması için yeterli bulduğunuz miktar kadar ekleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pancar Smoothie ” title_font_size=”13″]

    Sindirim sistemini düzenleyen ve iyi bir lif kaynağı olan pancar; karaciğeri arındırması ve iltihap önleyici olmasından dolayı detoks suları listesinde ilk sıralarda yer alıyor. İçeriğindeki betanin ile antioksidan bakımından da zengin olan pancar smoothie’si için öncesinde pancarı bir miktar haşlamanız gerekmektedir. 200 gram haşlanmış pancar, bir tatlı kaşığı taze sıkılmış limon suyu, 100 gram yoğurt, 10 adet maydanoz ve bir parça zencefili blenderden geçirerek hazırlayabileceğiniz bu şifalı içecek için kış aylarının gözdesi demek yerinde olacaktır.

  • KIŞ SEBZESİ PIRASANIN EN LEZZETLİ SUNUMLARI

    Kalorisi oldukça düşük ama bir o kadar da besleyici olan, içerdiği fitokimyasallar sayesinde bağışıklık sistemini güçlendiren pırasa, soğan ve sarımsak gibi Allium cinsine ait bir bitkidir ve bu da onun çeşitli hastalıklara iyi gelen faydalı bileşenler barındırdığını göstermektedir. Pırasa hakkında daha fazla bilgi sayfanın devamında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bir metreyi bulabilen sap ve yapraklarıyla taze soğanın irisine bazen de sarımsağa benzetilen pırasa sebzesi zambakgiller ailesindendir. Eski Mısırlılar ile Romalılar tarafından çiğ olarak fazlaca yendiği biliniyor. O dönemler özellikle uyku veren, sakinleştiren özelliğinden dolayı tüketildiği de günümüze ulaşan bilgiler arasında.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bugün ise pırasa denince hemen akıllara zeytinyağlı tarifi gelmekte. Neredeyse mutfağımızın geleneksel yemeklerinden olan zeytinyağlı pırasanın olmazsa olmaz malzemeleri arasında az miktarda havuç ve pirinç de bulunuyor. Soğuk yenen yemek tabağa alındığında, üstüne isteğe göre limon sıkılarak da tüketilebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sıcak sıcak yudumlanacak bir pırasa çorbasını blender’dan geçirerek pürüzsüz hâle getirebilir ya da taneleri ağzınızda hissedeceğiniz bir tarifi uygulayabilirsiniz. Çorbanın içine katacağınız mevsim sebzeleri ve baharatlar ile de şifa dolu bir kış çorbası elde edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Çay yanında sunabileceğiniz en lezzetli ve özgün tatlardan biri pırasa böreği olabilir. İnce ince doğradığınız pırasaları rendelediğiniz havuçlarla yağda kavurup börek harcı hazırlayabilir, bu harçla ister yufkaların kat kat döşendiği bir börek isterseniz yufkaların sarılıp tepside dolandığı bir kol böreği yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pırasanın içerdiği vitaminlerden daha fazla faydalanmak için çiğ tüketmenin tarifleri de bulunuyor. Turpla birlikte yer vereceğiniz bol limonlu bir salata da yapılabilir, ince doğranmış pırasaları sarımsaklı yoğurtla harmanlayarak harika bir meze de…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sayfanın başında görüntü olarak taze soğan veya sarımsağa benzetiliyor dediğimize bakmayın, pırasa aslında tatlı bir tada sahip. Bu özelliği nedeniyle de tart hamurlarının en uyumlu malzemelerinden biridir. Pırasalı tart çay yanında atıştırmalık olarak da ana öğünlerde de tüketilebilir.

  • BU MEYVELER NASIL SOYULUR? YA BU SEBZELER NASIL AYIKLANIR?

    Özellikle de kimi egzotik meyvelerin nasıl soyulup kesileceği konusu aşılması gereken bir sorun olarak karşımızda öylece durur. Mutfağımızda yer vermediğimiz veya sadece restoranlarda yemeyi tercih ettiğimiz kimi sebzeler de çiğ hâlleriyle bilmeyeni âdeta ürkütür. Elinize aldığınızda ne yapacağınızı, işe nereden başlayacağınızı bilemezsiniz… İşte bu gibi durumlara sebebiyet verebilecek meyve ve sebzeleri masaya yatırdık, nasıl soyulup ayıklanacaklarını bir bir anlattık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Önce ananasın üst ve alt köklerinden yuvarlak ince birer parça kesin. Sonra kesim tahtasında dik konuma getirin ve bıçak yardımıyla kabukları yukarıdan aşağı doğru kesin. Kabuklarını soyduğunuz ananası yatay olarak tahtaya yatırın ve parmak kalınlığında doğrayarak yuvarlak dilimler elde edin. Dilimlerin tam ortasındaki kendini belli eden yuvarlak bölüm sert ve tatsızdır. Yemenin bir sakıncası yoktur fakat dilerseniz bıçak yardımıyla çıkarıp dilimlerinizi ananas halkalarına dönüştürebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Avokadoyu bıçak yardımıyla enlemesine ortadan keserek ikiye ayırın. Ortasındaki büyük çekirdek iki yarım meyvenin birinde kalacaktır, çekirdeği yerinden çıkarın. Ortadan kesme işlemini uzunlamasına da yapabilirsiniz fakat o şekilde çekirdeği çıkarmak biraz daha zorlayıcı olabilir. Kabuğunun içinde yumuşak bir dokuya sahip olan avokadoyu kaşık yardımıyla çıkarın ve dilimleyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hindistan cevizinin tepe kısmında üç göz göreceksiniz. Genellikle içlerinden biri kolayca delinebilecek yapıdadır. Sivri bir bıçağın hatta bir tornavidanın ucuyla o zayıf noktayı bulun ve delik açın. Meyvenin suyunu daha sonra içmek üzere bir bardağa boşaltın. Suyunu boşalttıktan sonra tahtaya yatay olarak yatırdığınız Hindistan cevizine bir iki kez çekiç yardımıyla vurarak çatlamasını sağlayın, sonra elinizle ortadan ikiye kırın. Elinizdeki iki yarım meyveyi birkaç küçük parçaya ayırın. Kahverengi kabukları soyarak meyvenin beyaz yumuşak kısmına ulaşın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mangoyu bıçak yardımıyla ortadan ikiye ayırmalısınız fakat meyvenin ortasında büyükçe bir çekirdek bulunur. Bu yüzden bıçağı çekirdeğe değdire değdire meyvenin etrafında çevirin. Bir turu tamamladığınızda elinizle meyveyi ortadan ikiye ayırın, çekirdek yarımların birinde kalacaktır, yerinden kaşık yardımıyla çıkarın. Elinizdeki yarım meyvenin kabuğunu bir tabak gibi düşünün, tabağın içindeki meyveyi kare dilimlere nasıl ayırırsınız? Bıçağın ucuyla önce uzunlamasına sonra enlemesine keserek minik dilimler oluşturun. Fakat kesinlikle bıçakla kabuğu kesmeyin. Böylece mangonun kabuk kısmından parmağınızla içeri bastırdığınızda dilimler açığa çıkacak ve çatalla tek tek yemeniz kolaylaşacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kerevizin maydanoza benzeyen sap kısımlarını da pırasa gibi doğrayarak tüketebilirsiniz fakat kimilerini düşündüren patatese benzeyen biçimsiz gövdesinin nasıl soyulup kesileceğidir. Bunun için önce sap kısmını keserek gövdeden ayırmalısınız. Kerevizin yuvarlak gövdesini tahtaya yatırarak parmak genişliğinde dairesel dilimlere ayırın. Daha sonra tek tek dilimlerin etrafındaki kabukları soyun ve elinizdeki kereviz parçalarını küp küp doğrayarak yemek için hazır hâle getirin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kuşkonmazları ortadan ikiye kırmak istediğinizde kendi yerini bilerek olması gereken yerden kırılacaktır. Bu şekilde sap kısımlarını ayırmış olursunuz ve dileğiniz gibi kullanabilirsiniz. Eğer sap kısımlarını tamamen atmak istemiyorsanız alt kısımlarında bulunan koni şeklindeki çıkıntıları temizlemeniz gerekir. Bunun için bir bıçak ya da sebze soyacağı kullanabilirsiniz. Kuşkonmazın pişerken her yerinin eşit yumuşaması için aynı kalınlıkta olması gerekir, bu oranı sebze soyacağı ile sağlamak daha kolay olacaktır. Sonrasında sebzenin alt tarafındaki beyaz kısmını küçük bir miktar keserek atın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Enginar, yaprakları da yenilebilen bir sebzedir ama siz çanak bölümüne ulaşmak istiyorsanız, önce tepesindeki kök kısmını bir miktar kesmeli, sonra da yaprakları çıkış yönüne doğru kopararak iyice azaltmalısınız. Enginarın kalbine yaklaştığınızı hissettiğinizde keskin bir bıçak yardımıyla sadece kök kısmının etrafını elma soyar gibi soyun. Beyaz kısmını tamamen ortaya çıkarın. Enginarı tahtaya yatırarak uç kısmında kalan yaprakları kendini belli eden yerden bıçak yardımıyla kesip uzaklaştırın. Elinizdeki enginarın gül gibi açılması için parmaklarınızla biraz gevşetin, fakat orta yerine parmağınızı sokmayın çünkü orada dikenli tüyleri bulunur. O tüyleri bir tatlı kaşığı yardımıyla tamamen temizleyin. Artık zeytinyağlı yemeğiniz için çanak enginarınız hazır durumda.

  • YİYECEKLERİMİZDE BESİN KAYBINI AZA İNDİRECEK 8 ÖNLEM

    YİYECEKLERİMİZDE BESİN KAYBINI AZA İNDİRECEK 8 ÖNLEM

    Sebze ve meyveler topraktan ayrıldığı an besin değerini kaybetmeye başlar. Soframıza gelene kadar devam eden sürece biz de farkında olmadığımız bazı alışkanlıklarla katkı sağlarız. Fakat hem bu alışkanlıkların farkına vararak yeni yöntemler geliştirmek, hem de yiyeceklerin besin değerlerinden olabilecek en üst seviyede faydalanmak bazı yönleriyle bizim elimizde. Nasıl mı?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Birçoğumuzun alışkanlığı sebzeleri soyduktan, ayıkladıktan hatta parçalara böldükten sonra yıkama şeklindedir. Oysa doğranmış sebzeler suyla buluştuğunda vitamin kaybına uğruyorlar. Uzmanlar tarafından önerilen sıralama yıkamak, gerekiyorsa soymak ve doğramaktır. Söz konusu olan köklü sebzeler ise doğru olan önce köklerini kesmek, sonra yıkamak ve doğramak şeklindedir. Bu uygulamaların meyvelerin birçoğu için geçerli olduğunu da ekleyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Oksijen, ısı ve ışıkla buluşan yüzey ne kadar fazla olursa vitamin kaybı da o oranda fazlalaşmakta. Yani siz kestikçe, kesilen yüzeyler havayla temas ederek değer kaybetmekte. Sebzeleri büyük parçalara bölmek bu buluşma oranını kısıtlı tutacağı için oldukça etkili bir yöntem. Bıçak gibi kesici aletlerle ince ince kesilen sebzelerin yapısının bozulduğu da uzmanlar tarafından ifade ediliyor, bu nedenle sözünü ettiğimiz büyük parçalara bölme işlemini mümkün olduğunca el ile yapmak faydalı olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Elma ve patates kabuğunun yüksek oranda lif içermesi gibi, pek çok besin de vitamin ve minerallerin büyük kısmını kabuğunda bulunduruyor. Bu nedenle yenebilen türdeki sebze ve meyveleri soymamak ama illaki gerekiyorsa olabildiğince ince soymak vücudumuza giren vitamin ve mineral oranını artıracaktır. Bunun için en iyi yöntem, soyma işlemi için bıçak yerine soyma aparatı kullanmaktır. Böylece mutfak işlerinde yetkin olmayanlar bile kabukları incecik soyabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Her yemeğin daha doğrusu her sebzenin kıvamına gelmesi için bir pişirme süresi var. Örneğin ıspanak, kabak gibi sebzeler için 10 dakika yeterli iken fasulye için 20 dakika gerekebiliyor. Fakat gereğinden fazla ısıya maruz bırakmak B ve C vitamini gibi değerleri kolaylıkla kayba uğratıyor. Yemeğinizin pişme süresini kısa tutmalısınız diyerek size bir de öneride bulunalım: Kapağı açık pişen yemek, buharı dışarı salacağı için her zaman daha fazla ısıya ihtiyaç duyar, yemeğiniz pişerken kapağını kapalı tutun ki buhar içeride kalarak sürenin kısalmasına yardımcı olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sebzeler haşlanırken suyuna salınan vitamin ve mineralleri kaybetmek istemiyor ama “bu suyu haşladığım sebze ile servis etmem de mümkün değil” diyorsanız o zaman bu vitaminli suyu salata ya da çorbalarınızda sos olarak kullanabilirsiniz. Ve bu durumu göz önünde bulundurarak daha en başında yemeğinizin suyunu bol tutmayıp haşlayacağınız sebzenin üstünü örtecek miktarda ayarlarsanız, besinin tüm vitaminini suya bırakmasını engellersiniz. Hatta ıspanak, semizotu gibi sebzelere ekstra su eklemeyerek kendi suyunu salmasına ve o suda pişmesine izin vermelisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Besinleri gereğinden fazla pişirmenin vitamin kaybına neden olacağını söylemiştik. Bununla birlikte pişirme süreci ıspanak gibi sebzelerde bağlı bulunan kalsiyumun salınmasını sağlar, vücudumuz bu yemeklerden daha fazla mineral absorbe eder. Böylece demir ve magnezyum alımımız artar. Tabii söylediğimiz bütün sebzeler için geçerli değildir, örneğin kansere karşı güçlendirici olduğu bilinen brokoli, beyaz lahana, karnabahar gibi turpgillerin, etkisini gösterebilmesi için mümkünse çiğ yenmesi, fakat şişkinlik yapacağı endişesi taşınıyorsa hiç olmazsa buharda pişirilmesi tavsiye ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bazı besinlerde fazlasıyla bulunan demir minerali o besini yemiş olsak bile sindiremediğimiz için bir işe yaramaz. Oysa ıspanak ya da karalahana, balık veya kırmızı et gibi bol miktarda demir barındıran yiyecekleri limon gibi C vitamini içeren besinlerle bir araya getirdiğinizde birbirleri ile reaksiyona girmelerini ve vücudunuzun demir mineralinden daha fazla faydalanmasını sağlarsınız. Ayrıca yeşilbiber, maydanoz gibi yeşillikler de C vitamini kaynağı olduğu için saydığımız ve sayamadığımız demir zengini yiyeceklere hem fazlasıyla lezzet hem de değer katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Yazının en başında, sebze ve meyvelerin topraktan sökülüp dalından koparıldıkları an besin değerlerini kaybetmeye başladığını söylemiştik. Dolayısıyla çiğ olarak ya da pişirerek yemek istediğiniz besinler mutfağınıza girdiğinde onları belli koşullarda muhafaza etmeli ve mümkün olduğunca çabuk tüketmelisiniz. Soyduğunuz, doğradığınız sebze ve meyveleri bir an önce yemeli, pişirdiğiniz ya da daha sonra pişireceğiniz sebzeleri buzdolabında 4.5 °C’nin üstüne çıkmayan bir ısıda saklamayı ihmal etmemelisiniz.

  • LAHANA ÇEŞİTLERİ VE LAHANALI LEZZETLER

    En sağlıklı sebzeler arasında gösterilen lahana, kalori açısından da oldukça düşük oranlara sahiptir. Genellikle serin havaları sevdiği için kış sebzeleri arasında yerini almıştır. Ülkemizin farklı bölgelerinde yetişebildiği gibi, dünyanın da pek çok bölgesinde yetişmekte ve tüketilmektedir. En çok ilgi gören dört çeşidi bulunmaktadır…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kat kat yapraklarıyla sonbahar ve kış aylarında manav tezgâhlarını süsleyen beyaz lahana tam bir vitamin deposudur. B, C, E vitaminleri ile magnezyum ve potasyum mineralleri içeren beyaz lahana güçlü antioksidanlar arasında yer alır. Çiğ tüketilebildiği gibi haşlanabilir, buharda veya ateşte pişirilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İsmi her ne kadar karalahana olsa da koyu yeşil yapraklara sahip olan sebze, özellikle Karadeniz mutfağının vazgeçilmez besinlerinden biridir. Çeşit çeşit çorbasından kavurmasına, böreğinden sarmasına onlarca farklı tarifin ana malzemesi olarak sadece o bölgede değil ülkemizin her yerinde ilgi görmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Genellikle çiğ olarak tüketilen kırmızılahanadan zeytinyağı ve sirke ile soslayabileceğiniz bir salata da yapabilirsiniz, mayonez ile harmanlayabileceğiniz bir salata da… C vitamini, beta-karoten ve kalsiyum açısından zengin olan besin, turşu yapımında da kullanılmakta ve ülkemizin pek çok yerinde yetişmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Brüksel lahanasının anavatanı tam olarak bilinmiyor fakat ABD ve Avrupa’da bolca yetiştirildiğini söyleyebiliriz. Şekli küçük pinpon toplarını andıran sebze, C vitamini açısından zengindir. Zeytinyağlı yemeği yapılabilir veya haşlanarak et yemekleri yanında garnitür olarak servis edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Beyazı, karası, kırmızısı bir tarafa lahana deyince akıllara dolması gelir. Özellikle beyaz lahana dolması… Kıymalı ve salçalısı da yapılabilir, zeytinyağlısı da… Karalahana dolmasının ise kıymalısı daha çok tercih edilir. Karadeniz Bölgesi’nde kıymasız ve bulgur harcıyla yapılan, piştikten sonra üstüne süt dökülen karalahana dolması tarifi de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bir başka popüler lahana yemeği de kapuskadır. Kapuska, beyaz lahananın küçük küçük kıyılıp, tercihe göre kıymalı veya kıymasız pişirilen tencere yemeğidir. Pişerken içine az miktarda pirinç de ilave edilebilir. Karalahananın küçük küçük kıyılarak yapılan en popüler yemeği ise mancardır. Mancarda lahanaya pirinç yerine bulgur eşlik eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Lahana salatası, beyaz lahana tüketmenin en güzel yollarından biridir ve şüphesiz ki bu salataya en çok yakışan diğer sebze havuçtur. Yine, orijinal adıyla ülkemizde birçok restoranda kendine yer bulan coleslaw da havuç içeren ve mayonez ile geleneksel lahana salatamızdan ayrılan bir lezzettir.

  • YERYÜZÜNÜN 8000 YILLIK SEBZESİ

    YERYÜZÜNÜN 8000 YILLIK SEBZESİ

    Mavi gezegenimizde 8 bin yıldır yetişen sebze, 2000’ler dünyasının en popüler sebzesi… Kolay ulaşılabilir olması, içerdiği yüksek değerler sayesinde insanlığın en önemli gıda maddelerinden biri. Çocuk, genç, yaşlı herkesin tüketim biçimine uyarlanabilen harika bir ürün. Bu nedenlerle de annelerimizin mutfaklarından eksik etmediği demirbaşlardan biri. Anlaşıldığı üzere sayfamızın konuğu: Patates!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    kızartma
  • BU BİTKİLERİN AİT OLDUĞU AİLELER ŞAŞIRTIYOR

    Bitkilerde taksonomi yani sınıflandırma şu sıralamaya göre yapılıyor: âlem, şube, alt şube, sınıf, takım, aile, cins ve tür. Ortak özellikleri çok olan yakın cinslerin oluşturduğu topluluğa aile veya familya deniyor. Fakat bazı bitkilerin ait olduğu familyayı duyunca “o aileyle ortak özellikleri ne olabilir ki” demeden edemiyorsunuz. Tabii ki bilimsel anlamda ortak özellikleri yoğun olduğu için o aileye mensuplar ama biz yine de aşağıda kulağa tuhaf gelen bazı bitki-familya eşleşmelerini sıraladık. Şu bilgiyi de söylemeden geçmemek gerekir, bir bitkinin ait olduğu aile sık sık değişebiliyor ve bu da bitkinin zamanla yeni özelliklerinin keşfedilmesi, yeni bitki gruplarının bulunması nedeniyle oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • Sağlıklı Beslenmek İsteyenler İçin Ekim Ayının En Taze 9 Sebze Ve Meyvesi

    Sağlıklı Beslenmek İsteyenler İçin Ekim Ayının En Taze 9 Sebze Ve Meyvesi

    Ülkemizin iklim koşulları ve tarıma uygun, verimli toprakları sayesinde birçok sebze ve meyveyi taze taze tüketme fırsatı buluruz. Gelişen seracılık yöntemleri sayesinde bu sebze ve meyveleri her mevsim tezgâhlarda görüyor olsak da onları yeni hasat edildikleri zaman tüketmek daha sağlıklı bir tercih olacaktır. Karşınızda, içinde bulunduğumuz ekim ayında taze taze tüketebileceğiniz, içerdiği vitamin ve mineraller ile hayatınıza sağlık katacak 9 sebze ve meyve…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lezzet Bombası İncir” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Salataların, Zeytinyağlıların Potasyum Kaynağı Yer Elması” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sonbaharın Vitamin Deposu Nar” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Vitaminli Mor: Mürdüm Eriği ” title_font_size=”13″]
    mürdüm eriği
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Lif Kaynağı Lezzetli Yeşil Pırasa” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sonbahar Yağmurlarıyla Gelen Protein: Mantar ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Güzel Reçellerin Meyvesi Kızılcık” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Güçlü Bir Antioksidan: Hünnap” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dolmaların, Çorbaların Gizli Kahramanı Pazı ” title_font_size=”13″]
  • BU LEZZETLERİ BUZDOLABINDA SAKLAMAYIN!

    Büyüklerimizden gördüğümüz kadarıyla buzdolabına girecek veya girmeyeceklerin ne olduğunu az çok bildiğimizi düşünürüz. Birçoğu için bu bilgilerimiz doğrudur da… Örneğin kuru fasulye, nohut gibi baklagillerin ıslanıp haşlanmadığı sürece buzdolabında saklanmayacağını hepimiz biliriz. Ya da bal ve reçelin buzdolabında değil oda sıcaklığında saklanması gerektiğini illa ki tecrübe ederek öğrenmişizdir. Gelin bu listeyi biraz daha genişletip şaşırtıcı hale getirelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • YÖRESEL REÇELLER VE PRATİK TARİFLERİ

    Kahvaltının vazgeçilmez lezzetlerinden reçel, sadece meyvelerle değil, sebze ve gül reçelinde olduğu gibi çiçek yapraklarıyla da hazırlanmakta.  Kek ve pasta tariflerinde de kullanılan reçellerin ülkemizde birçok farklı çeşidi bulunuyor. Ülkemizde yetişen meyve ve bitki çeşitliliğinin fazla olması her yöreye ait farklı bir reçel tarifinin ortaya çıkmasını sağlamış durumda. Gelin hem lezzetli hem de pek alışık olmadığımız reçel tariflerini yöresel pişirme teknikleriyle birlikte deneyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Cevizin anavatanı olarak bilinen Bitlis’e özgü bir reçel olan ceviz reçeli diğer reçellere göre yapımı biraz zahmetli bir reçeldir. Bir kilo taze cevizle hazırlanan reçel için diğer gerekli olan malzemeler; sekiz su bardağı su, yedi su bardağı toz şeker, iki adet çubuk tarçın, dört adet karanfil ve yarım çay kaşığı limon tuzu. Taze cevizlerle hazırlandığından ellerinizin boya olmaması için lateks eldiven kullanabilirsiniz. Unutmayın ki cevizin boyası zor çıkar. Öncelikle olgunlaşmamış cevizin kabuklarını çok ince olacak şekilde soyun. Büyük bir kapta üzerini tamamen kaplayacak şekilde içme su ilave edin. İki gün boyunca suda beklettiğiniz cevizleri üçüncü gün itibariyle suyunu günde üç kez değiştirerek yedi gün boyunca bu işlemi tekrarlayın. Şimdi sıra pişirme işleminde. Son kez suyunu döktükten sonra 20 dakika içme suyu ile haşlayın. Ardından iki kez daha 15’er dakika olacak şekilde yeni su ile haşladığınız reçele son kez sekiz bardak içme suyu ilave ederek 30 dakika kısık ateşte kaynatın. Yedi bardak şekeri ilave ettikten edip bir saat daha kısık ateşte kaynadıktan sonra tencerenin içerisine karanfili, tarçını limon tuzunu ekleyip 10 dakika daha kaynatın. Bu zahmetli ama lezzetli reçel için çok uğraştınız ancak artık reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminden bu yana hazırlanan ve Türk mutfağının özgün tatlarından bir tanesi olan gül reçeli Isparta’ya ait reçel. Isparta’nın yanı sıra Sivas ve Van’da da yapılan bu hoş kokulu reçeli hazırlamak için 15 adet gül, 5 su bardağı toz şeker, 2 bardak su ve yarım limon suyu gerekmektedir. Gül yaprakla güzelce ayıklandıktan ve yıkandıktan sonra bir gece öncesinden şeker ile bekletilir. Ertesi gün suyunu salmış olan gül yaprakları ve şeker saldığı suyuyla birlikte kısık ateşte kaynatılır. Kaynamaya başladıktan sonra limon suyu eklenir ve 20 dakika daha karıştırılarak iyice kaynatılır. Ocaktan alınan reçel oda sıcaklığına geldiğinde kavanoza alınmaya hazırdır. Tamamen soğuduktan sonra kapağı kapatılır. Artık gül reçeli hazır. Tüm evinize yayılan gül kokusu ayrı bir keyif verecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz Bölgesi özellikle Antalya’da yapılan nar reçeli için gerekli malzemeler; üç adet büyük boy nar, bir su bardağı toz şeker, yarım limon suyu. İlk olarak bir adet narın tanelerini zarar görmeyecek şekilde ayıklayın, diğer iki narın suyunu sıkın. Derince bir tencereye nar tanelerini, üzerine şekeri, son olarak da tencereye nar suyunu ekleyin. Orta ateşte kaynamaya başladıktan sonra yarım limon suyunu ekleyin ve hafifçe karıştırın. 45 dakika daha kaynattıktan sonra eğer kıvam almışsa ve çok sulu değilse reçeliniz hazır demektir. Eğer sulu kaldıysa kıvam alana kadar kontrollü bir şekilde kaynatmaya devam edin. Kıvamlanan reçeliniz oda sıcaklığına geldiğinde kavanoza alınmaya hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şifasıyla ünlü, öksürük ve solunum yollarına iyi gelen çam kozalağından reçel yapıldığını biliyor muydunuz? Pek de alışık olmadığımız bir reçel olsa da Akdeniz Bölgesi’nden Balkanlara kadar hazırlanan reçelin yapımı kolay ancak uzun bir süreç istiyor. Malzemeleri için 30 adet küçük boy olacak şekilde çam kozalağı, bir buçuk litre içme suyu, bir buçuk kilogram toz şeker ve yarım limon suyu. Kozalakların temizlenmesi için su ile güzelce yıkayın. İyice temizlenen kozalakları derin bir tencereye alın ve suyunu da ekledikten sonra bir saat orta ateşte kaynatın. Bir saatin sonunda şekeri ilave ederek kaynatmaya devam edin. Üzeri köpüklenecektir bu sebeple tahta bir kaşık ile sürekli olarak köpükleri üzerinden toplayın. İyice özdeşleştikten ve kıvam aldıktan sonra limon suyunu da ilave ederek beş dakika daha kaynatın ve ocaktan alın. Reçel soğumadan kavanoza alın ve 12 saat ters olacak şekilde beklettikten sonra reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz. Özellikle kaymak ile çok lezzetli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bazıları için patlıcanı tatlı bir lezzet olarak düşünmek zor olsa da Akdeniz Bölgesi ve Iğdır ilinde bu reçele sıkça rastlamak mümkün. Oldukça kolay olan tarif için küçük boyda beş – altı adet patlıcan yeterli olacaktır. Patlıcanların sapını kesin ve kabuklarını soyun. Her bir patlıcanı dört parçaya böldükten sonra bir patlıcanın acılığını alma klasiği olan 15 dakika tuzlu suda bekletme işlemini uygulayın. Ardından patlıcanları iyice yıkayın, süzün ve bir tencerede limon suyu veya dilerseniz limon tuzuyla yumuşayıncaya kadar haşlayın. Haşlanan patlıcanları süzün ve bir bez yardımıyla kurulayın. Son olarak boş bir tencereye aldığınız patlıcanların üzerine iki bardak içme suyu ve yine iki bardak olacak şekilde toz şekeri ekleyerek kıvamı yoğunlaşıncaya kadar pişirin. İyice kıvam aldıktan sonra üzerine bir adet limonun suyunu ekleyin ve bir süre daha kaynatıp soğumaya bırakın. Artık patlıcan reçelinizi kavanoza alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı mutfağından miras kalan kızılcık reçeli özellikle Karadeniz Bölgesine has bir reçeldir. Yazın sonlarına doğru hazırlanan bu reçel için olgunlaşmış kızılcık gerekmektedir. Bir kilogram kızılcık, 750 gram toz şeker, yarım su bardağı su ve bir tatlı kaşığı limon suyu ile hazırlanır. Kızılcıklar yıkadıktan sonra suyu süzülür ardından şeker ilave edilerek bir gece bekletilir. Ertesi gün yarım su bardağı içme suyu eklenerek kaynatılır. Daha sonrasında 45 dakika sürecek olan kaynatma işlemi kontrollü bir şekilde karıştırılarak devam eder. Tencerede biriken köpük tahta kaşık yardımıyla alınır. Kıvamlanan reçele son olarak limon suyu eklenir ve beş dakika daha kaynatılır. Reçelin vakumlanabilmesi için sıcakken kavanoza alınmalıdır. Ters bir şekilde bekletilen kavanozlar güneş almayan bir şekilde soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz.