Etiket: istanbul

  • MODERN MİMARİSİYLE ŞAKİRİN CAMİİ

    İstanbul dünyanın parmakla gösterdiği birbirinden görkemli camileriyle ünlü… Sıra dışı mimarisiyle öne çıkan kimi camileri de var ki ibadethane olarak hizmet vermesinin dışında yerli-yabancı turistlerin de ilgi odağı olmuş durumda. Onlardan biri modern mimarisiyle ilgi gören Şakirin Camii…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İç dekorasyonundaki kadın eli” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Üsküdar ilçesinde Karacaahmet Mezarlığı girişinde yer almaktadır. 7 Mayıs 2009 gününde hizmete açılan Şakirin Camii’nin proje tasarımı Hüsrev Tayla’ya, iç dekorasyonu ise Zeynep Fadıllıoğlu’na aittir. Bu haliyle Şakirin Camii, iç dekorasyonu bir kadın mimar tarafından tasarlanan ilk cami olma özelliğini taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”500 kişilik bir kapasiteye sahip” title_font_size=”13″]

    Şakirin adı, Arapça “müteşekkir” anlamına gelmektedir. Üç tarafı camla çevrili olan caminin toplam inşaat alanı 10.000 metrekare olup 3.000 metrekare zemine kuruludur. 500 kişilik kapasiteye sahip olan bu dini yapının her birisi 35 metre yüksekliğinde iki minaresi vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Osmanlı ve çağdaş sanat izleri” title_font_size=”13″]

    Tek kubbeli olarak tasarlanan Şakirin Camii’nin iç süslemelerinde Selçuklu ve Osmanlı motifleri kullanılmış, yapının taşları ise Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden getirilmiştir. En modern tasarıma sahip camilerden biri olarak tanımlanan eser, Osmanlı kültüründen çağdaş sanatlara uzanan büyük bir zenginlikle yapılandırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avlusunda müze barındıran cami” title_font_size=”13″]

    Semiha Şakir Vakfı aracılığı ile 2005-2009 yıllarında inşa edilen Şakirin Camii’nin avlusunda Türk İslam eserlerinin, İznik çinilerinin sergilendiği küçük bir müze yer almaktadır. Yine iç avluda bulunan havuzun tasarımcısı ise Londra’nın meşhur su heykeltıraşı William Pye’dir.

  • İstanbul’da Her Aradığınızı Bulabileceğiniz 8 Antika Ve Semt Pazarı

    İstanbul’da Her Aradığınızı Bulabileceğiniz 8 Antika Ve Semt Pazarı

    Çocukluğumuzda alışveriş dendi mi aklımıza ilk gelen semt pazarları olurdu. Büyüklerimizin elinden tutar; o büyük, karmaşık ama renkli tentelerin arasında taptaze sebze meyveleri, rengârenk kıyafetleri seyre dalardık. Bu listemizde sizi İstanbul’un farklı semtlerinde bulunan pazarlar ile tanıştırmak istedik ve 8 pazarımız ile huzurlarınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çocuklar İçin Oyun Parkı Ve Sineması İle Yeni Bir Pazar Konsepti Sunan Başakşehir Pazarı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Organik Beslenmek İsteyenler İçin Kartal Belediyesi Ekolojik Pazarı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Antika Ve İkinci El Meraklılarının Adresi Feriköy Antika Pazarı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hesaplı Şıklık İçin Pendik Pazarı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Taze Sebze Ve Meyveler İçin Anadolu Yakası’nın En Büyüklerinden Biri Erenköy Pazarı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mutfağınızın Tüm İhtiyaçlarını Karşılayabileceğiniz Beykoz Pazarı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Ünlü Pazar Kadıköy Salı Pazarı” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Doğal Ve Yerel Ürünler İçin Fatih’teki Kastamonu Pazarı” title_font_size=”13″]
  • İSTANBUL’UN GÜNEŞ SAATLERİ

    Güneş saatlerinin üzerindeki çizgiler ve işaretler, güneşin gökyüzündeki hareketine göre gölge uzunluğunu ve konumunu gösterir. Bu sayede belirli saatlerde gölgenin düştüğü yerden zamanı okumak mümkündür. İlk örneklerine M.Ö. 3500’lü yıllarda Antik Mısır’da rastlanan güneş saatleri, Orta Çağ’da İslam dünyasında astronomi ve matematikteki ilerlemelerle daha da geliştirilmiş ve cami avlularında kullanılmıştır. İslam kültüründe özellikle namaz vakitlerini belirlemek için kullanılan güneş saatleri, günümüzde tarihî ve kültürel miras olarak korunmaktadır. İnsanlığın doğayla olan bağlantısını ve bilimsel ilerlemenin kökenlerini göstermesi bakımından büyük öneme sahip olan güneş saatlerinin İstanbul’daki örneklerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fatih Camii” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet tarafından 15. yüzyılda inşa ettirilen Fatih Camii’nin minare kaidesinde yer alan güneş saati, Türk matematikçi, astronom ve dil bilimci Ali Kuşçu tarafından 1473 yılında yapılmıştır. Osmanlı döneminin en eski güneş saatlerinden biri olan bu saat, özellikle namaz vakitlerini belirlemek amacıyla tasarlanmıştır. Büyük saat, Osmanlıların kullandığı ve günün başlangıcını güneşin batışı olarak kabul eden (12 + 12 = 24) saatlik eşit süreli bir saat sistemi olan gurubî/ezanî saate göre ayarlanmıştır. Bu saat, caminin bu cephesine güneş vurduğu sürece günün öğleden sonraki saatleri gösterir. Saat üzerinde, mevsimlere göre değişen yaz gün dönümü, kış gün dönümü ve ekinoks doğruları da bulunmaktadır. Küçük saat ise ikindi namazını gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Üsküdar Ayazma Camii” title_font_size=”13″]

    1760-1761 yılları arasında III. Mustafa tarafından annesi Mihrişah Sultan adına yaptırılan Ayazma Camii’nin minare kaidesindeki güneş saati, mermer üzerine işlenmiş hassas çizgiler ve işaretlerden oluşur. Ayazma Camii ve güneş saati, tarihi eser olarak koruma altındadır. Zamanla yıpranan veya zarar gören kısımları restore edilmiş ve aslına uygun şekilde korunmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mihrimah Sultan Camii” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan tarafından Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan adına yaptırılan ve aynı isimle anılan iki camiden biri Edirnekapı’da, diğeri ise Üsküdar’da bulunmaktadır. Üsküdar’daki caminin batı duvarına 1769 yılında mermerden yapılmış bir güneş saati eklenmiştir. Mimar Sinan’ın en önemli eserleri arasında yer alan her iki caminin de güneş saatleri, taşçılık sanatının en güzel örneklerindendir. Edirnekapı’daki Mihrimah Sultan Camii’nin minaresinde ise batıya bakan tarafında dörtgen ve üçgen formunda iki adet güneş saati bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Topkapı Sarayı ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethinin ardından Fatih Sultan Mehmet tarafından 1460-1478 yılları arasında yaptırılan Topkapı Sarayı’ndaki Has Oda Dairesi’nin ön tarafında bulunan güneş saati, namaz vakitlerinin belirlenmesi için Fatih’in emriyle inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde yapılan ilk güneş saatlerinden biridir ve üzerinde Sultan III. Mustafa döneminde tamir edildiğine dair bir kitabe bulunmaktadır. Sarayda ayrıca MÖ 4.-6. yüzyılları arasında Roma dönemine ait bir güneş saatinin kalıntıları da yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ferruh Kethüda Camii” title_font_size=”13″]

    Ferruh Kethüda Camii, İstanbul’un Balat semtinde, Kanuni Sultan Süleyman’ın sadrazamı Semiz Ali Paşa’nın kethüdası, yani kâhyası Ferruh Ağa tarafından 1562-63 yıllarında Mimar Sinan’a yaptırılmıştır. Caminin arka duvarında, yola bakan bir konumda yer alan güneş saati, demir miller ile donatılmıştır. Bu millerin gölgesinin izdüşümü sayesinde namaz vakitleri hesaplanabilmektedir. Günümüze ulaşan nadir örneklerden biri olan bu güneş saati, tarihî ve bilimsel değerinin yanı sıra, dönemin mühendislik anlayışını da gözler önüne sermektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Muhaşşi Sinan Camii” title_font_size=”13″]

    Muhaşşi Sinan Camii, İstanbul’un Beykoz ilçesinde bulunan ve minaresinde güneş saati bulunan tek camidir. Kanuni Sultan Süleyman döneminde İstanbul Kadısı olarak görev yapan Muhaşşi Sinan Efendi tarafından 1574 yılında yaptırılmıştır. Bu özellik, camiyi Osmanlı İmparatorluğu coğrafyasında benzersiz kılmaktadır. Ayrıca, minarenin tabanında yer alan tarihi çeşme, caminin mimarisi açısından diğerlerinden ayrılmasını sağlayan önemli bir detaydır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeni Camii ” title_font_size=”13″]

    Fatih’teki Yeni Camii ya da Valide Sultan Camii, 1597 yılında Sultan III. Murad’ın eşi Safiye Sultan’ın talimatıyla temelleri atılmış ve 1665 yılında IV. Mehmed’in annesi Turhan Hatice Sultan’ın büyük çabaları ve bağışlarıyla tamamlanarak ibadete açılmıştır. Caminin güneybatı köşesinde avlu duvarında üç tane güneş saati bulunmaktadır. Her bir güneş saati, farklı doğrultu ve açıyla yerleştirilmiş olup, günün çeşitli saatlerini ve mevsimsel değişiklikleri izlemek üzere tasarlanmıştır.

  • 9 Madde İle Haliç’in Kıyısındaki Renkli Tarihi Semt Balat

    9 Madde İle Haliç’in Kıyısındaki Renkli Tarihi Semt Balat

    Her semtinde ayrı hikâyeler, ayrı bir doku barındıran İstanbul’u gezmek adeta burada yaşamış olan tüm kültürleri bir arada deneyimlemek gibidir. Geçmişiyle, kozmopolit yapısıyla yerli yabancı turistler için bir ilgi odağı olan Haliç kıyıları da bu yolculuğun değişmez bir parçasıdır. Haliç’in güzeller güzeli semti Balat’ı yakından tanımak isterseniz buyurun 9 maddelik listemizin tadını çıkarın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Haliç kenarındaki tarihi semtlerden biri olan Balat’ın isminin Yunancadaki “palation” yani saray kelimesinden geldiği düşünülmektedir. Söylentiye göre Bizans imparatorları deniz yoluyla Haliç’e gelip şehrin dışındaki Blachernae Sarayı’na giderken Balat’tan geçiyorlardı ve semt ismini saray güzergâhında bulunması nedeniyle almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Balat ve hemen yanı başında bulunan Fener, Osmanlı döneminden itibaren Musevi cemaatinin yerleştiği semtler olmuştur. Buraya yerleşen ilk Musevi cemaatinin İspanya’daki Hristiyan baskınlarından II. Bayezid tarafından kurtarıldığı, gemilerle İstanbul’a getirilerek Haliç kıyısındaki bu güzel semtlerinde yaşamaya başladığı düşünülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Semtin Musevi cemaatinden edindiği kültürel miraslar arasında Ahrida Sinagogu ve Yanbol Sinagogu bulunur. Ahrida Sinagogu, adını Makedonya’nın Ohri kentinden almıştır. 15. yüzyılda inşa edilen bu sinagog, Türkiye’de bulunan en büyük sinagogdur. Yanbol Sinagogu ise Bulgaristan’ın Yambol kentinden gelen cemaatin sinagogu olarak yapıldı ve 18. yüzyılda 300 kişinin aynı anda ibadet edebileceği şekilde restore edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4# ” title_font_size=”13″]

    Balat’ın uzun tarihi boyunca semtin sakinleri arasında Hristiyan cemaatleri de yer almıştır. Surp Hreşdegabet Gregoryan Kilisesi, 1620 civarında Ermeni cemaatine tahsis edilen araziye kurulmuştur, Balat yangınlarında zarar görse de tadilatlarla günümüze dek gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Balat iskelesinin iç tarafında kalan Ferruh Kethüda Camii, Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş. Zamanında bir külliye olarak tasarlanan yapıdan geriye sadece cami ve çeşme kalmış. Bu caminin bir özelliği ise vakti zamanında Balat mahkemesinin caminin bahçesinde kuruluyor olmasıymış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Balat’ın tarihi boyunca tüm dinlerden sakinler barındırmış olan sokakları İstanbul’un kozmopolit yapısının mükemmel bir örneğidir. Farklı kültürlerle beslenmiş olan Balat sokaklarında bu renkli mirasa şahitlik etmek mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Yerli yabancı turistlerin şehirde en çok ilgi gösterdiği semtlerden biri olan Balat, eski İstanbul’u deneyimlemek isteyen, mimariye ilgi duyan, fotoğraf çekmeyi sevenler için oldukça çekici bir bölge oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Balat’ta birçok Osmanlı zamanından kalma hamam da bulunmaktadır. Bu hamamların birçoğu hâlâ hizmet vermektedir. Bölgedeki en eski hamam olan Balat Çavuş Hamamı’nın Fatih Sultan Mehmet ya da II. Bayezid zamanında yapıldığı düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Balat’ın çarşısı da farklı zaman dilimlerinden kalmış renkli dükkânlarıyla, eski mahalle dokusuyla büyük ilgi görüyor. Ünlü Agora Meyhanesi de çarşının içinde yer alıyor. Dilimize yerleşmiş olan “Çıfıt Çarşısı” deyimi de aslında Balat semtindeki Çıfıt Çarşısı’ndan geliyor.

  • İstanbul’un Yerlisi Kız Kulesi ve Efsaneleri

    İstanbul’un Yerlisi Kız Kulesi ve Efsaneleri

    Sulara tutunarak İstanbul’u izleyen sessiz bir tanık gibidir Kız Kulesi… Adresi, Salacak açıklarında adeta geçmişin bugünle buluştuğu yerdedir. Varlığıyla her karşılaşmanızda tutar sizi Boğaz’a, İstanbul’a yeniden ve yeniden bağlar… Onun için söylenenleri düşünürsünüz… Efsaneleri, şiirleri, başından geçenleri… Biz de Kız Kulesi’ne dair dilden dile geçenleri 8 maddelik bir listede sizler için bir araya getirdik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Milattan önceye uzanan tarihinde Arkla yani küçük kale, Damialis yani dana yavrusu, Tour de Leandros yani Leandros’un kulesi isimlerini taşımış… Bizans döneminde gümrük binası, Osmanlı döneminde savunma kalesi, sürgün istasyonu, karantina odası, gösteri platformu ve tabii ki fener olarak kullanılmış, yani, Kız Kulesi için İstanbul’un tanığı dememiz elbette boşuna değil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Kız Kulesi demek biraz da gerçeklerden önce efsaneler demektir. Bunların en bilineni ise tapınak olan kulede rahibe olarak yaşayan Hero ile ona ilk görüşte âşık olan Leandros’un sonu hazin biten aşk hikâyesidir. Meşalenin ışığını takip ederek kuleye yüzen Leandros’un, ateşin rüzgârda zamansız sönmesi yüzünden sulara karıştığı ve Hero’nun da buna dayanamayarak kendini sulara bıraktığı efsaneyi hepimiz hayatımızda en az bir kere duymuşuzdur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Kız Kulesi ile bütünleşen başka bir efsane de bir kehanet üzerine kızını yılanlardan korumak için kuleye kapatan ama üzüm sepetinden çıkan bir yılanın çok sevdiği kızını zehirlemesine engel olamayan imparatorun hikâyesidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    İçinde Battal Gazi’nin olduğu hikâyede ise hepimizin bildiği “Atı alan Üsküdar’ı geçti” özlü sözünün nedeni gizlidir. Battal Gazi Kız Kulesi’nin önünde 7 yıl kalacağı bir karargâh kurar, işin aslı şudur ki Üsküdar tekfurunun kızına âşık olmuştur. Tekfur, Battal Gazi Şam seferine gidince korkuyla kızını hazineleri ile birlikte kuleye kapatır. Fakat Battal Gazi döndüğünde hem sevdiği kızı hem de hazineleri kuleden çıkarır ve atını alarak Üsküdar’ı geçer!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    c

    Kız Kulesi’ne dair bir efsanede de aslanlı kapı öne çıkar. İmparator Konstantin’in hazinesinden para çalan hırsızın, kızını korumak için kuleye kapatıp kapısının önüne aslanlar koyan imparatorun ve aslanlara yem olan hırsızın hikâyesidir bu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Boğaz’ın eşsiz manzarası ve efsanelerle beraber anılan Kız Kulesi, Orhan Veli’den Cemal Süreya’ya pek çok şair için ilham kaynağı olagelmiş. Ve bakın Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun dizelerinde Kız Kulesi nasıl geçmiş:

    İstanbul deyince aklıma kuleler gelir
    Ne zaman birinin resmini yapsam öteki kıskanır
    Ama şu Kız Kulesi’nin aklı olsa
    Galata Kulesi’ne varır
    Bir sürü çocukları olur…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    Kız Kulesi bugün sadece efsanelerle anlatılmıyor, Boğaz’ın ortasındaki olağanüstü haliyle Türkiye’de ve Batı’da onlarca tabloda farklı hikâyeler içinde resmediliyor da… Özellikle Osmanlı saray ressamlarından Fausto Zonaro’nun en yalın haliyle yaptığı Kız Kulesi tablosunu görmenizi şiddetle tavsiye ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    kız kulesi illüstrasyon

    İstanbul’da Bizans döneminden kalan tek eser olan Kız Kulesi bugün insanları turistik bir tesis olarak ağırlıyor. Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçilerini hikâyeleri ve eşsiz manzarasıyla büyülüyor.

  • İSTANBUL’UN ÜNLÜ ANTİKA PAZARLARI

    Geçmişi, anıları, yaşanmışlıkları ve tarihin izlerini takip etmeyi seven antika tutkunları için vazgeçilmez duraklardan biri antika pazarlarıdır. Haftanın farklı günlerinde, çeşitli semtlerde kurulan antika pazarlarında eskiyi anımsatan pek çok eşyaya rastlamak mümkün. Mutfak gereçlerinden giyime, ev dekorasyonundan takılara kadar onlarca çeşidin olduğu İstanbul’un en ünlü antika pazarlarını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Eminönü ve Balat arasında, Süleymaniye’nin hemen altında konumlanan Küçükpazar, Kemal Sunal’ın da doğduğu yer olarak bilinir. Topkapı pazarının devamı niteliğinde olan, cumartesi günleri kurulan Küçükpazar’da; kırık tabaklar, eski ayakkabılar, 80’li yıllardan kalma eşyalar, bozuk müzik aletleri, eskiyen ceketler, oyuncak bebekler ve daha pek çok ürün yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’daki en popüler antika pazarlarından biri olan Feriköy Antika Pazarı, Bomonti’de kurulur. Cuma günü gittiğinizde ikinci el eşyaları ya da giyim ürünlerini bulabilir, cumartesi günleri organik pazarda alışveriş yapabilir, pazar günü gittiğinizde ise birbirinden özel antika eşyalar arasında kendinizi kaybedebilirsiniz! Haftanın 3 günü farklı konseptlerde hizmet veren Feriköy Antika Pazarı, ulaşımı en kolay pazarlardan da biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Dolapdere Antika Pazarı, her pazar erken saatlerde Dolapdere’deki Feylesof Sokak’ta kurulur, en önemli özelliği diğer pazarlara göre daha uygun fiyatlı olmasıdır. Pazarda geçmişin izlerini taşıyan kıyafet ve aksesuarların yanı sıra antika tablolar, ikinci el mutfak gereçleri ve elektronik eşyalar gibi ürünleri bulmak mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pazar geleneğinin devam ettiği İstanbul’un en popüler pazarlarından biri de Kadıköy Antika Pazarı’dır. Kadıköy’de Cuma günleri kurulan pazarda akla gelebilecek her ürünün satışı vardır, burada ikinci el ürünlerden, antika eşyalara kadar onlarca parçaya ulaşmak mümkündür. Pazarın bir diğer önemli özelliği takas imkânının olması; özellikle bazı eşyaları satmak veya takas etmek için pek çok kişinin tercih ettiği pazarlardandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Listemizdeki diğer pazarlardan farklı olarak Horhor Antikacılar Çarşısı adı üzerinde bir pazar değil, kocaman bir çarşı. Her gün ziyaret edebileceğiniz çarşıda 100’ün üzerinde dükkân ve tezgâh bulunur. Günümüzde yayınlanan dönem dizileri, filmler ve reklamlar için tedarik edilmesi gereken onlarca antika ürünü burada bulmak mümkün. Aynı zamanda, özellikle antika eşyalar, el yapımı mobilyalar ve ahşap aksesuarlar arayanlar için de birçok seçenek mevcut.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin pek çok yerinden ziyaretçisi olan Mecidiyeköy Antikacılar Çarşısı, nadide parça arayışında olanlar için harika seçenekler sunar. 1982 yılından beri hizmet veren çarşıda eskiye dair ne varsa bulmak mümkün; çok eski mutfak eşyaları, resimler, tablolar, gaz lambaları, radyolar, eski telefonlar, biblolar bunlardan yalnızca birkaçı. Tek olumsuz tarafı, antika pazarlarına göre biraz daha yüksek fiyatlı olmasıdır.

  • YEDİ TEPELİ İSTANBUL’UN ÜNLÜ KULELERİ

    Eşsiz boğaz manzarası, tarihi binaları, tüm dünyada ün salan sokak kedileri, simidi, vapurları, martıları ve barındırdığı pek çok güzellik ile dünyanın en önemli metropollerinden olan İstanbul’un siluetinin olmazsa olmaz diğer bir detayı da ünlü kuleleri… İstanbul’u ziyaret eden herkesin görmeden gitmediği ünlü kuleleri ve bu kulelerin hikâyelerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Üsküdar’da Salacak sahilinin açıklarında, denizin tam ortasında, kentin en gizemli yapılarından olan Kız Kulesi, oldukça eski bir geçmişe sahip. Tarihi M.Ö. 5. yüzyıla dayanan Kız Kulesi, Atinalı general tarafından Karadeniz’den gelen ticari gemilere istasyon olması için küçük bir kaya üzerine inşa edildi. 12. yüzyıla gelindiğinde Doğu Roma İmparatoru I. Manuel Komnenos, yapının etrafına taş duvarlarla korunan bir kule inşa ettirdi ve bu yapı günümüze kadar gümrük istasyonu, sürgün noktası, deniz feneri olarak kullanıldı. 1509’daki depremle büyük hasar gören kule onarıldıktan sonra 1721’de yangında hasar gördü. Çeşitli tadilatlardan sonra günümüzdeki hâlini alan ünlü kuleye kıyıdan özel teknelerle ulaşmak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Her yıl milyonlarca turistin ziyaret etmek için uzun kuyruklar beklediği Galata Kulesi, Beyoğlu’nda bulunuyor ve konumlandığı yerden Kız Kulesi de dahil olmak üzere Tarihi Yarımada gibi İstanbul’un en güzel manzaralarına tepeden bakıyor. İstanbul’un başlıca sembollerinden olan Galata Kulesi’nin tarihi Bizans dönemine kadar uzanıyor. Bizans İmparatorluğu ile ittifak halinde olan Cenevizliler tarafından 14. yüzyılda inşa edilen Galata Kulesi, farklı dönemlerde farklı amaçlarla kullanıldı. Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’u fethiyle beraber levazım ambarı ve yangın gözetleme kulesi olarak da kullanılan kule, bazı dönemlerde savaş esirlerine bile ev sahipliği yaptı. 1509’daki depremden etkilenen kule, geçirdiği ufak tadilatlardan sonra 1831’de yanarak büyük hasar aldı ve köklü bir tadilattan geçerek mimari açıdan bazı değişikliklere uğradı; 1965-1967 yıllarındaki restorasyon çalışmalarıyla tamamen turistik bir yapıya dönüştü. Hezârfen Ahmet Çelebi’nin Galata Kulesi’nin Kız Kulesi’ne yazdığı mektupları uçarak iletme hikâyesi ise Galata Kulesi’ne dair en romantik efsanelerden biri…Rivayete göre tahta kanatlar takarak uçma denemesi gerçekleştiren Hezârfen Ahmet Çelebi, karşı kıyıda bulunan Üsküdar’a ulaşıp Galata Kulesi’nin Kız Kulesi’ne yazdığı aşk mektuplarını da beraberinde götürmek istemiş ancak rüzgâr sebebiyle tüm mektuplar boğazın sularına saçılmış…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Fatih ilçesinde bulunan Beyazıt Kulesi, şehirde sık sık meydana gelen yangınları gözetlemek amacıyla 1749’da inşa edildi. 85 metre uzunluğunda, ahşap olarak inşa edilen Beyazıt Kulesi’nin de başından birkaç kez yangın geçmesine rağmen, yapılan tadilatlardaki ilavelerle 118 metreye ulaşan tarihi yapı, günümüzde de tüm heybetiyle ayakta duruyor. İstanbul Üniversitesinin merkez kampüsünde yer alan kulenin Beyazıt Meydanı’na bakan bölümünde II. Mahmud tuğralı bir kitabe bulunuyor. Beyazıt Kulesi’nin bir diğer önemi ise İstanbullulara uzun süre havanın nasıl olacağını bildirmesi… Eski dönemlerde kulenin mavi renkte aydınlatılması ertesi gün havanın açık olacağını, yeşil renk yağmurlu havayı, sarı renk sisi ve kırmızı ise havanın karlı olacağını ifade ederdi. Bu uygulamaya 1995’te son verildi. 2010’da ise tarihi önemini nesillerden nesillere aktarması amacıyla kente tekrar hizmet vermeye başlayan kule, eskiden olduğu gibi, yangın gözetleme, meteoroloji ve yol durumunu bildirmek amacıyla kullanılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un en görkemli kulelerinden olan Dolmabahçe Saat Kulesi, Beşiktaş ilçesindeki Bezmiâlem Valide Sultan Camii ile Dolmabahçe Sarayı Saltanat Kapısı arasında yer alıyor. 1890-1895 yılları arasında II. Abdülhamid tarafından inşa ettirilen saat kulesi, o günden bu yana ziyaretçilerin akınına uğruyor. Şık mimarisiyle dikkat çeken kule, saray mimarı Sarkis Balyan tarafından neo-barok ve ampir tarzda tasarlandı. 27 metre yüksekliğe sahip kulenin her cephesinde Fransa’da imal edilen saatler bulunuyor. Paul Garnier markalı saatler 1979’da kısmen elektronik sisteme çevrilmiş ve çalışır durumda. Safranbolu’da 2012’de açılan “Zamanın Tanığı Saat Kuleleri Parkı”nda Dolmabahçe Saat Kulesi’nin bir maketi de yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    369 metreye ulaşan yüksekliğiyle Eyfel Kulesi’ni geride bırakan Çamlıca Kulesi, 29 Mayıs 2021’de açıldı. Küçük Çamlıca Televizyon Kulesi olarak da anılan Çamlıca Kulesi, İstanbul’un televizyon ve seyir kulesi olarak hizmet veriyor. Herhangi bir kent dokusundan bağımsız bir duruşu olan yapının; ışığı, doğayı ve mekânsal boşlukları kullanarak şaşırtıcı bir manzara oluşturması hedeflendi. Tek bir parçadan oluşan kulenin tasarımında Osmanlı döneminde Türkler için önemli bir simge haline gelen lale çiçeğinden ilham alındı. Kulenin ana aksı lalenin köklerini ve besleyici gövdesini; güneşe doğru yükseldikçe şekillenen seyir terası ve restoran katları ise henüz açmayan bir lale tomurcuğuna benziyor. İki restoran ve bir seyir terasının bulunduğu kulenin giriş katından antenlerin olduğu kata kadar yükselen panorama asansörleri, Asya ve Avrupa kıtalarını hem ayıran hem de birleştiren İstanbul Boğazı’nı simgeliyor.

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: SARIYER

    Beşiktaş, Kâğıthane, Eyüp, İstanbul Boğazı ve Karadeniz ile çevrili olan Sarıyer, Avrupa Yakası’nda şehrin en kuzeyinde yer alan ilçemizdir. Bu büyük şehirde onu biricik yapan özelliği yeşilin hâkim olduğu doğal güzelliklerle bezeli olmasıdır. Sarıyer, İstanbul’un bir tatlı huzur alınacak yeridir ve bunun için de ilk akla gelen adresleri şöyledir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kırım Savaşı sırasında İngiliz ve Fransız gemilerinin Boğaz’a girişlerini görebilmek için Fransızlar tarafından inşa edilen Rumeli Feneri ve adını verdiği köy, İstanbul’da huzur bulmak, metropolde köy havası almak isteyenlerin bir kere de olsa gidip görmesi gereken adreslerden. Kule yüksekliği 30 metre olan ve beyaz ışığı ile 18 deniz mili uzaktan görülebilen feneri diğerlerinden farklı kılan bir özelliği de içinde türbe bulunmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Boğazı ve Karadeniz’le çevrelenen Belgrad Ormanı, sadece Sarıyer’in değil şehrin gözbebeği gibidir. Sırbistan seferi dönüşü Kanuni Sultan Süleyman’la gelen Belgradlıların yerleştirildiği Belgrad köyü, ormana da adını vermiş. Bentleri, dereleri, tarihi hikâyesi ve tabii ki içinde yaşattığı tüm canlılar ile şehrin nadide bölgelerinden biridir Belgrad Ormanı. Yürüyüş yapmak, koşmak, bisiklete binmek, oksijen depolamak, huzur bulmak ve daha pek çok güzellik için idealdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Artık duymayan bilmeyen kalmasa da Boğaz’ın kıyısında, 45 hektardan geniş bir alana yayılmış, etrafı duvarlarla çevrili saklı bir cennet gibidir Emirgan Korusu. Adını, 17. yüzyılda IV. Murat tarafından kendisine hediye edildiği İranlı Emir Güne Han’dan almaktadır. 1940’larda kamulaştırılarak halkın hizmetine açılan Emirgan Korusu içinde Beyaz Köşk, Pembe Köşk, Sarı Köşk olarak adlandırılan yapıları, ağaçları, laleleri, gülleriyle her mevsim ilgi görmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethinden önce Fatih Sultan Mehmet tarafından, Boğaz’ın kuzeyinden gelebilecek saldırıları engellemek için Anadolu Hisarı’nın tam karşısına 30 dönümlük bir alana inşa edilen Hisar, İstanbul’u İstanbul yapan eserlerden biridir. Osmanlı kayıtlarında Boğazkesen, Yenice Hisar gibi isimlerle anılan Rumeli Hisarı’nı gezmek İstanbul’da yapılacaklar listesinde olması gereken maddeler arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İstanbul Boğazı’nın karaya doğru yaptığı girintilerden biri olan Tarabya Koyu’nun aslında hepimiz için nostaljik bir önemi vardır, çünkü bu koy ve çevresi Türk Sineması’nda birçok filme set olmuştur. Tarabya Koyu’nu çevreleyen kafelerde kahvaltı yapmak, balıkçı restoranlarında günü sonlandırmak Sarıyer’de yapılabilecek keyifli alternatiflerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin Japonya ile iş birliği içinde oluşturduğu Baltalimanı Japon Bahçesi, doğayı farklı bir kültürün penceresinden görmek için eşsiz bir fırsat sunuyor. Mevsimi geldiğinde Japonya ile özdeşleşmiş sakura ağaçlarının, yani kiraz ağaçlarının da görülebileceği Boğaz manzaralı mekânda; şelale, gölet, çardak gibi düzenlemeler atmosferi daha da etkileyici ve keyifli bir hale getiriyor.

  • 8 Madde ile İstanbul’un Dillere Destan Tarihi Çarşıları

    8 Madde ile İstanbul’un Dillere Destan Tarihi Çarşıları

    Boğaz’ı, kıyıları, adaları, yalıları, sarayları, sokakları, deha ürünü camileri… İstanbul’un harikalarını saymakla bitiremeyiz. Bu harikalar arasında yerini alan tarihi çarşılar ise dünyada dillere destan olmuş, özellikle Batılı gezginler yazılarında hayranlıklarını dile getirmekten kendilerini alamamışlardır. Sizleri bu köklü çarşıların tarihlerinde kısa bir gezintiye çıkarıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Kapalıçarşı dünyanın en büyük ve en eski çarşılarından biri… Yaşı 500 yılı çoktan aştı ama günün her saatindeki kalabalığı, heyecanı, İstanbul’u yaşayan ve yaşatan hali hala aynı…  Bu tarihi mekân 22 kapısı, 61 sokağı, 4000 civarında dükkânıyla 47.000 metrekarelik bir alanda İstanbul’un nabzını tutmaya devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Fatih Sultan Mehmet tarafından inşası başlatılan Kapalıçarşı’da dükkânların tümü aynı genişlikte olacak şekilde inşa edilmişti. Loncalara ayrılmış sokaklarda satıcıların rekabet etmesi de yasaktı! Öyle ki içlerinden biri dükkânının önüne tezgâh taşıyıp öne çıkamazdı, çünkü kardeşlik anlayışıyla kurulan Ahilik geleneği hâkimdi. Bu büyük kültürel mirası var eden yorgancılar, fesçiler, terlikçiler gibi loncaların adı artık çarşı içindeki sokak isimlerinde yaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Yerli ve yabancı turistlerin İstanbul’a geldiğinde görmeden gitmedikleri bir harika da Mısır Çarşısı’dır. Rivayet o ki Mısır’dan gelen ürünler görece daha fazla olduğu için 18. yüzyılla birlikte Mısır Çarşısı ismiyle anılır olmuş. Osmanlı klasik üslubundaki yapımına başlanan yıl ise 1660.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    İnşası tamamlandığında aktar ve pamukçulara tahsis edilen dükkânların yerinde bugün hediyelik eşya, tekstil, gıda, kuyumcu dükkânları bulunuyor. Mısır Çarşısı’na ana rengi ve kokuyu ise eskiden olduğu gibi yine rengârenk haliyle baharat dükkânları veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    500 yıllık koca bir geçmişe sahip çarşılardan biri de Sahaflar Çarşısı… Sahaf, “artık basımı yapılmayan veya ikinci el kitapları alıp satan küçük işletmeler ile bu mesleği yapanlar” anlamına geliyor. Eskiden çarşı esnafı Sahaflar Loncası’na bağlıymış ve sahaf olabilmek için önce çırak sonra kalfa olmak gerekirmiş. Ve ancak ustalığa yükselenler bu işin sahibi olabilirmiş. İçinden bunlar gibi milyonlarca hikâyenin ve kitabın gelip geçtiği Sahaflar Çarşısı, 1950 yılında yaşadığı büyük yangının ardından tekrar dirilmeyi başardı ve bugün de atmosferiyle büyülemeye devam ediyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Sultanahmet Camii’nin arka tarafında kalan Sipahi Çarşısı aslında Osmanlı zamanında sipahiler için yapılmış. Tarihi çarşı 1912’de çıkan yangın nedeniyle uzun süre kullanılamazken 1980 yılındaki restorasyon ile tekrar faaliyete başlamış. 1930’larda Bizans mozaiklerinin bulunduğu kazılar sonrasında daha da kıymetlendiği şüphesiz…  Çarşı, el dokuması ürünlerin, İznik çinilerinin, yüzlerce çeşit hediyelik eşyanın bulunabildiği dar bir sokak boyunca devam eden bir zaman tünelini andırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Fatih Sultan Mehmet döneminde sadrazamlık yapan Mahmud Paşa, cami, türbe, hamam, sebil, çeşme ve 265 dükkânlı çarşıdan oluşan, İstanbul’un fetih sonrası ilk dini yapılarından sayılan bir külliye yaptırır. Sonra zamanla bütün semtin adı Mahmutpaşa olur. Bugünkü çarşı ise yine Mahmutpaşa olarak bilinen yokuş üzerinde sağlı sollu kurulan dükkânlardan oluşur. Adeta “yok yok” dedirten çarşı, her daim rengârenk ve telaşlı haliyle İstanbul’un en uğrak pazarlarının başında geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Bir zamanlar dinmeyen çekiç sesleriyle ziyaretçi ağırlayan Bakırcılar Çarşısı’nda eskisi kadar olmasa da bakır işleyen ustaların çıkardığı sesleri duymak hâlâ mümkün. Kurulduğu günden bu yana sayıları 200’den 20’ye düşmüşse de Beyazıt’taki tarihi çarşı İstanbul’un en orijinal mekânlarından biridir. Usta ellerden çıkan bakır testilerin, kazanların, sebiller, sahanlar, bakraçlar, ibrikler ve tepsilerin bakır rengiyle kuşattığı sokaklarda insanlar tarihi soluduğunu bilerek yürüyor.

  • Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Kaleminden İstanbul

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Kaleminden İstanbul

    Dünyanın en güzel şehirlerinden İstanbul’un eski hallerini ancak kitap satırlarından okuyup öğrenebiliyoruz ve bunun için müteşekkir olmamız gereken kişilerden biri de usta edebiyatçı Ahmet Hamdi Tanpınar. Beyazıt Meydanı’ndan Yeni Cami’ye, Beylerbeyi’nden Sarıyer’e, Üsküdar’dan Çamlıca’ya, Kandilli ’den Emirgan’a… Yazdığı dört roman ve pek çok yazısında İstanbul semtlerinin, İstanbul yaşamının, İstanbullu karakterlerin ve hatta kimi tarihi yapıların izini sürmemize olanak sağlıyor. Biz de içinde İstanbul geçen Tanpınar satırlarından alıntılar yaptık sizin için… Ve o satırlara eski İstanbul fotoğrafları eşlik ediyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” “Huzur” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Boğaz vapuru başka türlü bir kalabalıkla doluydu. Orası Ada gibi, asıl İstanbul’un çöküş devrinde, bir mevsim denecek kadar kısa bir zamanda ve adeta birden oluvermiş, zengin, müreffeh, her hususiyetini paranın düzenleyip ayarladığı, geniş asfalt yollu, çiçek tarhı kılıklı sayfiyesi değildi. O başından beri İstanbul’la yaşamış, onun zengin olduğu zamanlarda zengin olmuş, çarşı ve pazarını kaybedip fakir düştüğü zamanlarda fakir olmuş, zevki değiştiği zaman, kendi içine çekilmiş, hayatında geçmiş modaları elinden geldiği kadar muhafaza etmiş, hulasa bir medeniyeti kendine ait bir macera gibi yaşamış bir yerdi.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Sahnenin Dışındakiler” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Evimiz Şehzadebaşı ile Horhor arasında yukarıda camiinden bahsettiğim Elâgöz Mehmetefendi mahallesindeydi. Bu mahalle camiinin etrafına toplanmış beş sokakla onların açıldığı bir tramvay caddesine muvazi ve oldukça geniş, öbürü Aksaray tarafında onun karşılığı, fakat kargacık burgacık iki sokaktan ibaretti. Dört evliyamız, camiden başka bir ahşap mescidimiz, biri Lale devrinden diğeri biraz daha evvelden kalma iki medresemiz, birinin içinde “Yeşil Tulumba” adı verilen bir de soğuk su kuyusu bulunan birkaç kişilik mezarlığımız vardı. Bu yeşil tulumbanın önünden biraz aşağı inildi mi Ağayokuşu’na ve Şirvanizade’nin Ekşi Karadut mahallesindeki konağının bulunduğu arsaya inilirdi. Mahallenin tramvay caddesine bakan tarafında Hamamizade İsmail Efendi’nin babasının kiralamış olduğu hamam vardı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Beş Şehir” denemesinden…” title_font_size=”13″]

    “…bir İstanbullunun gündelik hayatında bulunduğu yerden başka tarafı özlemesi çok tabiidir. Göztepe’de, hışırtılı bir ağaç altında bir yaz sabahını tadarken küçük bir ihsas, teninizde gezinen hiçten bir ürperme veya gözünüze takılan bir hayal, hatta birdenbire duyduğunuz bir çocuk şarkısı sizi daha dün ayrıldığınız bir Boğaz köyüne, çok uzak ve değişik bir dünya imiş gibi çağırır, rahatınızı bozar. İstanbul’da işinizin gücünüzün arasında iken birdenbire Nişantaşı’nda olmak istersiniz ve Nişantaşı’nda iken Eyüp ve Üsküdar behemehâl görmeniz lâzım gelen yerler olur. Bazen de hepsini birden hatırladığınız ve istediğiniz için sadece bulunduğunuz yerde kalırsınız.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Mahur Beste” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Ah eski İstanbul, İçten içe kaynaşan hayatıyla, durmadan çarpışan ihtiraslarıyla, kin ve sevgileriyle, birdenbire coşan nefretleriyle, kaynayan sular gibi içten dönen ve derinleşen dolaplarıyla, daima kızdırılmış bir kaplan atılmağa, parçalamağa hazır ocaklarıyla, tekkeleriyle, esnafıyla, o kadar parça parça, dağınık göründüğü halde istediği gün, sokakta, çarşıda, meydanda birdenbire birleşen, acayip ve korkunç bir mahlûk gibi halka halka büyüyen, genişleyen, okyanuslar gibi homurdanan, önüne çıkan her şeyi yakıp yıkan, devirip altüst eden, kadını erkeğini tamamlayan halkıyla her türlü canlılığın üstünde canlı şehir.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Yaşadığım Gibi” derlemesinden…” title_font_size=”13″]

    “İbrahim Paşa sarayının birkaç türlü ehemmiyeti vardır. Evvela 16. asırdan olmasıdır. Bu itibarla Sultanahmet Camii ondan sonradır. İkinci olarak sivil mimarî eserlerimizdendir. Herkes bilir ki, yurdumuzda dini eserlerin büyük bir çoğunluğu muhafaza edilmiştir. Fakat sivil mimari eserler, saraylar, köşkler, konaklar yangın ve isyanlarla harap olmuştur. Öyle ki koca İstanbul’da, Topkapı Sarayı hesaba katılmazsa, han, köşk, yalı olarak on, on beş eser ancak bulunabilir. İbrahim Paşa sarayı tarih sırasıyla bu hususi mimarinin en evvel yapılanıdır. Bu cihetle eşsiz bir vesikadır. Sonra, şaşırtıcı derecede güzeldir, asildir. Biraz himmetle şıkır şıkır parlayan bir âbide olur.  Ona dokunulmamak icap eder, hatta icap ederdi…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Hikâyeler” kitabından…” title_font_size=”13″]

    “Henüz yelken mevsimi değildi. Fakat Boğaz’da kayık mevsim işi değildir. O, Boğaz’ın tabii vasıtası, her saat başvurulan çare, her mizaca göre spor, eğlencedir. O kadar ki, bir Newyorklunun neden bir Ford veya başka bir marka otomobille doğmadığına şaşmayanlar bile, Boğaz’da doğan çocukların beraberinde bir sandalla dünyaya gelmediklerine şaşırabilirler. Onun için hiç kimse Mümtaz’ı sandalında ve bu sandalı Kandilli iskelesinde görünce şaşırmadı. “

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Aydaki Kadın” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Onu her görüşünde –evinde yaşadığına göre bazı günler her an- kendisini Parmakkapı’yla Tarlabaşı arasındaki o girift sokaklarda zannediyordu. ‘Zavallı kız…’ diye başını salladı. Belki de tam böyle değil, belki de beraberinde sadece o sokakların hasret ve kaderini taşıyordu. ‘Ve istiyor ki benim elimle oraya girsin, mukadder hayatına başlasın!” İçinde doğduğu, yaşadığı muhitin, Marie’ye çizdiği kader buydu. Meğerki çok büyük ve mesut bir tesadüf olsun… Böyle bir tesadüfün kapısını da Beyoğlu açabilirdi…”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Saatleri Ayarlama Enstitüsü” romanından…” title_font_size=”13″]

    “Vefa ile Küçükpazar arasında, bir yokuşun üzerinde harap bir medresede -âdeta bir baykuş gibi- oturan Deli Seyit Lûtfuilah, Şehzade Camii’nin biraz aşağısında, Burmalı Mescit taraflarında aşı boyalı, cephesi bitmek tükenmek bilmeyen bir konakta atlı arabalı muhteşem bir hayat süren Tunusluzâde Abdüsselâm Bey, Hırkaişerif’te Halvetî Dergâhı’mn arkasında oturan Avcı Naşit Bey, Vezneciler’de bir eczane işleten ve bu çok Müslüman semtin nadir Hıristiyan ileri gelenlerinden olan Eczacı Aristidi Efendi, Nuri Efendiyi sık sık ziyaret ederlerdi.”