Etiket: bitki

  • KOKULARI DA FAYDALARI DA YOĞUN OLAN AROMATERAPİ YAĞLARI

    KOKULARI DA FAYDALARI DA YOĞUN OLAN AROMATERAPİ YAĞLARI

    Bitkilerin farklı yerlerinden elde edilen yağlar tekstilden dekorasyona, kozmetikten sanayiye çok farklı yerlerde kullanılırlar. Özellikle de aromaterapinin baş tacı ettiği bu yağların, cilde haricen uygulandığında ya da burun tarafından solunduğunda sağlık açısından faydaları olduğu iddia edilmektedir. İçlerinde en popüler olanları sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • ISIRGAN OTUNUN ÖZELLİKLERİ VE LEZZETLİ TARİFLERİ

    Tarih boyunca tedavi için kullanılan, şifalı bir bitki olan, ısırgan otu, başta C vitamini olmak üzere pek çok vitamin, mineral, faydalı yağ asitleri ve antioksidan içermektedir. Temas ettiğinde ciltte yanma ve kızarıklık oluşturan bu bitkinin Latince adı “Urtica”dır ve yakmak anlamına gelmektedir. Bir savunma mekanizması olan bu yangı, kimi kaynaklara göre şifalanmamızı sağlar. Ana vatanı Akdeniz olan ısırgan otu, ülkemizde hemen hemen her bölgede yetişmektedir. Her ne kadar onlara temas etmekten kaçınsak da ısırgan otu ile yapılan çok lezzetli ve sağlıklı tarifler bulunmaktadır. Yazımızda ısırgan otunun morfolojik özelliklerini ve belki de ilk kez duyacağınız tariflerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Isırgan otunun tarihte ilk kez ne zaman kullanıldığı bilinmemekle beraber, Vikingler ısırgan otunun insana güç ve cesaret verdiğine inanmaktadır. M.Ö. 1. yüzyılda yaşayan Şair Ovidius “Ars Amatoria” adlı eserinde ısırgan otunun faydalarından bahsetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Son dönemlerde sağlığa faydaları bilimsel olarak da ispatlanan ısırgan otunun dokunduğumuzda canımızı yakan sıvısı esasen bu bitkinin değerli öz suyudur. Yoğun C vitamini içermesinin yanı sıra, ısırgan otunda A ve B vitaminleri de vardır. Kalsiyum ve pek çok mineral ile tuzun da bulunduğu ısırgan otunda demir, magnezyum ve kalsiyum bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İdrar söktürücü, güçlendirici, anti-alerjen, kan temizleyici ve iltihap giderici özellikleri bulunan ısırgan otunun sapı, yere yakın bölümünden kesilerek; eklem deformasyonu, romatizma, siyatik, kol ve bacaklardaki sinir iltihaplarına karşı doğrudan ağrılı bölgelere sürülerek de kullanılmaktadır. Ancak alerjik durumlara sebep olmaması için ısırgan otunu kullanmadan önce bir doktora danışmak gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Böbrek ve safra kesesi sağlığını koruma, inflamasyonu azaltma, kas kütlesini arttırma, hormonal aktiviteyi düzenleme, diyabeti önleme, kan basıncını düşürme, hemoroitleri yatıştırma ve solunum koşullarını iyileştirme gücüne sahip olan ısırgan otunun en önemli sağlık yararları arasında detoks etkisi, metabolik verimi arttırma, bağışıklık sistemini güçlendirme, kan dolaşımını düzenleme, enerji seviyelerini iyileştirme ve cilt bakımına yardımcı olma etkileri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Isırgan otunun özelliklerinden yararlanmak için bitkinin yaprak, kök, çiçek ve tohumları kullanılmaktadır. Yaprakları çiçek açma zamanında nisan ile haziran aylarında saplarından sıyrılarak toplanmaktadır. Gölgede ve havadar ortamda kurutulduktan sonra ince kıyılarak çay formu yapıldığı gibi, taze ısırgan otlarından çeşitli yöntemlerle faydalanılabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Faydaları saymakla bitmeyen ısırgan otu ile yapabileceğiniz Karadeniz yöresine ait ısırgan otu çorbası için gerekli malzemeler: Yarım kilogram ısırgan otu, bir buçuk bardağı mısır unu, üç yemek kaşığı tereyağı, bir tatlı kaşığı nane, isteğe göre dört-beş diş sarımsak ve tuz. Ellerinize, ısırgan otunun yakmaması için, lateks eldiven geçirebilirsiniz. İyice temizlenen ve kaba saplarından ayrılan ısırganları derin bir tencerede üzeri geçecek kadar su ekleyerek haşlayın. Haşlanan ısırganları süzün ancak suyu çorbada kullanılacağı için suyunu dökmeyin. Dilerseniz kevgirden geçirerek, dilerseniz blender ile haşlanan ısırganları püre kıvamı alana kadar işlemden geçirin. Ardından haşladığınız suya ekleyin ve tekrar kaynatın. Çırpıcı bir telle karıştırdığınız çorbaya mısır ununu yavaş yavaş ekleyin ve topaklanmaması için bolca karıştırın. Yoğun bir kıvam aldığında dövülmüş sarımsakları, tuzu ve naneyi ekleyin. Son olarak bir tavada erittiğiniz tereyağını da kaynayan çorbaya katın ve birkaç dakika daha kaynattıktan sonra altını kapatın. Isırgan çorbası zahmetli gözükse de oldukça basit.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Isırgan otlu bir diğer tarif ise çocuklarınıza da keyifle yedirebileceğiniz ısırgan otlu yufka böreği… Tarifi: Bir demet ısırgan otu, iki yemek kaşığı zeytinyağı, ince kıyılmış bir kuru soğan, bir çay kaşığı tuz, yarımşar çay kaşığı karabiber ve kırmızıbiber, 200 gr lor ya da dilerseniz damak tadınıza uygun farklı peynirleri bir arada kullanabilirsiniz. Üç adet yufka ve bir tatlı kaşığı tereyağı yeterli olacaktır. Fırına koymadan önce böreğin üzerine sürmek için: Bir yemek kaşığı eritilmiş tereyağı, iki yemek kaşığı zeytinyağı, dört yemek kaşığı yoğurt ve bir adet yumurta. İyice temizlenen ve suyu süzülen ısırgan otlarını ince doğrayın. Derin bir tavada zeytinyağı ile soğanları pembeleşinceye kadar kavurun ardından üzerine ısırgan otunu ekleyin. Otlar yumuşayıncaya kadar kavurun ve altını kapattıktan sonra üzerine baharatları ve peyniri ekleyin. Fırın kabına tereyağını sürün ve ortadan ikiye kestiğiniz yufkaların içine iç harç malzemelerini ekleyerek gevşek olacak şekilde rulo yapın. Fırın kabına dizdiğiniz yufkaların üzerine son olarak sos malzemelerini eşit olacak şekilde sürün ve 180 derece ısıtılmış fırında 30-35 dakika kontrollü bir şekilde üzeri kızarana kadar pişirin.

  • DOĞANIN İNSANLIĞA ARMAĞANI

    Mersingiller familyasında yer alan, ana vatanı Avustralya olan okaliptus, hızlı büyüyen ve yaprak dökmeyen, tıbbi özellikleri nedeni ile yaygın olarak kullanılan uzun bir ağaç türüdür. İri gövdesi ile diğer ağaçlara göre büyüme ve gelişme süreci farklı olan bu ağaç; bin litreye kadar suyu yapısında tutabilir. Dünya üzerinde 700’den fazla çeşidi bulunan okaliptusun ilginç özelliklerini ve insan sağlığına faydalarını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fas, Portekiz, İspanya ve Brezilya gibi sıcak iklimlere sahip ülkelerde yetişen okaliptus, Türkiye’de iklim şartları göz önüne alındığında Akdeniz ve Ege kıyılarında; Tarsus, Mersin, Adana, Muğla ve Antalya illerinin sahil kısımlarında sıklıkla görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Boyu 100 metreye kadar ulaşabilen okaliptus, gri ve pürüzsüz bir gövdeye sahiptir. Gövdesi büyük ve düzgün tabakalar halinde kuruyarak dökülür. Yaprakları ise koyu yeşil ve sarkıt biçiminde olup sarmaşık bir yapıdadır. Okaliptus bitkisinin tadı oldukça acıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sıcağı, bol güneşi ve suyu çok seven okaliptus ağaçları bu özelliklerinden dolayı bataklık olan bölgelerde bilinçli bir şekilde yetiştirilir ve bu alanların kuruması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Okaliptusun birçok faydası bulunmaktadır. Bilinen en büyük yararı solunum yolu enfeksiyonları üzerinedir. Grip, nezle, soğuk algınlığı gibi rahatsızlıkların tedavisinde etkili ve iyileştirici olduğu kanıtlanmıştır. Balgam sökücü ve solunum yolları açıcıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Özellikle sinüzite bağlı baş ağrılarını geçirmede oldukça başarılı olan okaliptus yağı, stres ve yorgunluktan kaynaklanan baş ağrıları için de etkilidir. Darbe sonrası kaslarda meydana gelen şişliği geçirir. Yapılan araştırmalar okaliptüs yağının zihni açıcı, arındırıcı ve canlandırıcı etkileri olduğunu ortaya koymuştur. İltihaplı romatizma, kireçlenme ve kas yaralanması sebebiyle yaşanan ağrıları geçirir. Bu nedenle eklem ağrıları için verilen birçok ilacın içeriğinde okaliptüs yağı bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Çayı, yağı ve gıda olarak da farklı yollarla elde edilebilen okaliptus özünün geniş yelpazede okaliptus suyu, macunu, kremi ve ağız bakım suyu gibi seçenekleri de bulunmaktadır. Sineklerden korunmak amacıyla sprey formunda kullanılan okaliptus yağı, içeriğindeki etken maddelerin tedavi edici özelliğiyle ön plana çıkar ve ilaç sektöründe hammadde olarak kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Endonezya, Papua Yeni Gine ve Filipinler’e özgü “gökkuşağı okaliptüsü”, doğadaki en renkli ağaçlardan biridir. Gökkuşağının neredeyse tüm renklerini gövdesinde barındıran bu ağacın gövdesi, periyodik olarak kabuklu şeritler halinde yeşil bir tabaka ortaya çıkarır. Bu katman, daha sonra rengini değiştirir. Dökülme ve renk değişimi, gövdenin farklı bölümlerinde farklı zamanlarda gerçekleşir. Gövde yüzeyi yaşlandıkça, en dıştaki kabuk tabakasının üstündeki saydam hücreler, “tanen” adı verilen pigmentlerle dolar. Tanenler, türüne bağlı olarak sarı, kahverengi veya kırmızı olabilir. Farklı miktarda ve çeşitte tanenlerin kombinasyonu ve altta yatan klorofilin miktarındaki bir azalma, gökkuşağı okaliptusun gövdesinde görülen çeşitli renkleri almasını sağlar.

  • ÖZEL SOFRALARIN LEZZETİ: BÖRÜLCE

    Baklagiller ailesinin en lezzetli üyelerinden börülceye menünüzde yeteri kadar yer verdiğinizi düşünüyor musunuz? Cevabınız hayır ise bambaşka tariflerde farklı tatlar bulabileceğiniz özel bir besin olduğunu söylemeliyiz. Bu arada, sayfamızın konusu olan börülce deniz kıyılarında yetişen deniz börülcesi ile karıştırılmamalı! Şimdi gelelim tarım bitkisi olarak yetişen börülcenin özelliklerine ve hangi tariflerde kullanılabileceğine…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • Bembeyaz Yumuşak Pamuk Gibi Bir İçerik

    Bembeyaz Yumuşak Pamuk Gibi Bir İçerik

    “Pamuk gibi” denince akıllara “yumuşacık” diye bir kelime gelir. Hafif mi hafif, beyaz mı beyaz dedirtir. Pamuk tarlaları ve pamuk fabrikaları ise kimimize Yaşar Kemal ya da Orhan Kemal’i kimimize romanlarında geçirdikleri Çukurova’yı anımsatır. Şimdi de bu eşsiz bitkinin güzelliğini zihninize kazımaya ne dersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BAHARATLAR HAKKINDA BİLGİLER

    Yemeklere lezzet katan baharatlar, yalnızca aroma olarak değil tarih boyunca bir şifa kaynağı olarak da kullanıldı ve günümüzde popülerliğini korumaya devam ediyor. Tarihte ilk olarak M.Ö. 5000’li yıllarda Uzak Doğu’da ortaya çıkan baharatın kullanımı, insanların yiyeceklerini ateş ile pişirmeyi keşfettiği döneme denk gelmektedir. Tarihte altın kadar değer görmüş baharatın Çin’den Batı’ya uzanan hikâyesi Hindistan, Mısır, Anadolu ve İtalya’ya uzanan rotasıyla tarihi Baharat Yolu’nun ortaya çıkmasına bile neden olmuştur. Şeflerin yanı sıra alternatif tıp ile ilgilenenlerin de gözdesi olan baharatlar hakkında ilginç bilgileri sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sıcak ve kuru yaz rüzgârlarının estiği yarı kurak iklimleri seven safranın en çok yetiştiği bölgeler Akdeniz ülkeleri ve Kuzey Amerika’dır. Soğuk kış koşullarında kar altında bile hayatta kalabilse de kurak dönemlerde muhakkak sulama istediği için yetiştirilmesi zor bir türdür. Dünyanın gelmiş geçmiş en pahalı baharatlarından biri olan safranın bir kilogram maliyeti neredeyse birkaç bin doları buluyor. Üretimi de oldukça zor olan safradan yaklaşık yarım kilo elde etmek için ortalama 20 saatlik iş gücüne ihtiyaç duyulmakta ve yine yarım kilo safran için binlerce safran çiçeğinin hasat edilmesi gerekmektedir. Uygun ölçüde katıldığında yemeklere eşsiz bir lezzet veren safranın aşırı kullanımının da vücudumuz için tehlikeli olabileceğini belirtmekte fayda var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bir diğer ismi Hint cevizi olan Muskat’ın anavatanı Endonezya’nın batısında bulunan Banda Adaları. Banda Adaları tarihte baharat yetiştiriciliğinin önemli merkezlerinden bir tanesi ve konumu gereği sadece Asyalıların değil, Arap ve Venedikli tüccarların da sıkça ticaret yapmak için uğradığı bir ada. Tropik bir ağaç cinsinin meyvesi olan muskat yemeklere verdiği farklı aromayla mutfaklarda yerini alırken, yetiştiği bölgelerde hiç alışık olmadığımız tariflerine rastlamak da mümkün. Kremalı yemeklerden kek ve kurabiyelere kadar oldukça geniş bir kullanım yelpazesi bulunun bu baharatın geçmişte reçeli bile yapılıyormuş. Kendine özgü tadı ve kokusuyla salatalara da lezzet katan muskatın çok keskin bir tadı olduğu için, az miktarda kullanılması tavsiye edilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Anavatanı Güney Asya olan zerdeçalın en çok yetiştiği ülkeler Hindistan, Bangladeş, Pakistan ve Çin. Bugün pek çok hastalığın şifası olarak görülen ve Hint safranı olarak da bilinen zerdeçalın diğer isimlerinden birkaçı safran kökü, sarıboya, zerdeçavdır. İpek kumaşlar ve ince derilerin boyanmasında da kullanılan zerdeçalın son yıllarda yapılan tıbbi çalışmalarla popülerliği giderek artmış ve baharat olarak kullanımı gittikçe yaygınlaşmaya başlamıştır. Zerdeçalın içerisindeki kurkumin adlı bileşen, cilt sağlığından bağışıklık sistemine birçok farklı alanda olumlu etkilere sahip. Genellikle yemeklerde baharat olarak kullanılan zerdeçalın ismini farklı çay tariflerinde de sıkça duymanız mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Turpgiller familyasından olan hardalın esasen tohumları baharat olarak kullanılmaktadır. Tahminen 1700’lü yıllarda Kuzey Amerika’dan geldiği ve oradan tüm dünyaya yayıldığı düşünülüyor. Tohumu Kuzey Amerika’dan gelse de yetiştirildiği ilk yer Akdeniz ülkeleri olan hardalı baharat olarak yemeklerde ilk kullananlar da Fransızlar olmuş. Acılığı ile bilinen bir baharattır ancak bu acılık bitkinin ezilmesinden sonra ortaya çıkar. Bitkinin hücreleri ezildiğinde yapısında bulunan iki madde birleşir; bu maddeler dilde acımsı bir tada neden olan bir diğer üçüncü maddenin ortaya çıkmasına sebep olur ve böylelikle hardal acımsı, sert ve keskin bir aroma haline gelir. On taneden fazla çeşidi olan hardalın en çok kullanılan çeşitleri ise beyaz, siyah ve kırmızı hardal olmak üzere üç tanedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Güneşi çok seven, kurak topraklarda bile kolayca hayat bulan kekik, çoğu Akdeniz ülkesinde yetişmektedir. Fransa, İtalya ve İspanya dâhil olmak üzere yaklaşık 70 türü bulunan kekiğin ülkemizde de 38 türü bulunmakta. Tıpkı adaçayı, biberiye, fesleğen, lavanta ve nane gibi Ballıbabagiller familyasına mensup olan kekiğe güzel kokusu veren maddeler ise timol ve karkavoldur. Hemen hemen her yemeğin olmazsa olmazı kekik, yalnızca taneleri ile değil suyuyla da şifa kaynağı. Kekiğin bileşenlerinden biri olan timol maddesi antiseptik, antibakteriyel, antioksidan özellikler taşır bu da vücutta enfeksiyonların, bakterilerin ve mantarların giderilmesini sağlar. Banyo suyuna 1-2 bardak kadar ilave edilen kekik suyunun ağrı ve spazmlara iyi geldiği belirtiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Safrandan sonra dünyanın en pahalı baharatının vanilya olduğunu biliyor muydunuz? Anavatanı Güney Amerika olan vanilya, tarihte 19. yüzyıla kadar sadece Meksika ve çevresinde yetişen bir orkide türü olarak karşımıza çıkıyor. İspanyol denizcilerinin harika kokan bu çiçek türünü Avrupa’ya getirmesiyle artık bir gıda ürünü olarak kullanılmaya başlanıyor. İlk önce çikolata yapımında yardımcı madde olarak mutfaklarda yer bulmaya başlayan vanilya, daha sonrasında Fransızların dondurmada  ana madde olarak vanilyayı kullanmasıyla hem ticareti hem de popülerliği giderek artıyor. Kokusunun kaygı giderici ve stres atıcı özelliği vardır. Antioksidan bakımından zengin, solunum yollarını rahatlatıcı ve ruh halini sakinleştirici yapısıyla aromaterapistlerin gözdesi olan vanilyanın içeriğinde kalsiyum, demir, sodyum gibi mineraller bulunuyor.

  • 6 MADDEYLE ALOE VERA BİTKİSİ

    Doğal bir nemlendirici olması özelliği ile kozmetik ürünlerinin vazgeçilmezi olan aloe vera, “ölümsüzlük bitkisi” ya da “ilaç bitkisi” olarak da bilinir. Eski Mısır’da birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılan bitkinin, Kleopatra’nın da güzellik sırlarından biri olduğu ve sonsuz gençlik için aloe vera masajını tercih ettiği rivayet edilir. Afrikalı avcıların terlemeyi ve vücut kokusunu gidermek için kullandığı aloe vera hakkında pek çok bilgiyi sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Aloe veranın kabukları ve jelinin ayrı ayrı faydalarının olduğu bilinir. Kabuk kısmında bulunan antrakinonlar medikal alanda kullanılırken, yaprağının iç kısmında bulunan renksiz jel ise deri ve saç sorunları gibi birçok rahatsızlığın tedavisinde kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İçinde pek çok amino asit, mineral ve vitamin bulunduran aloe vera jeli, cilde uygulandığında pH dengesini düzenler; çatlak oluşumunu önler. Jeli çıkarmak için, öncelikle uzun yapraklardan birini ortadan kesin, sonrasında kenarlarındaki tırtıklı kısımları temizleyin ve bıçak yardımıyla kabuğundan sıyırın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Şifalı bitki aloe vera yalnızca cildi nemlendirmekle kalmıyor, aynı zamanda güneş yanığı ve cilt kızarıklığına da iyi gelir. Tabi ki alerjik reaksiyonları engellemek için dikkatli kullanılması gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    %96’sı sudan oluşan aloe vera, yapısında aspirinin ana maddesi olan salisilik asit yer aldığı için özellikle sindirim ve bağışıklık sistemi üzerinde mucize etkiler gösterir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aloe vera sağlıkla ilgili konuların yanı sıra geçmiş zamanlarda gıdaların ömrünü uzatmak için de kullanılırdı. Buzdolabının olmadığı zamanlarda insanlar yiyeceklerini depolamadan önce aloe vera jeli içine yerleştirirdi. Böylelikle yiyeceklerin tazeliği korunur ve ömrü uzardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Aloe vera evde de kolaylıkla yetiştirilebilen bir bitki; iç mekânda fazla güneş almayan ve sıcaklığın 18 derecenin altına düşmediği ortamlarda rahatlıkla yaşayabilir. Zeolit ve perlitli toprakları seven aloe verayı 5-6 günde bir sulamak yeterli olur.

  • YAZ BAHÇELERİ İÇİN 6 ÇİÇEK ÖNERİSİ

    Balkona, cam kenarına, evin herhangi bir yerine konumlanan küçücük bir çiçek bile bütün atmosferi değiştirmeye yetecek güçte olabilir. Varlıklarıyla günümüzü renklendiren ve adeta bize yazı müjdeleyen çiçekleri sayfamıza konuk ediyor ve renkli görseller eşliğinde, bahçeleri süsleyen bitki türleri hakkında kısa bilgiler veriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaz boyunca açan çiçeklerden biri olan begonya özellikle rutubetli ve serin topraklar için ideal. Peyzaj uygulamalarında ağaç ve çalı gruplarının önlerinde adeta bir tablo gibi duran begonya, yarı gölge alanları sever bu nedenle yeri seçilirken dikkatli olunmalıdır. Yaz aylarında 2 günde bir sulamak gerekir, eğer begonyanız kurursa buz ve sıcak su yöntemiyle canlandırabilirsiniz. Bunun için bitkinin köklerine yeterli miktarda buz koyun ve ardından buzların üzerine sıcak su dökün. İşlemi belirli aralıklarla tekrarlarsanız begonyanız yeniden canlanacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yazın habercisi sayılan papatyalar hem mis kokularıyla hem huzur veren görüntüleriyle ideal yaz çiçeklerinden biridir, özellikle teras ve bahçelerde şık durur. 50’den fazla çeşidi olan papatya nemli ve geçirgen toprakları sever. Saksıda yetiştirmeyi tercih ediyorsanız killi toprak seçmenizde yarar olacaktır, ayrıca papatya tohumunun ekileceği saksının çok derin olmaması da önemli detaylardandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Zengin ve nemli toprakları tercih eden ortanca aynı zamanda bol su ihtiyacına sahip olan çiçeklerden biridir, sıcaklığa bağlı olarak haftada bir iki kez sulanması gerekebilir. Ortanca, ışıklı ortamları çok sever özellikle sabah ve akşam güneşi onlar için oldukça yararlıdır, geniş bahçeler ve büyük saksılar bu çiçek türü için idealdir. Ortancayı canlandırmak için solan yaprakları düzenli olarak kesmek gerekir bunun için el makası kullanabilirsiniz. Yalnızca yaprakları değil ölü olan dallarını da kesebilirsiniz, bir süre sonra ortanca yeniden canlı görünümüne kavuşacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Hoş kokulu ve dayanıklı yaz çiçeklerinden biri olan kadife çiçeği dik olarak büyüyen sarı, kırmızı ve turuncu renklerde bir bitkidir. İyi işlenmiş toprakları ve yarı gölge alanları sever. Yaz başından sonbahara kadar renkleriyle büyülemeye devam eder. Daha çok çiçek vermesi için mutlaka solan çiçeklerin temizlenmesi gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kuraklığa dayanıklı bitki türlerinden biri ağaç minesidir. Özellikle kavurucu yaz sıcakları için ideal çiçeklerdendir. Yuvarlak demetler halinde açar ve çiçekleri önce sarı veya pembe, ardından kırmızı ya da turuncuya döner. Toprağının orta ve az nemli olması yeterlidir çok nazlı bir çiçek olmadığından her koşulda rahatlıkla yaşayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ilık yaz akşamlarının en güzel renklerinden biri olan akşamsefası, kuruluğa ve olumsuz hava koşullarına karşın dayanıklı yapısıyla bilinir ve bu nedenle uzun ömürlü yaz çiçeklerinden biridir. Çiçekleri ekerken aralarında en az 60-70 cm civarı boşluk bırakmak gerekir bu sayede çiçekler kendine ait bir gölgeye sahip olur ve topraktaki besinlerden daha iyi faydalanır. Bu arada akşamsefasının ışık yokken çiçek açtığını biliyor muydunuz? Hava kararmaya başladığında çiçeklerini açar ve gece boyunca açık kalır, bu özelliğinden dolayı adı “akşamsefası”dır.

  • ORKİDELER: BU ÇİÇEKLER DÜNYAMIZA HEDİYE

    İncecik uzayan gövdesi, dalları üstünde baş aşağı açan çiçekleriyle zarif bir görüntü sergileyen orkideleri sevmeyenimiz yok… Bununla birlikte evimize, ofisimize çiçek almaya gittiğimizde genellikle orkideyi tercih etmeyiz, çünkü orkidelere hediye alınması ve hediye edilmesi gereken çiçek gözüyle bakılır. Hakkında daha çok bilgi sahibi olmak belki bu algıyı değiştirebilir…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Çok merak edilen bir bilgiyle başlayalım. Bu zarif çiçeklerin dâhil olduğu Orchidaceae familyası, özellikle kış aylarında severek içtiğimiz salebin de elde edildiği ailedir. Salep, bu bitkilerin bazı türlerinin toprak altı yumrularından elde edilen tozdan üretilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Orkidenin pul biçimindeki yaprakları farklı biçimlere sahiptir, çiçekleri ise tek salkım veya başak şeklinde olabilir. Orkidelerin yeryüzünde binlerce türü olduğu bilinmektedir ama bunun nedeni hâlâ anlaşılamamıştır, ülkemizde 60’dan fazla orkide türü bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Phalaenopsis dünyada en çok yetiştirilen orkide türlerinden biridir. Bunun nedeni uzun süre çiçeklerini koruyabilmesi, az su istemesi ve ertesi sene tekrar çiçek açabilmesidir. Beyaz ve pembe renkleri olan bu orkideler diğer pek çok orkide gibi direkt güneşi değil aydınlığı severler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yaprakları son derece naif ve kırılgan olan orkideler, aslında oldukça dayanıklı bir yapıya sahiplerdir. 100 yıla kadar yaşayabilen türleri mevcuttur. Orkideler, belli dönemlerde çiçek veren ve doğru bakıldığı takdirde yılda iki, üç kez çiçek açan bitkilerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Orkideler, insanların birbirine hediye gönderdiği ilk üç çiçek arasında gösteriliyor. Zarafet, asalet, masumiyet, mükemmellik ve saflık gibi anlamlar yüklenen orkidelerin pahalı olma nedeni olarak da birkaç haftada solup gitmeyen, dayanıklı bir çiçek olması gösteriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Orkide alıp saksıya ekmek, büyütmek ve çiçek verdiğini görmek bambaşka bir mutluluk halidir. Hediye gelen orkidenin bakımı ise belli oranda büyümüş olacağı için nispeten daha kolaydır. İlk etapta çiçeklerinin hemen dökülmemesi için ortam sıcaklığının 15 ile 25 derece olmasına özen gösterilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Orkideler için en uygun saksılar güneş ışığını rahatça alabileceği şeffaf saksılardır, hediye gelen orkidelerin şeffaf saksıya alınması tavsiye edilir. Sulama miktarı ise orkide bakımında en önemli detaydır. Her daim nemli olmayı sevmeyen orkide kökleri için 2-3 günde bir sulama yeterli olacaktır.

  • KOLONYAYA RENGİNİ VE KOKUSUNU VEREN BİTKİLER

    KOLONYAYA RENGİNİ VE KOKUSUNU VEREN BİTKİLER

    Kültür ve Yaşam’da daha önce “9 Madde İle Kolonya ve İlginç Tarihi” isminde bir içerik hazırlamıştık. O yazıda, şişesinin kapağını ne zaman açsak bize kendimizi iyi hissettiren bu hafif kokunun ortaya çıkışını ve nasıl yaygınlaştığını anlattık sizlere… Şimdiyse içeriğinde su, etil alkol ve esans bulunan kolonyaya rengi ile kokusunu veren 8 muhteşem bitkiyi sıralıyoruz. Kokularını ekran başından alamayacaksınız ama görüntülerinin içinizi açacağına eminiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    tarçın kolonyası
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]