Etiket: bitki

  • Yağı da Çıkarılan Yararlı Bitkiler

    Yağı da Çıkarılan Yararlı Bitkiler

    Tıpta, aromaterapide, kozmetikte, endüstriyel alanlarda ve hatta yemeklerimizde kullanmak üzere yağ elde ettiğimiz bitkilerden 8 tanesini aşağıda görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    rose, gül, yağ

    Bazılarımızın dalından koparmaya kıyamadığı gülden yağ üretilirken çok sayıda güle ihtiyaç duyuluyor ama gül yağının faydaları saymakla da bitmiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    siyah üzüm

    Üzüm çekirdeklerinden preslenerek elde edilen üzüm çekirdeği yağına, cildi canlandıran etkisi nedeniyle doğal bir güzellik ürünü olarak ilgi gösterilmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    zeytn

    Zeytinler toplandıktan sonra sıkılıp hamuru çıkarılıyor, hamurdan şıra elde edilip şıradan yağ ayrıştırılıyor. Yani zeytinin yağını çıkarma işi oldukça zahmetli bir iş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Cilde iyi geldiği düşünülen kayısı yağı, meyvenin kendisinden elde edilebildiği gibi soğuk pres yöntemi uygulanarak çekirdeklerinden de çıkarılabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Hindistan cevizi yağı, meyvenin beyaz kısmının kurutulması ve soğuk sıkım uygulanmasıyla elde ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    En çok Marmara ve özellikle Trakya bölgesinde yetiştirilen ayçiçeği, sadece ülkemizde değil tüm dünyada en önemli yağ bitkileri arasında sayılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sıcak bölgeleri çok seven susamın, tohumlarının yüzde 50’sini yağı oluşturuyor ve susam yağı soğuk pres yöntemiyle üretiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Kozmetik ürünler ve ilaçlarda ham madde olarak kullanılan kantaron yağı sarı kantaron çiçeğinden elde ediliyor.

  • HOŞ KOKUSU İLE BİLİNEN KARANFİL VE FAYDALARI

    Endonezya’da Baharat Adası olarak bilinen Maluku Adaları’ndan tüm dünyaya yayılan karanfil, yiyecekler ve içeceklere lezzet kattığı kadar beden sağlığımız için de oldukça faydalı bir baharat. Karanfil; antioksidanlarca zengin, kan şekerini düzenlemeye yardımcı, bakterileri öldürücü özellikleri ile ön plana çıkıyor. Kurabiye, kek, bitki çayları ve meyve suları ile sıkça tüketilen, geleneksel tıpta da şifasından dolayı sıkça kullanılan karanfilin faydalarını yedi madde ile listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Doğanın şifacı gücünden faydalanmamız için toprak ananın sunduğu nimetlerden bir tanesi de hoş kokusu ile bilinen karanfil. Türkçede birden çok anlamı bulunan karanfilin, çiçeği olduğu gibi bir de “Syzygium aromaticum” ağacından elde edilen baharatı da bulunuyor. Okuyacağınız yazı dört mevsim yeşil kalan, 10 ila 20 metre uzunluğa erişen karanfil ağacında yetişen baharatı ve faydaları hakkında…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 2 gram yani 1 çay kaşığı karanfilde günlük ihtiyacın %55’i kadar manganez bulunur. K vitamini ve lif de içeren karanfil, antioksidanlar bakımından da oldukça zengindir. Potasyum, demir, selenyum ve magnezyum gibi minerallerin yanı sıra A vitamini, beta-karoten içerir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Karanfil yüksek dozlarda “Eugenol” maddesi içerdiği için toksin olabiliyor. Bu sebeple karanfil ve karanfil yağının yüksek dozlarda kullanımı, özellikle çocuklarda karaciğer hasarına yol açabiliyor. Her şeyde olduğu gibi karanfil kullanımında da denge ve doz çok önemli…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Laboratuvar çalışmaları karanfilin koli basili ve diğer sık görülen iki zararlı bakteri çeşidini öldürdüğünü gösteriyor. Antimikrobiyal özelliğiyle ağız sağlığı üzerinde çok etkili; ağız kokularının giderilmesinde de kullanılan karanfilin içeriğindeki “Eugenol” maddesi, hafif ve orta şiddetteki diş ve diş eti ağrılarında lokal ağrı kesici özelliği ile biliniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bazı çalışmalar karanfil ve içerdiği bileşiklerin oksidatif stresi azaltarak karaciğeri koruduğunu gösteriyor. Ayrıca karanfilin içerdiği bileşikler, insülin üretimini artırarak kan şekerinin düşürülmesinde etkili olurken, kan dolaşımını düzenlemeye de fayda sağlıyor. Antioksidan özelliği sayesinde hücrelerdeki serbest radikal olarak adlandırılan hasar yapıcı moleküllerin gelişimini engelliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bazı çalışmalar karanfildeki “Eugenol”ün kemik yoğunluğu ve gücünü artırdığını gösteriyor. Ancak üçüncü maddede belirttiğimiz gibi “Eugenol”ün fazlası zarar… Karanfilin bol miktarda içerdiği manganezin de kemik yoğunluğu ve gelişimine etkisi olduğu biliniyor. Ayrıca karanfil yağının midede mukus üretimini artırdığı sonucuna ulaşan araştırmalar bulunuyor. Mide mukusunun görevi ise bariyer oluşturarak mide duvarının asitlerden etkilenmemesini sağlamak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Karanfili çeşitli şekillerde tüketmek mümkün. Tatlı, komposto, bitki çayları, ev yapımı meyve suları ve reçellerle tüketmeye alışık olduğumuz karanfili dilerseniz bedeninizin güzel kokması, saçlarınızın beslenmesi için de kullanabilirsiniz.

  • Parfüm Üretilen Çiçekler Çiçek Kokulu Parfümler

    Parfüm Üretilen Çiçekler Çiçek Kokulu Parfümler

    Bitkilerden elde edilen esans belli oranlarda kimyasal maddelerle birleştiriliyor ve ortaya parfüm olarak kullandığımız araçlar çıkıyor. Duymuşsunuzdur; parfüm notalarla değerlendirilir. Burnumuzun ilk algıladığı koku “ilk nota” (açılış ya da üst nota da deniyor), yarım ya da bir saat sonra ortaya çıkan koku “orta nota” ve birkaç saat sonra ortaya çıkarak parfümün asıl karakterini ortaya koyan notaya da “alt” ya da “dip nota” deniyor. Parfüm konusu apayrı bir konu… Biz parfüm yapılan çiçekleri hatırlatalım istedik size… Zaten yeryüzündeki şu mis kokulu çiçekler olmasaydı birbirinden güzel kokan parfümler nereden ilham alacaktı ki?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
  • BU BİTKİLERİN AİT OLDUĞU AİLELER ŞAŞIRTIYOR

    Bitkilerde taksonomi yani sınıflandırma şu sıralamaya göre yapılıyor: âlem, şube, alt şube, sınıf, takım, aile, cins ve tür. Ortak özellikleri çok olan yakın cinslerin oluşturduğu topluluğa aile veya familya deniyor. Fakat bazı bitkilerin ait olduğu familyayı duyunca “o aileyle ortak özellikleri ne olabilir ki” demeden edemiyorsunuz. Tabii ki bilimsel anlamda ortak özellikleri yoğun olduğu için o aileye mensuplar ama biz yine de aşağıda kulağa tuhaf gelen bazı bitki-familya eşleşmelerini sıraladık. Şu bilgiyi de söylemeden geçmemek gerekir, bir bitkinin ait olduğu aile sık sık değişebiliyor ve bu da bitkinin zamanla yeni özelliklerinin keşfedilmesi, yeni bitki gruplarının bulunması nedeniyle oluyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
  • MİLYONLARCA YILIN TANIKLARI: FOSİLLER

    Bir dinozor fosilinin önünde durduğunuzda ondan neler öğrenebileceğinizi hiç düşündünüz mü? Dahası, fosillerin karadan çok sulak alanlarda oluştuğunu ve bu yüzden çoğunun eski göl, nehir ya da deniz yataklarında bulunduğunu biliyor muydunuz? Milyonlarca yıl öncesinden bize yaşamın sırlarını taşıyan fosillerle ilgili en ilgi çekici detayları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Fosil” kelimesi, Latincede “kazılmış” anlamına gelen “fossus” sözcüğünden türemiştir. Bu ad, fosillerin kaya, toprak ya da kehribar içinde korunmuş geçmiş yaşam kalıntıları olduğunu ifade eder. Çoğu zaman bu kalıntılar, bir organizmanın kemik veya kabuk gibi sert kısımlarından oluşur. Ancak nadir durumlarda yumuşak dokuların da fosilleştiği görülmüştür. Korunma biçimleri çeşitlilik gösterdiği için bilim insanları farklı fosil türleri tanımlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çoğu fosil, bir bitki veya hayvanın yaşamını yitirdikten sonra hızla çamur, kum veya volkanik kül gibi tortularla kaplanıp gömülmesiyle oluşur. Yumuşak dokular genellikle ayrışır, sert kemikler veya kabuklar ise korunur; nadir durumlarda yumuşak dokular da taşlaşabilir. Zamanla üzerine biriken tortular kayaya dönüşür ve erozyonla açığa çıktığında milyonlarca yıl öncesinin canlıları taşların içinden bize görünür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fosiller, oluşum ve korunma biçimlerine göre çeşitlenir: Taşlaşmış fosiller minerallerin sert dokuları doldurmasıyla, baskı fosilleri kalıntı boşluklarını doldurmasıyla, kehribar fosilleri reçineye hapsolan canlılarla, iz fosilleri ayak izi veya dışkılarla, yumuşak doku fosilleri ise özel koşullarda deri ve organların korunmasıyla oluşur. Örneğin, 40.000 yıllık bebek mamut “Lyuba” buzda mükemmel korunmuş bir yumuşak doku fosilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Peki, bir dinozor nasıl fosil olur? Dinozor öldüğünde etli kısımları çürür ama sert kemikleri gölün dibinde kalır. Üzerine tortu birikir ve bu tortular kemikleri korur. Zamanla yer altı suyundaki mineraller kemiklerin boşluklarını doldurur ve kemikler taşa dönüşür; buna permineralizasyon denir. Üstteki tortular sıkışıp kaya hâline gelir ve kemikler, erozyonla ortaya çıkana veya paleontologlar tarafından bulunana kadar kaya içinde saklanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Paleontologlar, geçmişte yaşamış hayvan, bitki, mantar, bakteri ve tek hücreli canlıların fosil ve kalıntılarını inceleyen bilim insanlarıdır. Fosillerin yaşını belirleyerek, geçmiş ekosistemler ve yaşamın dönüşümü hakkında bilgi edinirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fosil bulmak; sıkı çalışma, şans ve doğru yerleri bilmenin birleşimidir! Çoğu fosil kısmen açığa çıkar ve laboratuvara götürülmeden önce tek tek veya blok hâlinde özenle çıkarılır. Arka plan araştırmaları, bilim insanlarının hangi tortul kayaçları kazacağını belirlemesine yardımcı olur; ancak birçok fosil, doğa yürüyüşçüleri, inşaat işçileri, madenciler veya çiftçiler tarafından tesadüfen de keşfedilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çoğu fosil sahada yalnızca kısmen açığa çıkar. Tek tek veya blok hâlinde çıkarılır ve laboratuvara taşınmadan önce genellikle alçı kılıflarla korunur. Saha çalışması, fosillerin bulunduğu bağlamı korumak için haritalama, fotoğraflama, kayıt altına alma ve kaya örnekleri toplama gibi adımları içerir. Böylece kalıntıların nasıl ve ne zaman gömüldüğü, hangi ekosistemlerde yaşadığı ve aynı dönemde hangi bitki ve hayvanlarla bir arada bulunduğu anlaşılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bir dinozorun ne zaman yaşadığını bilmek, onu biyolojik soyağacına yerleştirmemizi sağlar ve türlerin ne zaman ortaya çıkıp tükendiğini anlamamıza yardımcı olur. Fosillerin, mutlak tarihleme yöntemleriyle gerçek yaşları yıl olarak belirlenir; göreceli tarihleme yöntemleri ise hangi fosilin diğerinden daha eski veya genç olduğunu gösterir. Genellikle birkaç yöntem bir arada kullanılır ve sonuçlar titizlikle doğrulanır.

  • TOHUMDAN GELEN ŞİFA

    Akdeniz’den Hindistan’a her çeşit toprakta yetişebilen keten bitkisinin lifleri ve tohumları, ilaç sektöründen otomotiv sektörüne kadar çok geniş bir alanda kullanılıyor. Sağlığımıza olan faydaları ile giderek popüler bir besin hâline gelen keten tohumu hakkında detaylı bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sarı ve kahverengi tonlardaki keten tohumu, ipeksi dokuda mavi ve sarı çiçekleri olan keten bitkisinden elde edilir; öğütülerek veya yağı çıkarılarak tüketilir. Keten lifleri ise keten kumaşı ve ip yapmak için kullanılır. Keten bitkisinden üretilen ürünlere MÖ 3000’li yıllarda Mısır’da rastlanıldığı için ilk kez bu topraklarda yetiştirildiği düşünülmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Keten tohumu, kalp sağlığı için oldukça önemli olan Omega-3 yağ asidi ve %95 oranında lif içerir. Yüksek antioksidan özelliği ile kanser gibi hastalıkları engellemede işlevi bulunan lignan bakımından zengin keten tohumu, lifli yapısı sayesinde ani kan şekeri düşmesine de engel olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Keten tohumunun tüketim miktarı kişinin yaşına, cinsiyetine, sağlık durumuna göre değişebilir. İçeriğinde C ve B6 vitamini ile demir ve magnezyum gibi değerli mineralleri barındırır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sindirime yardımcı olan keten tohumu ayrıca kolesterolü düşürür, insülin direncini artırır; tokluk hissi vererek kilo sorunlarının giderilmesinde etkili olur. Ev yoğurdu ile keten tohumu beraber tüketildiğinde bağışıklık sistemini güçlendirir ve bağırsak sorunlarının giderilmesine etki eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Keten çekirdeklerini öğütmenin birçok farklı yolu vardır. Tohumlar havan ile dövülerek parçalanabilir. Daha hızlı ve kolay bir metot ise kahve öğütücü veya baharat değirmeni kullanmak olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Keten tohumu filizlendirilerek tüketildiğinde besin değeri en üst seviyeye çıkar. Bunun için keten tohumunu bir gece önceden buzdolabında içme suyunda bekletmek yeterli olacaktır. Şişen ve yumuşayan tohumları dilerseniz salata, süt, yoğurt ve kefirle veya damak tadınıza uygun diğer lezzetlerle beraber tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çorbalarda, salatalarda ya da çay-kahve molasında tüketebileceğiniz sağlıklı ve lezzetli granola tarifi için gerekli olan malzemeler: Bir su bardağı öğütülmemiş keten tohumu, bir çay bardağı yulaf, yarım çay bardağı temiz su ve kabak ya da çekirdek içi, bir tutam toz tarçın, bir yemek kaşığı zeytinyağı veya Hindistan cevizi yağı, bir avuç parçalanmış ceviz-badem gibi kuruyemiş ve dilediğiniz kuru meyveler. Bu tarif tamamen kişinin damak tadına göre zenginleştirilebilir. Keten tohumu katılan yarım çay bardağı suyu buzdolabında bir gece bekletin. Bu sayede keten tohumunun içesindeki öz maddeler ortaya çıkacak, bağırsak temizleyici etkisi artacaktır. Ertesi gün tüm malzemeler karıştırıldıktan sonra fırın kâğıdı serili tepsiye karışımı düz bir plaka olacak şekilde yayın ve 135 derecede yaklaşık 50 dakika pişirin. Kıtır haline gelen granolanız hazır. Sonrasında dilimleyerek bir saklama kabında muhafaza edebilirsiniz.

  • MİNİK TOHUMLARDAN DEVASA CÜSSELERE DÜNYANIN EN BÜYÜK BİTKİ TÜRLERİ

    Doğa, sınırları zorlayan ve hayranlık uyandıran canlılarla doludur. Gözle görülemeyecek kadar küçük organizmalardan göğe yükselen görkemli ağaçlara kadar uzanan bu çeşitlilik, bitkiler dünyasında da en çarpıcı örneklerini sergiler. Peki, okyanusları kaplayan su bitkilerinden metrelerce uzunluğa ulaşan çiçeklere kadar dünyanın en büyük bitkileri hangileridir? Gelin, dünyanın en etkileyici yeşil devlerini birlikte keşfedelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Victoria amazonica ” title_font_size=”13″]

    Victoria amazonica, dünyanın en büyük nilüfer türlerinden biridir ve Güney Amerika’nın Amazon Nehri Havzası’na özgüdür. Görkemli, dairesel yaprakları 3 metreye kadar genişleyebilir ve bir çocuğun ağırlığını dahi taşıyabilir. Bu etkileyici bitkinin çiçekleri yalnızca iki gece açar: İlk gece beyaz renkte ve hoş kokuluyken, ikinci gece mor-kırmızıya dönüşür. Victoria amazonica, estetik güzelliği ve olağanüstü yaprak yapısıyla botanik meraklılarının ilgisini çekerken, su ekosistemlerinde gölge ve yaşam alanı sağlayarak da önemli bir rol üstlenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Titan arum” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en büyük çiçeklerinden biri olan Titan arum, Endonezya’nın Sumatra Adaları’nda ve bazı özel botanik bahçelerinde yetişir. “Ceset çiçeği” olarak bilinir; çünkü açtığında, çürümüş eti andıran yoğun kokusuyla böcekleri kendine çeker. Tüm enerjisini tek ve devasa bir yaprak ya da çiçek oluşturmaya harcar. Küçük bir ağacı andıran yaprağı ise 6 metreye kadar yükselebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rafflesia arnoldii ” title_font_size=”13″]

    Rafflesia arnoldii, dünyanın en büyük tekil çiçeğine sahip parazitik bir bitkidir. Güneydoğu Asya’nın yağmur ormanlarında, özellikle Endonezya ve Malezya’da yetişir. Yaklaşık 1 metre çapına ve 10 kilogram ağırlığa ulaşabilen bu dev çiçek, kötü kokusu nedeniyle Titan arum gibi “ceset çiçeği” olarak anılır. Kökü, sapı ve yaprakları olmayan Rafflesia arnoldii, tamamen konakçı bitkisine bağımlı yaşar ve besinini ondan alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Musa ingens ” title_font_size=”13″]

    Musa ingens, dünyanın en büyük muz türü olarak bilinen dev bir bitkidir ve Papua Yeni Gine’nin dağlık yağmur ormanlarında yetişir. Boyu 15 metreye, yaprakları ise 5 metreye kadar ulaşabilir. Devasa salkımlarda yetişen meyveleri yenebilir ancak diğer muz türlerine göre daha lifli bir yapıya sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Talipot Palmiyesi” title_font_size=”13″]

    Talipot palmiyesi, dünyanın en büyük çiçek salkımına sahip heybetli bir palmiye türüdür. 25 metreye kadar uzayabilen bu ağaç, ömrü boyunca yalnızca bir kez çiçek açar ve tohumlarını yaydıktan sonra yaşamını tamamlar. Çiçeklenme süreci, 30 ila 80 yıl süren uzun bir büyüme döneminin sonunda gerçekleşir. Güney Hindistan ve Sri Lanka gibi tropikal bölgelerde yetişen Talipot palmiyesi, geniş yapraklarıyla dikkat çeker; bu yapraklar aynı zamanda barınak yapımında da kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Puya Raimondii ” title_font_size=”13″]

    Puya raimondii, dünyanın en büyük çiçek salkımına sahip bromeliad (ananasgiller) türüdür. Peru ve Bolivya’nın yüksek And Dağları’nda, 3.000 ila 4.800 metre yüksekliklerde yetişir ve bu nedenle ‘And Dağları Kraliçesi’ olarak anılır. Yaklaşık 100 yıl boyunca büyüyen bu bitki, dev çiçek salkımını oluşturduktan sonra çiçek açar ve ömrünü tamamlar. Uzunluğu 10 metreye kadar ulaşabilen Puya raimondii, yüzlerce hatta binlerce çiçeğiyle ekosistemde polen taşıyıcıları için önemli bir besin kaynağı sağlar.

  • Balkon Bahçeciliği ve Bir Saksıda Yetiştirebileceğiniz 10 Bitki

    Balkon Bahçeciliği ve Bir Saksıda Yetiştirebileceğiniz 10 Bitki

    Bilinçli beslenme ve permakültür gibi kavramlar her geçen gün daha da yükselen trendler haline gelirken birçok kişi sebze, meyve ve taze baharatları kendi balkonlarında yetiştirmeyi tercih ediyor. Yiyeceklerinizin böcek ilacı gibi maddelerle temas etmediğinden emin olmanın en etkili yollarından biri onları kendi ellerinizle yetiştirmenizdir. Üstelik yiyeceklerinizi kendiniz yetiştirdiğinizde en taze besinleri tüketiyor olduğunuzdan da emin olabilirsiniz. Yemeklerinize sağlık ve lezzet katacak taze baharatları küçük saksılarda, sebze ve meyveleri ise daha büyük saksılarda yetiştirebilirsiniz. Balkonda en kolay ve en verimli şekilde büyütebileceğiniz, sevdiklerinize güvenle sunabileceğiniz bitkileri sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]
  • HAVA KALİTESİNİ ARTIRAN BAKIMI KOLAY BİTKİ TÜRLERİ

    Yaz aylarında giderek artan sıcak havalara karşı çevre dostu ve sürdürülebilir yöntemler uygulayabileceğinizi biliyor muydunuz? Yaşam alanlarında oluşturabileceğimiz yeşil alanlar sadece estetik bir güzellik sunmakla kalmıyor bu bitkiler sayesinde oksijen oranını artıyor, zararlı toksinler filtreleniyor ve hava kalitesi yükseliyor. Doğanın dinginleştirici gücünü evlere taşıyarak sıcak yaz günlerinde daha ferah bir ortam oluşturmaya yardımcı olan bitkilerle uğraşmak, günlük hayatın stresinden uzaklaşmak ve doğayla iç içe olmanın huzurunu yaşamak için de güzel bir fırsat. İşte o bitkiler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Areka, yeşil yaprakları arasındaki stomalar sayesinde bol miktarda oksijen üretir. Stoma, açılıp kapanma özellikleri ile bitkideki terlemeyi ve gaz değişimini kontrol eden canlı yapılardır. Bu bitkinin yaprak yüzeyi ne kadar geniş olursa o kadar fazla oksijen üretme gücüne sahip olur. Areka, güzel görüntüsünün yanı sıra bulunduğu mekânda nem seviyesini düzenler ve bu sayede özellikle kuru hava koşullarında nemli bir ortam oluşturmaya yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Havadaki toksinleri temizlemede etkili olan Çin herdemyeşili, NASA’nın uzay çalışmalarında da önem verdiği bitkilerin başında gelir. Yüksek terleme gücü sayesinde bol miktarda oksijen üreten Çin herdemyeşili havadaki formaldehit, benzen ve diğer zararlı kimyasalları filtreleyerek daha sağlıklı bir yaşam ortamı sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Oldukça dayanıklı bir bitki olan kauçuk, ortamdaki nemin dengelenmesine yardımcı olur. Genellikle sıcak ve nemli bölgelerde yetişen kauçuk, yapraklarının altındaki gözenekleri sayesinde yüksek oranda oksijen üretimi sağlar. Bitkinin yaprağı ne kadar büyükse ortama kattığı nem de o derece fazladır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sarmaşık türleri evinizin duvarlarını kaplayarak dekoratif bir görüntü oluşturduğu gibi yapraklarından su buharı salarak iç mekân havasını nemlendirir. Bu, özellikle kuru iklimlerde veya klimalı ortamlarda havanın daha nemli olmasını sağlar ve ortamdaki toksik havayı temizler. Sarmaşık türlerinin bakımı da kolay ve zahmetsizdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Uzun sapları ile zarif bir görüntüye sahip palmiye bitkileri havadaki karbondioksiti emip oksijen salan küçük gözeneklere sahiptir. Ortamın havasını ferahlatan palmiyelerin yaprakları büyüdükçe, tıpkı kauçukta olduğu gibi, oksijen oranı da artar. Bir arada bulunan palmiye türleri mekânı görsel şölene dönüştürdüğü gibi içeride temiz ve nemli bir hava oluşturur. Çoğu palmiye bitkisi parlak dolaylı ışığı sever ancak düşük ışık koşullarına da uyum sağlayabilir. Doğrudan güneş ışığından kaçınarak yaprakların yanması önlenebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İç mekânlarda rahatlıkla yetiştirilebilen bol yapraklı bir tür olan Benjamin, sıcak ortamda transpirasyon yaparak mekânın nemli kalmasına yardımcı olur. Transpirasyon, terleme olarak da bilinir, havanın emme kuvveti sayesinde bitkinin hava ile temas eden yapraklarından su buharı vermesini sağlar. “Ağlayan incir” olarak da bilinen Benjamin’in yeterince büyüyen yaprakları, altında kalan diğer bitkiler için âdeta orman üst bitki tabakası görevi görür. Bakımı oldukça kolaydır.

  • BİTKİ YETİŞTİRİCİLİĞİ İÇİN TOPRAĞINIZI TANIYIN

    Bahçenizde ya da saksıda bitki yetiştirmeyi planlıyorsanız, bu yazı tam size göre! Güneş, su ve bakım ne kadar önemliyse, toprak da bitki türüne göre en az onlar kadar belirleyicidir. Çünkü bitkiler, kökleri aracılığıyla ihtiyaç duydukları tüm besinleri toprağın derinliklerinden alır. Bu nedenle, bitkilerin sağlıklı gelişebilmesi ve verdiğiniz emeğin karşılığını alabilmeniz için toprak yapısını tanımak büyük önem taşır. Peki, killi toprak mı, tınlı toprak mı yoksa humuslu toprak mı daha uygun? Hangi bitkiyi ekeceğinizi belirlediyseniz, sırada o bitki için en doğru toprağı seçmek var. Bitki türlerine göre en uygun toprakları, sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Torf Toprak” title_font_size=”13″]

    Genellikle sarı, kahverengi ya da siyah renkte olan torf toprak, tamamen organik maddelerden oluşur. Yüksek su tutma kapasitesi sayesinde, bitkilerin ihtiyaç duyduğu nemi sağlar ve kök çürümelerini önler. Bu nedenle düzenli sulama aşırıya kaçmadan yapılmalıdır. Ortanca, açelya, kamelya gibi süs bitkileri; marul, ıspanak ve maydanoz gibi nem seven sebzeler ile yaban mersini, böğürtlen ve ahududu gibi meyveler, ayrıca yeni ekilmiş fideler ve tohumlar için idealdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kumlu Toprak” title_font_size=”13″]

    Hafif ve gevşek yapısıyla kolay işlenebilen kumlu toprak, yağışlı dönemlerde ya da kış mevsiminde sulama gerektirmez. İlkbaharda hızla ısındığı için erken ekim yapmak isteyenler açısından oldukça elverişlidir. Ancak suyu ve besin maddelerini çabuk kaybettiği için düzenli besin takviyesi gerekebilir. Bu toprak türü, özellikle derin köklü ve kuraklığa dayanıklı bitkiler için uygundur. Havuç, turp, yer fıstığı gibi kök sebzeler; kavun, karpuz, şeftali gibi meyveler; mısır ve darı gibi tahıllar ile lavanta ve ada çayı gibi aromatik bitkiler kumlu toprakta verimli şekilde yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tınlı Toprak” title_font_size=”13″]

    Çiftçiler ve bahçıvanlar tarafından sıkça tercih edilen tınlı toprak; suyu iyi tutması, köklerin hava almasını sağlaması ve besin maddelerini koruması sayesinde oldukça verimli bir toprak türüdür. Bu özellikleriyle hem sebze-meyve tarımında hem de süs bitkisi yetiştiriciliğinde yaygın olarak kullanılır. Elma, armut, kiraz ve şeftali gibi meyve ağaçları; buğday, arpa ve mısır gibi tahıllar ile gül, lavanta ve petunya gibi çiçekler tınlı toprakta sağlıklı şekilde yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kireçli Toprak” title_font_size=”13″]

    Besin tutma kapasitesi açısından dengesiz bir yapıya sahip olan kireçli toprak; içerisinde bol miktarda kil, kireç, taş, humus ve kum barındırır. Bu özellikleri nedeniyle işlenmesi en zor toprak türlerinden biridir. Verimli hâle gelmesi için genellikle ek gübreleme gerekebilir. Havuç, lahana, soğan, kuşkonmaz ve pancar gibi sebzeler; badem ve kayısı gibi meyve ağaçları, ada çayı ve menekşe gibi süs bitkileri ile yulaf gibi tahıllar, kireçli toprakta yetiştirilmeye uygundur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Humuslu Toprak” title_font_size=”13″]

    Bitkileriniz için humuslu toprak kullanıyorsanız, emeklerinizin karşılığını alacağınız kesin! Neredeyse tüm bitki türleri için uygun olan bu toprak, çürümüş bitki ve hayvan artıklarının uzun sürede ayrışmasıyla oluşur. Koyu kahverengi ya da siyaha yakın renkte olan humuslu toprak, yumuşak dokusuyla besin maddeleri bakımından oldukça zengindir. Sebzelerden meyve ağaçlarına, süs bitkilerinden tahıllara kadar pek çok farklı bitki türünün sağlıklı şekilde yetişmesine olanak tanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Killi Toprak” title_font_size=”13″]

    İlkbaharda ısınması uzun süren ve su tutma kapasitesi yüksek olan killi toprak, yoğun yapısı nedeniyle düzenli olarak işlenmeli ve havalandırılmalıdır. Fazla suyu kolayca tahliye edemediği için kök çürümesi gibi sorunlara yol açabilir. Bu özellikleri nedeniyle dikkatli kullanılmayı gerektiren bir toprak türüdür. Lahana, ıspanak ve pazı gibi yapraklı sebzeler; ayva ve erik gibi meyve ağaçları ile ayçiçeği gibi tarla bitkileri killi toprakta sağlıklı şekilde gelişebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çakıl Toprak” title_font_size=”13″]

    Yüksek oranda çakıl, taş ve kum içeren çakıl toprak; düşük su tutma kapasitesi sayesinde kök çürümesine yatkın, suya hassas bitkiler için uygun bir yetişme ortamı sunar. Bu toprak türü özellikle sukulentler, kaktüsler, lavanta ve kekik gibi suyu fazla sevmeyen bitkiler için idealdir. Ayrıca kaya bahçeleri ve dekoratif peyzaj uygulamalarında da yaygın olarak tercih edilir.