Etiket: yemek

  • MANTARLA ZENGİNLEŞEN YEMEKLER

    Mantar dendiği vakit yeryüzünde çoğu tanımlanamamış 1,5 milyon türü olan, devasa biyolojik bir âlem akıllara gelir… Tabii bizim konumuz çok farklı… Bu sayfada gönül rahatlığıyla yenilebilen, birbirinden farklı türleriyle yemeklerde kullanılabilen mantarlar yer alıyor. En çok kullanılanların başında da şapkalı mantar olarak bilinen kültür mantarı gelmekte… Asıl konumuza geçmeden önce kültür mantarıyla ilgili birkaç ipucu paylaşalım. Aklınızda olsun, bu mantarlar nemli ortamda çabucak bozulmaya yüz tuttukları için buzdolabında ambalaj içinde uzun süre bekletilmemeli, yıkanarak saklanmamalı. Kâğıda sararak buzdolabına koyarsanız kuru kalacak kısa sürede bozulmayacaktır. Ama bunun da uygulama süresi kısa olmalı, çünkü sağlık açısından en ideali mantarları pişirerek saklamaktır. Aşağıda mantarla yapabileceğiniz yemek çeşitlerini görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • TASTE ATLAS’IN GÖZÜNDEN EN İYİ VEGAN LEZZETLER

    Taste Atlas, dünya mutfaklarını keşfetmek isteyenler için oluşturulmuş bir gastronomi rehberidir. 2018 yılında kurulan bu platform, dünya genelindeki geleneksel yemekler, içecekler, malzemeler ve yerel restoranlar hakkında zengin içerikler sunar. Kullanıcı yorumları ve uzman değerlendirmeleriyle şekillenen Taste Atlas, dünyanın dört bir yanından eşsiz tatları tanıtırken, bu geniş mutfak yelpazesinde vegan yemeklere de özel bir yer ayırır. Taste Atlas’ın farklı farklı ülkelerden seçtiği en lezzetli vegan yemekleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Guacamole Sos, Meksika” title_font_size=”13″]

    Meksika mutfağına ait guacamole sosun geleneksel tarifinde olgun avokado, lime suyu, tuz ve isteğe bağlı olarak doğranmış soğan, biber, domates ile kişniş gibi malzemeler kullanılır. Serrano, cayenne (Arnavut) veya jalapeño biberleriyle lezzetlendirilen guacamole; tortilla cipslerinin yanı sıra havuç, salatalık ve kereviz gibi sebzelerle dip sos olarak servis edilir. Ayrıca salatalarda, pizza veya makarna üzerinde; burrito, burger, taco ve omletlerde çeşni olarak da kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeytoon Parvardeh, İran ” title_font_size=”13″]

    İran’ın Gilan eyaletine özgü zeytoon parvardeh; yeşil zeytin, nar pekmezi, ceviz, sarımsak, nar suyu, nar taneleri, yerel olarak chochagh adıyla bilinen deniz çobanpüskülü otu, melek otu tohumları ve tuz karışımıyla hazırlanır. Zeytinyağı ile lezzetlendirilen bu mezenin bazı tariflerinde nane, kişniş ve maydanoz da bulunur. Genellikle garnitür olarak servis edilen zeytoon parvardeh, zeytin ve narda bulunan antioksidanlar ile cevizdeki sağlıklı yağlar sayesinde hem lezzetli hem de besleyici bir atıştırmalık olarak sofralarda yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Humus, Lübnan ” title_font_size=”13″]

    Lübnan’a özgü geleneksel humus, Orta Doğu mutfağının en bilinen ve en sevilen yemeklerinden biridir. Bu lezzetli dip sos; haşlanmış nohut, tahin, zeytinyağı, limon suyu, sarımsak, tuz ve kimyon gibi temel malzemelerle hazırlanır. Lübnan humusu geleneksel olarak üzerine zeytinyağı gezdirilerek, bir tutam kimyon serpilerek ve doğranmış maydanozla süslenerek servis edilir. Falafel ve sabich gibi diğer Orta Doğu yemeklerinin yanında sıkça tüketilen humus hem Orta Doğu hem de Akdeniz mutfağının vazgeçilmez tatları arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=” Kısır, Türkiye ” title_font_size=”13″]

    Türk mutfağının sevilen salata çeşitlerinden biri olan kısır, Taste Atlas’a göre dünyanın en lezzetli ve sağlıklı vegan yemeklerinden biri olarak öne çıkıyor. Özellikle yaz aylarında hafif ve pratik olması sayesinde sıkça tercih edilen bu geleneksel lezzetimiz hem salata hem de ana yemek olarak tüketilebiliyor. İnce bulgur, taze yeşillikler, zeytinyağı, nar ekşisi, taze limon suyu ve çeşitli baharatlarla hazırlanan kısır; geleneksel Türk mutfağının bir parçası olmasının yanı sıra, dünya genelinde vegan ve sağlıklı beslenme arayışında olanların da ilgisini çekiyor. Bulgurun düşük glisemik indeksi ve sindirimi destekleyici yapısıyla, zeytinyağının kalp dostu özellikleri birleşince kısır, sadece lezzetli değil, aynı zamanda oldukça besleyici bir alternatif hâline geliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Panzanella, Toskana, İtalya ” title_font_size=”13″]

    Panzanella, Toskana mutfağının özgün yaz salatalarından biridir. Bayat ekmekleri değerlendirmekle kalmaz, mevsiminde olgunlaşmış domates gibi taze malzemeleri kullanmak için de mükemmel bir seçenektir. Geleneksel olarak Toskana’nın tuzsuz ekmeği “pan sciocco” ile hazırlanır. Bu ekmek önce suda bekletilir, ardından sıkılıp küçük parçalara ayrılır. Ekmek parçaları; domates, taze fesleğen, ince dilimlenmiş soğan, sızma zeytinyağı, sirke, tuz ve karabiberle harmanlanarak enfes bir salata hâline getirilir. Marche bölgesinde ise panzanella biraz farklı hazırlanır. Bu versiyonda bayat ekmek dilimleri bruschetta (ızgarada ya da ateşte kızartılmış ekmek dilimi) olarak kullanılır. Üzerlerine domates dilimleri yerleştirilir; ardından fesleğen yaprakları, tuz ve karabiber eklenir ve son olarak sızma zeytinyağı ile sirke gezdirilir. Her iki versiyonu da sade, taze ve lezzetli bir yaz yemeği olarak öne çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Miso Çorbası, Japonya” title_font_size=”13″]

    Miso çorbası, kahvaltıda tüketilebildiği gibi ana yemeklerin yanında meze olarak da servis edilen, Japon mutfağının zarafetini en saf hâliyle yansıtan lezzetlerden biridir. Ana malzemeleri, fermente soya fasulyesinden yapılan miso ezmesi ile dashi adı verilen bir tür Japon çorba bazıdır. Dashi genellikle kombu (deniz yosunu) ve katsuobushi (kurutulmuş ve rendelenmiş balık gevreği) ile hazırlanır. Ancak vegan tariflerde balık bazlı dashi yerine kurutulmuş shiitake mantarı tercih edilir. Miso ezmesi; pirinç, arpa veya diğer tahıllarla birlikte fermente edilmiş soya fasulyesi ve tuzdan yapılır. Kıvamı, yoğun bir macunu andırır. Miso’nun kökeni, Çin menşeli fermente soya ezmesi chiang’a dayanır. Ancak bu tarif, Japon kültürüne uyarlanarak miso adını almış ve 7. yüzyıldan itibaren Japonya’nın geleneksel lezzetlerinden biri hâline gelmiştir.

  • YOĞURTSUZ DÜŞÜNÜLEMEYEN YEMEKLER

    Sütün laktik asit fermantasyonu sonucunda elde edilen ve canlı bakterilerden oluşan yoğurt, Türk mutfağının temel gıdalarından biri. İlk kez M.Ö. 5 binli yıllarda Mezopotamya’da yapıldığı düşünülen yoğurdun saymakla bitmeyen faydaları var. Yüksek kalsiyumun yanı sıra B2, B12, B6 vitaminleri ve bolca proteinin bulunduğu yoğurdun tüketimi tüm dünyada hızla artıyor. Ülkemizde farklı tekniklerle de mayalanan yoğurt, birbirinden değişik yemek tarifleri için bulunmaz bir besin. Yazımızda yoğurtla birlikte lezzeti iyice artan pratik yöresel yemekleri okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Karadeniz’e özgü bir lezzet olan ziron, kurutulmuş hamurun sıcak suyla açılması ile yapılır ve bu lezzet yoğurtsuz düşünülemez. Türk Patent ve Marka Kurumu tarafından tescillenen Gümüşhane zironu, yufkanın özel olarak tasarlanmış demir sac üzerinde pişirilmesiyle hazırlanıyor. Rulo hâline getirilen bu yarı pişmiş yufka 1-2 cm uzunluğunda kesilir ve üzerine yoğurt eklenir. Mantıya benzeyen yemeğin üzerine tercihe göre yağ ve salça karışımı da eklenerek servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sivas’a özgü bir lezzet olan mirik köftenin malzemeleri; bulgur, soğan, sarımsaklı yoğurt, yumurta ve baharattan oluşuyor. Bulgurda bulunan magnezyum, B vitamini ve kepek ile sağlıklı bir yemek olan mirik köftesine damak tadına göre baharat eklemek mümkün. Sıcak suda bekletilen bulgurun yumurta ve unla yoğurulduktan sonra suda haşlanmasıyla elde edilen bulgur toplarının üzerine sarımsaklı yoğurt ile nane ve pul biber ekleyerek servis edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kayseri mutfağının en lezzetli yemeklerinden olan şebitin diğer bir ismi Kayseri yağlaması. Elle tek tek açılan lavaş hamurunun üstüne hafif sulu kıymalı harcın eklenmesiyle hazırlanan yemek, bu yöntemle 4-5 kat olarak hazırlanıyor ve üzerine son olarak taze yeşilliklerle lezzetlendirilmiş yoğurt eklenerek servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yoğurtsuz düşünülemeyecek yemeklerden biri olan mantının Kayseri mutfağına ait olduğu düşünülse de her yörede hazırlanan bir yemek. Minik hamurların içine yerleştirilen kıyma ve soğan karışımı, suda haşlandıktan sonra üzerine sarımsaklı yoğurt eklenerek servis ediliyor ve lezzetine lezzet katması için erimiş tereyağıyla pul biber porsiyonlandıktan sonra üzerine ekleniyor. Vejetaryen beslenenler için minik hamurun içine peynir, patates ya da patlıcan gibi sebzeler eklenerek de mantınızı hazırlayabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Közlenmiş patlıcan, kuşbaşı et veya kıyma ve süzme yoğurt ile hazırlanan alinazik, Gaziantep’e ait bir yemek. Kabukları temizlenen köz patlıcan sıcakken sarımsak, yoğurt ve baharatla püre hâline getirilir ve bu karışımın üzerine damak tadına göre pişirilen dana ya da kuzu eti eklenerek servis edilir. 2021’de Türk Patent ve Marka Kurulundan Antep alinaziği ismi ile tescillenmiş ve coğrafi işaretlemesi de alınmıştır. Sofralarımızda çok sık görmeye alışık olmasak da bu yemeğin oldukça basit tarifi vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yoğurt denilince ilk akla gelen sebzelerden biri olan ıspanak, borani olarak da çokça tüketilen bir meze olarak karşımıza çıkıyor. Soğanla sotelenen ıspanak, sarımsaklı yoğurt ile karıştırılıyor ve çıtır bir tat vermesi için üzerine ya da içine kavrulmuş çam fıstıklarıyla servis ediliyor. Dilerseniz üzerine pul biber ekleyerek lezzetlendirebilirsiniz. Afiyet olsun!

  • ÇORBADAN SALATAYA MERCİMEKLİ LEZZETLER

    Mercimeğin adına, tohum şeklinin merceğe benziyor olması nedeniyle Latincede “Lens culinaris” denilmiş, bu isim dilimizde mercekten mercimeğe evrilmiştir. Baklagiller ailesinden olan, Marmara, Ege ve Akdeniz Bölgelerimizde bolca yetişen, barındırdığı demir, fosfor, B vitamini ile sağlık deposu olan mercimek, ülkemizde en çok tüketilen gıdalar arasında yer alıyor. Mercimekle yapabileceğiniz lezzetli yemekleri sizler için aşağıda derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    En doyurucu ve besleyici çorbaların başında kırmızı veya sarı mercimekten yapılan çorba gelir. Çorbanın içindeki mercimek tanelerinin ağıza gelmesinde sakınca yoktur ama en makbulü blender’dan geçirerek yapacağınız süzme mercimek çorbası olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yeşil mercimek çorbası ise kimi yörelerde ana yemek olarak kabul edilir. Geleneksel tariflerde kıymalısı yapılabildiği gibi eriştelisi de olabilir. Ama siz biraz daha modernize etmek isterseniz sebzeyle bir araya getirebilir, brokolili yeşil mercimek çorbası yapabilirisiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Özellikle kırmızı mercimeğin en keyifli ve lezzetli tariflerinden biri mercimek köftesidir. İnce bulgur, salça, maydanoz, pul biber gibi malzemeler içeren yemeğin yapımı bir hayli kolaydır. Roka veya marul ile servis edilmesi, lezzetini artıracağından özellikle tavsiye edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Geleneğimizde pilav denince akıllara pirinç veya bulgur gelse de önerimiz, Hint usulü pilav yapmayı denemenizdir. Kırmızı mercimek ile yapılan bu pilavın püf noktası, soğanın, domatesin, sarımsağın, biberin yanında bolca baharat kullanmak ve pilavı hafif sulu bırakmaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Salata menüsünü zenginleştirmek için özellikle yeşil mercimeği gündeminize almalısınız. Marul salatası içinde veya domatesli, salatalıklı tariflerde rahatlıkla yeşil mercimek kullanabilirsiniz. Hatta mercimeği önceden haşlayıp dondurucuya atmayı ve ihtiyaç halinde çıkarıp kullanmayı düşünebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yeşil mercimekli bulgur pilavı, farklı yörelerimizde sıkça yapılan bir tariftir. Siz de yeşil mercimekle pilav tarifi oluşturabilir veya çeşitli sebzelerle bir araya getirerek kendi türlünüzü yapabilirsiniz. Mantar, ıspanak, brokoli, kereviz gibi besinlerin yeşil mercimeğe çok yakışacağı aklınızda olsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Mercimek köftesi gibi klasik tarifleri çoğaltmak ve zenginleştirmek fazlasıyla mümkün. Aynı tarifleri yeşil mercimekle de deneyebilir, mercimek toplarını soslar eşliğinde servis edebilirsiniz. Tüm bu tariflerin en güzel taraflarından biri, vejetaryenler ve veganlar için de besleyici alternatifler sunmasıdır.

  • MOLEKÜLER GASTRONOMİDE KULLANILAN TEKNİKLER

    Moleküler gastronomi, yiyeceklerin kimyasal ve fiziksel süreçlerinin bilimsel olarak incelenmesine dayanan bir disiplindir. Sadece pişirme teknikleriyle sınırlı kalmayan, yiyeceklerin bilimsel yapısına derin bir yolculuk sunan bu mutfak anlayışı 1988’de Hervé This ve Nicholas Kurti’nin çalışmalarıyla yükselen bir trend hâline gelmeyi başardı. Şeflerin geleneksel pişirme yöntemlerinin ötesine geçen moleküler gastronominin detayları yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kurti ve This” title_font_size=”13″]

    Moleküler gastronomi alanının öncülerinden biri olarak kabul edilen fizikçi Nicholas Kurti (1908-1998), gıdaların bilimsel yönlerini araştırmak için fizik ve kimyayı kullanmış, gastronomi dünyasında yeni bir çağın başlamasını sağlamıştır. Oxford Üniversitesinde profesör olarak görev yapan Kurti, özellikle sıcaklık ve basınç gibi fiziksel etkenlerin, gıdalar üzerindeki etkilerini incelemiş ve bu yaklaşımla yemek pişirme tekniklerine farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Gıdaların yapısal ve kimyasal özelliklerini analiz ederek tat ve doku üzerinde nasıl kontrol sağlanabileceğini göstermek amacıyla deneyler yapmış; hatta ünlü bir örnek olarak “Çırpılmış yumurta pişirmeden nasıl hazırlanır?” gibi ilginç sorulara yanıt aramıştır. 1990’larda Fransız fizikokimyacı Herve This (1955) ile tanışan Kurti, yemek pişirmeyi bilimsel bir temele oturtarak, yemeklerin sadece tat, koku ve doku açısından değil, aynı zamanda yapısal özellikleri açısından da anlaşılmasını sağlamıştır. Yemek pişirmenin kimya ve fizik ile olan doğrudan ilişkisini vurgulayan ikili, yemek pişirmenin bir sanat olduğu kadar bir bilim olduğunu da savunmuştur. Kurti’nin çalışmaları, günümüzde modern mutfağın temel taşlarından sayılan sous vide (vakumla pişirme) ve düşük sıcaklıkta pişirme gibi tekniklerin önünü açmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sous Vide ” title_font_size=”13″]

    Sous vide; yani vakumla pişirme, yiyeceklerin vakumlu poşetlerde düşük sıcaklıklarda yavaşça pişirilmesini sağlayan bir yöntemdir. Bu teknik, Kurti’nin çalışmalarından etkilenen Fransız şef Joël Robuchon ve Amerikalı şef Thomas Keller tarafından modern mutfaklara kazandırılmıştır. Sous vide, proteinlerin doğal yapısını kontrollü bir şekilde koruyarak yiyeceklerin lezzet ve dokularını muhafaza eder. Yiyeceklerin protein yapısının bozulmasını önleyerek, pişirme sırasında aromaların yoğun kalmasını sağlar. Ayrıca düşük sıcaklıklarda yavaş pişirme, gıdaların eşit şekilde pişmesini ve daha kontrollü bir sonuç elde edilmesini sağlar. Özellikle et, balık ve sebzelerde yoğun lezzet ve kaliteli doku elde etmek için tercih edilir; böylece yemek daha yumuşak, sulu ve lezzetli olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sferifikasyon ” title_font_size=”13″]

    Sferifikasyon, sıvıların jel benzeri zarlarla kaplanarak küçük küreciklere dönüştürülmesini sağlayan, moleküler gastronominin en çarpıcı tekniklerinden biridir. İspanyol şef Ferran Adrià tarafından geliştirilen bu yenilikçi teknik, sodyum aljinat ve kalsiyum klorür gibi kimyasal maddeler kullanılarak sıvıları, içi sıvı dışı jel kıvamında, parlak ve pürüzsüz yüzeyli küçük kürelere dönüştürür. İlk olarak zeytin sferifikasyonu ile adını duyuran bu teknik, yemeğin yalnızca lezzet değil, aynı zamanda dokusal bir deneyim sunmasını sağlayarak gastronomiyi sanatsal bir düzleme taşımıştır. Sferifikasyon kürecikleri ağızda patlayarak orijinal sıvının tat ve aromasını serbest bırakır. Bu etki, geleneksel tatlara yenilikçi bir form kazandırırken yemeklerde beklenmedik ve etkileyici duyusal deneyimler oluşturur. Adrià, bu teknikle sadece zeytin değil, meyve suyu, çorba, kokteyl gibi birçok farklı sıvıyı kullanarak gastronomide sıra dışı sunumlara imza atmış ve modern mutfak sanatına yön veren öncü isimlerden biri olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yiyecekleri Dondurma: Sıvı Azot Tekniği” title_font_size=”13″]

    Sıvı azot tekniği, -196°C gibi çok düşük bir sıcaklıkta yiyeceklerin anında dondurulmasını sağlayan bir yöntemdir. Kimyasal olarak azot gazı kullanılarak gerçekleştirilen bu işlem, yiyeceklerin dokusunu ve yapısını anında değiştirme özelliğine sahiptir. Özellikle ünlü İngiliz şef Heston Blumenthal, bu tekniği tatlılarda kullanarak içi yumuşak, dışı sert bir kontrasta sahip dondurulmuş yiyecekler hazırlamıştır. Blumenthal’in sıvı azot tekniğiyle hazırladığı tatlılar, dokusal açıdan eşsiz deneyimler sunarken, sunumda da çarpıcı bir görsellik sunar. Bu hızlı dondurma yöntemi, yiyeceklerin yapısını bozmadan doğal tatlarını koruyarak ağızda ani bir soğuk patlaması yaratır ve ardından yumuşak iç dokusuyla lezzeti serbest bırakır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fermantasyon” title_font_size=”13″]

    Fermantasyon, mikroorganizmaların karbonhidratları parçalayarak laktik asit gibi bileşikler üretmesiyle elde edilen, yiyeceklerin olgunlaşmasını sağlayan çok eski bir yöntemdir. Bu biyokimyasal süreç, mikroorganizmaların faaliyetleri sonucunda yiyeceklerde derin, kompleks ve benzersiz aromalar oluşmasına olanak tanır. Fermantasyon, yiyeceklerin tat bileşenlerini yoğunlaştırarak lezzetlerini katmanlı ve zengin hâle getirir. Bunun yanı sıra, yiyeceklerin besin değerini artırır; vitamin, enzim ve probiyotik açısından daha faydalı bir yapıya kavuşmasını sağlar. Özellikle laktik asit fermantasyonu, yiyeceklerin sindirilebilirliğini artırarak bağırsak sağlığını destekler ve doğal koruyucu etkisiyle gıdaların raf ömrünü uzatır. Bu özellikleriyle fermantasyon, geleneksel mutfakların vazgeçilmezi olmasının yanı sıra, modern gastronomide yeni tat ve dokular oluşturmak için de yaygın olarak kullanılan bir teknik hâline gelmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Jelleştirme ve Katılaştırma ” title_font_size=”13″]

    Jelleştirme ve katılaştırma, sıvıların jelatin, agar agar ve benzeri jelleştirici maddelerle katı hâle getirilmesini sağlayan önemli bir gastronomik tekniktir. Bu işlem, tatlılardan soslara birçok yiyeceğe özel dokular kazandırmak için kullanılır. Agar agar, deniz yosunlarından elde edilen bitkisel bir jelleştirici olup, özellikle düşük sıcaklıklarda jel yapılar oluşturmasıyla bilinir. Bu nedenle vegan veya vejetaryen mutfaklarda geleneksel jelatinin yerine tercih edilmektedir. Jelleştirme, sıvılara daha yoğun, pürüzsüz veya esnek bir doku kazandırarak onları katı bir forma dönüştürür. Tatlılar, jöleler ve bazı modern garnitürlerde bu teknikle çeşitli tatların dengelenmesi, farklı dokuların oluşturulması sağlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Emülsiyonlar ve Köpükler ” title_font_size=”13″]

    Emülsiyonlar ve köpükler, moleküler gastronomide yenilikçi dokusal katmanlar oluşturmak için kullanılan temel tekniklerden biridir. Emülsiyon, normalde bir araya gelmeyen iki sıvının –örneğin yağ ve su– stabilizatörler kullanılarak stabil bir karışım oluşturmasıyla elde edilir. Bu stabilizatörler, sıvıların yüzey gerilimini azaltarak bağlayıcı görevi gören ve iki sıvıyı bir arada tutan “yüzey aktif” maddeler olarak bilinir. Örneğin, mayonez yapımında yumurta sarısında bulunan lesitin, yağ ve suyu bir arada tutan doğal bir yüzey aktif madde olarak işlev görür. Emülsiyonlar, soslara zengin bir kıvam ve pürüzsüz bir doku kazandırır.

     

    Modern gastronomi, emülsiyonların ötesine geçerek sıvılara hava eklenmesiyle hafif ve hacimli köpükler oluşturmayı mümkün kılar. Bu köpükler, yemeklere benzersiz bir hacim ve çok katmanlı bir doku sunar. Aynı zamanda, sıvının tatlarını yoğunlaştırarak daha derin bir lezzet deneyimi sağlar. Örneğin, deniz ürünleri yemeklerine eklenen aromatik bir narenciye köpüğü, yemeğin tazeliğini vurgularken; çikolatalı tatlılarda kullanılan kahve köpüğü, tatlıya hem derinlik hem de yumuşak bir dokusal katman ekler. Köpükler, şeflere klasik tarifleri yeniden yorumlama ve yenilik katma imkânı sunan etkili tekniklerden biridir.

  • BİNLERCE YILLIK ŞEHRİN GELENEKSEL LEZZETLERİ

    Çok eski dönemlerden beri yerleşim yeri olan, Selçuklu İmparatorluğu’na başkentlik yapan, ülkemizin tahıl ambarı Konya hem tarımın hem de hayvancılığın yapıldığı bereketli topraklara sahip. İpek ve Baharat Yolu’nun kesiştiği bu şehir, İslam âlimlerinin de uğrak noktası olmuştur. Bu köklü kültür, kadim kentin gastronomisini de derinden etkilemiş ve şehre has lezzetler oluşturmuştur. Yolu Konya’dan geçen herkesin severek yediği yemekleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bamya Çorbası ” title_font_size=”13″]

    Kurutulmuş çiçek bamya ve kuşbaşı kuzu eti ile hazırlanan bamya çorbası, geçmişte saray sofralarında günümüzde ise Orta Anadolu’daki pek çok şehrin sofrasında yer buluyor. Coğrafi işaret almasıyla Konya’ya özgü imza yemeklerden biri haline gelen bamya çorbası genellikle davet, düğün ve özel günlerde yapılıyor. Ekşi tada sahip bu çorba, soğan, salça ve limon ile lezzetlendiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Etli Ekmek” title_font_size=”13″]

    Konya denildiğinde ilk akla gelen yemeklerin başında olan etli ekmek, ince ve uzun bir şekilde açılan hamurun üzerine yerleştirilen kıymalı harç ile taş fırında pişirilerek hazırlanıyor. Kıymalı harcın püf noktası ise soğan, domates ve biberlerin çok ince bir şekilde kıyılması. Uzun tahtada servis edilen etli ekmek de Konya’nın coğrafi işaretli lezzetleri arasında yer alıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fırın Kebabı ” title_font_size=”13″]

    Konya’ya özgü bir diğer coğrafi işaretli yemek ise koyun veya kuzu etiyle hazırlanan fırın kebabı. Bu yemekte kuzunun sadece ön kol ve kaburga kısmı kullanılıyor. Bakır tenceredeki ete su ve tuz ilave edilerek meşe odunu ateşinde pişirilen fırın kebabında kuzu etinin pişmesi dört, koyun etinin ise sekiz saat sürüyor. Özellikle ağır ağır pişmesi gereken bu yemek, pidenin üzerinde kuru soğan ve ayranla servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çebiç” title_font_size=”13″]

    Konya’ya özgü bir tandır kebabı olan çebiç, keçi veya kuzu etinden hazırlanıyor. Süzme yoğurt, salça, dövülmüş sarımsak, kırmızı biber ve tuz ile hazırlanan bir sosla kaplanan et iki saat bu sos içinde bekletiliyor. Odun ateşinde harlanan tandırda ortalama üç saatte pişirilen et tiftik haline getiriliyor ve bulgur pilavının üzerinde çeşitli baharatlarla servis ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ekmek Salması ” title_font_size=”13″]

    Özellikle bayram günlerinde hazırlanan ekmek salmasının malzemesi az, tadı ise çok lezzetli. Tandırda pişirilen kuşbaşı et, tandır ekmeği üzerinde servis ediliyor ve üzerine eklenen eritilmiş tereyağı ile iyice lezzet kazanıyor. Ekmek salması da coğrafi işaret tescili alan bir diğer Konya’ya has lezzettir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sac Arası Tatlısı ” title_font_size=”13″]

    Kol böreğinin şerbetle ve fıstıkla zenginleştirilmiş hâli olarak bilinen sac arası, Konya’nın en meşhur tatlısı. Tıpkı baklavadaki gibi çok ince açılan yufkanın içine ceviz veya fıstık ekleniyor ve tereyağı ile yağlandıktan sonra iki sac arasında pişiriliyor. Bu tatlı, ismini pişirilme özelliğinden alıyor. Piştikten sonra şerbeti eklenen ve bir saat bekledikten sonra servis edilen tatlıyı dileyenler dondurma ile tüketebiliyor. Bu leziz tatlı da tescillenerek coğrafi işaret almıştır.

  • TATLISIYLA TUZLUSUYLA KURU YEMİŞLİ YİYECEKLER

    7’den 70’e hepimizin avuç avuç yemekten keyif aldığı lezzetlerin başında kuru yemişler geliyor. Peki, tatlı tarifleri hatta tencere yemekleri içinde kuru yemiş yemeyi sevmeyenimiz var mı? İsterseniz cevabınızı listemize baktıktan sonra verin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#1″ title_font_size=”13″]

    Fındık, ceviz, çiğ badem gibi kuru yemişlerin bolca kullanıldığı enfes yemeklerden biri aşuredir. Yemek diyoruz çünkü başlangıç hikâyesinde bir tür çorba olduğu anlatılır. Nuh Peygamber’in gemisine binen inanmış insanların elde olanlarla bir kazanda yaptığı çorba, günümüzdeki aşure tatlısının çıkış noktası kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#2″ title_font_size=”13″]

    Özellikle Güneydoğu Bölgemizin efsane yemeklerinden olan içli köftenin iç harcında dövülmüş ceviz kullanılır. Yöresine göre kızartılarak ya da haşlanarak servis edilen bu başlangıç yemeğinde en önemli detay kabuğunun çatlamadan pişirilmesidir. Dış harcına galeta unu ya da ufalanmış ve ıslatılmış bayat ekmek eklenirse bu sorun da ortadan kalkacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#3″ title_font_size=”13″]

    Kuru yemişli pilav tarifleri damak tadına düşkün insanların vazgeçilmez tercihleri arasındadır. İster bademli, ister yer fıstıklı, ister Antep fıstıklı, kestaneli ya da kuş üzümlü olsun, bu tür pilavların yanına et yemeklerinin çok iyi gideceği aklınızda bulunsun. Bildiğiniz gibi Güneydoğu illerimizin zahmetli yemeği kaburga dolmasının iç pilavı da Antep fıstığı ve kuş üzümüyle yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#4″ title_font_size=”13″]

    Osmanlı saray yemeklerinin günümüze ulaşan tariflerinden mutancana kuru yemişli bir yemektir. İçinde badem, kuru üzüm, kuru kayısı ve kuru erik bulunan tarifin malzemeleri arasında bal da bulunur. Ana malzemesi kuzu eti olan bu tencere yemeğini Osmanlı yemekleri yapan pek çok restoranda bulmak mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#5″ title_font_size=”13″]

    Antep fıstığı ve kuş üzümü ile yapılan biber dolması daha ziyade zeytinyağlı bir yemek çeşididir. Yenibahar, karabiber, nane, tarçın, kimyon gibi keskin kokulu baharatları da içeren biber dolması için kaliteli bir zeytinyağı da olmazsa olmazdır. Soğuduktan sonra servis edilen yemeği dilediğiniz öğünde yiyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#6″ title_font_size=”13″]

    Üstü çeşit çeşit kuru yemişle kaplı bir tarta kim hayır diyebilir ki? Kuru yemişin belki de en çok yakıştığı tariflerdir tatlılar… Fındıklı kurabiye, cevizli tarçınlı çörek, bademli kek ve daha neler neler… Lezzeti bir yana, şeker dengesi sağlamada kuru yemişlerin önemli bir besin olması da tatlıda tercih edilmelerini önemli bir hale getiriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”#7″ title_font_size=”13″]

    Pek çok ülkede oldukça popüler olan, enerji verdiği ve tok tuttuğu için özellikle tercih edilen yer fıstığı ezmesi de önemli bir yiyecektir. Sadece bir tatlı deyip geçiştirilemeyecek kadar mühim bir besin kaynağıdır. Protein açısından zengin olan ve yüksek lif oranı içeren fıstık ezmesi ana öğün olarak da tüketilmektedir.

  • İTALYAN MENÜSÜNDE YEMEKLER NASIL SIRALANIR?

    Kökeni M.Ö. 4. yüzyıla uzanan; Antik Yunan, Roma İmparatorluğu, Bizans, Yahudi, Osmanlı ve Arap mutfağından esintiler taşıyan İtalyan mutfağı; toplumsal ve siyasal değişimlerden de etkilenerek bugünkü hâlini almıştır. Yemeklerde kullanılan malzemeler bölgelere göre değişiklik gösterse de bu mutfakta değişmeyen tek şey, yemeklerin sunum sıralamasıdır. Detayları yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İtalyan yemek kültüründe önemli bir yere sahip olan “Antipasti” kelimesi, İtalyancada “yemek öncesi” veya “yemeğin önü” anlamına gelir. Antipasti, ana yemek öncesinde servis edilir ve iştah açan çeşitli soğuk veya sıcak atıştırmalıklardan oluşur. Genellikle zeytinyağlı taze mevsim sebzeleri, deniz ürünleri, salam, jambon, ançüez, sucuk dilimleri ve mantar gibi malzemelerden yapılan hafif atıştırmalıklardan seçilir ve büyük bir tabakta veya tepside sunulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Primi piatti, ana yemekten önce servis edilir. Ana yemeğe kıyasla daha hafif yemeklerden oluşan primi piatti, çoğunlukla karbonhidrat temellidir. Sunumlarında makarna, risotto, çorbalar, polenta, pilavlar, gnocchi gibi yemekler bulunur. Primi piatti yemekleri, bölgeden bölgeye ve mevsime göre değişebilir. İtalya’nın kıyı bölgelerinde yaşayanlar deniz ürünleri içeren risotto veya makarna servis ederken, denizden uzak iç kesimlerde daha fazla et veya mantar bazlı yemekler tercih edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Secondi piatti, primi piatti yani birinci tabaktan sonra servis edilir ve menünün ana yemeğidir. Genellikle et, mevsim balıkları, tavuk, deniz ürünleri veya sebzelerden oluşur ve protein ağırlıklıdır. Secondi piatti çeşitleri de primi piatti gibi mevsim ve bölgelere göre değişiklik gösterebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İtalyan menüsünde contorni, garnitürler veya yan sebzeler anlamına gelir ve çoğunlukla ana yemekle birlikte servis edilir. Secondi piatti’yi yani ikinci tabağı tamamlayan, çeşitli sebze yemeklerinden oluşan contorni; mevsim sebzelerine, kişisel tercihlere ve bölgenin geleneksel mutfak alışkanlıklarına göre değişiklik gösterir. Sebzeler çiğ, ızgarada ya da haşlama olarak pişirilerek servis edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tatlılar anlamına gelen dolci, çeşitli tatlıların bir araya getirildiği bir bölümdür ve ana yemekten sonra servis edilir. Tatlılarıyla ünlü İtalyan mutfağında servis edilen en ünlü dolci çeşitleri; tiramisu, panna cotta, cannol’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Peynirleri ile ünlü İtalya’da formaggi yani peynir tabağı, sıklıkla tatlılardan sonra ikram edilir. İtalyan restoranlarında, özellikle geleneksel restoranlarda, formaggi bölümünde İtalyan peynir çeşitleri sunulur. Parmigiano-Reggiano, mozzarella, gorgonzola, provolone, ricotta, burrata gibi geleneksel olduğu kadar dünyaca ünlü peynir çeşitleri seçenekler arasında yer alır. Formaggi aşamasında kimi zaman tatlı peynirler veya peynirle hazırlanan tatlılar da sunulabilir. Mascarpone ile yapılan tiramisu gibi tatlılar formaggi bölümünde yer alabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İtalyan menüsünde frutta, meyve anlamına gelir. Frutta bölümü, yemeklerin sonunda veya tatlılarla birlikte sunulan taze meyveleri ifade eder. İtalyan mutfağında meyve, sağlıklı ve hafif bir seçenek olarak tercih edilir ve yemek sonunda tatlı bir alternatif olarak sunulur.

  • OSMANLI PADİŞAHLARININ GÖZDE YEMEKLERİ

    Birbirinden lezzetli yemekleri ve benzersiz tatlılarıyla Osmanlı mutfağı oldukça zengin bir mutfak kültürüne sahiptir. Saray mutfağında kullanılan etler, sebzeler, baharatlar en iyi kalitede ve tazelikte olmalıdır. Sarayda ana iki mutfak vardır: İlki saray erkanı için, ikincisi yalnız padişahların zevkine uygun pişirilen yemekler içindir. Yazımızda sultanların en sevdiği yemekleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fatih Sultan Mehmet ” title_font_size=”13″]

    21 yaşında İstanbul’u fethederek tarihe adını “Büyük Türk” olarak yazdıran Osmanlı’nın 7. Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in en sevdiği yemeklerin başında deniz ürünleri gelmektedir. 1473’te hazırlanmış, Topkapı Sarayı’na ait bir mutfak defterinden elde edilen bilgilere göre sarayda en çok pişen yemekler mutfak masrafları ve padişahın en sevdiği yemekler kayıt altına alınmıştır. Mutfakta en çok pişen ve saray halkı tarafından en çok tüketilen yiyecek lahana çorbası olurken, Fatih Sultan Mehmet’in bu defterde en çok karides, balık, istiridye ve ıstakoz yemeğini tercih ettiği belirtilmektedir. Ayrıca tavuklu yemekleri seven Sultan’ın naneli üzüm şerbeti, pekmez, boza ve ayran sevdiği meşrubatlar arasında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yavuz Sultan Selim” title_font_size=”13″]

    Doğu’ya yaptığı sefer ve fetihlerle Osmanlı’nın en önemli padişahlarından olan Yavuz Sultan Selim, aşçısı tarafından sunulan 32 çeşit yemeğin arasından en beğendiğini yermiş. Alman din adamı Stephan Gerlach, Avusturya elçisi ile birlikte heyetinin vaizi olarak 1573’de İstanbul’a geldiğinde özellikle saray hayatını gözlemlemiş ve sarayda geçirdiği günlerin sonunda günlüklerini kitap olarak bastırmıştır. Bu güncelerinde Yavuz Sultan Selim’in zehirlenmeyi önleyen porselen tabaklarda yemek yediğini, yalnız başına sarayda yemekten hoşlanmadığını, genellikle yanındaki dilsiz hizmetkârlarla birlikte bahçede oturduğunu yazmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kanuni Sultan Süleyman ” title_font_size=”13″]

    Batı’da Muhteşem Süleyman, Doğu’da ise adaletli yönetiminden dolayı Kanuni Sultan Süleyman olarak bilinen Osmanlı İmparatorluğu’nun 10. Padişahı I. Süleyman, Trabzon’da doğmuştur ve şehzadelik yıllarını burada geçirmiştir. Hamsi yemeklerine düşkünlüğü ile bilinen Padişah, bu sevgisini göstermek için kılıçlarından birinin kabzasına hamsi motifi işletmiştir. Bu kılıç, Topkapı Sarayı Müzesinde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sultan II. Mahmud ” title_font_size=”13″]

    31 yıl tahtta kalan Osmanlı İmparatorluğu’nun 30. Padişahı Sultan II. Mahmud, şehzadeliği sırasında padişah olan amcası III. Selim tarafından himaye edilerek eğitimiyle bizzat ilgilenilmiştir. Yaptığı ıslahatlarla bilinen Sultan II. Mahmud’un en sevdiği yemek ise sarayın vazgeçilmezleri arasında yer alan ballı mahmudiyedir. Tavuk, bal, badem ve kuru kayısı ile yapılan bu yemek, ilk Edirne Sarayı’nda 1539 tarihli bir ziyafet menüsünde yer almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sultan Abdülaziz ” title_font_size=”13″]

    32. Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz, II. Mahmud’un oğludur ve Çırağan Sarayı’nı inşa ettiren padişahımızdır. Osmanlı halkı ile camilere giden, halka karışan ve birlikte sıkça vakit geçiren Sultan Abdülaziz, ülke dışı diplomatik ziyaretlerde bulunmuştur. Bir Avrupa seyahatinde Fransa Kraliçesi Eugenie tarafından adına verilen ziyafette ülkemizin millî yemeklerinden biri haline gelen hünkârbeğendi yemeğine ismini vermiştir. Kraliçe, Sultan Abdülaziz şerefine bir yemek yaptırır ve aşçısına közlenmiş patlıcanlı, beşamel soslu yemeğin üzerine lezzetli bir et eklemesini söyler. Yemeği tadan Sultan Abdülaziz beğenisini “Hünkâr beğendi!” diye dillendirince yemeğin adı da “hünkârbeğendi” kalır ve Sultan’ın en sevdiği yemek olarak tarihe geçer.

  • ALMAN LAHANA TURŞUSU: SAUERKRAUT

    Türk mutfağının olmazsa olmazı turşunun çok farklı tarifleri ve doğal ürünlerle yapılmışsa saymakla bitmeyen faydaları bulunuyor. Yazımızda bildiğimiz lahana turşusunun Alman versiyonu olan sauerkraut tarifini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sauerkraut, kolay hazırlanan ve fermantasyon sürecinde ortaya çıkan iyi bakteriler sayesinde probiyotik zengini bir besin. Probiyotikler sindirim sistemini düzenlemesi, bağışıklık sistemini güçlendirmesiyle sağlığa olumlu etkileri olan mikroorganizmalar. Kış aylarının vazgeçilmez lezzeti sauerkraut’un sırrı da sirkesiz hazırlanması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sauerkraut için ihtiyacımız olan ana malzemeler: Orta boyutta taze mor veya beyaz lahana ve bir yemek kaşığı rafine olmayan tuz. Ancak çeşnili lezzetler elde etmek için dilerseniz içerisine sarımsak, zencefil, kimyon, acı biber ya da kişniş gibi ağız tadınıza uygun ürünler ekleyebilirsiniz. Tuz tercihinizi de kaya tuzu, deniz tuzu ya da Himalaya tuzundan yana kullanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İlk olarak seçtiğiniz lahanayı iyice yıkayın. Lahananın dış kabuğunu ayırın ve kuruması için ayrı bir yerde bekletin. Ardından lahananın içini alın ve çok ince olacak şekilde doğrayın. Derin bir kapta tuz ekleyerek lahananın suyu çıkana kadar kuvvetli bir şekilde ovalayın. Eğer suyunu salmıyorsa biraz daha beklettikten sonra tekrar bu işlemi uygulayın. Lahana tüm suyunu saldığında bir kavanoza elinizle iyice baskı uygulayarak yerleştirin. Kavanozun üst kısmında en az bir parmak boyunda boşluk bırakın. Bu aşamada tuz oranını anlamak için lahananın tadına bakın. Çünkü fermantasyon aşamasında yararlı bakteriler lahanadaki şekerle birlikte tuzu tüketeceği için alışageldiğimiz tuz oranından biraz daha fazla tuzlu olması gerekmektedir. Merak etmeyin, turşunuz yemeye hazır hâle geldiğinde bu kadar tuzlu olmayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Son aşamada turşunun kapağı için ayırdığınız lahananın dış yaprağını birkaç parçaya bölün ve üzerini kaplayacak şekilde yerleştirin. Eğer turşunun suyu malzemeyi geçmiyorsa kavanoza aldığı kadar içme suyu ekleyebilirsiniz. Buradaki önemli nokta, lahananın tuzlu suyun altında kalmasını sağlamak. Ardından kavanozun kapağını kapatarak turşunuzu güneş almayan bir alanda bekletin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fermantasyon sürecinin başlayıp başlamadığını turşudan ufak gaz çıkışları gerçekleştiğinde anlayabilirsiniz. Gaz çıkışları olmaya başlayacak ve suyu yükselecektir. Turşu suyunun yükselmesi sonucunda taşma ihtimali olabilir, altına bir tabak yerleştirerek bu riski ortadan kaldırabilirsiniz. Beşinci günden sonra turşunun mevcut suyu artık yükselmeyecek hatta azalmaya başlayacaktır. Bu noktada tadını kontrol edebilirsiniz. Rengi veya kokusu rahatsız edici geldiyse kötü bakteriler üremiş olabilir, bu durumda tüketmeyin ancak tüm süreçleri tarifteki gibi yaptıysanız ve kokusu da davetkârsa sauerkraut tüketilmeye hazır demektir. Afiyet olsun.