Etiket: yapı

  • MODERN MİMARİSİYLE ŞAKİRİN CAMİİ

    İstanbul dünyanın parmakla gösterdiği birbirinden görkemli camileriyle ünlü… Sıra dışı mimarisiyle öne çıkan kimi camileri de var ki ibadethane olarak hizmet vermesinin dışında yerli-yabancı turistlerin de ilgi odağı olmuş durumda. Onlardan biri modern mimarisiyle ilgi gören Şakirin Camii…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İç dekorasyonundaki kadın eli” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Üsküdar ilçesinde Karacaahmet Mezarlığı girişinde yer almaktadır. 7 Mayıs 2009 gününde hizmete açılan Şakirin Camii’nin proje tasarımı Hüsrev Tayla’ya, iç dekorasyonu ise Zeynep Fadıllıoğlu’na aittir. Bu haliyle Şakirin Camii, iç dekorasyonu bir kadın mimar tarafından tasarlanan ilk cami olma özelliğini taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”500 kişilik bir kapasiteye sahip” title_font_size=”13″]

    Şakirin adı, Arapça “müteşekkir” anlamına gelmektedir. Üç tarafı camla çevrili olan caminin toplam inşaat alanı 10.000 metrekare olup 3.000 metrekare zemine kuruludur. 500 kişilik kapasiteye sahip olan bu dini yapının her birisi 35 metre yüksekliğinde iki minaresi vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Osmanlı ve çağdaş sanat izleri” title_font_size=”13″]

    Tek kubbeli olarak tasarlanan Şakirin Camii’nin iç süslemelerinde Selçuklu ve Osmanlı motifleri kullanılmış, yapının taşları ise Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden getirilmiştir. En modern tasarıma sahip camilerden biri olarak tanımlanan eser, Osmanlı kültüründen çağdaş sanatlara uzanan büyük bir zenginlikle yapılandırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avlusunda müze barındıran cami” title_font_size=”13″]

    Semiha Şakir Vakfı aracılığı ile 2005-2009 yıllarında inşa edilen Şakirin Camii’nin avlusunda Türk İslam eserlerinin, İznik çinilerinin sergilendiği küçük bir müze yer almaktadır. Yine iç avluda bulunan havuzun tasarımcısı ise Londra’nın meşhur su heykeltıraşı William Pye’dir.

  • RENKLERİN BÜYÜLÜ DÜNYASI: CAMALTI RESİM SANATI

    Camaltı resim sanatı, binlerce yıllık geçmişe sahip zengin desenleri, incelikli işçiliği ve estetik güzelliğiyle günümüzde hâlâ yaşayan kültürel mirasımızın önemli parçalarından biridir. Halk ressamları tarafından toplumumuzun kültürü ve gelenekleri doğrultusunda inanç ve duygularını dile getiren camaltı resim sanatının detaylarını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1# ” title_font_size=”13″]

    Camaltı sanatı, Anadolu’nun eski medeniyetlerinden beri var olan bir sanattır. Özellikle Selçuklu minyatürleri ve mimarisinde sıklıkla kullanılan camaltı süslemeler, o dönemin sanat anlayışına dair izler taşır. Camaltı resim tekniği, cam yüzeye su bazlı boyalar olan toz boya, sulu boya, guaj boya, cam boyası ya da akrilik boyalarla çalışılan bir çeşit resimleme tekniğidir. Bu tekniğin zorluğu, camın üzerine çizilen motifin gerçekte ters görünmesidir. Soldaki figürün sağda bulunacağını ve rötuş yapılmayacağı hesaba katılarak çalışılmalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Camaltı resim tekniğinde diğer resim tekniklerinden farklı olarak, önce resmin deseni, detayları ve imzasından başlanır. Daha sonra çizgiler arasındaki yüzeyler, son olarak da arka fonda görünen renk boyanır. Işık camın içinden geçerken resim veya desenin detayları net bir şekilde ortaya çıkar, bu da camaltı resminin derinlikli ve etkileyici bir görünüm kazanmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminde altın çağını yaşayan camaltı resim sanatı, çeşitli teknikler kullanılarak gerçekleştirilir. Bunlar arasında kabartma, oyuk işleme, sır altı tekniği, akide yapımı gibi yöntemler bulunur. Süslemelerde genellikle geometrik desenler, bitki motifleri, hayvan figürleri ve hat sanatı kullanılır. Türk camaltı sanatının en bilinen örneklerinden biri, İznik çinileridir. İznik çinileri, Osmanlı döneminde özellikle cami, medrese ve saray gibi yapıların süslemesinde kullanılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı tarihinin en önemli yapılarından biri olan Topkapı Sarayı, camaltı sanatının birçok örneğine ev sahipliği yapmaktadır. Sarayın içindeki çeşitli odalarda ve avlularda zengin camaltı süslemeleri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    14. yüzyılda inşa edilen Ulu Camii, çeşitli dönemlerde restore edilmiştir ve bu restorasyon çalışmalarında camaltı süslemeler eklenmiştir. Caminin içindeki mihrap ve minber gibi alanlarda camaltı resimleri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Diğer adıyla Mavi Camii olarak bilinen Sultan Ahmet Camii, 17. yüzyılda inşa edilmiştir. Caminin kubbe ve duvarlarında görkemli camaltı resimleri görülmektedir. Bu eserler camaltı resminin zengin ve çeşitli mirasını yansıtan örneklerdir ve sanat tarihinde büyük bir öneme sahiptir.

  • HAYRAN BIRAKAN MİMARİSİYLE: QUİNTA DA REGALEİRA

    Portekiz’in Sintra bölgesinde bulunan ve ihtişamıyla görenleri büyüleyen Quinta da Regaleira, dönemin zengin tüccar ve ailelerinin ikamet ettiği, atmosferiyle masalsı bir dünyanın kapılarını aralayan dünyanın en ünlü saraylarından biridir. Altında çok sayıda yeraltı tüneli bulunan saray, adeta labirenti andıran yapısıyla oldukça ilgi çekicidir. Bu yazımızda Quinta da Regaleira’ya misafir oluyor ve tüm görkemiyle bu sarayı mercek altına alıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Quinta da Regaleira, 17. Yüzyılın sonlarında inşa edilen etkileyici bir yapıdır. 1892 yılında bilim insanı Carvalho Monteiro tarafından satın alınarak, İtalyan mimar Luigi Manini’ye yeniden tasarlatılmıştır. İnşası 1910 yılına kadar süren Quinta da Regaleira’nın mimarisi gotik, Rönesans ve Roma mimarisinin bir karışımıdır. Yıllar içinde çeşitli restorasyonlardan geçen yapı 1998 yılında ziyarete açılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Quinta da Regaleira, beş katlı görkemli saray benzeri bir ana yapı, şapel, köprü, kuyu, park, göl gibi birbirinden farklı detayları bir arada bulundurur. Ziyaretçileri tarafından en çok merak edilen detay ise Ters Kule, orijinal ismiyle Initiation Well’dir. Kuleden daha çok bir kuyuyu andıran yapının gizemli ve ürkütücü havası ününe ün katmaya devam etmektedir. Ters Kule, yerin altına doğru dokuz katlı olacak şekilde sarmal merdivenlerle inşa edilmiştir. Bahçede yer alan yapıyı saraya bağlayan yeraltı dehlizleri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sarayın dört hektar büyüklüğündeki parka dönüştürülen bahçesini gezmek bile birkaç saatinizi alabilir. Quinta da Regaleira’nın köprüsünden çardağına, bahçedeki ağaçlara kadar simyacılık, astronomi ve hatta masonik öğeler barındırdığı, özel simge ve semboller içerdiği bilinmektedir. Hatta bu özelliğiyle sarayın, Harry Potter serisinin yazarı J. K Rowling’e de ilham olduğu ileri sürülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yıllarca zengin tüccarlara ev sahipliği yapan, Tapınak Şövalyeleri’ni ağırladığı ileri sürülen Quinta da Regaleira’nın pek çok noktası ücret karşılığında gezilebiliyor. Lizbon’a 28 km. mesafedeki Quinta da Regaleira’nın yer aldığı Sintra, 1995 yılından bu yana Kültür Peyzajı olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor. Bölgeye gelen turistler sadece bu yapıyı değil, Pena Sarayı’ndan Sintra Ulusal Sarayı’na, Mouros Kalesi’nden Roco Burnu’na çok sayıda masalsı adresi görmeden dönmüyor.

  • TÜRKİYE’NİN ÖZGÜN MİMARİ YAPILARI

    Ülkemizin birçok farklı şehrinde bulunan kimi mimari eserler kentlerin sembolü olmuş durumda. Sahip oldukları form herkesin beğenisini ve ilgisini çekmeyi başarıyor. Bu yapılar ülkemiz için oldukça önemli bir yere de sahip. Farklılıkların her daim dikkat çektiği dünyamızda, bu mimari tasarımlar ülkemizin oluşturduğu kent hafızasında önemli özgün ögeler olarak karşımıza çıkıyor. Yurt içi ve yurt dışından sadece bu yapıları ziyaret etmek için bile gelen birçok insan bulunuyor. Yazımızda ülkemizdeki en özgün mimari tasarımları okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin Türkiye’de eğitim görmüş ilk Türk mimarı Vedat Tek tarafından 20. yüzyılın başında inşa edilen Kastamonu Hükûmet Konağı’nın iki katlı ana yapısı Batı Klasizm’i tarzına sahip. Eklektik bir mimari tasarımı olan tarihi yapının dış duvar süslemeleri ve pencere şekilleri ise Osmanlı mimarisinin klasik izlerini taşıyor. Yapı, inşa edildiği günden itibaren hiç tadilat görmeden işlevini devam ettirmeyi sürdürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1856’da Anadolu’nun ilk demir yolu hattı olan 130 kilometrelik İzmir-Aydın raylı sisteminin garı olarak inşa edilen Basmane Garı’nın mimarı, Eyfel Kulesi’nin de tasarımını gerçekleştiren Gustave Eiffel. Aynı mimari yapının bir diğer ikizi de Fransa’daki Lyon kentinde bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tüm dünyada büyük ilgi çeken ters ev konsepti, Antalya’da hayat buldu. Dışarıdan tepetaklak olmuş bir ev görüntüsüne sahip yapının inşası iki sene sürerken, dünyanın 13. ters evi unvanına da sahip. İç mekânındaki mobilyaların da ters dönmüş durumda olduğu evde özellikle fotoğraf çekmek isteyenler bu eve büyük ilgi gösteriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Selçuklular döneminden kalma bu sembolik yapı, Cemaleddin Ferruh Şifahanesi ve Darülhadisi olarak iki birleşik yapıdan oluşuyor. Günümüze ulaşan kitabelere göre 1235 yılında yaptırılan şifahanenin en önemli özelliği, üzerindeki taş kabartmalarda gövdeleri birbirine bağlı iki ejderhanın bulunuyor olması.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin ilk modern mimari yapılarından olan AKM, 1969 yılından bu yana İstanbul’un önemli sembolik mekânlarından biri. Beyoğlu’nda bulunan mevcut yapının eskimesi ile eski binadan alınan parçalarla yeni bina inşa edildi. Birçok kültür ve sanat etkinliğine ev sahipliği yapan AKM, uluslararası sanatsal faaliyetlere de ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Artvin Çoruh şehir yerleşkesinde 4 bin 500 metrekare alan üzerine inşa edilen kütüphane, üç kitabın bir masa üzerine simetrik olarak konumlandırılmış görüntüsüyle ilgi çekiyor.

  • DUBAİ’DEKİ ARAP KULESİ: BURJ EL-ARAB

    1900’lerin başlarında küçük bir balıkçı kasabası olan Dubai, 1969’da topraklarında bulunan petrol ile ekonomik açıdan güçlü bir konuma ulaştı. Petrolün sağladığı zenginliği yaptığı devasa otel projeleri ile devam ettiren ülke, hızla turizmin en gözde merkezlerinden bir tanesi haline geldi. Uçsuz bucaksız kurak çöl topraklarının denizle buluştuğu noktaları doldurarak inşa edilen adaların üzerine yapılan gökdelenler, birçok ünlü ismin de uğrak adresi oldu. Dünyanın en yüksek gökdelenlerine ve en pahalı otellerine ev sahipliği yapan Dubai’nin, en çok ziyaret edilen oteli Burj el-Arab’ın detaylarına yazımızda ulaşabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1994 yılında yapımına başlanan ve 5 yıl süren yoğun çalışmanın ardından 1999 yılında kapılarını açan dünyanın en dikkat çekici otellerinden biri olan Burj el-Arab, “Arap Kulesi” anlamına gelse de yelkenliye benzeyen mimari tasarımı sebebiyle “Yelken Oteli” olarak anılıyor. Otelin üzerinde bulunduğu yapay adanın inşaat çalışmaları bile üç sene sürdü ve tüm dünyanın gündemini uzun bir süre meşgul etmeyi başardı. Otelin ana kara ile olan tek bağlantısı ise kıvrımlı bir köprü…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Otelin mimari tasarımı “Dhov” adı verilen geleneksel Arap teknelerini andırıyor. Dünyanın ilk yedi yıldızlı oteli olma özelliğine sahip yapının denizden yüksekliği 321 metre. Dikkat çekmek için çeşitli etkinliklerin düzenlendiği otelin terasında Roger Federer ile Andre Agassi’nin tenis maçı oynamışlığı bile var.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Konaklamanın yanı sıra günü birlik gezilerle de ziyaretçilerini ağırlayan otelin iç mekân dekorasyonunda en seçkin malzemeler tercih edildi. Otelin bazı kısımlarında 24 ayar altın kaplamalar kullanıldı. Güney Afrika ve Hindistan’dan sipariş edilen özel kilim ve halılar ile zeminin döşendiği otel odalarının avizeleri ise İngiltere’den… Deniz ürünleri konusunda iddialı iki restoranın bulunduğu otelde, okyanusun içindeymiş gibi hissettiren, duvardan tavana devasa akvaryum bulunuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Burj el-Arab’ın dış yüzeyi hem mevcut ağırlığını azaltmak hem de sıcak havanın sirkülasyonunu sağlamak amacıyla büyük bez kumaşlarla inşa edildi. Bu yönüyle de geceleri projektörlerle aydınlatılan dış yüzeyde değişik renk figürler oluşuyor. Yapının 7.315 metrekarelik orta avlusu ise dünyanın en büyük orta avlusu unvanını elinde tutuyor. Ayrıca kaleydoskop etkisi yaratan su akışına sahip yapay şelalesinde hava karardıktan sonra gerçekleşen ışık şovu görülmeye değer…

  • DÜNYACA ÜNLÜ MİMARLAR VE ÜNLÜ ESERLERİ

    Ülkemizde her yıl 9 Nisan günü, Mimar Sinan’ı Anma ve Mimarlar Günü olarak kutlanmaktadır. Kayseri’nin Ağırnas köyünde doğan, genç yaşında Yeniçeri Ocağı’na katılan Sinan, neredeyse 100 yıla uzanan yaşamını tamamladığında kariyerinin zirvesine ulaşmış, adını ve eserlerini miras bırakmıştı. Sanatçının eserleri, İstanbul başta olmak üzere ülkemizin farklı şehirlerinde hayranlık uyandırmaya devam ediyor. Tarih boyunca dünyanın dört bir tarafında yetişmiş ünlü ve yetenekli mimarlar bulunmakta… Gelin öne çıkanları isimleri ve eserlerini analım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yaşadığı 16. yüzyıla damgasını vuran, Osmanlı’da Kanuni Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murat dönemlerinde imparatorluğun baş mimarı olarak görev yapan, kariyeri boyunca camiden medreseye, köprüden kervansaraya, köşk ve saraydan imaret ve darüşşifaya pek çok yapı türünde 350’den fazla eser veren Mimar Sinan, namıdiğer Koca Sinan, ustalık eseri olarak Selimiye Camii’ni göstermiştir. Edirne’de yer alan eser, 2011 yılında UNESCO tarafından Dünya Mirası olarak tescil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Mimar Sinan’ın çağdaşı olarak 1508-1580 yılları arasında yaşayan İtalyan mimar Andrea Palladio, özellikle sonraki yüzyıllarda Batı’da en çok örnek alınan mimar olarak gösterilmektedir. Genel bir tanımla Antik Yunan ve Roma resmî tapınak mimarisinin simetri ve perspektif değerlerine dayanan üslubu, 17. yüzyıldan itibaren Palladyan mimari / Palladyanizm ismiyle uygulanmaya başlandı. Ünlü eserleri arasında, inşa ettiği 20’den fazla villadan biri olan ve farklı isimlerle de anılan, Vicenza şehrinin hemen dışındaki Villa La Rotonda da bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1852-1926 yılları arasında yaşayan ve Art Nouveau akımının İspanya’daki öncüsü olarak kabul edilen Antoni Gaudi, tasarladığı birbirinden fantastik yapılarıyla dikkat çeker. Büyük bir bölümü Barselona şehrinde inşa edilmiş bu yapılar, günümüzde dünyanın her yerinden turistleri kendisine çekmektedir. Farklı mimari unsurların büyük bir bahçe içinde bir araya getirilmesiyle oluşan ve yapımı 1900-1914 yılları arasında devam eden Park Güell, en popüler yapıtları arasında bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1852 yılında henüz 40 yaşındayken hayata veda eden İngiliz mimar Augustus Pugin, çok sayıda kilise ve katedral inşa ettiği için “Tanrının Mimarı” olarak anılıyordu. Neo-Gotik üslubun öncülerinden olan Pugin’in en ünlü yapıtları arasında Londra Westminster Kraliyet Sarayı’nın iç ve dış tasarımları bulunmaktadır. Özellikle, saray yapısının bir uzantısı olan Elizabeth Kulesi veya bilinen adıyla Big Ben, Augustus Pugin’in akıl sağlığını kaybedip hayata veda etmesinden hemen önceki son tasarımıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Modern mimarlık tarihinin en önemli isimlerinden biri olan Frank Lloyd Wright (1867-1959) ise mimari yapıların doğa ile uyumlu olmasını ileri sürdüğü tasarımlar ile ortaya koymuş, ilk kez “organik mimari” terimini kullanan kişi olarak bu yaklaşımın ilkelerini oluşturmuştur. Yalın iç mekânlar, geometrik ve düzenli dış cepheler içeren tasarımları arasında, 1935-1937 yılları arasında inşa ettiği ve özel bir mülk olan Şelale Evi de yer almaktadır. Doğal bir şelale üzerindeki kayalık bölgeye oturtulan yapı, Pensilvanya’da yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    20.yüzyılın en başarılı mimarları arasında gösterilen Çin asıllı Amerikalı mimar Ieoh Ming Pei, 2019 yılında 102 yaşında vefat edene dek beton, kaya, cam, çelik malzemeler kullanarak çok sayıda ve farklı türlerde yapılar tasarlamış, Pritzker Mimarlık Ödülü sahibi bir mimardır. Pei’nin, cam ve çelik kullanarak oluşturduğu yapıların en dikkat çekeni Paris’teki Louvre Piramidi’dir. Louvre Müzesi’nin avlusunda bulunan ve müzenin ana girişi olan yapı 1989 yılında tamamlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1950 yılında Irak’ta dünyaya gelen ve 2016’da ABD’de hayatını kaybeden Zaha Hadid, yakın tarihin en ünlü mimarları arasında yer almaktadır. Çoğunlukla kıvrımların, dalgaların, eğrilerin mimarı olarak tanımlanan Hadid, 2004’te Pritzker Mimarlık Ödülü’nü alan ilk kadın mimar olmuştur. Farklı ülkelerde birbirinden farklı tasarımlarla yapılar inşa eden Zaha Hadid’in planlanmış fakat hayata geçmemiş projeleri de bulunmaktadır. Ünlü eserleri arasında Çin’in Pekin kentindeki Wangjing bölgesinde yer alan ve kendine has üç kuleden oluşan Wangjing SOHO gösterilebilir.