Etiket: tarihi yapı

  • IHLAMUR KASRI’NIN BULUŞTURDUĞU TARİH SANAT KÜLTÜR VE DOĞA

    Bahçe içine yapılmış süslü ev, köşk veya küçük saray gibi anlamlara gelen ve Osmanlı’dan günümüze kalan kasırlar, kültür dünyamızın görkemli varlıkları arasında başı çekiyor. Hele de İstanbul’daki kasırlar bulundukları yerde sadece geçmişle değil, yüksek bir estetik anlayışla da aramızda köprü kuruyor. Onlardan biri de Beşiktaş’taki Ihlamur Kasrı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sultan Abdülmecit tarafından yaptırıldılar” title_font_size=”13″]

    III. Ahmet döneminde tersane emini olan Hacı Hüseyin Ağa’ya ait olduğu için Hacı Hüseyin Bağları olarak bilinen mekân sonrasında devlet hazinesine katılmış ve padişahların sık sık uğradığı bir mesire alanına dönüşmüş. Asıl ilgiyi ise Sultan Abdülmecit tarafından görmüş ve yaklaşık 25 bin m2 olan alanın içine kendisi tarafından iki tane kasır yaptırılmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İsimleri Merasim Köşkü ile Maiyet Köşkü’dür” title_font_size=”13″]

    Yaptırılan kasırlardan biri Merasim Köşkü diğeri Maiyet Köşkü adını alır. Sultan Abdülmecit’in av partileri düzenlediği bilinen, yabancı misafirlerini ve bilhassa yazarları, sanatkârları ağırladığı, gösterişli mimarisiyle dikkat çeken köşk Merasim idi. Az ilerisinde bulunan ve daha sade bir üslupla inşa edilen Maiyet ise Sultan’ın maiyeti, bazen de haremi tarafından kullanılmaktaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Merasim Köşkü, Ihlamur Kasrı olarak bilinen yapıdır” title_font_size=”13″]

    Fransız şair Lamartine, Sultan Abdülmecit’in konuğu olarak ziyaret ettiği bu geniş alanı sonradan şöyle tasvir etmiştir:

     

    “…Binanın karşısındaki bahçede güzel yemiş ağaçları ile bu vadiye ismini veren büyük ıhlamurlar vardı. Köşke çıkan üç basamaklı merdivenin önünde, yasemin dallarını aşamayan küçük bir fıskiye, tatlı bir şırıltı ile mermer havuza dökülüyordu. Ihlamur padişahın en sevdiği köşktür, burada dinlenir ve mütalaa eder.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mimarisi Dolmabahçe Sarayı ile benzerlikler gösterir” title_font_size=”13″]

    Kasırların yapıldığı dönem 1849-1855 arasıdır. Yani bu sırada Dolmabahçe Sarayı’nın inşası da tüm hızıyla sürmektedir.  Ve kasırların mimarı Dolmabahçe Sarayı’nı da inşa etmek olan Balyan Ailesi mensuplarıdır. Özellikle Merasim Köşkü’nün çiçekler, yapraklar, deniz kabukları, vazolardan oluşan dış cephe bezemelerinin Dolmabahçe Sarayı ile benzerlik göstermesi dikkat çekicidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ihlamur Kasrı’nı eşsiz hale getiren yemyeşil büyük bahçesidir” title_font_size=”13″]

    İki yapı da subasman adı verilen bir yapı eteği üzerinde yükselir ve ikisine de çift kollu merdivenlerle giriş yapılır. Maiyet Köşkü’nün dış cephesi daha yalın fakat 19. yüzyıl Batı’sından esinlenen iç dekorasyonu bir o kadar gösterişlidir. Kasırları eşsiz hale getiren asıl detay ise içinde yer aldığı büyük bahçesidir. Mevsimine göre manolyaların, lalelerin açtığı, ıhlamur kokularının sardığı bahçe, ördeklerin yüzdüğü süs havuzlarıyla cazibesini artırır. Kış aylarında yapraklarını döken çoğu ağaç baharın gelmesiyle canlanır ve şehrin orta yerinde yeşilin hâkim olduğu, kuşların cıvıldadığı bir vahaya, tarihin ve doğanın gölgesinde huzurlu vakit geçirmenin eşsiz adreslerinden birine dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Padişahların uğrak yerini ziyaret etmek mümkün” title_font_size=”13″]

    Sultan Abdülmecit’in ölümünden sonra azalarak da olsa ilgi göstermeyi süren kasırda Sultan Abdülaziz’in güreş törenleri yaptırdığını, V. Mehmet Reşat’ın Bulgar ve Sırp Krallarını ağırladığını kaynaklardan biliyoruz. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra bir süre atıl kalan alan daha sonra TBMM’ne bağlanmış, çeşitli evrelerden geçerek bugünkü halini almıştır. Günümüzde Merasim Köşkü müze olarak, Maiyet Köşkü kafe olarak ve bahçe alanı dinlenme-gezi bölgesi olarak halkın ziyaretine açık bulunmaktadır. Girişin ücretli olduğu mekânda müze bölümünü sesli rehber eşliğinde gezebiliyor veya sadece kafe ve bahçe hizmetlerinden faydalanabiliyorsunuz.

  • 120 YILDIR AYAKTA OLAN KASTAMONU HÜKÜMET KONAĞI

    Ülkemizin pek çok şehrinde Osmanlı döneminde inşa edilmiş tarihi ve mimari değere sahip hükümet konakları bulunuyor. İçlerinde en çok dikkat ve turist çekenlerin başında ise Kastamonu Hükümet Konağı geliyor. Günümüzde yapılış amacına uygun bir biçimde, yani hâlâ hükümet konağı olarak kullanılan yapıyı çevresiyle birlikte ele aldık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mimarı Vedat Tek’tir” title_font_size=”13″]

    Daha önce yerinde yine hükümet konağı olarak kullanılan ahşap bir yapı vardır ve yıkılarak, projesini Vedat Tek’in hazırladığı bir konak inşa edilir. Bildiğiniz gibi Vedat Tek daha sonra Cumhuriyet dönemi 1. Ulusal Mimarlık Akımı öncülerinden olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dönemin kamu binaları için bir model” title_font_size=”13″]

    Usta mimar, kesme taşlardan oluşan üç katlı dikdörtgen planlı kâgir yapının dış duvar süslemelerinde Batı klasisizmini, pencere biçimlerinde Osmanlı eklektizmini örneklemiştir. Bu uygulamanın dönemin kamu binaları için bir model oluşturduğu ifade edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Abidevi yapının açılışı özel bir günde yapılır” title_font_size=”13″]

    Konağın sade mimarisine karşılık anıtsal bir duruşu vardır. Bu durum eğimli bir arazinin üst tarafına önüne merdivenler eklenerek inşa edilmesine bağlanır, diğer bir anlatımla tüm meydana hâkim oluşu yapıyı abidevi bir hale getirmiştir. Bu önemli yapının açılışı da önemli bir zamana denk getirilir ve Sultan Abdülhamit’in tahta çıkışının 25. yıl dönümünde dönemin valisi tarafından yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Açılışı o dönem kayıtlara şöyle geçer:” title_font_size=”13″]

    “Kutlamalar için kentte her taraf al-yeşil sancaklarla tezyin edilmiş, kaleden top atışı yapılırken, mızıkanın selam havası çalması ve kurbanların kesilmesinin ardından yeni Hükümet Dairesi binası Vali Enis Paşa tarafından hizmete açılmıştır.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cumhuriyet Meydanı’nda Milli Mücadele’nin izleri vardır” title_font_size=”13″]

    Hükümet Konağı’nın hemen ön tarafından başlayan Cumhuriyet Meydanı Milli Mücadele’yi anlatan anıtlarıyla ünlüdür. Mustafa Kemal’in Milli Mücadele dönemine ait şu sözünü hepimiz biliriz: “Gözüm Sakarya’da kulağım İnebolu’da…” Konağın merdivenlerinin biraz aşağısında konumlanan anıtta da Mustafa Kemal ile İnebolu’dan Ankara’ya kağnıyla cephane taşıyan Şerife Bacı tasvir edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mekânsal ve mimari açıdan çevresiyle bütünleşmiştir” title_font_size=”13″]

    Kastamonu Hükümet Konağı mekânsal ve mimari açıdan çevresiyle bütünleşen bir yapıdır. Ön tarafında meydan olan yapının diğer üç tarafı Kastamonu Rektörlüğü, İl Genel Meclisi, Yazma Eserler Kütüphanesi gibi mimari değeri olan kamu binalarıyla çevrelenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hükümet Konağı’nı görenler illa ki saat kulesine de çıkıyor ” title_font_size=”13″]

    Konağın sol tarafından kıvrılan kısa yolun sonu uzun bir merdivene sonunda da 1885 yılında Vali Abdurrahman Paşa tarafından yapılan saat kulesine çıkıyor. 12 metre yüksekliğindeki kulenin tepesinde 136 yıldır her saat başı çalan bir de çan bulunmakta. Saat kulesinin şimdiye kadar 20’den fazla bekçisi olmuş. Elbette, Hükümet Konağı, Cumhuriyet Meydanı ve şehre hâkim bir noktada konumlanmış olması onu daha da kıymetlendiriyor.

  • ANKARA KALESİ: ŞEHRİN TARİHİ, KÜLTÜREL, TURTİSTİK SİMGESİ

    Dünyanın neresinde olursa olsun kalın surları, yuvarlak veya köşeli burçları, yüksek kuleleri, devasa kapıları ve kapladıkları geniş alanlarla en dikkat çeken tarihi yapılardır. Topraklarımız da bir tepede, dar bir boğazda ya da deniz kıyısında konumlanmış birbirinden ihtişamlı kalelere sahne olmuş. Onlardan biri de başkentimizin adeta simgesi haline gelmiş olan Ankara Kalesi’dir. Bu görkemli simgeyi biraz daha yakından tanıyalım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”360 Derecelik Şehir Manzarası” title_font_size=”13″]

    Ankara’nın Altındağ ilçesinde bulunan kale, yerden 110 metre yüksekte yer alıyor. Bu konumu aynı zamanda onu şehir manzarasına da hâkim kılan önemli bir özelliği. Ankara Kalesi’nin surları şehirde gün doğumu ve gün batımlarının izlenebileceği en doğru adreslerden biri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”En Az 2000 Yaşında” title_font_size=”13″]

    Hangi medeniyet tarafından inşa edildiği net olarak bilinmese de, MÖ 280-274 yılları arasında Ankara ve çevresinde yerleşim süren Galatlar döneminde kalenin var olduğu biliniyor. Bu bilgi de kalenin en az 2000 yaşında olduğunu ortaya koymakta. Hititler döneminde yapıldığı ise rivayetler arasında geçiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hem Yerleşim Hem Savunma Alanı” title_font_size=”13″]

    İç kale ve dış kale olarak iki bölümden oluşan yapı, eski dönemlerde dış surlar aracılığıyla yaşam alanını da çevreleyen bir konumdaymış. Aslî görevi ise birçok kale gibi saldırılara karşı savunma alanı oluşturmak, mühimmat deposu olarak kullanılmak olmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”50’den Fazla Kuleye Sahip” title_font_size=”13″]

    Dış kalede yaklaşık 20 adet, iç kalede ise 42 adet kule bulunur. İç kaledeki kulelerin yüksekliği 14-16 metre arasında değişmektedir. Bozulmadan günümüze kadar gelen ve 43 bin m2’lik bir alanı kaplayan iç kalenin dış kapı ve hisar kapısı olmak üzere iki büyük kapısı bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Evliya Çelebi’nin Gözlerinden Ankara Kalesi” title_font_size=”13″]

    “Ankara’nın yüksek bir dağın tepesine dört kat beyaz taştan yapılmış sağlam bir kalesi vardır. Kale iç içe üç kat surlarla çevrilidir. İç kalenin çevresi kayalıktır. Bu yalçın kayalardan kaleye tırmanmak çok zordur. İç kalede toplar, çeşitli silahlar, cephane ve 600 ev bulunur. İç Kale aşağılarda ikinci sıra surlarla çevrilidir. Dağın eteklerinde ise üçüncü sıra dış surlar yer alır. Bu dış surlarla tüm kent güvenlik altına alınmıştır.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çok Kez Onarımdan Geçirilmiş” title_font_size=”13″]

    Ankara Kalesi Romalıların, Bizanslıların, Selçuklu ve Osmanlıların kullandığı dönemde birçok onarımdan geçirilmiştir. Hatta Bizans döneminde saldırılar karşısında tahrip olan kaleyi onarmak için Roma anıtlarının bazı enstrümanları kullanılmıştır ve kalenin günümüze ulaşan kısımlarında sütun başlıkları, heykel gibi unsurlara yer yer rastlanabilmektedir.

  • BODRUM KALESİ’NDEN MERHABA!

    Rivayet o ki adı Bodrum’la özdeşleşen ünlü roman ve hikâye yazarımız Cevat Şakir Kabaağaçlı, namıdiğer Halikarnas Balıkçısı, ne zaman Bodrum’a gitse önce Bodrum Kalesi’ne uğrar, yüksek sesle bir “Merhaba” dermiş. Biz de Muğla’nın Bodrum ilçesi Çarşı mahallesinde yer alan tarihi kaleye bu sayfa ile “merhaba” diyeceğiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    15. yüzyılda yapımına başlanan Bodrum Kalesi’ni, farklı bölümlere yaptıkları dokunuşlarıyla İtalyan, Fransız, Alman ve İngilizler inşa ettirmiş. Peki ne için dersiniz? Sınırlarını üç kıtada genişletmekte olan Osmanlı İmparatorluğu karşısında St. Jean Şövalyeleri adına güvenli bölge oluşturmak için.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1402-1522 yılları arasında Şövalyelerin kontrolü altında kalan kaleyi 1523 yılında Osmanlı İmparatorluğu ele geçirmiş. Bodrum Kalesi, Rodos’un fethinin sonuçlarından biri olarak Osmanlı egemenliğine girmiş ve Cumhuriyet’e kadar da yani tam 400 yıl Osmanlı kontrolünde olmuş. Birinci Dünya Savaşı sırasında kısa süre İtalyanların hâkimiyetine girdiyse de bu çok kısa sürmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Genel hatlarıyla kare planlı olan yapının dikkat çeken mimari özelliklerinden biri, yedi kapı geçilerek ulaşılan iç kalesindeki kulelerdir. Her kule farklı bir milletin adını taşır İtalyan Kulesi, İngiliz Kulesi, Alman Kulesi gibi… 47,5 metrelik Fransız Kulesi ise en yükseğidir. Yapının çeşitli yerlerinde haç, ejder, aslan figürleri de görülebilir, Osmanlı tuğrası da…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Özellikle 19. yüzyıl sonlarında eklenen yapılar ile Osmanlı mimarisinin izleri daha fazla görünür hale gelmiştir. Bodrum Kalesi, tarihi süreçte askeri üs olarak kullanılmış, hapishane olarak işlev görmüş, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra 40 yıl boş kalmıştır. Hatta savaş sırasında Fransız savaş gemisinden açılan ateş sonucunda kimi bölümleri hasar da görmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    20. yüzyıl ise Bodrum Kalesi’nin olabilecek en güzel şekilde halkla buluştuğu dönem olmuştur. Müze olarak ziyarete açılan tarihi eser, denizin kıyısında denizde yaşanan hikâyelerin haber verildiği bir mekâna dönüştürülmüş, Sualtı Arkeoloji Müzesi adıyla hizmet vermeye başlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nin koleksiyonları arasında konuya meraklı olanların mutlaka görmesi gereken eserler yer alıyor. Uluburun Batığı, Doğu Roma Gemisi, Amfora Sergisi, Sikke ve Mücevherat Salonu, Cam Batığı Salonu onlardan bazıları. Kale sınırları içindeki açık alanda da pek çok eser sergileniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi 1995 yılındaki Avrupa’da Yılın Müzesi Yarışması’nda Özel Övgü Ödülü’nü aldı. Eğer Bodrum’a, hatta Muğla’nın herhangi bir bölgesine yolunuz düşerse programınızda mutlaka bu mekân için de yer açın ve hem tarih konularında zenginleşin hem de olağanüstü bir manzaraya Bodrum Kalesi’nden “merhaba” deyin.