Etiket: roman

  • SİZ HANGİ ROMAN TÜRÜNÜ DAHA ÇOK SEVİYORSUNUZ?

    Bir romanı okumak için elimize aldığımızda bambaşka bir dünyanın kapısından içeri girmek üzere olduğumuzu biliriz. O dünya bizi bazen geleceğe bazen geçmişe götürürken bazen de yaşadığımız döneme mıh gibi sabitler. Yeryüzündeki bambaşka yerlere hatta bazen de hiç var olmamış adreslere ışınlanır zihnimiz. Gerçekte ne yaşıyor olursak olalım satırlarda yazanlar duygu durumumuzu bile şekillendirir, gülerken ağlamaya ağlarken gülmeye başlayabiliriz. Bu edebi ürünler böyle büyülü bir güce sahiptir işte. Peki siz aşağıdaki roman türlerinden genellikle hangisinde kaybolmayı daha çok tercih edersiniz?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • TÜRK EDEBİYATI’NIN ÜNLÜ KADIN KARAKTERLERİ

    Romanlarda gerek ana karakter gerekse yan karakter olarak iz bırakmış kadınları Kültür ve Yaşam’da ağırlıyoruz. İçlerinde, kitabı okuduğunuz için tanıdık bir yüz gibi hatırladıklarınız olacaktır elbette ama daha önce hiç tanışmadıklarınız da olabilir. Siz de bilirsiniz ki ünlü edebiyatçıların kaleminden çıkan bu kitapları okumak için hiçbir zaman geç değil…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Feride, ağaç tepelerinden inmediği için Çalıkuşu lakabı takılan tez canlı, hareketli ve neşeli, aynı zamanda Kamran’la en fazla nişanlılığa kadar uzanıp hayal kırıklığı ile noktalanan ilişkisinde duyduğu sevgiyi göstermek yerine hırçın, inatçı ve alaycı tavırlar sergileyen bir karakterdir. İstanbullu zengin bir ailenin kızı olan Feride anne-babasını kaybedince Anadolu’nun köylerinde öğretmenlik yapmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cemal Bey’in kızı Handan yabancı dil ve piyano eğitimleri alırken felsefe, sosyoloji gibi alanlara da ilgi duyan eğitimli bir karakterdir. İlgilendiği ilk erkek olan Nazım’la soğuk bulduğu için evlenmeyi reddeden Handan, kendisinden yaşça büyük ve zengin Hüsnü Paşa ile evlenir. Evliliğini ve diğer tüm konuları, kardeş gibi büyüdüğü Neriman’ın kocası Refik Cemal’e mektuplar yazarak anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Maria Puder, Raif Efendi’nin Almanya’da bir sergide görüp âşık olduğu Kürk Mantolu Madonna portresinin ta kendisidir. Puder, Atlantis isimli gece kulübünde keman çalıp şarkı söyleyen, görüp tecrübe ettikleri nedeniyle aşka olan güvenini ve tutkusunu kaybetmiş bir karakterdir. Tesadüf eseri yolu Raif Efendi ile kesiştiğinde ise kaybettiği tutku ve güvene yeniden kavuşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Suat, maddi ve manevi gösterdiği tüm ilgiye rağmen aynı karşılığı göremediği Süreyya ile evlidir. Mutlu olabilmek için babasından para isteyip yalı kiralaması dahi Süreyya’dan ilgi görmesine yetmemiştir. Bir süre sonra evliliğinin bu şekilde konumlandığını kabul eden Suat, sık sık ziyaretlerine gelen, Süreyya’nın halasının oğlu Necip ile duygusal bir yakınlaşmaya girer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Mebrure, Manisa’da babasıyla yaşayan adı gibi erdemli bir kızdır. Fakat mütareke yıllarında babasını kaybetmiştir ve onu bulmak için İstanbul’a gelir, Mustafa Efendi’nin konağında kalmaya başlar. Konağın çocukları gibi alafranga yaşam özentisi yoktur, tek amacı babasını bulmaktır. Ne var ki Mebrure’nin parası da yoktur ve kendisine rahatsızlık derecesinde ilgi gösteren konağın oğlu Behiç’le zaman zaman evlenmeyi de düşünür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bihter, şaşaalı yaşam takıntısı olan annesi Firdevs’in etkisinde kalan ve yetiştiği dünyada kendisinden beklenildiği gibi davranan genç bir kadındır. Zenginliğinden şüphe duyulmayan, yaşça bir hayli büyük Adnan Bey’in evlilik teklifini kabul ederek de yine gerektiği gibi davrandığını düşünür. Evlendiği adamın kızı Nihal ile girdiği rekabet, aşka ihtiyacı olduğunu düşünerek kocasını aldatması onu baş etmekte zorlanacağı olayların içine çeker.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Amerikan Kız Koleji’ni bitirerek eğitim almaya Paris’e giden Aylin, Arap Prensi Senusi ile evlenerek prenses olur fakat evliliğine ihanet eder. Olayın ardından Türkiye’ye ve oradan da Avusturya’ya gider. Burada tıp eğitimi aldığı sırada Jean Pierre ile evlilik yapar ve sonuç yine ayrılıktır. Amerika’ya giderek ünlü bir psikiyatrist olan Aylin orada da Mişel ile evlenir ve ayrılır. Aylin’in hikâyesi Amerika’da albay rütbesi ile subay olup orduda görev yapmaya kadar uzanır. Yazarın tabiriyle o, “deli fişek” bir karakterdir.

  • Osmanlı Döneminde Geçen 7 Roman

    Osmanlı Döneminde Geçen 7 Roman

    Kurgusunun odağına belli bir dönemi alan romanlardan edinilen bilgileri her ne kadar teyit etmek gerekliyse de, o dönemi bir edebiyatçının dilinden okumaktan daha keyiflisi olamaz. Kültür ve Yaşam sayfasına, kimi Osmanlı kimi Cumhuriyet döneminde yazılmış ama hikâyeleri Osmanlı’da geçen romanları taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Halide Edib Adıvar’ın 1912 yılında yayımlanan romanı Handan, II. Abdülhamit döneminde geçer. Kitap mektuplardan oluşur ve olay örgüsünü karakterlerin birbirlerine yazdıkları bu mektuplardan öğreniriz. Handan; evlilik, aşk ve kadın psikolojisi üzerine okuma yapmak isteyenler için önemli yapıtlar arasında gösterilmekte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı roman

    Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun 1956’da yayımlanan son romanı Hep O Şarkı’nın geçtiği dönemler Abdülaziz, V. Murat ve Abdülhamit’in tahtta olduğu dönemlerdir. Yaşamında 50 yılı geride bırakmış Münire Hanım roman boyunca bize yarım kalan ama bir türlü küllenmeyen aşk hikâyesini anlatır. Olayların yaşandığı yer ise Osmanlı dönemi İstanbul’u ve konaklarıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Günümüze yakın bir tarihte, 2007 yılında yayımlanan Suskunlar İhsan Oktay Anar’a ait bir romandır. Osmanlı İmparatorluğu’nda geçen hikâyede ana konuyu “musiki” oluşturur. Dönemin musiki anlayışı hakkında bilgiler de veren kitapta bolca Osmanlıca kelime bulunuyor. Buna karşılık sürükleyici kurgusu sayesinde bir çırpıda okuyabileceğiniz kitaplar arasında sayabiliriz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    “Dorya gününün belli başlı deniz kurtlarındandı. Fakat Uluç Ali onun gibi otuz tanesini cebinden çıkarabilecek bir adamdı.” Bu alıntı Cevat Şakir Kabaağaçlı’nın Halikarnas Balıkçısı mahlasıyla yazdığı Uluç Reis romanından… 1962 yılında yayımlanan kitapta, 1500 ile 1587 yılları arasında yaşamış Türk denizcisi Kılıç Ali Paşa’nın yani Uluç Reis’in hayatı anlatılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Yaşar Kemal’in “Kimsecik” üçlemesini oluşturan kitapları Yağmurcuk Kuşu, Kale Kapısı ve Kanın Sesi’dir. Serinin ilki olan ve 1980 yılında yayımlanan Yağmurcuk Kuşu I. Dünya Savaşı döneminde geçer. Kitapta Van’dan göçerek Adana’ya yerleşen ailenin göç yolculuğu anlatılmaktadır. Serinin ikinci kitabı 1985, üçüncü kitabı ise 1991 yılında yayımlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    Zehra; Nabizâde Nâzım’ın ilk defa 1894’te Servet-i Fünun isimli dergide yayınlanan romanıdır ve Türk Edebiyatı’nın ilk psikolojik roman denemesi olarak kabul edilir. Kitapta İstanbullu bir ailenin ve kızları Zehra’nın hikâyesi konu edilir. 1893 yılında hayata veda eden Nabizâde Nâzım yazdığı romanın dergide tefrika edildiğini ve daha sonra kitap olarak basıldığını görememiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    türk edebiyatı, osmanlı romanları

    1875 doğumlu Mehmet Rauf’un Eylül isimli romanında Osmanlı döneminde yaşanan bir aşk üçgeni konu edilir. Rauf’un kurguladığı hikâyede olayların akışından ziyade ana karakterler Süreyya, Suat ve Necip Bey’in psikolojik çözümlemeleri dikkat çeker. İlk kez Servet-i Fünun’da yayınlanan roman 1901 yılında kitap olarak basılmıştır.

  • Farklı Yazarlar Farklı Kitaplar Farklı Aşk Kabulleri

    Farklı Yazarlar Farklı Kitaplar Farklı Aşk Kabulleri

    “Aşk nedir?” sorusu dünyanın en zor sorularından biri olsa gerek. Kimilerine göre tanımı mümkün olmayan ancak yaşanınca anlaşılabilecek bir olgu aşk. Kimilerine göre kısa süreli bir heyecan dalgası, kimilerine göre ancak uzun süre emek verilirse ayakta kalabilecek bir duygu fırtınası. Aşk kimine göre karna giren sancılar kimine göre içinde uçuşan kelebekler. Zaten sorunun zorluğu da burada. Hani neredeyse insan sayısı kadar aşk tarifi var. Ve bu sayfadaki alıntılarda da aşkın farklı kalemlerdeki farklı yansımalarını göreceksiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Bilim Adamının Romanı: Mustafa İnan, Oğuz Atay” title_font_size=”13″]

    “Zaten bu büyük âlemde kendimizi ayrı ayrı düşünecek olsak mutlak değerimiz sanki nedir. Eğer birimizin bir kıymeti varsa, o da diğerinin ona verdiği değerdir. Aşk muhakkak derin bir dostlukla başlar.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Korsan Çıkmazı, Nezihe Meriç” title_font_size=”13″]

    “…Bir de aşk var. Kadınla erkeğin birbirini tamamlayışı diyelim. Aşkı bu sevmeden ayırıyorum. Aşk! Peki! Bir kadın gerekli erkek için, kadın için de bir erkek. Bence bu, insanın doğmuş bulunması gibi doğal bir şey. Bütünlenmek dersek, uzun tanımlamalardan kurtuluruz. Çevremizde olup biten düzensizlikler önce buradan başlıyor.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Delinin Anıları, Gustave Flaubert” title_font_size=”13″]

    “İnsan çocukken aşka dair o kadar fazla şey okumuş oluyor, aşk sözcüğü kulağına öylesine güzel geliyor, âşık olmayı öylesine çok düşlüyor, onca romanı, onca piyesi okurken yüreğini heyecanla titreten bu duyguya sahip olmayı öylesine fazla istiyor ki karşısına çıkan her kadının ardından aynı soruyu soruyor kendine: Aşk bu değilse nedir?”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Şairin Romanı, Murathan Mungan” title_font_size=”13″]

    “Aşka hazır olmayanlar aşka tutulduklarında ne yapacaklarını tam olarak bilemezler. Onların aşkında kaçınılmaz sonu hazırlayan tuzaklar çok daha kolay barınır. Her ne kadar aşk genç̧ kalplerin işi olsa da, aşkı yaşamak tecrübeyle kazanılmış̧ donanım ister. Gençken kolay sahip olunamayacak bir donanım. Nasıl yaman bir çelişki değil mi?”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Jurnal, Cemil Meriç” title_font_size=”13″]

    “Aşkın bir oyun olduğunu kabul etmiyorum. Aşk bir teslimiyettir, bir eriyiştir. Yeniden doğmak için uyanıştır. Aşkın bütün sırrı iki kelimede: Varlığından soyunmak. Aşk için ya hep vardır, ya hiç. Sen hep misin, hiç misin? Bu iş ters başladı. Belki anlamadığın ve anlamayacağın bir dili konuşuyorum. Bu dili anlayan kaldı mı ki?”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Romantika, Turgut Özakman” title_font_size=”13″]

    “Sen de çok da iyi bilirsin ki aşk denilen şey biyolojik bir olay. Ama ozanlar bu basit olguyu süsleyip püslediler, insanlığa olağanüstü bir olaymış gibi yutturdular. Neyse ki aşk, yirminci yüzyılda bir makinenin altında kalıp öldü de bu büyük yutturmaca sona erdi. Her yeni aşk romanı, aşk için yazılmış bir mezar taşıdır. Mezar taşını kim okur dostum?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”On Üç Günün Mektupları, Cemal Süreya ” title_font_size=”13″]

    “Düşünüyorum da aşk sözcüğünü de biraz eksik buluyorum, şu senle ben arasındaki ilişkiye. Daha büyük, daha sağlam bizimki. Aşk onun içinde sadece bir kısım galiba. Ötesinde aşkla birlikte ama yer yer, zaman zaman onu aşan başka duygular, başka esriklikler, başka baş dönmeleri de var bizde. Seni seviyorum ve senin için her şeyim. Beni seviyorsun ve benim için her şeysin. Bir insan için şu kısa hayatta bundan daha büyük ne olabilir ki. Acaba Mecnun Leyla’yı elde edip onunla evlenseydi, Ferhat Şirin’e kavuşsaydı, aradan bu kadar yıl geçtikten sonra bizim birbirimize olduğumuz gibi tutkun olabilir miydi? Yangın olabilir miydi? Sen ne dersin buna?”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kolera Günlerinde Aşk, Gabriel Garcia Marquez” title_font_size=”13″]

    “Aşkın her şeyden önce bir doğa vergisi olduğunu söyleyerek savunuyordu kendini, ‘insan ya bunu bilerek doğar ya da hiçbir zaman öğrenemez,’ diyordu.”

  • ROMANLARI BAŞLATAN GİRİŞ CÜMLELERİ

    ROMANLARI BAŞLATAN GİRİŞ CÜMLELERİ

    Öyle romanlar var ki adını yazarıyla birlikte tarihe büyük harflerle yazdırmıştır ama ilk cümlesi arkadan gelenleri okumadan bir anlam ifade etmez, zaten illaki anlam ifade etmesi de beklenmez. Oysa aşağıda okuyacağınız 8 giriş cümlesi tek başına da insanı düşüncelere daldırabilecek türden… Bu kitapları okumuş olabilirsiniz, bütün konusuna hâkim olabilirsiniz ama o ilk cümle muhtemelen şu an hafızanızda değildir. Kim bilir, belki de hafızanızdadır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • FARKLI NEDENLERLE YARIM BIRAKILMIŞ ROMANLAR

    Heyecanla seyrettiğiniz, sonunu merakla beklediğiniz bir film düşünün… Tam sona yaklaşmak üzereyken ekran birden kararsa ne hissedersiniz? Yarım kalan romanlar da insanda böyle bir duygu bırakır mı dersiniz? Ya da şöyle soralım… Siz hiç yarım bırakılmış bir roman okudunuz mu? Soruyu okumak bile iyi hissettirmemiş olsa gerek… Ne var ki tarihte, yazımı yarım kalmış roman yok değil. Hangileri olduğunu öğrenmek için okumaya devam edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ahmet Hamdi Tanpınar’ın, Behçet Bey karakterine yer verdiği Mahur Beste romanı, zannedildiği gibi yazarın vefatıyla yarım kalmış bir roman değildir. Tanpınar, romanında Behçet Bey’in hikayesini özellikle yarım bırakmış ve okuyucuya yarım bırakılmış duygusu vermiştir. Mahur Beste, Huzur ve Sahnenin Dışındakiler kitapları ile “üçleme” oluşturur ve serinin ilk kitabıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Hepimiz J. R. R. Tolkien’i Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit kitaplarıyla tanıyoruz. Silmarillion ise bu kitaplarda geçen hikâyelerin arka planını anlatan özel bir kurguya sahiptir. Yazarın ölümüyle yarım kalan roman, oğlu Christopher Tolkien ve ona yardımcı olan Guy Gavriel Kay tarafından tamamlanabilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    En trajik yarım kalma öyküsü Albert Camus’nün İlk Adam kitabına aittir. Çünkü bu kitap Camus’nün otobiyografisini içerir ve yazarın trafik kazası geçirerek hayatını kaybetmesi yüzünden yarım kalır. Kitabın taslak sayfaları kazaya yakın bir yerde bulunur. Eser, 1995 yılında ve yarım kalan haliyle, yazarın kızı tarafından yayımlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Oğuz Atay’ın, bir üniversitede geçen olaylar ile bir profesörün o olaylara yaklaşımını konu edindiği Eylembilim kitabı, yazarın 1977 yılındaki vefatının ardından, sadece 40 sayfa olarak bulunmuştu. 1987 yılında Günlük isimli kitabının sonuna eklenerek yayımlandı. Bundan 11 yıl sonra, yazarın kızı Özge Atay’a isimsiz bir posta ile kitabın 74 sayfası daha ulaşınca, 1998 yılında bu kez tamamlanmış olarak basıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı romancı F. Scott Fitzgerald’ın 1930’ların Hollywood’unu anlattığı kitabı Son Patron, yazarının ölümüyle yarım kalan kitaplardan biridir. Fitzgerald’ın 1940 yılında hayatını kaybetmesinden bir yıl sonra, yayımcısı tarafından notlarından derlenerek kitaplaştırıldı ve basıldı. Son Patron, 1976 yılında Elia Kazan tarafından sinemaya da uyarlandı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yarım kalan bir roman da 1835-1910 yılları arasında yaşayan Amerikalı yazar Mark Twain’e ait. Nikolaus, Seppi ve Theodor isimli üç arkadaşı ve karşılarına çıkan bir yabancıyı merkezine alarak, iyilik ve kötülük kavramlarını işleyen Twain’in Gizemli Yabancı isimli kitabı, yazarın ölümünden sonra yayımlanabilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sanditon, 1817 yılında hastalık nedeniyle hayatını kaybeden İngiliz roman yazarı Jane Austen’un yarım bıraktığı romanıdır. Yazar, yaşadığı dönemdeki hastalık ve hasta olma olgularını kitabında alaycı bir üslupla ele almıştır. Bu kitap Jane Austen’ın ölümün ardından, yazarın stilini taklit eden farklı yazarlarca tamamlandı ve birkaç versiyon halinde satışa sunuldu.

  • SERVER BEDİ ADIYLA ONLARCA ROMAN YAZAN PEYAMİ SAFA’DAN ALINTILAR

    Türk Edebiyatı’nın üretken isimlerinden Peyami Safa, gazete ve dergilerde sanattan felsefeye, politikadan kültür ve medeniyete çeşitli konularda yüzlerce yazı kaleme almış, hikâye ve şiirler yazmıştır ama literatürde en çok romancılığı ile öne çıkmıştır. Ünlü “Cingöz Recai” tiplemesinin de yaratıcısı olan Peyami Safa, 140’a yakın romanını annesi Server Bedia’nın adından türettiği Server Bedi takma ismiyle yazmıştır. 1899 ile 1961 yılları arasında yaşamış edebiyatçımızın romanlarından tadımlık alıntıları aşağıda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 7 Maddede Reşat Nuri Güntekin Eserlerinden Uyarlanmış Filmlerin Afişleri

    7 Maddede Reşat Nuri Güntekin Eserlerinden Uyarlanmış Filmlerin Afişleri

    Bütün dünyada olduğu gibi ülkemizde de edebiyat eserleri sinema için bir hazine niteliğinde ve geçmişten bu yana birçok eser beyaz perdeye aktarılmış durumda… Aşağıda listelediğimiz afişler ise Reşat Nuri Güntekin’in eserlerinden uyarlanmış sinema filmlerine ait… Roman ve hikâyelerinde dönemine ait insan ilişkilerini gerçekçi bir üslupla dile getiren yazarımızın eserleri bakın hangi yönetmen ve oyuncuların elinde hayat bulmuş…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çalıkuşu” title_font_size=”13″]
    reşat nuri güntekin
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yaprak Dökümü” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Taş Parçası” title_font_size=”13″]
    yeşilçam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akşam Güneşi” title_font_size=”13″]
    yeşilçam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Dağ Masalı” title_font_size=”13″]
    türkan şoray, yeşilçam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Duvaksız Gelin” title_font_size=”13″]
    yeşilçam
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir Kadın Düşmanı” title_font_size=”13″]
    reşat nuri güntekin