Etiket: oyuncu

  • MÜNİR ÖZKUL’DAN UNUTULMAZ FİLM REPLİKLERİ

    2018 yılında 93 yaşında iken kaybettiğimiz, Türk sinemasının büyük isimlerinden Münir Özkul, kariyeri boyunca 200’den fazla filmde rol aldı. Oyunculuk hayatına 1940 yılında tiyatro ile adım atan ve 1950’lerde sinema filmlerinde rol almaya başlayan sanatçımız, en çok kalabalık aile filmlerindeki rolleriyle sevilip benimsendi. Adile Naşit’le unutulmaz bir ikili olan Münir Özkul, canlandırdığı karakterlerin az ama öz biçimde kullandığı replikler ile de zihinlere kazındı. Onların başında da oğlu ile sevdiği kızı ayırmaya çalışan zengin iş adamına, Yaşar Baba namıyla yaptığı konuşma geliyor…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • AYŞEN GRUDA’NIN HAYAT VERDİĞİ KARAKTERLERİN SEVİMLİ REPLİKLERİ

    1944-2019 yılları arasında yaşamış, yolu Türk Sineması’nın bir döneme damgasını vuran Yeşilçam filmlerinden geçmiş, Tosun Paşa’dan Doktor Civanım’a, Namuslu’dan Süt Kardeşler’e onlarca filmde rol almış , “Domates Güzeli” lakabıyla yüzümüzü güldürmüş usta oyuncu Ayşen Gruda… Başrolden ziyade genellikle yan rollerde yer alan ve buna rağmen oynadığı tüm filmlerin taşıyıcı kolonlarından olan sanatçımızı unutulmaz replikleriyle karşınıza getiriyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bizim Aile – Feride” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Neşeli Günler – Nilgün” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gırgıriye – Sevim” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hababam Sınıfı Tatilde – Ayşe” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öyle Olsun – Ayşin” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçek Abbas – Şükriye” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Avanak Apti – Nevin Şenses” title_font_size=”13″]
  • TÜRKAN ŞORAY’IN YÖNETMENLİĞİNİ YAPTIĞI 5 FİLM

    Türkan Şoray’ın sinema ve oyunculuk kariyeri yüzlerce yazıya konu oldu, üzerine tez bile yazıldı, sanatçının yönetmenlik tarafı ise daha az anlatıldı. Yönetmenlik tarafı yeni demeyeceğiz çünkü 1970’li yılların başında başlamış bu işe. Yani aktris olarak en popüler en ünlü olduğu dönemlerde… Ve yaptığı filmlere bir heves gözüyle bakılmamış, eleştirmenler ve seyirci tarafından büyük takdirler almış. Türkan Sultan’ın yönetmenliğini yaptığı o filmleri gelin biz de Kültür ve Yaşam sayfalarına not düşelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1973 yapımlı Azap filminin yönetmeni Türkan Şoray, aynı zamanda yürüyemeyen çocuğunu tedavi ettirmek için köyünden İstanbul’a gelen Elif Ana karakteriyle başroldedir. Şoray, 1972 yılında Cemo filminde attan düşerek boynunu sakatlamış, ameliyat olduktan sonra bile felç olma riskiyle karşı karşıya kalmıştır. Buna rağmen Azap’ın çekimlerinin büyük bölümünde rol arkadaşı olan 6 yaşındaki çocuğu sırtında taşıyarak önemli bir sağlık riski almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türkan Şoray’ın yine yönetmen ve oyuncu olarak karşımıza çıktığı bir filmdir Bodrum Hâkimi ama bu sefer filmin bir de jönü vardır, Kadir İnanır… 1976 yılında çekilen film hem oyuncuları hem hikâyesi hem de Cahit Berkay’ın yaptığı müzikleriyle döneminde büyük ilgi görmüştür. Yaşanmış ve yazılmış gerçek bir hikâyeden yola çıkılan filmi Safa Önal senaryolaştırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Senaryosunu yine Safa Önal’ın yazdığı Dönüş filminde yönetmen koltuğunda Türkan Şoray oturmakta, sanatçı filmin başrolünü de Kadir İnanır’la paylaşmaktadır. Filmde aynı köyün iki genci olarak evlenen Gülcan ve İbrahim’in romantik hikâyesi, İbrahim’in Almanya’ya işçi olarak gidip ailesinden ve kültüründen uzaklaşmasıyla son bulur. 1972 yılında çekilen film bu yüzden romantik drama türüne dâhil edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yılanı Öldürseler, Yaşar Kemal’in 1976 yılında yayımlanan romanının adıdır ve aynı isimle 1981 yılında Şerif Gören ve Türkan Şoray yönetmenliğinde sinemaya uyarlanmıştır. Töre, aşk ve anne şefkati gibi unsurları barındıran hikâye, Türkân Şoray, Işıl Özgentürk, Arif Keskiner, Yaşar Kemal tarafından senaryolaştırılmıştır. Şoray filmde aynı zamanda Osmaniye’nin Hemite köyünde yaşayan Esme rolünü canlandırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Uzaklarda Arama filmi sanatçının diğer yapımlarına nazaran çok daha yeni tarihlidir. 2015 yılında çekilen filmde Türkan Şoray oyuncu olarak yer almamakta sadece yönetmen koltuğunda oturmaktadır. Senaryosunu Onur Ünlü’nün yazdığı filmin oyuncuları arasında Mustafa Uğurlu, Sevda Erginci, Fırat Tanış, Tanem Sivar, Kaan Urgancıoğlu ve Şoray’ın kızı Yağmur Ünal yer almaktadır. Yağmur Ünal aynı zamanda filmin yapımcısıdır.

  • MODERN ÇAĞIN OZANI: BARIŞ MANÇO

    Anadolu rock ve pop müziğin önde gelen isimlerinden şarkıcı, besteci, söz yazarı, oyuncu, televizyon programcısı, ressam ve gezgin Barış Manço’nun vefatının üzerinden 25 sene geçti. Ünü ülkemiz sınırlarını aşan çok yönlü sanatçımız hakkındaki bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Sanatçının tam adı Tosun Yusuf Mehmet Barış Manço’dur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Müzik kariyerine çok erken yaşta başlar. İlk konserini 1962’de İstanbul Bebek Gazinosu’nda verir. O dönemde henüz 19 yaşında olan sanatçı, önemli bir müzik ikonu haline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Japonya’da konser veren ilk Türk sanatçıdır. 1984’te verdiği konserler ile Türk müziğini Japonlara tanıtan Manço, ülkede büyük bir hayran kitlesi edinir. “Lion and Gazelle” şarkısı ise onu uluslararası alanda tanınan bir şarkıcı haline getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    En bilinen ve en sevilen eserlerinden biri olan Gülpembe şarkısını henüz 13 yaşındayken kaybettiği ve çok sevdiği Gülpembe isimli babaannesi için yazar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fransızca, İngilizce ve İtalyanca gibi dillere de hakim olan sanatçı, bu dillerde şarkılar söyleyip eserler üretir. 1987’de “Belçika Kültür Elçisi”, 1992’de “Belçika Krallığı Leopold II Şövalyesi Nişanı” ve “Fransız Kültür Bakanlığı Edebiyat ve Sanat Şövalyesi Nişanı”, 1995’te “Japonya Min-On Vakfı Yüksek Şeref Madalyası”, 1997’de “Belçika Liege Prensliği Onursal Hemşehrilik Beratı” gibi ödüllere layık görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun ismi sanatçının vefatının ardından anısını yaşatmak için eski adıyla İnciburnu olan Şehir Hatları vapuruna verilir. 2019 yılında 6 ay onarım ve bakım çalışması yapılan Barış Manço vapuru, yenilendikten sonra ilk seferini sanatçının 21. ölüm yıl dönümüyle 2020’de özel bir etkinlikle gerçekleştirir. Kadıköy-Beşiktaş iskelesinden 10.30’da Beşiktaş-Kadıköy iskelesinden de 11.00’de hareket eden “Barış Manço Vapuru”, 12.00’de Kanlıca iskelesine yanaşır; ailesi, dostları ve sevenleri tarafından kabri ziyaret edildikten sonra sanatçının unutulmaz eserleri dönüş yolunda hep birlikte seslendirilir. 2003 yılından bu yana her yıl geleneksel olarak şubat ayının ilk pazarı düzenlenen “Barış Manço Vapur Etkinliği”, Türkiye’nin dört bir yanından gelen Barış Manço sevenleri ile seferini gerçekleştirir.

  • Usta Oyuncu Tomris İncer ve Hayat Verdiği 8 Karakter

    Usta Oyuncu Tomris İncer ve Hayat Verdiği 8 Karakter

    Tiyatromuzun unutulmaz isimlerinden Tomris İncer’i ne yazık ki 2015 yılında kaybettik. Oyunculuk kariyeri boyunca, tiyatro sahnelerinde Shakespeare’den Orhan Kemal’e birçok ünlü yazarın kaleminden çıkan karakterleri canlandırdığı gibi televizyon ekranlarında da başarılı dizilere güçlü oyunculuğuyla renk kattı. Bu değerli oyuncumuzu hayat verdiği 8 karakterle anıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aşk ve Ceza’nın Şahnur Baldar’ı” title_font_size=”13″]

    2010 yılında ekranlara gelen başarılı televizyon dizisinde şanssız bir aşk hayatı olan bir adamın, Savaş Baldar’ın annesini oynamıştı Tomris İncer. Sert, herkesin çekindiği kayınvalide rolünü başarıyla canlandırmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tehlikeli İlişkiler’in Bayan Rosemonde’u” title_font_size=”13″]

    Dünya edebiyatının başeserleri arasında sayılan Choderlos de Laclos’un Tehlikeli İlişkiler’i 2010 senesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Tiyatrosu tarafından sahnelendi. Oyun tehlikeli aşk hikâyelerine odaklansa da İncer, ayakları yere basan, kocasına sadık bir kadını Madame Rosemonde’u başarıyla canlandırdı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Racon’un Nisa Korhan’ı ” title_font_size=”13″]

    Tomris İncer’in usta oyunculuğunu izleme şansı bulduğumuz son yapım 2015 tarihli Racon: Ailem İçin, adalet ve aile kavramlarını masaya yatırıyordu. İncer’in canlandırdığı Nisa karakteri, ailenin manevi yanı güçlü ve hayat dolu annesiydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Öldün, Duydun mu’nun Ebe’si” title_font_size=”13″]

    Altından Sonra Tiyatro Ekibi’nin 2013 yılında sergilediği oyun, dram ve mizah türlerini bir araya getiriyor, körü körüne gerçeklere bağlı olmanın ne kadar doğru olduğunu sorgulamamızı sağlıyordu. Tomris İncer, bu oyunda Ebe karakterini canladırmış ve “Bana körü körüne inananla, körü körüne inanmayan arasında fark yoktur.” repliğiyle düşündürmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İkiye Bölünen Vikont’un Anlatıcısı” title_font_size=”13″]

    17. İstanbul Uluslararası Tiyatro Festivali kapsamında sahnelenen hikâyesinde dünyaca ünlü yazar Italo Calvino’nun imzası bulunan İkiye Bölünen Vikont, 2. Dünya Savaşı’nın karanlık yıllarında geçen bir oyun. Tomris İncer bu temsilde anlatıcı olarak izleyiciyle buluşmuştu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bir İstanbul Masalı’nın Nebile Arhan’ı” title_font_size=”13″]

    Varlıklı Arhan ailesinin malikânesinde çalışan Kozan’ların kızı Esma’nın aşk hayatı ve Arhan malikânesine gelin gitme sürecini anlatan Bir İstanbul Masalı, Türk televizyonunun en başarılı dizilerden biri olmuştu. Tomris İncer dizide Arhan ailesinin seçkin bir karakteri olan Nebile Arhan’ı canlandırıyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Binbir Gece’de Nadide Evliyaoğlu” title_font_size=”13″]

    2006 tarihli dizide lösemi hastası çocuğu için her şeyi göze alan Şehrazat yani Bergüzar Korel’in kayınvalidesini usta oyuncu canlandırmıştı. Nadide karakteri, kaybettiği oğlunun eşi olan Şehrazat’ı kendi çocuğu gibi sahiplenmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gerçek Hayattan Alınmıştır’ın Annesi” title_font_size=”13″]

    2013 yılında sahnelenen oyunda uzun zaman sonra bir araya gelen bir anne ve oğulun ilişkisi işleniyordu. Tomris İncer oyundaki anne rolüyle “2013 yılı Afife Jale En İyi Kadın Oyuncu” ödülüne aday olmuştu.

  • İTALYAN SİNEMASINDA ÖNE ÇIKANLAR

    Sinemaseverlerin üstüne uzun konuşmalar yapabileceği, Mussolini döneminden başlayıp yeni nesil film ve oyunculara kadar uzun bir hikâyesi olan İtalyan sinemasını, öne çıkan kişi ve filmlerle karşınıza getiriyoruz. Yer verdiğimiz notların içinde es geçmemeniz gereken ve evde keyifli vakit geçirmenizi sağlayacak filmler olduğu da aklınızda bulunsun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması, 1900’lerin başında ilk adımlarını atmış ve sessiz sinema, Cinecitta Stüdyoları ile “beyaz telefon filmleri” dönemi, İkinci Dünya Savaşı sonrasında gelişen “yeni gerçekçilik akımı” gibi aşamalardan geçmiş, 1960-70’lerde ise altın çağını yaşamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması genellikle yönetmenler ve filmleriyle anlatılır. Ünlü yönetmenlerinin birçoğu, dünya sinema tarihine de adını yazdırmış kişilerdir. Örneğin, 1912-2007 yılları arasında yaşayan Michelangelo Antonioni o isimlerin başında gelir. Özellikle İletişimsizlik Üçlemesi ismiyle bilinen Macera (L’avventura), Gece (La notte) ve Batan Güneş (L’eclisse) filmleri, yönetmenin İtalyan sinemasına katkısının görülebilmesi açısından önemlidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması dendiği vakit akıllara mutlaka 1920-1993 yılları arasında yaşamış yönetmen Federico Fellini gelmelidir. Fellini’nin ünlü yapıtlarının başında, dilimize Tatlı Hayat olarak çevrilen La Dolce Vita gösterilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Roma- Açık Şehir isimli yeni gerçekçi filmiyle sinema tarihinde kırılma noktası yaratan yönetmen Roberto Rossellini, kuralları çiğneyen yönetmen Pier Paolo Pasolini ve Çölde Çay, Küçük Buda, Paris’te Son Tango gibi filmlerin yönetmeni Bernardo Bertolucci İtalyan sinemasının büyük yönetmenleridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Özellikle 1948 yapımlı Bisiklet Hırsızları filmiyle tanınan Vittorio De Sica (1902-1974), İtalyan sinema tarihindeki diğer bir usta yönetmendir. Bisiklet Hırsızları’nın senaristliğini yapan Cesare Zavattini ise 25 filmde daha Vittorio De Sica ile çalışmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İtalyan sineması, en az yönetmenleri kadar ikonik oyuncularıyla da öne çıkar. Claudia Cardinale, Anna Magnani, Isabella Rossellini, Ornella Muti gibi isimler ülke sinemasına adını çoktan yazdırmıştır. Şüphesiz ki İtalyan sanatçı Sophia Loren ikonik denince akıllara düşecek ilk isimlerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Roberto Benigni, İtalyan sinemasının başyapıtlarından olan Hayat Güzeldir (La vita è bella) filminin Oscar ödüllü oyuncusu,  senaristi ve yönetmeni olarak İtalyan aktörler arasında birkaç adım öne çıkar. Tanıdık gelecek İtalyan aktörler arasında ise Marcello Mastroianni, Adriano Celentano, Bud Spencer gibi isimler sayılabilir.

  • HOLLYWOOD’UN İLK ASYA KÖKENLİ OYUNCUSU

    Hollywood tarihinin ilk Çin asıllı oyuncusu olan Anna May Wong, 20. yüzyılın başlarında rol aldığı film projeleri ile birçok ilke imza atmış önemli bir aktris. Etnik kökeni farklı olan roller için beyaz oyunculara makyaj yapıldığı bir dönemde, ilk kez bir Asyalı olarak beyaz perdede rol alırken; başrol oyunculuğuna kadar uzanan kariyeri alkışlanmaya değer… Ünlü bir aktris olmasına rağmen sıkça ayrımcılığa ve ırkçılığa maruz kalan Wong, tüm bu kötü eleştirilere kulağını tıkayarak, çok sevdiği mesleğine kendisini adar. Sessiz filmlerin ve ilklerin kadını Wong’un hayat hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gerçek adı Wong Liu Tsong olan Anna May Wong, 3 Ocak 1905’te Los Angeles Kaliforniya’da dünyaya gelir. Ebeveyni ikinci nesil Amerikalı olan Wong’un büyükanne ve büyükbabası 19. yüzyılın sonunda Çin’den Amerika’ya göç eden göçmenlerdir. Yedi çocuğunun ikincisi olan Wong’un ailesi bir çamaşırhane işletir ve ünlü yıldızın çocukluğu bu çamaşırhanede çalışarak geçer. Ablası ile beraber gittiği göçmenler için özel eğitim veren entegre okulda sürekli ırkçılığa maruz kalan kız kardeşler, eğitim hayatlarına Çin Misyon Okulunda devam etmek zorunda kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çin Mahallesi’nde ailesi ile beraber yaşayan Wong, çocukluğunda birçok Hollywood filminin çekimine şahit olur ve beyazperdenin büyülü dünyasına çocuk yaşta kapılır. Ailesinin tüm karşı çıkmalarına rağmen setlerin yolunu arşınlayan Wong’un ilk sinema filmi deneyimi de henüz 14 yaşındayken figüran olarak rol aldığı, 1919’da çekilen The Red Lantern ile olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Wong sonunda ailesini ikna etmeyi başarır ve 1921’de lise eğitimini yarıda bırakarak oyunculuk eğitimi almaya başlar. Bir sene sonra henüz 17 yaşındayken Madam Butterfly’dan esinlenen “The Toll of the Sea” filminde başrol oynayarak Hollywood tarihinde bir ilke imza atar. Beyazperdenin ilk renkli filmlerinden olan bu filmde gösterdiği performansı çok beğenilince ikinci başrol filmini 1924’de çekilen “Bağdat Hırsızı” filmi ile alır. Moğol bir köle kızı canlandırdığı karakteri ile büyük bir başarıya imza atan Wong’un kariyeri artık hızla yükselişe geçer. ABD’de melezleşme karşıtı yasaların yürürlükte olduğu dönemde filmlerde ırklar arası ilişkiye izin verilmezken Wong tırnaklarıyla kazıdığı kariyerini korumak ister. Bu dönemde çekilen filmlerde Asyalı rollerini Amerikan yerlileri ya da Meksikalılar canlandırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1924’de The Anna May Wong Productions’ı kuran oyuncunun bu hamlesi pek de başarılı olmaz ve şirketini kapatarak tekrar oyunculuk kariyerine yoğunlaşır. Amerika’da gördüğü ırkçılık sebebiyle rotasını Avrupa’ya çeviren Wong, kariyerine 1928’de taşındığı Almanya ve İngiltere’de devam eder. Rol aldığı son sessiz filmi 1929’da gösterime giren Piccadilly ile olur ve Wong oyunculuğuyla tekrar büyük beğeni ile karşılanır. Avrupa’da sadece sinema filmlerinde değil Viyana gibi sahnelerde müzikallerde de sahne alan Wong, dönemin moda ikonu olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1930’da “On the Spot” oyunu için ABD’ye geri dönen Wong, Paramount Studios ile anlaşarak film afişinde yer aldığı ve büyük ses getiren “Ejderhanın Kızı” filmi ile yıldızını iyice parlatır. 1932’de Marlene Dietrich ile başrolünü paylaştığı Şangay Ekspresi, Wong’un kariyerinin zirvesi olurken; iki sene sonrasında çekilecek filminde Asyalı olduğu için role kabul edilmez. Yaşadığı hayal kırıklığının ardından mesleğine olan tutkusunu kaybeden Wong, 1936’da gerçekleştirdiği Çin ziyaretinde büyük eleştirilerin hedefi hâline gelir. Amerika’da Çinli, Çin’de Amerikalı olduğu için sürekli kendini anlatmak zorunda kalan Wong’un Çin gezileri ABD’nin önemli dergi ve gazetelerinde yayımlanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1937’de sinema filminde yer alan Wong, Hollywood için alışagelmiş durumun dışına çıkarak Kore asıllı bir Amerikalı ile başrol paylaşır. 1942’de emekliliğini ilan eden Wong, 1951’de bu defa bir TV filminde rol alır ve yine bir ilke imza atarak TV’ye çıkan ilk Asyalı oyuncu olur. Daha sonra birkaç filmde daha yan rollerde gördüğümüz Wong, kendi hazırladığı bir müzikal filmi Amerika’da sahnelemeyi planlarken 56 yaşında kalp krizi nedeniyle hayata veda eder.

  • HİÇ GÜLMEYEN ADAM: BUSTER KEATON

    Gerçek adı Joseph Francis Keaton olan Amerikalı komedi oyuncusu, sinemacı, yapımcı ve senarist Buster Keaton, dünya sinema tarihinin en büyük komedyenlerinden biri olarak gösterilirdi. Gülmediği zaman izleyicinin daha fazla güldüğü keşfedildiği için gülmesi yasaktı, bu nedenle lakabı “Hiç gülmeyen adam”dı. Bu yazımızda hayatı komedi filmleri içinde geçen ancak sonlara doğru yaşadığı çöküşle, kendi hayatının dramasını oynayan Buster Keaton’ın hayatına dair kısa notlar paylaşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    4 Ekim 1885 tarihinde, Kansas’ta iki varyete sanatçısının oğlu olarak dünyaya gelen Keaton, henüz 3 yaşındayken gösteri dünyasıyla tanıştı; ailesiyle birlikte “Three Keatons” adıyla akrobasi gösterilerinde yer almaya başladı. Çocukluğunda birçok tehlikeli kaza atlatan Keaton’a “Buster” adını aile dostu, vaftiz babası, ünlü sihirbaz Harry Houdini verdi. “Buster”, “yetenek bakımından üstün kimse” anlamına gelmekteydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaklaşık 20 yaşına kadar anne ve babasıyla sahneye çıkmaya devam etti ancak yaşadığı hayattan mutsuzdu ve babasının baskısı altında bu işi yapıyordu. Mutsuzluğunu sahneye taşıdı; sahnede gülmedi, ağlamadı, seyirciye duygusunu hiç belli etmedi ve “ifadesizlik” durumu gitgide ilgi çekmeye başladı. İzleyicilerin beğenisini toplayan Keaton’un bu performansı ilginç bir şekilde bol kahkahalı oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Seyirciden gelen bu yoğun ilgi onun bir süre sonra akrobasiden ayrılmasına neden oldu, kısa filmlerde rol aldı. Dönemin ünlü komedyenlerinden biri olan Roscoe Arbuckle tarafından keşfedildi ve komedi dünyasının kapıları Keaton’a aralandı. Önce “Kasap Çırağı” isimli filmde oynadı ve peşi sıra komedi filmleri geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Keaton, 1920’li yıllarda kendi senaryolarını yazıp yönetmenliğe başladı. Komik adam tiplemesini 20’ye yakın kısa filmle taçlandırdı. Kısa metrajlı filmlerden ilk uzun metrajlı filmine geçmesi kısa sürdü: Soluk Benizli, Sherlock’un Oğlu, Denizci, General gibi filmlerle adından söz ettirdi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Keaton için sonun başlangıcı, MGM Stüdyoları’na transferi ile oldu; film stüdyosunun katı kuralları Keaton’ın özgürlüğünü kısıtladı ve gerilemesine neden oldu. Keaton, doğaçlama insanıydı, bir senaryoya bağlı olmak oyunculuğunu iyi sergileyememesine yol açtı. Bu süreç, çöküş döneminin başı sayıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mesleki hayatındaki mutsuzluk, özel hayatına da yansıdı ve birçok aksilik yaşadı. Karısından boşandı ve kendini alkole verdi. Düzensiz hayatı nedeniyle MGM Stüdyoları ile yollarını ayırınca artık sıradan filmlerde, sıradan senaryolarla rol almak durumunda kaldı. Bir süre şansını Fransa, İngiltere ve Meksika’da denemiş olsa da başarılı olamadı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uzun yıllar önemsiz filmlerde rol alan ve ciddi bir çöküş yaşayan Keaton, 1950’li yılların sonunda Hollywood tarafından yeniden hatırlandı ve “Buster Keaton’un Öyküsü” adında bir film ile hayatı beyaz perdeye aktarıldı. Kârında pay sahibi olduğu film başarılı olunca, maddi sıkıntıları sona erdi, böylece hayatının son yılları nispeten daha rahat geçti. Keaton, 1966 yılında akciğer kanseri nedeniyle hayata gözlerini yumdu.

  • TÜRK SİNEMASI’NIN YAKIŞIKLI JÖNLERİNDEN KADİR İNANIR’IN CANLANDIRDIĞI ROLLER

    Türk Sineması’nda Yeşilçam dönemi dendiği vakit akla düşen jönlerin başında Kadir İnanır gelir. İlk kez 1968 yılında düzenlenen Fotoroman Artisti Yarışması’yla üne kavuşan sanatçının rol aldığı ilk film, Atıf Yılmaz’ın yönettiği ve Türkan Şoray’la oynadığı Kara Gözlüm olmuştur. Kariyeri boyunca 180’den fazla filmde oynayan sanatçının unutulmaz rollerinden bazılarını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yönetmeni Atıf Yılmaz, rol arkadaşları Türkan Şoray ve Ahmet Mekin olan Selvi Boylum Al Yazmalım filminde Kadir İnanır, Asya’nın yaşadığı köyde baraj inşaatında çalışan, İstanbullu kamyon şoförü İlyas rolündedir. “Sevgi emektir” cümlesini zihinlere kazıyan 1977 tarihli dram türündeki bu film birçok ödül almış ve kült filmler arasına girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Bitirimler Sosyetede film serisinde, Ali rolündeki Kadir İnanır başrolü Veli rolündeki Kartal Tibet ile paylaşır. Karakter olarak birbirine zıt iki kardeşin komik hikâyelerini konu edinen serinin bu filminde Gülşen Bubikoğlu da rol almıştır ve onun ilk sinema deneyimidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yönetmenliğini Osman Seden’in yaptığı, yapımcısı Memduh Ün olan Ana Ocağı filmi 1977 yapımlıdır. Kadir İnanır’ı bu filmde, babasının ölümünün ardından annesinin fedakârlıklarına tanık olarak büyüyen ve bu yüzden güç elde etme arzusuna düşen Kadir Aksoy olarak izleriz. Annesi rolündeki oyuncu ise Fatma Girik’tir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1974 yılında çekilen ve zengin kız-fakir oğlan temasına sahip nostaljik filmlerden Almanyalı Yârim’de, Kadir İnanır başrolü Filiz Akın’la paylaşır. Alman iş adamının kızı Maria ile fabrika işçisi Murat arasında doğan aşk ve araya giren engeller filmin genel çerçevesini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Atıf Yılmaz’ın yönetmenliğini yaptığı ve senaryo yazımında da bulunduğu Bir Yudum Sevgi filminin senaristleri arasında Latife Tekin de bulunur. 1984 yılında çekilen duygusal dram türündeki filmde Kadir İnanır, dört çocuğuna bakmak için çalışmak isteyen Aygül’e (Hale Soygazi) fabrikada iş bulan Cemal rolündedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Evlidir Ne Yapsa Yeridir filmi 1978 yılında çekilen bir komedi filmidir. Kadir İnanır genç koca Mecnun rolündeyken karısı Leyla rolünde Hülya Koçyiğit yer alır. Filmde, evli olan Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin, Aslı ile Kerem çiftlerinin ilişkileri konu edilir. Oyuncu kadrosu ünlüler geçidi olan filmin yönetmeni Şerif Gören, yapımcısı ise Selim Soydan’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1976 yılında çekilen Devlerin Aşkı filminde Tarık rolündeki Kadir İnanır’ın rol arkadaşı Türkan Şoray’dır. Hayatını kurtardığı ve yanında çalıştığı iş adamının âşık olduğu kadın, Tarık karakterinin eskiden sevdiği Türkan’dan başkası değildir. Çıkmaza giren ilişkiler filmin ana çerçevesini oluşturur.

  • TARIK AKAN’IN SİNEMADA CANLANDIRDIĞI KARAKTERLER

    Türk Sineması’nın unutulmaz jönlerinden biri olarak tarihe geçen Tarık Akan, kariyeri boyunca 100’den fazla filmde rol almış ve genellikle de başrolde oynamıştır. Sanatçının rol aldığı film türlerini, kariyerini dönemlere ayırarak incelemek mümkündür. Aşağıda kendisiyle bütünleşen ve zaman zaman şaşırtan film karakterlerinden bazılarını görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Her şey, Yusuf Efendi’nin mirasını bırakmak istediği gayri resmi oğlu Ferit’in kasabaya gelerek bir fotoğrafçıda çalışmasıyla başlar… Hurafeler, mirasa konmak isteyen akrabalar, bu sırada filizlenen bir aşk derken ortalık tatlı bir curcunaya dönüşür. Başrolde Tarık Akan’a Necla Nazır eşlik etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1973 yapımlı Oh Olsun filminde Ferit Haznedar, zengin bir fabrikatörün üç oğlundan biridir. Haylaz bir üniversite öğrencisi ve çapkın bir delikanlıdır. Diğer kardeşleri de haylazlıkta ondan aşağı değildir ve sonunda üç kardeş babaları tarafından cezalandırılırlar, cezaları ise fabrikada işçi olarak çalışmaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Üçer çocukları olan Yaşar Usta ve Melek Hanım’ın evlenmeye karar vermeleriyle başlayan hikâyede Tarık Akan ailenin yakışıklı, efendi ve zengin bir kıza gönlünü kaptırmış oğludur. Güldürürken düşündürmek klişesinin başyapıtlarından biri olan Bizim Aile sıcacık bir kalabalık aile filmidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İlki 1975 yılında çekilen Hababam Sınıfı serisinin başrol oyuncularından biridir Tarık Akan. Yaramazlıktan sınıf geçmeye fırsat bulamayan ama kocaman birer yüreğe sahip olan Hababam Sınıfı öğrencilerinin en yakışıklı olanıdır, bu yüzden de adı Damat Ferit’e çıkmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1973 yapımlı film dram türündedir. Murat (Tarik Akan), küçük kardeşi Kahraman’la (Kahraman Kıral) yaşamaktadır ve bir süre sonra yoksul hayatlarına arkadaşı Halit de (Halit Akçatepe) katılır. Hikâyenin yönünü Murat ve Halit’in küçük Kahraman’ın kanser olduğunu öğrenmeleri belirler. Artık her şey Kahraman’ı mutlu etmekle ilgilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1979 yılında çekilen Adak’ın yapımcılığını ve yönetmenliğini Atıf Yılmaz yapmıştır, film Tarık Akan’ın rol aldığı en dramatik filmlerden biridir. Sevdiği kız Gülbahar’la (Necla Nazır) kaçarak evlenen Müslüm’ün, hem yoksulluğun hem törelerin pençesine düşmesi ve olaylar karşısındaki tutumu filmin omurgasını oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1985 yapımlı film Tarık Akan’ın rol aldığı tüm filmler gibi bir ünlüler geçididir. Cemil rolünde Cüneyt Arkın, Tayfun rolündeki Tarık Akan’ın en yakın arkadaşıdır ve tesadüflerin de devreye girmesiyle ikili aynı kadına âşık olur. O kadın, genç ve güzel doktor Ümran’dır, Ümran’ı canlandıran oyuncu ise Gülşen Bubikoğlu’dan başkası değildir.