Etiket: müzik

  • BARIŞ MANÇO’NUN 5 ŞARKISI VE ARDINDAKİ HİKÂYELER

    Barış Manço, Türk müzik tarihinde yalnızca bir sanatçı değil, aynı zamanda bir halk ozanı ve kültür elçisidir. Şarkıları derin anlamlar taşır, toplumsal mesajlar verir ve eserleri ile âdeta kültürel mirasın aktarımını yapar. Manço, Anadolu’nun halk hikâyelerinden, masallarından ve destanlarından ilham alarak geleneksel değerleri modern bir anlayışla harmanlamış; bu sayede eserleri sadece birer müzik parçası değil, aynı zamanda sözlü edebiyat örnekleri olarak da kabul edilmiştir. Şarkılarını yalnızca ülkemizde değil, dünyanın dört bir yanında seslendiren Barış Manço, yurt dışındaki konserlerinde de Türkçe şarkılar söyleyerek Anadolu kültürünü tüm dünyaya tanıtmıştır. Yerel ve evrensel değerleri bir araya getiren bu unutulmaz sanatçının sevilen şarkılarının ardındaki ilham verici hikâyeleri sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Barış Manço, 1982 yılında verdiği bir röportajda “Dönence” şarkısı için şöyle demiştir: “Dönence, Dünya’nın iki ayrı kutbundaki enlemlerdir ve hiçbir zaman birlikte olamazlar. İnsanın doğasında da iki zıt kutup vardır. Bu kendisinde olmayanı arama içgüdüsüdür.” Şarkının ilham kaynağı, dünyanın iki ayrı kutbunda yer alan ve asla birleşemeyen dönence çizgileridir. Manço, bu iki zıt kutbu, insan doğasındaki arayış ve tatminsizliğin bir metaforu olarak kullanmıştır. Sanatçı, insanların kendilerinde olmayanı arama eğiliminde olduğunu; örneğin kışın yazı, yazın ise kışı özlediklerini ifade etmiştir. Bu düşünce, “Dönence”nin hem sözlerinde hem de genel temasında belirgin bir şekilde hissedilir. Şarkı, insan doğasındaki bu bitmeyen arayışı ve zıtlıkların uyumunu etkileyici bir şekilde yansıtarak, dinleyicilere derin bir anlam sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun en bilinen ve sevilen eserlerinden biri olan “Gülpembe”, derin bir kişisel hikâyeye dayanır. Şarkının ilham kaynağı, sanatçının hayatında silinmez izler bırakan anneannesi Gülpembe’dir. Manço, anneannesiyle kurduğu güçlü bağın hayatında çok özel bir yere sahip olduğunu ve onun vefatının kendisinde derin bir boşluk bıraktığını birçok röportajında dile getirmiştir. “Gülpembe”, Barış Manço’nun en duygu yüklü eserlerinden biridir. Şarkı, çok sevilen birinin yokluğuna duyulan özlemi ve bu kaybın hissettirdiği derin duyguları müzik aracılığıyla dinleyiciye etkileyici bir şekilde aktarır. İçten gelen sözleri ve dokunaklı melodisiyle “Gülpembe” sadece bir şarkı değil, aynı zamanda bir veda ve bir özlem hikâyesi olarak hafızalarda yer eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun “Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” şarkısının arkasındaki hikâye, sanatçının 1970’li yıllarda Kıbrıs’a yaptığı bir konser ziyareti sırasında duyduğu bir efsaneye dayanır. Mehmet Ağa’nın, cömertliği ve yardımlarıyla çevresinde tanınan, geniş topraklara ve hatırı sayılır bir servete sahip bir kişi olduğu; fakirlere destek sağladığı ve birçok kişinin borçlarını ödediği anlatılır. Ancak bu cömertlik, onun yaşamının ilerleyen dönemlerinde maddi sıkıntılarla karşılaşmasına ve sonunda hayatını bu şartlar altında kaybetmesine neden olmuştur. Barış Manço, bu hikâyeden etkilenerek şarkıyı kaleme almış ve eser, 1979 yılında büyük bir başarı elde etmiştir. 1982 yılında tekrar Kıbrıs’a giden Manço, Mehmet Ağa’nın Göçeri köyündeki mezarını ziyaret etmiş ve mezarın yenilenmesine katkıda bulunmuştur. Mezar taşında, “Barış Manço ile bütünleşen Sarı Çizmeli Mehmet Ağa” ifadesi yer almaktadır. Bu efsanevi figür, özellikle Kıbrıslı Türkler arasında unutulmaz bir yer edinmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Barış Manço’nun “Bugün Bayram” şarkısı, derin bir duygusal hikâyeye dayanır. Şarkı, eşini kaybetmiş bir babanın, bayram sabahında çocuklarını uyandırarak annelerinin mezarına götürmesini konu alır. Bu hikâye hem hüznü hem de sevgi ve bağlılık gibi güçlü duyguları bir arada barındırır. Şarkının sözleri, yalnızca kaybedilen bir eşe duyulan özlemi değil, aynı zamanda ailenin önemini ve hatıraların değerini yansıtır. Barış Manço’nun bu eseri, bayram gibi sevinçle anılan bir günü, aynı zamanda kayıplar ve geçmişe duyulan derin bir saygıyla ele alarak dinleyicilere unutulmaz bir duygu yoğunluğu sunar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türkan Şoray’ın kardeşi Nazan Şoray tarafından seslendirilen ve Altın Plak ödülü kazanan Barış Manço’nun “Hal Hal” şarkısının ilham kaynağı, Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olan Kemal Bilbaşar’ın 1966’da yayımlanan “Cemo” adlı romanıdır. Türk sinemasına da uyarlanan bu roman, Anadolu’nun güçlü ve bağımsız kadın karakterlerini konu alır. Barış Manço, şarkıda geçen “Nazo Gelin” karakterini, “Cemo” romanındaki özgür ruhlu kadınlardan esinlenerek oluşturmuştur. Sanatçı, 1972 yılında “Cemo” filminin müziklerini yapması için bir teklif almış, ancak askere gitmesi sebebiyle bu projede yer alamamıştır. Yine de romanın Barış Manço üzerindeki etkisi, yıllar sonra “Hal Hal” şarkısında kendisini göstermiştir. Bu şarkı, Anadolu’nun güçlü kadın figürlerine atıfta bulunurken, aynı zamanda Barış Manço’nun edebiyattan aldığı ilhamı dinleyiciyle buluşturduğu önemli bir eser olarak öne çıkar.

  • RADYONUN ÜLKEMİZDEKİ TARİHİ

    Günümüz iletişim çağı olarak anılıyor. Akıllı telefonlar, internet ve yakın gelecekte bizi bekleyen birçok yeni teknoloji, mekânlar arası mesafeyi ortadan kaldırıyor. Ancak uzun yıllar boyunca iletişim aracı olarak telgraf, radyo gibi artık bizlere ilkel gelen teknolojiler kullanıldı ve ilk çıktıkları yıllarda dünyayı köklü bir şekilde değiştirecek kadar öncülerdi. Artık hayatımızda telgraf olmasa da radyo, vazgeçemediğimiz iletişim araçlarından biri olarak hayatımızda yer almaya devam ediyor. Eskise de hayatımızda var olmaya devam eden radyonun ülkemizdeki tarihini, ilk radyo yayınlarını ve önemli gelişmeleri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Radyonun, eski ismiyle “telsiz telefon”un icadı birçok teknolojik üründe olduğu gibi tek bir isme ait değil. Birçok mucidin çalışmalarının ortak sonucu olarak icat edilen radyo ile ilgili ilk çalışmalar 1800’lü yıllarda başlar. Telgraf sistemi sayesinde kablolu iletişimin mümkün olduğunu keşfeden mucitler çalışmalarına hız kesmeden devam ederken 1900’lü yıllarda radyo artık özellikle savaş ortamındaki Amerika ve Avrupa’da yayın hayatına başlar. II. Dünya Savaşı’ndan sonra bir eğlence aracı olarak da evlerimize girer. Ülkemizde de Kurtuluş Savaşı’nda radyonun ve telgrafın gerekliliği fark edilir ve bu çalışmalara önem verilir. Zaten iki iletişim aracı da aynı dönemde icat edilmiş, gelişimleri birbirini etkilemiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ülkemizde ilk radyo yayını Cumhuriyet’in ilanından sonra 1925’te “Telsiz tesisi hakkında kanun” yasasının çıkmasının ardından süren yoğun çalışmalar sonucu 6 Mayıs 1927’te gerçekleşir. Daha önceki tarihlerde Fransızlar amatör olarak radyo yayını yaparak bando müzikleri yayınlasa da bu çalışmalar yerli yayınlar değildir. Birçok ülkede olduğu gibi ülkemizde de ilk radyo yayınları amatörler tarafından basit bir radyo alıcısıyla yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Hükümetin 1925’te çıkardığı yasanın ardından açtığı ihaleyi üstlenen Fransız şirket, “verici istasyonları”nı kurma görevini üstlenir. Aynı yıl Fransız şirket, kurulum için gerekli çalışmalara Ankara ve İstanbul’da başlar. Yeni kurulacak radyonun yayınlarını ise bu konuda çok istekli olan “İleri” gazetesinin sahibi Sedat Nuri Bey başlatır ve bir şirket kurar. 1926’da vericilerin yapım işlemi tamamlanır ancak yeteri kadar bütçesi olmayan proje için Sedat Nuri Bey, Mustafa Kemal Atatürk’ün talimatıyla kurulan bankadan destek ister.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Radyo için gerekli bütçeyi sağlayan Sedat Nuri Bey, projenin teknik gereklilikleri için telsiz meraklısı olan yeğeni Hayrettin Bey ile görüşür. Hayrettin Bey, Sultan II. Abdülhamid döneminde telgraf sistemlerini kuran isimdir. Yoğun çalışmalar neticesinde İstanbul Radyosu, 6 Mayıs 1927’de ilk anonsla yayın hayatına başlar. İstanbul Radyosu’nun Sirkeci’deki tarihi postane binasında başlayan radyo yayınları, Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi tarafından gerçekleşir. O tarihlerde kimsede radyo alıcısı bulunmadığı için, postane binasının kapısına yerleştirilen bir hoparlör ile her akşam yayın yapılır. Gerekli alt yapılar geçen yıllar içerisinde iyileştirilirken, radyo yayınları da yavaş yavaş İstanbul’daki evlere ulaşmaya başlar. Yayınlar, 1949’da Harbiye’de inşa edilen Radyoevi Binası’nda devam eder. Ankara’da ise ilk radyo yayını anonsu Kasım 1927’de duyulur. 1938’e kadar tüm yayınlar İstanbul ve Ankara’dan 5 kW gücünde, 1554 metre dalga boyu ile gerçekleşir. Anadolu’daki şehirlere yayılması 120 kW güç ile çalışan istasyonların kurulmasıyla 1940’lı yıllarda olur. 1970’li yıllarda ise Türkiye’nin tamamına radyo yayınları ulaşır. İstanbul’daki vericilerin 150 kW güç ile yayına geçmesi araya II. Dünya Savaşı’nın girmesiyle ancak 1949’da gecikmeli olarak gerçekleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    1960’tan sonra 8 ilde “İl Radyoları” kurulur. 1964’ten itibaren radyo yayınlarının yönetimi, özerk ve tarafsız bir kamu iktisadi kuruluşu olarak düzenlenen TRT bünyesinde devam eder. Radyo yayınları, vericilerinin güçlendirilmesi ile daha geniş kitlelere ulaşır. 1973-1978 yılları arasında vericiler güçlendirilerek 4635 kW’ye çıkarılır. 1974’te TRT; daha önce Merkez Radyoları, Bölge Radyoları, İl Radyoları ismiyle yayın yapan organizasyonları TRT1, TRT2, TRT3 ismiyle yeniden yapılandırır. Bu dönemde radyolar her evin zaruri bir parçası olurken, eğitim amaçlı radyo kanalları, polis radyoları ve meteoroloji radyoları da TRT’nin çatısında yayınlar yapar. Hayatımıza televizyonlar girmeden önce radyo tiyatroları, kitaplardan uyarladıkları eserlerle tüm ülkeyi radyo başına toplamış, büyük orkestralar radyo kanallarında bir araya gelerek müzik yayınları yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hızla gelişen uydu teknolojilerinden faydalanan ülkemiz, 1990’larda önce yurt dışına, sonra ülkemizde kurulan uydu vericileri sayesinde özel radyo yayınlarına başlar. 10 yıl içerisinde 1000’den fazla radyo istasyonu yayın yapar hâle gelir. Sadece kendi ülke sınırlarımızda değil, uzak ülkelerin radyolarına erişimimiz ise 2000’li yıllarda hayatımıza giren internet sayesinde olur. Ancak şöyle bir gerçek var ki bugün sahip olduğumuz iletişim araçları ve internet, radyo dinleme oranlarında sivri bir düşüşe neden olmuştur. Eskiden sevdiğimiz bir şarkıyı dinlemek için saatlerce radyonun başında bekler, çaldığında coşkun bir sevinç duyardık. Günümüzde ise sevdiğimiz müziği dinlemek için telefonumuzda bir tuşa dokunmamız yetiyor.

  • SONBAHAR HÜZNÜNÜN HİSSEDİLDİĞİ ŞARKILAR

    Yaz mevsiminin coşkusu sonbaharda kendini hüzne, biraz da melankoliye bırakır. Kışa hazırlandığımız bu mevsim, aslında umudun ve yeni dileklerin de mevsimidir çünkü sonbahar yeni gelen senenin de habercisidir. Baharın serinliğini kalbimizde sıcacık hissettiren ve gönlümüzde özel yeri olan sonbahar şarkılarıyla yaza veda ediyor, sonbaharı selamlıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Zeki Müren-Seninle Bir Sonbahar ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıldırım Gürses-Sonbahar Rüzgârları ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bülent Ortaçgil-Eylül Akşamı ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sezen Aksu-Sonbahar ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alpay-Eylülde Gel” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Barış Manço-Ömrümün Sonbaharında ” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Teoman-İstanbul’da Sonbahar ” title_font_size=”13″]
  • Caz Müzikle İlgili En Temel Bilgiler

    Caz Müzikle İlgili En Temel Bilgiler

    Orijinal adıyla “jazz” dilimize adapte olmuş haliyle “caz” müzik derin mi derin bir konu… Kiminin tutkunu olduğu kiminin de özel bir bilgi birikimi gerektirdiğini düşünüp uzak durduğu bir müzik türü. Oysa caz, ortaya çıktığı ilk yıllardan bu yana bütün müzik türleri gibi -hatta çok daha fazla- duygularla yoğrulmuştur ve duygularla şekillenmeye devam etmektedir. Caz üstatları özellikle canlı bir caz dinletisine katılmış kişinin bu müzikten kolay kolay vazgeçemeyeceğini bile söylüyor. Hazır tüm dünyada 30 Nisan Caz Günü de ilan edilmişken, dinlemeye yeni başlayacaklar için birkaç temel bilgiden söz edelim.

    müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Caz, 1910’ların başında ABD’nin New Orleans şehrinde doğan, Afrika, Amerika ve hatta Avrupa’dan izler taşıyan bir müzik türüdür. İçinde geleneksel esintiler taşıyor olsa da günümüz popüler müziğini dahi etkileyebilen güçte, köklü bir şehir müziğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Enstrümanın vokal kadar, belki de vokalden daha fazla öne çıktığı caz müziğinde hemen akıllara gelmesi gereken enstrümanlar vardır. Bunlar genellikle, bir caz topluluğunda melodi bölümünü oluşturan trompet, trombon, klarnet, saksofon ile ritm bölümündeki piyano, kontrbas, gitar ve davuldur.

    müzik, caz, jazz
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Cazın en ayırt edici özelliği, şarkının kimi yerlerinde müzisyenin solo çalarak ve doğaçlama yaparak bütün dikkatleri üzerine çekmesidir. Besteye bağlı kalınarak yapılan bu doğaçlamalar hem ileri seviyede enstrüman hakimiyeti hem de müzik ve duygu birikimi gerektirdiği için az sayıdaki caz müzisyenleri özel sanatçılardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Caz tarihinde enstrümanı ile birlikte efsane olmuş pek çok isim vardır ama aşina olunanlar arasında Miles Davis (trompet-besteci), Duke Ellington (piyano), Louis Armstrong (trompet), Charlie Parker (saksofon), John Coltrane (saksofon-tenor), Bill Evans (piyanist-besteci) gibi isimler öne çıkar.

    müzik
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bir caz şarkısı dinlerken beklenmedik bir şekilde ritmin değişip hafiften bir dans müziği melodisine dönüştüğünü fark edersiniz. Bu esnada dinleyici ritim tutmaya ve yerinde dans etmeye başlar. İşte müziğin ayırt edici özelliklerinden biri de bu tekniktir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Caz, bazı görüşlere göre atası sayılan blues müzik ile sık sık birbirine karıştırılır. Ayırt edebilmek için ise bazı detaylara dikkat etmek yeterlidir. Örneğin cazda saksafon, piyano öne çıkarken bluesda gitar daha fazla yer alır. Blues yavaş, caz ise nispeten hareketlidir. Blues gücünü geleneklerden alırken, cazın yüzü şehre dönüktür.

    müzik, caz, jazz
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Caz müziğin gelişim sürecinde pek çok alt tür oluşmuştur. New Orleans caz, caz rock, caz funk, etno caz, soul caz, caz blues gibi. Hangi türü dinlerseniz dinleyin cazın her zaman özel bir ilgi beklediğini unutmayın. Bu müziği dinlemeye dikkatinizi verdiğinizde aldığınız keyif de fazlalaşacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Listemizin son maddesinde, sesine doyamayacağınız üç caz vokalinden üç caz şarkısı önereceğiz. Efsane caz sanatçısı Ella Fitzgerald’ın yorumuyla “The Music Goes Round And Around”,  Billie Holiday’in yorumuyla “Strange Fruit” ve Nina Simone’dan “I Loves You Porgy”.

  • ÜLKEMİZİN CAZ DİVALARI

    20. yüzyılın başlarında ABD’nin New Orleans şehrinde doğan caz müzik her ne kadar Amerikan kültüründen çıksa da tüm dünyada popüler olmayı başarmış bir müzik türüdür. Ülkemizde de çok sevilmiş ve birçok müzisyen tarafından icra edilmiştir. Özellikle kadın vokallerimiz performanslarında geleneksel Türk müziği unsurlarını caz melodileriyle harmanlamış ve farklı müzik türlerinden ilham alarak kendi tarzını oluşturmuştur. Yazımızda ülkemizin kadın caz vokallerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevinç Tevs” title_font_size=”13″]

    Ülkemizin ilk caz müziği solisti Sevinç Tevs, Ankara Devlet Konservatuvarı Şan ve Tiyatro Bölümünde okuduğu yıllarda kardeşi Sevim Tevs ile birlikte Ankara Radyosunda günün popüler parçalarını seslendirdi ve ünü çok kısa sürede İstanbul’a ulaştı. İki kız kardeş 1945’te İstanbul Saray Sineması ve Taksim Belediye Gazinosunda verdikleri konserlerin ardından İstanbul’daki caz orkestrasında sahne aldı, yurt dışında şarkı söyledi. 1948’de ABD’deki New York Caz Festivali’nde “For You” adlı şarkıyı yorumlayan Tevs, yarışmada birinci oldu. 1949’da ünlü caz piyanistimiz İlham Gencer ile İstanbul Radyosunda yaptığı caz programları halk tarafından büyük ilgi gören Tevs, İngiliz TV kanalı BBC’ye ve Almanya’daki Berlin televizyonuna çıkan ilk Türk şarkıcımızdır. 46 yaşında kanserden dolayı vefat eden Sevinç Tevs’in seslendirdiği eserlerin birçoğu plak ve CD’lerde toplanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tülay German ” title_font_size=”13″]

    Dört yaşında şarkı söylemeye başlayan Tülay German, ilkokul yıllarında Ankara Radyosunda cumartesi akşamları yayımlanan “Çocuk Saati” programında dünyaca ünlü klasik besteleri piyano eşliğinde seslendirdi. 1957’de İstanbul Radyosunda Hulki Saner’in hazırlayıp sunduğu “Melodi Karavanı” programında yer alan ilk Türk şarkıcı olan German, 1960-1962 yılları arasında caz vokalisti olarak adını duyurdu. İstanbul Radyosunda Salim Ağırbaş Beşlisi’nin haftalık programında dönemin ünlü caz şarkılarını orkestra ile canlı olarak seslendirdi. Türkiye Millî Orkestrası ile katıldığı Balkan Ezgileri Festivali’nde eleştirmenlerin en sevdiği şarkıcı seçildi ve Arena dergisine kapak oldu. Aynı zamanda çok sesli Türk müziğinin ilk “hit”i sayılan “Burçak Tarlası” plağını da bu dönemde kaydetti. 1960’larda Paris’e giden ve Fransızca 10 plak dolduran sanatçı; Fransa, Belçika, Almanya, Polonya, Tunus, Fas, Hollanda ve Brezilya’da radyo ve televizyon programlarında yer aldı, konserler verdi, çeşitli festivallere katıldı. Fransa’da Türkçe olarak yaptığı albüm, Charles Cros Akademisinin “Büyük Plak Ödülü”ne değer görüldü. 1987’de Hollanda’da verdiği konserle emekli olan German, “Erdemli Yıllar” ve “Düşmemiş Bir Uçağın Kara Kutusu” kitaplarını yayımladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayten Alpman ” title_font_size=”13″]

    Caz söyleyerek başladığı müzik kariyerine ilerleyen yıllarda pop müzikle devam eden ve Türkçe sözlü pop müziğinin başlamasına öncülük eden sanatçılarımızdan olan Ayten Alpman’ın sesinin güzelliği, ileride hayatını birleştireceği İlham Gencer tarafından okul yıllarında fark edildi. 1949’da açılan İstanbul Radyosunda İlham Gencer topluluğuyla profesyonel olarak şarkı söylemeye başlayan Alpman’ın ilk taş plağı 1959’da basıldı. Buğulu alto sesiyle onlarca şarkıyı seslendiren sanatçı, 1963’te müzik eğitimi için gittiği İsveç’te Ella Fitzgerald, Duke Ellington ve Quincy Jones gibi caz müziğin efsaneleri ile tanışma fırsatı yakaladı. Ayten Alpman, “Bir Başkadır Benim Memleketim” adlı şarkısı ile ününü tüm ülke geneline hatta gelecek kuşaklara taşımayı başardı. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı sırasında TRT’de sık sık çalınan eser daha sonra farklı müzisyenler tarafından da okundu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nükhet Ruacan ” title_font_size=”13″]

    Tatbiki Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünde eğitim alan Nükhet Ruacan, müziğe olan ilgisinden dolayı grafik eğitimini yarıda bıraktı ve pop müzik solisti olarak müzik kariyerine adım attı. 1974’te İsviçre’ye giden Ruacan, burada caz vokalistliği yapmaya başladı. Türkiye’ye döndükten sonra çeşitli sahnelere çıkan ve caz festivallerine katılan sanatçı, New York’ta şan eğitimi aldı. 1982’de Türkiye’de ilk albüm kaydını yaptı, Kültür Bakanlığı adına ABD’de ve Çin’de konserler verdi. TRT ekranlarında TRT Caz Orkestrası ile söylediği şarkılarla ülke genelinde tanınır hâle geldi. Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümünde 10 yıl kadar hocalık yapan Ruacan, Bülent Ortaçgil’in “Benimle Oynar mısın?” albümünde de vokal yapmış, albümün kapağındaki çocuk resmini de kendisi çizmiştir. Nükhet Ruacan, 6 Mayıs 2007’de İstanbul’da hayata veda etti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ayşe Gencer” title_font_size=”13″]

    1977’de TRT’nin düzenlediği ses yarışmasını kazanarak profesyonel müzik hayatına adım atan Ayşe Gencer, kendisi gibi caz solisti olan Ayten Alpman ile caz piyanisti İlham Gencer’in kızıdır. Müzisyen bir ailenin çocuğu olduğu için erken yaşta caz müzik ile tanışan kadife sesli Gencer, ilk eğitimini piyanist olan babaannesinden almış ve ardından ülkemizin önemli caz müzisyenleri ile çalışarak yurt içi ve yurt dışı festivallerde sahnelere çıkmıştır. TRT Caz Orkestrasının uzun yıllar solistliğini yapan Ayşe Gencer, 2011’de ilk albümü “But Beautiful”u yayımlamış, 30 Aralık 2022’de kanser hastalığından hayatını kaybetmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıldız İbrahimova” title_font_size=”13″]

    Küçük yaştan itibaren müzik eğitimi alan Yıldız İbrahimova, Sofya Çocuk Müzik Okulunda piyano eğitimi, Sofya Müzik Lisesinde de şan eğitimi aldı ve Devlet Müzik Akademisinden birincilikle mezun oldu. Dört oktavlık sesi ve doğaçlama kabiliyetiyle dünya çapında tanınan bir sanatçı olan İbrahimova, cazdan folka farklı türlerde okuduğu eserlerle dünyaca ünlü isimlerle çalıştı. 40’tan fazla ülkede sahne alan İbrahimova; Türkiye, Fransa, Almanya ve ABD başta olmak üzere pek çok ülkede 15 albüm çalışması yaptı. Bulgar asıllı Türk bir ailede dünyaya gelen sanatçı, çıkardığı albümlerinde Bulgar ve Türk halk müziklerini caz stiline uyarladı. Türkiye ve birçok farklı ülkedeki müzik okulları ile konservatuvarda öğrenci ve öğretmenleri ile atölye çalışmaları yapan sanatçı, halen ODTÜ ile Başkent Üniversitesi Müzik ve Güzel Sanatlar Bölümlerinde öğretim üyeliğini sürdürüyor. İbrahimova, 1993’ten bu yana dünyaca ünlü uluslararası caz festivallerinde sahne alıyor; üstelik enstrümansız, yalnızca sesiyle 90 dakikalık solo vokal konserleri veriyor.

  • CAZ DENİNCE AKLA GELEN DUAYEN İSİMLER

    Yirminci yüzyılın başlarında ortaya çıkan caz müziğini kelimelerle anlatmak gerekse; özgün, yaratıcı, doğaçlama, enstrüman, solo, orkestra, müzisyen gibi sözcükler ilk akla gelenler olacaktır. Ama bu müziği anlamanın en iyi yolu müzisyenlerini tanımaktan geçiyor. Biz, caz denince akla gelen duayen isimlerden birkaçını listeliyoruz, müziklerini ve seslerini dinlemekse size düşüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Müziğe kornet çalarak başlayan ve ilk mekânı sokaklar olan Louis Armstrong için, 1920’ler gelişme, 1930’lar ve 40’lar tanınma, 1950’ler ve sonrası ise cazın hit parçalarıyla anılma dönemi olmuştu. 1971 yılında 70 yaşında hayatını kaybeden caz vokalisti ve trompet üstadı, solo trompeti literatüre kazandıran kişi olarak da tarihe geçti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Caz vokalisti Billie Holiday, 1959 yılında hayatını kaybettiğinde 44 yaşındaydı fakat yaşam süresinin kısalığı cazın en büyük seslerinden biri olmasına ve kendinden sonrakilere ilham vermesine engel olmadı. Sanatçıyı ilk kez dinleyecek olanlar için önerimiz, klasik halini almış Summertime veya Strange Fruit şarkılarına öncelik vermeleri.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Duke Ellington caz dünyasının ünlü piyanistlerinden biriydi. Fakat bundan da öte 1920’ler ile 50’ler arasında büyük bir rüzgâr estiren Big Band döneminin en önemli figürlerindendi. Ondan fazla caz müzisyeninin bir arada müzik yaptığı gruplardan birini de Duke Ellington kurmuştu ve orkestrasına 50 yıldan fazla süreyle şeflik yapmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    1926-1991 yılları arasında yaşayan Miles Davis caz dünyasının en popüler ismiydi. Bunun önemli nedenlerinden biri müziğini rock enstrümanlarıyla harmanlayacak kadar da yeniliklere açık olmasıydı. Onun müziklerine günümüzde bile Mad Man gibi bir dizinin veya Zodiac gibi bir filmin soundtrack’i olarak rastlamak mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Caz tarihinin en güçlü seslerinden biri şüphesiz ki Ella Fitzgerald’dı. 1971-1996 yılları arasında yaşayan sanatçı Louis Armstrong, Duke Ellington gibi ünlü isimlerle ortak çalışmalar yaptı. Birleşik Devletler tarafından iki kere ödüllendirilen, 13 Grammy Ödülü verilen Ella Fitzgerald ölümüne kadar müzik yapmayı sürdürmüştü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yaşadığı dönemde Bird (Kuş) lakabıyla anılan Charlie Parker caz tarihinin en büyük saksafoncusu, en hızlı virtüözlerinden biriydi. 1920 yılında müzisyen bir babanın oğlu olarak doğmuş, 1955 yılında yani 34 yaşında hayatını kaybetmişti. Birçok caz müzisyenine ilham veren sanatçı, bebop ismiyle bilinen caz türünün de kurucuları arasındaydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Blues, soul, R&B türünde de müzik yapan Nina Simone caz müziğin efsane isimleri arasındaydı. 1933-2003 yılları arasında yaşayan sanatçı hem vokalist hem söz yazarı hem de bir piyanistti. Simone, caz şarkıcılığının siyahi olmakla eş tutulmasını ırkçılık olarak niteleyerek eleştirmişti. Hayatını anlatan Nina isimli film ABD’de 2016 yılında vizyona girdi.

  • ÇAĞDAŞ TÜRK MÜZİĞİNİN KURUCUSU CEMAL REŞİT REY

    Cumhuriyet tarihinin ilk çağdaş bestecilerinden olan Cemal Reşit Rey, klasik müziği Türk topraklarında icra eden öncü sanatçımızdır. Henüz sekiz yaşında ilk vals bestesini annesinden aldığı müzik eğitimiyle gerçekleştiren, ilkokul yıllarında piyano çalmayı öğrenen Cemal Reşit Rey’in hayatını ve Türk müziğine yaptığı katkıları öğrendikçe Cemal Reşit Rey’e bir kez daha hayranlık duyacaksınız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    24 Eylül 1904 senesinde Kudüs’te dünyaya gelen Cemal Reşit Rey’in babası Kudüs mutasarrıfı Ahmet Reşit Rey, annesi ise Sadrazam İbrahim Edhem Paşa’nın torunu olan Fethiye Hanım’dır. Saraya yakın ilişkileri olan bir ailede doğan Rey’in müzikle olan ilişkisi doğduğu ve çocukluğunun geçtiği Kudüs’te başlar. İlk müzik eğitimini annesinden alan müzisyenin ilk çaldığı enstrüman ağız mızıkasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Babasının tayini ile beş yaşında İstanbul’a taşınan Cemal Reşit Rey, eğitim hayatına Galatasay Lisesi’nde başlar. Babasının görevi nedeniyle 1913 yılında ailesiyle birlikte Paris’e taşınmak zorunda kalan besteci dönemin ünlü piyanisti Marguerite Long’dan müzik eğitimi alır. I. Dünya Savaşı başlayınca ailesiyle Paris’ten Cenevre’ye göç eden Rey, normal lise eğitimine devam ederken Cenevre Konservatuvarı’nda da müzik eğitimine devam eder. Konservatuvarın ustalık sınıfına yükselmeyi başaran genç besteci, babasının Dahiliye Nazırlığı’nda göreve atanması üzerine 1919 yılında ailesiyle birlikte tekrar İstanbul’a taşınır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’da arzu ettiği müzik eğitimini alamayan Rey’in talebiyle ailesi 1920 senesinde henüz 17 yaşındayken genç müzisyeni tek başına Paris’e gönderir. Yeniden Marguerite Long ile müzik eğitimine devam eden Rey, 21 yaşında mezun olana kadar Paris’in önemli isimlerinden kompozisyon, enstrüman ve orkestra şefliği eğitimi alır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanıyla vatan hasreti çeken Rey, sanatını Türkiye’de icra etmek ve aldığı eğitimi Türk öğrencilere aktarmak için İstanbul’a döner.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’a döner dönmez ismi sonradan İstanbul Belediye Konservatuvarı olan Darülelhan’da öğretmenliğe başlar. Mustafa Kemal Atatürk’ün yoğun çaba ve teşvikiyle Türk müziğini saygın ve evrensel bir konuma getirme çabası ilk meyvesini verir ve Türk Beşleri kurulur. Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Ahmet Adnan Saygun, Hasan Ferit Alnar ve Necil Kazım Akses’ten oluşan bu beşli Batı müziği yapısı içerisinde Klasik Türk müziği ve Türk Halk müziğini harmanlayarak konserler vermeye başlarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’de klasik müziğin öncüsü olan Cemal Reşit Rey, çok iyi bir piyanist olmasının yanı sıra besteler de yapan üretken bir müzisyendir. Onuncu Yıl Marşı’nı besteleyen Rey’in diğer önemli eserleri arasında Zeybek, Deli Dolu, Bebek Efsanesi, Fatih, Sultan Cem, Çağrılış, Anadolu, Eski Bir İstanbul Türküsü Üzerine Çeşitlemeler, İkinci Senfoni ve daha birçok eser bulunur. Muhsin Ertuğrul ve İstanbul Valisi Muhittin Üstündağ’ın talebiyle yazdığı Üç Saat opereti halktan büyük beğeni toplar, hemen ardından da en bilinen eseri “Lüküs Hayat”ı besteler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    1934 senesinde Yaylı Sazlar Grubu’nu kuran Rey, yaptığı çalışmalar ile Türk gençlerinin müziğe yönelmesinde önemli katkılar sağlamıştır. İlk Türk Senfoni Orkestrasını kuran besteci, 1968 yılına kadar orkestra şefi olarak her hafta düzenli konser vermeyi sürdürmüştür. 1938’de Ankara Radyosu’nun Batı Müziği Şefliğini yapmış, 1945’te İstanbul’da kurduğu Filarmoni Derneği ile dünyaca ünlü şef ve solistlerin ülkemizde konserler vermesini sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1981 yılında devlet sanatçısı ünvanını alan Rey, çok sevdiği mesleğinin son performansını 1985’te, üzerinden 51 sene geçen “Lüküs Hayat” operetinin İstanbul Şehir Tiyatrosu’nda yeniden sahnelenmesiyle gerçekleştirir. Aynı sene hayata veda eden besteci, vefatına kadar Mimar Sinan Üniversitesi’ne bağlı Devlet Konservatuvarı’nda kompozisyon öğretmenliği yapmıştır. Sanat hayatı boyunca ölümsüz eserlere imza atan, yurt içi ve yurt dışındaki birçok organizasyonda göğsümüzü kabartan üretken bestecinin müziğinin hiç susmamasını diliyoruz.

  • EVİNİZDE KENDİ MÜZİĞİNİZİ YAPMAK İSTEMEZ MİSİNİZ?

    Evde kaliteli vakit geçirmenin bir yolu olarak size harikulade bir öneriyle geldik. Evinizde ritmi, melodisi size ait olan müzikler yapmak istemez misiniz? Şu an konuyla ilgili hiçbir bilginiz olmayabilir ama adım adım ilerlemenizi sağlayacak her türlü bilgiye internet ortamında ulaşmanız da mümkün. Kim bilir belki de aşağıdaki küçük öneriler de konuyla ilgili zihninizde bir ışık yakabilir ve harekete geçirecek motivasyonu size sağlayabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ne kadar amatör olursanız olun masanızın başında veya yatağınıza uzanmış haldeyken hayalinizdeki müziği oluşturmanız mümkün. Kendi melodinizi yaratmak için ihtiyacınız olan tek araç ise bir bilgisayar veya bir akıllı bir telefon. Bu iki araçtan birine sahipseniz yapmanız gereken tek bir şey kalıyor, telefon veya bilgisayarınıza bir müzik prodüksiyon uygulaması indirmek…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sözünü ettiğimiz müzik prodüksiyon uygulamaları Digital Audio Workstation kelimelerinin baş harflerinden oluşan DAW adı altında toplanıyor ve Ses Kayıt Programları, Dijital Ses İşleme Programları gibi isimlerle dilimize çevriliyor. Ücretsiz ve ücretli seçenekleri bulunan bu programlarla kendinize ait melodileri oluşturabiliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bir akıllı telefon ve bir DAW yazılımı ile çocuğunuz ya da siz müzisyenliğe kolayca adım atabilirsiniz. Fakat bu işi biraz daha profesyonel biçimde yapmak istiyorum, dinleme kalitesini yükseltmek istiyorum diyorsanız o zaman bir odanızı veya odanızın bir köşesini “home studio (ev stüdyosu)”ya çevirmeyi düşünebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ev stüdyosu kurmak için birtakım teknolojik araçlar edinmelisiniz fakat tam bu noktada konuyu nasıl ele alacağınız önem taşıyor. Örneğin gitar veya klavye çalıp şarkı söylemek istiyor musunuz? Cevabınıza göre ihtiyacınız olacak malzemeler çeşitlenebilir. Yine de minimal bir ev stüdyosu oluşturmak için bilgisayar, harici mikrofon ve kulaklık, ses kartı, enstrüman kablosu ve midi klavye yeterli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Eğer “ben elektronik gitar hatta bateri çalarak ses kaydetmek istiyorum” diyorsanız hem akustiğinizin iyi olması hem de komşularla karşı karşıya gelmemeniz için ses yalıtımı yapmanız son derece önemli. Aslında mikrofon kullanacaksanız bunu yapmanız neredeyse şart. İzolasyon için strafor ve köpük malzemeler kullanabilir, odanın zeminini tamamen halıyla kaplayabilirsiniz. Kalın perdeler, kanepe gibi büyük eşyalar da sesi odada hapsedeceği için izolasyona destek verecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Peki, siz gerçekte ne yapmak istiyorsunuz? Müzik üretmek mi? Kayıt yapmak mı? Yoksa müzik kaydınız var da miksaj ve mastering yapmak mı? Çıtayı daha da yükseltmek mümkün… Hepsinden önce bunlar arasındaki ayrımı öğrenmek, hangi DAW programının sizin ihtiyacınızı karşılayacağını anlayabilmek ve o programı nasıl kullanacağınızı bilmek için ücretli ve ücretsiz sunulan çevirim içi eğitimlerden faydalanabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Evde kendi müziğinizi yaparken bunu tüm aile bireylerini içine alan bir aktiviteye dönüştürebilirsiniz. Annenizle birlikte kayıt yapabilir, çocuklarınıza farklı bir uğraş olarak temel bilgileri verebilir, ortaya çıkan melodileri ortak besteniz olarak ailece dinleyebilirsiniz. Fakat daha önce de söylediğimiz gibi müziğinizi gönül rahatlığı ile yapabilmek için komşuları rahatsız etmemenin yollarını da düşünmelisiniz.

  • KALPLERDE İZ BIRAKAN 45’LİKLER

    Bakımı, muhafazası ve dinleme şekliyle bir ritüel gerektiren, günümüzde ancak koleksiyonerlerde veya sahaflarda bulabileceğimiz 45’likler, iki ayrı yüzüne birer şarkı olmak üzere en fazla iki şarkı kaydedilebilen, plastikten üretilmiş ve bir dakikada 45 devir döndüğü için adı 45’lik olan kayıt araçlarıydı. Özellikle 70’lere damgasını vuran bu nostalji simgelerine bakın kimler hangi şarkılarla adını yazdırmıştı?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1970’lerde Ayten Alpman’ın sesiyle ünlenen şarkı, Meksikalı Armando Manzanero’nun bambaşka sözler için yaptığı besteydi. Beste üzerine, “Üzgünüm, acı sözlerim için / Üzgünüm, seni kırdığım için / Haklısın, bana darılsan bile…” şeklinde devam eden mağrur cümleleri yazan kişi ise Ümit Aksu’ydu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Cem Karaca’nın kendi ifadesiyle Tamirci Çırağı, zengin kız-fakir oğlan klişesinin sinemaya değil de şarkıya uyarlanmış haliydi. Sanatçı şarkıyı, motorunu götürdüğü bir tamircinin, delikanlılık çağındaki çırağından esinlenerek kaleme almıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    “Gölgen gibi adım adım / Her solukta benim adım / Ben nasıl ki unutmadım / Sen de unutma beni, unutama beni” sözleri şüphesiz ki en çok Esmeray’ın buğulu sesine yakışırdı. Bir zamanların hit parçasının söz ve müziği ise Şemi Diriker’e aitti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Erkin Koray’ın, “Sevince durma durma koş ardından / Zaman yoktur git aşkı iste ondan” diye öğüt verdiği şarkıdır Sevince… Sanatçının, 1975 yılında çıkardığı 45’liğin bir yüzünde Sevince, diğer yüzünde ise Estarabim kayıtlıydı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Füsun Önal’ın sesinden dinlendiğinde çok daha eğlenceli olan, “Nerde bıraktım kalbimi bilmem / Ah nerede vah nerede” şarkısı,  Tarık Akan ve Gülşen Bubikoğlu’nun rol aldığı aynı isimli film sayesinde daha da çok benimsenmiş ve sevilmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Günümüze kadar farklı şarkıcılar tarafından defalarca yorumlansa da en naif ve duygulu yorumu Berkant tarafından yapılan Samanyolu, sözleri Teoman Alpay tarafında yazılmış, bestesi Metin Bükey’ce yapılmış efsane şarkılardan biri olarak, daha 60’lı yıllarda tarihe geçmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Gel otur yanıma dinle sözlerimi / Sorsana kalbine beni hiç sevmedi mi / Bilmeden kırdımsa bütün suç bende mi / Bağışla sevgilim sen affet beni.” Luciano Rossi bestesi üzerine Fikret Şeneş’in yazdığı bu sözler, Ajda Pekkan’ın jest ve mimikleriyle klasik halini almıştı.

  • YAŞAM YOLCULUĞUMUZA EŞLİK ETMİŞ UNUTULMAZ ŞARKILAR

    Ajda Pekkan, Sezen Aksu, Zeki Müren, Barış Manço, Emel Sayın, Gönül Yazar ve daha nicesinin sesinden dinlediğimiz öyle şarkılar var ki hayatımızın çok özel anlarına eşlik etmiş, o anki hüznümüzü veya coşkumuzu daha da derinleştirmiştir. Aşağıdaki şarkı sözlerini okurken o günlere gitmeniz an meselesi, hatta sözleri okumaya başlar başlamaz müziğinin de zihninizde canlanacağına eminiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]