Etiket: meyve

  • KARPUZLA YAPILABİLECEK FARKLI TARİFLER

    Bol sulu yapısı ve serinletici tadıyla karpuz, yaz aylarının en sevilen meyvelerinden biri olarak öne çıkıyor. Hem ferahlamak hem de dengeli beslenmek isteyenler için tatlılardan içeceklere, salatalardan reçellere kadar pek çok farklı tarifte kullanılabiliyor. Yazımızda, karpuzla kolayca hazırlayabileceğiniz pratik ve lezzetli tarifleri derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuzlu Limonata” title_font_size=”13″]

    Güneşle aranızı serin tutacak, karpuzun tatlılığıyla limonun ferahlığını buluşturan buz gibi bir içecek sizi bekliyor: Karpuzlu limonata!

    Malzemeler:

    • 1 adet orta boy karpuz
    • 3 adet orta boy limon
    • 1,5 su bardağı soğuk su
    • 3 yemek kaşığı toz şeker (isteğe göre esmer şeker)

    Karpuzu kabuğundan kesin, çekirdeklerini temizleyin ve küçük parçalar hâlinde doğrayın. Limon kabuklarını rendeleyip limonların suyunu sıkın. Karpuz parçalarını blendera alın; üzerine limon suyu, rendelenmiş limon kabuğu, soğuk su ve şekeri ekleyip karıştırın. Hazırladığınız karışımı süzgeçten geçirerek posasını ayırın. İyice soğuttuktan sonra servis edin, afiyetle için!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuz Salatası” title_font_size=”13″]

    Yaz sıcağında hem serinleten hem tok tutan müthiş bir tarif!

    Malzemeler:

    • 2 kalın dilim karpuz
    • 3-4 adet iri doğranmış ceviz
    • Tam yağlı beyaz peynir
    • 2-3 dal nane
    • Yarım limon suyu

    Karpuzu küp küp doğrayıp servis tabağına alın. Üzerine, küpler hâlinde doğranmış beyaz peyniri, iri doğranmış cevizi ve kıyılmış nane yapraklarını ekleyin. Son olarak, damak zevkinize göre yarım limon suyunu üzerinde gezdirin. Hepsi bu kadar! Serin serin, afiyetle yiyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuzlu Meybuz” title_font_size=”13″]

    Karpuzun en ferah hâli buz gibi geliyor!

    Malzemeler:

    • 4 büyük dilim karpuz
    • 2 yemek kaşığı esmer şeker
    • 1 adet rendelenmiş limon kabuğu
    • 1 tatlı kaşığı taze sıkılmış limon suyu
    • 1/5 çay kaşığı tarçın (isteğe bağlı)

    Karpuz dilimlerinin kabuk ve çekirdeklerini temizleyip küçük parçalara ayırın. Blendera alıp üzerine esmer şeker, rendelenmiş limon kabuğu, taze limon suyu ve isteğe bağlı olarak tarçın ekleyin. Karpuzlar püre hâline gelene kadar karıştırın. Karışımı dondurma kalıplarına ya da kâğıt bardaklara dökün, ortasına çubuk batırın ve derin dondurucuda en az 3-4 saat bekletin. Donduktan sonra kalıptan çıkarın, afiyetle serinleyin!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuz Kabuğu Reçeli” title_font_size=”13″]

    Karpuzun bu kez lezzeti kabuğunda! Değerlendir, dönüştür, tatlandır…

    Malzemeler:

    • 1 adet küçük boy karpuz kabuğu
    • 1 tatlı kaşığı karbonat
    • Su
    • 4,5 su bardağı toz şeker
    • 3 tane limon tuzu
    • 1 limon kabuğu rendesi
    • Yarım limon suyu
    • 6 adet karanfil

    Karpuz kabuğunun yeşil dış kısımlarını soyup beyaz kısmını küçük küçük doğrayın. Geniş bir kâsede karbonatı suyla eritip karpuz kabuklarını içine atın, üzerini geçecek kadar su ekleyin ve buzdolabında 6-7 saat bekletin. Ardından kabukları 3 kez yıkayıp durulayın. Daha sonra tencerede üzerini geçecek kadar suyla 2 dakika kaynatıp süzün. Başka bir tencerede su, şeker, rendelenmiş limon kabuğu ve karanfil ile şerbeti hazırlayın. Şeker eridikten sonra kabukları ekleyin ve renkleri şeffaflaşana kadar kaynatın. Son olarak limon tuzu ve limon suyunu ilave edip 20 dakika daha kaynatın. Soğuduktan sonra kavanozlara doldurun. Reçeliniz hazır. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pizza Karpuz” title_font_size=”13″]

    Karpuz dilimleriyle hem gözünüzü hem damak zevkinizi şenlendirecek yaz sofralarının en neşeli tabaklarını hazırlayın!

    Malzemeler:

    • 1 adet karpuz
    • 6-7 adet kiraz
    • 250 gram çilek
    • 1 adet armut
    • 1 adet elma
    • 1 adet şeftali
    • Üzeri için: Beyaz çikolata

    Karpuzu kalın ve yatay şekilde, tam ortasından halka biçiminde kesin. Her bir karpuz halkasını pizza dilimi gibi üçgen parçalara ayırın. Üzerine ince dilimlenmiş mevsim meyvelerini (çilek, kiraz, elma, armut, şeftali, vb.) yerleştirin. Son dokunuş olarak rendelenmiş beyaz çikolatayla süsleyin. Soğuk olarak servis edin, afiyetle yiyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Köz Biberli Karpuz Kabuğu Salatası” title_font_size=”13″]

    Közlenmiş biberin enfes aroması, karpuz kabuğunun ferahlığıyla buluşuyor.

    Malzemeler:

    • 1 küçük kâse karpuz kabuğunun beyaz kısmı
    • 1 adet domates
    • 1 adet salatalık
    • 1 adet kuru soğan
    • 1 adet yabani semizotu (isteğe bağlı olarak semizotu, ıspanak ya da roka da kullanılabilir)
    • 1 adet közlenmiş yeşil biber
    • 1 adet közlenmiş kırmızıbiber
    • Kaya tuzu
    • Zeytinyağı
    • Limon suyu

    Karpuz kabuğunun beyaz kısmını küçük küpler hâlinde doğrayın. Domates, salatalık, kuru soğan ve yabani semizotunu ince ince kesin. Közlenmiş kırmızı ve yeşil biberleri küçük parçalar hâlinde getirin. Tüm malzemeleri geniş bir kapta birleştirin. Üzerine kaya tuzu, limon suyu ve zeytinyağı karışımını gezdirip nazikçe karıştırın. Dilerseniz taze nane yapraklarıyla da süsleyebilirsiniz. Afiyet olsun!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karpuz Pasta” title_font_size=”13″]

    Yaz davetlerinizde ya da ferahlatıcı bir tatlı arayışınızda gönül rahatlığıyla tercih edebileceğiniz bir lezzet: Karpuz pasta!

    Malzemeler:

    • 1 adet orta boy karpuz
    • 1 su bardağı ahududu
    • 1 su bardağı yaban mersini
    • 1 su bardağı file badem

    Kreması için:

    • 2 paket toz krem şanti
    • 3 çay bardağı soğuk süt

    Karpuzun alt ve üst kısmını kesin, kabuğunu keskin bir bıçakla soyun ve beyaz kalan kısımları temizleyin. Pastanın tabanını oluşturacak karpuz dilimini servis tabağına yerleştirin, fazla suyunu kâğıt havluyla alın. Toz krem şantiyi soğuk sütle yoğunlaşana kadar çırpın, ardından derin dondurucuda bekletin. Soğuyan krem şantiyi karpuzun üzerine sürüp spatula ile pürüzsüz hâle getirin. Üzerini yaban mersini ve ahududu taneleriyle süsleyin, yanlarını file bademle kaplayın. Buzdolabında 6-8 saat soğuttuktan sonra dilimleyerek servis edin. Afiyet olsun!

  • YABANCISI OLDUĞUMUZ EGZOTİK MEYVELER

    Egzotik kelimesinin Fransızca kökenli olduğunu ve “yabancıl” anlamına geldiğini biliyor muydunuz? Başka bir anlatımla, çok uzak ülkelere ait olan ve yabancısı olduğumuz her şey için egzotik kelimesini bir sıfat olarak kullanabiliyoruz. Şimdi kullanacağımız yer ise birbirinden farklı görüntüleriyle kültürümüze oldukça yabancı kalan meyveler olacak. Fakat şöyle de hoş bir gerçek var ki bu meyveleri görmek ve yemek için illa ki memleketine gitmek gerekmiyor… Nadir de olsa kimi marketlerin raflarında bulabiliyor veya kimi butik işletmelere internet üzerinden sipariş verebiliyoruz. Hatta birkaç tanesi güney illerimizde yetiştirilmeye başlandı bile…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • BU LEZZETLERİ BUZDOLABINDA SAKLAMAYIN!

    Büyüklerimizden gördüğümüz kadarıyla buzdolabına girecek veya girmeyeceklerin ne olduğunu az çok bildiğimizi düşünürüz. Birçoğu için bu bilgilerimiz doğrudur da… Örneğin kuru fasulye, nohut gibi baklagillerin ıslanıp haşlanmadığı sürece buzdolabında saklanmayacağını hepimiz biliriz. Ya da bal ve reçelin buzdolabında değil oda sıcaklığında saklanması gerektiğini illa ki tecrübe ederek öğrenmişizdir. Gelin bu listeyi biraz daha genişletip şaşırtıcı hale getirelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • SADECE ÜLKEMİZE ÖZGÜ BİR LEZZET

    Bir zamanlar saraylarda tüketilen ve günümüzde Karadeniz Ereğli’nin en önemli simgelerinden biri haline gelen Osmanlı çileğinin hikâyesi 1900’lülere kadar uzanır. Kendine has kokusu ve lezzetli aromasıyla yediden yetmişe herkesin sevdiği Osmanlı çileğinin ülkemize geliş macerasını yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Halil Paşa, Osmanlı dönemindeki “Asker Ressamlar” kuşağının önemli temsilcilerindendir ve eğitimi için bir süre Fransa’da bulunmuştur. Osmanlı çileği, Fransızlar tarafından çiçeği güzel olduğu için Halil Paşa’ya 1900’lerde armağan edilir. Osmanlı çileğinin ülkemizde ilk toprakla buluşması ise İstanbul Arnavutköy’de olur. Halil Paşa’nın arabacısı Mustafa Bey, çileği memleketi olan Ereğli’nin killi kestane toprağına eker. İstanbul’da olmasa da Ereğli’de uygun koşulları bulan çilek, bu toprakta yetişmeye başlar. Geniş çaplı üretimi de ilk kez Kestaneci köyü eteklerinde Kahyaoğlu Kadir ve ortağı tarafından yapılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1930’da ülkemizdeki ilk konserve fabrikalarından biri de Karadeniz Ereğli’de Osmanlı çileği ile palamut balığının konserve olarak işlenmesi amacı ile kurulur. 1960’larda ise fabrikada üretimi yoğunlaşır ve artık ülke genelinde herkesin bildiği bir meyve haline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1985’li yıllara gelindiğinde Osmanlı çileği neredeyse kaybolmaya yüz tutmuştur. 1994’ten sonra belediye tarafından desteklenen Osmanlı çileği üreticilerine ücretsiz çilek tohumu verilerek bu lezzetli meyve yavaş yavaş da olsa tekrar sevilen ve tüketilen bir besin haline gelir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Mevsim normallerinde haziran ayında ilk meyvesini vermeye başlayan Osmanlı çileği, bu aydan sonra artık meyve vermez. Hassas bir yapıya sahip olduğundan çok ilgi isteyen Osmanlı çileği, üreticileri tarafından sabahın erken saatlerinde zedelenmeden toplanır ve 1-2 saat içerisinde satışa çıkarılır. Toplanan çileğin açık havadaki ömrü sadece 15-20 saat olduğundan günlük olarak tüketilmesi tavsiye edilir.

  • YÖRESEL REÇELLER VE PRATİK TARİFLERİ

    Kahvaltının vazgeçilmez lezzetlerinden reçel, sadece meyvelerle değil, sebze ve gül reçelinde olduğu gibi çiçek yapraklarıyla da hazırlanmakta.  Kek ve pasta tariflerinde de kullanılan reçellerin ülkemizde birçok farklı çeşidi bulunuyor. Ülkemizde yetişen meyve ve bitki çeşitliliğinin fazla olması her yöreye ait farklı bir reçel tarifinin ortaya çıkmasını sağlamış durumda. Gelin hem lezzetli hem de pek alışık olmadığımız reçel tariflerini yöresel pişirme teknikleriyle birlikte deneyelim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Cevizin anavatanı olarak bilinen Bitlis’e özgü bir reçel olan ceviz reçeli diğer reçellere göre yapımı biraz zahmetli bir reçeldir. Bir kilo taze cevizle hazırlanan reçel için diğer gerekli olan malzemeler; sekiz su bardağı su, yedi su bardağı toz şeker, iki adet çubuk tarçın, dört adet karanfil ve yarım çay kaşığı limon tuzu. Taze cevizlerle hazırlandığından ellerinizin boya olmaması için lateks eldiven kullanabilirsiniz. Unutmayın ki cevizin boyası zor çıkar. Öncelikle olgunlaşmamış cevizin kabuklarını çok ince olacak şekilde soyun. Büyük bir kapta üzerini tamamen kaplayacak şekilde içme su ilave edin. İki gün boyunca suda beklettiğiniz cevizleri üçüncü gün itibariyle suyunu günde üç kez değiştirerek yedi gün boyunca bu işlemi tekrarlayın. Şimdi sıra pişirme işleminde. Son kez suyunu döktükten sonra 20 dakika içme suyu ile haşlayın. Ardından iki kez daha 15’er dakika olacak şekilde yeni su ile haşladığınız reçele son kez sekiz bardak içme suyu ilave ederek 30 dakika kısık ateşte kaynatın. Yedi bardak şekeri ilave ettikten edip bir saat daha kısık ateşte kaynadıktan sonra tencerenin içerisine karanfili, tarçını limon tuzunu ekleyip 10 dakika daha kaynatın. Bu zahmetli ama lezzetli reçel için çok uğraştınız ancak artık reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı döneminden bu yana hazırlanan ve Türk mutfağının özgün tatlarından bir tanesi olan gül reçeli Isparta’ya ait reçel. Isparta’nın yanı sıra Sivas ve Van’da da yapılan bu hoş kokulu reçeli hazırlamak için 15 adet gül, 5 su bardağı toz şeker, 2 bardak su ve yarım limon suyu gerekmektedir. Gül yaprakla güzelce ayıklandıktan ve yıkandıktan sonra bir gece öncesinden şeker ile bekletilir. Ertesi gün suyunu salmış olan gül yaprakları ve şeker saldığı suyuyla birlikte kısık ateşte kaynatılır. Kaynamaya başladıktan sonra limon suyu eklenir ve 20 dakika daha karıştırılarak iyice kaynatılır. Ocaktan alınan reçel oda sıcaklığına geldiğinde kavanoza alınmaya hazırdır. Tamamen soğuduktan sonra kapağı kapatılır. Artık gül reçeli hazır. Tüm evinize yayılan gül kokusu ayrı bir keyif verecektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz Bölgesi özellikle Antalya’da yapılan nar reçeli için gerekli malzemeler; üç adet büyük boy nar, bir su bardağı toz şeker, yarım limon suyu. İlk olarak bir adet narın tanelerini zarar görmeyecek şekilde ayıklayın, diğer iki narın suyunu sıkın. Derince bir tencereye nar tanelerini, üzerine şekeri, son olarak da tencereye nar suyunu ekleyin. Orta ateşte kaynamaya başladıktan sonra yarım limon suyunu ekleyin ve hafifçe karıştırın. 45 dakika daha kaynattıktan sonra eğer kıvam almışsa ve çok sulu değilse reçeliniz hazır demektir. Eğer sulu kaldıysa kıvam alana kadar kontrollü bir şekilde kaynatmaya devam edin. Kıvamlanan reçeliniz oda sıcaklığına geldiğinde kavanoza alınmaya hazır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şifasıyla ünlü, öksürük ve solunum yollarına iyi gelen çam kozalağından reçel yapıldığını biliyor muydunuz? Pek de alışık olmadığımız bir reçel olsa da Akdeniz Bölgesi’nden Balkanlara kadar hazırlanan reçelin yapımı kolay ancak uzun bir süreç istiyor. Malzemeleri için 30 adet küçük boy olacak şekilde çam kozalağı, bir buçuk litre içme suyu, bir buçuk kilogram toz şeker ve yarım limon suyu. Kozalakların temizlenmesi için su ile güzelce yıkayın. İyice temizlenen kozalakları derin bir tencereye alın ve suyunu da ekledikten sonra bir saat orta ateşte kaynatın. Bir saatin sonunda şekeri ilave ederek kaynatmaya devam edin. Üzeri köpüklenecektir bu sebeple tahta bir kaşık ile sürekli olarak köpükleri üzerinden toplayın. İyice özdeşleştikten ve kıvam aldıktan sonra limon suyunu da ilave ederek beş dakika daha kaynatın ve ocaktan alın. Reçel soğumadan kavanoza alın ve 12 saat ters olacak şekilde beklettikten sonra reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz. Özellikle kaymak ile çok lezzetli olacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bazıları için patlıcanı tatlı bir lezzet olarak düşünmek zor olsa da Akdeniz Bölgesi ve Iğdır ilinde bu reçele sıkça rastlamak mümkün. Oldukça kolay olan tarif için küçük boyda beş – altı adet patlıcan yeterli olacaktır. Patlıcanların sapını kesin ve kabuklarını soyun. Her bir patlıcanı dört parçaya böldükten sonra bir patlıcanın acılığını alma klasiği olan 15 dakika tuzlu suda bekletme işlemini uygulayın. Ardından patlıcanları iyice yıkayın, süzün ve bir tencerede limon suyu veya dilerseniz limon tuzuyla yumuşayıncaya kadar haşlayın. Haşlanan patlıcanları süzün ve bir bez yardımıyla kurulayın. Son olarak boş bir tencereye aldığınız patlıcanların üzerine iki bardak içme suyu ve yine iki bardak olacak şekilde toz şekeri ekleyerek kıvamı yoğunlaşıncaya kadar pişirin. İyice kıvam aldıktan sonra üzerine bir adet limonun suyunu ekleyin ve bir süre daha kaynatıp soğumaya bırakın. Artık patlıcan reçelinizi kavanoza alabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlı mutfağından miras kalan kızılcık reçeli özellikle Karadeniz Bölgesine has bir reçeldir. Yazın sonlarına doğru hazırlanan bu reçel için olgunlaşmış kızılcık gerekmektedir. Bir kilogram kızılcık, 750 gram toz şeker, yarım su bardağı su ve bir tatlı kaşığı limon suyu ile hazırlanır. Kızılcıklar yıkadıktan sonra suyu süzülür ardından şeker ilave edilerek bir gece bekletilir. Ertesi gün yarım su bardağı içme suyu eklenerek kaynatılır. Daha sonrasında 45 dakika sürecek olan kaynatma işlemi kontrollü bir şekilde karıştırılarak devam eder. Tencerede biriken köpük tahta kaşık yardımıyla alınır. Kıvamlanan reçele son olarak limon suyu eklenir ve beş dakika daha kaynatılır. Reçelin vakumlanabilmesi için sıcakken kavanoza alınmalıdır. Ters bir şekilde bekletilen kavanozlar güneş almayan bir şekilde soğumaya bırakılır. Soğuduktan sonra reçelinizi afiyetle tüketebilirsiniz.

  • AVOKADO VE AVOKADOLU LEZZETLER

    Kiminin çok sevdiği kiminin bir türlü alışamadığı lezzetlerden biri de avokadodur. Bu özgün meyveyi anlatmaya başlamadan önce aklımıza ilk gelen tavsiyeyi verelim: Avokado alacak ama hemen tüketmeyecekseniz biraz sert olanlarından seçmeli ve birkaç gün evde olgunlaşmasına zaman tanımalısınız. Hemen tüketeceğiniz avokado içinse yumuşak olanlarından seçmeyi ihmal etmeyin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Defnegiller familyasından olan avokadonun anavatanı Orta Meksika’dır. Dalından armut biçiminde sarkan ve taze tüketilen bu meyve tropikal iklimi sever. Bununla birlikte don görmemesi kaydıyla Akdeniz ikliminde de yetişebilir. Antalya, Mersin, İskenderun dolaylarında da kültüre alınmış avokado yetiştiriciliği yapılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dilimize İngilizce’den geçen meyvenin adının, İngilizceye de İspanyolca’dan girdiği ve onların da Meksika bölgesinde Nahualar tarafından konuşulan sözlü dilden aldığı düşünülüyor. Avokadonun en özgün detaylarından biri, kabuğunun altındaki krem rengi, sarı veya beyaz olan etli bölgenin tam ortasında yer alan büyük yuvarlak çekirdeğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avokadoyu kesmenin en pratik yolu, onu bıçakla ikiye bölmekten geçer. Bıçağı ortasındaki çekirdeği hissedecek biçimde meyvenin etrafında çevirerek ikiye ayırabilirsiniz. Sonra ortasındaki büyük çekirdeği kenara almalısınız. İki ayrı kâse içindeymişçesine elinize alabilir ve bir kaşık yardımıyla etli kısmı çıkarabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Saçlardan cilde, göz sağlığından kolesterole ve mide bulantısı gibi rahatsızlıklara iyi gelen avokadoyu birbirinden farklı lezzetler içinde düşünebilirsiniz. Meyvelerin geneli tatlılarla daha iyi uyum sağlarken, avokado tuzlular için harika bir eşlikçidir. Siz de avokado tüketimine sabah kahvaltınıza dâhil ederek başlayabilirsiniz. Örneğin avokado dilimlerini ezerek, yeşil soğan, tuz ve karabiber ekleyebilir, hazırladığınız ezmeyi kızarmış ekmek dilimi üzerine sürebilir ve pişirdiğiniz yumurtayı da üstüne yerleştirerek afiyetle yiyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Avokadonun en yakıştığı lezzetlerden biri de salatalardır. Ekşi tatlarla da müthiş bir uyum sağlayan avokadoyu kuru meyvelerle desteklenmiş bir salatada, bol yeşillikli bir salatada veya zengin soslu bir salatada kullanabilirsiniz. Sadece avokadonun çabuk ezilen ve bozulan bir meyve olduğu bilinciyle bir an önce tüketmeniz gerektiğini aklınızda tutun.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şüphesiz ki bir meyve olan avokadonun en yakışacağı tariflerden biri smoothie’lerdir. Muz, süt ve ballı bir karışıma veya elma, nane, süt ve ballı bir karışıma avokado çok yakışacaktır. Bunun dışında avokado ile hiç süt kullanmadan, fotoğraftaki gibi bir vegan puding de yapabilirsiniz. Bunun için, chia tohumunu bir su bardağı sıcak soya sütünde beş-on dakika bekletebilir, ardından içine bir adet ezilmiş muz, tarçın ve zerdeçal ekleyebilir, kısık ateşte beş dakika pişirdikten sonra karışımı soğumaya bırakabilirsiniz. Soğuduktan sonra üstüne avokado ezmesini yerleştirebilir ve böylece harika bir puding elde edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Avokado püresi ilave edeceğiniz klasik bir kakaolu puding de enfes olacaktır. Avokadoyu tatlı içinde tüketmek isterseniz bunun birçok yolu var. Çeşit çeşit malzemelerle yapılan farklı kek tarifleri de onlardan biri olabilir. Sözün kısası avokadonun yakışmayacağı lezzet çok azdır, bol bol tüketebilmek için yaratıcılığınızı kullanmanız yeterli.

  • ANANAS VE ANANASLI LEZZETLER

    Ananasla tanışıklığımız çok da eskilere dayanmıyor, kaldı ki ana vatanından Avrupa’ya gelişi de 1955 yılına tekabül etmekte… Yine de lezzeti sayesinde günümüzde dünyanın dört bir yanında biliniyor ve tüketiliyor. Sayfamızın konusu, ilkbahar ile yaz aylarında hasadı yapılan ananas ve ananasla hazırlayabileceğiniz lezzetler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Anavatanı Güney Amerika olan ananas Brezilya’dan İngiltere’ye götürülmüş, ardından Fransa’da yetiştirilmeye başlanmıştır. Kabuk yüzeyi kozalaklara benzediği için Avrupalı gezginler önceleri çam elması adını vermiştir. Ananas adının ise Güney Amerika’da konuşulan Tupi diline dayandığı, sözcüğün Portekizliler sayesinde Fransızcaya geçtiği ve oradan da dilimize yerleştiği bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tropikal bir meyve olan ananas dünyada en çok Hindistan’da, ülkemizde ise özellikle Antalya, Mersin, Adana gibi güney illerimizde yetiştirilmektedir. Uzun dikenli yapraklara ve zor koşullara dayanabilen bir kabuğa sahip olan meyve, genellikle 1-1,5 metre boylarındaki ağaçlarda yetişmektedir. Özel bakım isteyen ananas, istenirse evin bahçesinde hatta saksıda bile yetiştirilebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ananasın tadını alabilmek için sulu ve tatlı olması beklenir ki bu da olgunlaşmış olmasını gerektirir. Meyvenin alt tarafına parmağınızla bastırdığınızda az da olsa eziliyorsa veya yapraklarını koparmaya çalıştığınızda zorlanmıyorsanız meyve olgunlaşmış demektir. Bu kıvamda olmayan bir ananas satın aldıysanız olgunlaşması için bir süre oda sıcaklığında bekletebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ananası taze taze yemenin keyfi elbette ayrı ama mineral ve lif zengini bu meyveyi daha çok tüketebilmenin yolu farklı lezzetler içinde kullanmaktan geçiyor. En çok dâhil edildiği tariflerin başında da salatalar geliyor. Çünkü ananas mevsim yeşilliklerine çok iyi uyum sağlayabildiği gibi, peynirli ve mayonezli salatalara veya baharatlı salatalara da eşlik edebiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kurabiye, tiramisu, kek, tartolet, tart, yaş pasta… Tatlı bir lezzeti olan ananasın en yakıştığı tariflerin tatlılar olmasına da şaşmamak gerekir. Ananası tatlı içinde dilimler halinde de kullanabilirsiniz, tarife göre püresini yaparak da ilave edebilirsiniz. Hatta şekere buladığınız ananasları tavada kızartarak, tek başına ananas tatlısı bile yapabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Ananas, dünyanın farklı mutfaklarında kokteyl malzemesi olarak sıkça kullanılan bir meyvedir. Smoothie yapımında da ananas vazgeçilmezler arasındadır. Özellikle süt ve muzla bir araya getirildiğinde enfes bir lezzet oluşturur. Eğer daha da tatlı bir lezzet istiyorsanız bu karşıma bal da ilave edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Ananası baharatlı yiyeceklerde de kullanabileceğinizi ve bu yönde farklı tarifler bulabileceğinizi de söyleyebiliriz. Dünyada en çok Hindistan’da yetiştiği düşünülürse bu bilgiye de şaşırmamak gerekir. Özellikle tavuk yemeklerinde, ananas farklı bir lezzet yaratmak üzere tercih edilebilir. Bu arada ananasla birlikte sık kullanılan baharatlardan birinin zerdeçal olduğunu da ekleyelim.

  • İĞDE HAKKINDA BİLGİLER VE FAYDALARI

    Ülkemizin hemen hemen her bölgesinde yetişen, bildiğimiz meyve formlarından farklı yapısıyla dikkat çeken iğdenin sağlığımız için pek çok faydası bulunuyor. İğdeyi kabuklu ya da kabuksuz yemek size kalmış ancak bu yazıyı okuduktan sonra iğdeye başka bir gözle bakacağınıza eminiz. İşte o maddeler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Türkçe kökenli bir kelime olup küçük boy yemiş anlamındaki yiğde kelimesinden evrimleşen iğde, azotu kökünde depolayabilme özelliğinden dolayı en verimsiz topraklarda yetişen bir ağaç türüdür. Kuraklığa dayanıklılığı sebebiyle özellikle erozyon alanlarına dikilen bu ağacın çiçeklerinin kendine has çok hoş bir kokusu da vardır. Çiçeklenmiş bir iğde ağacının yanından geçerken sizi güzel kokusuyla muhakkak selamlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yaz kış yeşil yapraklarını dökmeyen iğde ağacı, en verimsiz topraklarda yetiştiği için ülkemizin hemen hemen her bölgesinde rastlamak mümkündür ancak özellikle Güneydoğu ve İç Anadolu Bölgemizde yetişir. İğde ağacının meyvesi ise sağlığımız için oldukça faydalı ve lezzetlidir. Böbrek rahatsızlığı bulunan kişilere tüketilmesi tavsiye edilen iğdenin meyvesi zeytin büyüklüğünde ve sarı-kahverengi tonlarındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Mayhoş ve buruk tadından dolayı damakta kekremsi bir his bırakan iğde meyvesinin olgunlaştıkça altında süngere benzeyen ve yenilebilen dokuyu saran kahverengi kabuğu daha kolay soyulur hâle gelir. İçeriğinde birçok vitamin ve mineral bulunan iğdenin besin değeri oldukça yüksektir. 100 gr iğdede 66 kalori bulunurken, protein, C, K ve A vitamini içerir, lif ve potasyum zenginidir. Gözdeki retinanın görmeden sorumlu merkezinde bulunan “sarı benek” bölgesindeki lutein maddesini içeren iğde meyvesi bu özelliği ile göz sağlığını korumada da etkilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İğde meyvesi antioksidan ve antienflamatuar bileşikler içerir ve sindirim sistemine faydalı olabilecek prebiyotik lifler barındırır. Kabızlığı ve ishali önler, ağız ve diş sağlığı açısından faydalıdır, karaciğer yağlanmasını azaltır, kolesterolü dengeleyerek kalp sağlığını korur. Düşük glisemik indekse sahip olduğundan kan şekerini düzenler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Fazla tüketilmesi durumunda sindirim problemleri başta olmak üzere çeşitli rahatsızlıklara sebep olabilen iğdeyi tüketirken her şeyde olduğu gibi aşırıya kaçmamak çok önemli. Aşırı tüketilmesi halinde uzman bir doktor görüşü almak faydalı olacaktır. Kuru ve susuz bir meyve olan iğde, tüketildikten sonra ağızda kuruluğa sebep olabilir. Ayrıca 100 gr iğde meyvesinde 20 gr şeker bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Sonbahar aylarında olgunlaşan iğde meyvesini tüketmenin birçok yolu var. Eğer meyvenin ham tadından hoşlanmıyorsanız, marmelat veya reçelini yaparak tüketebilirsiniz. Ayrıca kuru iğdeden elde edilen unu çeşitli tatlı ya da tuzlu hamur işlerinde kullanılabilir, poğaça ya da börek yapımında değerlendirebilirsiniz.

  • İNSANLIĞIN EN ESKİ MEYVELERİNDEN İNCİR

    İnsanların yetiştirdiği ilk bitkilerden olan, antik dönemlerde yaygın olarak kullanılan incirin bugün dünyadaki üretiminde Türkiye başı çekiyor. Dutgiller ailesine mensup meyvenin lif, mineral, vitamin, antioksidanlar açısından oldukça zengin olduğu ve mide rahatsızlıklarına iyi geldiği, bağırsakları temizlediği, bağışıklık sistemini güçlendirdiği biliniyor. Bununla birlikte incirin alerjen etkileri de olabildiği için tüketim oranına dikkat edilmesi gerekiyor. Tek başına afiyetle tüketebileceğiniz ürünü çiğ olarak veya pişirerek hangi tariflerde kullanabileceğinizin cevabını ise aşağıda bulabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • SONBAHARIN MEYVELERİ VE SAĞLIĞA FAYDALARI

    Kışa merhaba demeye başladığımız günlerde bağışıklık sistemini güçlendirecek besinleri tüketmemiz kaçınılmazdır. Soğuk algınlığı ve grip gibi hastalıkların riskini azaltacak, vitamin ve mineral oranı açısından besin değeri yüksek meyveleri tüketerek bedenimizin işleyişine katkı sağlayabileceğimiz 6 sonbahar meyvesini ve faydalarını listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Kuzey Anadolu olan elmanın ülkemizde birçok farklı çeşidi bulunur. Sağlığa sayısız faydası bulunan elma; prostat ve akciğer kanseri riski başta olmak üzere tüm kanser hastalıkları riskini azaltması, yüksek oranda C vitamini içermesi, DNA hasarını azaltan değerli antioksidanlara sahip olması ve zengin lif içeriği ile bağırsak faaliyetlerine yardımcı olması sebebiyle sıkça tüketilmesi gereken besinler arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı İran olan nar, ülkemizde de birkaç bin yıldır ekilmekte ve tüketilmektedir. Etli yemeklerden tatlılara, pişmiş ya da çiğ, geniş bir kullanım alanına sahiptir. 100 mililitre nar suyu, yetişkin bir insanın günlük C vitamini ihtiyacının dörtte birini karşılarken, içeriğindeki B vitamini ve potasyum sebebiyle günlük beslenme rutinine alınması gereken meyvelerin başında gelir. Türk mutfağında da yer bulan, özellikle salatalarda sıkça kullanılan, doğal nar özleri, şeker içermemesi, düşük kalorili olması sebebiyle tercih edilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Çin olan kivi, 19. yüzyılda Avrupalılar tarafından tüm dünyaya yayılır. Ülkemizde yoğun olarak Karadeniz ikliminde yetişen kivi, yüksek C vitamini içerir. Astım sorunları yaşayanlara tavsiye edilen bu meyve, sindirim sistemini destekler, kalp sağlığını korur. Antioksidanlar açısından zengin olması sebebiyle cilt sağlığına faydası olan kivi, vücudu iltihaplanmalara karşı koruyarak bağışıklık sistemimizi destekler. Tüm bu faydalar bedenimizi kışa hazırlaması için önemli bir yere sahiptir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Güney Asya olan hünnap, ülkemizde hemen hemen her bölgede yetişmektedir. Meyve ve tohumlarının stresi azaltmaya yardımcı olduğu bilinen hünnap, özellikle geleneksel Çin tıbbında sıkça kullanılmaktadır. Mantar ve ülser önleyici olan meyve, antibakteriyel ve iltihap önleyici olması açısından da önemlidir. Ayrıca soğuk algınlığı ve gribi tedavi etme özelliği bulunan hünnabın içeriğindeki yüksek amino asit oranı dikkat çeken diğer özelliğidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İki yarımkürede de yetişen mürver, tatlı ve keskin bir tada sahip olması sebebiyle özellikle reçel ve pekmez hâline getirilerek tüketilse de çiğ olarak tüketilmesi daha çok fayda sağlamaktadır. Minik taneli bir meyve olmasına rağmen doyurucu özelliği ile dikkat çeken mürver; demir, bakır, potasyum ve fosfor gibi değerli mineraller içerir. B, A ve C vitamini açısından zengin olan mürver, aynı zamanda yüksek lif kaynağıdır. Tüm sonbahar meyveleri ile ortak yanı, içeriğindeki antioksidan değerlerinin yüksek olması, ayrıca ödem ve inflamasyonu azaltmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Gülgiller familyasından olan ayvanın dünyadaki üretiminde ülkemiz ilk sırada yer almaktadır. Yağ ve protein oranı çok düşük olan ayva, diyet listelerinde sıkça yer almaktadır ancak bağışıklık sistemine olan katkısı daha değerlidir. %84’ü su olan ayva; pektin, tanen, organik asitler, C vitamini ve faydalı tuz mineralleri içerir. Kalp damar sağlığını korumada önemli bir yere sahip olan ayva, bağırsak hastalıkları riskini de azaltmaktadır. Çekirdeğinin meyvesinden daha faydalı olduğu nadir meyvelerden olan ayva, yüksek oranda protein, az miktarda amigdalin ve emülsin içerir. Ayrıca ayva çekirdekleriyle hazırlanan maskeler cilt bariyerini korumada çok etkilidir.