Etiket: kitap

  • TÜRKİYE’NİN EN ESKİ VE EN BÜYÜK KÜTÜPHANESİ

    İstanbul Eyüpsultan’da bulunan ve 2023’te kütüphane olarak yeniden tasarlanan Rami Kışlası, 220 dönümlük alan içinde, 36 bin metrekarelik kapalı alanın yanı sıra ağaçlarla çevrili yapay bir göletin de bulunduğu devasa bir kütüphane olarak okuma meraklılarına kapılarını açtı. İki milyondan fazla kitabın bulunduğu ülkemizin en büyük kütüphanesinin kapısı sadece bilgiye susayanlar için değil, doğanın dinginleştirici huzurundan faydalanmak isteyenlere de açık. Rami Kütüphanesi’nin kışladan bir bilgi merkezine dönüşme hikâyesini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rami Kışlası, 18. yüzyılda Sultan III. Mustafa tarafından inşa ettirildi. Kâgir bir yapı olan Rami Kışlası, Sultan II. Mahmut zamanında onarım gördü ve 1960’lara dek aktif olarak ordu kışlası olarak kullanıldı. Rami Kışlası, geçtiğimiz yıllarda aslına uygun restorasyon, renovasyon ve yeniden inşa çalışmaları geçirdi ve Türkiye’nin ve İstanbul’un bilgiye açılan penceresi olarak Rami Kütüphanesi ismiyle yeniden hayat buldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Rami Kütüphanesi; bireysel ve grup okuma salonları, etkinlik alanları, atölye mekânları, engelli bireylere uygun hazırlanan engelli merkezi ile söyleşi, seminer ve sergileme gibi farklı kullanım olanaklarına sahip büyük bir kampüs olarak tasarlandı. Aynı zamanda bu dev bilgi kampüsü, 4200 kişilik oturma kapasitesine sahip.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1000 metrekarelik yapay bir göletin bulunduğu kütüphane; özel yürüyüş ve bisiklet yolları ile çevrili ve bahçesinde yer alan sergileme alanları ve amfilerle ziyaretçilerine doğa, kültür ve sanatla zenginleşmiş yepyeni bir kütüphane deneyimi yaşatıyor. 51 bin m²’lik yeşil alanıyla Rami Kütüphanesi, dünyanın en büyük kapalı peyzaj alanına sahip kütüphanesi olma özelliğini de taşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yerel malzeme ve özel tekniklerle yeniden inşa edilen Rami Kütüphanesi, atık su dönüşümü, atık yönetimi, sürdürülebilir altyapı ve enerji verimliliği sistemlerini entegre ettiği planı ile sürdürülebilir mimari için gereken tüm adımları atmış, çevre dostu bir yapı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Çocuklardan gençlere, üniversite öğrencilerinden akademisyenlere kadar herkes için uygun alanların ve kitap içeriklerinin bulunduğu kampüs, 7/24 açık. Kütüphane günün her saati okuyucu ve araştırmacılara hizmet veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türkiye’nin ilk Biosphere Sürdürülebilir Müze Sertifikası’na sahip olan Rami Kütüphanesi, yerel kültürel yaşamı destekleyen yapısının yanı sıra gelecek nesillere taşıdığı kadim kaynak ve bilgilerle gurur duyulan projeler arasında yer alıyor.

  • DÜNYANIN EN DEĞERLİ KİTAPLARI

    Tarihin en önemli kültürel ve entelektüel mirasları arasında yer alan kitaplar; düşüncelerin, hikâyelerin ve bilgilerin nesiller boyunca aktarılmasını sağladı. Bazı kitaplar, tarihî ve sanatsal yönleriyle öyle eşsiz bir konuma ulaştı ki açık artırmalarda dudak uçuklatan fiyatlarla alıcı buldu. Bu kitaplar yalnızca edebî değerleriyle değil, aynı zamanda bulundukları dönemin kültürel ve sosyal yapısını anlamamız için de paha biçilemez birer kaynak niteliği taşıyor. Her birinin ilginç öyküsü, altında yatan tarihî bir olayı var ve bu yüzden bu kitaplar sadece okumak için değil aynı zamanda koleksiyon yapmak için de büyük ilgi görüyor. Yazımızda rekor fiyatlarla satılan bu özel kitapları keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Codex Leicester, Leonardo da Vinci” title_font_size=”13″]

    Rönesans döneminin en önemli eserlerinden biri olan ve İtalyan sanatçı, mucit ve bilim insanı Leonardo da Vinci’nin bilimsel yazılarını içeren “Codex Leicester”, 1994 yılında tam 30,8 milyon dolara alıcı buldu. Dünyanın en pahalı kitabı ünvanını kazanan bu eşsiz eseri, Amerikalı milyarder Bill Gates koleksiyonuna dâhil etti. 72 sayfadan oluşan kitap Leonardo da Vinci’nin çizimlerini, teorilerini, bilimsel gözlemlerini, hidrolik, suyun hareketi, jeoloji ve astronomi gibi bilimsel konuları barındırıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”The Gospels of Henry the Lion (Aslan Henry’nin İncilleri)” title_font_size=”13″]

    Orta Çağ boyunca özellikle İslam sanatında ve Avrupa’da sıkça kullanılan tezhip, el yazması kitapların ve sanat eserlerinin kenarlarını, sayfalarını ve diğer alanlarını süslemek için altın, gümüş ve canlı renklerle yapılan detaylı bir süsleme sanatıdır. Romanesk Dönem’de tezhip geometrik desenler, bitkisel motifler ve insan figürleri gibi zengin öğelerle daha özgün bir kimlik kazandı. Romanesk tezhipli el yazmaları, süslemeler ve illüstrasyonlarla zenginleştirilmiş ve bu teknik özellikle 11. yüzyılın sonları ile 12. yüzyıl boyunca Almanya’da büyük bir gelişim göstermiştir. Bu dönemin en dikkat çekici eserlerinden biri olan Aslan Henry’nin İncilleri, 12. yüzyılda Alman Saksonya Dükü’nün siparişiyle hazırlanmıştır. Eser, sadece dinî bir metin olmanın ötesinde, sanatsal ve tarihî bir değer de taşır. Romanesk tezhip sanatının en güzel örneklerinden biri olarak kabul edilen bu eşsiz el yazması, 1983 yılında Almanya hükümeti tarafından 20,7 milyon dolara satın alınarak bir rekor kırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Magna Carta (Büyük Şart)” title_font_size=”13″]

    Magna Carta (Büyük Şart), 15 Haziran 1215’te İngiltere Kralı John ile baronlar arasında imzalanmış bir antlaşmadır. Bu belge, kralın mutlak yetkilerinin sınırlandırılması ve bireysel hakların korunması amacıyla çeşitli hükümler içermektedir. Hukukun üstünlüğünü, bireylerin haklarını ve yöneticilerin sınırlı yetkilerini vurgulayan önemli bir metin olan Magna Carta, zamanla demokratik değerlere ve insan haklarına ilişkin birçok yasal düzenlemenin temelini oluşturmuştur. 1744 yılında kurulan İngiltere merkezli, dünyanın en eski ve prestijli müzayede evlerinden biri olan Sotheby’s tarafından 2007 yılında satılan Magna Carta’nın 725 yıllık bir kopyası, 21,3 milyon dolara alıcı bulmuştur. 1988 yılından beri ABD Ulusal Arşivler ve Kayıtlar İdaresinde sergilenen bu kopya, aynı zamanda ABD’de kalan son Magna Carta kopyasıdır. Toplamda var olduğu bilinen 17 kopyadan yalnızca biri olan bu eserin alıcısı ise Amerikalı milyarder David Rubenstein olmuştur. Rubenstein, bu tarihî belgeyi koruma amacıyla halkın erişimine açmayı planladığını belirtmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”The Birds of America (Amerika’nın Kuşları), John James Audubon” title_font_size=”13″]

    John James Audubon’un kuş gözlemleri ve illüstrasyonlarından oluşan “Amerika’nın Kuşları” adlı eseri, 2010 yılında 9,6 milyon dolara satılmıştır. Audubon, 19. yüzyılda yaşamış bir doğa bilimci ve sanatçı olarak Amerika’nın kuşlarını ayrıntılı bir şekilde incelemiş ve gerçek boyutta 400’den fazla elle çizilmiş illüstrasyonla süslenmiş, büyük bir kitap olan “Amerika’nın Kuşları” adlı eserini oluşturmuştur. Bu eser, yalnızca doğa ve sanat açısından değil, tarihsel bağlamda da büyük bir öneme sahiptir. Audubon’un gözlemleri, dönemin doğal hayatını ve ekosistemlerini anlamak için benzersiz bir kaynak sunmaktadır. Satış, Christie’s Müzayede Evi’nde gerçekleştirilmiş ve eseri satın alan kişinin Amerikalı iş insanı Carl Knobloch Jr. olduğu belirtilmiştir. Knobloch, Audubon’un eserlerini koruma konusundaki çabalarıyla tanınan bir koleksiyonerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”The Bay Psalm Book (Bay Mezmurlar Kitabı)” title_font_size=”13″]

    1640 yılında Amerika’da basılan ilk kitap olan “Bay Mezmurlar Kitabı”, 2013 yılında 14,2 milyon dolara satılarak tarihin en pahalı kitap satışlarından biri olarak kaydedilmiştir. Bu eser, 16. yüzyılın sonlarında İngiltere’den Amerika’ya göç eden Puritan yerleşimcileri tarafından New England bölgesinde kullanılan ilk matbaa makinesiyle basılmıştır. Bu özelliği, eseri matbaacılık tarihinin önemli bir parçası hâline getirmiştir. 1947 yılında Boston’daki bir müzayede evinde 151.000 dolara satılan bu kitabın değeri, yıllar içinde daha da artmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”The First Folio (İlk Folyo), William Shakespeare ” title_font_size=”13″]

    Tam adı “Mr. William Shakespeare’s Comedies, Histories & Tragedies” olan William Shakespeare’in oyunlarının ilk toplu baskısı, “The First Folio”, 1623 yılında, Shakespeare’in ölümünden yedi yıl sonra yayımlanmıştır. Bu eser, Shakespeare’in 36 oyununun bir araya getirildiği en eski ve en kapsamlı koleksiyonlardan biridir. İlk baskıda yaklaşık 750 kopya basıldığı düşünülmekte olup, günümüze sadece 235 civarında kopya ulaşmıştır. Bu kopyaların çoğu eksiktir. 2020 yılında bir First Folio kopyası, Christie’s Müzayede Evi’nde 9,98 milyon dolara satılarak, bir Shakespeare eseri için bugüne kadar ödenen en yüksek fiyat olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”The Canterbury Tales, (Canterbury Hikâyeleri), Geoffrey Chaucer” title_font_size=”13″]

    İngilizcenin yazılı ilk eserlerinden biri olması bakımından büyük önem taşıyan “Canterbury Hikâyeleri”, edebiyat tarihindeki önemli bir dönüm noktasını temsil etmektedir. 14. yüzyılda Geoffrey Chaucer tarafından kaleme alınan bu eser, İngiliz Rönesansı’nın başlangıcı olarak kabul edilir. O dönemde kitapların elle çoğaltıldığı, zaman alıcı ve hata yapma olasılığının yüksek olduğu bir süreçten geçerek okuyucularla buluşmuştur. Canterbury Hikâyeleri, çerçeve öykü tekniğiyle yazılmış bir eser olup, her bir karakterin kendi hikâyesini anlattığı bir dizi öyküden oluşur. İngiliz edebiyatının temel taşlarından biri olarak kabul edilen bu eser, birçok şair ve yazarı derinden etkilemiş, sonraki yıllarda yazılacak pek çok kitaba ilham kaynağı olmuştur. Kitabın tarihsel ve edebî katkılarının yanı sıra, 1998 yılında yapılan bir açık artırmada 11 milyon doların üzerinde bir fiyata satılması, önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir.

  • KÜÇÜK PRENS’İN İLHAM DOLU MACERASINDAN ALINTILAR

    Orijinal adı Petit Prince, Fransız yazarının ismi ise Antoine de Saint-Exupéry… Yazarın bir otel odasında kaleme aldığı, hikâyesini çizimlerle desteklediği, ilk kez 1943 yılında iki dilde yayımlanan bir çocuk kitabı… Uçağı bozulduğu için Sahra Çölü’ne iniş yapan bir pilotun Küçük Prens’le karşılaşması, B612 asteroidinde tek başına yaşayan ve yetiştirdiği güle daha iyi nasıl bakabileceğini araştırmak için diğer gezegenlere yolculuğa çıkan Küçük Prens’in yaşadıklarını anlattığı naif mi naif bir hikâye… Çocuk kitabı olarak yola çıksa da derinliği nedeniyle yetişkinlerin de sırt çeviremediği, kendisi de pilot olan Exupéry’nin eşinden, içinde yaşadığı dönemden, yani gerçek dünyadan ilham aldığı özel bir kurgu… Ve günümüze kadar 12 sinema filmine uyarlanmış, 210 dile çevrilmiş, heykelleri dikilmiş, bir gök taşına ismi verilmiş Küçük Prens’ten tadımlık alıntılar…

  • ÜNLÜ İSİMLERİN KALEMİNDEN ÇIKAN MEKTUP KİTAPLAR

    Ünlü kişiliklerin yaşamlarına, zihin dünyalarına, ilişkilerine dair bilgiler edinmek en az yazarların kaleminden çıkan farklı türdeki kitapları okumak kadar keyiflidir. Bu keyfi en üst seviyede yaşatacak araçlardan biri olarak mektup kitapları önerebiliriz. Sevgiliye, kardeşe hatta komşuya yazılmış mektuplardan derlenen bazı kitapları listemizde görebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yalnız Seni Arıyorum kitabı, Orhan Veli’nin, “’Hiç birine bağlanmadım / Ona bağlandığım kadar / Sade kadın değil, insan… “ dizelerinin muhatabı olan Nahit Fıratlı’ya, 1947-1950 yıllarında yazdığı mektuplardan derlenmiştir. Kitapta mektupların el yazmaları da görülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Okuyucuya tutkulu bir aşk romanı hissiyatı veren Milena’ya Mektuplar, Franz Kafka’nın gazeteci Milena Jesenská’ya 1920 Nisan’ında yazdığı ilk mektupla başlayıp, hayatını kaybettiği 1924 yılına kadar süren mektuplaşmalardan oluşmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avusturyalı yazar Stefan Zweig’a ait bu kitap, sanılanın aksine gerçekte yazılan mektuplardan değil, mektup biçiminde yazılmış bir uzun öyküden oluşuyor. Öykü, ünlü roman yazarı R.’nin, kendisine âşık olan bir kadından imzasız bir mektup almasıyla başlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kitap, Marcel Proust’un, Haussmann Bulvarı No:102’deki evinin üçüncü katında oturan komşusu Madam Williams’a yazdığı mektuplardan oluşuyor. Proust, üçü komşusunun kocasına olmak üzere toplam 26 mektup yazmış ve maruz kaldığı gürültü ile tadilat seslerinden kendi üslubunca yakınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Psikanaliz biliminin kurucusu ünlü nörolog Freud ile Nobel Ödülü sahibi ünlü fizikçi Einstein arasındaki mektuplaşmalardan oluşan kitapta, iki bilim insanının savaştan kurtulmanın yolları ve barış üzerine analizleri okunabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hollandalı ressam Vincent van Gogh’un, tam 17 yıl boyunca ve ölümünden iki gün öncesine kadar kardeşi Theo’ya yazdığı mektuplar, ilk olarak Theo’nun eşi Johanna van Gogh-Bonger tarafından derlenerek 1914’te yayımlanmıştır. Bu mektup kitap, yazarın yaşamına ve sanatına dair pek çok bilgi barındırmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Cemal Süreya’nın eşi Zuhal Tekkanat’a yazdığı ve 1972’nin 12-24 Temmuz tarihlerini, yani on üç günü kapsayan mektuplardan oluşmaktadır. Bu günler, Zuhal Hanım’ın ameliyat olmak üzere hastanede yattığı günlere karşılık gelir. Süreya ise mektuplarında ailesine olan duygularına, dışarıda olup bitenlere yer vermiştir.

  • GEÇMİŞTEN BUGÜNE KİTAP

    Teknoloji, hayatımızın her yerinde hâkimiyetini sürdürüyor olsa da “kitap kokusu” gerçeği asırlar boyunca devam edecek gibi duruyor. Papirüsten parşömene, el yazmalarından matbaanın icadına kadar kitabın gelişimini kaleme aldık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kitabın doğuşu: Papirüs dönemi” title_font_size=”13″]

    İnsanlık tarihi açısından büyük bir öneme sahip olan papirüs, şekil olarak kamışı andıran bir bitkidir. Mısır’da Nil Nehri kıyılarında yetişen ve boyu 4 metrelere kadar ulaşabilen papirüs bazı işlemlerden geçerek kâğıt haline gelirdi. Bu işlem için önce bitkinin sapları birbirinden ayrılır, ardından enine ve boyuna kesilerek uç uca ve yan yana yapıştırılırdı. Bu sayede tabakalar elde edilirdi.  Tabakaların üzerine kamışlar aracılığı ile kömür ve benzeri maddeler kullanılarak yazılar yazılırdı. Papirüsü dönemin lideri yapan en önemli özelliklerden biri dayanıklı olmasıydı. Malzemeyi uzun ömürlü ve dayanıklı kılmak adına üzerine sedir ağacı yağı sürülürdü. Parşömen kâğıdı icat edilene kadar papirüs uzun bir müddet kullanıldı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Parşömen ile başlayan bir devir” title_font_size=”13″]

    Yıllarca yazı yazmak için farklı malzemeler kullanıldı; kil tabletler, mağara duvarları, mermerler bunlardan yalnızca birkaçı. Parşömenin icat edilmesiyle birlikte bambaşka bir döneme geçildi. Parşömen kâğıdı, hayvan derisinin fazlalıklarından arındırılması ve derinin gerilerek kurutulması ile elde edilen bir kâğıt türü olarak yazının tarihine dahil oldu. Günümüzde de hâlâ popülerliğini korumaya devam eden parşömen kâğıdının ilk kullanıldığı yer ise İzmir’in Bergama ilçesi olarak kayıtlara geçti. Parşömenin o dönem bu kadar popüler olmasının en büyük nedenleri kolay üretilmesi ve dayanıklı olmasıydı, özellikle yanmayan bir yapıya sahip olması da ilgi çekiciydi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Parşömene rakip geldi: Kâğıt” title_font_size=”13″]

    Yüzyıllardan beri Çin’de kullanılan kâğıdın Avrupa’ya gelişi ile birlikte artık başka bir boyuta geçildi. Semerkant kervanları ile “kâğıt” geldi ve parşömen ciddi bir rakiple karşılaştı. Yumuşak ve dayanıklı olan kâğıt daha çok tercih edilmeye başlandı. Hatta döneme damgasını vuran parşömenden çok daha fazla tercih edilir oldu. Maliyete de olumlu yansıyınca artık kâğıt günümüze kadar ulaşan serüvenine başlamış oldu. Kâğıdın milattan önce 2. yüzyılda Çin’de Cai Lun tarafından icat edildiği bilinir ve hatta Cai Lun için modern kâğıdın öncüsüdür demek mümkündür. Lun kâğıdı oluştururken bazı teknikleri kullandı; ana malzemeleri genellikle ağaç kabukları, bez parçaları ve lifli malzemelerdi. Tüm bu malzemeleri karıştırarak önce yumuşak bir hamur elde etti. Ardından hamuru ezerek su ile karıştırdı ve böylece ilk odun hamurunu üretmiş oldu. Ağaç kabuklarının harmanlanmasıyla başlayan kâğıt kullanımı, günümüz kitaplarının şekil almasında bir milat niteliğindedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ortaçağ’da kitap serüveni” title_font_size=”13″]

    Hristiyanlığın yayılmasından sonra Batı Avrupa’da olduğu gibi Bizans dünyasında da Eskiçağ kültürünün korunması öncelikli oldu. Bu kültürü korumak ve yaygınlaştırmak adına manastır kütüphaneleri açıldı. O dönemlerde kitap, kiliselerin ve manastırların en önemli hazinelerindendi. Kalın tahta kapaklarla ciltler yapılır, demir ve bakırla da köşeleri sabitlenirdi. Kitabı kopya ederek çoğaltırlardı ancak bu ağır ve oldukça zor bir işti. Zaman ilerledikçe eğitim ve öğretim alanı da genişledi, artık kitap bir “ihtiyaç” haline geldi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Matbaanın bulunuşu” title_font_size=”13″]

    Kitabın tarihsel ilerleyişinde kâğıdın aşama aşama gelişimi ne kadar önemliyse, matbaanın gelişimi de bir o kadar önemli bir olaydır. Matbaanın icadı ile birlikte artık kitap bir lüks olmaktan çıkmış ve her eve girebilen bir “bilgi kaynağı” haline gelmeye başlamıştı. Matbaanın Çinliler tarafından icat edilmesi ve Johann Gutenberg tarafından Avrupa’ya getirilerek yaygınlaştırılmasıyla artık yeni bir kitap çağı başlamış oldu. Matbaaya geçiş ile kitap basım maliyetleri ciddi bir düşüşe geçince, daha önce zenginlik ve lüksün bir işareti olarak görülen kitaplar artık her eve rahatlıkla girebilmeye başladı. Kitabın evlere girmesi fikirlerin, görüşlerin ve bilginin de doğru oranda yayılmasına olanak sağladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın ilk kitabı” title_font_size=”13″]

    Yeryüzünde ilk yazılan kitap Kuzeybatı Çin ülkesinde bulundu. Dünyanın ilk kitabının M. S. 868 yılında yazıldığı biliniyor, kitabın adı “Diamond Sutra”. Diamond, elmas anlamına gelirken Sutra kelimesinin ise dini bilgi ve vaaz anlamını taşıdığı bilinir. Kıssalar ve öğütler içeren Diamond Sutra, aynı zamanda dini içerikli bir kitaptır ve Buda’nın öğretilerini kapsar. Tamamı 7 sayfadan oluşan kitabın 6 sayfası metin, 1 sayfası ise Buda’yı resmeden bir sayfa olarak tasarlanmıştır. Dünyada ilk basılan kitap Diamond Sutra iken ülkemizde basılan ilk Türkçe kitap ise basımı 2 yıl süren Vankulu Lügati olmuştur. Bu arada ilk Türk matbaasını kuran ismin İbrahim Müteferrika olduğu bilgisini de verelim.

  • EDEBİYATTA PARFÜMÜN YERİ

    Parfümün tarihi yüzlerce değil binlerce yıl önceye uzanıyor. Dünyada ilk damıtma ve ekstraksiyon tekniklerini geliştiren medeniyetin 4000 yıl önce Sümerler olduğu bilinmekte. İcadının temelinde ise insanların kötü ruhları kovmak üzere tütsü yakmaları ve bu sırada bitkilerden yayılan güzel kokuyu fark etmeleri yatıyor. O ilk dönemlerde elde edilen kokulu yağlar güzel kokmak için değil, yine kötü güçleri uzaklaştırması için tüm vücuda sürülüyordu, hatta ölülerin bedenlerinin huzur bulması için de bu kokular kullanılırdı. Mısır Firavunu Tutankhamun’un mezarından parfüm şişelerinin çıkarılması bunun en güzel örneklerinden biridir. Anlayacağınız parfümün tarihçesi uzun, detaylı bir konu… Hayatımızın her yanını saran bu kokuların edebiyattaki yeri de bir hayli nefes kesici…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sevgiliye yazılan bir şiirde…” title_font_size=”13″]

    “Parfum exotique”, Charles Beaudelaire’nin sevgilisi Jeanne Duval için yazdığı şiirlerden biridir. “O güzel iklimlere sürükler beni kokun / Bir liman görürüm, yelkenle, direkle dolu / Tekneler, son seferin meşakkatiyle yorgun. / Burnuma kadar gelen hava kokular taşır / Yemyeşil demirhindilerden gelen bu koku / İçimde gemici şarkılarına karışır.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hem romanda hem sinemada…” title_font_size=”13″]

    Çağdaş Alman yazarı Patrick Süskind’in 1985 tarihli polisiye romanı Koku, orijinal adıyla Das Parfum 18. yüzyılda Fransa’da geçer ve kokulara son derece duyarlı olan Jean-Baptiste Grenouille’nun koku üretebilmek için çekinmeden işlediği cinayetlere yer verir. Roman daha sonra “Perfume: The Story of a Murderer” adıyla sinemaya uyarlanmış, ülkemizde de “Koku: Bir Katilin Hikâyesi” adıyla gösterime girmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Émile Zola’nın satırlarında…” title_font_size=”13″]

    Edebiyat eserlerinde parfüm detaylarına rastlamak hiç zor değildir. Émile Zola’nın Nana isimli romanı da onlardan biridir. İşte o bölümlerden biri… “Tuvalet masasının üstünü kaplayan gül, leylâk, sümbül demetlerinden yapılan baygın bir çiçek kokusu dolduruyordu insanın içini. Küvetlerden yayılan ağır kokuyla birlikte bir bardağın içine ufalanmış keskin bir lavanta çiçeği kokusu da karışmaktaydı.”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Balzac’ın gerçeklerden esinlendiği hikâyesinde…” title_font_size=”13″]

    Honore de Balzac’ın ana karakteri Parisli bir parfümcü olan romanı, Parfümcü Cesar Birotteau’nun Yükselişi ve Düşüşü de başka bir örnektir. César Birotteau, sınıf atlama hayaliyle dolu ve parfümeri dükkânı olan bir tüccardır. Balzac,  Birotteau’nun yükseliş ve düşüşünü anlattığı romanı için Paris’in Rue Saint-Honoré caddesinde gerçekten bir parfümerici olan Jean Vincent Bully’den esinlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fantastik bir romanda…” title_font_size=”13″]

    Amerikalı roman yazarı Tom Robbins’in fantastik kitabı Parfümün Dansı’nda konu dönüp dolaşıp nihayetinde üretilen bir parfümün sırrına gelip dayanır. Öldürülmek istenen Alobar adlı bir kral ile dul kaldığı için ölümüne karar verilen Kudra’nın yollarının kesişmesi, maceraları ve karşılarına çıkan kötü kokulu Pan’ın kokusunu gizlemek için ürettikleri parfüm kitabın genel çerçevesini oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Refik Halid Karay’ın pek çok kitabında…” title_font_size=”13″]

    Parfümün Meşrutiyet’ten Cumhuriyet’e Osmanlı topraklarındaki izini süren ve eserlerinde sıkça yer veren Türk edebiyatçıların başında ise Refik Halid Karay gelir. Edebiyatçının Sonuncu Kadeh isimli kitabından eski zamanların parfüm adları ile ilgili alıntı: “Eski zamanların, Mikado, Opoponaks, Küvir dö rüsi, Lüben gibi parfönlerini ve şişelerini düşündü; sonra Piver markalı harcılâlem kokular yahut kibarcaları, mesela violet dö Parm, fuan Kupe gibilerini hatırladı; arkasından işte suvar dö Pari, Krep de Şin ve büsbütün yenileri, bugünkü neslin kullandıkları!”

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Türk edebiyatının usta kalemlerinde…” title_font_size=”13″]

    “…ve kokulardan kamelya, leylak, çayır kokusu, Atkinson, Lubin filan bilmiyorlar.” Bu alıntı ise usta Türk edebiyatçılarından Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Efsuncu Baba isimli romanından…  Edebiyatımızda Ahmet Rasim, Halit Ziya Uşaklıgil, Reşat Nuri Güntekin de eserlerinde parfüm ve koku ile ilgili vurgularda bulunan isimlerdir.

  • EDEBİYAT DÜNYASININ TÜYLÜ VE PATİLİ KAHRAMANLARI

    Patili dostlarımıza duyduğumuz sevgiyi göstermek; evlerimizi, sokaklarımızı ve mahallemizi paylaştığımız kedi dostlarımızın güvenliğini ve refahını sağlamak için yılın her 17 Şubat’ı, Avrupa’da ve ülkemizde “Dünya Kedi Günü” olarak kutlanıyor. Kendilerinden öğrenecek çok şeyimiz olduğu kaçınılmaz bir gerçek… Huzuru, özgürlüğü, şefkati,karşılıksız sevgiyi paylaştığımız ve binlerce yıldır beraber yaşadığımız kedi dostlarımız, edebiyat dünyasında da sıkça karşımıza çıkıyor. İşte kalemini kediler için kullanan yazarlar ve eserleri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bilim kurgu ve fantastik edebiyatın usta kalemi Ursula K. Le Guin’e ait “Kanatlı Kediler Masalı” serisi, çocuklar için yazılmış olsa da kedi sevgisi duyan herkesin keyifle okuyacağı kitap serisinden oluşuyor. Serinin ilk kitabı “Dört Yavru” olurken, bu kitapta anne kedi Bayan Emma Tekir’in yavrularını güvenli bir şekilde büyütmek için verdiği mücadele ve kanatlı doğan dört yavru kedinin maceraları anlatılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Britanyalı Nobel Edebiyat Ödülü sahibi yazar Rudyard Kipling’in yazdığı öykü derlemesi “İşte Öyle Hikâyeler” kitabında “Kendi Başına Dolaşan Kedi” hikâyesi, kedilerin nasıl evcilleştiğini sade ve anlaşılır bir şekilde anlatıyor. Yazarın sınırsız hayal gücünün keyifli bir okumaya dönüştüğü bu kitapta, 12 farklı hikâyeyi kendi çizimleriyle renklendiren Kipling, hem çocukların hem yetişkinlerin bir solukta okuyacağı kitabı 1902’de yayımladı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Öykü, roman ve deneme yazarı Bilge Karasu’nun “Ne Kitapsız Ne Kedisiz” eseri sekiz farklı hikâyeden oluşuyor. Sedat Simavi Vakfı Edebiyat Ödülü’nü alan bu kitapta, “Bir Hayvanla Yaşamak” bölümünde çocuklara ilk öğretilecek şeyin hayvanların sorumluluğunu taşımak olduğu anlatılıyor. Sevgiyi, sabretmeyi ve güveni; yuvamızı ve dünyamızı paylaştığımız patili dostlarımızla öğrenebileceğimizin altını çizen yazarın metinlerinde kediler, köpekler, kaplumbağalar, kertenkeleler, sakangurlar, keçiler, yengeçler bizlere çok şey öğreten canlılar olarak karşımıza çıkıyor. Karasu, metinlerinde insanla hayvan arasındaki dostluklar arasında gezinirken, bir yandan da hayvan-oluş ve insan-oluş hallerine vurgu yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kısa bir öykü olan Kara Kedi, ilk kez 1843’te bir gazetede yayımlanır. Suç psikolojisi temasının işlendiği kitap, bir anlatıcının ağzından anlatılır ve bu anlatıcının çocukluğundan bu yana pek çok evcil hayvanı olmuştur. Eşiyle birlikte Pluto adındaki bir kedi de dahil olmak üzere pek çok ev hayvanına sahip olan anlatıcı, kedisine karşı duyduğu sevgi ve şefkate sıkça değinirken, daha sonra başlarına gelen trajik olaylar kitabın konusunu farklı bir noktaya taşımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Edebiyat dünyasının çılgın kalemi Beat Kuşağı’nın öncü ismi William S. Burroughs, deneme kitabı olan “İçerdeki Kedi”de; Ruski, Smokey, Fletch, Calico Jane isimli kedileri ile yaşadığı ruhani dostluğu ve bağı anlatıyor. “Kedilerimle aramdaki ilişki beni ölümcül ve her şeye nüfuz eden bir cehaletten kurtardı.” diyebilecek kadar cesur bir yazar olan Burroughs’un kitabında yazar; kendi hayatını kedilerin oynadığı sessiz sinema olarak sunulan bir alegori ile anlatıyor. Hayatının son on altı yılını kedileriyle Kansas’ta geçiren Burroughs, bu dönemde kedilerini birer dost olarak görmeye başlamış ve kendisi üzerindeki etkilerini bu kitapta anlatmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japon yazar Cuniçiro Tanizaki tarafından kaleme alınan “Bir Kedi, Bir Adam, İki Kadın” kitabı, boşanan bir çiftin çok sevdikleri kedileri Lili’yi almak için verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Yuvası dağıldıktan sonra “kırık bir çanak” bile almayan kadın, duygu yüklü mektubunda tek bir şey istemektedir; eski kocası Şozo’nun deliler gibi sevdiği kedisi Lili’yi. Tanizaki, zarif ve yumuşacık bir üslupla insan ilişkilerinin karmaşık yapısını, küçücük ayrıntıların insan ruhunda yarattığı dönüşümleri, yalnızlığın ve sevginin türlü biçimlerini Lili’ye duyulan sevgi bağı ile okuyucuya aktarıyor.

  • 30 AĞUSTOS’TA ZAFERE GİDEN MÜCADELEYİ ANLATAN KİTAPLAR

    Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Kütahya’ya bağlı Dumlupınar yakınında 30 Ağustos 1922’de Türk ve Yunan ordusu arasında yapıldı. “Dumlupınar” adıyla da anılan Kurtuluş Savaşı’nın son büyük mücadelesi, ülkemizin bağımsızlık yolundaki en önemli zaferlerindendir. Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nde bağımsızlık için omuz omuza veren halk ve askerlerin gösterdiği özverili mücadeleler ve sonrasında kazanılan şanlı zaferimiz ile ilgili yazılan kitapları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yazdığı, tarihimiz açısından büyük önem taşıyan eseri “Nutuk”ta, Kurtuluş Savaşı ve Cumhuriyet’in kuruluşunun hikâyesi, Atatürk’ün kendi kaleminden anlatılır. 1919-1927 yılları arasındaki, yakın tarihimizin en sıkıntılı ve buhranlı günlerini içeren 9 yıllık süreci, yaşanan olayları ve çözümlerini anlattığı kitabında Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ne de geniş yer ayırır. Bu eser, Türkiye’nin bağımsızlık mücadelesini ve zaferini anlamak için en temel kaynaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1920’lerin başından vefatına kadar Atatürk’ün en yakınında bulunan isimlerden olan İstiklâl Madalyası sahibi gazeteci-yazar Falih Rıfkı Atay’ın “Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri”, Atay’ın Kurtuluş Savaşı’yla ilgili anılarından oluşur. Atay, kitapta aktardıklarını günü gününe aldığı notlara, daha sonra anımsadığı hatıralarını ekleyerek yazmış. Atay, bu belgesel-anı kitabında Atatürk ile tanık oldukları olayları, Kurtuluş Mücadelesi’ni ve bu süreçte tanıdıkları kişileri; güzel ve akıcı bir Türkçe ile kaleme almış.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1887 doğumlu asker ve yazar Hüseyin Rahmi Apak, Kurtuluş Savaşı’na katılmış ve savaş sonrasında önemli görevlerde bulunmuş, askerî kariyerinin yanı sıra yazarlık da yapmıştır. I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda, özellikle Batı Cephesi’nde önemli görevler üstlenen Apak, “İstiklal Savaşı’nda Garp Cephesi Nasıl Kuruldu” adlı kitabında, Garp Cephesi’nin kuruluşu ve bu cephede yaşananları ayrıntılı bir şekilde kaleme alır. Cephede yaşadıklarını, gözlemlerini, askerî harekâtları ve stratejik kararları detaylı bir şekilde anlattığı kitabı, Kurtuluş Savaşı’nın birincil kaynaklarından biri olarak kabul edilir ve dönemin askerî tarihine ışık tutar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Halide Edip Adıvar’ın yazdığı “Türk’ün Ateşle İmtihanı”, yazarın ve dolayısıyla Osmanlı İmparatorluğu’nun 1918-1923 yıllarına kadar olan dönemini anlatır. Kurtuluş Savaşı sırasında yaşanılan olayları ve gözlemlerini etkileyici bir anlatımla aktaran Adıvar, yakın tarihimize ışık tuttuğu kitabında kadınların Kurtuluş Savaşı’ndaki rolüne ve katkılarına da değinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Yüzbaşı Selahattin’in Romanı”, İlhan Selçuk tarafından kaleme alınmış, Çanakkale, Balkan Harbi, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı’nda görev almış olan bir yüzbaşının anılarını anlatır. Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşünü durdurmak isteyen askerlerin fedakârlıklarla dolu mücadelesini destansı bir şekilde betimler. Selahattin Yurtoğlu, İlhan Selçuk’un yakın arkadaşı olan Cengiz Yurtoğlu’nun babasıdır ve kitapta yer alan anıların kaynağı da Cengiz Yurtoğlu’nun bizzat kendisidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Türk tarihçi ve yazar Cezmi Yurtsever, “Çanakkale’yi Hatırlamak” kitabını, 2011 yılında Türk Tarih Kurumu Arşivi’nin sararmış albümleri içinden çıkan binlerce fotoğraf arasında, 13 yaşındaki bir gencin Çanakkale Cephesi’ne gönüllü asker olarak gittiğini görmesi üzerine yazar. Yurtsever, bir milletin yüzyıllar süren düşman saldırıları karşısında var olma mücadelesini, ödenen büyük bedelleri, vatan topraklarında yaşanan hikâyeleri, “o” fotoğraf üzerinden anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İzmirli yazar ve şair Habib Bektaş, eserlerinde genellikle tarihsel olaylara, toplumsal konulara ve insan ilişkilerine odaklanır. Karanlığın aydınlığa, esaretin kurtuluşa dönüşümünü anlattığı “Zafere Yürüyüş: 30 Ağustos” kitabında Bektaş, ülkeyi işgal etmiş düşmana karşı savaşan yorgun, yoksul bir halkın yazdığı bu büyük destanı hikâyeleştirmiştir.

  • KLASİKTEN MODERNE TÜRK ROMANLARI SEÇKİSİ

    Türk edebiyatı, köklü bir tarihe ve çeşitli dönemlere yayılan zengin bir mirasa sahiptir. Tarih boyunca Anadolu’dan Orta Asya’ya, Balkanlar’dan Orta Doğu’ya farklı medeniyetlerle ilişkilerimiz Türk edebiyatının gelişmesine katkı sağlamıştır. Göktürkler, Uygurlar, Karahanlılar, Gazneliler ve Selçuklular gibi Türk hanedanlarının hüküm sürdüğü dönemlerde Türk edebiyatı önemli bir gelişim göstermiş ve özellikle destanlar, manzum hikâyeler ve koşuklar bu dönemde önemli bir yer tutmuştur. Cumhuriyet dönemiyle birlikte Türk edebiyatı daha da çeşitlenmiş, dili sadeleşmiş ve modernleşmiştir. Realizm, natüralizm ve sembolizm gibi akımlar etkisini gösterir. Yazımızda Türk edebiyatının ilk yazılı eserlerinden olan Dede Korkut Hikâyeleri’nden Türkiye’nin modernleşme sürecinin bir yansıması olan Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne değerli edebi eserleri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    14. ve 15. yüzyılda yazıya geçirildiği düşünülen Dede Korkut Hikayeleri, Türk edebiyatının en önemli eserlerinden biridir. “Dede Korkut Kitabı” veya “Kitâb-ı Dedem Korkut” adıyla bilinen eser, toplamda 12 hikâyeden oluşur. Hikâyeler, genellikle Oğuz Türklerinin kültürünü, inançlarını, kahramanlıklarını, mücadelelerini, aşklarını ve günlük yaşamlarını konu alır. Şiirsel bir anlatım ve zengin bir söz varlığına sahip olan hikâyeler sade ve anlaşılır bir dille yazılmıştır. Bu eserler, aynı zamanda Türk dilinin ve kültürünün tarihî gelişimini anlamak için önemli bir kaynak teşkil ettiğinden 2018 yılında UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültür Mirası Temsili Listesi’ne kabul edilmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Roman, hikâye ve tiyatro eserleri kaleme alan Mehmet Rauf’un eseri Eylül, Türk edebiyat tarihinin ilk psikolojik romanı olması bakımından önemli bir yere sahiptir. 1901 yılında yayımlanan eser, olaylardan ziyade kahramanlarının ruh hâllerine dair çözümlemeler içerir. Yazıldığı dönem için oldukça cesur konuların işlendiği romanda evlilik, ihanet, aşk ve mutluluk gibi temalar doğrultusunda Süreyya, Suat ve Necip Bey’in hikâyesi anlatılır. İstanbul’un ilçesi Üsküdar’da geçen roman, dönemin toplumsal yapısını, insan ilişkilerini ele alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Atatürk’ün en sevdiği Türk romanlarından olan Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu romanı ilk olarak gazetede bölümlere ayrılarak yayımlanmış, 1923’te de kitap olarak basılmıştır. Kitapta, varlıklı bir aileden gelen öğretmen Feride’nin Anadolu’nun çeşitli yerlerinde yaşadığı zorlu mücadelesi anlatılır. Bu eser aynı zamanda kurtuluş mücadelesi veren bir ülkenin umut sembolü olmuş, sinema filmi, televizyon dizisi, tiyatro ve bale olarak da uyarlanmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Memduh Şevket Esendal’ın en önemli yapıtlarından biri olan Ayaşlı ile Kiracıları kitabı, Ankara’nın Ayaş semtinde geçer. 1934 yılında ilk basımı gerçekleşen eser, birbirinden farklı kiracıların yaşamlarını konu alan öykülerden oluşur. Farklı yaşam tarzına sahip insanların eğitimleri, dünya görüşleri, uğraşları gibi unsurlardan yola çıkarak, Türkiye’nin farklılıklara rağmen bir arada olabilme gücünü yalın ve akıcı bir dil ile anlatır. Bu yönüyle yapıt, cumhuriyetin kurucu ideolojisini yansıtan önemli eserler arasında yer almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İlk basımı 1956’da gerçekleşen Esir Şehrin İnsanları romanı, Kemal Tahir’in en ünlü eserlerinden biridir. Kitap, İstanbul’un işgal altındaki döneminin siyasi ve sosyal durumunu, işgal altındaki bir şehirde yaşamanın zorluklarını ve insanların bu koşullara uyum sağlama çabalarını detaylı bir şekilde ele alır. Kitabın ana karakteri olan Kamil Bey, varlıklı bir insandır. Çıktığı dünya gezisinden döndüğünde karşılaştığı işgal tablosu karşısında büyük bir şaşkınlık yaşar. Avrupa’ya gitme şansı olsa da ülkesinde kalmaya karar veren Kamil Bey ve çevresi üzerinden okuyuculara yalın bir dille aktarılan roman, Türk edebiyatının önemli eserlerinden biri olarak kabul edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Şiirlerinde kullandığı sembolist dil ile bilinen Ahmet Hamdi Tanpınar’ın sosyal sorunlara değindiği gerçekçi romanı Saatleri Ayarlama Enstitüsü, İstanbul’un değişen zamanına ve insan ilişkilerine odaklanır. Roman, İstanbul Üniversitesinde öğrenim gören bir grup genç ve onların etrafındaki karakterlerin hikâyesini anlatır. Ana karakterlerden biri olan Hayri İrdal, İstanbul’da bir saat tamiri enstitüsünde çalışmaktadır. Roman, Hayri’nin bu enstitüde geçirdiği zamanı ve çevresindeki karakterlerle olan ilişkilerini ele alırken, aynı zamanda İstanbul’un modernleşme sürecindeki değişimleri ve bu değişimlerin insanlar üzerindeki etkilerini inceler.

  • BİLİM KURGUYA ISINDIRACAK KİTAP ÖNERİLERİ

    Muhtemelen çoğumuzun bilim kurguyla tanışması küçük yaşlarda ve Jules Verne’nin Denizler Altında Yirmi Bin Fersah isimli kitabıyla başlamıştır. Kaptan Nemo’nun denizaltı ile yaptığı dünya seyahatleri zihinlerimizi canlandırmış, bizi hayalden hayale sürüklemişti. Yaşlar ilerledikçe bir kısmımız bilim kurgunun izini sürmeyi devam ettirirken bir kısmımız bambaşka türlere yöneldi. Biliyoruz ki bilim kurguya devam edenler adeta birer tutkuna dönüştü. Fakat şunu baştan belirtelim, bu liste yeniden bilim kurgu okumak isteyenler veya ilk defa başlayacak olanlar için…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hayatı boyunca 500’den fazla kitap yazan biyokimya profesörü Isaac Asimov’un yedi kitaptan oluşan Vakıf Serisi’nde çökmekte olan bir Galaktik İmparatorluk, girilmekte olan ve binlerce yıl sürecek karanlık çağlar söz konusudur. Bu karanlık devrin süresini kısaltmak için çabalayan matematikçi Hari Seldon ise hikâyenin ana kahramanıdır. Seriyi okumak isteyenler şu sıralamayı takip etmelidir: Vakıf Kurulurken, Vakıf İleri, Vakıf, Vakıf ve İmparatorluk, İkinci Vakıf, Vakıf’ın Sınırı, Vakıf ve Dünya.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    1895 yılında yayınlanan ve iki kez de sinemaya uyarlanan Zaman Makinesi 1946’da hayatını kaybeden H. G. Wells, tam adıyla Herbert George Wells tarafından yazılmıştır. Wells’in gelecek zamana ait distopik bir toplum hikâyesini anlattığı Zaman Makinesi bilim kurgunun önemli eserlerinden biridir, çünkü zaman yolculuğu kavramı bilim kurgu edebiyatına ilk kez bu eserle girmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İngiliz yazar Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya romanının ismi Sheakespeare’in Fırtına isimli eserinden alınmıştır ve o esere göre aslında kitabın adının Güzel Yeni Dünya şeklinde anlaşılmasının daha doğru olduğu ileri sürülür. Huxley’nin romanı gelecek zamanda geçen bir distopyadır. Savaşların, yoksulluğun, hastalığın olmadığı, teknoloji açısından son derece gelişmiş bir dünya gözler önüne serilmektedir. Hemen “iyi ama bu tam bir ütopya” demeyin, çünkü aynı dünyada artık edebiyata, sanata, aileye, farklı kültürlere yer kalmamıştır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Suzanne Collins’in kaleme aldığı Açlık Oyunları, kitaptan daha çok filmiyle bilinen bir eser desek abartmış olmayız. Şüphesiz bunda kitabın ana karakteri Katniss Everdeen’ın aktris Jennifer Lawrence tarafından canlandırılmasının payı büyük. Bu hikâyede de karşımıza kıyamet sonrası zaman ve yine distopik bir dünya çıkmaktadır. Aralarında sosyoekonomik açıdan uçurum bulunan iki toplum, Capitol şehri ve onu çevreleyen mıntıkalarda yaşamaktadır. Olaylar, Capitol halkını eğlendirmek üzere hazırlanmış, mıntıkalardan seçilen genç bir kız ve erkeğin ayakta kalmak için öldürmesi gereken bir televizyon programı etrafında şekillenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Adından da anlaşılacağı gibi hikâye Mars’a uzanır ve üç kişilik NASA mürettebatından Mark Watney’nin bir toz fırtınası sırasında öldü sanılarak uzayda bırakılışına odaklanır. Düşünülenin aksine hâlâ hayatta olan Mark’ın Mars’ta mahsur kaldığı süreçte yaşamak için verdiği mücadele kitabın asıl konusudur. Uzun yıllar bilgisayar programcısı olarak çalışmış Amerikalı yazar Andy Weir’ın kitabı Marslı da beyaz perdeye uyarlanan bilim kurgu romanları arasında yer almaktadır. Filmde Mark’ı canlandıran kişi ünlü aktör Matt Damon olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hindistan doğumlu Amerikalı yazar Kurt Vonnegut farklı türde eserler vermiştir ve bilim kurgu sınıfına giren kitaplarından biri Kedi Beşiği’dir. Hikâyede zaman günümüz, ana karakter ise Jonah isimli yazardır. Jonah, Hiroşima’ya atılan ilk atom bombasını anlatmak istediği Dünyanın Sona Erdiği Gün isminde bir kitap yazmak istemekte ve bunun için araştırma yapmaktadır. Araştırma sırasında karşısına çıkan Bokonon isimli inanç sistemi ve buz dokuz adlı bilimsel buluşla bambaşka bir safhaya geçilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sayfanın finalini Türk yazarlardan bir isimle yapalım istedik ve Müfit Özdeş’in Son Tiryaki isimli kitabını listemize dâhil ettik. Yazarın 1996’da yayımlanan kitabı aslında roman değil, 23 adet bilim kurgu hikâyesinden oluşan bir öykü kitabıdır. Özdeş’in yer verdiği her öykü ayrı karakterler, ayrı kurgular içermekte ve kitabın tamamı mizahi bilim kurgudan fantastik bilim kurguya birçok farklı türü içinde barındırmaktadır. Bilim kurgu üzerine kısa hikâyeler okumak isteyenlerin tercih edebileceği bir kitap olarak tavsiye edebiliriz.