Etiket: kitap

  • KÜTÜPHANECİLİKLE İLGİLİ TERİMLER

    Sık sık kütüphaneye giden biri değilseniz bile kütüphanecilikle ilgili bazı kavramlara aşina olmak, yolunuz bir şekilde kütüphaneye düştüğünde işinize yarayabilir. Aklınızda bulunsun, sessizliğin hâkim olduğu bu ortamlarda kütüphane görevlilerinden yardım alarak da işlerinizi kolaylıkla halledebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • ÖĞRENMEYE ADANMIŞ BİR HAYAT: ALEV ALATLI’NIN ESERLERİNDEKİ TEMALAR

    Alev Alatlı’nın edebî kişiliğinin şekillenmesinde aile çevresinden aldığı eğitimin payı büyüktür. Tiyatro yazarı büyük amcası Musahipzade Celal Bey’in estetik duyarlılığı ile asker bir babanın disipliniyle yetişen Alatlı, okuma alışkanlığını ise babasından edinmiştir. Yaşamı boyunca çok sayıda ödül almış; yalnızca eserleriyle değil, düşünsel ve entelektüel duruşuyla da dikkat çekmiştir. Yazımızda, Alev Alatlı’nın eserlerinde öne çıkan temaları sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kimlik, Kadın ve Yüzleşme” title_font_size=”13″]

    Alev Alatlı’nın basılan ilk romanı “Yaseminler Tüter mi, Hâlâ?”, Eleni’den Naciye’ye uzanan bir hayat üzerinden kimlik ve aidiyet sorunlarını bireysel bir hikâye içinde ele alır; Kıbrıs meselesini ise gündelik yaşamda biriken çatışmalar aracılığıyla görünür kılar. “İşkenceci”, şiddeti uygulayanla ona maruz kalan arasındaki ilişkiyi sorgular; onur, suskunluk ve adalet arayışı romanın ana temasını oluşturur. Bu eser, 1987 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından Yılın En İyi Roman Ödülü’ne değer görülmüştür. “Kadere Karşı Koy A.Ş.” ise odağını toplumsal yaşama çevirir; kadınların “kader” olarak sunulan sınırlara karşı durma ve kendi yolunu açma çabasını merkeze alır. Roman, bireysel özgürleşmenin dayanışma ve farkındalıkla mümkün olduğunu vurgular.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yabancılaşma ve Entelektüel Sorumluluk” title_font_size=”13″]

    Alev Alatlı’nın “Or’da Kimse Var mı?” serisi; “Viva La Muerte! Yaşasın Ölüm”, “‘Nuke’ Türkiye!”, “Valla, Kurda Yedirdin Beni” ve “O.K. Musti, Türkiye Tamamdır!” adlı dört romandan oluşur. Bu eserlerde Alatlı, 1990’lı yılların Türkiye’sinde öne çıkan yabancılaşma, ideolojik kamplaşma ve toplumsal çözülme sorunlarını ele alır. Serinin düşünsel hattı, “Or’da Hâlâ Kimse Var mı?” başlığıyla yayımlanan “Beyaz Türkler Küstüler” adlı kitapta yeniden ele alınır. Alatlı bu beşinci kitapta, entelektüelin toplumsal rolünü, sorumluluğunu ve konumunu geçmişle hesaplaşarak tartışır. Böylece seri, bireysel çözülmeler üzerinden Türkiye’nin zihinsel ve kültürel dönüşümünü okumaya imkân veren bütünlüklü bir anlatıya dönüşür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Akıl, Merhamet ve Kültürel Yabancılaşma” title_font_size=”13″]

    Alev Alatlı’nın “Gogol’ün İzinde” başlığı altında kaleme aldığı nehir anlatı, “Aydınlanma Değil, Merhamet!” ile başlar; “Dünya Nöbeti” ve “Eyy Uhnem! Eyy Uhnem!” ile devam eder. Alatlı bu seride Batı merkezli aydınlanma anlayışını sorgular; aklı mutlaklaştıran düşünce geleneğinin toplumsal ve kültürel sonuçlarını tartışır. Metinlerde merhamet, ahlak ve yerellik, evrensel doğrular iddiasının karşısına yerleştirilir; yabancılaşma, tek tipleşme ve bilgiye dayalı üstünlük söylemi eleştirinin odağında yer alır. Seri boyunca Alatlı, dünyayı bilen fakat kendi değerleriyle bağını koparmayan entelektüel tipini merkeze alır; modernleşme sürecinde akıl ile vicdan arasındaki dengenin nasıl bozulduğunu görünür kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yeni Dünya Düzeni ve Anlam Arayışı” title_font_size=”13″]

    “Schrödinger’in Kedisi” serisinin ilk kitabı “Kâbus”, distopik bir kurgu içinde bireyin küresel söylemler karşısındaki konumunu tartışır. Yazar tarafından fütüristik bir bilim kurgu olarak değil, bilimi temel alan bir kurgu olarak değerlendirilir. Serinin ikinci kitabı “Rüya”, yabancılaşma ve aidiyet sorunlarını merkeze alarak entelektüelin kendi düşünsel zeminiyle kurduğu ilişkiye odaklanır. Romanın yayımlanmasının ardından ortaya çıkan “Onarımcılar” adlı e-posta grubu ise, uzun süreli fikrî tartışmalara ev sahipliği yapan ve edebiyat sosyolojisi açısından dikkat çeken bir okur-yazar etkileşimi örneği olarak öne çıkar.

     

    Bütün bu eserler bir arada düşünüldüğünde Alev Alatlı, edebiyatı yalnızca bir anlatı aracı olarak değil; bireyi, toplumu ve çağını sorgulayan bir düşünce alanı olarak kurgular ve okurunu da süregelen bir öğrenme ve farkındalık yolculuğuna çağırır.

  • BU EMOJİLER HANGİ KİTAPLARI ANLATIYOR?

    BU EMOJİLER HANGİ KİTAPLARI ANLATIYOR?

    Emojilerle bilmece/bulmaca serimizin ikincisine hoş geldiniz… Bu kez de kitapların dilimizdeki isimlerini emojilerle canlandırdık hatta üstüne de birer tüyo verdik bakalım siz cevapları bulabilecek misiniz? Kopya almak isterseniz -tabii en kötü ihtimalle diyoruz- eserlerin isimleri sayfanın en altında. 🙂

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Rus şair ve yazar Ivan Turgenyev’in en bilinen eseri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Reşat Nuri Güntekin’in televizyona da uyarlanan ünlü romanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Stendhal mahlaslı Fransız yazar Marie-Henri Beyle’in psikolojik romanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Recaizade Mahmut Ekrem denince akla ilk gelen kitap…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pulitzer Ödüllü bu romanın yazarı Amerikalı romancı Ernest Hemingway…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Usta hikâyeci Ömer Seyfettin’in kaleme aldığı onlarca öyküden biri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Brezilyalı yazar Jose Mauro De Vasconcelos’a ait çocuk romanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Norveçli yazar Jostein Gaarder’ın 600 sayfalık çok satan kitabı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Rus oyun yazarı Anton Çehov’un tiyatroda da sahnelenen eseri…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”10#” title_font_size=”13″]

    Robert Louis Stevenson’ın yazdığı her yaşa hitap eden ünlü macera romanı…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cevaplar:” title_font_size=”13″]
    1. Babalar ve Oğullar
    2. Yaprak Dökümü
    3. Kırmızı ve Siyah
    4. Araba Sevdası
    5. Yaşlı Adam ve Deniz
    6. Yüksek Ökçeler
    7. Şeker Portakalı
    8. Sofie’nin Dünyası
    9. Üç Kız Kardeş
    10. Define Adası
  • BÜYÜLÜ GERÇEKÇİLİK İZLERİ TAŞIYAN ROMANLAR VE YAZARLARI

    Büyülü Gerçekçilik kavramı ilk olarak 18. yüzyılın sonunda felsefe alanında, 20. yüzyılın ortalarında resim sanatında kullanılmış, daha sonra Massimo Bontempelli, Alejo Carpentier ve Angel Flores gibi isimler tarafından da edebiyata taşınmıştır. Mitlerin, efsanelerin, fantastik olayların, büyünün, metafiziğin ve hayal gücünün öne çıktığı büyülü gerçekçilik, “gerçeküstücülük” ile karıştırılmamalıdır. Büyülü gerçekçilikte az önce saydığımız unsurlar “gerçeklik” ile birlikte ele alınır. Sadece, gerçekliği farklı olan insanların gerçek dünyalarıdır söz konusu olan… Sıra dışı ve mantık ötesi unsurlar bulunsa da konunun genelinde gerçekliğe sıkı sıkıya bağlılık vardır. Büyülü gerçekçiliğe örnek verilebilecek romanları, içinden alıntılarla sizin için sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gabriel García Márquez’den…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Günter Grass’dan…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Haruki Murakami’den…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Jorge Luis Borges’den…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Alejo Carpentier’den…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İhsan Oktay Anar’dan…” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hüseyin Rahmi Gürpınar’dan…” title_font_size=”13″]
  • MACERA DOLU KİTAPLAR

    Macera dolu bir yolculuğa çıksan, yanında kim olsun isterdin? Peki, söyle bana, sözcüklerle aran nasıl? Kitapları sever misin?

     

    Eğer cevabın “Evet!” ise, tam sana göre bir haberim var! Merakını ve hayal gücünü kullanarak yepyeni dünyalar keşfetmeyi seven senin için birbirinden eğlenceli kitapları bir araya getirdim.

     

    Hazır mısın? Haydi, maceraya birlikte atılalım!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Nokta – Peter H. Reynolds” title_font_size=”13″]

    Hiç “Ben bunu yapamam!” dediğin oldu mu? Sen bu soruyu düşünürken, ben de biraz Vashti ile konuşayım. Evet, Vashti de bir zamanlar resim yapamayacağını düşünüyordu. Ta ki öğretmeni ona “Sadece bir nokta koy.” diyene kadar… Ve o küçücük nokta, kocaman bir serüvenin başlangıcı oldu! Nasıl mı? Bu sorunun yanıtı kitabın içinde gizli! Kitabı okuduktan sonra senden bir şey isteyeceğim: Sen bir resme nereden başlardın? Hadi dene!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyayı Gezmek İsteyen Horoz – Eric Carle” title_font_size=”13″]

    Dünyanın tüm ülkelerini gezdiğini bir düşün, ne hissedersin? Peki, bir sabah uyanıp “Bugün yola çıkıyorum!” desen ilk nereye gitmek istersin? İşte bu kitapta bizim horoz tam da bunu yapıyor! Gün doğarken kanatlarını çırpıyor ve dünyayı gezmek için yola çıkıyor. Yolda da pek çok hayvanla tanışıp arkadaş oluyor. Çünkü arkadaşlık çok güzel. Bu rengârenk dünyada keşif dolu bir macera seni bekliyor! Ama önce şu sorumu yanıtlamanı istiyorum: Sen ilk hangi ülkeyi görmek istersin?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Babam Yerinde Durmuyor – Coralie Saudo” title_font_size=”13″]

    Baban nasıl biri? Sessiz mi, konuşkan mı yoksa çok mu hareketli? Bu kitapta bir çocuk babasını anlatıyor ama babası hiç yerinde durmuyor! Flamingolarla hatıra fotoğrafı çektiriyor ya da penguenleri taklit ediyor. Eğlenceden eğlenceye koşan bu babayı merak ettin değil mi? Kitabı okurken bol bol güleceğine emin olabilirsin. Peki, okumaya geçmeden önce söyle bakalım: Senin babanın en komik anları neler?

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Saftirik Greg’in Günlüğü – Jeff Kinney” title_font_size=”13″]

    Okul senin için nasıl bir yer? Sakin mi geçer günlerin yoksa her gün yeni bir macera mı yaşanır? Greg’in günlüğünde her şey var: tuhaf ama eğlenceli planlar, kahkaha dolu olaylar ve komik çizimler! Şimdi gözlerini kapat ve düşün: Senin okulda başına gelen en komik olay neydi? Arkadaşlarınla komik bir plan yapıp işleri karıştırdığın oldu mu? Ya da başına gelen bir olayı günlüğüne yazdın mı? Yazsaydın, hangisini seçerdin? Hazırsan, Greg’in eğlenceli günlüğünü okumaya başla ve kendi maceranı hayal etmeye hazırlan!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Canavar Peşinde 35/Ormanın Laneti: Terra – Adam Blade” title_font_size=”13″]

    Karanlık bir ormanda kaybolsan ne yaparsın? Ya birdenbire dev bir canavar karşına çıksa? Korkar mısın yoksa canavarla konuşmayı mı denersin? Hiç canavarla konuşulur mu dediğini duyar gibiyim. Evet, seri olan bu kitapta Tom yine zorlu bir görevde! Bu kez karşısında ormanı lanetiyle ele geçiren korkunç canavar Terra var. Sence Tom dostlarıyla birlikte ormanı Terra’dan kurtarabilecek mi? Kitabı okurken düşünmeni istiyorum: Kendi sihirli gücünü seçme şansın olsa, bu ormanda hangi gücünü kullanmak istersin?

  • Kitap Okuyarak Yaşam Kalitenizi Yukarılara Çekebilirsiniz

    Kitap Okuyarak Yaşam Kalitenizi Yukarılara Çekebilirsiniz

    “Çok gezen mi bilir çok okuyan mı?” sorusunun cevabı gezilen yerlere ve okunan kitaplara göre değişse de “Hiç okuyanla okumayan bir olur mu?” soru kalıbına verilecek cevap hepimiz için aynı olacaktır. Aslına bakarsanız kitap okumanın insan hayatına kattığı artıları enine boyuna yazmaya kalksak ortaya koca bir kitap çıkar ama konuyla ilgili hazırladığımız şu kısa liste bile okumanın önemini vurgulamaya fazlasıyla yetiyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Hangi dilde olursa olsun okuduğumuz her kitap bizi yeni kelimelerle tanıştırır, hatta bildiğimiz ama günlük hayatta kullanmayı ihmal ettiğimiz kelimeleri yeniden hatırlatır. Kitap okumak her şeyden önce kelime haznemizi genişletir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kelime haznemizin genişlemesi demek daha iyi düşünmek, daha güzel cümleler kurmak ve daha iyi yazabilmek demektir. Kişinin kelime haznesi geliştikçe özgüveni de gelişir ve hepsi birleştiğinde kendini çok daha iyi ifade edebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Okumaya başladığımız her kitapta yeni bir konunun içine girer, yeni karakterlerle tanışır, her birini takip etmeye çalışırız. Ve bütün bunlar olup biterken zamanın nasıl akıp gittiğini anlamayız bile… Kitap okuduğumuz saatler yalnızlık duygusunu alıp götürürken tek başına kalmayı kitap okuyabilmek için özellikle tercih ederiz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Uzmanlar bilimsel araştırmalara dayanarak belirtiyorlar ki stresle baş edebilmenin yollarından biri de kitap okumaktan geçiyor. Kitap okuduğumuz sürelerde zihnimiz kendini yoran kaygı ve sıkıntılardan uzaklaşarak kendine yeni ve rahatlatıcı bir alan oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Okuduğumuz bir kitapla bir araya gelmesi mümkün olmayan iki aşığın, bir başkasıyla Ay’a yolculuk eden bir adamın, başka bir kitapla fillerin yaşam döngüsünün, diğeriyle bin yıldır süre gelen bir öğretinin içine gireriz. Bu yüzden her kitap yeni bir dünya demektir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kitap okumak bir konuda uzmanlaşmamıza katkı sunarken farklı konularda bilgi sahibi olmamızı da sağlar. Bilgi sahibi, muhakeme yeteneği gelişmiş, pratik düşünebilen bir okurun zeki, yaratıcı ve üretken olması da kaçınılmaz sonuç olarak ortaya çıkar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Uzmanlar uykuya geçmeden önce kitap okumamızı tavsiye ediyor ve bunu stresten uzak tutan etkisi nedeniyle yapıyorlar. Gün içinde zihnimizde oluşan kaygıları kitap okurken bir kenara bıraktığımızı söylemiştik, hemen ardından uykuya dalmak da işte bu yüzden huzurlu bir uyku çekmemizi sağlıyor.

  • ŞAHMERAN KONULU KİTAPLAR

    Altı yılan üstü insan olan Şahmeran, birçok ülkenin ve kültürünün efsanelerinde bulunan akıllı ve iyi kalpli doğaüstü bir yaratıktır. Kimi ülke ve eserlerde “Şahmeran”, kimi ülkelerde ise “Şahmaran” olarak karşımıza çıkan bu efsane çok eskilere dayansa da popüler kültürde sıkça karşımıza çıkmaya devam ediyor ve nesiller boyunca ilgi gören kültürel bir öge olarak varlığını sürdürüyor. Birçok kitabın, filmin, tiyatro oyununun ve şarkının konusu olan iyi kalpli “yılan ana” Şahmeran, her derde deva olabilecek, her hastalığı iyileştirebilecek kudrete sahiptir ancak insanoğlunun hırsı, yerin yedi kat derinliklerinde yaşayan Şahmeran’ın hüzünlü sonunu getirir. Yazımızda Şahmeran efsanesinin konu olduğu edebi eserleri listeledik ki Yılanların Anası Şahmeran hakkında detaylı bilgi almak için daha önce hazırladığımız içeriğe linki tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu yazımız ise kitapseverler için…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Kadim bir ihanet öyküsünü modern bir çerçevede kaleme alan Türk edebiyatının güçlü ismi Tomris Uyar, ihaneti yaşadığı halde insanoğluna güvenmekten vazgeçmeyen Şahmeran’ın bir kez daha ihanetle sonuçlanan hikâyesini bu kez okuyucuların kendi hayal dünyası ve vicdanına bırakıyor. Açık uçlu bir sona sahip hikâyede okuyucular derin bir hesaplaşmayı kitabın karakterleri üzerinden yaşarken, insanoğlunun iyilik-kötülük, ölümsüzlük ve güven arayışlarının meydana getirdiği sonuçları bir vicdan hesaplaşmasına dönüştürmeyi ustalıkla beceriyor. Uyar’ın kaleme aldığı bu hikâye için, geleneksel metinleri modern okurun beğenisine göre yeniden kaleme almış dersek yanlış olmayacaktır. Öykünün kahramanı Camsap, ihanetinin sorumluluğunu yüklenmiş, masallarda yer almayan yeni bir suç- ceza- vicdan anlayışıyla davranmış, bir seçim yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çağdaş edebiyatın önemli yazarlarından olan Murathan Mungan, anlatıya dayalı Şahmeran hikâyesini “Cenk Hikâyeleri” kitabında “Şahmeran’ın Bacakları” isimli bölümde, Batı tarzı öykü yazımı ile okuyucularla buluşturuyor. Anlatım tarzıyla okuyucuyu iç yolculuğa çıkaran ve böylelikle efsaneden gerçek hayata geçiş kapısı açan Murathan Mungan, “Nedir Şahmeran hikâyesinin bağrında sakladığı zehir?” sorusuyla zihnin sınırlarını zorlayan varoluş sorunsalı ile okuyucuyu baş başa bırakıyor. Efsane, masal, mitoloji, halk hikâyesi unsurlarını eserlerinde sıklıkla kullanan Mungan, Şahmeran’ın Hikâyesi’nde de masal içinde masal anlatıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Erhan Bener, Şahmeran Öyküsü kitabında Tebriz şehrindeki halkı ezen, zalim Kral Keyhusrev’den babasının intikamını almak isteyen Camsap’ın maceralarını sevgi, dostluk, ihanet, kötü kalpli insanlar ve devler ekseninde anlatıyor. Ünlü bir bilgin olan babasını zalimce öldüren kraldan hem babasının öcünü almak hem de halkı kralın zulmünden kurtarmak isteyen Camsap, babasının yazdığı kitapta resmini gördüğü Şahmeran’a âşık olmasıyla hikâye başlıyor. Şahmeran’ın aşkı ve intikam isteğiyle yollara düşen Camsap’ın başına gelenler hikâyenin ana konusunu oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şair ve belgesel anlatıların yazarı olarak tanınan Sennur Sezer, gerçek ve takma isimle özellikle Yeşilçam’a çok sayıda senaryo yazan, çeşitli ansiklopedi ve antolojilerin oluşturulmasında payı bulunan bir yazar. Sezer, “Şahmaran” kitabında yalın bir anlatım ile başı insan, gövdesi yılan olan Şahmaran’ın neden bir güzellik simgesi olarak yüceltildiğini okuyuculara soruyor ve ekliyor: İhanete uğrayan, soktu mu anında öldüren yılan; ihanet eden ise, insandır. Buna karşın halkın vicdanı kendi soyundan yana çıkmamış, binlerce yıl, ihanete uğrayan bir yılanı yüreğinde barındırmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    “Şahmeran’ın Bildikleridir”, farklı bir öykü kitabı olarak yazarı Berkiz Berksoy’un yıllar boyunca ince işçilikle çalıştığı bir kitap. Anlatımı insanın yüreğine dokunan, bir anın fotoğrafını çekmeyi başaran, iç seslerle örülü; bazen naif bir akışa sahip bazen gerçeğin bedeli gibi soğuk, çarpıcı öykülerin toplamından oluşuyor ve Berksoy’un Şahmeran’ı; kadının, ayrılığın, özlemin, karşılaşmaların, kısacası hayatın görünmez izlerini sürenler için keyifli bir okumaya dönüşüyor.

  • YÜZLERCE YILLIK KİTAPLARIN ONARILDIĞI SÜLEYMANİYE KİTAP ŞİFAHANESİ

    Kitaplar, sadece mürekkep ve kâğıttan ibaret değildir; onlar, geçmişin bilgisini, kültürünü ve ruhunu bugüne taşıyan sessiz tanıklardır. Ancak zamanın yıpratıcı etkileri, bu değerli mirasın gelecek nesillere aktarılmasını zorlaştırabilir. İşte tam da bu noktada devreye giren Süleymaniye Kitap Şifahanesi, yüzyıllardır bilgi hazinesi olarak korunan el yazmaları ve nadir eserleri yaşatma görevini üstleniyor. Geleneksel yöntemlerle modern konservasyon tekniklerini birleştiren Süleymaniye Kitap Şifahanesi, yalnızca kitapları onarmakla kalmıyor, aynı zamanda onları geleceğe güvenle aktarmak için dijitalleştiriyor. Bir kitap hastanesi niteliğindeki şifahane, ilim ve sanatın izlerini özenle koruyarak araştırmacılar ve tarih meraklıları için benzersiz bir kaynak sunmaya devam ediyor. Yazımızda Süleymaniye Kütüphanesi bünyesindeki kitap şifahanesini, eserlerin restorasyonu ve korunması için uygulanan özel teknikleri okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    El yazması eserler, 1956 yılından itibaren Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi bünyesindeki “Cilt ve Patoloji Servisi”nde restore ediliyordu. Dönemin teknik imkânlarıyla uzun yıllar hizmet veren bu birim sayesinde, pek çok nadide el yazması eser yok olmaktan kurtarıldı. 2012 yılında bu görevi devralan Süleymaniye Kitap Şifahanesi, Mimar Sinan’ın inşa ettiği Süleymaniye Tıp Medresesinin tarihî binasında hizmet vermeye ve kitapları iyileştirmeye devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Şifahanede; Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi, Millet Yazma Eser Kütüphanesi, İstanbul Arkeoloji Müzeleri Kütüphanesi, Ayasofya Müzesi ve Beyazıt Yazma Eser Kütüphanesi gibi çeşitli kurumlardan gelen yazma eserler restore ediliyor. 10. ile 12. yüzyıllara ait, tek nüsha el yazması kitaplar, risaleler ve belgelerin onarıldığı şifahanede; Osmanlı Dönemi ve öncesine ait nadir eserler ile matbaanın ilk dönemlerinde basılmış ve sınırlı sayıda bulunan kitaplar da titizlikle elden geçiriliyor. Ayrıca, Memlükler Dönemi’ne ait hattatlar tarafından yazılmış el yazması Kur’an-ı Kerim nüshaları da şifahanede yer alıyor. Klasik Türk edebiyatının önemli eserleri, şairlerin divanları ve mesnevileri ile tarih, coğrafya, tıp ve astronomi gibi alanlarda kaleme alınmış değerli el yazmaları; minyatür, tezhip ve hat sanatıyla süslenmiş nadide eserler konservasyon işlemleri sayesinde korunabiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Tarihî kitapların zarar görmüş ciltleri, geleneksel yöntemlerle onarılıyor. Orijinal materyale zarar vermemek adına doğal boyalar ve yapıştırıcılar tercih ediliyor. Koruma ve onarım süreci, kitapların böceklerden arındırılmasıyla başlıyor. Streç filme sarılarak -40 derecede 24 saat bekletilen eserler, bu işlemle larvalardan tamamen arındırılıyor. Ardından kitaplar, kurumun konservatörlerine dağıtılıyor. Eserin fiziksel, kimyasal ve biyolojik bozulmaları belirlendikten sonra uygun konservasyon yöntemi seçiliyor ve eserin onarım sürecine dair bir yol haritası oluşturuluyor. Kullanılacak teknikler netleştirildikten sonra restorasyon işlemlerine geçiliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Şifahanedeki onarım çalışmaları ve analizler, konservatörler, kimyagerler, biyologlar ve alanında uzman kişilerden oluşan bir ekip tarafından yürütülüyor. Her konservatör, kendisine verilen kitabın konservasyon sürecinin başından sonuna kadar sorumluluğunu üstleniyor. Kitabın yırtık sayfaları, küf, su lekeleri ve eksik parçaları gibi fiziksel durumu incelendikten sonra fotoğrafları çekiliyor ve ayrıntılı bir rapor hazırlanıyor. Sayfaları ve cildi tozdan ve kirden arındırmak için fırça ya da yumuşak vakum cihazları kullanılıyor. Eğer küf veya mantar oluşumu varsa, özel kimyasal çözeltilerle temizleniyor. Yırtık veya eksik sayfalar restorasyon kâğıtlarıyla onarılırken, asitlenme nedeniyle sararmış sayfalara asidik nötralizasyon işlemi uygulanıyor. Kitabın sırtı veya kapağı zarar görmüşse, orijinal malzemeye uygun şekilde restore ediliyor ya da yeni bir ciltleme yapılıyor. Klasik deri ciltli eserler, özel deri besleyicilerle onarılırken; modern kitaplar, uygun cilt kaplamaları ile güçlendiriliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Restore edilen kitapların uzun ömürlü olabilmesi için, restorasyon sonrasında alınması gereken koruyucu önlemler büyük önem taşıyor. Özellikle nadir, antika ya da değerli kitapların zamanla yıpranmasını önlemek için belirli saklama ve bakım kurallarına uyulması gerekiyor. Bu doğrultuda, her bir kitap için alkali tampon içeren kartonlar kullanılarak özel kutular veya zarflar hazırlanıyor ve eserler bu koruyucu ambalajlarda ilgili kütüphanelere teslim ediliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Her biri birer “yaşayan tarih” olan kitaplar, depreme ve yangına dayanıklı özel depolarda özenle muhafaza ediliyor. Zamanın yıpratıcı etkilerine karşı koruma altına alınan bu eserler, titizlikle restore edildikten sonra araştırmacıların ve meraklıların erişimine sunuluyor. Ayrıca, bilgiye erişimi kolaylaştırmak ve bu kültürel mirası gelecek nesillere güvenle aktarabilmek amacıyla dijitalleştirme çalışmaları da büyük bir hassasiyetle yürütülüyor.

  • SOĞUK GÜNLERE SICAK BİR SOLUK GETİREN KİTAPLAR

    Her mevsimin kendine has güzelliği var. Özellikle kış ayları evlerimizde daha çok zaman geçirdiğimiz uzun geceler mevsimi. Bu aylarda sıcak içeceklerimizle battaniyelerimizin altında keyifle uzanıp okuyabileceğimiz kış mevsiminde geçen kitapları listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Amerikalı yazar Paul Auster’in kendi hayat hikâyesini anlattığı “Kış Günlüğü”, 70’li yaşlarını geride bırakan yazarın ömrünün kışını sürdüğünü hissetmesiyle kaleme aldığı bir eser. Kitabında bedeninde çoğu çocukluktan kalma yaraların izlerini de anlatan Auster, “Ne de olsa zaman azalıyor. Belki de şimdilik hikâyelerini bir yana bırakıp hayatının anımsadığın ilk gününden bugüne kadar bu bedenin içinde yaşamanın nasıl bir duygu olduğunu incelemeye çalışsan iyi olur.” diyor ve kendisiyle yüzleşiyor. Bu keder yüklü hesaplaşmanın sancılarını kış mevsimi ile bütünleyerek metaforik bir ifade şekli oluşturuyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Rus edebiyatının güçlü kalemi Fyodor Dostoyevski’nin “Beyaz Geceler” kitabı, genç bir adamın tesadüfen tanıştığı bir kadınla yaşadığı dört günlük aşkı konu alıyor. Kasvetli bir kış mevsiminde St. Petersburg’da geçen bu hazin aşk hikâyesi, Dostoyevski’nin betimleme gücüyle birleşince şehrin tüm soğuğu okuyucuların iliklerine kadar işliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Basit bir doğa olayı olarak görülen kış mevsiminin insan ve toplum üzerindeki etkisini “Kış: Bir Mevsimin Tarihi” adlı kitabıyla inceleyen İsviçreli yazar François Walter, edebi kitaplarının yanı sıra akademik eserler de üretmiş bir isim. Mitolojiden edebiyata, güzel sanatlardan kış sporlarına insanlığın ortak belleğinde yer edinmiş tüm olumlu ve olumsuz çağrışımların masaya yatırıldığı bu kitap, kış mevsimine olan bakış açınızı değiştirecek güçte.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Rus edebiyatının efsanevi kalemi Nikolay Vasilyeviç Gogol tarafından yazılan “Palto” kitabında, başkahraman Akakiy Akakiyeviç’in binbir zorlukla aldığı yeni paltosunun çalınması ve sonrasında gelişen ilginç olaylar anlatılıyor. Soğuk kış günlerinin zorlu geçtiği Rusya’da paltosuz kalan sıradan bir insanın umutsuz mücadelesinin anlatıldığı eser; Dostoyevski’den Tolstoy’a, Turgenyev’den Çehov’a Rus edebiyatını şekillendirerek günümüze ulaşıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bilim kurgu edebiyatının kurucuları arasında yer alan Fransız yazar ve gezgin Jules Verne, kendi gezilerinden ilham alarak yazdığı “Buzullar Arasında Bir Kış” kitabında Fransa’dan Grönland’a uzanan gemi maceralarını anlatıyor. Gerilim dolu hikâyeyi romantik bir aşkla harmanlayarak macera dolu bir yol kitabına imza atan Verne, üstesinden gelinmesi güç hikâyeleri eserine ustalıkla konu ediniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Listemizin son kış kitabı, modern Türk romanının kurucusu olarak anılan Halid Ziya Uşaklıgil’in “Onu Beklerken” eseri… Uşaklıgil bu hikâyesinde kış mevsiminin yaşanmadığı Çad Çölü’nden İstanbul’a gelmek zorunda kalan bir kız çocuğunun ilk defa karşılaştığı kış mevsimini ve bu mevsimde yaşadığı zorlukları anlatıyor. “Onu Beklerken”, değişik tarihlerde dergi ve gazetelerde yayımlanan toplam 16 hikâyeden oluşuyor. Uşaklıgil sade dilinin inceliklerini gösterdiği bu kitabında o dönemin Türkiye’sini ve psikolojik betimlemeleri başarıyla okuyucusuna aktarıyor.

  • OKURKEN İSTANBUL’U YAŞAYACAĞINIZ KİTAPLAR

    Taşı toprağı altın bir şehir İstanbul… Sinemadan mimariye, resimden müziğe sanatın bütün dallarını asırlarca besleyebilecek malzemeye sahip görkemli bir şehir. Edebiyat dünyası için de öyle… İstanbul yazarlar için tükenmez bir ilham kaynağı… Okurlar ise en şanlısı… Eğer okuduğunuz öyküde, romanda, incelemede İstanbul’la karşılaşmak istiyorsanız sınırsız alternatifiniz var demektir. İşte onlardan birkaçını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1948 senesinde gazetede yayınlanan, 1949’da kitap olarak basılan roman, Tanpınar’ın ilk romanı olma özelliğini taşır. Hikâyesi, İkinci Dünya Savaşı öncesinde İstanbul’da geçer. Mümtaz başta olmak üzere, İhsan, Nuran ve Suat karakterleri çevresinde dönen olayları okurken, şehrin doğasını, mimarisini ve semtlerini de yakından tanıma fırsatınız olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Televizyon dizisine de uyarlanan roman ilk kez 1931 yılında basılmıştır. Fatih Harbiye’de geleneksel ve modern hayat arasında bocalayan konservatuvar öğrencisi Neriman’ın hikâyesiyle tanışırız. Neriman, babası ile Fatih’te oturmakta, fakat Beyoğlu Harbiye’deki ışıltılı hayata ilgi duymaktadır. Farklı kültürel yaklaşımlar kitapta Fatih ile Harbiye üzerinden verilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sait Faik’in hikâyelerinden oluşan Şahmerdan 1940 yılında basılmıştır ve ünlü öykücünün üçüncü kitabı olma özelliğini taşır. İçinde barındırdığı 20 öyküden 14 tanesinde İstanbul anlatılır. Francala mı? Ekmek mi?, Paşazade, Krallık, Zemberek, Alt Kamara, Bekâr, Beyaz Pantolon gibi hikâyelerde, yazar şehre ve şehir insanına dair gözlemlerini öyküler üzerinden aktarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un varlığı Ahmet Ümit’in 2010 yılında yayımlanan polisiye türündeki romanının adında bile kendi gösterir. Gerilim dozu yüksek seyreden kitapta, İstanbul’un yakın ve uzak geçmişine dair pek çok bilgiyle karşılaşmak mümkündür. Ayasofya, Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii, Sarayburnu’ndaki Atatürk heykeli, Mimar Sinan’ın türbesi ve daha birçoğu roman içinde kendine yer bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’nın farklı şehirlerinde yaşayan Orhan ve Deniz’in kesişen yolları, İstanbul’da buluşmaları, ertesi gün Deniz’in ortadan kaybolması ve olayla ilgili başlatılan soruşturma… İstanbul Kırmızısı romanı Ferzan Özpetek’in 2014 yılında Türkçe olarak yayımlanan ilk kitabıdır ve yine kendisi tarafından aynı isimle beyaz perdeye taşınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mario Levi’nin üstünde 6 yıl çalıştığı bilinen romanı İstanbul Bir Masaldı 1999 yılında yayımlanmış ve 2000’de Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanmıştır. “On yaşındayken İstanbul’a ayak bastım. Ülkenin en büyük şehrindeyim ve danışacak, sığınacak kimsem yoktu.” satırlarını içeren roman İstanbul’da yaşayan azınlıkları merkezine almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İçinden bolca İstanbul geçen fakat yukarıda sıraladıklarımız gibi roman türünde olmayan bir kitap İstanbul’dan Sayfalar… Usta tarihçi İlber Ortaylı’nın kaleminden, İstanbul sokaklarını, caddelerini, meydanlarını, camilerini, eğlence mekânlarını ve hatta mezarlıklarını okumak, tanımak, öğrenmek isteyenler için kıymetli bir kaynak…