Etiket: istanbul

  • FATİH GEZİ REHBERİ

    Fatih; başlı başına “İstanbul” denebilecek bir ilçe. Üzerine bir gezi rehberi oluşturmaya kalktığınızda ufak bir kitapçık hazırlamanızı gerektirecek kadar büyük ve çok yönlü bir yerleşim… Sadece aşağıda sıraladığımız yerler bile onun nasıl bir tarihi ve kültürü sırtladığını anlatmaya yeterli…  Olabilecek en hızlı Fatih turuyla karşınızdayız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fatih ilçesinin önemli bir kısmı kentte ilk yerleşimin olduğu bölgelere yani Eski İstanbul’a karşılık gelmekte. Burası Roma’nın, Bizans’ın ve elbette Osmanlı’nın izlerini sürebileceğiniz Tarihi Yarımada’dır ve bu coğrafyanın dünyaca ünlü mekânlarından biri Topkapı Sarayı’dır. Dolayısıyla Fatih’i gezmeye Tarihi Yarımada’dan, bilhassa 600 yıllık Osmanlı İmparatorluğu’nun 400 yıl boyunca yönetim merkezi olmuş Topkapı Sarayı’ndan başlamak düşünülebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Topkapı Sarayı’ndan geçiş yapılacak adres ise 10 dakika yürüyüş mesafesinde olan Gülhane Parkı olabilir. Osmanlı döneminde sarayın dış bahçesi olan, 1912 yılında park haline getirilerek halka açılan mekân, ağaçların arasından yürüyerek Boğaz’a kadar inmeye ve dünyanın en güzel manzaralarından biriyle buluşmaya fırsat verir. Ayrıca parkın içinde yer alan İslam Bilim ve Teknoloji Tarihi Müzesi de mutlaka görülmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    17.yüzyıl Osmanlı’sından günümüze kalan, Batılıların Blue Mosque yani Mavi Camii olarak bildiği ve yine Tarihi Yarımada’da konumlanmış Sultanahmet Camii sadece Fatih’in değil İstanbul’un simge yapıları arasında yer alır. Sedefkâr Mehmed Ağa tarafından yapılan cami aslında bir külliyenin parçasıdır ve bu külliye, arastası, çeşmesi, sebili, türbesi, imarethanesi, hamamı ile şehrin en büyük tarihi yapılarından biridir. Adını camiden alan Sultanahmet Meydanı ve çevresi de gezi güzergâhı içine dâhil edilmelidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Tarihi Yarımada’yı hakkıyla gezebilmek için birkaç günün bu geziye ayrılması yerinde olacaktır. Çünkü dünyanın göz bebeği Ayasofya bile tek başına birkaç saatinizi alabilir. Buraya kadar gelmişken güney batısındaki Bazilika Sarnıcı ya da bilinen adıyla Yerebatan Sarayı görülmeden geçilmemelidir. 6. yüzyılda Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından yaptırılan yeraltı sarnıcı içindeki devasa sütunlar ve sütun başlıkları ile fantastik bir mekân görüntüsü çizmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Tarihi Yarımada’nın içlerine doğru girildikçe Beyazıt semti ve bu semtte gezilebilecek pek çok nokta karşımıza çıkar.  Beyazıt Camii, Nuruosmaniye Camii, Beyazıt Kulesi, Sahaflar Çarşısı… Tabii ki bu semtin en ünlü yapısı dünyanın da en eski kapalı çarşısı olarak ün yapmış olan Kapalıçarşı’dır. Binlerce dükkân barındıran ve bu dükkânlarda satılan ürünlerle rengârenk bir dünya oluşturan Kapalıçarşı yerli ya da yabancı turistlerin tek bir tatilde birkaç kere uğradığı ender mekânlardandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İstanbul şehrinin siluetini çizen camilerin başında Süleymaniye gelir. 16. yüzyıl eseri olan bu cami hem şehre hâkim konumu hem de mimarisi ile göz kamaştırır. Kanuni Sultan Süleyman tarafından Mimar Sinan’a yaptırılan Süleymaniye Camii dört başı mamur Süleymaniye Külliyesi’nin en nadide parçasıdır. Mimar Sinan’ın “kalfalık eserim” dediği yapı, usta mimarın kendi türbesi ile Sultan Süleyman ve Hürrem Sultan’ın türbelerine de ev sahipliği yapmaktadır. Fatih’teki Süleymaniye semti adını içinde yer alan bu eserden almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    “Kimse, Patrike tahakküm etmesin, kim olursa olsun hiçbir kimse kendine ilişmesin…” diye devam eden sözler Fatih Sultan Mehmet’in çıkardığı fermanda geçmekte ve fermana konu olan mekân İstanbul Rum Ortodoks Patrikhanesi’ne karşılık gelmektedir. Bir Fatih gezi rehberinde olması gereken yerler arasında hem bu kilise hem de içinde yer aldığı Fener semti mutlaka yer almalıdır. Fener’le iç içe geçmiş Balat semti de listede olması gereken diğer tarihi yerleşimlerden biridir.

  • İSTANBUL’UN YEDİ TEPESİ VE ŞEHRİN SİLÜETİNE YOLCULUK

    Pek çok edebî eserde, şiirde ve anlatıda geçen İstanbul’un yedi tepesi, şehrin yüzyıllar boyunca şekillenen kültürel dokusunu simgeler. Birçok medeniyetin izlerini taşıyan bu kadim şehirdeki tepeler; antik çağlardan günümüze, Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu Dönemleri’nde inşa edilen önemli yapılarla birlikte anılır. Peki, size bu yedi tepenin hangileri olduğunu sorsak, hepsini sayabilir misiniz? Cevabınız “hayır” ise, doğru yanıtları bu yazımızda bulabilirsiniz…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sarayburnu Tepesi” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un en bilinen tepesi, Topkapı Sarayı’nın bulunduğu Sarayburnu Tepesi’dir. Osmanlı İmparatorluğu’nun yüzyıllar boyunca yönetim merkezi olarak kullandığı bu tepe, Bizans İmparatorluğu’na ait önemli yapılara da ev sahipliği yapar. Ayasofya Camii, tarihî Hipodrom (At Meydanı) ve Roma İmparatorluğu’nun dört bir yanına uzanan yolların başlangıç noktası kabul edilen “Milyon Taşı” bu tepede yer alır. Ayrıca İbrahim Paşa Sarayı, Sultanahmet Camii, İstanbul Arkeoloji Müzesi, Yerebatan Sarnıcı, Cağaloğlu Hamamı ve Sirkeci Garı da bu tepenin üzerinde bulunan diğer önemli tarihî yapılar arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Süleymaniye (Beyazıt) Tepesi” title_font_size=”13″]

    Sarayburnu’ndan sonra İstanbul’un silüetinde en çok öne çıkan ikinci tepe, Süleymaniye Tepesi’dir. Haliç kıyılarından yukarı doğru çıkıldığında ulaşılan bu tepede, Mimar Sinan’ın başyapıtı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun en büyük, en görkemli camilerinden biri olan Süleymaniye Camii ve Külliyesi yer alır. Tepedeki bir diğer önemli yapı ise, 16. yüzyılda II. Bayezid Dönemi’nde inşa edilen ve dönemin dinî ve mimari anlayışını yansıtan Beyazıt Camii’dir. Ayrıca, geçmişte Harbiye Nezâreti olarak kullanılan ve günümüzde İstanbul Üniversitesine ev sahipliği yapan yapı da bu tepe üzerinde yükselmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çemberlitaş Tepesi” title_font_size=”13″]

    Çemberlitaş Tepesi, İstanbul’u farklı bir açıdan görebileceğiniz, tarihî yapılarla dolu önemli bir bölgedir. Bu tepede hem Roma hem de Osmanlı İmparatorluğu’nun izlerine rastlamak mümkündür. Roma Dönemi’nden günümüze ulaşan Çemberlitaş Sütunu, bu bölgenin en dikkat çekici yapılarından biridir. İstanbul’daki ilk barok tarzı cami olan Nuruosmaniye Camii de bu tepenin üzerinde yer alır. Dünyanın en eski ve en büyük çarşılarından biri olan tarihî Kapalıçarşı da burada konumlanmıştır. Çeşitli hamamlar, hanlar ve dinî yapılarla çevrili olan bu tepe; Yeni Camii, Çorlulu Ali Paşa Camii ve Medresesi, Binbirdirek Sarnıcı, Çemberlitaş Hamamı, Çinili Han ve Mısır Çarşısı gibi pek çok önemli yapıya ev sahipliği yapar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Fatih Tepesi” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet, Bizans Dönemi’nde Havariyyun Kilisesi’nin bulunduğu bu tepeye Fatih Camii ve Külliyesi’ni inşa ettirmiştir. Bugün “Fatih” adını taşıyan ilçe ismini bu önemli yapıdan alır. Fatih Tepesi hem Bizans hem de Osmanlı Dönemleri’nin en önemli kesişim noktalarından biridir. Bölgede, Bizans İmparatorluğu’nun son yıllarına ait surlar ve yapılar hâlen görülebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yavuz Selim Tepesi” title_font_size=”13″]

    Yavuz Selim Tepesi, İstanbul’un tarihî surlarının hemen yanı başında, Fener ve Balat semtlerinin çevresinde yükselir. Bu tepede, Kanuni Sultan Süleyman’ın babası Yavuz Sultan Selim adına, Mimar Sinan’a yaptırdığı Yavuz Selim Camii ve Külliyesi yer almaktadır. Tepede bulunan bir diğer önemli yapı ise, Türk-İslam mimarisinin dikkat çekici örneklerinden biri olan Sultan Abdülmecid Türbesi’dir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Edirnekapı Tepesi” title_font_size=”13″]

    Tarihî ve kültürel zenginliklerle dolu İstanbul’un altıncı tepesi olan Edirnekapı Tepesi’nde, Mimar Sinan’ın Mihrimah Sultan adına inşa ettiği cami âdeta bir taç gibi yükselir. Bu tepede ayrıca, Bizans Dönemi’nden kalma dört büyük su sarnıcından biri olan Aetios Sarnıcı (günümüzde Vefa Stadyumu) yer almaktadır. Diğer önemli yapılar arasında; 4. yüzyılda kilise olarak inşa edilen, 16. yüzyılda Sadrazam Atik Ali Paşa tarafından camiye dönüştürülen Kariye Camii ile 10. yüzyıldan kalma Bizans yapısı Tekfur Sarayı bulunmaktadır. Bu tarihî yapılar hem İstanbul’un geçmişine tanıklık eder hem de şehrin zengin kültürel mirasını yansıtan en önemli eserler arasında yer alır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kocamustafapaşa Tepesi” title_font_size=”13″]

    Kocamustafapaşa Tepesi, İstanbul’un tarihî surlarının hemen dışında, şehrin Trakya yönüne doğru uzanan tek tepesidir. Panoramik bir şehir manzarası sunan bu tepe, adını Osmanlı Dönemi’nin önemli devlet adamlarından Koca Mustafa Paşa’dan alır. Tepede yer alan tarihî yapılar arasında Kocamustafapaşa Camii ve çevresindeki külliye öne çıkar. Bölge hem Bizans hem de Osmanlı Dönemleri’nden izler taşıyan ve farklı kültürel katmanların zamanla iç içe geçtiği bir yer olmuştur. Osmanlı Dönemi’ne ait çeşitli mezarlıkların yanı sıra, Sadrazam Cerrah Mehmed Paşa’nın 1593 yılında Mimar Sinan’ın kalfalarından Davud Ağa’ya yaptırdığı Cerrahpaşa Camii de bu tepede yer alır. Ayrıca, Haseki Külliyesi de bu bölgenin önemli yapıları arasındadır.

  • İSTANBUL’UN TARİHÎ İSKELELERİ İLE ZAMAN YOLCULUĞU

    İstanbul, tarih boyunca ulaşım ağlarını denizle kurmuş bir şehir. Yüzyıllar boyunca Boğaz’ın iki yakasını, Haliç’i ve Marmara kıyılarını birbirine bağlayan en önemli duraklar ise şüphesiz iskelelerdi. Bugün hâlâ vapur trafiğinin merkezinde yer alan bu iskeleler, yalnızca bir ulaşım noktası değil; aynı zamanda mimari ve kültürel miras açısından da büyük önem taşır. Birçoğu 19. yüzyılın sonları ile 20. yüzyılın başlarında inşa edilen bu yapılar, dönemin mimari anlayışını yansıtan detaylarıyla dikkat çeker. Bu tarihî durakların bazıları günümüze ulaşamamış olsa da kent hafızasındaki yerini siyah-beyaz fotoğraflarda korumayı başarıyor. Hem ulaşımda hem de kent silüetinde önemli bir yere sahip olan tarihî iskeleleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Moda İskelesi” title_font_size=”13″]

    Tarihî Moda İskelesi, İstanbul’un Kadıköy ilçesine bağlı Moda semtinde, Marmara Denizi’ne uzanan zarif yapısıyla 1930’lu ve 1940’lı yıllarda, İstanbul’un Anadolu Yakası’nda yaşayanlar için şehir merkezine kolay ulaşımın kapısı olmuştur. 1916–1917 yıllarında, dönemin önemli mimarlarından Vedat Tek tarafından tasarlanan Moda İskelesi hem mimarisi hem de bulunduğu konumla İstanbul’un kültürel dokusunda özel bir yere sahiptir. İskele, dönemin neoklasik ve Erken Cumhuriyet Dönemi üsluplarını yansıtan mimarisiyle dikkat çeker. Şehir silüetine estetik katkı sunan bu yapı, 1980’lerden itibaren bakımsız, kullanılmayan ve neredeyse terk edilmiş bir hâle gelmişti. Ancak 2000’li yıllarda, orijinal yapısına sadık kalınarak restore edilip yeniden hayat bulmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Caddebostan İskelesi ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Kadıköy ilçesinde yer alan Caddebostan İskelesi, az bilinse de oldukça ilginç bir tarihî geçmişe sahiptir. Moda İskelesi kadar sık anılmasa da Osmanlı’nın son dönemlerinden Cumhuriyet’in ilk yıllarına uzanan bir hikâyesi vardır. 1910’lu yıllarda, Kadıköy’ün gelişmekte olan sahil yerleşimlerinden biri olan Caddebostan’da bir iskele inşa edilmişti. Bu dönemde Caddebostan, İstanbul’un gözde yazlık yerlerinden biriydi. Sahil boyunca uzanan plajlar, köşkler, yazlık evler ve sayfiye mekânları, vapurla gelen yolcuları karşılayan canlı bir kıyı atmosferi oluşturuyordu. İskele; Kadıköy-Adalar-Kabataş gibi hatlara bağlanır, kimi zaman da Adalar seferlerinde ara durak olarak kullanılırdı. Ancak 1950’li yıllardan sonra vapur seferlerinin azalması ve kara ulaşımının öne çıkmasıyla Caddebostan İskelesi de işlevini yitirmiş, zamanla tamamen ortadan kalkmıştır. Bugün iskelenin izlerine yalnızca tarihî haritalarda ve bazı eski İstanbul fotoğraflarında rastlanabilir. Caddebostan sahili ise günümüzde yürüyüş yolları, bisiklet parkurları ve plaj alanlarıyla modern bir kentsel dinlenme alanı olarak düzenlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Rumeli Hisarı İskelesi ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Sarıyer ilçesinde, Boğaz’ın en dar noktasında yer alan Rumeli Hisarı İskelesi, 1851 yılında ahşap olarak inşa edilmiştir. 1890 yılında 15.216 kuruşa yenilenen iskele, 1910 yılında yıkılarak tamamen yeniden inşa edilmiş ve uzun yıllar deniz taşımacılığına hizmet etmiştir. 1991 yılında, aslına uygun şekilde restore edilerek bir balık restoranına dönüştürülmüştür. Yıllar içinde farklı işlevlerle varlığını sürdüren bu tarihî iskele, günümüzde Boğaz’ın kıyısında, denizle iç içe bir sosyal mekân olarak ziyaretçilerini ağırlamaya devam etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kadıköy İskelesi ” title_font_size=”13″]

    İlk Kadıköy İskelesi, 18. yüzyılda, III. Mustafa Dönemi’nde inşa edilen İskele Camii’nin önünde yer alan uzun bir ahşap yapıydı. 1908 yılında Haydarpaşa Garı’nın inşası sırasında sahil doldurulmuş, bu nedenle mevcut iskele kıyıdan içeride kalmıştı. Bunun üzerine, 1926 yılında Rıhtım Caddesi üzerinde, neoklasik tarzda yeni bir iskele binası inşa edildi. Yeni Kadıköy İskelesi, Osmanlı’nın son dönemleri ile Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında (yaklaşık 1908–1930) etkili olan mimari anlayışlardan biri olan “Birinci Ulusal Mimarlık Dönemi”nin önemli örneklerinden biri olarak kabul edilir. Günümüzde bu iskeleden Beşiktaş ve Adalar’a düzenli vapur seferleri yapılmakta, iskele hem ulaşım hem de mimari miras açısından önemini korumaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tarabya İskelesi” title_font_size=”13″]

    Tarihî Tarabya İskelesi, İstanbul Boğazı’nın Avrupa Yakası’nda, Sarıyer ilçesine bağlı Tarabya semtinde yer alan ve geçmişte önemli bir deniz ulaşım noktası olan yapıdır. 19. yüzyılın sonlarında Osmanlı Dönemi’nde inşa edilmiştir. İlk başta ahşap olarak yapılan iskele, 1911 yılında yıkılarak yeniden inşa edilmiştir. Şirket-i Hayriye’nin (1851’den 1945’e kadar Boğaziçi’nde yolcu ve yük taşımacılığı yapan ilk anonim şirket) işlettiği vapur seferlerinin önemli duraklarından biri olmuştur. Ahşap yapıda olan iskele, 1984 yılında motorlu taşıtların artmasıyla kapatılmış, bir süre sonra tamamen yerinden sökülmüştür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çubuklu İskelesi ” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un Anadolu Yakası’nda, Beykoz ilçesine bağlı Çubuklu Mahallesi’nde yer alan Çubuklu İskelesi, 1912 yılında inşa edilmiştir. Osmanlı Dönemi’nde sayfiye alanı olarak oldukça gözde bir yer olan Çubuklu, saray mensupları, devlet adamları ve İstanbul’un seçkin aileleri tarafından tercih edilmiş; buraya köşkler ve yalılar yaptırılmıştır. 1991 yılında betonarme olarak yeniden inşa edilen Çubuklu İskelesi, günümüzde de aktif olarak arabalı vapur seferlerinde kullanılmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Beylerbeyi İskelesi ” title_font_size=”13″]

    Beylerbeyi semti gibi iskelesi de Osmanlı Dönemi’nden kalmadır. Semtin adı, burada bir zamanlar “Beylerbeyi” ünvanına sahip bir devlet adamının yaşadığı konaktan gelir ve iskeleye de adını vermiştir. Anadolu Yakası’nda inşa edilen ilk iskelelerden biri olan Beylerbeyi İskelesi, 1851 yılında ahşap olarak yapılmıştır. 19. yüzyılda özellikle Sultan Abdülaziz’in inşa ettirdiği Beylerbeyi Sarayı sayesinde hem mimari hem de deniz ulaşımı açısından gelişme göstermiştir. Sarayın misafirlerini karşılamak amacıyla kullanılan iskele, bir dönem saray iskelesi olarak da işlev görmüştür. 1894 yılındaki depremde hasar gören iskele, 1898 yılında yenilenerek uzun yıllar boyunca kullanılmıştır.  2000’li yılların başında kapatılan Beylerbeyi İskelesi, betonarme olarak yenilenmiş ve 2006 yılında tekrar hizmete açılmıştır.

  • 9 Madde İle Osmanlı’nın Denize İnen Yolu Galata

    9 Madde İle Osmanlı’nın Denize İnen Yolu Galata

    Galata, İstanbul’un tarihi dokusunu, yaşanmışlıklarını en güzel anlatan semtlerden biridir. Galata Kulesi, Galata Köprüsü gibi İstanbul’un her çağına tanıklık eden yapılar koskoca bir tarihi günümüze taşır, her yıl dünyanın dört bir yanından turistleri ağırlar, en güzel eğlence yerlerine, restoranlarına ev sahipliği yapar. Çağlar boyunca birçok gezginin görmek için kıtalar aştığı bu muhteşem semti bir de 9 maddelik listemizle keşfedin.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Eski İstanbul’un Karşı Kıyısı” title_font_size=”13″]

    Tarihi Yarımada’nın yani Eminönü, Eyüp ve Yenikapı üçgeninin içinde kalan eski İstanbul’un karşısında yer alan Galata’ya ve Beyoğlu’na, Rumca’ da “karşı yaka” anlamına gelen “Pera” ismi verilmişti. Galata Kulesinden sahile dek uzanan Galata, eski çağlarda olduğu gibi günümüzde de İstanbul’un en sevilen muhitlerinden biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Galata Köprüsü” title_font_size=”13″]

    Tarihi Yarımada’yı Pera’ya bağlayan, Haliç’in iki yakasını birleştiren bir köprü fikri belki de İstanbul kadar eskidir. Buradaki ilk köprünün 6. yüzyılda yapıldığı düşünülmektedir. Günümüze dek buraya birçok köprü inşa edilmiş, Leonardo da Vinci gibi ünlü sanatçılar bile Galata Köprüsü için tasarımlar yapmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Denize İnen Yol” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Galata isminin anlamı konusunda birçok rivayet bulunur. En sık telaffuz edilen söylentilerden biri “Gala” kelimesinin Rumca’da süt anlamına geldiği ve Galata’da birçok süthane olduğu için semte bu ismin verildiğidir. Bir diğer söylentiye göre, Galata ismi deniz kenarına dek uzanan dik yokuşları yüzünden bu semte uygun görülmüştür ve “denize inen yol” anlamına gelmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Galata Kulesi” title_font_size=”13″]

    Birçok hikâyeye konu olan Galata’nın en tepesinde Galata Kulesi bulunur. Hezarfen Ahmet Çelebi’nin kuleden Üsküdar’a dek uçmasıyla ününe ün katan Galata Köprüsü’nün 500’lü yıllarda inşa edildiği düşünülmektedir. İstanbul’un ihtişamlı manzarasını izlemek için en uygun noktalardan biri olan Galata Kulesi’ni günümüzdeki görüntüsüne 1348 senesinde Cenevizliler kavuşturmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dünyanın İkinci Metrosu” title_font_size=”13″]
    tünel metro

    Pera’nın iki ucunu; günümüzün İstiklal Caddesi ile Karaköy sahilini birbirine bağlayan, dünya üzerindeki ikinci metro Nostaljik Tünel, 1871 yılından beri bu dik yokuşu tırmanarak İstanbullulara hizmet eder. Bir asırdan uzun bir süre içinde sadece İkinci Dünya Savaşı yıllarında hizmet dışı kalan tünel, İstanbul’un haklı gurur kaynaklarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul’un En Kozmopolit Semti” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Galata, Osmanlı zamanından günümüze dek hep eğlenceli, hareketli, renkli bir semt olmuştur. Bu durumda, hem semtin konumunun hem de burada yaşayan insanların çeşitliliğinin payı bulunur. Farklı dinlerden, farklı mezheplerden birçok insan uyum içinde yaşayarak Galata’nın güzelliğine güzellik katmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”İstanbul’un Renkli Limanı” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Galata’nın eğlenceli ve hareketli bir semt olmasının bir diğer sebebi de büyük limanlara ev sahipliği yapmasıdır. Bu limanlara yanaşan gemiler, yolcuları ve mürettebatları semte hareket katar. Tarih boyunca Galata’nın büyük yangınlar atlatmasının sebebinin de bu limanlara yanaşan gemilerin taşıdığı yanıcı yükler olabileceği düşünülür. Günümüzde ise Karaköy Limanı’na sadece büyük yolcu gemileri yanaşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bankalar Caddesi” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Bankalar Caddesi eski ismiyle Voyvoda Caddesi, Galata’nın en güzel ve eski binalarının üzerinde sıralandığı ihtişamlı ve geniş bir caddedir. Osmanlı Bankası Müzesi ve Salt Galata burada yer alır. Caddenin isminin Bankalar Caddesi olmasının sebebi 1856 yılında burada kurulan Ottoman Bank isimli özel bankadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kamondo Merdivenleri” title_font_size=”13″]
    istanbul

    Osmanlı’da bankacılığın başlangıcına şahit olan Bankalar Caddesi’nin alametifarikalarından biri, Osmanlı Bankası Müzesi’nin tam karşısında yer alan Kamondo Merdivenleri’dir. Bu merdivenler 19. yüzyılda banker Abraham Kamondo tarafından ünlü mimar D’aranco’ya yaptırılmıştır. En ünlü fotoğrafçılardan, selfie meraklılarına dek Galata’yı ziyaret eden herkes burada fotoğraf çekmekten kendini alıkoyamaz.

  • 9 Maddede İstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmet

    9 Maddede İstanbul Fatihi Fatih Sultan Mehmet

    Sadece 49 yıl yaşamasına rağmen en çok iz bırakan hükümdarlardan biri, Osmanlı İmparatorluğu’nun daha 19 yaşındayken tahta çıkan yedinci padişahı, İstanbul Fatihi,  “Grand Turco” yani Fatih Sultan Mehmet’i 9 maddeyle listemize taşıyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet, Osmanlı İmparatoru olarak birçok başarıya imza atmış olsa da dünya çapındaki ününün hatırı sayılır bir kısmını, henüz 21 yaşındayken elde ettiği zamanının en büyük askeri başarılarından biri; Konstantinopolis’in fethi ile elde etmiştir. Bu zafer, on günlerce süren bir kuşatmanın zekice yönetilmesiyle mümkün olmuş ve tarihin akışını değiştirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet fetih süresince tüm dünyayı hayran bırakan stratejiler, zeki çözümler geliştirmiştir. Haliç’e deniz yoluyla ulaştırması mümkün görülmeyen gemileri, karadan silindirler üzerinde ilerleterek Haliç’e indirmiş, kendi tasarımı olan Rumeli Hisarı diğer adıyla Boğazkesen’i İstanbul’u alabilmek için inşa ettirmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethi sadece bu topraklarda değil, tüm dünyada yankı uyandırmıştı. Tarihin en büyük imparatorluklarından biri bu şekilde son bulmuş ve Osmanlı’nın başkenti olan İstanbul, müslüman bir devletin hâkimiyeti altına girmişti ve bu durum Ortaçağ’ın sonunu getiren gelişmelerden biri olarak kabul edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet’in tüm dünyada saygı görmesinin ve Grand Turco olarak adlandırılmasının sebeplerinden biri de çok iyi bir eğitim alması ve bilime karşı sevgi ve ilgisiydi. Zamanının en büyük âlimleri arasındaki Şeyh Akşemseddin padişahın hocalarından biriydi. Üniversite seviyesinde eğitim veren ilk kurum olan Sahn-ı Seman’ı Fatih Külliyesi içinde kurmuş böylece İstanbul Üniversitesi’nin temellerini atmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bilime olduğu gibi sanata da büyük ilgi gösterirdi. Ünlü İtalyan ressam Gentile Bellini Fatih’in portresini yapmış, bu eser Osmanlı İmparatorluğu’nda yağlıboya resmin ve portre ressamlığının gelişmesine katkı sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Osmanlıca, Arapça ve Farsça dışında İbranice, Keldanice, Slavca, Latince, Yunanca ve İtalyanca gibi 6 yabancı dil bilen padişah, çağın en büyük eserlerini okumuştu ve böylece yabancı kültürleri de yakından tanırdı. Fatih Sultan Mehmet edebiyat alanında ise sadece bir okuyucu değildi, sanatkâr kişiliği bu alanda da kendini göstermiş, ünlü padişah “Avni” mahlasını kullanarak birçok şiire de imza atmıştı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Hem kendi zamanında hem de günümüzde tüm dünyada saygı gören Osmanlı İmparatoru, farklı kültürlere, dinlere ve yaşam tarzlarına saygılı bir hükümdardı. Çağın ünlü matematikçi, dilbilimci ve astronumu Ali Kuşçu’nun yanı sıra birçok Batılı bilim insanı ve sanatçıyı da sarayında konuk etmişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Fatih Sultan Mehmet, İstanbul’un mimari çehresinde de büyük etkisi olmuş bir hükümdardı, onun emriyle yapılan birçok eser içinde Topkapı Sarayı, Rumeli Hisarı, İstanbul’un ilk külliyesi olan Fatih Külliyesi de bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un fethiyle akıllara kazınan Fatih Sultan Mehmet’in mezarı da özdeşleştiği bu güzel şehirde bulunur. Adı hem İstanbul’da hem de Türkiye’nin farklı yerlerinde parklara, köprülere verilmiş, onu anlatan birçok film ve dizi yapılmış, kitaplar yazılmıştır.

  • 10 YABANCI RESSAMIN GÖZÜNDEN ESKİ İSTANBUL

    Asya ile Avrupa Kıtalarının üzerinde kurulu; Roma, Bizans ve Osmanlı İmparatorluğu’na ev sahipliği yapan İstanbul; adaları, yapıları, doğal güzellikleriyle asırlardır önemli bir ticaret ve kültür kenti olmuştur. Tüm bu güzelliklere sahip şehrin sanatçılar üzerinde bıraktığı etkiye birçok sanat eserinde rastlamak mümkündür. Yazımızda 1700’lü yılların sonundan itibaren ülkemizi ziyaret eden 10 yabancı ressamın fırçasından yansıyan eski İstanbul manzaralarını inceleyebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Gün Batımında Ortaköy’den İstanbul”” title_font_size=”13″]

    Ortaköy’deki Büyük Mecidiye Camii’nin de yer aldığı “Gün Batımında Ortaköy’den İstanbul” tablosu 1856 tarihlidir. 19. yüzyılda yaşayan Rus ressam Ivan Ayvazovski, 1874’te Sultan Abdülaziz’in davetlisi olarak İstanbul’a gelir. İstanbul manzaralarını romantik tarzda incelikle resmeden Ayvazovski, 45 sene içinde sekiz kez İstanbul’u ziyaret eder ve Sultan için yaptığı resimlerden biri çok beğenildiği için “Osmaniye Nişanı” ile ödüllendirilir. Gün batımı manzarasında iskeledeki gemiler ve günlük rutinlerinde resmedilen insanlar dönemin İstanbul’unu gördüğümüz nadir belgelerdendir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Haliç’te Gün Doğumu”” title_font_size=”13″]

    Manzara resimleriyle ünlenen Venedikli ressam Ippolito Caffi, güneşi ve ışığı kullanma tekniği ile dikkat çekmektedir. 1840’lı yıllarda Yunanistan, Orta Doğu ve Anadolu’yu kapsayan gezisi sırasında İstanbul’a gelen Caffi’ni iki yıl burada kalır. İstanbul’da ürettiği yağlı boya tabloları bugün dünyanın en önemli sanat galerilerinde sergilenmektedir. Yaşadığı çağın tanınmış sanatçılarından biri olan Caffi’nin “Haliç’te Gün Doğumu” tablosunda ışığı kullanma ustalığı net bir şekilde yansımaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Patrona Halil İsyanı”” title_font_size=”13″]

    17. yüzyılda yaşayan Fransız ressam Jean Baptiste Vanmour, 1699’da yeni göreve başlayan Fransa Konsolosu ile İstanbul’a gelir. Konsolos ülkesine dönse de Vanmour yaşamının sonuna kadar İstanbul’da kalır. Osmanlı dönemindeki gündelik yaşamı resmettiği gibi saray yaşantısından kesitleri de resmeden Vanmour, sarayın içinde tuvale resim yapan ilk ressamlardandır. 1730’da gerçekleşen Patrona Halil İsyanı’nı tuvaline taşıyan Vanmour, 18. yüzyıl Osmanlı tarihinin en ilginç belgelerinden kabul edilen eseri de üretmiş olur. Patrona Halil’i arkadaşlarıyla betimlediği bu resim ile Vanmour’un eserlerinin önemli bir kısmı Amsterdam’daki devlet müzesi olan Rijks Müzesinde, bazı tabloları da İstanbul’daki İtalyan Konsolosluğunda sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“İstanbul Panaroması”” title_font_size=”13″]

    18. yüzyılda yaşayan İtalyan ressam Antoine de Favray, 1762’de Türkiye’yi ve Türkleri konu alan resimler yapmak için İstanbul’a gelir. Portreler ve kabul törenleri gibi gündelik yaşam resimlerinin yanı sıra eski ismi Pera olan Beyoğlu sırtlarından çizdiği İstanbul manzaraları ile ünlenir. Favray’nin en bilinen eserleri arasında yer alan “İstanbul Panaroması”, bir süre yaşadığı Rus Sarayı’ndan gördüğü manzaradır. Ön planda görülen bahçeler Rus Sarayı’na aittir. Topkapı Sarayı ve bugün var olmayan “Kavak Sarayı”nın arka planında kalan karlı tepe ise Uludağ’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Sultan Abdülmecid’in Beylerbeyi Camii’ne Gelişi”” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılda yaşayan İstanbul aşığı Maltalı ressam Amedeo Preziosi, 1840’ların başında ziyarete geldiği İstanbul’dan ayrılamaz ve Beyoğlu’nda yaşamaya başlar. Evinin bir kısmını resim stüdyosu olarak kullanan sanatçı, İstanbul’u konu alan birçok resim yapar. Eserlerinin bir kısmı İngiliz Sarayı’nın koleksiyonunda, bir bölümü de British Müzesinde yer almaktadır. En ünlü eserlerinden olan “Sultan Abdülmecid’in Beylerbeyi Camii’ne Gelişi” Sultan’ın cuma günü saltanat kayığı ile yaptığı selamlık törenini konu edinir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“İstanbul Manzarası”” title_font_size=”13″]

    19. yüzyılın en özgün manzara ressamlarından olan Fransız gezgin Félix Ziem, 1856’da ziyarete geldiği İstanbul’dan çok etkilenir ve birkaç ay Beyoğlu’nda yaşar. İstanbul ve kent yaşamını yansıtan pek çok eser üreten sanatçı, “İstanbul Manzarası” tablosunda görkemli camileriyle ünlü İstanbul siluetinin önünde, limandaki yelkenlileri ve bir kayıkta kürek çeken kayıkçıları betimler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Fenerbahçe Sahili’nden Prens Adaları Manzarası”” title_font_size=”13″]

    1883’te İstanbul’a gelen ve Şişli’de yaşayan İtalyan ressam Salvatore Valeri, o dönemki güzel sanatlar akademisi olan Sanayi-i Nefise Mektebinin ilk resim öğretmenlerindendir. 30 yıldan fazla bu okulda görev alan ve birçok önemli Türk ressama hocalık yapan Valeri, II. Abdülhamit’in oğullarına da özel ders vermiştir. Eserlerinde sıklıkla insan figürlerini ve gündelik hayatı resmeden sanatçının nadide eserleri arasında yer alan “Fenerbahçe Sahili’nden Prens Adaları Manzarası”, İstanbul’un Anadolu Yakası’nı resmeder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Haliç’in Girişinden İstanbul”” title_font_size=”13″]

    İngiliz ressam Thomas Allom, 19. yüzyılda, II. Mahmut döneminde Osmanlı Devleti’ni ziyaret eder, birçok kenti dolaşır, resmeder ve bir süre İstanbul’da yaşar. Allom’ın tüm eserlerinde canlı renkler ve ustalıkla çizilmiş figürlerdeki detaylar ön plana çıkar. “Haliç’in Girişinden İstanbul” tablosunda da Tarihi Yarımada’nın manzarası, yapıların heybeti ve Haliç’in yoğun deniz trafiği detaylı bir şekilde resmedilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“İstanbul’un Fethi”” title_font_size=”13″]

    Saray ressamı olarak ünlenen İtalyan ressam Fausto Zonaro, 1891’de İstanbul’a geldikten sonra dünya çapında üne kavuştuğu eserlere imza atmıştır. Tarih, gündelik hayat tasvirleri, törenler, gelenek ve görenekler, manzara ve portrelerin yanı sıra devlet merasimlerini de tuvaline aktaran Zonaro, Sultan II. Abdülhamid’in “Ertuğrul Süvari Alayı’nın Galata Köprüsü’nden Geçişi” adlı tablosunu çok beğenmesi üzerine “Mecidiye Nişanı” ile ödüllendirilmiştir. Sultan’ın portrelerini yapan sayılı ressamlar arasında yer alan Zonaro’nun 1908’de tamamladığı “İstanbul’un Fethi” tablosu, Beşiktaş’taki Saray Koleksiyonları Müzesinde sergilenmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”“Yeni Cami ve İstanbul Limanı”” title_font_size=”13″]

    Fransız ressam Jean Baptiste Hilaire, figürlü manzaralar ve portrelerinin yanı sıra gündelik yaşamın tüm detaylarını ustalıkla eserlerine yansıtmayı başarmış bir isimdir. 18. yüzyılda Ege şehirlerini ve İstanbul’u ziyaret eden Hilaire, bu gezilerinde birçok yağlı boya tablo ve gravür eserler üretmiştir. “Yeni Cami ve İstanbul Limanı” tablosu, Haliç’te Fransa Büyükelçisi Kont Choiseul-Gouffier’nin topladığı antik eserlerin Fransa’ya gönderilmek üzere gemiye yüklenmesini konu almaktadır.

  • OKURKEN İSTANBUL’U YAŞAYACAĞINIZ KİTAPLAR

    Taşı toprağı altın bir şehir İstanbul… Sinemadan mimariye, resimden müziğe sanatın bütün dallarını asırlarca besleyebilecek malzemeye sahip görkemli bir şehir. Edebiyat dünyası için de öyle… İstanbul yazarlar için tükenmez bir ilham kaynağı… Okurlar ise en şanlısı… Eğer okuduğunuz öyküde, romanda, incelemede İstanbul’la karşılaşmak istiyorsanız sınırsız alternatifiniz var demektir. İşte onlardan birkaçını sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    1948 senesinde gazetede yayınlanan, 1949’da kitap olarak basılan roman, Tanpınar’ın ilk romanı olma özelliğini taşır. Hikâyesi, İkinci Dünya Savaşı öncesinde İstanbul’da geçer. Mümtaz başta olmak üzere, İhsan, Nuran ve Suat karakterleri çevresinde dönen olayları okurken, şehrin doğasını, mimarisini ve semtlerini de yakından tanıma fırsatınız olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Televizyon dizisine de uyarlanan roman ilk kez 1931 yılında basılmıştır. Fatih Harbiye’de geleneksel ve modern hayat arasında bocalayan konservatuvar öğrencisi Neriman’ın hikâyesiyle tanışırız. Neriman, babası ile Fatih’te oturmakta, fakat Beyoğlu Harbiye’deki ışıltılı hayata ilgi duymaktadır. Farklı kültürel yaklaşımlar kitapta Fatih ile Harbiye üzerinden verilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Sait Faik’in hikâyelerinden oluşan Şahmerdan 1940 yılında basılmıştır ve ünlü öykücünün üçüncü kitabı olma özelliğini taşır. İçinde barındırdığı 20 öyküden 14 tanesinde İstanbul anlatılır. Francala mı? Ekmek mi?, Paşazade, Krallık, Zemberek, Alt Kamara, Bekâr, Beyaz Pantolon gibi hikâyelerde, yazar şehre ve şehir insanına dair gözlemlerini öyküler üzerinden aktarır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un varlığı Ahmet Ümit’in 2010 yılında yayımlanan polisiye türündeki romanının adında bile kendi gösterir. Gerilim dozu yüksek seyreden kitapta, İstanbul’un yakın ve uzak geçmişine dair pek çok bilgiyle karşılaşmak mümkündür. Ayasofya, Topkapı Sarayı, Süleymaniye Camii, Sarayburnu’ndaki Atatürk heykeli, Mimar Sinan’ın türbesi ve daha birçoğu roman içinde kendine yer bulur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’nın farklı şehirlerinde yaşayan Orhan ve Deniz’in kesişen yolları, İstanbul’da buluşmaları, ertesi gün Deniz’in ortadan kaybolması ve olayla ilgili başlatılan soruşturma… İstanbul Kırmızısı romanı Ferzan Özpetek’in 2014 yılında Türkçe olarak yayımlanan ilk kitabıdır ve yine kendisi tarafından aynı isimle beyaz perdeye taşınmıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Mario Levi’nin üstünde 6 yıl çalıştığı bilinen romanı İstanbul Bir Masaldı 1999 yılında yayımlanmış ve 2000’de Yunus Nadi Roman Ödülü’nü kazanmıştır. “On yaşındayken İstanbul’a ayak bastım. Ülkenin en büyük şehrindeyim ve danışacak, sığınacak kimsem yoktu.” satırlarını içeren roman İstanbul’da yaşayan azınlıkları merkezine almaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    İçinden bolca İstanbul geçen fakat yukarıda sıraladıklarımız gibi roman türünde olmayan bir kitap İstanbul’dan Sayfalar… Usta tarihçi İlber Ortaylı’nın kaleminden, İstanbul sokaklarını, caddelerini, meydanlarını, camilerini, eğlence mekânlarını ve hatta mezarlıklarını okumak, tanımak, öğrenmek isteyenler için kıymetli bir kaynak…

  • İSTANBUL GEZİ REHBERİ: ÜSKÜDAR

    Yahya Kemal, “İstanbul’un Fethini Gören Üsküdar” isimli şiirinde büyük bir önem biçtiği yer için “Görmüş İstanbul’a yüz bin meleğin uçtuğunu, / Saklamış durmuş, asırlarca, hayâlinde bunu.” dizelerini uygun görmüştür. Üsküdar’ın sokaklarında, caddelerinde, sahillerinde yürürken taşıdığı uhrevi havayı hissetmemek mümkün değildir gerçekten de… Aklınızda olsun bu tarihi ilçenin öne çıkan adreslerini baştan sona gezmek için bir gün yetmeyecektir. Bakın, sadece şu lokasyonlar için bile üç gününüzü ayırmanız gerekebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bu şehirle o kadar özdeşleşmiştir ki bir fotoğrafta tek başına Kız Kulesi’ni görmek İstanbul’u görmekle eşdeğerdir. O, 2500 yıllık geçmişi ve denizin orta yerindeki konumuyla Boğaz’ın değerine değer katan eşsiz bir yapıdır. Üsküdar’daki Salacak semti kıyılarından ulaşım sağlanan mekânı uzaktan seyretmek kadar, terasından Boğaz ve Üsküdar’ı seyretmek de ayrı bir hoşluktur. Fakat gitmeden önce açık olduğu zaman dilimlerini öğrenmek ve rezervasyon yaptırmak gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    19.yüzyılda inşa edilmiş olan Osmanlı yapılarının en görkemlilerinden Beylerbeyi Sarayı dış cephesinden iç mimarisine, dekorasyonundan bahçelerine ve deniz köşklerine kadar büyüleyici bir atmosfere sahiptir. Üsküdar’ın Beylerbeyi semtinde Boğaz kıyısında yer alan saray günümüzde müze statüsündedir ve haftanın belli günlerinde ziyarete açıktır. Beylerbeyi Sarayı’nı hakkıyla gezebilmek için en az iki saat ayırmak gerektiği unutulmamalı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    İskelenin karşı tarafında yer alan Mihrimah Sultan Camii de hem mimarı hem de hakkındaki rivayetler göz önüne alındığında bir Üsküdar gezisinde mutlaka görülmesi gereken adresler arasındadır. Bu cami, 16. yüzyılda Kanuni Sultan Süleyman’ın kızı Mihrimah Sultan için Mimar Sinan’a yaptırdığı küçük boyutlarda zarif bir yapıdır. Mimar Sinan’ın erken dönem eserlerinden olan camiyi, Mihrimah Sultan’a duyduğu hisler arasında köprü kuran hikâyeler eşliğinde görüp gezebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Kuzguncuk semti, nostaljik sokakları, minik minik dükkanlar aracılığıyla eski zamanlarda yolculuğa çıkaran özgün caddeleri, cumbalı ve rengarenk boyalı tarihi evleri, Cemil Molla Paşa Köşkü, Marko Paşa Köşkü gibi gösterişli yapıları, sinagog, kilise ve camiyi bir arada yaşatan kültürel dokusu ve elbette sahiliyle sadece Üsküdar’ın değil, tüm İstanbul’un en özgün adresleri arasında yer alır. Üsküdar’a gelip de Kuzguncuk’ta bir tur atmadan, özellikle Üryanizade sokağında bir fotoğraf karesi edinmeden dönmek olmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Adım adım sokakları gezilmesi gereken başka bir Üsküdar semti de Çengelköy’dür. Eski zamanları günümüze taşıyan evlerinden her sokak başında karşılaşacağınız sevimli kedilerine, hatta ince belli bardaklarda Boğaz’a karşı çay yudumlayabileceğiniz kafelerine kadar huzur veren bir adrestir Çengelköy. Şeyh Nevruz Camii, Rum Ortodoks Aya Yorgi Kilisesi, Sadullah Paşa Yalısı da semt sınırları içinde yer alan tarihi ve kültürel açıdan önemli, görülmesi gereken mekânlardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eski yazarların, şairlerin huzur bulmak, ilham almak için gittiği bilinen yemyeşil bir alan Fethi Paşa Korusu. Sultantepe semtinden Kuzguncuk Tepesi ve Paşalimanı’na kadar uzanan koru, Boğaz manzarası eşliğinde yürüyüşler yapmak, ağaçlar, çiçekler arasında oksijen depolamak için birebirdir. Üsküdar gezinizin bu bölümünü kahvaltı, öğle veya akşam yemeği organize edebileceğiniz saatlere denk getirebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Deniz seviyesinden 265 m. yüksekte bulunan Büyük Çamlıca veya Çamlıca Tepesi’nin, eylül ve ekim aylarında göçmen kuşların da görülebileceği özel yerlerden biri olduğunu belirtmeliyiz. Gelin ve damatların düğün sonrasında burada mola vermesi, tepeden görünen Boğaz manzarasını arkalarına alarak fotoğraf çektirmesi de artık gelenekselleşmiş bir ritüeldir. Anlayacağınız Üsküdar’da yapılacak bir gezinin belleklerde iz bırakacak final durağı Çamlıca Tepesi olabilir.

  • ROMANTİK ŞEHİRLER

    Bazı şehirler vardır ki, her köşesinde duyguların en güzel hâli hissedilir. Göz alıcı manzaraları, tarihî dokusu ve büyüleyici atmosferiyle, burada geçirilen anlar hafızalara kazınır. Mavi gökyüzü altında yürüyen çiftler, dar sokaklarda kayboldukça şehrin ruhunu keşfeder ve unutulmaz anılar biriktirir. Bu yazımızda en romantik şehirleri sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Filmlere, şarkılara ve kitaplara konu olan İstanbul, rengârenk semtleri ve adalarıyla dünyanın en büyüleyici şehirlerinden biri. Pierre Loti, Moda, Balat gibi semtleri, kendine özgü atmosferiyle ziyaretçilerini etkiler. Asırlar boyu pek çok medeniyete ev sahipliği yapmış bu şehirde, Boğaz’ın eşsiz manzarası eşliğinde yapılacak bir vapur turu, unutulmaz bir deneyim sunar. Galata Kulesi ve Kız Kulesi’nin aşk dolu rivayetleri ise şehrin silüetine daha da romantik bir hava katar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Moda, bilim, sanat, finans ve ticaretin merkezi olan başkent, her köşesinde kendine özgü estetiğiyle ziyaretçilerini büyüleyen bir şehir. Işıltılı Eiffel Kulesi’ni görmek, Seine Nehri kenarında yürümek, tarihî ve dar sokaklarda kaybolmak, kafelerde kahve yudumlamak burada geçirilen her anı unutulmaz kılar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Venedik, tarihî kanalları, gondolları, zarif mimarisi ve ünlü mekânlarıyla her adımda göz alıcı bir manzara sunar. San Marco Meydanı ve Rialto Köprüsü gibi simgeleriyle, her köşesi büyüleyici bir havaya sahiptir. 12. yüzyılda inşa edilen Rialto Köprüsü, “para köprüsü” olarak bilinse de sandalla yapılan romantik bir gezintide âdeta bir sevda köprüsüne dönüşür. Roma İmparatorluğu ve Orta Çağ’dan kalma görkemli binaları, sokak müzisyenlerinin melodileri ve kafelerden yükselen müzik tınıları, Venedik’e oldukça romantik bir hava katıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’nın masalsı şehri Prag, gotik mimarisi, tarihî köprüleri ve görkemli kale manzarasıyla turistlerin ilgisini çeken büyülü şehirlerden biridir. Ancak şehri romantikleştiren asıl unsurlar, doğa ve sanatın mükemmel uyumunda gizli. Klasik Batı mimarisinin en zarif örneklerinin meydanları süslediği Prag’ın her köşesi âdeta bir sanat galerisi gibi. Doğanın gizemi ve cazibesiyle birleşen bu eşsiz atmosfer, Vltava Nehri kıyısındaki bir yürüyüşü bile özel bir deneyime dönüştürüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Japonya tarihinin en iyi korunan şehirlerinden biri olan Kyoto, geleneksel Japon kültürü, tapınakları ve çay bahçeleriyle ünlüdür. Ancak, şehri gerçekten büyüleyici kılan şey, Japon kültüründe önemli bir yere sahip olan Sakura (kiraz çiçeği) mevsiminde büründüğü o masalsı atmosferdir. Yılda sadece bir kez, mart ayının sonu ile nisan ayının başlarında açan sakuralar, âşıkları büyüleyen bir manzara sunar. Kırmızıdan pembeye değişen tonlarıyla süzülen sakura çiçekleri, Kyoto’nun ahşap yapılarının sadeliğiyle birleşerek, oldukça etkileyici bir görüntü oluşturur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz ikliminin ılık bir bahar gününde güneşin batışını izlemek için en ideal şehirlerden biri olan Barselona, Gaudi’nin tarihî eserleri, plajları ve sokaklarıyla ziyaretçilerine büyüleyici bir atmosfer sunar. 19. yüzyılda yaşamış olan ve Art Nouveau akımının İspanya’daki öncüsü kabul edilen Gaudi, mimari dehasını şehrin pek çok farklı noktasında sergilemiştir. 1882’de inşasına başlanan ve bir yıl sonra Gaudi’ye teslim edilen, ülkenin en önemli yapılarından biri olan Sagrada Familia (Kutsal Aile) Bazilikası, bugün hâlâ tamamlanmamış bir başyapıt olarak yükselmeye devam ediyor. 1926’da bazilikayı bitiremeden vefat eden Gaudi’nin mirası göklerde yükselmeye devam ediyor ve her sene yapıya yeni mimari ögeler ekleniyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Tangonun doğduğu şehir Buenos Aires, sokaklarında yankılanan melodilerle âdeta bir sevda senfonisi fısıldar. 19. yüzyılda ortaya çıkan, kentin kimliğine işlemiş tango şarkıları eşliğinde Buenos Aires’in en ikonik noktalarından biri olan San Telmo Mahallesi’nin taş döşeli sokakları ve tarihî binaları hem nostaljik hem de coşkulu bir atmosfer sunar. Ayrıca La Boca’nın renkli evleri ve Caminito Sokağı’ndaki canlı performanslar, Buenos Aires’i her adımda sanat ile buluşturur. Rosedal Parkı’ndaki gül bahçeleri, doğayla iç içe vakit geçirmek isteyen ve bu özel anlarını fotoğraflamak isteyen çiftler için en ideal yerlerden biridir.

  • 10 Ünlü Şairin Dizelerinde İstanbul

    10 Ünlü Şairin Dizelerinde İstanbul

    Kelimeleri olabilecek en güzel şekilde kullanan insanlardı onlar ve gün geldi şehirlerin en güzeli için kullandılar. Bu listemizde 10 kıymetli şairimize ait İstanbul dizelerine yer veriyoruz. Ama biliyoruz ki şiirler, romanlar, şarkılar yetmeyecek İstanbul’u anlatmaya… Şimdiye kadar söylenenlerin üstüne yenileri söylenecek ama yine de yetmeyecek… Bu eşsiz şehir için en güzel söz daima henüz söylenmemiş olarak kalacak…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Turgut Uyar / Bir Gün Sabah Sabah şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Ver elini Haydarpaşa demişiz,
    Vapur rıhtımdadır pırıl pırıl,
    Hava hafiften soğuk,
    Deniz katran ve balık kokulu.
    Köprüden kayıkla geçmişim karşıya,
    Bir nefeste çıkmışım bizim yokuşu…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Necip Fazıl Kısakürek / Canım İstanbul şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Ruhumu eritip de kalıpta dondurmuşlar;
    Onu İstanbul diye toprağa kondurmuşlar.
    İçimde tüten bir şey; hava, renk, eda, iklim;
    O benim, zaman, mekân aşıp geçmiş sevgilim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cahit Sıtkı Tarancı / Bahar Sarhoşluğu şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Yuvası saçakta kalan kırlangıç,
    Yavrusu dallara emanet serçe,
    Derken camiler üstünde güvercin.
    Minareler katından geçiyorum,
    Gökyüzü mahallesi İstanbul’un…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ümit Yaşar Oğuzcan / İstanbul Dedim de Seni Hatırladım şiirinden…” title_font_size=”13″]

    İçinden bir vapur geçer
    benim aklımdan senin gözlerin geçiyordu.
    -Bebek, dediler indim
    nereye baksam denizdi
    mavi mavi bir hüzündü ayaklarımın altında
    işte İstanbul
    Haliç,
    Çiçek Pasajı,
    Beyoğlu…
    Beyoğlu’nun daracık sokaklarında seni aradım.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orhan Veli Kanık / Bir Garip Orhan Veli şiirinden…” title_font_size=”13″]

    İstanbul’un orta yeri sinema,
    Garipliğim, mahzunluğum duyurmayın anama.
    El konuşurmuş, görüşürmüş bana ne.
    Sevdalım…
    Boynuna vebalim.
    İstanbul’da, Boğaziçi’ndeyim,
    Bir garip Orhan Veli’yim.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bedri Rahmi Eyüboğlu / İstanbul Destanı şiirinden…” title_font_size=”13″]

    İstanbul deyince aklıma martı gelir.
    Yarısı gümüş, yarısı köpük…
    Yarısı balık yarısı kuş…
    İstanbul deyince aklıma bir masal gelir,
    Bir varmış, bir yokmuş.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ahmet Hamdi Tanpınar / Bir Gün İcadiye’de ” title_font_size=”13″]

    Bir gün İcadiye`de veya Sultantepe`de,
    Bir beste kanatlanır, birden olduğun yerde.
    Bir kâinat açılır, geniş, sonsuz, büyülü,
    Bu günün rüzgârında yıkanan mazi gülü.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Oktay Rıfat Horozcu / İstanbul şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Türbeler, çeşmeler, sebiller,
    Aldılar aydınlıkta yerlerini.
    Şakımaya başladı bülbül gibi,
    Bağdat köşkünün çinileri;
    Hepsi de alın teri,
    Hepsi de el emeği.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Sezai Karakoç / Alınyazısı Saati şiirinden…” title_font_size=”13″]

    İstanbul’dur bu otuz yıl kana kana yaşadığım…
    Taşlarına adeta resmim işledi.
    Ben İstanbul’da dağıldım zerre zerre,
    İstanbul damla damla içimde birikti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yahya Kemal Beyatlı / Hayal Şehir şiirinden…” title_font_size=”13″]

    Git bu mevsimde, gurup vakti, Cihangir’den bak!
    Bir zaman kendini karşındaki rüyaya bırak!
    Başkadır çünkü bu akşam bütün akşamlardan;
    Güneşin vehmi saraylar yaratır camlardan.