Etiket: hayvan

  • FLAMİNGOLAR NEDEN PEMBEDİR?

    Hiç flamingo gördünüz mü? Uzun bacakları, kıvrık gagaları, ince boyunları ve pembe tüyleriyle gerçekten çok güzeller, değil mi? Bu sevimli kuşlar genellikle göllerde ve tuzlu sularda yaşar. Türkiye’de ise en çok Tuz Gölü’nde görülür. Peki, bu güzel kuşlar neden pembedir, biliyor musunuz? Hadi birlikte keşfedelim!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pembe Rengin Peşinde” title_font_size=”13″]

    Flamingoların tüylerinin pembe olmasının sebebi, yedikleri besinlerde bulunan karotenoid adlı bir maddedir. Karotenoid, doğada bazı yiyeceklere renk veren doğal bir pigmenttir. Mesela havuca turuncu, domatese kırmızı, mısıra sarı rengini bu madde verir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ne Yiyor Bu Flamingo?” title_font_size=”13″]

    Flamingolar; yosun, küçük karidesler, böcek yavruları gibi minicik canlılarla beslenir. Bazen de salyangoz, midye ve küçük balıkları afiyetle yutarlar! Bu besinlerde bulunan karotenoid adlı madde, zamanla flamingoların bacaklarında, gagalarında ve tüylerinde birikir. Böylece renkleri yavaş yavaş değişir. Yani aslında flamingolar, yedikleri yiyecekler sayesinde o güzel pembe rengini alır!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Senin Seçimin Hangisi?” title_font_size=”13″]

    Şimdi sıra sende: Senin en sevdiğin karotenoidli yiyecek nedir? Havuç mu, domates mi yoksa mısır mı? Ben domatesi seçtim çünkü rengini çok seviyorum. Peki, senin seçimin ne oldu?

  • TEMBEL HAYVANLAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Latincede ve Yunancada ismi “yaprak seven” anlamına gelen tembel hayvanlar, tüm memeliler arasında en yavaş hareket eden hayvan olarak ün salmıştır. Dakikada en fazla yarım metre hareket eden tembel hayvanlar, günde 15 ila 18 saat arasında uyku ortalaması ile en uykucu hayvanların da başında gelir. İki ve üç parmaklı olmak üzere ikiye ayrılan bu sevimli hayvanlar hakkında öğrendiğimiz çoğu şey oldukça şaşırtıcı. Tüylerinin bile ters yönde uzadığı tembel hayvanların özelliklerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Boyları ortalama olarak 60 cm olan tembel hayvanlar, Orta ve Güney Amerika’daki tropikal ormanlarda yaşar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Tembel hayvanlar günde, ortalama, 35-40 cm mesafe yol kateder. Bu bilgiyle neden bu hayvanlara “tembel” dendiğini de anlamış oluyoruz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yırtıcılara yem olmamak için gece hareket eden tembel hayvanlar, gündüzleri vakitlerini uyuyarak geçirirler. Ancak üç parmaklı tembel hayvan türleri günün her saati hareket edebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ağaç yaprakları ve böceklerle beslenen tembel hayvanların aldıkları besin miktarı ve enerji, aynı boyuttaki diğer türlerle kıyaslandığında yetersiz görünse de çok az hareket edip çok az enerji harcadıkları ve vücut ısıları 32 derece olduğu için hayatta kalmakta zorlanmazlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kürklerinde yer alan algler ve mantarlar yeşilimsi bir renk verdiği için üzerinde yaşadıkları ağaçlarda çok iyi kamufle olan tembel hayvanların yırtıcılara av olma riski de azalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kürek kemikleri kısa, kolları uzun olduğu için ağaçlarda kolaylıkla baş aşağı durabilen tembel hayvanlar, bu sayede çok az hareket ederek sağa sola dönebilirler.

  • Çocuklarla Hayvanların Gününüze Renk Katacak Dostluğu

    Çocuklarla Hayvanların Gününüze Renk Katacak Dostluğu

    Tüylü dostlarımızı 7’den 70’e hepimizin çok sevdiği, onlarsız bir yaşam düşünemediği inkâr edilemez bir gerçek. Çocuklarla hayvanların ilişkileriyse gerçekten apayrı… Bazen oyun arkadaşı bazen birlikte yaramazlık yapan birer sırdaş onlar… Peki aralarındaki iletişim dile gelse nasıl olurdu? Tahminlerimizi sizin için sıraladık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]
    sevimli dostlar
  • ARILAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Dünya üzerinde yaklaşık yirmi bin, Türkiye’de ise yaklaşık olarak iki bin türü bulunan arılar mükemmel bir tozlayıcı olarak gezegenimizdeki yaşamın çeşitliliğini ve devamını sağlar. Koloni kurarak yaşayan arıların kurdukları yuvaya “kovan” denilir. Bir kovanda işçi ve erkek arılarla birlikte bir adet kraliçe arı bulunur. Bal arılarından tutun yaban arılarına kadar eko-sistemde oldukça önemli görevleri bulunan arılar hakkında ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Bütün hayatı boyunca bir tane arının ürettiği bal miktarı, ortalama olarak bir çay kaşığının 12’de 1’i kadardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çalışkanlıkları ile bilinen arılar aslında sürekli çalışmazlar. Sadece yaz aylarında çalışan arılar kış döneminde kovanlarından çıkmadan uzun bir dinlenme süreci geçirirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Bilinen ilk arı fosili yüz milyon yıl, ilk insan fosili ise üç yüz bin yıl öncesine aittir. Yani biz yokken arılar vardı.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Bilim insanlarının uzunca bir süre anlamlandıramadıkları arı dansının aslında bir yön gösterme hareketi olduğu anlaşılmıştır. Bal arıları bulduğu yemek kaynağının konumunu ve kovana mesafesini yaptığı özel dans ile diğer arılara anlatır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Arılardan duyduğumuz “vızzz” sesinin kaynağı, saniyede iki yüz otuz kez kanat çırpma sesidir. Bedenlerine oranla küçük kanatları olan arılar, bedenlerini taşıyabilmek için dakikada ortalama olarak on üç bin kere kanat sallarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bal arılarının yüz yetmiş koku alıcısı bulunur. Bu sayede bizlerin kokusunu dahi alamadığımız çiçeklerin izini sürebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bal arılarının altı bacağı, beş gözü, iki çift kanadı bulunur ancak aslında bir böcek türü olan arıların sahip olduğu beş gözün bileşik yapısı vardır. Bileşik gözler binlerce gözden oluşur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Arılar petekleri altıgen şekilde yapar. Bu sayede arılar mümkün olduğunca az balmumu kullanırken, bal ürettikleri alanın da daha verimli kullanılmasını sağlarlar. Yani arıların matematik bildiklerini söylemek yanlış olmayacaktır.

  • DOĞANIN EN SÜSLÜ CANLILARI

    Pek çok canlı, hayatta kalma içgüdüsüyle zamanla farklı şekil ve desenler geliştirerek çevreleriyle mükemmel bir uyum içinde yaşamını sürdürür. Bu canlılar; renkli tüylerden parlak beneklere, karmaşık desenlerden etkileyici biçimlere kadar uzanan çeşitli görsel özelliklerle ya avcılardan korunur ya da üreme dönemlerinde eşlerinin ilgisini çeker. Sahip oldukları desenler, doğal ortamlarında kamufle olmalarını kolaylaştırırken; kimi zaman da rakipleri karşısında üstünlük kurmalarını sağlar. Bu adaptasyon sayesinde bazı canlılar, dış görünüşleriyle âdeta birer sanat eserini andırır. Renkli tüyleri, göz alıcı desenleri ve dikkat çekici yapılarıyla doğanın görsel zenginliğini yansıtan bu canlıları yazımızda keşfedebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Tavus Kuşu Örümceği” title_font_size=”13″]

    Avustralya’ya özgü, renkli ve etkileyici danslarıyla tanınan küçük ama benzersiz bir örümcek türü olan tavus kuşu örümceği, adını tavus kuşlarını andıran desenli ve renkli karın kısmından alır. Erkek örümcekler, bu göz alıcı desenleri dişilerini etkilemek için kullanır. Renkleri genellikle mavi, kırmızı, turuncu ve yeşil tonlarında canlıdır ve nano ölçekteki ışığı yansıtan yapılar sayesinde parlar. Erkek tavus kuşu örümceği, çiftleşme döneminde dişiyi etkilemek için karmaşık bir dans sergiler. Bu dans sırasında karnını yukarı kaldırarak renkli kısmını gösterir ve bacaklarını titreterek ritmik hareketler yapar. Yalnızca 3-5 milimetre boyutunda olmasına rağmen bu tür; gösterişli görünümü, zarif hareketleri ve simetrik desenleriyle doğanın estetik gücünü en etkileyici şekilde yansıtan canlılardan biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mandalina Balığı ” title_font_size=”13″]

    Güney Pasifik ve Hint Okyanusu’nun sıcak, sığ mercan resiflerinde yaşayan mandalina balığı, doğanın âdeta renkli bir fırça darbesi gibidir. Genellikle 6-8 santimetre arasında değişen boyuyla küçük yapısına rağmen, canlı mavi, turuncu ve yeşil tonlarıyla su altının en göz alıcı canlılarından biri olarak kabul edilir. Estetik görüntüsüyle mandalina balığı hem deniz biyologlarının hem de akvaryum meraklılarının ilgisini çeken büyüleyici bir türdür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mücevher Yaban Arısı” title_font_size=”13″]

    Asya, Afrika ve Pasifik Adaları’nda yaşayan mücevher yaban arısı, parlak yeşil ve mavi metalik renkleri sayesinde bir mücevheri andırdığı için “mücevher” adını almıştır. Metalik parlaklığı ve ışığı yansıtan renkleri, doğal ortamdaki ışık oyunlarıyla birleşerek onları yırtıcılardan saklanmak için avantajlı hâle getirir. Genellikle ormanlık alanlar ve tropikal bölgelerde yaşayan bu tür, çevresiyle uyum sağlayarak ışık yansımalarını taklit eder. Ayrıca bazı yırtıcılar bu canlıların dikkat çekici renklerini, doğada zehirli ya da tehlikeli canlılara ait bir uyarı olarak algılar. Bu durum, “aposematizm” olarak bilinen savunma mekanizmasının bir parçasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Cennet Kuşu ” title_font_size=”13″]

    Papua Yeni Gine, Avustralya ve çevresindeki adalarda yaşayan cennet kuşları, göz alıcı renkleri ve etkileyici danslarıyla tanınır. Neon mavisi, yeşil, altın sarısı, kırmızı ve siyah gibi canlı renklere sahip bu kuşlar, doğanın en süslü canlıları arasında yer alır. Erkek cennet kuşları, dişileri etkilemek için olağanüstü danslar sergiler. Bu danslar; tüylerini kabartma, kanatlarını sallama ve belirli bir ritimde hareket etme gibi özel koreografiler içerir. Yaklaşık 42 türü bulunan cennet kuşlarının her biri, kendine özgü renkleri, desenleri ve davranışlarıyla dikkat çeker. Dişiler, en parlak tüylere ve en etkileyici danslara sahip erkekleri tercih ettiğinden erkek cennet kuşlarının renkleri zamanla daha karmaşık ve gösterişli hâle gelmiştir. Bu evrimsel süreç, onların doğadaki en göz kamaştırıcı kuşlardan biri olmasına neden olmuştur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılbaşı Ağacı Solucanı ” title_font_size=”13″]

    Denizlerde yaşayan ve adını yılbaşı ağacına benzeyen renkli, spiral şeklindeki görünümünden alan yılbaşı ağacı solucanı; sarı, mavi, kırmızı, beyaz ve turuncu gibi çeşitli renklerde olabilir. Mercan resiflerinin sakinleri arasında yer alan bu küçük ama dikkat çekici canlı, yaklaşık 3-4 santimetre uzunluğundadır. Ancak renkli dokunaçları, onu olduğundan daha büyük ve gösterişli gösterir. Solucanın gövdesi mercan yapısına gömülüdür; dışarıda yalnızca spiral biçimindeki dokunaçları görülür. Bu renkli dokunaçlar, aynı zamanda filtreleme sistemi gibi çalışarak sudaki küçük besin parçacıklarını yakalar. Canlı renkleri ise, rengârenk mercanlar arasında kamufle olmalarına, avcıları caydırmalarına ya da dikkatlerini dağıtmaya yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Semer Sırtı Tırtıl ” title_font_size=”13″]

    Semer sırtı tırtılının adı, sırt kısmındaki renkli “semer” (yani halat veya ip benzeri şekil) deseninden gelir. Tırtıl genellikle sarımsı, yeşilimsi ve beyaz renklerde desenlere sahiptir ve bu renkler tüylerinde yoğunlaşır. Göz alıcı görünümü, yırtıcılara karşı bir savunma mekanizması işlevi görür. Semer sırtı tırtılı aynı zamanda doğanın en etkileyici metamorfoz süreçlerinden birine sahiptir. Yumurtadan çıkan tırtıl, önce hızlıca büyür; ardından koza örerek pupa evresine geçer. Bu evrenin sonunda ise zarif ve renkli bir gece kelebeğine dönüşerek hayat döngüsünü tamamlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mavi Halkalı Ahtapot ” title_font_size=”13″]

    Dünyanın en tehlikeli deniz canlılarından biri olarak bilinen mavi halkalı ahtapot, küçük boyutuna rağmen son derece güçlü bir zehre sahiptir. Kendini savunmak amacıyla salgıladığı bu zehir, insanlar için bile ölümcül olabilir. Genellikle 20 santimetreye kadar büyüyebilen bu türün en dikkat çekici özelliği, vücudundaki parlak mavi halkalar ya da dairelerdir. Bu halkalar, ahtapot stres altındayken veya tehdit hissettiğinde belirginleşir ve saldırıdan önce bir uyarı işareti niteliği taşır. Mavi halkalı ahtapot, Pasifik Okyanusu’nun tropikal ve subtropikal bölgelerinde; özellikle Avustralya, Filipinler ve Japonya kıyılarında yaşamaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yapraklı Deniz Ejderi ” title_font_size=”13″]

    Denizlerin en renkli ve etkileyici canlılarından biri olan yapraklı deniz ejderi, adını vücudunda bulunan yaprak benzeri uzantılardan alır. Bu çıkıntılar, deniz yosunlarına ve bitkilere benzemesini sağlayarak doğal ortamında mükemmel bir kamuflaj oluşturur. Yaklaşık 35 santimetreye kadar büyüyebilen yapraklı deniz ejderi, yalnızca Avustralya’nın güney kıyıları ve çevresindeki bazı deniz bölgelerinde görülür. Bu ilginç deniz canlısı genellikle çok yavaş hareket eder. Yapraklı yapıları sayesinde suyun akıntısıyla sürüklenebilir ya da deniz bitkilerine tutunarak hareketsiz kalabilir. Bu sayede hem avcılardan saklanır hem de çevresiyle neredeyse tamamen bütünleşir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Picasso Böceği” title_font_size=”13″]

    Picasso böceği, üzerindeki rengârenk ve soyut desenler nedeniyle, ünlü İspanyol ressam Pablo Picasso’nun sanatına benzerlik gösterdiğinden bu ismi almıştır. Yeşil, sarı ve siyah tonlarındaki renkler, böceğin vücudunun farklı bölgelerinde bir araya gelerek soyut şekiller ve çizgilerle harmanlanmıştır. Bu dikkat çekici desenler, böceğin çevresindeki bitki örtüsüyle uyumlu hâle gelmesini sağlar ve bu sayede doğal bir kamuflaj işlevi görür.

  • 6 MADDEYLE MACAW PAPAĞANI

    Etkileyici tüy yapısı, şaşırtıcı özellikleri ve canlı renkleriyle Macaw papağanları, tropikal hayvanlar içinde en dikkat çekenlerdendir. Bu sosyal kuşların en ilginç özelliklerinden biri eğer doğru bir eğitim verilirse adeta dile gelmesidir. Birkaç kelimeden çok daha fazlasını konuşabilen Macaw papağanları keskin zekâları ve öğrenme kapasiteleriyle diğer kuş türlerinden çok daha öndedir. Uzun ömürlü oluşuyla şaşırtan, Macaw ya da Sümbül papağanı olarak da bilinen bu tropikal kuşlar hakkında bilgileri sizin için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
  • 8 MADDE İLE ORNİTORENK

    Görüntüsü ile sıra dışı canlılardan olan ornitorenkler, Avustralya ve Tazmanya’ya özgü yarı-deniz memelisidir. Ornitorenklerin eşsizliği sadece görüntüsünden değil, sahip olduğu fizyolojik özelliklerden kaynaklanır. Bu tür, kanguru ve koala ile beraber Avustralya’nın sembollerinden olurken, Avrupalılar tarafından ilk keşfedildiğinde büyük şaşkınlığa sebep olmuştur. Bu egzotik canlıların en ilginç özelliklerini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Ornitorenkler tıpkı sürüngenler gibi yavrularını plasenta ya da kesede değil, yumurta içinde doğurur. Bu şekilde üreyen beş memeli türünden biri de ornitorenklerdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Memelilerde görmeye alıştığımız beden tipinin aksine ördeğe benzeyen geniş gagası ve perdeli ayakları vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1 ile 2 kg arasında vücut ağırlıkları olan ornitorenklerin vücut ısısı, memelilerde görülen 37 santigrat derecenin altında, ortalama 32 santigrat derecedir. Hayatının büyük kısmını suda geçirmesinden kaynaklı bu durumdan dolayı ornitorenkler kuşlar ve sürüngenler gibi soğukkanlı değil, memeliler gibi sıcakkanlı sınıfındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Ornitorenklerin burnu, kuşların gagasında olduğu gibi yukarı ve aşağı parçaları ayrılarak ağzını ortaya çıkaracak bir şekilde açılmaz. Ornitorenklerin gagası alt tarafında açıklık olan bir duyu organıdır. Kuşlar genelde gagalarını besin toplamak için kullanırken, ornitorenklerde gaganın işlevi algıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Bazı balık türlerinde bulunan elektrik kullanarak yön bulma, yani elektrolokasyon, ornitorenklerin gagaları ile gerçekleştirebildiği bir özelliğidir. İşte bu sebeple geniş gagalarını algılamak için kullanırlar. Gagada şeritler halinde bulunan elektro-algılayıcılar ile dağınık olarak bulunan mekanik-algılayıcılar sayesinde avının veya gideceği yerin yönünü son derece ayrıntılı bir şekilde görebilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Suya daldığında gözlerini, burun deliklerini ve kulaklarını sıkıca kapattığı gözlenen ornitorenklerin bu sayede dikkatlerini gagasında bulunan algılayıcıya yoğunlaştırabildiği saptanmıştır. Diğer duyu sistemlerinden gelebilecek bilgileri elimine ederek gagasına yoğunlaşan bu tür, karada ise beş duyu organını normal bir şekilde kullanabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Sürüngenlerin zehirli olması alışık olduğumuz bir durumdur. Ancak memelilerin zehirli olması sıra dışıdır. Birkaç fare ve loris cinsinde görülen zehirli türler dışında ornitorenklerin erkeklerinin arka bacaklarında tıpkı sürüngenlerde olduğu gibi zehirli uzuvlar bulunmaktadır. Tehlike halinde ornitorenk bunları dikerek zehri karşı tarafa enjekte eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Avustralya’da 20 centin arka yüzünde ornitorenk resmi bulunur.

  • HİPOPOTAMLAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Otçul olan hipopotam veya su aygırı, iri cüssesine rağmen şirin görüntüsü ile hepimizin aşina olduğu memeli bir hayvan türü… Ancak bu şirin görüntünün altında Afrika’nın en tehlikeli hayvanı olma unvanı da gizli. İsmi su aygırı olsa da atlardan ziyade balina ve yunuslarla daha yakın akrabalığı olan bu sevimli ve tehlikeli türe ait ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Yetişkin bir hipopotam bir buçuk metre yükseklik, dört buçuk metre uzunluğa sahip olabilir. İki buçuk ton ile dört buçuk ton ağırlığında olabilen su aygırları, ortalama olarak iki otomobil ağırlığına ulaşabilmektedir. Bu da onları hayvanlar aleminin en iri canlılarından yapar. Su aygırlarının kafa ağırlığı bile 450 kilograma ulaşabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Gergedanlarla birlikte fillerden sonraki en büyük kara canlısı olan hipopotamlar, ortalama olarak saatte 48 km hıza ulaşabilirler. Hayatlarının büyük bir bölümünü suda geçiren bu canlılar aslında iyi yüzemezler. Nehir yataklarının zemininde; kemik ağırlıklarının yoğunluğundan dolayı yürüyerek hareket ederler ve 10 dakika su altında kalabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Su aygırları çok iri cüsseye sahip olsalar da ayak, kulak ve kuyruğu vücuduna göre oldukça küçüktür. Burun delikleri, gözleri ve kulakları kafa hizası açısından oldukça yüksekte yer alır ve bu sayede suyun içinde uzun süre vakit geçirebilir. Hipopotamın bedeni suyun yüzeyi altında kalırken göz, kulak ve burnu oksijen salınımına devam eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sekiz ay anne karnında kalan su aygırı 30 ile 50 kg olarak dünyaya gelir ve her doğumda sadece bir yavru doğar. Dişi su aygırları iki senede bir doğum yapar ve yavru su aygırı yedi yaşına kadar annesinin yanından ayrılmaz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Etobur olmamalarına rağmen oldukça saldırgan olabilen hipopotamlar Afrika’da timsah ya da aslan gibi tehlikeli avcılardan daha fazla ölüm vakasına sebep olmaktadır. Saldırı anında başıyla güçlü darbeler vuran bu tür, 50 cm bulan köpek dişleriyle de tehlike saçarlar. Sürüsünü korumak isteyen bir su aygırının kayıklara bile saldırmaktan çekinmediği gözlemlenmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Hipopotamlar aynı aileye ait olsalar da iki farklı türe ayrılmaktadır. Afrika’daki Sahra su habitatlarında yaşayan ve “Nil aygırı” diye bilinen türün sayıları oldukça çoktur ve dünyanın en büyük üçüncü memeli hayvanıdır. Sayıları azalarak sadece 2500 bireyin kaldığı “cüce su aygırları” ise Liberya ve Fildişi Sahillerindeki yağmur ormanlarında yaşarlar, gece avlanırlar. 19. yüzyıla kadar Batı Afrika dışında bu tür bilinmiyordu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    1993’te Pablo Escobar’ın malikânesindeki hayvanat bahçesinde bulunan dört su aygırı Escobar’ın ölümünden sonra doğal yaşam alanına bırakılamadığı için Magdalena Nehri’ne salınmış ve bu dört su aygırının sayısı 2019’daki araştırmaya göre 90 ile 120 bireyi bulmuştur.

  • FARKLI MEVSİMLERİ FARKLI COĞRAFYALARDA GEÇİREN KUŞ TÜRLERİ

    Afrika-Avrupa ve Afrika-Asya uzantısında göç eden türlerin mola ya da üreme noktası olan ülkemiz, kışı geçirmek üzere yola çıkanların da yazı geçirmek isteyen kuş türlerinin de giriş kapısı… Yazımızda yolu ülkemizden geçen başlıca göçmen kuş türlerini okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Uzun mesafeleri en az enerji harcayarak katetmek için kanat çırpmadan, süzülerek uçan leylekler bahar ve yaz aylarını Avrupa ve İskandinav ülkelerinde; kış aylarını da Afrika ve Uzak Doğu ülkelerinde geçirir. Türkiye’ye mart ayında Afrika’dan çıkıp Hatay’dan Anadolu’ya gelir; İstanbul ve Trakya üzerinden de Avrupa ve Balkanlar’a sürüler halinde göç eder. Leyleklerin göç ederken karadan uzaklaşmamasının nedeni ise uzun süre kanat çırpmadan uçmak için gereksinim duydukları sıcak hava termallerinin deniz üzerinde oluşmamasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Türkiye ve Avrupa’daki en küçük akbaba türü olan küçük akbabaların türü tehlike altında olsa da Avrupa’daki en büyük yaşam alanı ülkemiz topraklarıdır. Ankara’nın Beypazarı ve Kirmir Vadisi en önemli üreme ve beslenme alanıdır. Küçük akbabalar kışı Afrika’da geçirdikten sonra mart ayında üremek için binlerce kilometre mesafeyi katederek Avrupa ülkelerinden Türkiye’ye gelir. İlkbahar ve yazı geçirdikleri bu bölgelerde üreyen akbabalar, büyüyen yavruları ile eylül ayı sonundan itibaren tekrar Afrika’ya gider. Tek eşli olan bu tür, üreme dönemi olan ilkbahar aylarında çift olarak göç eder ve yuvalarını uygun buldukları yüksek yerlere inşa eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Uzun bacaklı ve uzun boyunlu göçmen bir kuş olan turna, kabarık tüylere ve süslü bir görüntüye sahiptir. Türkülerimize ve masallarımıza da konu olan bu güzel kuşun yaşam alanı ise sazlık alanlardır. Turnalar kış aylarını geçirmek için temmuzdan ekime kadar Karadeniz’in kuzeyinden güneye, ilkbahar ve yaz aylarında ise güneyden kuzeye doğru göç eder. Sayıları 400’ü bulan gruplar halinde göç eden turnalar üremek için mart ayında tekrar kuzey bölgelere kanat çırpar. Üreme sezonu boyunca nehir ve göl çevresindeki ıslak çayırlarda ikamet eden turnaların ana göç yolu Kırım’dan başlayıp Orta Karadeniz semalarına doğru devam eder. Buradan da İç Anadolu üzerinden Doğu Akdeniz kıyılarına giden turnaların bir kısmı Akdeniz ve Kıbrıs üzerinden uçarak Mısır kıyılarına ulaşırken, diğer gruplar Adana ve Antakya ovaları üzerinden İsrail’e doğru iner, oradan Afrika’ya geçer.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pelikangiller familyasından oldukça büyük bir tür olan ak pelikanlar her sene ilkbahar aylarında Afrika’dan Avrupa’ya göç eder. Kış aylarını sıcak iklime sahip Afrika’da geçirdikten sonra Hatay ve Adana ilinden ülkemize giriş yaparak Türkiye’nin batı bölgesinde kanat çırpmaya devam eden ak pelikanlar bu rota üzerinden Romanya’daki Tuna Nehri Deltası’na ulaşır. Her yıl 30 binden fazla ak pelikan göç ederken Bursa’nın Karacabey ilçesindeki Longoz Ormanları, Uluabat Gölü ve Balıkesir sınırlarındaki Manyas Kuş Cenneti’nde kalabalık gruplar halinde mola verir. Su yaşamına çok iyi uyum sağlayan bu türün kısa ve kuvvetli bacakları ile perdeli ayakları suyun içinden havalanmasına imkân tanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Dar ve uzun kanatlara sahip, küçük kafalı ve uzun kuyruklu yırtıcı bir tür olan arı şahini, çoğunlukla sulak alanlara sahip ormanlıklarda yaşar. Arı şahini diğer birçok göçmen kuş türünde olduğu gibi yaz aylarını geçirdiği Avrupa’nın birçok bölgesinden kışları geçirmek için Asya ve Afrika’daki tropikal iklimlere sahip bölgelere göç eder. İskandinavya, Rusya ve Avrupa’nın birçok yerinde görülebilen türün ana yaşam alanı ise Hazar Denizi’nden Tayland’a kadar uzanır. Türkiye’deki göç rotası ise ülkemizdeki ormanlık alana sahip hemen hemen tüm şehirleri kapsarken en sık görüldüğü ilimiz ise Hatay’dır. Arı şahinlerini nisan ile ekim ayları arasında ülkemiz semalarında göç ederken görmek mümkündür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Orta boylu bir kartal türü olan küçük orman kartalı, İran’ın kuzeyi, Türkiye ve Doğu Avrupa kesimlerinde görülen bir türdür. Orta ve Doğu Avrupa üreme alanı olurken, Orta ve Güney Afrika’ya kışı geçirmek için göç eder. İlkbaharda Türkiye’den özellikle de İstanbul Boğazı’ndan sık sık geçer. Termal akımları kullanarak uzun uçuşlar yapan bu türün besinini küçük memeliler, amfibiler, sürüngenler, bazı böcekler ve avlayabileceği boyuttaki kuşlar oluşturduğu için yaşam alanları ve göç yolları diğer göçmen kuşlara nispeten daha geniş bir dağılım gösterir.

  • YARASALAR HAKKINDA İLGİNÇ BİLGİLER

    Dünyamızda uzun süredir yaşayan canlı türlerinden olan yarasalar, popüler kültürün kültleşen efsane karakteri Kont Drakula’nın gücünü ve karanlık taraflarını aldığı hayvanlar olarak akıllarımıza kazınsa da aslında oldukça zararsız, kendi halinde bir hayvan türüdür. Dinozorları görmüş, meteor yağmurundan kurtulmuş, buzul dönemi atlatmış bu masum canlıların bunlar yetmezmiş gibi bir de ekosistemimiz için oldukça faydalı işlevi var. Yazımızı okuduktan sonra eminiz ki yarasalara bakış açınız değişecektir. İşte yarasalar hakkında ilginç gerçekler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Gezegenimizdeki en büyük yarasa kolonisi, Amerika Teksas’taki Bracken Yarasa Mağarası’nda bulunur. 20 milyondan fazla yarasanın yaşadığı mağaradaki yarasa sayısı dünyadaki en kalabalık şehirlerden biri olan New York’un nüfusunun iki katı kadardır. Neredeyse İstanbul’un nüfusu kadar!

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Yarasalar, Antarktika dışındaki her kıtada yaşarlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Yarasaların yaklaşık olarak %70’i böcek ile beslenir. Ortalama bir yarasa saatte 600 adet böcekten daha fazlasını yer, bu da bir insanın bir gecede yaklaşık 20 pizza yemesine benzer. Geri kalan yarasa türleri ise meyvelerle beslenir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Görme kabiliyetlerine ek olarak yarasalar 20 Hz – 120000 Hz frekans aralığındaki sesleri duyabiliyorken; insanlar yalnızca 20 Hz – 20000 Hz, köpekler ise 40 Hz – 60000 Hz frekans aralığındaki sesleri duyabilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Yarasalar yaz aylarında ekilen salatalıklara gelen böcekleri tüketerek çiftçileri ekstra ilaçlama masrafından kurtarır. Yaklaşık bin yarasadan oluşan koloniler yılda 4 ton böcekle beslenir. Bu sebeple yarasalar ekosistemde önemli bir işlevi kendiliğinden yerine getirir. Bir daha yarasa gördüğünüzde korkmak yerine bu canlıların ilaçsız tarım için ne kadar önemli olduğunu hatırlayarak onlara şefkatle bakın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Yarasalar ortalama olarak 20 yıl yaşamaktadır. Yılda bir defa yavrulamakta ve her yıl, 3 ay kış uykusuna yatmaktadır. Yarasalar kör değildir ve aslında birçok yarasa oldukça iyi görebilir; bazı türler ultraviyole ışığı bile tespit edebilir. Aynı zamanda mükemmel eko konuma sahiptirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bilim insanları yarasaların ilk kez 65-100 milyon yıl önce dinozorlarla aynı anda ortaya çıktığını düşünmektedir. Bilinen en eski mega yarasalar bundan 35 milyon yıl önce yaşamaktadır. Ayrıca yarasalar uçabilen tek memeli türüdür. Yarasalar ve “uçan sincaplar” arasındaki fark ise; yarasalar nasıl uçtuklarını aktif olarak kontrol edebilirken, “uçan sincaplar” yalnızca hedefe ulaşmak için uzun bir sıçrayış yapmaktadır.