Etiket: hayvan

  • HER YÖNÜYLE KARGA

    “Karga karga gak dedi / Çık şu dala bak dedi / Çıktım baktım o dala / Bu karga ne budala” çocukluğumuzun tekerlemesidir ama hatalı bilgiler içerir. Çünkü kargalar budala değil, oldukça zeki canlılardır. Yedi yaşındaki bir çocukla eş değer zekâya sahip oldukları gözlemlenmiştir. Adının kökeni Uygurcaya dayanan ve “kara kuş” anlamına gelen bu canlıların özelliklerini sizin için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Kargaların 300 yaşına kadar yaşadığı” en çok dillendirilen ama gerçeklik payı olmayan efsanelerden biridir. Bir karganın doğal ortamında ortalama yaşam süresi 15-20 yıldır. Hatta kayıtlara geçmiş en uzun ömürlü karga 40 yaşına kadar yaşamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kargalar, insan yüzlerini unutmazlar. Yapılan iyiliğe ve kötülüğe davranışsal karşılıklar verirler. Kendilerini besleyen kişilere âdeta teşekkür niteliğinde hediyeler taşırken, içlerinden birine zarar verdiğini düşündükleri kişiyi ya da canlıyı rahat bırakmaz, vurup kaçmaya çalışırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kargalar tek eşlidirler ve ömür boyu aynı eşle yaşarlar. Yuvalarına karşı son derece savunmacıdırlar. Yuvalarındaki yavruların sayısı 3 ile 10 arasında değişebilir. Bu yavrular, 1.5 veya 2 ay içinde yuvadan uçmaya hazır hâle gelirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sosyal canlılar arasında geçen kargalar, sürülerinden bir karga öldüğünde birbirlerini değişik sesler çıkararak haberdar eder, çevresini sarar ve âdeta cenaze töreni yaparlar. Aralarına yeni bir üye katılmaya çalıştığında ise onu hemen kabul etmeyebilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Aile içindeki kavgaları meşhurdur. Sık sık aile kavgası yaşasalar da bunu fazla uzatmazlar. Fakat yabancı ve kendilerine tehdit olarak gördükleri karga türleriyle ölüm kalım savaşı verebilirler. İlginç olan ise en iyi dostluk kurdukları canlıların, kurtlar olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bu sevimli kara kuşların titiz canlılar olması da başka bir ilginç bilgidir. Örneğin yiyeceklerini suda yıkamayı severler. Yemek yedikten sonra gagalarını temizleyen kargalar, banyo yapmayı seven hayvanlar arasındadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Kargaların eşya çalmakta ustalaştığı en bilinen özelliklerinden biridir. Fakat bunu özellikle esaret altında ve mutsuz olduklarında yaptıkları da söylenmektedir. Şehirde ise kedi ve köpeklerin yiyeceklerini gözetleyerek, alıp kaçmaya çalışmak klasik davranış kalıplarından biridir.

  • BU BİLGİLERİ BİLİYOR MUSUNUZ?

    Yaşadığımız dünya bizi her gün şaşırtmaya devam ediyor… Bedenimizden yaşadığımız dünyaya, gezegenimizi paylaştığımız diğer canlılardan uzayın derinliklerine kadar yaşam, çözülmesi gereken gizemlerle dolu. Öğrendiğimizde şaşırdığımız bu ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • 1945 YILINDAN SONRA SOYU TÜKENEN HAYVANLAR

    Dünya, sayısız canlı türüne ev sahipliği yapan zengin bir ekosistemdir. Ancak insan etkileri, iklim değişikliği ve habitat kaybı gibi faktörler, tarih boyunca pek çok türün yok olmasına neden olmuştur. Nesli tükenen hayvanlar, sadece geçmişin birer hatırası değil; aynı zamanda doğanın kırılganlığını ve biyoçeşitliliğin önemini hatırlatan uyarıcı birer semboldür. Yazımızda, farklı coğrafyalarda yaşamış ve artık doğada bulunmayan hayvanları hatırlayacağız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arap Deve Kuşu” title_font_size=”13″]

    Arap deve kuşu (Struthio camelus syriacus), 20. yüzyılın ortalarında nesli tükenen kuş alt türlerinden biriydi. Orta Doğu ve Arap Yarımadası’nda yaşamış, yüzyıllar boyunca bu toprakların bir parçası olmuştu. 1941’de Bahreyn’de vurulan bir deve kuşunun kaydı son izlerden biri sayıldı fakat doğruluğu hiçbir zaman kesinleşmedi. 1966’da Ürdün yakınlarında ölü bulunan bir deve kuşu da aynı belirsizliği taşıdı. Böylece, Arap deve kuşunun izleri kayboldu ve 1940’ların sonlarında neslinin tükendiği kabul edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hazar Kaplanı” title_font_size=”13″]

    Bir zamanlar Türkiye’den Çin’e kadar tüm Orta Asya’nın geniş coğrafyasında dolaşan Hazar kaplanları, yoğun avlanma ve zehirlenme nedeniyle 1970’lerden itibaren doğadan silindi. Bugün bilim insanlarının Hazar kaplanını geri getirme çabalarının iki temel nedeni bulunuyor: İlki, zamanla terk edilen tarım alanlarının doğal yaşam için yeniden uygun hâle gelmesi. İkincisi ise 2009’da yapılan genetik çalışmalarla Sibirya kaplanının Hazar kaplanına çok yakın akraba olduğunun keşfedilmesidir. Hazar kaplanının DNA’sının büyük bir bölümü hâlâ Sibirya alt türlerinde yaşıyor. Bu da genom çalışmalarıyla kaybolan bir türün yeniden canlandırılabileceğine dair umut veriyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Bubal Hartebeest” title_font_size=”13″]

    Afrika’nın geniş arazilerinde bir zamanlar özgürce dolaşan Bubal Hartebeestler (Alcelaphus buselaphus), uzun alnı, şekilli boynuzları ve belirgin kamburu ile dikkat çeken büyük bir antiloptu. 20 ila 300 hayvandan oluşan sürüler hâlinde otlaklarda gezinen ama saldırgan olmayan; uzun sırt çıkıntıları ve sivri kulaklarıyla diğer antiloplardan kolayca ayrılırdı. Ne yazık ki, habitat tahribatı, aşırı avcılık ve insan faaliyetleri bu türün sayısını hızla azalttı; 1994 yılında Uluslararası Doğa Koruma Birliği (IUCN) tarafından nesli tükenmiş tür olarak ilan edildi.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pirene Dağ Keçisi” title_font_size=”13″]

    Avrupa dağlarının gizli sakinlerinden biri olan Pirene dağ keçileri, sosyal yapısıyla dikkat çeken ama çok az kişinin tanıdığı bir türdü. Nesli tükenmeden önce erkek ve dişiler, yavrularıyla birlikte gruplar hâlinde yaşar ve hem erkek hem de dişilerde bulunan boynuzlarıyla diğer türlerinden kolayca ayrılırdı. 2000 yılında türün hayatta kalan son üyesinin de ölmesiyle nesli tükendi ancak nesli tükendikten sonra klonlama çalışmalarıyla yeniden hayata döndürülmeye çalışılan ilk tür oldu. Bilim insanları donmuş hücrelerini kullanarak bir buzağıyı başarıyla klonladı; doğum gerçekleşti ancak yavru, akciğer kusurları nedeniyle kısa süre içinde yaşamını yitirdi. Böylece Pirene dağ keçilerinin soyu iki kez tükenmiş oldu. Günümüzde ise bilim dünyası, bu güzel ve gösterişli boynuzlu hayvanı geri döndürebilmek için hâlâ yeni yöntemler arıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Karayip Keşiş Foku” title_font_size=”13″]

    Karayip keşiş foku (Monachus tropicalis) modern çağda soyu tükenen tek deniz memelisi türüydü. Tarihsel olarak Karayip Denizi, Meksika Körfezi ve Batı Atlantik boyunca yayılıp izole mercan adaları ve sığ kıyı sularında yaşadı. Yılan balıkları, resif balıkları ve ahtapotlarla beslendi, uysal yapısı nedeniyle kolayca avlandı. 2008’de NMFS (Ulusal Deniz Balıkçılığı Servisi) ve IUCN (Uluslararası Doğa Koruma Birliği) tarafından resmen nesli tükenmiş ilan edildi. Türün ilk kaydı 1494 yılına dayanıyordu. Kristof Kolomb, bu hayvanları görmüş ve onlara “deniz kurtları” adını vermişti.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Pinta Dev Kaplumbağası ” title_font_size=”13″]

    Pinta Adası kaplumbağası (Chelonoidis abingdonii) türünün son temsilcisi olan “Yalnız George”, 1 Aralık 1971’de Pinta Adası’ndaki karasal salyangozlar üzerine yapılan saha çalışması sırasında bulundu ve 1973’te bir koruma merkezine nakledildi. George, 2012’de öldü ve Pinta Adası kaplumbağası türü onunla birlikte tamamen yok oldu.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Altın Kurbağa” title_font_size=”13″]

    Altın kurbağa (Incilius periglenes), Kosta Rika’nın yüksek rakımlı Monteverde Bulut Ormanları’na özgü, parlak turuncu rengiyle dikkat çeken bir türdü. Sadece 5,5 santimetreye kadar büyüyen bu küçük kurbağalar, yılın büyük kısmını nemli yer altı oyuklarında geçirir, yağmur mevsiminde ise çiftleşmek için ortaya çıkardı. Ne yazık ki tür, sınırlı yaşam alanı nedeniyle iklim değişikliği ve hastalıklara karşı savunmasızdı. 1987’de binden fazla altın kurbağa gözlemlenirken iki yıl içinde sayıları düştü ve son kez 1989’da görüldü. Tür, 2019’da IUCN Kırmızı Listesi tarafından resmen nesli tükenmiş ilan edildi.

  • DİKENLERİYLE SEVDİĞİMİZ CANLI: KİRPİ

    Dikenlerini ok gibi fırlattığı söylencesinin tamamen efsane olduğunu sayfanın en başında belirtelim. Eğer kirpilerden ürkmüyor ve seviyorsanız bu elbette harika ama sevginiz onu ortamından ayırarak eve götürmenize de neden olmamalı. Çünkü kirpiler doğayı seven, ancak doğa koşullarında mutlu olabilen canlılardır. Oldu ki onun iyiliği için evinize alıp bakmak durumunda kaldınız, bu sefer de siz siz olun minik dostunuza süt ikram etmeyin. Sindiremediklerinden süt onlar için hayati derecede tehlikedir. Bununla birlikte kedi mamasını çok sevdiklerini, çok minik bir kirpiyse ıslak kedi mamasını severek yiyeceğini unutmayın.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • JAPON BALIKLARININ AZ BİLİNEN İLGİNÇ ÖZELLİKLERİ

    Akvaryum sevdalılarının en çok beslediği türlerin başında gelen Japon balığı, sazan balığının alt türlerinden biridir ve genlerinin çaprazlanması sonucunda elde edilmiştir. Yaşam süresi ortalama 30 sene olan ve hafıza konusunda oldukça şaşırtıcı özellikleri bulunan Japon balıklarının kaydedilmiş en uzun ömre sahip olanı 40’lı yaşlarındadır. Farklı cinsteki balıklarla pek de iyi geçinemeyen Japon balıkları maalesef ki fanus ya da akvaryumlarda ortalama 5 sene yaşayabiliyor. Turuncu rengi ve oyuncu kişiliği ile tanınan Japon balıkları hakkındaki ilginç bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Balon göz Japon balığı, klasik kuyruklu Japon balığı, düz kuyruklu Japon balığı, sazan kuyruklu Japon balığı gibi çok sayıda alt türe sahip olan Japon balığı türleri arasında en yaygın olanı Suriye Japon balığıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Asıl adı goldfish (altınbalığı) olan Japon balığı, Uzak Doğu ülkelerine Japonya’dan dağıldığı düşünüldüğü için bu ismi almıştır ve ülkemizde genel olarak bu isimle anılır. Diğer balık cinslerine göre oldukça iyi hafızaları vardır. Hafızaları bilinenin aksine 3 saniye değil, 5-6 aydır. Birçok şeyi unutmazlar ve kendilerini besleyen kişiyi tanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Her yıl dünya çapında 480 milyondan fazla Japon balığının satışı yapılmaktadır. Bu sayı, kedi ve köpek satışlarının toplamından daha fazladır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Japon balığının pullarına bakarak kaç yaşında olduğunu anlayabilirsiniz. Her yıl pullarının üzerinde tıpkı bir ağaç gibi halka çıkaran Japon balıklarının halkalarını gözlemlemek için mikroskop gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İnsan gözü, 3 ana renk kombinasyonu olan kırmızı, sarı ve mavi renklerini görebilirken; Japon balıkları bunlara ek olarak bir de ultraviyole ışığını görebilmektedir. Bu özellikleri onlara sudaki hareketleri algılama ve yemek bulma konusunda fayda sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Japon balıkları karanlıkta kaldıklarında bir süre sonra renkleri beyaza döner. Bunun nedeni, ışığın derilerindeki pigment üretimine yardımcı olmasıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Japon balıkları göz kırpamaz ve mideleri yoktur; ancak farklı alanlarda sindirim işi yapan bir bağırsağa sahiptirler.

  • ZIRHLI DERİSİ VE DİĞER İLGİNÇ ÖZELLİKLERİYLE PANGOLİNLER

    Asya ve Afrika’daki tropik ve yarı tropik bölgelerdeki ormanlar, savanlar ve çalılık alanlarda yaşayan pangolinler, derisi pullarla kaplı tek memeli türüdür. Gece avlanan ve genellikle yalnız yaşayan pangolinler hakkında daha fazla bilgi yazımızda.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Pangolinlerin pulları, tırnaklarımızı ve saçlarımızı, gergedanların boynuzlarını, balinaların dişlerini ve yırtıcıların pençelerini oluşturan keratin maddesinden meydana gelir ve onlara güçlü bir koruma sağlar. Sadece karınlarındaki küçük bir bölge dışında, vücutlarının tamamı bu güçlü pullarla kaplıdır. Bu pullar, pangolinlerin toplam vücut ağırlığının yaklaşık %20’sini oluşturur ve tırnaklarımız gibi sürekli uzar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Renkleri açık kahverengi, sarımsı kahverengi, zeytin yeşili ve koyu kahverengi arasında değişen pangolinlerin adı, uyguladıkları savunma tekniğinden gelir. Pangolinler, dokunulduklarında, yakalandıklarında ya da tehdit altında hissettiklerinde hemen yuvarlanarak başlarını, karınlarını ve ön ayaklarını kapatacak şekilde top hâline gelirler. Bu pozisyondayken kuyruklarını kullanarak saldırı yapabilirler. Yaptıkları bu savunma hareketi nedeniyle Malay dilinde ‘silindir’ anlamına gelen ‘penggulung’ olarak adlandırılmış ve zamanla bu isim ‘pangolin’ hâlini almıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Pangolinlerin pençeleri uzun, kıvrık ve oldukça güçlüdür. Bu güçlü pençeler, karınca yuvalarını kazmalarına ve toprakta oyuklar açmalarına olanak tanır. Bazı pangolin türleri ise pençelerini ağaçlara tırmanmak için kullanır. Ancak ön pençelerindeki uzun tırnaklar, ön ayakları üzerinde yürümelerini zorlaştırır. Bu nedenle, genellikle arka ayakları üzerinde yürüyerek dengeyi sağlamak için uzun kuyruklarını kullanırlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Pangolinlerin dişleri yoktur ve gözlerini, kulaklarını ve burun deliklerini karıncalardan korumak için kapatabilirler. Ana besin kaynakları karıncalar olduğundan “pullu karınca yiyen” olarak da anılırlar. Pangolinler, özel kazı teknikleri sayesinde toprak altındaki derin böcekleri bile kolayca avlayabilirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Pangolinlerin yılda yaklaşık 70 milyon, günde ortalama 200 bin böcek yediği tahmin ediliyor. Ekosisteme büyük fayda sağlayan bu canlılar, termit ve karınca yuvalarını kazarken toprağın havalanmasını sağlayarak toprağın su ve besin maddelerini daha kolay almasına yardımcı olur. Bu sayede, hem zararlı böceklerin sayısını kontrol altında tutar hem de toprağın sağlığını korur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Eteneliler (plasentalılar) takımına ait pullu memeliler olan pangolinlerin bilinen sekiz farklı türü vardır. Bu türlerden dördü Asya’nın farklı bölgelerinde, diğer dördü ise Afrika’nın çeşitli bölgelerinde yaşamaktadır. Asya türleri genellikle daha büyük pullara sahipken, Afrika türleri farklı ekolojik koşullara uyum sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Pangolinlerin boyutları türlerine göre farklılıklar gösterir. Küçük pangolin türleri yaklaşık 30-40 santimetre uzunluğunda olabilirken, daha büyük türler 1 metreye kadar uzayabilir. Ağırlıkları ise 1,5 kilogramdan başlayarak 33 kilograma kadar çıkabilir. Bu çeşitlilik, pangolinlerin yaşadığı farklı habitatlara ve beslenme alışkanlıklarına bağlıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Pangolinler iki yaşına geldiklerinde üreme yeteneği kazanır. 69 ila 150 gün süren bir gebelik döneminin ardından anne pangolin genellikle tek bir yavru dünyaya getirir. Doğduklarında 8 ila 450 gram arasında bir ağırlığa sahip olan bu yavrular, ilk üç ay boyunca yalnızca anne sütü ile beslenir. Yeni doğan pangolinlerin pulları başlangıçta yumuşak olur, ancak anne sütüyle beslendikçe sertleşir ve koruyucu özellik kazanmaya başlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”9#” title_font_size=”13″]

    Afrika ve Asya’da yaşayan sekiz pangolin türünün tamamı, yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Uluslararası ticareti yasaklanmış olmasına rağmen, kaçak avcılık pangolinler için en büyük tehditlerden biri olmaya devam ediyor. Uluslararası Doğayı Koruma Birliği (IUCN) tarafından “hassas” türler arasında sınıflandırılan pangolinlerin, vahşi doğada tam olarak kaç tane kaldığı bilinmiyor, ancak popülasyonları ciddi şekilde azalmış durumda.

  • MİLYONLARCA YILIN TANIKLARI: FOSİLLER

    Bir dinozor fosilinin önünde durduğunuzda ondan neler öğrenebileceğinizi hiç düşündünüz mü? Dahası, fosillerin karadan çok sulak alanlarda oluştuğunu ve bu yüzden çoğunun eski göl, nehir ya da deniz yataklarında bulunduğunu biliyor muydunuz? Milyonlarca yıl öncesinden bize yaşamın sırlarını taşıyan fosillerle ilgili en ilgi çekici detayları yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    “Fosil” kelimesi, Latincede “kazılmış” anlamına gelen “fossus” sözcüğünden türemiştir. Bu ad, fosillerin kaya, toprak ya da kehribar içinde korunmuş geçmiş yaşam kalıntıları olduğunu ifade eder. Çoğu zaman bu kalıntılar, bir organizmanın kemik veya kabuk gibi sert kısımlarından oluşur. Ancak nadir durumlarda yumuşak dokuların da fosilleştiği görülmüştür. Korunma biçimleri çeşitlilik gösterdiği için bilim insanları farklı fosil türleri tanımlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Çoğu fosil, bir bitki veya hayvanın yaşamını yitirdikten sonra hızla çamur, kum veya volkanik kül gibi tortularla kaplanıp gömülmesiyle oluşur. Yumuşak dokular genellikle ayrışır, sert kemikler veya kabuklar ise korunur; nadir durumlarda yumuşak dokular da taşlaşabilir. Zamanla üzerine biriken tortular kayaya dönüşür ve erozyonla açığa çıktığında milyonlarca yıl öncesinin canlıları taşların içinden bize görünür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Fosiller, oluşum ve korunma biçimlerine göre çeşitlenir: Taşlaşmış fosiller minerallerin sert dokuları doldurmasıyla, baskı fosilleri kalıntı boşluklarını doldurmasıyla, kehribar fosilleri reçineye hapsolan canlılarla, iz fosilleri ayak izi veya dışkılarla, yumuşak doku fosilleri ise özel koşullarda deri ve organların korunmasıyla oluşur. Örneğin, 40.000 yıllık bebek mamut “Lyuba” buzda mükemmel korunmuş bir yumuşak doku fosilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Peki, bir dinozor nasıl fosil olur? Dinozor öldüğünde etli kısımları çürür ama sert kemikleri gölün dibinde kalır. Üzerine tortu birikir ve bu tortular kemikleri korur. Zamanla yer altı suyundaki mineraller kemiklerin boşluklarını doldurur ve kemikler taşa dönüşür; buna permineralizasyon denir. Üstteki tortular sıkışıp kaya hâline gelir ve kemikler, erozyonla ortaya çıkana veya paleontologlar tarafından bulunana kadar kaya içinde saklanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Paleontologlar, geçmişte yaşamış hayvan, bitki, mantar, bakteri ve tek hücreli canlıların fosil ve kalıntılarını inceleyen bilim insanlarıdır. Fosillerin yaşını belirleyerek, geçmiş ekosistemler ve yaşamın dönüşümü hakkında bilgi edinirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Fosil bulmak; sıkı çalışma, şans ve doğru yerleri bilmenin birleşimidir! Çoğu fosil kısmen açığa çıkar ve laboratuvara götürülmeden önce tek tek veya blok hâlinde özenle çıkarılır. Arka plan araştırmaları, bilim insanlarının hangi tortul kayaçları kazacağını belirlemesine yardımcı olur; ancak birçok fosil, doğa yürüyüşçüleri, inşaat işçileri, madenciler veya çiftçiler tarafından tesadüfen de keşfedilebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Çoğu fosil sahada yalnızca kısmen açığa çıkar. Tek tek veya blok hâlinde çıkarılır ve laboratuvara taşınmadan önce genellikle alçı kılıflarla korunur. Saha çalışması, fosillerin bulunduğu bağlamı korumak için haritalama, fotoğraflama, kayıt altına alma ve kaya örnekleri toplama gibi adımları içerir. Böylece kalıntıların nasıl ve ne zaman gömüldüğü, hangi ekosistemlerde yaşadığı ve aynı dönemde hangi bitki ve hayvanlarla bir arada bulunduğu anlaşılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Bir dinozorun ne zaman yaşadığını bilmek, onu biyolojik soyağacına yerleştirmemizi sağlar ve türlerin ne zaman ortaya çıkıp tükendiğini anlamamıza yardımcı olur. Fosillerin, mutlak tarihleme yöntemleriyle gerçek yaşları yıl olarak belirlenir; göreceli tarihleme yöntemleri ise hangi fosilin diğerinden daha eski veya genç olduğunu gösterir. Genellikle birkaç yöntem bir arada kullanılır ve sonuçlar titizlikle doğrulanır.

  • HAYVANLAR ÂLEMİNE DAİR İLGİNÇ BİLGİLER

    Hayvanların renkli ve eğlenceli dünyası, dipsiz kuyu gibi; içinde pek çok gizemi ve şaşırtıcı bilgiyi barındırıyor. Bu yazımızda hayvanlar âlemiyle ilgili birbirinden ilginç bilgileri sizlerle paylaşıyoruz. Hatta en ilginç olanlarından bir tanesini hemen yazımızın başında verelim. Deve kuşlarının attan bile daha hızlı koşabildiğini ve tıpkı bir aslan gibi kükreyebildiğini biliyor muydunuz? Daha pek çok şaşırtıcı bilgi yazımızda sizi bekliyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    En büyük kara hayvanı olan filler, zıplayamayan tek canlıdır. Bacakları, iri cüsselerini kaldırmakta zorlandığı için zıplama hareketini yapamazlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Kelebeklerin tat alma duyuları ayaklarında bulunur. Ayaklarıyla çiçeğin suyunu kontrol ederler ve beğenirlerse hortumlarıyla suyu emerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kunduzlar, koca bir ağacı devirebilecek kadar güçlü dişlere sahiptirler. İlginç olan şu ki ön dişleri sürekli olarak uzar; kısaltmak için ağacı törpü gibi kullanırlar ve düzenli olarak dişlerini törpülerler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Eşlerine sadık olmalarıyla bilinen ve hayatları boyunca tek bir eşi kabul eden erkek denizatları, yeryüzünün tek doğum yapabilen “erkek” canlısıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Etçil memeli su samurlarının uyurken birbirlerinden ayrılmamak için el ele tutuştuğunu ve sarıldığını biliyor muydunuz? Hatta bir an bile ayrı kalmamak için yavrularını sırtüstü yüzerken emzirirler.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    3 hafta süreyle buzdolabı kalıbında dondurulan akrep, bir süre sonra üzerindeki buzlar eridiğinde hayatına devam edebilir. Ayrıca bazı akrep türlerinin 1 yıl boyunca bir şey yiyip içmeden hayatta kalabilmeleri de oldukça dikkat çekici.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir ahtapot, 3 kalbe sahiptir; kalplerden ikisi solungaçlara kan pompalamaya yararken diğeri vücudun geri kalanının kan akışından sorumludur. Bu arada ahtapotların kan renginin maviye dönük olduğunu biliyor muydunuz?

  • GÖZ KAPAKLARI OLMADAN YAŞAYAN HAYVANLAR

    Göz kapaklarımız, gözlerimizi koruyan doğal bir kalkan gibidir. Yüksek ses, ani ışık ya da hızlı bir hareket karşısında refleksle kapanarak gözlerimizi savunur. Kapalı bir göz su ve hava geçirmez, ayrıca gözlerimizin nemli kalmasını sağlar. Her birkaç saniyede bir göz kırptığımızda göz kapaklarımız gözlerimizi gözyaşlarıyla siler. Gözyaşları yalnızca gözü nemlendirmekle kalmaz; toz parçacıklarını temizler ve antibakteriyel özellikleri sayesinde mikroplara karşı da koruma sağlar. Fazla gözyaşı ise burun boşluğuna akar, bu yüzden ağladığımızda burnumuzdan sıvı gelir. Peki göz kapakları olmadan yaşayan canlıları duymuş muydunuz? İşte bazı örnekler…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Balıklar” title_font_size=”13″]

    Balıkların göz kapakları yoktur, çünkü balıklar gözlerini su altında nemlendirmeye ihtiyaç duymaz. Gözleri genellikle saydam bir tabaka veya koruyucu zarla kaplıdır; bu yapı, gözleri dış etkenlerden korur ve her zaman açık kalmalarını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılanlar” title_font_size=”13″]

    Yılanların göz kapakları yoktur; gözleri brille (ocular scale) adı verilen şeffaf bir tabaka ile korunur. Deri değişiminde bu tabaka da atılır, böylece gözler her zaman açık kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Geckolar” title_font_size=”13″]

    Geckolar, Gekkonidae familyasına ait sürüngenlerdir ve tropikal ile subtropikal bölgelerde yaygın olarak bulunur. Yapışkan ayakları, iri gözleri ve çeşitli renkleriyle tanınır. Eublepharidae dışındaki gecko türlerinde göz kapakları bulunmaz; gözleri şeffaf bir kornea ile korunur ve sabit mercekleri sayesinde karanlıkta ışığı daha iyi algılar. Gözlerini temiz ve nemli tutmak için ise dillerini kullanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Aksolotllar” title_font_size=”13″]

    Aksolotllar (Ambystoma mexicanum), “kaplan semenderi” ya da “yürüyen balık” olarak bilinir. Ancak isimlerinde “balık” geçse de aslında balık değil, bir amfibi, yani hem karada hem de suda yaşayabilen bir canlıdır. Gözleri dış etkenlere karşı saydam bir zarla korunur. Göz kapaklarının bulunmaması ise su altında gözlerinin sürekli açık kalmasını sağlar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Olmlar” title_font_size=”13″]

    Olm (Proteus anguinus), Avrupa’da yalnızca mağaralarda yaşayan “Proteidae” familyasından bir su semenderidir. Olmların gözleri vardır ancak gelişmemiş ve genellikle deriyle kaplıdır. Bu nedenle göz kapakları yoktur ve görme yetileri de oldukça sınırlıdır. Biyolojik yapıları gereği göz kapaklarına ihtiyaç duymazlar.

  • BAYKUŞLAR HAKKINDA NELER BİLİYORUZ?

    Hemen hemen her toplumun mitolojisinde kendine yer bulan baykuşlar doğada çok sık karşılaştığımız bir kuş türü olmasa da dünyanın çoğu bölgesinde yaygın olarak yaşamını sürdürür. Eski çağlardan beri uğur ya da uğursuzluk getirdiğine inanılan gecelerin sessiz ve yırtıcı kuşu hakkındaki bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Tavuk, hindi ve sülünlerle birlikte en eski kuş türlerinden biri olan ve Puhu olarak da anılan baykuşun yaklaşık 220 türü bulunur ve baykuş, Antarktika dışında her yerde yaşar. Bu kıtada bulunmamalarının nedeni ise soğuk ve rüzgârlı hava koşullarının yanı sıra besin zincirinde yer alan canlıların Antarktika’da olmamasındandır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Baykuşlar sanılanın aksine boyunlarını 360 derece döndüremez. Boyunlarını her iki yöne doğru 135 derece çevirerek toplam 270 derecelik bir görüş sağlar. Ancak bu bir yetenek değil, anatomik bir durumdur. Genelde kuşlarda 7 omurga bulunurken, baykuşlarda 14 omurga vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Göz yapıları küre şeklinde değil, boru gibi uzundur. Kafatasındaki Sklerotik halkalar adı verilen kemiksi yapılar ise baykuşun gözünü göz yuvalarına sabitleyen anatomik etkendir. Bu nedenle baykuşlar sadece karşıyı görebilir, sağını ya da solunu görmek istediğinde de boynunu çevirmesi gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Yaşayan en küçük baykuş türü, elf baykuşudur ve 12-15 cm boyunda ve sadece 42 gram ağırlığındadır. En büyük baykuş ise 82 cm boyundaki büyük gri laponya peçeli baykuşudur. Ayrıca bu baykuş türünün kamuflaj özelliği vardır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Baykuşların kanatları esnek ve yumuşak; büyük ve geniştir. Kanatlarının ön kısmındaki tüylerin tıpkı bir tarakta olduğu gibi düzgün bir şekilde sıralanmış olması ve kadifemsi yapısı baykuşların sessiz uçmasını sağlar. Bu nedenle kanatlarına binen yük miktarı düşüktür ve bu özellik düşük hızda bile daha az kanat çırpmasına yol açar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Baykuşun geniş yüzü, diğer kuşlara oranla daha sert ve kavisli tüylerle kaplıdır. Bu tüyler bir kepçe gibi sesleri toplar ve kulağa yansıtır. Hatta bazı baykuş türlerinin kulak delikleri öyle büyüktür ki başın yan tarafını tamamen kaplar. Baykuşlar bu gelişmiş işitme duyusu sayesinde karanlıkta avlarının yerlerini tespit edip kolaylıkla avlanabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Bir baykuş, yılda 50 kiloya yakın kemirgenle beslenir. Besin zincirinin başında bulunan kemirgenleri bolca yediği için birçok çiftçi tarım zararlılarıyla mücadele konusunda tarlasına gelen baykuşları koruma altına alır. Bu, çiftçilerin tarım zehri kullanmasına engel olan sağlıklı ve doğal bir yöntemdir.