Etiket: bitki

  • SAĞLIĞA FAYDALARI SAYMAKLA BİTMEYEN DEREOTU

    Ana vatanı Asya olan, aromatik ve keskin tadıyla yemeklere lezzet katmak için ot ya da baharat olarak kullanılan dereotunun sağlığa birçok faydası bulunuyor. Kimileri tadından ve kokusundan hoşlanmasa da birçok zeytinyağlı yemeğe ve salatalara katılan dereotuyla ilgili detaylı bilgileri yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Dereotu, maydanozgiller familyasına ait yeşil yapraklı bir bitkidir. Vitamin ve mineral bakımından oldukça zengin olan dereotunda; A, B1, B6, C, D ve E vitaminleri bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Potasyum, sodyum, çinko, manganez, selenyum, demir ve folat gibi insan sağlığı açısından önemli minerallere sahip olan taze dereotunda bolca çinko bulunduğu için cilt sağlığında da etkilidir. Dereotu, bağırsaktan besin geçişini kolaylaştırdığı için sindirim sorunlarının giderilmesinde de kullanılabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    100 gr dereotunda ortalama 40 kalori bulunur. İçeriğindeki folik asit insan sağlığı ve anne karnındaki çocuk gelişimi için oldukça önemlidir. Anne karnındaki bebeğin beyin ve omurilik gibi nöral işlevlerin gelişmesinde etkili rol oynar.Hamilelerin uzman bir doktor gözetiminde kullanması tavsiye edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sindirim sorunları, bebeklerde uzun süren ağlama ve huzursuzluk durumuna yol açan kolik ile ağız kokusu gibi çeşitli rahatsızlıkları tedavi etmede kullanılan dereotunda yüksek oranda lif ve antioksidan bulunur. Lifli gıdalar bağırsakların düzgün çalışmasını sağlayarak kilo kaybını teşvik ederken, kan şekerini düşürür ve kalp sağlığını korur. Antioksidanlar ise bağışıklık sistemini güçlendirir, hücrelerde oluşabilecek DNA hasarlarını önlemede etkilidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    İçerisinde kalsiyum, magnezyum ve fosfor bulunduran dereotu, çocukların gelişiminde önemli olduğu kadar ilerleyen yaşlarda özellikle kadınlarda görülen kemik erimesi sorunlarında da yavaşlatıcı etkilere sahiptir. Aynı zamanda demir içeriği bakımından zengin olan dereotu, anemi hastaları ve vejetaryenler için de oldukça faydalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Bitkilere sarı, turuncu, kırmızı gibi parlak renkleri veren ve insan vücudunda antioksidan işlevini yürüten flavonoidler dereotu yapraklarında da bulunur ve bu flavonoidler hücre hasarını onarmada etkili olur. İçeriğindeki B grubu vitaminler sayesinde uykusuzluğa karşı doğal bir çözüm olduğu belirtilmektedir. Günlük beslenmede, doğru oranlarda tüketilen dereotu, belirli hormonların ve enzimlerin salgılanmasını sağlayarak sakinleştirici bir etki sağlar. Aynı zamanda stres hormonu olarak nitelendirilen kortizol seviyesini de düşürmeye yardımcı olur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Salata, cacık ve zeytinyağlı yemeklere sıkça eklenen dereotu, çorbalarda ve soslarda da kullanılmaktadır. Hem aromatik tadının verdiği lezzeti hem de faydası ile ön plana çıkan dereotunu taze olarak saklamak için yıkadıktan sonra yapraklarını nemli bırakarak kâğıt havluya sarıp buzdolabı poşetinde muhafaza edebilirsiniz.

  • Nedensiz Mutluluğun Vanilya Hali

    Nedensiz Mutluluğun Vanilya Hali

    Şu hayatta bazı şeyler vardır, sadece kokusuyla vazgeçilmez olan… Kokusunu aldığınız an ağzınızı kulaklarınıza vardıran, hatta içinizi nedenini bilemediğiniz bir mutlulukla kaplayan. Mesela vanilya… Bu doğal ürünün birbirinden farklı biçimlerini ve kullanım alanlarını sizin için araştırdık.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Orkide ailesinin asil bir üyesi…” title_font_size=”13″]

    Orkide dendiğinde aklınıza hemen o estetik ve asil masa üstü çiçeği geliyor değil mi? Oysa sitemizi takip edenler orkidegillerin diğer adının salepgiller olduğunu ve kış aylarının en güzel içeceği salebin ana maddesinin yabani orkide olduğunu bilecektir. İşte bunun gibi, vanilya da tropikal bölgelerde yetişen orkidelerin meyvelerinden elde edilen doğal bir üründür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vanilyanın en doğal hali…” title_font_size=”13″]

    Çubuk vanilya, bitkinin aromasını en gerçek haliyle alabileceğiniz biçimdir. Ağacın dalındayken yeşil olan vanilya çubukları toplandıklarında acı kahverengini alır ve uzun süre güneşte tutularak kurutulmaları gerekir. Tarımı oldukça zahmetli olduğu ve zaman gerektirdiği için çubuk vanilya safrandan sonraki en pahalı baharattır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Gerçek vanilya mı, vanilya aroması mı…” title_font_size=”13″]

    Mutfaklarımızda zahmetsizce kullandığımız vanilya, bitkinin öğütülmüş halidir. Bu aşamada bilmemiz gereken önemli husus ise marketten aldığımız her vanilya tozunun gerçek vanilya içermediği, vanilya aroması olarak üretildiğidir. Kullandığınız vanilyanın doğallığından emin olmak için çubuk haliyle alıp evinizde öğütebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Uzun yıllar saklamak için…” title_font_size=”13″]

    Gerçek vanilyayı çubuk olarak da toz halinde de saklamak bir miktar özeni gerektirir. Kuru ve ışık olmayan yerlerde tutmak, kavanoz gibi kapalı yerlerde muhafaza ediliyorsa ara sıra havalandırmak icap eder. Vanilyanın, çubuğundan daha pahalıya gelebilecek ama uzun yıllar rahatlıkla bozulmadan saklayabileceğiniz biçimi ise özütü, yani ekstresidir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Dondurmadaki rengi…” title_font_size=”13″]

    Gittiğiniz dondurmacı, tezgâhındaki rengârenk çeşitler arasında vanilyalı dondurmanın bulunmadığını söylese büyük bir hayal kırıklığı yaşardınız öyle değil mi? Ama siz siz olun, sade ya da kaymaklı dondurmayı vanilyalı dondurma ile karıştırmayın. Bu konuda rengi en ayırt edici özelliği olabilir. Aklınızda olsun, gerçek vanilya ile üretilen dondurmanın rengi kırık beyaz hatta sarımtıraktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Vanilyanın sağladığı lezzet ve estetik…” title_font_size=”13″]

    Çocukluğunuzun keklerini hatırlayın; annenizin sade olarak adlandırdığı oysa içine kattığı vanilya tozuyla unutulmayacak bir karışıma imza attığı… Şüphesiz vanilyanın lezzetini artırdığı tatlıların başında kek geliyor, sonra sütlü tatlılar, kurabiyeler, çörekler, tartlar… Vanilyayı bu tatların üstüne serpiştirerek dekorunu da güzelleştirebileceğinizi biliyorsunuz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ve daha neler neler…” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Meksika olan, ilk kez Aztekler tarafından kullanılıp İspanyollar aracılığıyla dünyaya yayılan vanilyanın kullanım alanları arasında sadece yiyecek ürünleri bulunmuyor. Sağlığa, cilde faydaları o kadar çok ve kokusu öylesine büyüleyici ki şampuandan vücut losyonuna, el kreminden sabuna, bitkisel temizleyicilerden parfüme, pek çok ürünün içeriğine rahatlıkla girebiliyor.

  • SOFRALARIN SARI YILDIZI

    Hardal otu, yüzyıllardan beri Anadolu’da bilinen ve kullanılan bir bitkidir, pek çok yörede sevilerek yenir. Kendine has kokusuyla ön plana çıkan hardal hakkında merak ettiğiniz her şey yazımızda…

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Turpgiller familyasından Akdeniz kökenli Sinapsis bitkisinin tohumu olan hardal, keskin ve aromatik tadı ile ön plandadır. Hardal tohumları, gastronomide çeşni olarak veya aynı adı taşıyan hardal sosu yapmak için kullanılan küçük tanelerdir. Bütün, ezilmiş veya öğütülmüş hardal tohumlarının yenilebilir hâle gelmesi için önceden su, sirke, limon suyu, tuz ve diğer baharatlar ile harmanlanması gerekir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Dünya üzerinde 40’tan fazla hardal çeşidi olsa da besin olarak kullanılan başlıca dört türü vardır. En çok bilinen ve tüketilen çeşitleri beyaz, sarı, kahverengi ve siyah hardaldır. Yüzyıllardır Asya ve Avrupa’da yetiştirilen hardalın ülkemizde siyah, sarı ve beyaz türleri bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Beyaz ve sarı hardal acı tadıyla ön plana çıkmasına rağmen en az baharatlı olanlarıdır. Bu tohumlar Kuzey Afrika, Orta Doğu, Akdeniz ve Avrupa gibi bölgelerde üretilir. Özellikle Hint mutfağı gibi egzotik tatlara sahip mutfak kültürlerinde kendine yer bulan siyah hardal ise; ABD, Arjantin, Brezilya ve ülkemizde yetişir. Kahverengi hardal Asya ülkelerinde; Hint, Japon ve Çin mutfağında görülür. Özetle keskin ve daha aromatik tatları sevenler siyah ve kahverengi hardalı; daha hafif lezzetlerden hoşlananlar ise sarı ve beyaz hardalı tercih eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    A, K, C ve B grubu vitaminlerin kaynağı olan hardalda; kalsiyum, çinko, selenyum, magnezyum, potasyum, demir ve fosfor mineralleri bulunur.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Sosisli sandviçin vazgeçilmezi olan hardal, ayrıca birçok yemeğin sosunda ve marinasyonunda da kullanılır. Salata soslarından kızartmalara pek çok şekilde tüketilen hardalın keskin tadı ise piştikçe kaybolur.

  • DOĞANIN SÜRPRİZLERİ ÇİÇEK AÇAN KAKTÜS TÜRLERİ

    Kaktüsler, sıcak ve kurak iklimlerin simgelerinden biri olarak yalnızca dayanıklılıklarıyla değil, çiçek açtıklarında sergiledikleri zarafetle de dikkat çeker. Çöl gibi kurak ortamlarda hayatta kalmalarıyla bilinen kaktüsler, farklı boyut, renk ve şekillerde açan çiçekleriyle doğanın en şaşırtıcı bitkilerindendir. Bu yazımızda, birbirinden farklı kaktüs türlerini ve her göreni kendine hayran bırakan çiçeklerini sizler için derledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yılan Kaktüsü” title_font_size=”13″]

    Yılan kaktüsü ya da diğer bir adıyla “yer fıstığı kaktüsü” olarak bilinen Echinopsis chamaecereus, farklı Echinopsis türü kaktüslerin melezlenmesiyle elde edilmiştir. Bu melez tür, zengin renk çeşitliliğine sahip büyük çiçekleri ile öne çıkar. Parmak şeklindeki sürgünleri yan yana kümeler oluşturan yılan kaktüsü, yaklaşık 10 santimetre uzunluğunda ve 1–2 santimetre çapındadır. İlkbahar sonu ile yaz başında turuncu ve kırmızı çiçekler açan bu türün, nadiren de olsa sarı ya da pembe çiçek açtığı da görülür.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Paskalya Kaktüsü” title_font_size=”13″]

    Latince adı Hatiora gaertneri olan Paskalya kaktüsü, ilkbaharda kırmızı, turuncu veya pembe renkte çiçekler açar. Brezilya’nın doğusundaki tropikal yağmur ormanlarında, özellikle Mata Atlântica bölgesinde, ağaçlar üzerinde epifit olarak ya da nadiren kayalar üzerinde litofit olarak bulunur. Epifit, başka bir bitkinin üzerinde büyüyen ancak ondan besin almayan bitkilere verilen isimdir. Litofit ise kayaların üzerinde veya çatlaklarında yaşayan bitkilere denir. Litofitler, köklerini kayaların içine ya da aralarındaki yarıklara yerleştirerek tutunur ve bu şekilde hayatta kalır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Arizona Fıçı Kaktüsü ” title_font_size=”13″]

    Bir fıçıya benzediği için Arizona fıçı kaktüsü olarak isimlendirilen Ferocactus wislizeni, ABD’nin güneybatısında ve Kuzey Meksika’nın çöl bölgelerinde bulunur. Gençken küresel bir formdayken yaşlandıkça silindirik bir şekil alır. Çapı yaklaşık 70 santimetreye, boyu ise 1-3 metreye kadar ulaşabilir. Yaşlandıkça güneşe doğru eğildiğinden “pusula varil kaktüsü” olarak da bilinir. Yaz aylarında tepe kısmında sarıdan kırmızıya değişen renklerde çiçekler açar. Bu çiçekler yaklaşık 6-7 santimetre çapındadır ve genellikle temmuzdan eylüle kadar görülür. Çiçeklenme sonrasında yeşilken olgunlaştıkça sararan, yaklaşık 5 santimetre uzunluğunda, yenilebilir meyveler oluşur. Çölde yaşayan yerel halk, bu bitkinin meyvelerini acil durum gıdası olarak kullanmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Ay Kaktüsü” title_font_size=”13″]

    Ay kaktüsü (Gymnocalycium mihanovichii), Güney Amerika kökenli bir kaktüs türüdür ve özellikle Paraguay ile Kuzeydoğu Arjantin’de, deniz seviyesinden 500 metreye kadar olan düşük rakımlarda doğal olarak yetişir. Gövdesi aslında yeşil renklidir, ancak bir mutasyon sonucu kırmızı renkli gövdeye sahip olan türleri de ortaya çıkmıştır. Yaz ortasından sonuna kadar açan canlı renkli çiçekleri genellikle sarı tonlarda ve yaklaşık 4-5 santimetre uzunluğundadır. Özellikle aşılı formları, dekoratif amaçlı olarak dünya genelinde yaygın şekilde yetiştirilmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Spagetti Kaktüs ” title_font_size=”13″]

    Spagetti kaktüs veya diğer bir adıyla “ökse otu kaktüsü” Orta ve Güney Amerika, Karayipler ve Florida’ya özgü epifitik bir kaktüs türüdür. Doğal olarak tropikal ve yarı tropikal ormanlarda, özellikle ağaçların üzerinde yaşar. İnce ve ipliksi dallara sahiptir. Latince adı Rhipsalis baccifera, olan spagetti kaktüsü, yılın her döneminde beyaz veya beyaza yakın krem renginde çiçekler açar. Bu küçük ve narin çiçekler, bitkinin dalları boyunca dağılır. İlginç bir şekilde, Afrika’nın tropikal bölgelerinde de doğal olarak bulunur. Bu özelliğiyle, Amerika kıtası dışında doğal olarak yetişen tek kaktüs türü olması açısından benzersizdir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Kuş Tüyü Kaktüsü” title_font_size=”13″]

    Kuş tüyü kaktüsü, kaktüs familyasının en büyük ve en popüler cinslerinden biridir. Yaklaşık 200’den fazla türü kapsayan bu kaktüs, başta Meksika olmak üzere Amerika’nın güneybatısında ve Karayipler’de doğal olarak yetişir. Latince adı Mammillaria olan kuş tüyü kaktüsünün, silindirik formdaki gövdesinin tepe kısmında küçük ama gösterişli çiçekleri bulunur ve bu çiçekler halka şeklinde açar. Pembe, beyaz, sarı, kırmızı veya mor renkteki çiçekleri yılda birçok kez çiçek açabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Yıldız Kaktüsü” title_font_size=”13″]

    Latince adı Astrophytum olan yıldız kaktüsü, sade ve geometrik görünümünü süsleyen renkli çiçekleri ile diğer kaktüs türleri arasında benzersiz bir görünüme sahiptir. Yuvarlak ya da basık top şeklinde olan yıldız kaktüsü, belirgin sekizgen veya çokgen yapılı gövdeleriyle dikkat çeker. Gövdesinde yıldız şeklinde dikenler bulunur. Kısa süreli olarak açtığı çiçekleri büyük ve gösterişlidir; sarı, kırmızı, turuncu veya beyaz renginde olabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Çiçekli Brezilya Kaktüsü” title_font_size=”13″]

    Latince adı Parodia olan çiçekli Brezilya kaktüsü, Brezilya, Arjantin, Uruguay ve Bolivya gibi Güney Amerika ülkelerinde; tropikal ve yarı tropikal iklim bölgelerinde yetişir. Doğal yaşam alanlarında kayalık yamaçlara tutunarak büyürken, ev ortamlarında saksılarda da kolayca yetiştirilebilirler. Bu kaktüsün en dikkat çekici özelliklerinden biri yuvarlak yapıya sahip gövdesidir. Gövdesi, sarıdan kahverengiye değişen yıldız şeklinde dikenlerle kaplıdır. İlkbahar ve yaz aylarında, gündüz saatlerinde açan çiçekleri, bitkinin üst kısmında taç benzeri bir halka oluşturur. Sarı, pembe, kırmızı ve turuncu gibi canlı renklerde olabilir.

  • SARIP SARMALAYAN MUHTEŞEM BİTKİLER

    Duvarları, kapıları, pencereleri ve yaşam alanımızı süsleyen sarmaşıklar yaydıkları enerjiyle hem ruhumuzu hem göz zevkimizi zenginleştirir. Oldukça dayanıklı bir bitki olan ve varlıkları görsel bir şölene dönüşen sarmaşık türlerini yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Amerikan Sarmaşığı” title_font_size=”13″]

    Asma yaprağına benzeyen ve kışın yapraklarını döken Amerikan sarmaşığının parlak ve gür yeşil yaprakları sonbaharda muhteşem kızıl renk tonlarına; yazın açan minik yeşil çiçekleri ise üzüme benzer mor meyvelere dönüşür. Aşırı sıcak ve kuraklıktan hoşlanmaz, ılıman ve nemli iklimleri sever. Ekildiği alana çok kısa sürede yayılır. Bu sarmaşığın ana vatanı Kuzey Amerika’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Hanımeli” title_font_size=”13″]

    Bahar ve yaz günlerinde güzel kokusu ile yakınından geçen herkesi büyüleyen hanımeli, Avrupa kökenlidir ve 200’e yakın türü vardır. Soğuk iklime uyum sağlayan ve hızla büyüyen hanımeli, en çok tercih edilen türlerin başında gelir. Zarif çiçekleri sarı ve beyaz renklidir. Güneşi çok seven bu türün yaprak dökmesi tamamen yetiştiği bölgenin mevsimsel koşullarına bağlıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Begonvil” title_font_size=”13″]

    Mor, pembe, kırmızı ve beyaz renkli çiçekleri ile görenlerin durup bir fotoğraf çekmekten kendini alıkoyamadığı begonvil, geniş alanları kaplayan bir sarmaşık türü olsa da saksıda yetiştirmesi kolay bir bitkidir. Çiçekleri de kendi gibi hızlı ve kolay büyür ancak rüzgârdan korumak gerekir. Yaprakları zamanla solar ancak yenilenmesi uzun sürmez. Kışı soğuk geçen bölgelerde bakımı zahmetlidir. Güneşi oldukça seven begonvilin ana vatanı Brezilya’dır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mor Salkım” title_font_size=”13″]

    Ana vatanı Çin olan mor salkım, bulunduğu ortama masalsı hava katan güzellikte bir bitkidir. Ilıman Akdeniz ikliminde yetişmesine rağmen -20 dereceye kadar adaptasyon yeteneğine sahip mor salkımın bakımı diğer türlere göre daha fazla özen ister. Uzaması ve güzel çiçeklerini açması için bir nesneye tutunması gereken bitkinin yaklaşık 70 yıl ömrü vardır. Doğru bakım ve iklim koşulları ile 20 metreden daha fazla uzayabilir. Özellikle çardak süslemelerinde tercih edilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”Mum Çiçeği ” title_font_size=”13″]

    Yıldız şeklinde pembe, beyaz, mavi, kırmızı ve mor renklerde çiçeği olan ve açtığında parfümden bile güzel kokan mum çiçeğinin dalları uzadıkça şekil verilebilen bir bitkidir. Çiçeğinin mum gibi bir dokuya sahip olması nedeniyle bu ismi alan mum çiçeğinin boyutları türüne göre değişmektedir. Bir çubuk yardımıyla desteklenerek yukarıya doğru uzatılabilen bu türü iç mekânlarda yetiştirmek kolaydır, bakımı zahmetsizdir ancak gelişimi çok da hızlı değildir. Işık alan ılık ortamlarda daha hızlı büyür. Ana vatanı Kuzey Avustralya ve Güneydoğu Asya’nın nemli ormanlarıdır.

  • ADI, TADI VE DOĞASIYLA ŞALGAM

    Hafif acımsı tadıyla, bilhassa et yemeklerinin yanında ve farklı formlarda tercih edilebilen şalgam, ülkemizin özellikle güney bölgelerinde yetiştirilen bir bitkidir. İştah açıcı özelliği ile bilinen, demir ve kalsiyum bakımından zengin olan besinin sağlık açısından da birçok faydası bulunmaktadır. Şalgam kelimesi dilimize Farsçadan geçmiştir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]
    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]
  • SOĞAN VE SARIMSAĞIN GÜZELLER GÜZELİ KUZENİ ALLIUM

    1250’ye yakın farklı türü ile dünyanın en büyük bitki cinslerinden olan “Allium”un ülkemizde 220 farklı tür ve alt türü bulunmaktadır, bunların 86’sı endemiktir. Allium, soğan, sarımsak, pırasa gibi çok bilinen türleri içeren bir bitki cinsidir. İlkbahar aylarında çiçekleri açan ve eşsiz manzaralar oluşturan Allium hakkındaki ilginç bilgileri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Halk arasında sirim, sirmo, körmen, yabani soğan gibi isimlerle bilinen Allium türleri, esasen Kuzey Yarım Küre’nin ılıman iklimlerinde, özellikle Doğu Akdeniz’de bulunur. Bazı türleri Brezilya, Şili ve Kuzey Afrika’da da yetişmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Allium genellikle pembe, sarı, pudra mavisi, mor, leylak veya beyaz renklerde çiçek açar. Ponpona benzeyen bu çiçekleri solmaz ya da dökülmez, sadece kurur. Uzun ve dik gövdesi dayanıklıdır. Kocaman çiçeğine rağmen sapı az yer kapladığı için çiçek süslemelerinde sıkça tercih edilen bitkilerdendir. Saksıda yetiştirmek de oldukça kolaydır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Allium çiçeklerinde bulunan nektar ve polen, arıları kendine çeker ve bu sayede bitkilerin tozlaşması sağlanır. Karakteristik kokusu, içerdiği kükürtlü bileşiklerden kaynaklanır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Allium ailesine ait bitkiler dünya genelinde mutfaklarda yaygın olarak kullanılır. Çünkü sarımsak, soğan, pırasa gibi yemeklerde sıkça tükettiğimiz bu besinler aslında Allium ailesine aittir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Allium neapolitanum türü, Akdeniz Havzası’nda doğal olarak yetişse de dünyanın farklı birçok noktasında süs bitkisi olarak bahçe süslemelerinde kullanılmaktadır. Mart ve mayıs ayları arasında çiçek açan bu türü, deniz seviyesinden 1300 metreye kadar olan rakımlarda, ülkemizde özellikle Kocaeli’nin ilçeleri Derince ve Kartepe’de görmek mümkündür. Yaprakları ve soğanı çiğ ya da pişirilerek tüketilmektedir. Yaprakların sarımsağa; çiçeklerin soğana benzer tadı vardır. Suyu böcek ve köstebek kovucu olarak kullanılır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Allium sphaerocephalon türü aynı zamanda yuvarlak başlı sarımsak, top başlı soğan, Bristol soğanı, yılan sarımsağı olarak da bilinir. Avrupa’nın büyük bir kısmında yetişen bu bitki, kümeler halinde koyu bordo renkli, yumurta biçimli çiçek başlarından oluşan görüntüdedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Akdeniz’e özgü Allium roseum, sıcak iklimleri sevse de -5 ila -10 derecelerde de yaşar. Kokusuyla böcek, güve ve köstebekleri uzak tutan bu tür, tarım arazileri yakınlarına ekilir; ülkemiz başta olmak üzere Filistin, Mısır, Libya, Tunus ve Cezayir’de doğal olarak yetişir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”8#” title_font_size=”13″]

    Sade ama göz alıcı güzelliği ile özellikle kurutulmuş çiçek aranjmanında sıkça tercih edilen “Allium gladiator”, 1981 yılında “Allium aflatunense” ve “Allium elatum” tohumlarının melezlenmesi yoluyla elde edilmiştir. Bu yeni tür, Birleşik Krallık’ta Kraliyet Bahçıvanlık Derneği Bahçe Merit Ödülü’nü almıştır.

  • UNUTMA BENİ ÇİÇEĞİ İSMİNİN ARDINDAKİ RİVAYETLER

    Unutma beni çiçeği, Boraginaceae (Hodangiller) ailesine ait, her yıl yeniden filizlenip büyüyen ve birkaç yıl boyunca yaşayabilen çok yıllık bir bitkidir. Genellikle mavi tonlarındaki minik çiçekleriyle bilinse de beyaz ve pembe çiçek açan türleri de bulunmaktadır. Beş yapraklı çiçekleriyle sade ve zarif bir görünüme sahiptir. Bu çiçekler, nemli ve gölge bölgeleri sever. Dere kenarları, orman altları ve sulak çayırlar, unutma beni çiçeğinin doğal yaşam alanlarıdır. Zarafeti ve sade güzelliğiyle görenleri kendine hayran bırakan unutma beni çiçeğinin isminin nereden geldiğini merak ediyorsanız, bu konudaki rivayetleri yazımızda listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Unutma beni çiçeğinin ismi, Latince “myosotis” kelimesinden türetilmiştir. “Fare kulağı” anlamına gelen bu kelime, çiçeğin yapraklarının şeklinin fare kulağına benzemesi nedeniyle verilmiştir. Halk arasında ise bu çiçek, yaygın olarak “forget-me-not” adıyla bilinmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Unutma beni çiçeği, doğanın duygusal derinliklerini yansıtan zarif bir bitkidir. Çoğunlukla mavi tonlarıyla bilinen bu çiçek sevgi, sadakat ve nostaljiyi simgeler. Kavuşamayan âşıklar, yitirilen sevgiler ve unutulmaz anılar için güçlü bir sembol olarak kabul edilir. Adını, geçmişin romantik ve trajik efsanelerinden almıştır. Unutma beni çiçeğiyle ilgili en bilinen efsanelerden biri, Orta Çağ Avrupa’sına dayanır. Bir şövalye, sevdiği kadın için nehir kenarından bu çiçeği toplarken akıntıya kapılır. Boğulmadan önce, çiçeği kadına uzatarak “Unutma beni!” diye seslenir. Kadın, bu sözü asla unutmaz ve çiçeği, sevdiğinin anısını yaşatmak için bir sembol hâline getirir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Avrupa’da ve Orta Çağ’da unutma beni çiçeği, sevdiği tarafından hatırlanmayı isteyen âşıkların simgesi olarak kabul edilmiştir. Başka bir rivayete göre, bir şövalye savaşa gitmeden önce sevgilisine bu çiçekten bir demet vererek “Unutma beni.” der. Ancak şövalye savaştan dönmeyince, bu çiçek kaybedilen aşkın bir hatırası olarak hafızalarda yer eder.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Unutma beni çiçeğiyle ilişkilendirilen hikâyelerden biri de Almanca “Das Vergissmeinnicht” kelimesine dayanmaktadır. Bu kelime, “unutma beni” anlamına gelir ve çiçeğin derin sembolik anlamını yansıtır. II. Dünya Savaşı sırasında bir askerin cebinde bulunan “Steffi, Vergissmeinnicht” yazılı bir not ve sevgilisinin fotoğrafıyla anlatılan hikâye dikkat çeker. Ancak bu dokunaklı hikâye, büyük ölçüde İngiliz şair Keith Douglas’ın savaş deneyimlerini işlediği “Vergissmeinnicht” adlı şiirine dayanmaktadır. Savaşın trajedisini ve kaybedilen aşkları anlatan bu şiir, unutma beni çiçeğinin evrensel bir sembol olarak kabul edilmesine katkı sağlamıştır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Unutma beni çiçeği ile İngiltere Kralı IV. Henry arasında da bir bağ bulunmaktadır. 1398 yılında sürgüne gönderilen IV. Henry, bu çiçeği sadakati ve unutulmama arzularını simgeleyen bir sembol olarak benimsemiştir. İngiltere’ye döndüğünde de bu zarif çiçeği kendi amblemi olarak kullanmaya devam etmiştir. Bu tercih, yalnızca kişisel bir sembolizm değil, aynı zamanda halk arasında unutma beni çiçeğinin anlamını daha da güçlendirmiştir. O dönemde bu çiçek, uzun süreli ayrılıkların, kavuşulamayan aşkların ve sadakatin bir simgesi hâline gelmiş; derin duygulara tercüman olmuştur. Çiçeğin bu eşsiz hikâyesi, tarihin romantik ve melankolik yanlarına ışık tutmaktadır.

  • EVİNİZDE YETİŞTİREBİLECEĞİNİZ YEŞİLLİKLER

    Bitki yetiştirmenin insan psikolojisine etkileri saymakla bitmez. Toprakla zaman geçirmek, bir canlının gelişim evresine şahit olmak ve bir uğraşa odaklanarak zihnin boşalmasını sağlamak bitki yetiştiriciliğin akla ilk gelen faydaları olurken bir de bu bitkilerin yenilebilir olduğunu düşünün. Saksıda ektiğiniz bitkilerden bir sos ya da salata yapmanın keyfi bambaşka olacaktır. Yazımızda sofralarda sıkça yer alan belli başlı bitkilerin saksıda nasıl yetiştirileceğini listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Mis kokusuyla nerede olsa kendini belli eden kekik, et yemeklerinden salatalara birçok tarifte kendine yer buluyor. Saksıda yetiştirmesi oldukça kolay olan kekik, toprak bakımından çok seçici olmasa da killi ve gübreli topraklarda daha verimli büyüyor. Kekiği tohumdan ya da “çelik çoğaltma” olarak adlandırılan bitkinin gövde, dal, kök ve yapraklarından kesilerek hazırlanan filizlendirme işlemiyle ekebilirsiniz. Kekik de dahil listemizdeki bitki yetiştiriciliği için önemli nokta ise alt kısmından delikli bir saksı seçimi olacaktır. Saksının dibine irili ufaklı taşlar koyarak drenajı sağlamak da verimi artıracaktır. Saksıya ekilen kekiğin toprağının çok sıkı olmaması, hava alması ve dikim işlemi tamamlandıktan sonra da yaşamsal önemi olan can suyunun muhakkak verilmesi gerekmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Keskin koku ve aromaya sahip dereotunun ekimi için ilkbahar başlangıcını seçerseniz daha çok verim alabilirsiniz. Dereotunun tohumları toprakla dolu saksıya aralıklarla serpiştirilmeli, üzerine ince bir kat gelecek şekilde tekrar toprak eklenilmeli ve sonrasında can suyu verilmelidir. Dereotu, sürekli gün ışığı alan ve gölge olmayan ortamlarda çok daha verimli büyüyecektir. Bu nedenle saksıyı mekânın en çok güneş alan yerine konumlandırmak bitkinin hızla büyümesi için elverişli ortam sağlayacaktır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Kendine has kokusuyla farklı aromalar sunan reyhan, Osmanlı’dan günümüze vazgeçilmez bir tat olarak özellikle geleneksel sofralarda yer buluyor. Şerbetinin de sıkça tüketildiği reyhanın dikim işlemi kekik ve dereotuyla aynı ancak soğuk havaları pek de sevmeyen reyhanı ilkbahar aylarında dikmek gerekir. 10 günden sonra çimlenmeye ve filizlenmeye başlayan reyhan, 50-60 gün sonra hasat edilebilir. Dilerseniz bazı yetişkin fideleri saksıda bırakarak kendi reyhan tohumlarınızı da elde edebilirsiniz. Çiçek açan reyhan bitkisinin tohumları bu çiçeklerde olacaktır. Keskin kokusu sayesinde örümcekleri ve sinekleri uzaklaştırmaya da yarayan reyhanı günde en az üç ila dört saat ışık alacak bir yerde konumlandırmak gerekir ancak aşırı sıcak ve direkt güneş ışığı kurumasına sebep olabileceği için gün boyunca güneş alan bir yerde bırakılmamalıdır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Balık sofralarının vazgeçilmezi rokayı saksıda yetiştirmek için öncelikle roka tohumlarını ekim işleminden bir gün önce nemli bir bezin içinde bekletmenizi öneririz. Bu işlem tohumların çimlenmesini ve daha hızlı sonuç alınmasını sağlayacaktır. Diğer bitkilerle aynı dikim sürecine sahip rokada dikkat edilmesi gereken nokta ise, suyu çok seven bir bitki olmasından kaynaklı her gün toprağı kontrol edilmeli, toprağının kurumasına izin verilmemeli ve düzenli olarak sulanmasıdır. Sulama işlemi için en uygun saatler sabahın erken saatleri ya da akşam, yani havanın serinlemeye başladığı zamanlardır. Sulama, aynı saatte ve aynı miktarda suyla yapılırsa bitkiden sağlanan verim de artacaktır. Ortalama 40-45 gün sonra rokanızı hasat edebilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Maydanoz, yemeklerde ve salatalarda en çok kullanılan yeşilliklerin başında geliyor. Maydanozu saksıda yetiştirmeye karar verirseniz, besin değeri yüksek gevşek topraklara ekebilirsiniz. Ocak ayından eylül ayına kadar ekimi yapılan maydanoz, sabah güneşini sevdiği için saksı buna göre konumlandırılmalıdır. Toprağının nemli kalmasına özen gösterilmeli ancak aşırı sulama yapılmamalıdır. Elinizle kontrol ederek toprağın kurumasına izin vermeden sulama yapabilirsiniz. Filizlenmesi diğer bitkilere nazaran üç ila dört hafta içinde gerçekleşen maydanozun hasat zamanı geldiğinde kökü toprakta kalmalı ve yeşil yaprakları bir makas yardımıyla düzgünce kesilmelidir. Toprak altında kalan kök, yeni filizler vermeye devam edecektir.

  • DÜNYANIN EN BÜYÜK TEK ÇİÇEKLİ BİTKİSİ TİTAN ARUM

    Dünyanın en büyük çiçeği ünvanına sahip olan “Titan arum”, yalnızca boyutuyla değil, aynı zamanda dünyanın en kötü kokan bitkilerinden biri olmasıyla da dikkat çekiyor. Endonezya’nın Sumatra Adaları’nda doğal olarak, dünyanın farklı noktalarındaki botanik bahçelerinde ise özel bakımlarla yetişen Titan arum, Endonezya’da “bunga bangkai” (ceset çiçeği) olarak biliniyor. Bu dev çiçeği biraz daha yakından tanımak isteyenler için bilgileri listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    3 metreden fazla yüksekliğe ulaşabilen Titan arum bitkisinin çiçekleri, birkaç ay boyunca günde 15 cm’ye kadar büyümesine rağmen çiçeklenme süreci yalnızca birkaç gün sürer. Çiçek açtıktan sonra ise yaklaşık üç hafta boyunca etkileyici görünümünü korur. Doğal ortamında 7 ila 10 yılda bir çiçek açan Titan arum, botanik bahçelerinde yetiştirildiğinde çiçeklenme döngüsüne daha sık girebilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Titan arum, oldukça hassas koşullarda yetişen bir bitkidir. Yetiştirilmesi için nemli, humus açısından zengin topraklara ihtiyaç duyar; yaklaşık 22°C sıcaklık ve %75 nem oranı ise optimal koşulları oluşturur. Bitkinin tohumdan meyveye geçişi uzun bir süreçtir ve bu süreç yaklaşık dokuz ay sürer. Olgunlaşan meyveleri kırmızı renkli ve çakıl taşı büyüklüğündedir. Bu meyveler kuşlar tarafından tüketilir ve kuşlar sayesinde çevreye yayılan tohumlar, yeni Titan arum bitkilerinin büyümesine olanak tanır.

     

    Ancak Titan arum bitkisinin meyve üretmesi enerji bakımından oldukça maliyetlidir. Bu süreç, bitkinin yumrusunu zayıflatır ve bazen hayatta kalmasını zorlaştırabilir. Meyve üretimi, bitkinin doğal yaşam döngüsünde büyük bir yük oluşturduğu için, bazı durumlarda bitkinin ölümüne bile yol açabilir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Titan arum, çiçek açtığında benzersiz bir yöntemle tozlaşmayı teşvik eder. Çiçeklenme sırasında 32°C’nin üzerinde bir sıcaklık üreterek bitkinin yaydığı güçlü “leş kokusunun” çevreye daha etkili bir şekilde dağılmasını sağlar. Bu çürüme benzeri koku, genellikle leş veya bozulmuş et arayan sinek ve böcekleri çeker. Ancak bitki etçil değildir; bu böcekleri yalnızca tozlaşma sürecini sağlamak için çeker. Böcekler bitkiye geldiğinde üzerlerine polen bulaşır ve bu polen başka Titan arum bitkilerine taşınarak bitkinin üremesine katkıda bulunur.

     

    Çiçek açma evresi dışında, bitki enerjisini büyük bir yaprak oluşturmak için kullanır. Bu tek yaprak, dalları olan küçük bir ağaç gibi görünebilir ve yüksekliği 6 metreye kadar çıkabilir. Yaprak, bitkinin besin üretmesi ve enerji toplaması için fotosentez görevini üstlenir. Bu süreç için bitkinin oldukça fazla enerji biriktirmesi gerekir. Bu nedenle, çiçek açması nadir ve gösterişli bir olaydır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Genç Titan arum bitkilerinin erken yaşam döngüsü, yapraklanma ve uykuda kalma dönemleri arasında gidip gelir. Bu aşamaların hiçbirinde çiçek açmaz. Enerji topladığı yapraklanma aşamasında esas “gövde” yer altında kalırken, yer üstünde görülen ve bazen bir ağaçla karıştırılan kısım aslında küçük yaprakçıklar çıkaran dev bir yapraktır.

     

    Çiçeklenme sonrasında bitki, yumrusunun enerji depolayabilmesi için dinlenme aşamasına geçer. Toprak altında bulunan yumru, 50 kilograma kadar ulaşabilir ve bitkinin yaşam döngüsünde kritik bir rol oynar.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Titan arum bitkisinin çiçeği oldukça özel bir yapıya sahiptir. Bitkideki erkek çiçekler, “spadiks” adı verilen uzun bir yapının üst kısmında yer alırken, taç yaprakları olmayan dişi çiçekler spadiksin alt kısmında konumlanır.

     

    Bitkinin büyük ve renkli yaprağı olan “spathe”, aslında çiçeğin kendisi değil, çiçeğe eşlik eden yapının bir parçasıdır. Spathe, iç yüzeyinde koyu kırmızıdan mora kadar değişen, çürümüş et benzeri bir renk alır. Bu eşsiz mekanizması, dünyadaki en büyük çiçek olmamasına rağmen en büyük tek dallanmamış çiçekli yapıya sahip olmasını sağlar ve bu da bitkiyi botanik dünyasında benzersiz bir konuma taşır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İngiltere’deki Kew Bahçeleri’nde yetiştirilen Titan arum, 1926 yılında ikinci kez çiçek açtığında o kadar büyük bir ilgi ve kalabalıkla karşılaşmış ki düzeni sağlamak için polis çağrılmak zorunda kalınmış. Günümüzde de Titan arum çiçek açtığında, bu olay yalnızca bulunduğu bahçelerde değil, dünya genelinde de büyük bir medya ilgisiyle karşılanıyor.

     

    Çiçeğin nadir çiçeklenme süreci ve etkileyici büyüklüğü botanik bahçelerine olan ilgiyi de artırıyor. Çiçek açma olayı o kadar popüler hâle geldi ki, birçok botanik bahçesi bu nadir anları canlı yayınlayarak ziyaretçilerin ve botanik meraklılarının bu doğa mucizesine tanık olmasını sağlıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    2018 yılında Sumatra’da yapılan araştırmalar, Titan arum popülasyonunun son yüzyılda tahmini %50 azaldığını ve doğada artık 1.000’den az olgun bitki bulunduğunu ortaya koydu. Bu düşüş, yasadışı ağaç kesimi, ormanların tarım arazisine dönüştürülmesi, doğal afetler ve yerel efsaneler nedeniyle bitkinin alternatif tıp için yasadışı toplanması gibi faktörlerden kaynaklanıyor.