Etiket: başkent

  • BAŞKENTLER SERİSİ: LONDRA

    Londra, Büyük Britanya Adası’nın güneydoğusunda, Thames Nehri üzerinde konumlanmış Birleşik Krallığın başkentidir. İki bin yıl önce Romalılar tarafından kurulan Londra, Birleşik Krallığın en kalabalık şehri olarak; sanat, müzik, moda, finans, eğitim ve turizm alanındaki gelişmişliğiyle sadece Birleşik Krallığın değil, dünyanın da kültür başkentleri listesinin en üst sıralarında yer almaktadır. Dünyanın en eski metrosu 1863 yılında Londra’da açılmıştır. At arabaları sebebiyle oluşan yoğunluğu azaltmak amacıyla kurulan Metropolitan Demiryolu’nda o dönemin en ileri teknolojisi olarak kabul gören buharlı trenler kullanılmıştır. Kentte şöyle bir gezintiye çıktığınızda belirli yerlerde kömür dumanını atmak amacıyla açılan havalandırma tünellerine rastlamanız mümkün. Tam bir bisiklet dostu olan Londra’da 700.000 bine yakın insan, bisikleti ulaşım amacıyla kullanmaktadır. Dünyanın en fazla tiyatro izleyicisi yine bu şehirdedir ve sadece Londra’da yüzlerce müze ve sanat galerisi bulunmaktadır. Büyüleyici bir atmosfere sahip kent, finansal olarak bu denli gelişmiş olmasına, senede 20 milyona yakın turist ağırlamasına rağmen doğal güzelliklerini korumayı başarmıştır. Başkentler serisi yazı dizimiz için hazırladığımız Londra’nın önemli kent meydanlarını ve ikonik yapılarını sizler için listeledik.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın ortasından geçen Thames Nehri isminin, dört mevsim bulanık olan suyundan ötürü Kelt dilinde karanlık anlamına gelen “tamese” kelimesinden geldiği düşünülmektedir. Nehrin suyu bulanık olsa da burada gerçekleşen tekne turları yoğun ilgi görmektedir. Thames Nehri üzerinde bulunan, 1894 yılında inşaatı tamamlanan Tower Bridge‘de Thames Nehri’ndeki en ilgi çekici yapılarından biri olarak ilgi görmektedir. Manş Denizi’ne dökülen Thames Nehri’ni her sene milyonlarca turist ziyaret etmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    İngiltere’deki kraliyet parklarından en ünlüsü olan Hyde Park, yüzölçümü olarak çok geniş bir alana yayılmakta ve en büyük kent parkı olarak her sene milyonlarca ziyaretçi ağırlamaktadır. Doğal güzelliği ve yeşil dokusuyla birçok festivale ev sahipliği yapan Hyde Park’ın içindeki yapay Serpentine gölünde yüzmek bile mümkündür. 1536 yılında Kral XVIII. Henry’nin avlanması için Westminster Manastırı (Westminster Abbey) keşişleri tarafından satın alınan park, 17. yüzyılda Kral I. James tarafından kamulaştırılmış ve halkın hizmetine açılmıştır. Birçok film ve dizinin çekildiği park, dünyanın en ünlü yeşil alanlarından biridir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    1016 yılında inşa edilen saray, bilinen en eski saraylardan olup 16. yüzyılda çıkan yangından sonra restore edilerek parlamento binasına çevrilmiştir ve günümüzde de parlamento binası olarak kullanılmaktadır. Thames Nehri’nin kuzeyinde bulunan Westminster Sarayı, dünyanın en ünlü saat kulesine de ev sahipliği yapmaktadır ve içindeki çan Big Ben olarak anılır. Kulenin adı 2012 yılında Elizabeth Kulesi olarak değiştirilmiştir. Alışılmışın dışında mimari bir tasarıma sahip olan sarayın yaklaşık 1.100 odası, 4.8 kilometreyi bulan uzun koridorları, 100 adet merdiven çıkışı bulunmaktadır. İngiltere tarihindeki önemi 1066 yılında Kral William’ın bu sarayda taç giymesinden kaynaklanmaktadır ve kraliyet ailesinin taç giyme törenleri günümüzde de Westminster Sarayı’nda gerçekleşmektedir.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Londra’nın en önemli sembol yapılarından olan London Eye, Thames Nehri’nin güneyinde bulunuyor ve 135 metre yüksekliği, 90 metre genişliğiyle tüm Londra’yı tepeden gören bir manzaraya ev sahipliği yapıyor. Milenyum kutlamaları amacıyla 31 Aralık 1999 gecesi açılışı gerçekleşen devasa dönme dolap yılda dört milyon ziyaretçiyi ağırlıyor. Londra’da geçen tüm sinema ve dizi filmlerinde en az bir kare de olsa yer bulan bu ikonik yapı, Millennium Wheel ismiyle de anılıyor. Özel bir ışık tasarımına sahip yapı, havanın kararmasıyla ışıltılı bir görünüme bürünüyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Kentin kalbi olarak bilinen Trafalgar Square, turistler tarafından en çok ziyaret edilen ve birçok etkinliğe ev sahipliği yapan Londra’nın en ünlü meydanıdır. Westminster semtinde bulunan Trafalgar Meydanı, ismini İngiltere’nin Fransa ve İspanya’yı yendiği muharebeden almaktadır. Bu sütun, savaşın kazanılmasında büyük rolü olan İngiliz Donanması’ndan Koramiral Horatio Nelson adına yaptırılmıştır. Nelson sütununu koruyan dört aslan heykelinin yanı sıra meydanı süsleyen birçok farklı heykel ve çeşme de bulunmaktadır.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    İngiltere, müzeleriyle ünlü bir şehir. Güney Kensington’da bulunan Doğal Tarih Müzesi ise botanik (bitki bilimi), zooloji (hayvan bilimi), mineraloji, paleontoloji (fosil bilim) alanında doğa ve yer bilimlerine ait en geniş örneklere sahip çok eski bir müze. Renkli tuğlalardan oluşan yapısıyla Victoria döneminin tipik örnek mimarisinden olan müzenin kuruluş tarihi 18. yüzyıla kadar uzanıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”7#” title_font_size=”13″]

    Birleşik Krallık ailesinin Londra’daki ikamet adresi olan saray, aynı zamanda krallığın yönetim merkezidir. 1703 yılında Buckingham Dükü için yapılan saray, İngiltere’nin en ünlü kraliçesi Victoria’nın tahta çıkmasıyla kraliyet sarayına dönüştürülmüştür. 735 odası bulunan sarayın 19 odası sadece yaz aylarında ziyaretçilere açılmaktadır. Westminster’da bulunan saray, görev atamaları ve yabancı devlet görevlilerinin ziyaretlerinde konuklarını ağırlamaktadır. 20. yüzyılda kraliyet ailesinin halkı selamlamak için kullandığı balkon, II. Dünya Harbi sırasında tam dokuz kez bombalanmıştır. Buna rağmen Kraliçe Elizabeth bu gelenekten vazgeçmemiştir. Halen halkı selamlamak için bu balkon kullanılmaktadır.

  • BAŞKENTLER SERİSİ: PARİS

    Aşkın, sanatın, modanın ve romantizmin başkenti Paris; tarihi binaları, eşsiz bahçeleri, kendine has mimari dokusu ve dünyanın en fazla kütüphane bulunduran şehri olarak çekiciliğini koruyor. M.Ö. 3. yüzyılda yerleşim yeri olarak kullanılan şehrin eski ismi ise Lutetia. “Ville de Lumiére” (Işık Şehri) olarak anılan başkentin sahip olduğu yemek kültürü, sanat akımları, tarihi ve zengin kültürel ögeleri sadece Fransızlar için değil, tüm dünya açısından da önemli bir yere sahip. Fransa’nın başkenti ve dünyanın göz bebeği Paris’in en çok ziyaret edilen ikonik yerlerini yazımızda okuyabilirsiniz.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”1#” title_font_size=”13″]

    Paris denildiğinde ilk akla gelen sembollerden olan Eyfel Kulesi, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlıyor. 324 metre yüksekliğe sahip kulenin tasarımı Gustave Eiffel’in sahibi olduğu firma tarafından Stephen Sauvestre’e yaptırılmış. 1889 yılında Eyfel Kulesi’nin inşası tamamlandığında yapının geçici olarak sergileneceği düşünülmüş… Fransız Devrimi’nin 100. yıl kutlamaları çerçevesinde gerçekleştirilen 1889 Dünya Fuarı’nın girişi olarak yapılan kule için, ilk yıllar yerli halk tarafından şehrin manzarasını çirkinleştirdiği gerekçesiyle yönetime yazılan binlerce mektup bulunuyor. Şimdiyse kulenin olmadığı bir Paris düşünmek neredeyse imkânsız.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”2#” title_font_size=”13″]

    Sadece Paris’in değil dünyanın en güzel mimari yapılarından bir tanesi olan Notre Dame Katedrali, gotik tarzdaki dini yapıların en ünlü örneği. Sen Nehri kıyısında bulunan ünlü katedral, 1163-1334 yılları arasında üzerine sürekli yeni yapılar inşa edilerek tamamlanmış ve bugünkü hâlini almıştır. Keltler ve Romalılar tarafından kutsal sayılan katedralde, Hz. İsa’nın tacı gibi, dini açıdan çok değerli olan nesnelerin de bulunması, bu heybetli mimariyi daha da eşsiz kılıyor. Yakın dönemde yaşanan yangın sonrasında ziyaretçilerine geçici süreyle kapılarını kapatan mekân, beş yıllık restorasyondan sonra yeniden açılacak.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”3#” title_font_size=”13″]

    Adını Yunan mitolojisinde cennet olarak bilinen Elysion ovalarından alan Şanzelize Meydanı, Paris’in ışıltılı ve lüks yaşamının hayat bulduğu en önemli noktalardan bir tanesi. 1667’de Fransa Krallığı’nın en uzun süre tahtta kalan kralı XIV. Louis’in bahçıvanı Andre Le Notre tarafından peyzajı tasarlanan cadde, 17. yüzyılda çiçeklerle donatılmış sade bir gezinti yeriydi. Şimdiyse alışveriş tutkunlarının en çok sevdiği caddelerden biri olan Şanzelize’de dünyanın en lüks markalarının mağazaları bulunuyor. 1950 metre uzunluğundaki cadde, Fransa’nın en önemli etkinliklerine de ev sahipliği yapıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”4#” title_font_size=”13″]

    Sen Nehri kıyısında konumlanan ve dünyanın en büyük sanat müzesi olan Louvre Müzesi’nde 35 bine yakın sanat eseri sergileniyor. Mona Lisa, Milo Venüsü, Marly Atları gibi dünyanın en dikkat çeken eserlerinin bulunduğu müze yerleşkesi; Doğu Avrupa, Batı Avrupa, Mısır, Kraliyet Bahçeleri ve Cam Piramit olarak adlandırılan bölümlerden oluşuyor. 1204 yılında Viking saldırılarına karşı inşa edilen yapı, 14. yüzyılda kraliyet ailesinin sarayı olarak kullanılmış, 1934 yılında bugünkü hâlini alarak müzeye çevrilmiştir. Tüm eserlerin incelenmesinin haftalarca sürdüğü müze, belirli günlerde gece de ziyaretçilerine açılıyor.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”5#” title_font_size=”13″]

    Charles de Gaulle Meydanı’nda bulunan Zafer Takı, Fransa’nın en önemli sembollerinden biri. 1806 yılında Napolyon Bonapart’ın talimatıyla inşasına başlanan yapının tamamlanması 30 sene sürmüş. Meçhul Asker Mezarı Anıtı, I. Dünya Savaşı’nda ölenlerin anısını yaşatırken üst kısmındaki seyir terasından Paris’in hem modern hem tarihi dokusunu izlemek mümkün.

    [eltd_section_title alignment=”left” title=”6#” title_font_size=”13″]

    Kent merkezinden 20 km uzaklıkta bulunan saray, 17. yüzyılda XIII. Louis’in isteği üzerine av köşkü olarak inşa edilmiş. İlk zamanlar sade bir yapı iken, XIV. Louis’in tahtta geçmesiyle 20 bin konuk ağırlayabilecek şekilde genişletilmiş. Fransız barok ve klasik mimari tarzının muazzam bir örneği olan yapı, kralın kudretini göstermek amacıyla tasarlanırken, çevresindeki bahçelerde de gösterişli peyzaj çalışmaları bulunuyor.